PDA

: Derviş Hubyar


Hubyar.
14-06-2007, 07:44 AM
Derviş Hubyar
Hubyar Sultan’ın babası Lokman-ı Penan anası Ürfan Bacı doğuş, yaşayış yılları binüçyüz yıllarıdır. Çünkü Hacı Bektaş-i Veli efendimizin Vilayetnamesi’nin 244. sayfasında Hünkar’ın Karadonlu Can Baba’yı Erzincan elinin Kemah Boğazı’na gönderdiği zaman Cengiz Han oğlu Külhan’ın çok askeri vardı. Puta taparlardı. Bağdat’da çok cenk ettiler. Galip geldiler oradan Dicle’yi, Fırat’ı geçtiler. Erzincan Kemah’a geldiler. Hünkar Hacı Bektaş’a duygu geldi, malum oldu, başına taç, eğnine kisbet giydirdi. Karadonlu Can Baba’yı gönderdi. Hubyar Sultan orda da islam dini ve alevilik uğruna fedakarlık gösterdi. Hacı Bektaş-ı Veli, hızır mısın, hazır mısın, alim misin ya Hubyar’ım, dedi.
Tekrar Hacı Bektaş-ı Veli, Külhanbeyleri Tatar beylerini müslüman olunca çevre vilayetlere köylere dağıtım yaptı. Mürit ve mühibiz dediler dediler ama içlerinden zinharlarını kesmediler. Putperestliği, menatı bırakmadılar. Bunlardan bazıları da Sivas vilayetinin Tekeli dağının altında Balışıh köyünde kaldılar. Kilise yaptılar, gizli putlara kurban kestiler. Bu hal ve bu hareket Hünkar Hacı Bektaş’a malum oldu. Hünkar, Vilayetnamesi’nin 262. sayfasında yazar. Hemen o anda Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli, Hubyar’ı yanına çağırdı, Ya Hubyar, size bir hizmet vereceğim. Sivas vilayetinin Tekeli dağının altında Balışıh köyünde Külhanbeyleri yanlış yola gitmekte. Onların zinharlarını kes, müslüman mümin et. Bizim hayır dualarımız üzerinizdedir, dedi, dava etti. Hubyar hayır himmit deyip Sulucakarahöyük’ten azim etti, şimdiki ismi Hubyar Tekke köyü olan Tekeli yaylasının altında Balışıh köyüne geldi. Tatar külhana gayet güzel ikramlarda bulundular. Hubyar Derviş bunların içinde bir zaman kaldı. Gürgen Çukuru denen yerden odun taşıdı.

Bir yere yığdı külhanın adamlarını. Hubyar Sultan’a sordular, bu odunu neylersin derviş, dediler. O da şu cevabı verdi: Birgün bana lazım olur, dedi. Hubyar Sultan, putların yerini öğrendi. Birgün Külhan beyleri Tekeli dağına şikar yapmak satiyle gezmeye gittiler. Hubyar Sultan hemen Putları yığdığı odunun içine attı ateşi yaktı. Külhanın adamları zorladıysa da elinden alamadılar. Hemen beylerine haber verdiler. Beyleri geldi gördü ki Derviş, putları ateşe atmış, kendi de üzerine oturmuş; bari derviş yanıyor, putlar da yansın, dediler. Halehuluyarın Hüdütnamesi’nin içinde ismi geçen Zortaşı denilen yerde putlar yandı, kül oldu. Derviş Hubyar’ın bir tüvüne ettiler. Hata gelmedi o zaman Külhan kafilesi Derviş’in ayağına eline düştüler. Ya Hubyar bunu senden ummazdık, dediler. Hubyar, o putların kerameti olsa, kendileri yanmazdı, beni size Rum diyarını işat eden Hacı Bektaş-ı Veli gönderdi. Hak dinini kabul edin, Muhammed’e selavat verin, dedi. Külhan oğulları, la ilahe illallah, Muhammed resulullah, dediler. Hubyar Sultan’a niyaz secde ettiler. Kalan putları da kendileri yaktılar. Hubyar Sultan, onlara insanlığı, doğruluğu, saygıyı talgun eyledi. Çağdaş kültürlerden muhabbet, nasihat, tatlı söz, güler yüz, temiz kalpli güzel ahlaklı, doğruluk, dost gönlünü incitmemek, kendine ağır geleni Allah’ın yarattığı hiçbir kula yapmamak, bilhassa eline diline beline sahip olup şeytana uymamak, imanlarını ikrara bağlayıp imanı dini şeytana çaldırmamak, laillaha ille Allah, deyince Allah’ın birliğini, Muhammed Resulullah deyince, Resul’ün Hak peygamber olduğunu besmelenin, yerin göğün kündü olduğunu öğretti. Ve onlara hayır dua etti. Onlar Anadolu’nun yaylalık köylerine gitti. Hubyar Baba, Tekeli dağının altında karar kıldı, mekan tuttu.

