PDA

: Dersim Evliyalari


Rojaazme
25-09-2006, 11:38 AM
DERSİM EVLİYALARI



DÜZGÜN BABA

Düzgün Baba adı ile anılan Evliyanın esas adı Şah Haydar’dır. Kendisi Seyyit Mahmud-i Hayrani'nin oğludur. Zeve yakınlarında bulunan Zargovit tepesinde hayvanlarını otlatmak için bir ev ve dam yapar. Burada hayvanları ile meşgul olur.

Kışın zemherinde keçilerinin gayet güzel beslendiklerini gören Seyyit Mahmud-i Hayrani "Acaba Şah Haydar bu kışın ortasında bu hayvanlara ne yediriyor ki hayvanlar bu kadar güzel besleniyorlar. " Diye merak eder ve gizlice Şah Haydar ile hayvanların bulunduğu yere gider. Bir de bakar ki Şah Haydar elindeki çubuğu hangi meşe ağacına değdiriyorsa ağaç hemen yeşeriyor. Ondan taze yaprak çıkıyor, süsleniyor ve keçilerde bu filizlerden yiyerek besleniyorlar. Seyyit Mahmud-i Hayrani durumu görünce sesini çıkarmadan geri dönmek ister. Ancak o sırada bir keçi, bir kaç kez üst üste hapşırır. Şah Haydar da ‘’Ne oldu ? Babam Derviş Mahmud'umu gördün ki bu kadar hapşırırsın’’ der ve arkasına baktığında babasının kendisine görünmeden gitmek istediğini görür.
Babasına bizzat ismi ile hitap ettiği için Şah Haydar utanır ve çok mahcup olur. Mahcubiyetinden kaçıp halen Düzgün Baba dağı olarak söylenen bir tepeye çıkar ve burayı mekan tutar.(Rivayet olunur ki Şah Haydar babasına ismen hitap ettiği için Mahcubiyetinden ötürü kaçtığı zaman ayağında kışın karda giyilen hedik veya lekan varmış. Bu hediklerle Zargovit'den Düzgün Baba tepesine kadar (takriben 5 km) üç adım atmış bastığı her yerde hedikler taşa iz bırakmış ve bu izler hala durmaktadır.) Bir iki gün eve gelmeyen Şah Haydar'ın annesi endişelenir. Durumunu öğrenmesi için babasına rica eder. O da yanindaki taliplerine ‘’Gidin bakın bakalım bizim Şah Haydar ne alemde?’’ der.
Taliplerden birkaç kişi bu yüksek dağın tepesine çıkıp Şah Haydar ile görüşürler. Durumunun iyi olduğunu her hangi bir sorununun olmadığını öğrenirler ve tekrar Zeve'ye dönerler. Seyyid Mahmud-i Hayrani'ye ‘’Durumu DÜZGÜN’dür. Merak edilecek herhangi bir şey yoktur. Selam ve hürmet eder, ellerinizden öper’’ derler. İşi düzgündür, sözü dilden dile dolaşır ve asıl adı Şah Haydar olan bu evliyanın adı zamanla Düzgün Baba olarak telaffuz edilmeye başlanır. O günden bu güne Düzgün Baba olarak söylenir. Bugün de dahi halk şifa bulmak için Düzgün Baba'ya gider, adaklar adar ve niyazda bulunurlar. Onu ziyaret edenler, bir yandan dua edip kendilerinin kusurlarının af edilmesi için Yüce Allah nezdinde kabul edilmesi dilek ve temennisinde bulunurken, diğer yandan da dünyevi dileklerde bulunurlar.

Örneğin hastasına şifa, derdine deva dileğinde bulunur. Evladı olmayan gidip hayırlı evlat diler, bir arzuhali olan gider içini döker.

Halk arasında Düzgün Babanın toplarının bulunduğu ve zaman zaman bu topları ateşlediği bilinir. Hatta rivayete göre Dersim olayında bu toplardan bir tanesini ateşler. Bu toplar bildiğimiz sanayii topları olmayıp top şekli verilmiş bölge taşlarıdır. Halk tarafından bu taşlarda büyük kuvvet ve kudretin gizli olduğuna inanılır, ve Düzgün Babanın kudretinden çekinilir. Halk, büyük bir haksızlık olduğunda Düzgün Babanın gerektiğinde gene toplarını ateşleyeceğine inanır, ve ona bağlılığını sürdürür

Rojaazme
25-09-2006, 11:38 AM
MUNZUR BABA .

Munzur Ocağı’nın talipleri Erzincan, Kemah ve Tunceli’nin çeşitli yerlerindedirler. Erzincan eski Valilerinden Ali Kemali’nin Erzincan 1931 adlı eserinde verdiği bilgilere göre Sultan Munzur evlâdı; Tunceli Ovacık kazasının Ziyaret, Erzincan’ın Kiştim Köyü ve Başköy nahiyesinde bugünkü Tunceli / Ovacık ilçesi Koyungölü (Kedek veya Çedage) Köyü civarında yaşayan bir ağa ve ağanın koyunlari gütmek için yanına aldığı Munzur isminde bir çoban varmış. Munzur'un ağası Hac zamanı hacca gitmiş. Ağa hacda iken Munzur bir gün ağasının hanımının yanına gelir ve,
- Hatun, ağamın canı sıcak helva ister. Helvayı yaparsan ben kendisine götürürüm, der.
Ağanın hanımı önce şaşırır, sonra ’’Herhalde zavallı çobanın canı sıcak helva istiyor, doğrudan söylemeye dili varmıyor, utanıyordur. Ağasını da bahane ediyor.Kendisine bir helva yapayım da yesin’’ der. Helvayı pişirir bir bohçanın içine bağlar ve Munzur'a:
-Al evladım götür, der.
O sırada ağa hacda zikir yapmaktadır. Zikir sırasında sağa selam verirken bir de bakar ki sağ yanında elinde bir bohça ile Munzur dikilmiş duruyor. Zikirini bitirip Munzur'a:

--Hoş geldin evladım, burada ne arıyorsun nedir o elindeki? Diye sorar.
Munzur da: -Ağam canın sıcak helva istemişti onu sana getirdim, der.
Munzur, elindeki bohçayı ağasına uzatır. Ağası bohçayı açar ve bakar ki içinde sıcacık helva paketlenmiş duruyor. Hayretler içinde Munzur'a bir şeyler söylemek için başını çevirdiğinde bir de bakar ki Munzur yanında yok. Hac vazifesini tamamlayıp köyüne döndüğünde komşuları herkes elinde bir hediye ile hacıyı karşılamaya giderler. Munzur da, götürecek başka hediyesi olmadığından, bir çanağın içerisine koyunlarından bir miktar süt sağar ve bununla ağasını karşılamaya gider. Ağa Munzur'u görünce yanındakilere:
-Asıl hacı Munzur'dur. Öpülecek el varsa Munzur'un elidir. Önce ben öpecegim, der ve Munzur'a doğru koşar.
Munzur bu konuşmaları duyduğunda:
-Aman ağam Allah aşkına. Böyle bir şey olmaz. Ben yıllarca senin ekmeğinle, aşınla büyüdüm. Sen nasıl benim elimi öpersin. Ben sana elimi öptürmem, der ve kaçmaya başlar. Munzur önde, ağa ve yanındakiler arkasında bir koşturmaca başlar. Şimdiki Munzur ırmağının kenarında bir yere geldikleri zaman Munzur'un elindeki süt dolu çanak dökülür ve sütün döküldüğü yerde, süt gibi bembeyaz, duru bir su fışkırır. Bundan sonra Munzur kırk adım daha atar. Attığı her adımda bir kaynak fışkırır. Ve fışkıran bu sulardan bir ırmak meydana gelir. Munzur Baba Gözeleri (Çımê Munzur Bavayi), Yeşilyazı köyünün hemen bitişiği olan Ziyaret (Jiare) köyünün bitim noktasındalar. Şimdi göze sayısı azalan bu alanda bir zamanlar 40 kadar gözenin var olduğuna inanılır. Munzur'un arkasından koşanlar bu ırmaktan öteye geçmezler. Munzur'da bu dağlarda kaybolur gider. Dersim’deki inanışa göre, Munzur Baba’nın su gözeleri de kutsaldır. Dersim halkının inandığı Munzur ile, Tanrının varlıklı ve sözü geçen kişiler yanında bir çobanın da keramet sahibi olabileceğini, çoban olsa bile Tanrının sevgisine mazhar olabilecek temiz yürekli, imanlı insan olabileceği belirtilmekte, Munzur'u bu inançla tanımaktadır. Bu inanç (201) dışında Munzur ile ilgili fazla bir bilgi bilinmemektedir. Ancak Munzur dağları ve ırmağının Dersim’de korkunç bir doğa güzelliği yarattığını, vahşi coğrafyanın sarp ve engebeli dağlarından kucak kucak buz gibi soğuk suların fışkırdığını, bu coğrafyanın sadece kendisine özgü bir doğa zenginliğine sahip olduğunu belirtmekte yarar olmalı.
Her yıl binlerce kişi tarafından, ziyaret edilen su gözeleri, Munzur Baba şahsında kutsal kabul edildiğinden eskiden, aşiretler arasındaki anlaşmazlıklar, bu pınarın başında yemin (and) edilerek, eğer bir konuda anlaşma sağlanır ise topluca Munzur nehrine küçük taş atılarak sağlanır, anlaşmazlık barışla sonlanır, kurbanlar kesilerek kutlanırmış. Bugün de kimilerince de piknik amaçlı ziyaret edilen gözelerin yan taraflarında örülmüş duvarlar, yakılmış mum akıntıları Munzur Baba inancının halk üzerinde bıraktığı etkiyi yansıtan öğelerdir.

