dj-pirdeniz
08-06-2007, 11:22 AM
Alevilik
KAYNAĞI, KÖKLERİ VE GELİŞİMİ
Ismail Kaygusuz
I.III.4. Zeynelabidin Oğlu Zeyd'den İnen Veli Baba, Ağuçan, Mineyik Ocakları
Doç.Dr.Op.Bedri Noyan'ın yayına hazırlamış olduğu Veli Baba Menakıbnamesi, bir menkıbeler derlemesinden daha ileride, bir tarih kitabı niteliği taşımaktadır. Kitapta İmam Zeynelabidin oğlu Zeyd ve Horasan-İran, Yemen ve Anadolu'ya göçüp yerleşen evlatları hakkında önemli açıklamalarda bulunulmaktadır. Ayrıca Onikimamlar, Alevilik ilkeleri ve hatta Selçuklu ve Osmanlı imparatorlukları hakkında ilginç bilgiler verilmektedir.
Veli Baba'nın zamanın bilgileriyle çok iyi donanmış bir İslam bilgini olduğu, öncülleri gibi kendisinin de Osmanlı yönetimiyle arasının iyi olduğu anlaşılıyor. Kendisinden önceki Seyyid'lerin birçoklarının, padişahların seferlerine katılıp şehit düştükleri sık sık vurgulanmaktadır.
``Müşarilüneyh (işaret olunan) Veli Baba Hazretleri bin kırkiki (Miladi 1632) tarihinde İstanbul'a gelüp, sabıkta beyan olunduğu vechile Karya-i Uluköy kendi sakin oldukları köy olduğundan Seyyid Veli Baba namına dergah-ı şerife vakf olmağla ol gündenberi `Veli Baba Dergahı' deyu dergah şöhretlenmiştir.'' (Veli Baba Menakıbnamesi, s.268)
Aslında, 4.Murad (1623-1640) gibi Alevi düşmanı zalim bir padişah zamanında Veli Baba Dergahı'nın resmen tanınıp, şöhret bulması anlamlıdır. Ancak biz burada Menakıbname'yi eleştirel gözle değil, Anadolu'da Zeyd'in soyundan gelen üç Seyyid Ocağı soyağacını karşılaştırma amacıyla ele alma niyetindeyiz.
Nejat Birdoğan, Seyyid-Dede ocakları ve soyağaçları üzerinde ayrıntılı çalışmasını, Alev Yayınları'nda çıkan Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmesi adlı kitabında birkaç bölüm içerisinde yayınladı. Birdoğan'ın gerek belgeleri incelerken ve gerekse Dedelerle, kendilerini Mürşid, Pir ya da Seyyid gören kişilerle konuşmalarını aktarırken kullandığı suçlayıcı üslubu yadırgıyoruz. Soy kütükleriyle yetki alınışı ve her yıl yenilenmesi işlemlerini, ``seyyidliğin her türlü seçkinliğinden yararlanmak... çerağ hakkı, Hakullah toplamaya'' (agy, s.144), yani kişisel çıkarları gereği yaptıklarına bağlamada ve içlerindeki yanlış ifade ve bilgiler için küçümseyici, aşağılayıcı ifadeler kullanmada amaç nedir?
Birdoğan, sonra da: ``bu belgeleri ellerinde tutanlar, onları Tanrı sırrı gibi saklamaya çalışıyorlar... Saklanan bu kâğıtların Alevi tarihini ortaya çıkarmaları bakımından önemleri yadsınamaz. Dede soylular, bu esirgemeye neden gerek görürler?'' (agy, s.143) diye sorguluyor.
Soy kütüklerine böylesine olumsuz ve küçümseyici yaklaşan bir araştırmacı, tabii ki bu tür belgeleri biraz zor bulur. Osmanlı'nın Nakib'ül Eşraflık kurumu, yalan yanlış bilgiler üretiyor ya da onaylıyorsa, aydınlanacak ve bilgilendirilecek yandaş kurumları olmayan ve baskı altına alınarak yönlendirilmiş olan berat sahibi Dede'lerin ne kabahatı var? Bilimsel objektiflik deniliyorsa, neden yalnız Dedeler ve Alevi toplumu eleştiriliyor? Özeleştiri mi veriyoruz?