Hubyar Sultan’ın iki oğlu, yedi kızı olmuştur. Hubyar’ın hanımı yalıncak kızı Gönül Ana’dır. Kız evlatları evlenmeden Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Allah rahmet eylesin gabirleri. Hubyar, Tekke köyünün kabristanındadır. İki oğlunun birinin ismi Deydiyar, birininismi Buynat’dır. Deydiyar’ın türbesi Sivas vilayetinin Ulaş denilen bir köyündedir. Hala köyün adı Deydiyar Şeyh Köyü ünvanıyla söylenmektedir. Buynat ise din uğruna seraskeri olarak balkı Buhara’ya gitmiş, geri dönmemiştir. Deydiyar’ın üç oğlu olmuştur.Ali Dede, Kenan Dede, Hüseyin Abdal. Ali Dede, ceddinden kalan yolları yürütmüştür. Çevrenin geniş olduğundan talibin, muhibin nazını, niyazını, adağını, çırağını yerine getirmek için gittiği yerlerde Allah’ın rahmetine kavuşmuştur. Kenan Dede de aynen atasının yolunu yürütüp, ilmen ve zikren bilinçli olarak müritlere, taliplere, eşe dosta hayır dua tatlı dil, güler yüz, iyi huylu olmalarını öğütlemiştir. O da başka çevrelere talip üzerine gitmiştir. Hak’kın rahmetine kavuşmuştur. Hüseyin Abdal bir zaman o da ceddi sülalesinin yolunu yürütmüş, dedelik ve şairlik yapmış, saz çalmış ordan sökün etmiş, Sivas vilayetinin Mazan köyü ile Karabalçık köyü arasında Almabeli denilen yerde çok gürüh, gülbenk yürütmüş, Almabeli’ne çadır kurmuş, Karabalçık köyüne anane ,gelenek ve görenek yürütmek için Sivas çevresinin Türkmen aşiretleri ve Loğdinli aşiretleri ev yapmışlar. Hala o ev Karabalçık köyünde gelenek, görenek, kuzu kurban kesilmektedir. O zaman Sivas vilayetinin köylerinin çok emeği geçmiştir. Hüseyin Abdal bir müddet sonra Hubyar köyüne gelmiştir. Gabri Şerifi Dedesi Hubyar’ın yanındadır.

Hubyar’ın torunu Ali Dede’nin bir oğlu olmuştur. İsm-i şerifini Meyti koymuşlar. O da Ayin-i cem, cemaat secahat bilim üzere yolunu yürütmüştür. Şimdi hala isimler devam eder. Ali Dede’den gelenlere Meytilü İsmi ile anarlar. Kenan’dan gelenlere Kenanlar ismi ile çağırılır.

Hüseyin Abdal’ın beş oğlu vardı. Hasan, Bezat, Himmet, Aslan, Mustafa... Bunlar da aynı tarikatları, yolları yürütmüşlerdir. Hasan Abdal’ın türbesi, babası Hüseyin Abdal’ın yanındadır.

Hüseyin Abdal’ın oğullarından gelenlere de Hasanlı Bezatli Himmetli Mustafalı Aslanlı isimleriyle çağrılmaktadır. Bu ismi geçen Hubyar evlatlarından gelenler o günden bugüne geleneğini göreneğini yürütmüştür. Herkes yolunu yürütür. Hubyar’ın yolu İrfan makamı Kırklar Hulki Rıza vücudu Keçe Aklan ilmen zikren hırsızlık, huysuzluk, haram yeme, zina işleme haksız yere kadın boşama, Hak’kın buynasını yıkıp adam öldürme, fesatlık yapıp kimseyi öbür şahısa dakma verasil Cenab-ı Allah’ın emrini tutmayıp nehini tutan Dede olarak posta ve mimbere oturup o topluma halgaçık namazı kıldıramaz. Hükümetin ulvi emirlerine itaat etmeyeni Atatürk’ün izine gitmeyeni o güzel atalarımızın kanından yuğrulan al bayrağa itaati olmayan bir kimseyi Alevi tarikatının her hangisi olursa olsun topluma koymazlar. Merhaba demeyi istemezler ve öyle bir şahısa insan gözüyle bakmazlar bizce... Alevi cemaatinde öyle bir canlı mahluk sayılır. Adam sayılmaz. Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli Sultan’ın meşhur bir sözü vardır. Müminlerin kalpten kalbe yol gider, der. Bizce Alevilerin tümünün yol erkan yürütümünde tüzüğü birdir. Tabii Alevilerin Doğu’da Batı’da, Kuzey’de Güney’de, her tarafta kolları, ocakları vardır. Bunların isimleri, anıları ve yöreleritöreleri birbirine çok benzer. Hubyar Sultan’ın bir, ismi de Abdal Dedem diye söylenir. Mesela Sivas vilayetinde yüceliğini ve dedeliğini ispat etmek için asılan Pir Sultan Abdal o dahi Abdal ismiyle anılmıştır. Davaya dostluğa çağa söylemiş olduğu deyişlerin son beyitlerinde ne derse desin Pir Sultan Abdal’ın noktalarını koymuştur. Pir Sultan Abdal, Güvenç Abdal, Teslim Abdal, Kalender Abdal, Kaygusuz Abdal bu. Tüm Alevi kültürünü yayanların, dervişanlarının çoklarının ismi Abdal olarak anılmıştır. Alevi kültüründe Abdal manası bir divane veya bir beçare olarak kabul olamaz. Abdal diye bedeninin içi ve dışı temiz dünya malına tapmayan doğru yoldan sapmayan, temiz kalpli uyum sağlayana Abdal denir. Bu dünyanın ilmini dünya için okursan, yerin göğün otluk saman dünya için yan.