Munzur Baba dağından Mercan Vadisine kadar uzanan, ve dağı kısmen de sarmalayan bir birine çok yakın olan Ovacık köyleri, Yeşilyazı’dan başlayarak Karayonca, yeni adı ile Pardiye (Pardi), Kızıge (Kızık), Burnağe (Burnak), Deva Pile (Büyükköy), Topuze (Topuzlu), Birdu (Çalbaşı), Hanu (Hanuşağı), Viyalıke (Söğütlü), Merğu (Cevizlidere), Çêrpazine (Arslandoğmuş), Tetu (Tatuşağı), Hulkü (Hüllükuşağı), Semku (Kuşluca) ve Bilgês (Bilgeç) köyü ve çevresindeki tüm köyler, gözelerin bulunduğu Ziyaret (Jiare) köyü mıntıkasında ki Munzur Baba’ya ve onun gözelerine kudsiyetle bakarlar.

Diğer (202) bir söylenceye göre Munzur Sultan Baba, Seyyid Nur-u Derviş Cemal'in torularından olup aynı ismi taşıyan Seyyid Derviş Cemal'in kardeşidir. Tunceli / Hozat’ta, 15 ve 16. Yüzyıl arasında, Derviş Cemal mezrasında yaşamıştır. Derviş Cemal’in aksine Munzur Sultan Baba bir divanedir. Yani Hakk budalasıdır (Budalaye Hakk). Başka bir deyimle Seyyitler de çok görülen bir özellik olan ve Halk tabiri ile Divane’dir. Söylencede Dersim’de diğer bir Evliya olan Düzgün Baba ile ilgili söylencelerin benzeri Munzur Baba (Munzur Sultan) için de geçerlidir (203). Bundan dolayı da Munzur Sultan Baba kendi yaşadığı mezrayı terk edip, Ziyaret köyü civarına göçer ve daha sonra orada kaybolur. Başka bir deyimle orada dağa çıkar ve bir daha kendisinden haber gelmez. Sütünü döktüğü yerden de sürekli su gözeleri fışkırır.

Rojaazme
25-09-2006, 11:39 AM
PİR-E HANUKAN : (204)

Tunceli / Pülümür / Geriyamışkan (Geliya Musku) köyünde doğmuştur. Kendisi Kure(y)şan ocağından olup asıl ismi Seyyit Şahkullu (Şakullu) olsa gerektir. Babası Seyyit Hüseyin’in 2 oğlu varmış. Bunlardan birisine halk arasında Guzo Budela (Deli Guzo / Deli Güzel) deniliyormuş. Bu adam belden aşağı felçli imiş. Ve dolayısı ile kendisi yürüyemiyormuş. Ama olağan üstü kerametleri varmış.

Bazen ’’Beni falanca yere götürün’’ diye yakınlarına rica edermiş. Onlar isteğini kıramaz ve onu götürürlermiş. Pire Hanukan oradan sır olur ve başka yerde ortaya çıkarmış.

Bir gün kardeşi, Pire Hanukan’a şöyle demiş ’’Kardeşim, bana yol göründü, artık gidiyorum. Beni bir daha göremeyeceksiniz’’. Pire Hanukan her ne kadar kendisini de götürmesini rica etmişse de kardeşi ’’Sana müsaade yok. Sen kalacaksın’’ demiş ve ortadan sır olmuş. Pire Hanukan günlerce kardeşinin hasretine ağlamış.

Pire Hanukan bir gün rüyasında Hızır Aleyhisselam’ı görmüş. Hızır onu atının yedeğine alarak vadi ve tepelerden geçerek Kiği / Pülümür sınırlarının kesiştiği yere yakın, Kızılbel mıntıkasında, Kızılmeçit deresi ağzında yer göstermiş ve ’’Gel burayı mekan eyle, senin yanındayım’’ diyerek orayı mekan tutmasını istemiş. Pire Hanukan gördüğü rüyadan sonra kalkıp Kızılmeçit Ağalarına gitmiş ve ‚’’Beni dere boyu gezdirin, kendime bir yer bulmuşum’’der.

Ağalar Pire Hanukan’ın yanına adam vererek, Zatkan, Çatan, Gabzo, Göl ve Hanikan mıntıkalarını gezdirmişlerse de ‚’’Burası değildir’’ diyerek ilgilenmemiş. Sonra Hanikan altında Haçkan mıntıkasını görünce ‚ ’’Burasıdır’’ diyerek burayı mekan eylemiş.

Burada Abdalan Aşiretinden 7 Hane varmış. Bu komşuları onun kerametlerini görünce ona bağlanarak, onu ’’Hanukan Piri’’ edinmişler.

Kerametleri vasıtasıyla ismi kısa sürede çevreye yayılmış.

Haçkan’da arazi suyu olmamasına rağmen Hanukan’da çokmuş. Pire Hanukan bu sudan bir kısmını Haçkan’a götürmek üzere hark (kanal) açmaya başlamış. Ancak su ve üzerinden akacak arazi Kerab Ağa isimli birine aitmiş. Ağa engel olmuş ve suyu vermemiş. Pire Hanukan çok yalvarmışsa da kabul ettirememiş.

Ağa o gece suyun başında beklemiş ancak sabah suyun kesildiğini, çeşmelerin kuruduğunu fark etmiş. Ağa pişman olmuş ve derhal Pire Hanukan’a koşup yalvarmış ve‚’’Su aksın, sana da vereceğim’’ demiş. Ancak Pire Hanukan ‚’’Artık geçti’’ demiş ve teklifi geri çevirmiş. Ağa atına atlayarak Tercan’a gitmiş. Köylüler Pire Hanukan’a rica etmiler, ’’Orası bir köydür, susuz kalamaz, himmet eyle su tekrar aksın’’ demişler. Pire Hanukan da ‚’’Tamam, ihtiyaçları kadar su akacak’’ demiş ve bir miktar su tekrar akmaya başlamış.

Pire Hanukan’ın bu kerametleri üzerine yörenin Ağası ona ihtiyacı kadar toprak önermişse de Pire Hanukan ‚’’Dünya malında gözüm yoktur, istemem’’ diyerek kabul etmemiş.

Pire Hanukan’ın 4 tane oğlu varmış. İsimleri Seyyit Derviş Abbas, Seyyit Hüseyin, Seyyit Ali ve Seyyit Hışman. Bunlardan Seyyit Ali ile Seyyit Hısman’dan evlat yoktur. Seyyit Abbas’tan 2 evlat vardır. Biri Seyyit Hasan ve Seyyit Dilo’dur. Bunların erkek evladı yoktur. Seyyit Hasan’ın Seyyit Şahider ve Seyyit Ali Abbas olmak üzere 2 evladı vardır. Amarıç (Ayanoğlu) köyünde oturan Seyyit Ali’nin 9 çocuğu olmuştur.

Pire Hanukan muhtemelen 18. YY ikinci yarı ile 19. YY ilk yarıda yaşamıştır. Çok sayıda kerametleri olmuştur. Ve ismi olağanüstü geniş alana yayılmıştır. Bölge de Pire Hanukan tarafından çok sayıda keramet anlatılmaktadır. Kiği, Pülümür, Yedisu ve Tercan mıntıkasında halk tarafından çok tanınır ve ona inanılır.

Rojaazme
25-09-2006, 11:40 AM
BAŞKÖYLÜ HASAN EFENDİ :
Erzincan / Çayırlı (205) ilçesi yakınlarında adı Başköy (206) olan eski bir yerleşim yeri vardır. Dağları çıplak, etekleri sulak olan bu engebeli ve şirin coğrafyanın günümüzdeki en önemli özelliği köyün girişindeki küçük ve yeni Türbedir. Başköylü Hasan Efendi´nin Türbesi olarak anılan bu mabet, özellikle yazın hergün üzerinde kurbanlarin kesildiği, dileklerin tutulduğu, bir birlerini hiç tanımayan insanların kaynaşmasına vesile olan bir ziyaretgahtır. Genellikle koçlarin kurban edildiği (207), lokmaların dağıtıldığı, niyaz ve dileklerin edildiği türbe köyün girişindeki mezarlığın sol tarafinda küçük bir tepe üzerindedir.
Hasan Efendi, 1 Temmuz 1973 tarihinde Hakka yürüdü. Doğumu Hicri 1312, Miladi 1894 / 95 yıllarıdır. Hakka yürüdüğü tarihde yaşının 80 civarında olduğu görülüyor. Uzun saçları ve sakalı vardı. Saçlari örülü ve başına taktığı Fes´e benzeyen baslığın altında toplanıyordu. Uzun boyu ve davudi bir sesi vardi. Uzun yıllar kendi deyimi ile HALKI AYDINLATMAK ve İKRARINI HATIRLATMAK için yörede ki tüm köy ve kasabaları dolaşmıştır. Kendisine güvenen ve inanan insanların ona verdiği para, eşya, giysi gibi sadakalari hemen yanıbaşında yoksul insanlara dağıtırdı . Bu coğrafyanın Dede´lerinin hepsinden daha tanınmış, saygınlığı, güvenirliliği ve otoritesi bu coğrafyanin ötesine Tunceli´den Sivas´a, Erzurum´dan Tokat´a kadar uzanan bir alana taşmıştır.