Kitap için söylenecekleri bir yana bırakıp, Nejat Birdoğan'ın Ocak'lara, özellikle İmam Zeynelabidin'e bağlı soy kütüklerine ilişkin anlattıklarından özetler aktaralım.
``Dedelerle yönetilen ocaklar, çeşitli yetkiler taşımaktadır. Birinin öbüründen güçlü olduğu kesin. Bu güçlü oluşun temelinde onlara göre tarihsel eskilik ve İmam Zeynelabidin'den gelme yatmaktadır. Ayrıca kimi eski ocaklar, zaman ilerleyip coğrafya genişleyince ve gerek taliplerin, gerekse kendi ocak nüfusu çoğalınca yeni iş alanları kurmak gereğini duymuşlar ve ocaklarının sayılarını artırmışlardır. Bir ana ocaktan, ikincil ve üçüncül derecede ocaklar çıkmıştır...
``İmam Zeynelabidin oğullarından olduğunu ileri süren ocaklardan üçünü ele alalım. Soy ağaçları bölümünde de belli olacağı üzere, İmam Zeynelabidin'den başlayarak Ebu'l Vefa'ya dayanan kimi soylar Malatya'nın (Arguvan ilçesine bağlı- İ.K.) Mineyik köyünde, Elazığ'ın Sün, Hozat'ın Bargin köyünde ve Divriği'nin Karageban bucağında ocak kurmuşlardır. Şimdi Mineyik'tekiler, önceden Zeynelabidin'liler, sonradan ise Ebu'l Vefa Ocağı, Sün ve Bargin'dekiler Ağuçan Ocağı diye ünlenirler. Karageban'dakiler ise Kara Pir Bad Ocağı (ve Isparta'nın Uluğbey kasabasında Veli Baba Ocağı-İ.K.) diye ünlüdür... Doğrudan doğruya İmam soyundan, hem de Zeynelabidin'den geldiklerinden kendilerini Mürşid saymaktadırlar.'' (Nejat Birdoğan, Anadolu'da ve Balkanlar'da Alevi Yerleşmesi, İstanbul-1993, s.148, s.149)
Nejat Birdoğan'ın İmam Zeynelabidin soyundan verdiği üç Soyağacı örneğine, Veli Baba'nın soyağacını katıyoruz.
KAYNAĞI, KÖKLERİ VE GELİŞİMİ
Ismail Kaygusuz
I.III.4. Zeynelabidin Oğlu Zeyd'den İnen Veli Baba, Ağuçan, Mineyik Ocakları
Doç.Dr.Op.Bedri Noyan'ın yayına hazırlamış olduğu Veli Baba Menakıbnamesi, bir menkıbeler derlemesinden daha ileride, bir tarih kitabı niteliği taşımaktadır. Kitapta İmam Zeynelabidin oğlu Zeyd ve Horasan-İran, Yemen ve Anadolu'ya göçüp yerleşen evlatları hakkında önemli açıklamalarda bulunulmaktadır. Ayrıca Onikimamlar, Alevilik ilkeleri ve hatta Selçuklu ve Osmanlı imparatorlukları hakkında ilginç bilgiler verilmektedir.
Veli Baba'nın zamanın bilgileriyle çok iyi donanmış bir İslam bilgini olduğu, öncülleri gibi kendisinin de Osmanlı yönetimiyle arasının iyi olduğu anlaşılıyor. Kendisinden önceki Seyyid'lerin birçoklarının, padişahların seferlerine katılıp şehit düştükleri sık sık vurgulanmaktadır.
``Müşarilüneyh (işaret olunan) Veli Baba Hazretleri bin kırkiki (Miladi 1632) tarihinde İstanbul'a gelüp, sabıkta beyan olunduğu vechile Karya-i Uluköy kendi sakin oldukları köy olduğundan Seyyid Veli Baba namına dergah-ı şerife vakf olmağla ol gündenberi `Veli Baba Dergahı' deyu dergah şöhretlenmiştir.'' (Veli Baba Menakıbnamesi, s.268)
Aslında, 4.Murad (1623-1640) gibi Alevi düşmanı zalim bir padişah zamanında Veli Baba Dergahı'nın resmen tanınıp, şöhret bulması anlamlıdır. Ancak biz burada Menakıbname'yi eleştirel gözle değil, Anadolu'da Zeyd'in soyundan gelen üç Seyyid Ocağı soyağacını karşılaştırma amacıyla ele alma niyetindeyiz.