Hubyar.
14-06-2007, 07:45 AM
Hubyar Sultan’ın ilmi ve tahsili yazarlardan Münagipname’den Hünkar Hacı Bektaş-i Veli Sultan’ın Velayetnamesi’nden aldığımız kültürlere göz saldığımızda Hubyar Sultan, Musa-yı Kazım Hulgu İriza göbeğinden gelmiştir. Talebeliği, kültürü Hacı Bektaş-i Veli ile bir çağdadır. Okudukları şehirin ismi Yesevi şehridir. Hocalarının ismi Lokman-ı Penan’dır. Hocanın bir ismi de Ahmet ünvanıyla anılmıştır. Talebenin sayısı çok. Yalnız doksanbin talebenin içinde ilmi Zahirden ve ilmi batından Hubyar’la Hacı Bektaş-ı Veli çok üstün başarılı kültür almışlar, Ali ile Muhammed’in Hayber’de beraber dadeflut cenginde Kan Kalesi’nde kazalarda Çaviyar olup birbirinin carına yetdiği gibi Ahmet ile Bektaş da çariyar olmuştur. Rabbena atina fi dünya ve melahi yel ahret ve hüvel aliil kadim ve hüvel aliil azim. Hak Teala hazretlerinin nutkuyla Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammed Mustafa selle Aleyhisselama emanetler gelmiştir. O emanetler şunlardır. Elif, taç, fırka, seccade, sofra, alem Hz. Peygamber efendimiz de erkanla Ali’ye vermiştir. Ali’den oğlu İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e değmiştir. İmam Hüseyin’den İmam Zeynel’e değmiştir. Bir zaman zindanda kalmıştır. Zindanda Eba Müslüm’e Cenab-ı Allah bir Nüsret vermiştir. Forasan tarafından Ak elinden Kilis’ten Meriç’ten arayı arayı Merve şehrinde bir mağara içinde Zindanda Zeynel’i buldu. Gel seni burdan kurtarayım. Önünde ehlibeyt Mustafa aşkına kılıç çalacağım, dedi. İmam Zeynel kabul etmedi. O zaman emanetleri Aba Müslüm’e teslim etti. Eba Müslüm emanetleri İmam Bakır’a değdirdi. İmam Bakır’dan İmam Cafer’e, İmam Cafer’den Musa-yı Kazım’a, Musa-yı Kazım’dan İbrahim Mükeremül Müceb’e değdi. İbrahim Mükremül Müceb’ten Lokman-ı Penan’a değdi. Lokman-ı Penan’dan oğlu Ahmed’e değdi. Ahmed’de bir zaman kaldı. Ahmed’in zaviyesinde çok talebesi vardı. Talebeler gönüllerinden dilediler ki bu emanetleri birimizden birimize yerse, dediler. Bu söz Hoca’ya malum oldu. İssisi vardır, gelir, dedi. 0 zaman bir mühip can bir miktar dara getirmiş, çeç halinde dururdu. Hacı Bektaş-ı Veli bir sarhada şikar yapmaya gitmiş idi. Hoca dedi ki; bu emanetler öyle bir erin hakkı ki şol daru çeçinin üzerinde iki rekat namaz kıla, hiçbir tane daru hareket etmeye, dedi. OL zaman Hacı Bektaş-ı Veli Sultan içeri girdi. Hoca Ahmed, bu iş senin hakkındır, ya Bektaş, dedi. Hacı Bektaş-ı Veli Sultan, seccadeyi eline aldı. Bismillah yamur Allah, deyip daru çeçinin üzerine attı. İki rekat namaz kıldı. Farih oldu geçti, yerine oturdu. Ol zaman çırah uyandı. Tac Bektaş-ı Veli’nin başına seccade dizine sofra önüne alem duşuna geldiği zaman ordaki erler, talebeler, artık biz burda durmayalım, bunun gibi kuyvetli er varken bizim elemimiz oynamaz dediler. Taksim dilediler. Emanetler kendine geçtiği için Ser çeşmeyi naviden oldu. Yani ser çeşme başı oldu. Görüm sorum yaptılar. Tarikatça adalet meydanı kurdular. Hoca Ahmet Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’nin darına geçtı. Özüm darda yüzüm yerde, gönlüm er hak meydanında, elim pirdi, dilim müvretde, dedi Hacı Bektaş-ı Veli, Sultan Ahmed’i gördü, sordu, yolunu yürüttü üç tarih. Pençeyi Ali Aba çaldı ol anda. Ahmed’in bedenlerinde çok fena zahım yemiş kılıç izleri gördü. Hubyar’ım sen Ali gibi yara almışsın, dedi, sarıldı.