Hasan Efendi yöre Dede’lerinin bir çoğunun yaptığı Cem ayininde ATEŞ yalama ve KERAMET gösterme geleneğine itibar etmeyen az sayıda ki Dede´lerden biridir. “Kerameti Yezid´e, Mervan´a gösteriniz ki Hak yolunu görsünler, İnanan insann gösterişe ihtiyacı yoktur" derdi. Ancak buna rağmen söyledikleri ve önerdikleri şeyler her zaman doğru çıkmıstır.
Başköy civarında ki Kureyş Kabilesi Dedelerine yöre halkı Kör Kureyş’ler adını takmıştır, Bu Ocağın talipleri yoktur. Ancak kendileri diğer Ocaklarda olduğu gibi bir başka Ocağa bağlıdırlar. Kendisinin İmam Musa-i Kâzım soyundan geldiği var sayılıyor. Mahmud Hayrani soyundan geldiği sanılan Seyyid Mevali evlatlarından, Seyyid Mustafa Dede´nin torunu, İbrahim Dede´nin oğludur.
1930 lu yıllarda Hasan Efendi bir dönem kendini tamamen ziyaretlere vermiştir. Aylarca dağlarda, çeşitli ziyaretlerde ve mekanlarda insanlardan uzak yaşamıştır. Bu süre içinde ne yiyip-içtiği tam olarak bilinmiyor. Kendisini tanıyanlar koyun sütü ve yoğurdu yiyerek beslendiğini ileri sürmektedirler. Örneğin yörede Ağırgöl (Aygır gölü) denilen ve orada bir yatırın yattığı söylenen dağgölü (krater) havzasında 9 ay yaşamıştır. Gölü ziyarete gidenler kendisini görmekte ve orada yaşadıklarını bilmektedirler. Bu bölgede var olan tüm ziyaretlerde ve türbelerde aylarca, yıllarca kaldığı herkes tarafindan bilinmektedir.
Hasan Efendi koyun eti, sütü ve yoğurdu dışında hayvansal gıda almazdı. Sağlığına çok dikkat ederdi. Kaynak sularını bile kaynatır ve öyle içerdi. Kendi nefsini ıslah etmek için zevk ve eğlenceden tamamen elini çekmişti. Alkollü içki, sigara gibi şeylerin kullanılmasına sıcak bakmazdı. İnsan sağlığına zarar verebilecek her şeye karşı çıkar ve kullanılmamasını tavsiye ederdi. (208)
Hasan Efendi kendi ifadesine göre 1937 Dersim Vakasına kadar yöredeki erenlerle ve yatırlarla Dersim olayının KANSIZ sona erdirilmesi için müzakerelere gider. 7 yıl "Kan akmasın / Suçlunun yanında masum ölmesin" diye desdek arar. Ama yatırlar Dersim´in ıslah edilmesi gerektiğini ileri sürerler ve buna karışmayacaklarını bildirirler.
1937 / 38 Dersim Vakası Hasan Efendinin hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Bu olaydan son derece etkilenmiştir. "Kuru´nun yanında YaşÂ´da yandı, Yatırlar seyirci oldu" diyerek bu tarihten sonra her gittiği ziyarete hakaretler yağdırmıştır. "Bu insanlar (209), yüzyıllardır size niyaz ediyorlar. Yalvarıyorlar. Yakarıyorlar. Bizi Zalimin zulmünden koru diyorlar. Siz ise yardımcı olmadınız. O halde ne için varsınız?" diyerek tüm ziyaretlere cephe almış, kendisine engel olmak isteyen kim olmuşsa başına bir türlü bela gelmiştir. Dersim’de gidişatın felaketle sonuçlanacağını ve çözüm arayışlarına ziyaretlerden aradığı desdeği bulmadığını ise şu dizelerle vurgulamaktadır

Rojaazme
25-09-2006, 11:40 AM
Sahipsiz eşkıyaların yaptığı arşa dayandı
Hasani uykuda kalktı uyandı.
1931 de Aşiretleri gördüm
Bunların durumlarını sordum.
Dediler, aç kaldık, susuz kaldık
Dağbe dağ gezip uykusuz kaldık.
Hasani aşiretleri hep gezdim,
Gerçek ziyaretlere name yazdım.
Terbiyesizleri edin terbiye,
İşin sonu gider nereye ?.
Terbiyesizleri terbiye eder mazlumların ahı, zarı
Üzerine tayin ettirdi Celal Bayar´ı.
Cevap vermezseniz Ulu Divan Pirine,
Sizi atacaklar kıyamet yerine.
Mitralyoza dizdi, süngüye taktı,
Kimisini de gaz döküp yaktı.

Hasan Efendi pek çok sohbet ve konuşmalarında Dersim olayına değinir ve bu davanın Ulu Divan´a kalacağını söylerdi. Zalimin ve suçlunun yanında mazlumun yandığını ifade eder ve figan eylerdi. Ancak Dersim olayının faturasını da genelde Atatürk yerine Celal Bayar´a çıkarırdı.



Yavuz İslamları bir birine kattı,
Alevilerin namusunu bir pula sattı.
Yavuz´un elinden kaçanlar çıktı dağlara,
Evleri yok, dağlarda sığındılar mağaralara.
Aç kaldılar, çıplak kaldılar,
Hırsız eşkıya oldular.

Yakın tarihe özgü açık bir Demirel karşıtlığı görülür şiirlerinde. Siyasal politikaları ile merkez sağ siyasal cepheye karşı tavrını oldukça belirgin bir şekilde ortaya dökmüştür.

Demirel’e kuvvet veren büyük pınar,
İşleği, süreği, şeytana ayar.
Lânet olsun Büyük pınar size,
Düşman oldunuz hepimize.
Davayı bir iken iki ettiniz,
Yaralarımıza zehir kattınız.
Şimdi Demirel’dir Alevileri öldüren,
Saidi Nursi´leri şad edip güldüren.

Üzerinde en ciddiyetle durduğu konu İKRAR’dı. Bu deyim halk arasında söz verme, sözleşme anlamında da kullanılır. Ayrıca Kivra ve Musahiplik bağları olanlarda birbirlerine İkrar derler. Bir çok kimse ise bu sözün anlamini Hacı Bektaş Veli´nin EDEP sözcüğü ile eşdeğer görür. Öyle değerlendirir. Pir´ine, Mürşüd´üne, Rehber´ine bağlı olmanın yolu da karşılıklı verilen İkrar sözcüğünden geçmektedir.


Silip pak eyledik, yoktur korkumuz,
Ağır gölü mekan ettik yurdumuz,
Kimselerde yoktur, asla korkumuz,
İkrar, iman olmuş, yolumuz bizim.
İkrar iman yoldaş olsa ne olur,
Dünya ana cadde olur, yol olur,
İnsan olan talip olur, kul olur,
Hakka giden yoldur, yolumuz bizim.
Hakka doğru giden ikrar, imandır,
Hak ikrar bağında ulu mihmandır.
Ulu divan kurulacak zamandır,
Hakkın divanında davamız bizim.

Hasan Efendinin bazı şiirleri düz mantıkla okunduğunda genellikle anlaşılmaz. Bu şiirlerine yükledigi GİZ´i bir çok insan farklı anlamda yorumlamaktadır.

Şeriatla, tarikattan ikrarın bendini,
İkrarda erkek, dişi yok, tanı kendini.
Marifetle, hakikatta yokla kaydını,
Nefsini öldürene alda gel beri.



Şeriat nikâhtır, erkeği, dişisi hakdır.
Tarikat ikrardır, erkeği dişisi yoktur.
Marifetli, hakikatli diyen yalanci çoktur.
Onlara laneti yapta gel beri.

Şeriatın yolu, tarikata gider,
Tarikatta ikrar imana gider.
Marifette canını Hakka kurban eder.
Hakikatta niyazla, kurbanın alda gel beri.



Dünya malına fazla ehemmiyet vermezdi. Bununla birlikte oldukca tutumlu bir yaşam tarzı vardı. Lüzumsuz masraftan, süs ve lüks yaşam tarzından hoşnut olmazdı. Mertliğe, misafirperverliğe, dayanışmaya çok önem verirdi. Hiç kimseyi dışlamazdı. Varlıklı ailelerin zenginliklerini toplum içinde öne çıkarmasını hiç hoş görmezdi. Mali zenginliğin, gönül zenginliğine hizmet aracı olmasını arzu ederdi.

Hasan Efendi büyük bir yurtseverdi. Ulusal Kurtuluş savaşını desteklediğini ve Atatürk (Dersim olayında sitem etmektedir) devrimlerini onayladığını pek çok şiirinde dile getirmiştir(210). Özelikle Ulusal Kurtuluş Mücadelesi hakkında pek çok şiiri vardır.