Nejat Birdoğan, Seyyid-Dede ocakları ve soyağaçları üzerinde ayrıntılı çalışmasını, Alev Yayınları'nda çıkan Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmesi adlı kitabında birkaç bölüm içerisinde yayınladı. Birdoğan'ın gerek belgeleri incelerken ve gerekse Dedelerle, kendilerini Mürşid, Pir ya da Seyyid gören kişilerle konuşmalarını aktarırken kullandığı suçlayıcı üslubu yadırgıyoruz. Soy kütükleriyle yetki alınışı ve her yıl yenilenmesi işlemlerini, ``seyyidliğin her türlü seçkinliğinden yararlanmak... çerağ hakkı, Hakullah toplamaya'' (agy, s.144), yani kişisel çıkarları gereği yaptıklarına bağlamada ve içlerindeki yanlış ifade ve bilgiler için küçümseyici, aşağılayıcı ifadeler kullanmada amaç nedir?
Birdoğan, sonra da: ``bu belgeleri ellerinde tutanlar, onları Tanrı sırrı gibi saklamaya çalışıyorlar... Saklanan bu kâğıtların Alevi tarihini ortaya çıkarmaları bakımından önemleri yadsınamaz. Dede soylular, bu esirgemeye neden gerek görürler?'' (agy, s.143) diye sorguluyor.
Soy kütüklerine böylesine olumsuz ve küçümseyici yaklaşan bir araştırmacı, tabii ki bu tür belgeleri biraz zor bulur. Osmanlı'nın Nakib'ül Eşraflık kurumu, yalan yanlış bilgiler üretiyor ya da onaylıyorsa, aydınlanacak ve bilgilendirilecek yandaş kurumları olmayan ve baskı altına alınarak yönlendirilmiş olan berat sahibi Dede'lerin ne kabahatı var? Bilimsel objektiflik deniliyorsa, neden yalnız Dedeler ve Alevi toplumu eleştiriliyor? Özeleştiri mi veriyoruz?
Kitap için söylenecekleri bir yana bırakıp, Nejat Birdoğan'ın Ocak'lara, özellikle İmam Zeynelabidin'e bağlı soy kütüklerine ilişkin anlattıklarından özetler aktaralım.
``Dedelerle yönetilen ocaklar, çeşitli yetkiler taşımaktadır. Birinin öbüründen güçlü olduğu kesin. Bu güçlü oluşun temelinde onlara göre tarihsel eskilik ve İmam Zeynelabidin'den gelme yatmaktadır. Ayrıca kimi eski ocaklar, zaman ilerleyip coğrafya genişleyince ve gerek taliplerin, gerekse kendi ocak nüfusu çoğalınca yeni iş alanları kurmak gereğini duymuşlar ve ocaklarının sayılarını artırmışlardır. Bir ana ocaktan, ikincil ve üçüncül derecede ocaklar çıkmıştır...
``İmam Zeynelabidin oğullarından olduğunu ileri süren ocaklardan üçünü ele alalım. Soy ağaçları bölümünde de belli olacağı üzere, İmam Zeynelabidin'den başlayarak Ebu'l Vefa'ya dayanan kimi soylar Malatya'nın (Arguvan ilçesine bağlı- İ.K.) Mineyik köyünde, Elazığ'ın Sün, Hozat'ın Bargin köyünde ve Divriği'nin Karageban bucağında ocak kurmuşlardır. Şimdi Mineyik'tekiler, önceden Zeynelabidin'liler, sonradan ise Ebu'l Vefa Ocağı, Sün ve Bargin'dekiler Ağuçan Ocağı diye ünlenirler. Karageban'dakiler ise Kara Pir Bad Ocağı (ve Isparta'nın Uluğbey kasabasında Veli Baba Ocağı-İ.K.) diye ünlüdür... Doğrudan doğruya İmam soyundan, hem de Zeynelabidin'den geldiklerinden kendilerini Mürşid saymaktadırlar.'' (Nejat Birdoğan, Anadolu'da ve Balkanlar'da Alevi Yerleşmesi, İstanbul-1993, s.148, s.149)
Nejat Birdoğan'ın İmam Zeynelabidin soyundan verdiği üç Soyağacı örneğine, Veli Baba'nın soyağacını katıyoruz.