Hünkar Hoca Ahmed’i çağırdı dara. Üç defa çalınca açıldı yara. Bektaş-ı Veli de erinci sıra mail canın vurduğu yara demediler mi lepbeyik lepbeyiksin deyince Veli ismi cismi canım cananım Ali 90.000 er gördü. Bu gizli hali ismine Hubyar’sın demediler mi yenguzu sela nefsihi ve men effe bima ahada aleyhullahi feseyyütiyhi ecren azim.
Ol zaman ordaki talebeler erler yoldan taksim dilediler. Hünkar Hacı Bektaş-ı Yeli ocak ocak, belde belde herkese taksimat yaptı. Toplum önünde yanan ulu ateşten vilayetiyle korları aldı. Mühit mühit attı. Herkes korların düştüğü memlekete gitmeye karar kıldı. Fakat dört kapının biri olan Tarikat yolu ortada duruyordu. Herkes o yola göz koydu. Fakat Hz. Hünkar, kim sağ solukta ve ikrarında kadim durabilirse, yol ol erin hakkıdır, dedi. Cümle talebeler, erler sağ soluğa oturdular. Hubyar’dan başkası sağ solukta duramadı. Hubyar Sultan taksimde talip almadı. Yolu aldı. Hubyar’ın nurunu gören Hubyar’a talip oldu. Öbürleri taksimini nasibini alıp mekanlarına dagıidılar. Ol anda Muhabbet esnasında avucunun içi nübüvet mühürlü bir yeşil tek el göründü. Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli Hubyar’ım bu tek ol Hızır eşliğinde, dedi. Tozanlının başında Tekeli yaylası var. Senin yaylan orası olsun. Köyün de bu kor parçası nereye düşerse ora olsun, dedi. Nutuf etti. Ordan bir kor aldı attı. Tekeli yaylasının altında eski ismi Balışıh köyü, şimdiki ismi Hubyar köyü denen yere düştü. Bir ulu ucu yanık çam ağacı oldu. Oranın ismini Hızır Sersem koydular. Hala o çam ağacının belirli durum noktası mevcuttur. Tekeli dağı ikibinaltıyüzkırkaltı rakıma sahiptir. Tekeli yaylasının abu hayat suları dalgalı, arazisi çimeni binbir türlü otu, kekiği, havası çok temizdir. Tekeli yaylasını Erzurum’dan Ege’den, Samsun’dan ve Anadolu’nun birçok yerlerinden ziyaret için gelenler mevcuttur. Hatta Tekeli yaylasına Sultan Murat dahi gelmiştir. Onu kitabımızın ileriki sayfalarında anlatacağız.

Hubyar Sultan sağ soluğu yolu aldı. Taksimde talip almadı. Hubyar Sultan Külhana da talip için girdi. Nurunu kerametini görenler talip oldular. Hubyar Sultan’ın yolunu seven, ikrarını güden hakkın doğru rehini bilen ehlibeyit yol bendelerinin cümlesinde hakkı vardır. Bunu alim dedeler de ve görüşlü hangi ocak malı olursa olsun taliplerde bilen çoktur. Bu hakkı hiçbir kimse inkar edemez.

Vekanallahi fevganı fighe küllü inkarın gatli vacip.

Hubyar almadı Taksimi malı
Yazdılar hakkında verdiler yolu
Dokuzlarda sırda duran Tekelü
Hubyar’ı görünce yürümedi mi?

Orda gördü vatanın elini
Hubyar Hızır’a verdi elini
Dikti sancağını açtı nurunu
Nurun gören gelip talip olmadılar mı?

Veraniyem beyatımız uluya
Niyaz kıldık Hacı Bektaş Veli’ye
Allah kimseleri pirsiz komaya
Pirsizler damuya sürülmedi mi?

İlmi rapbane atina fidünya
Vemelahi vel ahiret haseneten
Ve kani azbennar.

Sultan Murat Amasya’dan Hubyar Sultan’ı duyuyor. Tekeli yaylasına Hubyar köyüne gelmeye karar verip yola çıkıyor. Yanında birçok Türk askeri ile Hubyar Sultan kendi hudutnamesi içinde Mıhlı denilen bir mevkide önüne varıyor. Yanındakilerle beraber buyur edip yurduna çıkarıyor. Sultan Murat bakıyor ki yüce yayla dağ başı aklından diyor ki, burda ne bulunur ne yenir? Burası kırsal kesim, diyor. Bu düşünce Hubyar Sultan’a malum oluyor. Küçük kazanını ocağa kuruyor. Türlü çeşit yemek çıkarıyor. Askeri doyuruyor. Sultan Murat çok memnun oluyor ve hayran kalıyor. Diyor ki, bu derviş bu dağın başında bukadar insanı doyurdu. Bunda çok büyük varlık keramet var, diyor. O zaman diyor ki; Derviş biz sefere gidiyoruz, hayır dua kıl. Himmet eyle, diyor. Ol zaman Hubyar hayır dua ediyor. Sultan Murat’ı bir konaklık yola kadar yolcu ediyor, geri makarnına geliyor.

Vecahidi fisebullahi Havfen vericalen

Engin ovalara yurdun tutmadı
Zerrece işine hile katmadı
Sayrusunun bahçesine gitmedi
Kendi bahçesine girdi Hubyar.

Gürgen Çukuru’na çok emek verdi
İbadet eyledi çiftini sürdü
Gönül anayınan sır deme erdi
İbadet güllerin derdi Hubyar.

Dolandı mıklıya önüne vardı
Sultan Murat orda bir selam verdi
Ve aleyküm dedi selamın aldı
Onünce beraber geldi Hubyar.