İbadet düşmana karşı cephe almaktır,
Düşmanı ülkeden sürüp atmaktır.
Mustafa Kemal düşmanı çıkardı ülkede,
Düşmandan bir eser kalmadı ülkede.
Atatürk kötü mü etti, hey gidi yaramazlar,
Namusunu, vicdanını arayıp soramazlar.
Namazı arayan düşman elinde esir olur,
Olanca kazancını elinden çıkarıp fakir olur.
Haince nankörlük yapmayın Atatürk için,
Sizi düşman esaretinden kurtardı, düşünün.
Mustafa adına Atatürk giydirdiler,
Sırmalı kürkün hayırlı olsun dediler.
Mustafa Kemal gitti Hacı Bektaşa,
Malını has etti Cemal Kardaşa. (211)
Cemal elini vurdu dalına,
Kuvvet verdi, ayağına koluna.
Alınan kuvvetle Rumları aldı, sattı (212)
Sürdü Rumları denize kattı.
Türkiye´nin kızlarını, namusunu düşman aldı,
Düşman ordusuna ateş saldı.
Şimdi Nurcular Ataya lânet okuyorlar,
Yeniden halı, kilim örneği dokuyorlar( 213).

Rojaazme
25-09-2006, 11:41 AM
Başköylü Hasan Efendi söz ve şiirlerinde açık bir Emevi şeriatı karşıtıdır. Bunu sohbetlerinde de dile getirirdi. İbadetin şekil ve biçimde olmayıp özde olmasını savunurdu. Buna rağmen Erzincan civarındaki Sünni / Hanefi inancından olan vatandaşlar Hasan Efendiye çok yoğun bir saygı duyarlardı. Hiç kimse onu incitmeyi, onunla tartışmayı göze alamazdı. Bundan kaçınırlardı(214). Tartışdıklarında ilahi bir gücün kendilerini cezalandıracaklarına inanırlardi.

Şeriat namazla, oruçla değil,
Hakkın Cemaline, didarına eğil.
Şeriatın manası şerri at,
Gönlünü Hakkın emri rızasına kat.
Doğru ol, doğru tut emri,
At sırtındaki semeri.(215)

Namaz, oruç, cami sendedir,
Bilirmisin, imam, iman kandadır.



Başköylü Hasan Efendi, Cem ayininde kadın ve erkek, 7 den 70 e tüm Canların bir bütün olarak orada yerini alması gerektiğine inanır.Özellikle 40 lar Cem´ine çok önem verir. Buraya sadece Taliplerin girmesi gerektiğini ileri sürer. Bir beyanında şöyle demektedir.
“ Sadece Cem evinde değil, her nerede olursa olsun kendi ailesi ve kocalarından başkası haramdır. Cem kapısı Fadime kapısıdır. O kapıya Talip olanlar girer. Başkası giremez. Aralarında erkek - dişi yoktur. Cümlesi birbirine kardeş, bacıdır. …..O kapıdan içeri Hakk var. Hakk, sağı, çürüğü, haklıyı, haksızı ayıracak Ulu divandır. Cem Hakkın evidir.Hakkın evinde yalan, dolan, fuşku, ficur, haset, fesat, kin, kibir, gurur, adavet, kıy, kıybet, dedikodu yoktur. Çünkü o Cem, şek(il)siz, şüphesiz Ulu Yaradanın Hakk kapısır (216). Hasan Efendi, Erzincan ve çevresinde bir efsanedir. Onu yakından tanımayan, toplum üzerindeki etkisini görmeyen sağlıklı değerlendiremez. Hakka yürümesindenden bu yana uzun süre geçmesine rağmen unutulmamasını, ıssız Başköy yollarının gelen ziyaretcilerle dolup taşmasını anlayamaz. Akın akın türbesine koşan bu ziyaretçilerin kimi ona bağlılığını yenilemekte, kimileri de manevi mirasının gelecek nesillere aktarılmasını arzulamaktadırlar. Ancak gerek köy ve gerekse Türbe, sosyal ve siyasal olumsuzlukların pençesinde can çekişen bir kültürün ayakta kalan son kalıntıları olarak Hasan Efendinin ağzından bizlere seslenmektedir.
Millet sizin için yandım tutuştum,
Gerçek erenlerin yurduna düştüm,
Düşmanınıza dost olandan kaçtım,
Yazıyı yazın mezarım kaybolmasın (217)

Rojaazme
25-09-2006, 11:41 AM
DERSİM’DE BULUNAN BAZI ZİYARETLER :



Dersim bölgesinde pek çok yerde önemli ziyaretler vardır. Bu ziyaretlerin bir kısmı çok geniş bir bölge halkı tarafından tanındığı gibi diğer bir kısmı ise daha dar alanda bilinmektedir. Bu ziyaretlerin gene bir kısmı yakın dönemde yaşamış ve keramet göstermiş kişilerin kabirleridir. Bunların bir kısmı gene bir kaç nesil süregelen ve kudsiyetleri babadan oğula geçtiğine inanılan ziyaretlerdir. Bunlardan biri Büklü Baba ziyaretidir. Ziyaret Kureyşan Ocağına bağlı ve Erzincan / Tunceli sınırına yakın bir alanda olan Mutu Köprüsü bölgesinde bulunmaktadır ve bir kaç nesil boyu çok çeşitli hastalıklara, özellikle psikolojik sıkıntılar, depresyon ve sara benzeri hastalıklara şifa bulmakla tanınır. Üzerinde Dergah türü bir yapının da son yıllarda inşaa edildiği ve Cemevi eklenerek düzenlenen bu yer çok sayıda ziyaretçi çekmektedir. Bunun dışında aynı bölgede bulunan ve Başköylü Hasan Efendi tarafından 1953 yılında keşfedildiği ve Ahmed’i Zenci adlı Hz. Ali’ye bağlı bir yiğidin kabrinin bulunduğuna inanılan Büyük Çeşme de gene çok tanınan ziyaretlerdendir. Bingöl / Kiği bölgesine yakın bir yerde bulunan Kureyşan Ocağından Kızılbel Evliyaları, gene Mutu bölgesine çok yakın olan ama Erzincan sınrıları içinde bulunan Avcılar köyündeki Kiştim Evliyası, Kemah civarında bulunan ve Sinemili Ocağından olan ve çok önemli Evliyalardan sayılan, aynı zamanda Başköylü Hasan Efendiye Destur veren Seyyit İbrahim’in kabri ilk akla gelenlerdendir. Dersim ve çevresinde çok sayıda Evliya kabri, ziyaret ve kutsal yerler vardır. Öyle ki neredeyse her köyün sınırları içinde bunlardan bir kaç tane saymak mümkündür. Dersim Evliyalarını tek tek saymak ve geçmişleri ile ilgili derlemeler yapmak başlıca bir alan çalışması olacağından biz konuyu sadece çok bilinen bir kaç ziyaretle sınırlı tutuyoruz

Rojaazme
25-09-2006, 11:42 AM
DERSİM’DE BULUNAN OCAKLAR……!



Dersim ve çevresinde bugün bir kaç dil konuşulmaktadır. Bu dilerde bazı isimlerin telaffuz biçimlerinde ciddi farklılıklar doğmaktadır. Örneğin Türkçede Baba Mansur ismi, Zazaca da Bomesur, Kürtçe/Kırmanci de muhtemelen Ocağe Mansüriye biçiminde telaffüz edilmektedir. Aynı şekilde Kure(y)şan ismi Zazaca da Khurêsu veya Gures, Kores biçiminde telaffuz edilmektedir. Bu vesile ile bazı Ocakların kendi içinde yeniden ayrışmaları ve telaffuz farklarının giderek daha farklılaşmaları sonucu sayıca çoğalmış olması kuvvetli bir ihtimaldir. Bölgede bulunan Ocaklar üzerinde çok daha kapsamlı bir çalışmanın gerekliliğini vurgulayarak tesbit ettiğimiz Ocak isimlerini aşağıda sıralıyoruz.



1. Ağuçan (Ağu içen /Zehir içen)

2. Ali Abbas (Celal Abbas),

3. Baba Mansur,

4. Dede Karkınlar

5. Derviş Abdal,

6. Derviş Beyaz,

7. Derviş Cemal, (Seyyit Kemal Kolu vardır),

8. Hıdır Abdal Ocağı

9. Kızıl Deli,

10. Kure(y)şan,

11. Pir Sultan,

12. Sarı Saltık (Sarı Saltuk)

13. Şeyh Ahmet Dede (Şıhamed Dede)(218)

14. Seyyit Sabun,

15. Şıh Hasanan,(219)

16. Sinemili

17. Sultan Munzur,

18. Üryan Hızır (220)

Rojaazme
25-09-2006, 11:42 AM
DERSİM’DE BULUNAN AŞİRETLER. !

Bu aşiretlerin bir kısmı bir önceki Yüzyılllarda Anadolu’da mesken edindiği çeşitli yerlerden şu yada bu gerekçelerle Dersim ve çevresine yerleşmişlerdir. Dersim’in bu aşiretlerin meskeni olmasının 3 temel gerekçesi vardır.