Onünce beraber yurduna çıktı
Kendi ocağına ateşin yaktı
Aç kalırız diye ordusu korktu
Küçük kazanını kurdu Hubyar

Abu hayat soğuk suyun akıttı
Tüçcasını türlü tevür kokuttu
Meskanını Tekelü’ye çikattı
Sultan Tekeli’de durdu Hubyar.

Sultan Murat der ki bu nasıl emek
Bir kazandan çıktı çeşitli yemek
Hesap eyle derviş yevmiyen verek
Cümlesini tamam gördü Hubyar.

Dedi derviş yaylan ne yüce yayla
Dedem de buyurdu dağbaşı böyle
Sefere gidiyom sen himmet eyle
Orda hayır dua kıldı Hubyar

Dedi derviş bu yaylada durunca
Bu kadar orduya kısmet verince
Sen dua kıl biz sefere gidince
Allah yardımcınız dedi Hubyar.

Hubyar değirmeni kendisi yaptı
Helal kazancını rahmetti dutdu
Ordaki uruflar o yola gitti
Yolun doğrusunu sürdü Hubyar.

Mestane olmuşum senin derdinden
Göferini ayıramam virdimden
Abdal dedem ayırmasın yurdumdan
Dertlilere derman verdi Hubyar.

Hubyar.
14-06-2007, 07:46 AM
Sultan Murat’ın Bağdat seferine gitmesinde Sivas vilayetinin içinde türbesi bulunan Hubyar’ın yol kardeşi Ali Baba’nın da çok emeği velayeti, kerameti, din uğruna çok çabası vardır. Hala Ali Baba’nın türbesinin olduğu mahallenin ismi Ali Baba Mahallesi diye anılır. İsimler geçerlidir.

Hubyar Sultan’ın Istanbul’a gidişi Sultan Murat Hubyar Sultan’ın kendisine yaptığı hürmetlere memnun kaldığı için Tatar süvariler gönderiyor. Süvariler gelmeden süvarilerin geleceği Hubyar’a malum oluyor, eşine dostuna, talibine, muhitine bize çağrı geliyor. İstanbul’a yol görünüyor her halde. Bize elçi veya ulak zaptiye gelse gerektir, diyor. Toplum tarikatlar yapıyorlar. Halgacık namazı kılınıyor. Kubanlar kesiliyor, gülbenkler çekiliyor, naz niyaz tecele tevalla okunuyor. Oniki hizmetyürüyor. Bütün canlarla vedalaşıyorlar dalgınlığı yüzünden öylesi Gönül Ana ile vedalaşamıyor. Gürgen çukuruna varırken orda bir büyük taşa münkirin göğnü Karataş olsun, deyip elindeki kılıcı vuruyor. Kılıç taşı kesme benzeri yaratıyor. Taşı kesmiyor. O zaman Hubyar Derviş gönülleri bir edemedim deyip geri dönüyor. Hanesine geliyor. Gönül Ana ile vedalaşıyor. Hayır himmet deyip geri taşın yanına varıyor. Lafeta süresini dile getiriyor. İsmi azemi okuyor, ya Allah deyip taşa kılıcı vuruyor. Taş elma dilimi gibi iki şarh oluyor. O zaman gönlü şad oluyor. Kendi kalbinden diyor ki; evvel Allah’ın izniyle, ben fakir etna kadadan ne mücüzat ve ne keramet istenirse yaparım, kanaatını kendi gönlünden geçiriyor. Şimdi hala o taş iki şarh kesildiği gibi duruyor. O taşın ismi Kılıç Kesen olarak bir nişahgahtır. Gelen geçen Kılıç Kesen’e bakar ziyaret eder, el kaanaatı fi kafi ordan yürüyor. Tokat vilayetinin altında Kat diye anılan bir zayirat vardır. Oraya iniyor. Oraya zamanın keramet sahibi Ahi Baba ve Sivas’ta ziyareti bulunan Ali Baba da geliyor. Çok taraftan mühip, talip, eş dost geliyor. Kuzu kurban kesiliyor. Çok güzel muhabbetler oluyor. Sabahleyin yola çıkarken Keçeci Baba diyor ki; burda çok muhabbet oldu, buranın ismi ne olsun? diyor. Hubyar Sultan, burda kat kat muhabbet ettik, buranın ismi Kadbaba olsun. Cümle dertlere derman olsun, ağrısı acısı, sızısı olan burdan şifa bulsun, diyor. Keçeci Baba ile vedalaşıyor, yola düşüyor. Hala o Kat Baba Kazova’nın kenarında bir nişangah su çermiktir. Türkiye’nin her tarafindan ziyaretçi gelir, itikatı bütün özü tam olan derdine derman ve şifa bulur, yola revan olup giderken Turhal kazasının Çaylı köyüne varıyor. Orada biraz dinlenmek istiyor. Bakıyor ki köy halkı canından bezmiş, develerle yeşil ırmaktan su çekiyorlar. Çaylılara diyor ki, niçin bu zahmeti çekiyorsunuz? Hiç mi Hak yoluna yedi adım yol yürüyüp bir içim su içmediniz mi ve köyünüze hiç mi bir haklı can gelmedi mi? diyor. Halk başına yığılıyor, bu

dervişte bur secavet, keramet var, diyorlar. Ol zaman köylüleri başına çağırıyor, orada biryere elindeki asayı dürtüyor, su fışkırıyor. Çaylılar seviniyorlar. Hubyar diyor ki; size bir aşu çatalım, tutarsa, diyor. Hala o köyün ismi Aşu Çayı ünvanıyla söylenir.