1. Dersim Çin’den, Hindistan’dan başlayarak Orta Asya veya Ortadoğu üzerinden Batı Avrupa’ya kadar uzanan, son güzegâhları, İngiltere, İskandinav Ülkeleri, Fransa ve kısmen İspanya civarlarına kadar uzanan Tarihi İpek yolunun kıyısındadır. Böylelikle kervanlar aracılığı ile yapılan ticaretin kıyısındadır. Bu ticaretin oluşmasında 2 türlü katkısı vardır. Hem doğrudan mal transferi yapan tüccarlardan aracısız ticaret yapma olanağı vardı, hem de kendi mallarını aracısız veya cazip şartlarla elden çıkarma imkânına sahipti. Diğer bir avantajı ise kervanları dış tehlikelere, saldırılara karşı koruyarak bundan pay (bac) alma olanağına sahipti. Uzunca Yüzyıllar bu ticaret genelikle Dersim eteklerinde 3 kola ayrılıyordu. Bu kollar A - Dersim yakınlarında yönünü Karadeniz kıyılarına çevirerek Trabzon ve çevresine yöneliyordu. Bu kervanların bir kısmı mal ticaretini burada sonlandırırken diğer bir kesimi buradan Karadeniz kıyılarına yöneliyor, deniz yolu ile İstanbul veya Karadeniz’in başka kıyılarına devam ediyordu. B – Kervan, Dersim’in eteklerinden, Cibice üzerinden veya Balaban deresi kıyısından engebeli Kemah boğazını geçerek Anadolu’nun orta ve güney güzelgahlarında yöneliyor ve oradan tekrar geri dönüyordu. C – Diğer büyük ve uzun yol Kervanları ise gene Dersim eteklerini dolanarak Kemah üzerinden batıya, oradan İstanbul üzerinden Avrupa’ya gidiyorlardı. Bu vesile ile Dersim halkı hem Hindistan’dan, Çin’den gelen malları kapısının önünde alma imkânına sahipti, hem de, Yunanistan,’dan Fransa’dan veya İskandinav ülkelerinden gelen mallarla kolayca tanışabiliyordu.

2. Tarihi İpek yolu, Osmanlı’nın (Fatih Sultan Mehmet) 29 Mayıs 1453 yılında İstanbul’u feth etmesi ile cazibesini yitirdi. Hem doğu ile batı arasında Kervan taşımacılığı aracılığı ile karada , hem de denizlere kıyıları olan kuzey ile güney ülkelerinin gemi taşımacılığı yüzünden deniz yolu ile bir kilit noktası olması durumunda olan İstanbul, çekim merkezi olma üzelliğini giderek kaybetti. Bunu fark eden Fatih Mehmet her ne kadar mevcut statükoyu korumaya çabaladı ise de alternatif güzergâhların oluşumunu engelleyemedi. Bu alternatif güzergâhların çok önemli olmasa da bile, Karadeniz ve Akdenize kıyı ülkelerin deniz ticaretininin bir kısmının, İstanbul devre dışı bırakılarak sağlanmasına sebebiyet verdi. Burada Batı Anadolu limanlarının giderek cazibe kazandığını, Trabzon ve çevresinde gemilerden indirilen malların kervanlar yolu ile Dersim eteklerinin kıyılarından Akdeniz’e kaydırıldığını görüyoruz. Dersim bu vesile ile denize kıyısı olan kuzey ve güney ülkelerinin ticari malları ile de kapısının önünde karşılaşmış oluyordu.

3. Dersim ve çevresi Kızılbaş’lığın en önemli mekanlarından birisidir. Emevi ve Abbasi zulmünden kaçan Ehli Beyt taraftarları batıda Taşkent, Nişabur, Semerkant gibi Orta Asya’ya yakın yerlere, veya İran’ın kuzeylerine gelen Horasan, Erdebil bigi yerlere sığınmışlardı. Bu bölgelerin giderek batuya yönelik göç vermeleri sonucu hem bazı Ocakların, hem de taliplerin Doğu Anadolu’ya, Dersim yakınlarına yerleştiğini görürüz. Bu yerleşmişlik burada Ehli Beyt’e bağlı bir toplumun doğması ve güçlenmesine sebebiyet verdi.

Yukarıda ki 3 ana başlık altında Dersim ve çevresinde Alevilerin içi içe geçmiş ciddi bir kümeleşmesini görmek mümkün. Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in, Erzincan ve çevrsinde hüküm süren Akkoyunlular devleti sultanı Uzun Hasan ile Erzincan / Çayırlı / Otlukbeli’nde, 11 Ağustos 1473 tarihinde meydana gelen savaşı kazanması ile Osmanlıların bölgede etkinliği arttı. Gerçi Akkoyunlu imparatorları da, tıpkı Osmanlı gibi Sünni ve Orta Asya’dan Anadolu’ya akan Türkmen boylarındandırlar. Ancak Osmanlı’ya nazaren Akkoyunluların Dersim çevresine kümeleşmiş Alevi Ocakları ile ilişkileri daha yoğundur. Başka bir deyimle Osmanlı göreceli olarak yerleşik sayılan Bektaşi Dergahları ile ilişkileri sıcak tutarken, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Safevi hükümdarları, Alevi Ocakları ile ilişkilerini daha canlı tutuyorlardı. Bunda aynı dine inanmalarından ziyade, Orta Asyadan gelirken birlikte getirdikleri dil, örf, adet ve geleneklerinin bir birlerine benzemelerinin etkileri olsa gerektir.

Yavuz Selim ile Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te yapılan Çaldıran savaşında Osmanlı kuvvetlerinin galip gelmeleri ve Yavuz’un giderek daha güneye inerek Hilefeti Osmanlıya getirmesinin Dersim ve çevresi üzerinde ciddi etkileri olmuştur. Bunda Yavuz’un hem Kemah boğazı civarında yaptığı söylenen ciddi bir Alevi katliamı, hemde Hilafetin Osmanlı’ya getirilmesinden sonra Şeyhülislamlar tarafından bizzat Aleviler hakkında yazdığı fetvalar da Alevilerin engebeli olan dağlara, Askerin kolay ulaşamayacağı yerlere doğru çeken etkenler arasındadır. Ancak Dersim’in, Alevilere mesken olma tarihi çok daha eski olsa gerektir.

Oluşan kanaatlere göre Dersime ilk gelen Ocaklar Kureyş ve Babamansurlardır. Bu konuda iddialardan bir tanesi de, Şeyh Hasananlılar ve Seydanlılar olarak bilinen Dersim aşiretlerinin Horasanlı Şeyh Ahmet Yesevi’nin (221) oğulları olarak tanıtılan Şeyh Hasan ve Seyit adlarında iki kardeş öncülüğünde geldikleri ve bu iki kardeşten türedikleri söylenmektedir. Horasan’a yerleşen Seyyitlerin İmam Zeynel Abidin’in oğlu Zeyd soyundan geldikleri de üzerinde ciddiyetle durulan ve akılcı görünen diğer idddialardan biridir.

Diğer bir iddaya göre, 1166 yılında yazılmış ve 1212 (veya 1232)’de ise Selçuklu hükümdarı Alaeddin 1. Keykubat tarafından Sultanlık mühürü vurularak tasdik edilmiş türkçe ve arapça karışımı secerede, yakın bölgede (Dersim ve yakın çevresi) 12 Türk aşiretinin’ adı geçtiğini ve bu aşiretlerin Selçuklular döneminde (12. yüzyıl başında) Alevi halifeler olan Horasanlı Seyit Mahmudi Hayrani ve Şah Mensur Baba öncülüğünde Horasan’dan geldikleri (222) söylenmektedir.

Secereye göre Horasan’dan Erzincan’a ve Dersim’in Bağin ve Hüsnü Mansur (Mazgirt /Muhundu) bölgesine geldiklerinde bu 12 aşiretin Reisleri Bağin’de toplanarak Seyyit Mahmut’un oğlu Hacı Kureyş, Şah Mensur ve Seyit Ali adıyla bilinen Derviş Beyaz’dan mucizeler istemişler. Şah Mensur duvar yürütmüş, Seyit Mahmut Hayrani’nin oğlu Hacı Kureyş ile Derviş Beyaz ise yanan fırına girmişlerdir. Erzincan ve Bağin arasındaki verimli yerlere yerleşen bu ‘Türk’ aşiretlerine Alevilik ve tasavvufa değer veren Selçuklu Sultanı 1. Alaeddin sıcak ilgi göstermiş, başlarındaki tarikat halifelerinin mürşitliği ve rehberliğini, mucizelerini ve soyağaçlarını tasdik etmiş, bahsi geçen 12 Aşireti, Pirlik ve Mürşitlik bakımından Şah Mansur ve Hacı Kureyş’e, rehberlik makamında ise Derviş Beyaz’a mürit ederek onlara lokma hakkı (hakullah) vermeyi onaylamıştır. Dersim ve çevresi Osmanlı topraklarına dahil edilmeden çok önceleri Padişahlardan Orhan Gazi ( Doğumu 1281, Saltanatı 1326- 1359) ve bizzat Bağin’e gelen Sultan 1. Murad da ( Doğumu 1326, Saltanatı 1359- 1389)bu aşiretleri himaye etmiş, adı geçen Seyyitlerin secerelerini de tasdik etmişler.