Hubyar kovası o günden bu güne işler. Büyük nazargahtır. Tokat Sivas Amasya Merzifon’da Çorum, Yozgat ve birçok yerlerin köylüsü kentlisi, şehirlisi, çiftçisi, memuru Hubyar kovasını bilir, ziyaret ederler. Çaylılar nurunu kerametini görüp Hubyar’a talip olmuşlar. Tokat’ta birçok köyler Hubyar’a bağlıdır. Çaylı köyünün de ikrarı kadim olmuş, aşusu tutmuş, Çaylı köyünde Hubyar’a bağlıdır. Çaylı’dan, Turhal’ın şimdiki ismi Kelit şu anda Ulutepe ünvanını taşıyan köyü geliyor. O köyde kuzu, kurban kesiyorlar. Orda Esah diye bir şehit vardır. Ona fatiha okuyor. Ordan Avcı derneğinin üzerinde Elik Tekkesi denen yere varıyor. Orta bir yatır vardır. Cuma geceleri Elikler Geyikler ziyaret eder, onun için ismi Elik Tekkesi’dir. Orda da sohbet ediyorlar. Bu köy Yeşil Irmak’ın üzerindedir. Ordan Merzifon’da Piri Baba denilen türbeyi ziyaret ediyor. Piri Baba buna hoş sefa nazar, hürmet gösteriyor. İki dostun kavuşması çok mukah oluyor. Piri Baba ile vedalaşıyor. Ordan Çorum’un Osmancık kazasında Kızılırmak üzerinde Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli tarafından ok seğisiatılan Koyun Baba’yı ziyaret ediyor. Orda dem sefa hizrnet görüyorlar. Ordan çıkıyor yola revan oluyor. Çorum ile Kastamonu arasında Sultan Murat’ın kendine gönderdiği süvarilere kavuşuyor. Süvarilere kendinin Hubyar olduğunu, onların kendine

Sultan Murat tarafından gönderildiğini rüyasında kendine beyan olduğunu anlatıyor. Süvariler inanmıyorlar. Hubyar’dan ayrılıyorlar. Güya gayeleri Tozanlı’ya gelip derviş’i alıp gitmek. Fakat süvariler yolu şaşırıyorlar. Geri dönüp Istanbul istikametine gitmeye mecbur kalıyorlar. Hubyar Sultan içerisinde bir aşkı ilahi eğleni diğneni yiye içe kona göçe Hızır yoldaş kamber kılavuz eş dost talip muhip davacı Allah yardımcı Sakarya’ya varıyor. O muhıtte Sakarya suyunun üzerinde bir köprü var imiş. O köprüden geçen garibanlara zulüm yaparlar imiş. Hubyar Sultan varıyor paç alan birisine diyor ki, efendim benim ahçam yok. Size paç vermeyeceğim. Size dua edeyim, işiniz ihsan olsun, derse de dalga geçiyorlar ve hoş olmayan sözler söylüyorlar. O zaman Cenab-ı Hak’ka sığınıyor, elini kuma çalıyo, bir avuç kum alıp ismi azem duası söylüyor. Kumu ırmağa atıyor. Su çayıp öbür tarafa gidiyor. Köprü kumda kalıyor. Hala şimdi yine Sakarya nehri yakınlarında boş kuru köprü durmaktadır. O köprünün adı Muhanet Köprüsü olarak söylenmektedir. Bunun üzerine Hubyar Sultan’ın deyişi:

Çıkıp arş yüzünde nurda oturan
Meftasını mefdasına getiren
Kudret yarılıp lokma getiren
Südünen ahmeri balı Hubyar.

Ateş yok ki gene çiği büşüren
Dalga verip kalpevimi coşturan
Muhanet Köprüsü’nün suyun şaşıran
Kurtardı zalimden yolu Hubyar.

Varın bakın paçcı kayık haline
İsmi azem duası geldi diline
Bir avuç kum aldı sundu eline
Az kalsın kuruda güya gölü Hubyar.

Ol zaman seccadeyi suya atıp Dolmabahçe civarını geçip saraya yakınlaşıyor. Bunu gören Sultan Murat sarayın eşiğinin altına Kuran-ı Kerim’i koydurup Hubyarın önüne varıp buyur derviş deyip buyur ediyor. Eşiğin altına Kur’an kitabı koyulduğu Hubyar Sultan’a malum oluyor. Diyor ki; Sultanım şevketlim Kur’an hak’tır. Kur’an gerçektir. Yeri göğü Kur’an Allah’tır. O senin eşiğin altına koydurduğun kitapta yirmi dokuz rufat yüzondört sure, altı bin altıyüz altmış altı ayet var. Ben onu çiğneyemem. O ahır zaman nebisine indi. Onu Allah Cebrail vasıtasıyla Peygarnbere gönderdi, dedi.

Eşiğin altından kitabı kaldırdılar. Tabi izet ikram gösterdiler. Fakat gaip bilimlerini aramak için çare aradılar. İçlerinde bir adam var idi. İsmine Duroğlu derler idi. Duroğlu dedi ki ben yalandan ölüyüm. Derviş benim cenazemi kılsın, ozaman foyası meydana çıksın, dedi. Bunu kabul ettiler. Duroğlu yalandan öldü. Hubyar Sultan’a, derviş bu cenazeyi sen kaldıracaksın, dediler. Hubyar Sultan dedi ki ölü niyetine mi kılacağım, dirı niyetine mi kılacağım? dedi. Dediler ki derviş cenazenin dirisi olur mu dediler. Ol zaman helallık aldı. Su selasını verdi. Musallaya koydular. Allahüekber deyince cenaze namazı tamam oldu. Ha haay çalıp güldüler derviş niye gülersiniz, diye sorunca senin kerametine gülüyoruz, sağ adamı ölü niyetine kıldın, bizi de kandırmaya çalışıyorsun dediler. O zaman Hubyar Sultan dedi ki bizde yalan olmaz, açın bakın, dedi cenazeyi açtılar, baktılar ki adam ruhu çoktan teslim etmiş.

Eşiğin altında kitap sırınan
İki cihan boyanmıştır nurunan
Ali Baba ile girdi fırına
Estirdi garınan yeli Hubyar

Sağ adamı musallaya koydular
Buyur derviş cenazeye dediler
Orda hazırdı Kırklar Yediler
Sağ adamı ölü kıldı Hubyar

Allahüekber dedi aldı canını
Öl demeden uyuşturdu kanını
Cümle alem duydu onun namını
Şanını dünyaya saldı Hubyar.

Duroğlu derlerdi kıldığı Adem
Allahüekber dedi Hubyar dedem
Kimisi sağ dedi kimisi ölü
Olüler katarına saldı Hubyar.

Ondan sonra Hubyar için Külhan fırın yaktırıyorlar. Bu fırına girer de yanmazsan fermanın yazılacak, diyorlar. Yedi gün yedi gece Hubyar için fırını yakıyorlar. Hubyar Sultan’a fırına gireceksin diyorlar. Halk biryere cem oluyor, birleşiyor. Hubyar destur deyip, fırına giriyor. Ali Baba ile yirmi dört saat sonra fırını açıp bakıyorlar. Hubyar Sultan’ın sakalını buz tutmuş, kucağında bir masum çocuk, çocuğun elinde bir top tücca çıkıyorlar. Çocuğa ismin ne, diyorlar. Ali Baba diyor. Nerdeydiniz, bize bu dervişi Külhana attık, bunun sakalını buz tutmuş, diyorlar. Çocuk diyor ki, Tekeli dağı diyorlar. Bir yüce yayladaydık. Çiçek tücaa topladık. Çok soğuk bir yayla oradaydık, diye bunlara cevap verdi ve bunlar şaştı hayran kaldı, özür niyaz dilediler. Ve Hubyar Sultan’a mal varlık saltanat teklif ettiler. Hiçbirin kabul etmedi. İlla ki dokuzlarda sırda duran Tekeli’ye giderim dedi. Hubyar avuyu içmiş deryayı geçmiş, Muhanet Köprüsü’nü kurutmuş, sağ adamı ölü kalmış, Külhana girmiş, erenlerin hüsnühimmetiyle sağ salim çıkmıştır. Fermanını almış, Tekeli yaylasına gelmiştir. Fermanında yazar.

Hubyar.
14-06-2007, 07:47 AM
Erebendi berebendi ikramı tağım
Koyunu kurbanlık arpası yemlik
Fermanı vakuf Gürgen çukuru
Tekeli dağı evladım olun öktemde

Duracak beni deyip üzerime gelen
Mehmanıma hizmet edecek üzerimden
Yedi sene lahlihan eden dede olarak yola
Bakamaz ancak talip alarak yola girer.

Yedi gün yedi gece Külhan yaktılar
Onu yansın deyı nara tıktılar
Yirmi dört saatten sonra baktılar
Sakalı buz tuttu, çıktı Hubyar

İri Callar sırasıra düzüldü
Kerametin arşa kürşe sezildi
Gürgen çukuruna berat yazıldı
Baltasını dala taktı Hubyar.

Bağrıma kar etti ladenin sesi
Dinleyince gerçeklerin nefesi
Uzadın da neden bunun ötesi
Kuldur derviş etnom Ali Hubyar.

yolahürmet
15-06-2007, 02:00 AM
yüreğine sağlık can çok güzel ve önemli bir çalışma.Hubyar Köyü görmek istediğim en önemli yerlerden biri.

Eğer Hubyarlı isen Hubyar Köyü'nün cemlerinden biraz bahsedebilirmisin can ?

heath
20-12-2007, 01:37 PM
her şey süper yazılan pirlerimiz hakkında bir şeyler okumak güzel ama karadonlu can baba ,balım sultan ,abdal musa ,tabduk emre ,güvenç abdal vs...bence biraz daha çoğaltalım el birliğiyle ne dersiniz sevgili dostlar??

izmirlii
08-01-2008, 09:39 AM
Erebendi berebendi ikramı tağım
Koyunu kurbanlık arpası yemlik
Fermanı vakuf Gürgen çukuru
Tekeli dağı evladım olun öktemde

Duracak beni deyip üzerime gelen
Mehmanıma hizmet edecek üzerimden
Yedi sene lahlihan eden dede olarak yola
Bakamaz ancak talip alarak yola girer.