Rojaazme
25-09-2006, 11:43 AM
DERVİŞ BEYAZ / DERVİŞ GEVR SECERESİNDEN BAZI AYRINTILAR

Dersim bölgesi Seyyitler Secereleri ile ilgili bir çok iç içe geçmiş ve Seyyitler tarafından ayrı ayrı kanaatlerin oluştuğu farklılıklar mevcuttur. Derviş Gevr /Derviş Beyaz Ocağından Varto’lu Seyyid Cafer oğlu Mehmet Nuri Beyaz Yıldırım, ayrıca Varto’lu Seyyid Metin Küçük ve Hollanda Dedeler Vakfı Başkanı Varto’lu Seyyid Bülent Duran, Mehmet Şerif Fırat’ın çıkarmış olduğu Doğu İlleri ve Varto Tarihi adlı kitapta Secerelerle ilgili bir takım yanlışların var olduğunu, orjinal Secerenin kendi ellerinde bulunduğunu, bunun diğer bir çok emsal Secerelerle de kıyaslanarak doğrulandığını eklemektedir. Seyyit Beyaz Yıldırım, bölge tarihi ve Secerelerle ilgili kapsamlı birikimi olan Seyyid Metin Küçük ve özellikle Seyyid Bülent Duran bu konuda şöyle demektedirler.

‘’Mehmet Şerif Fırat, orjinal Secereyi sadece gözden geçirmiş ancak kitabı yazarken Secereye bakarak yazmamış, aklında kalan şekli ile şahsi kanaatlerini belirtmiştir. Bu vesile ile Derviş Gevr /Derviş Beyaz Ocağı hakkında verdiği bilgilerde yanlışlıklar vardır. Bizde bulunan orjinal belgeli Secere şöyledir. Bu Silsile-i şerefenin aslı Hısn-ı' Mansur' den gelmedir." Bu günkü anlamıyla Adıyaman'dan gelmedir deniliyor. Yani, birileri aslını oradan alıp İstanbul'a getirip padişaha göstermiştir. "Sultan, DERVİŞ BEYAZ'ı huzuruna kabul etmiş, O'ndan sahih bir keramet isteyince, Dağ gibi odunlar toplandı. Derviş Beyaz, içine girdi. Odunlar ateşlendi. Ateş yedi gün devam etti. DERVİŞ BEYAZ, salimen bu sahih, silsilenin isnadıyla Ateşten çıktı. Derviş beyaz ateşe gittiği vakit, bir çuhadar kişi ihimmet edüp ateşe götürdü. Bile ateşe girdiler." Bakın burada dikkat edilmesi gereken husus Dersim'de yıllardan beri yanlış anlatılan bir yorum var. Bu Secere o yoruma açıklık getiriyor. Yorum şudur; Kureyş, fırına girmiştir ve Derviş Gewr'i beraberinde götürmüştür. Derviş Gewre kül sürülmüştür ve bundan dolayı kendisine Gewr denilmiştir. Bu çok yanlıştır. New (dokuz) ile newe'- nin (yeni) bir sözcük olmadıkları gibi, gewr ile geur de aynı kelimelerdir. Gewr Farsça bir kelimedir ve beyaz anlamına gelmektedir. Biz Farsça bilen Post dedeleri Şeyh Hasananlı Dede Mahmut Doğanoğlu kendisi bizim Dersimlidir. Ağuçanlı Dede Niyazi Bozdoğan, Hıdır Abdal Ocağından Dede Mehmet Yaman ve Dede İsmail Aslandoğan'na sordum. Her ‘’dördüde’' gewr'in Türkçe anlamının beyaz olduğunu söylediler. Bakınız, Secerede de hem Derviş Beyaz, deniliyor, hem de Derviş Gewr deniliyor. Şecerede diyor ki "vaktaki ,"DERVİŞ BEYAZ, Ateşe gittiği vakit, bir çuhadar kişi. Himmet edüp ateşe götürdü." Yani burada Kureyş ateşe gidip de Derviş Gewr'i beraberinde ateşe götürmemiş’’. Kısacası Secerede yazılan ile Dersim' de anlatılan olay' birbirini tutmuyor. Tersine, ateşe giren' Derviş Beyaz'dır, Padişahın çuhadarını. Terzisini beraberinde götürüyor. Belge 'bu anlamda' bugüne kadar anlatılanlara bir açıklık getiriyor. Şimdi yine Secereye devam edelim. Ateşten çıktıktan sonra Murad, Han 'sual. eyledi. Ki Ey Çuhadar. Sen ne gördün. Çuhadar '(BENİM SULTANIM. BENİM GÖRDÜĞÜM SEN DAHİ GÖREYDİN VÜCUDUN ERİYİP MAHV OLURDU EMMA DERVİŞ GEVR (bakınız buradada Derviş Gevr'in Derviş Beyaz olduğunu ispatlıyor Türkçe yazılmış olduğu için Gevr tek 'v'.ile yazılımş. Eğer bunu farsca veya Zazaca yazarsak ' ‘W’’ yazarız) HİMMETİYLE BANA BİR ŞEY OLMADI. BEN DAHİ O KADAR. BİR OD İÇİNDE BİR YEŞİL ÇİMENLİ YERDİR, GÖL-YOSUN-REYHAN VE AKARSULAR VE. BİR YANDA KAR İLE BUZ .ÇOKTU. VE KENDÜSÜ BİR ALA BEYAZ; KÖŞKÜN ÜSTÜNDE BİR KUŞ GİBİ OTURURDU. ASLA ATEŞ NAMINA BİR ŞEY GÖRMEDİM.) deyu Sultandan ricaca edüp, Derviş Beyaz'dan ayrılmadı. Vesselam. İsmi MEHMED AGA idi. Mehmed Ağa bugün Dersim'de yaşayan Hıranlann (Xıran) büyüğü olduğunu, bizim Secerenin bir nüshasının da yeni anlamıyla bir fotokopisinin de olayın hatırası olarak kendisine verildiğini belirtmek isterim. Mehmed Ağa padişahın Hıranlı terzisi idi. Bu günkü Hıranların bir kolunun oraya dayandığı söyleniyor. Artık dedemizle beraber mi gelip Hıranların içine giriyor, yoksa kendisi daha önceden mi Hıranlıydı bilinmiyor? Fakat Hıranların içinde yaşadığı kesin. Ve bu kerametin bir belgesi olarak kendisine Seceremizin bir nüshası veriliyor. Böylece Seceremiz bir kopyasıda Hıranlıların elinde de bulunuyor. Peki, bu şecerenin bir tanesi neden veya nereden Kureyşanlılara geliyor? Şimdi bu soruya gelelim. Kenan Güven'in baskısıyla "Çe Sae Gulabi"den alınan ve Ankara'da Kureyşanlı milletvekili Musa Ateş'in yardımıyla tasdik edilen Secerenin türkçesinde, Sayfa altı'da şöyle denmektedir: "Hamd Allah'a, salat ve selam Resulullah' a olsun. Alimler den, araplardan, acemlerden, köylerden, şehirlerden herkesin ma' lumu olsun ki bu tescil edilen şecereden geçen bütün beveynin haseb ye nesebleri aşağıda gelecek kişilerin şehadeti ile sabit olmuştur. Haremeyni' ş-şerif yen hacısı, Hacı Mustafa oğlu İskenderli hacı Ali, Hacı Hasani'ş-şeybanf oğlu Hacı Yusuf dan o, Semdinü' l-mısrf' nin .' oğlu zeynnül' l- arab' dan, o;. şeyh üveyüsü' I-Baküvi' nin oğlu şeyh Süleym- an' dan, o, ziyaeddin oğlu Seyyid Ali' den, O, Şeyh' Abdulga- fur oğlu Şeyh Veliden, Hi.Ali (r.a) nın oğlu Hz. Hüseyin' e kadar baba ve annelerinin isimlerini zirkederek rivayet edip. şahitlik etmişlerdir-Şeyh Veli, Şeyh Aliyyü'l Medeni'nin oğlu Şeyh Hamza' nın, o da Şeyh Ahmedüı-Bağdadi' nin, o da adil şahitler huzurunda Şeyh Süleyman' i- Bağdadiyyül- Kureyşi'nin oğlu .Şeyh Faris'in, o da Ahmedü'I-Mekki'nin oğlu Şeyh Muhammed' in şehadetiyle bu şecereyi kesin ve doğru' delillerle isbat etmişlerdir." Burada tek bir yerde '’Kureyş’’ kelimesi geçmektedir ve Kureyş'in Bağdat'tan geldiği söylenmektedir.

Burada adı geçen şahıs Kureyş değil de, Kureyş'in oğlu Şeyh Faris'tir; (Şeyh Süleyman'! Bağdadiyyü'l-Kureyşi' nin oğlu' Şeyh Faris'in. Ayrıca olaya şahitlik edenelere de Secerenin o zamanki kısmına yaşanan olay eklenerek, kopyaları anı ve şahitlik belgesi olarak 5 kişiye veriliyor.

Rojaazme
25-09-2006, 11:43 AM
1. Bir tanesi Kureyşanlılar'dadır,

2. Bir tanesi Mehmed Ağa'dadır, (Murat hanın Terzisi )

3. Bir tanesi Trakya’dan' dan gelen Aleviler'e verilmiştir,

4. Bir tanesi Adıyaman Tekkesi'ndedir.

5. Bir tanesinde Bağdat'(a olduğu söylenmektedir )

Kureyşan Ocağına mensup olup bir dönem Tunceli Miletvekilliğini yapan Musa Ateş elimizdeki Soy Seceremizin bir süreti olan ve İstanbul Topkapı Sarayındaki Osmanlı Devlet Arşivinden, Milletvekili nufuzunu kullanarak bu Secereyi fotokopi yaparak almıştır.