Yedi gün yedi gece Külhan yaktılar
Onu yansın deyı nara tıktılar
Yirmi dört saatten sonra baktılar
Sakalı buz tuttu, çıktı Hubyar

İri Callar sırasıra düzüldü
Kerametin arşa kürşe sezildi
Gürgen çukuruna berat yazıldı
Baltasını dala taktı Hubyar.

Bağrıma kar etti ladenin sesi
Dinleyince gerçeklerin nefesi
Uzadın da neden bunun ötesi
Kuldur derviş etnom Ali Hubyar.
eline emegine saglık:mad:

mekan35vatan58
19-01-2008, 07:01 AM
Merhaba Kardeşim Ben Izmirden Ali Sana Teşekkür Edrim Bu Tür Güzel Yayinlari Emek Verip Yaptiğin Için. Benim Babannem Kenanlardan Dedem Yani Babamin Sülalesine De Azizoğullari Derler Yani şuan Türbeye Gözcülük Yapan şih Mehmetlerin Ocak Dedesiyiz. Ben Izmirde Yaşadiğim Için çok şeye Uzak Ve Hasret Yaşamaktayim. Allah Kimseye Böyle Hasretlik Vermesin. Herşey Için Teşekkürler.

Fukara-i Abdal
07-07-2009, 12:25 AM
Gerçekten güzel bir çalışma ,eline emeğine sağlık,


Muhammed Ali'den Balkıyan Nurdu,
Tokat'ın iline Postuna serdi,
Hacı Bektaş Pİre Canını verdi,
Gerçeklerin Yolu Sultan Hubyar'dır

Fukara Çarı Bab Açıldı ona,
Sureti Ademden Gelindi Cana,
Yedi Harf Okudu Aşıklar kana,
Çiçeklerin Balı Sultan Hubyar'dır

Aşk ile

Mustafa Kemal
07-07-2009, 06:08 AM
Hubyar Sultan’ın Istanbul’a gidişi Sultan Murat Hubyar Sultan’ın kendisine yaptığı hürmetlere memnun kaldığı için Tatar süvariler gönderiyor.
Oraya zamanın keramet sahibi Ahi Baba ve Sivas’ta ziyareti bulunan Ali Baba da geliyor. Çok taraftan mühip, talip, eş dost geliyor.
Sabahleyin yola çıkarken Keçeci Baba diyor ki; burda çok muhabbet oldu, buranın ismi ne olsun? diyor. Hubyar Sultan, burda kat kat muhabbet ettik, buranın ismi Kadbaba olsun. Cümle dertlere derman olsun, ağrısı acısı, sızısı olan burdan şifa bulsun, diyor. Keçeci Baba ile vedalaşıyor, yola düşüyor.

Sultan Murat tarafından gönderildiğini rüyasında kendine beyan olduğunu anlatıyor. Süvariler inanmıyorlar. Hubyar’dan ayrılıyorlar. Güya gayeleri Tozanlı’ya gelip derviş’i alıp gitmek. Fakat süvariler yolu şaşırıyorlar. Geri dönüp Istanbul istikametine gitmeye mecbur kalıyorlar. Hubyar Sultan içerisinde bir aşkı ilahi eğleni diğneni yiye içe kona göçe Hızır yoldaş kamber kılavuz eş dost talip muhip davacı Allah yardımcı Sakarya’ya varıyor.
Hubyar Sultan’ın ilmi ve tahsili yazarlardan Münagipname’den Hünkar Hacı Bektaş-i Veli Sultan’ın Velayetnamesi’nden aldığımız kültürlere göz saldığımızda Hubyar Sultan, Musa-yı Kazım Hulgu İriza göbeğinden gelmiştir. Talebeliği, kültürü Hacı Bektaş-i Veli ile bir çağdadır.

yukarıdaki yazılan yazıda eksikler var.Çok büyük bir tarih uyuşmazlığı gördüm.

Ali Baba:Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Rüstem Paşa'nın hocasıdır.Pir Sultan Abdal'a danışmanlık da yapan Ali Baba'nın Kanuni Sultan Süleyman döneminde önemli roller üstlenmiştir.Ali Baba Zaviyesi'nde Büyük Ali baba,Küçük Ali Baba,Ahı Baba ve Fatma Ana'nın mezarları bulunmaktadır.Alibaba Tekkesi,Alibaba Mahallesindedir.Bugün camii olarak kullanılmaktadır.Sivasta bulunan 6 Bektaşi Tekkesi'nden biri de Ali Baba Tekke'sidir.
Sultan Murat,I.Murat'tır.Osmanlı Devleti'nin ahi olan Orhan Gazi,Osman Gazi ve I.Murat'tır.
Verilen isimler ve tarihler birbirine uymuyor.Örneğin Karakeçeli ise 13.yy da yaşamıştır.Ali Baba 16. yy da yaşamıştır.Ayrıca İstanbul 1453 yılından sonra Osmanlının başkenti olmuştur.Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu 3.Murat 16.yy sonlarında yaşamıştır.
Hubyar Sultan Dergahı 13. yy da inşa edildi.
Sayın Hubyar yazmış olduğunuz "Hubyar Sultan" hakkındaki yazının eksiklerini düzeltirseniz sevinirim.