Bu gayet tabiidir ki bütün kıymetli belgeler, fermanlar ve yazılar en az iki suret olara yazılmıştır. Elimizdeki Mubarek Soy Seceresi Selçuk Hükümdan Sultan Alaadin Keykubattan başlıyarak sırayla Osmanlı Pahdişahlarınında imzaları ve Şahlık mühürleri ile sülalemizin takibi yapılarak tastik edilegelmiş ve böylece Osmanlı Padişahı Sultan Selim'i Sani 'ye kadar 11 tane Sultan ve Padişahlar tarafından tastik Şerhleri çekilmiştir. Keza elimizdeki Mübarek Soy Secerimize her Padişah tarafından soy eklemeleri yapılarak ilgili Ocağımızın Dedelerine verilmiştir. Devlet arşivinde kalan suretide ayını bilgiyi ve özelliği taşımaktadır. Çünkü arşivdeki sureti elimizdekinin aynısıdır. Aynca bizim elimizdeki Soy Seceremizle birlikte Seceredede yazılı olduğu üzere eski yazı ile yazılı bir adet sır tası da mevcut bulunmaktadır.’’

Seyyit Beyazyıldırım, Seyyid Metin Küçük, Seyyit Bülent Duran ‘’Bizdeki orijinal şecerede ise bizim babamıza kadar, yani Cumhuriyete kadar olan bütün isimler yazılıdır. Menderes döneminde bu Secere gene tasdik edilmiştir. Bu da Secerenin bizim olduğunu gösteriyor. Ankara Noterliğinde tercüme ettirdikleri şecere, bizim Secerenin bir ekidir, bir kopyasıdır ve o Secerenin hiç bir yerinde' ne Kureyş'e ait olduğu, ne de Seyyid Mahmud-i Hayrani'ye ait olduğu geçmemektedir. Orijinali bizde olan Secerenin Derviş Beyaz / Derviş Gevr’lilerin yaşadığı Varto'nun Şorik köyünde bulunması da gayet doğaldır.

Bu konuda bir kitap çıkaran Seyyit Mustafa Aklıbaşında’nın çalışmasının da aynı boyutunun sorunlu olduğunu ekleyen Seyyit Beyazyıldırım, Dervişgevr / Dervişbeyaz Ocağına Pirlik, Rehberlik ve Mürşitlik yoluyla bağlı bulunan Taliplerin bulunduğu İl, İlçe ve Aşiretleri de açıklamaktadır.

Yukarıdaki açıklamalar ve özellikle konuya taraf olan Seyyitlerin anlatımından da anlaşılıyor ki Dersim bölgesi Seyyitler Secereleri ile ilgili bir çok iç içe geçmiş karmaşıklıklar mevcuttur. Secereler ve Ocaklar hakkında çalışmaları olan Araştırmacı Yazar Dç. Dr. Ali Yaman secerelerle ilgili kaynak yetersizliğinin yanısıra, çok farklı görüşlerin olduğunu ve kesin konuşmanın yanılgılar içerebileceğini belirtmektedir

Bu çalışma yayınlanmadan ve konuya vakıf Kurumların / kişilerin görüşleri alınmadan somut görüş belirtmenin tarafımızdan yanılgı içerebileceğini ekleyerek, konu ile ilgili bir noktaya dikkatleri çekmek istiyoruz.

Seyyit Duran ve diğer Seyyitlerin açıklamaları içinde bir nokta dikkatimizi çekti. Mehmet Şerif Fırat’tan da kısmi etkilendiği görülen Nejat Birdoğan’ın, bölge Seyyitlerinin elinde bulunan Secerelerin 4. Murat dönemine ait oldukları savı bu durumda doğruluğunu kaybediyor. Çünkü Devlet arşivleri ve Padişah tuğralarının Noterliklerde tasdikleri yapılarak karşılaştırılan Secere tercümelerinin 14. Yüzyıl başlarında Osmanlının 3. Padişahı olan 1. Murat dönemine (doğumu 1326- Ölümü 1389 / Saltanatı 1359 -1389) uzandığını kabul etmek gerekiyor.

Karmaşık ve çok boyutlu olan Secere çalışmalarının aslında bir Akademi veya Bilim Kurulu tarafından çok sayıda profosyonel Tarihçi / araştırmacının çalışmaları ile toplumun geneline kabul ettirilebilineceğini, tek tek Secerelerin ayrı ayrı ellerden çıkmak yerine, profosyonel bir ekibin çok boyutlu çalışmasının üzerine oturtularak sağlanmasının özlemi içinde olduğumuzu vurgulayarak, yazdıklarımız dahil, tüm secere çalışmalarının makul ancak temkinli karşılanması gerektiği fikrimizin, bu tür çalışma yapan değerli araştırmacılar tarafından da sıcak karşılanacağını umuyoruz

Rojaazme
25-09-2006, 11:44 AM
Secerelere göre Horasan’dan gelen 12 Aşiret

Secereye göre Horasan’dan gelen 12 Aşiret (220) ve reisleri (223) şunlardır :



1. Delisenler (Delsinler, Delihasanlar, lakabı Hurem began) kabilesinden Cafer (224) (Cafer min kabileti, Delisenler, Elmusamma Üskücüdağ, ismihü sülbüsen bilakabi Hurrem Began Bu kabile Hormak aşiretidir. Kolları da Hırancık, Balçık, Homenciktir)

2. Alan kabilesinden Teymur, (Alan kabilesinden Elmusamma, Budan, Burkent oymağı ve başları Teymur)

3. Ba-İlyas kabilesinden Hüseyin, (İlyas kabilesinden Han adıyla tanınan oymağın başı Hüseyin)

4. Milli kabilesinden Muhammet, (Milli kabilesinden Bozkır oymağının başı Muhammed)

5. İzol kabilesinden Abdullah, (lakabı: İki Bölük), (İzol kabilesinden Üç Ayak oymağı ve başları Abdullah)

6. Haydar kabilesinden Ali (lakabı: Karavel), (Haydar kabilesinden Bedirkan oymağı ve başları Ali)

7. Karsan kabilesinden Mustafa (lakabı: Şaz),(Karsan kabilesinden Hançer dik yulaka saz oymağının başı Mustafa)

8. Lal kabilesinden İbrahim (lakabı: Yürük Uzun), (Lal kabilesinden Baykara oymağından İbrahim)

9. Çakır Tahir kabilesinden Mahmut, (Çakır Tahir kabilesi ve başı Mahmut) min kabileti

10. Dada kabilesinden Muhammet, (Dada kabilesinden Börek Uzun oymağının başı Muhammed)

11. Zor Veliyan kabilesinden Yusuf, (Zor Veli kabilesinden Duvardelen oymağından Yusuf)

12. Merdis kabilesinden Abbas. (Merdis kabilesinden Dik Külah oymağının başı Abbas)



Gerçi Mehmet Şerif Fırat, aktarımlarında Hıran, Arilli, Şahveliyan ve Şadilli aşiret adlarının da geçtiğini söyler, ama bu isimlerin listede yer almamasını açıklamaz. Bu durumda söz konusu Selçuklu dönemi ve Alevi aşiretlerinin ilişkilerinin üzerindeki gizem tam olarak açıklanmış değildir. Araştırmacıların kanaatimce uzun ve sabırlı çalışmalarla, verilere temkinli yaklaşarak üzerindeki gizemi aralayabileceklerini düşünüyorum (225) .

Bu arada Sulçuklu ile ilişkileri bu secerenin derlenişi ile uyumluluk arz ettiği izlenimi veren Alevilerin aradan fazla zaman geçmeden, konumuz dışında olduğu için ayrıntısına girmediğimiz Babai İsyanlarına baş vurmalarının ardında ki etkenler ve sonuçlarının da bir kaç açıdan irdelenmesinde yarar olmalı.



Babamansur’un, Nejat Birdoğan’ın “Kureyşanlılar’ın Soy Ağacı” ilişkisinde Seyyid Mahmut Hayrani olarak yansıtılan ve tarafımdan temkinli yaklaşılan değerlendirmede, başka kaynak ve alıntılar gösterilerek işlenilen söz konusu çalışmada, adı geçen 12 aşiretin adları Milli, İzol, Haydar, Karıban, Lal, Arap Tahir, Dada, Zudolyan, Merdini, İlyas, Şakak ve Desinler şeklinde verilmektedir. Sayıları, isimleri, yerleri, etnik kökenleri konusunda uzun yıllar ciddi araştırma isteyen, bölgenin tarihi ile de ilintili yapılması gereken çalışmalara ışık tutmak amacıyla bir noktaya tekrar değinmekte yarar olmalı. Şah İsmail’in 1501 yılında, Erzincan’da (Sarıkaya) toplamış olduğu Türkmen Kurultayınının yerine (226) bakarak hem kurultayın içeriği, hem de bölgenin etnik ve genel inancı konusunda fikir edinilebilinir.

Rojaazme
25-09-2006, 11:44 AM
DERSİM ve YAKIN ÇEVRESİNDE (227) BULUNAN AŞİRETLER (228)



Dersim ve çevresi Aşiretlerinin bir kısmı bir birinden ayrılma aşiretlerdir. Aşiretlerin ayrışmaları ayrı bir konu ve araştırma gerektirdiği için biz bu ayrışmalara girmeyip bir bütün olarak ele aldık. Buna rağmen tüm aşiretleri yaz(a)mamış olabiliriz. Bazı aşiretlerde halk arasında çift isimle tanındığı için onların her 2 ismini de yazmaya çalıştık.



Ağuçan /Ağu İçen,
Abbasan /Abbas Uşağı,
Abdalan,
Alan,
Arıllı /Areyli,
Ali Abbas /Celal Abbas,
Arslan Uşağı,
Aşağı Abbas Uşağı,
Aşuran (ve içinde Seyhelil - Seyyid Halil, Deman kolları )
Baba Mansur,
Bahtiyaran,
Balaban,
Baluçuklar,
Bal Uşağı,
Bar Mansur,
Baruzili,
Bazkâr /Bezkâran,
Behizler,
Beyt Uşağı,
Birim,
Bilice,
Butkan,
Canbegli /Canbek,
Cilvank,
Conan,
Çarıklı,
Çarekân /Çarek,
Çerkez (229)
Çerik,
Dede Karkınlı /Dede Kargın,
Deman /Demenan,
Derviş Cemal,
Ferhat Uşağı,
Gavuşanlı,
Grasür /Giransur,
Gülabi Uşağı
Ğeçko
Haydaran,
Hıdıkan,
Hıdır Abdal Ocağı,
Hemüklü,
Hiran,
Hormek,
İzollular,
Kalan,
Kalan Aşireti içinde Bolo
Kamhutlu,
Karababa,
Karabaş Uşağı,
Karaballı,
Karikanlı,
Karsanlı,
Kazılılar,
Keçelan /Keçel Uşağı)
Keman,
Kır / Kıran,
Kırgan,
Kimsor,
Kobat,
Koçgiri,
Koç Uşağılı,
Kudan,
Kureyşan,
Kurmeşli,
Kuzu Çamlı,
Laçin,
Lertik,
Lolan,
Maksut Uşağı,
Maskan,
Menikan /Menkan ,
Mistan,
Okçiyan,
Pezgevran
Pilvank, (230)
Pir Sultanlı,
Resüller,
Rutan /Rotan,
Sarı Saltık /Sarı Saltuk,
Seter,
Sevkar /Şevkar,
Seyyit Sabun,
Sinemil /Sultan Sinemili,
Sidikanlı,
Simko
Sisanlı,
Suranlı,
Süleymanlı,
Şadıllı,
Şah Veliyanlı,
Şam Uşağılı,
Şavallı /Şavalanlı /Şavalyanlı,
Şeyh Ahmet Dedeler /Şıhamettli,
Şeyhanlı,
Şeyh Hasanlı /Şıhasanlı,
Şeyh Memedanlı.
Tahsurlu,
Üryan Hızır,
99. Yukarı Abbas Uşağılı,

100. Yusufan,

101. Zilanlı,

102. Zimtikli
http://www.karacaahmet.com/arastirma.asp?id=310

A.adar
26-09-2006, 12:27 AM
emeğine sağlık can güzel bilgilerin için

polata
26-09-2006, 12:44 AM
İlginç olan bazı aşiret ile ocak isimlerinin aynı olması.

Diğer bir ilginç tarafıda aynı ismi taşıyan aşiret ve ocaklardan bazılarının ocak merkezinin o bölgede değil başka bir bölgede yer alması.

Rojaazme
06-10-2006, 07:07 AM
emeğine sağlık can güzel bilgilerin için sagolasın can ey vallah

deste
16-12-2006, 02:43 AM
Çok kapsamlı bir çalışma emeğine sağlık.
Tebrik ve Teşekkürler

Rojaazme
17-12-2006, 12:22 AM
Çok kapsamlı bir çalışma emeğine sağlık.
Tebrik ve Teşekkürler
ey vallah can varolasın ilgilendiginiz ve okudugunuz için...

Rojaazme
02-02-2007, 12:53 AM
Oluşan kanaatlere göre Dersime ilk gelen Ocaklar Kureyş ve Babamansurlardır. Bu konuda iddialardan bir tanesi de, Şeyh Hasananlılar ve Seydanlılar olarak bilinen Dersim aşiretlerinin Horasanlı Şeyh Ahmet Yesevi’nin (221) oğulları olarak tanıtılan Şeyh Hasan ve Seyit adlarında iki kardeş öncülüğünde geldikleri ve bu iki kardeşten türedikleri söylenmektedir. Horasan’a yerleşen Seyyitlerin İmam Zeynel Abidin’in oğlu Zeyd soyundan geldikleri de üzerinde ciddiyetle durulan ve akılcı görünen diğer idddialardan biridir.


Silip pak eyledik, yoktur korkumuz,
Ağır gölü mekan ettik yurdumuz,
Kimselerde yoktur, asla korkumuz,
İkrar, iman olmuş, yolumuz bizim.
İkrar iman yoldaş olsa ne olur,
Dünya ana cadde olur, yol olur,
İnsan olan talip olur, kul olur,
Hakka giden yoldur, yolumuz bizim.
Hakka doğru giden ikrar, imandır,
Hak ikrar bağında ulu mihmandır.
Ulu divan kurulacak zamandır,
Hakkın divanında davamız bizim.

dersim kızı
02-02-2007, 01:12 AM
verdiğin bilgiler için teşekkürler emeğine sağlık...

Rojaazme
02-02-2007, 10:46 AM
verdiğin bilgiler için teşekkürler emeğine sağlık...

ey vallah can tşkler...

yunusdmr
01-03-2007, 12:09 AM
degerli can dersimde dörttane büyük ocak vardır Devriş cemal sarısaltuk kureş baba mansur kureş babamansur genelikle pülümür nazmiy devrişcemal sarısaltuk hozat ovacık mazgit genellikle yogundur

Rojaazme
24-03-2007, 02:14 PM
degerli can dersimde dörttane büyük ocak vardır Devriş cemal sarısaltuk kureş baba mansur kureş babamansur genelikle pülümür nazmiy devrişcemal sarısaltuk hozat ovacık mazgit genellikle yogundurey vallah can tşkler..

cortes
28-03-2007, 12:01 PM
Canlar ben Mansur Baba Ocağındanım bizde de secere var.Acaba bu secerenin kopyası vs. varmı?Çünkü bir konuda hangi forumdu hatırlamıyorum başka bir yerde daha secere vardı bu ocağın...

cortes
28-03-2007, 12:04 PM
Pardon Baba Mansur ocağı yazacaktım kelime hatası yapmışım özür dilerim...

Tijda
14-04-2007, 04:50 AM
DERVİŞ BEYAZ / DERVİŞ GEVR SECERESİNDEN BAZI AYRINTILAR

Dersim bölgesi Seyyitler Secereleri ile ilgili bir çok iç içe geçmiş ve Seyyitler tarafından ayrı ayrı kanaatlerin oluştuğu farklılıklar mevcuttur. Derviş Gevr /Derviş Beyaz Ocağından Varto’lu Seyyid Cafer oğlu Mehmet Nuri Beyaz Yıldırım, ayrıca Varto’lu Seyyid Metin Küçük ve Hollanda Dedeler Vakfı Başkanı Varto’lu Seyyid Bülent Duran, Mehmet Şerif Fırat’ın çıkarmış olduğu Doğu İlleri ve Varto Tarihi adlı kitapta Secerelerle ilgili bir takım yanlışların var olduğunu, orjinal Secerenin kendi ellerinde bulunduğunu, bunun diğer bir çok emsal Secerelerle de kıyaslanarak doğrulandığını eklemektedir. Seyyit Beyaz Yıldırım, bölge tarihi ve Secerelerle ilgili kapsamlı birikimi olan Seyyid Metin Küçük ve özellikle Seyyid Bülent Duran bu konuda şöyle demektedirler.


Sevgili Roojaazme abim emeklerin ve arastirmalarin icin cok tesekkürler, yüregine saglik.
Bahs edilen Beyazi Bestani Hayrani Soy Seceresi aylemizin elindedir.
Yazida gecen Metin Kücük ile Amca Cocuklariyiz.
Saygilarla

Sezgin Balcı
14-04-2007, 10:44 AM
batı dersim kojgirdeki cogi bawoyu unutmayak

Rojaazme
04-06-2007, 11:34 AM
Sevgili Roojaazme abim emeklerin ve arastirmalarin icin cok tesekkürler, yüregine saglik.
Bahs edilen Beyazi Bestani Hayrani Soy Seceresi aylemizin elindedir.
Yazida gecen Metin Kücük ile Amca Cocuklariyiz.
Saygilarla cetdine kurban canbacım..

jaramılali
04-06-2007, 12:37 PM
Can brayemı (kardeşim)su ana kadar ulaşa bildiğim iletilerinizin hepsinide sonderece severek okudum bilğilendim emegine saglık sen Gercekleri bize ilettin O Gerçekler seninle olsun Hakk razı olsun senden

Saygılar

rojda62
04-06-2007, 12:52 PM
emegine sağlık abim bizi bilgilendirdigin için...

Rojaazme
05-06-2007, 08:07 AM
Can brayemı (kardeşim)su ana kadar ulaşa bildiğim iletilerinizin hepsinide sonderece severek okudum bilğilendim emegine saglık sen Gercekleri bize ilettin O Gerçekler seninle olsun Hakk razı olsun senden

Saygılarey vallah canbacım varolasın...

hewal_sevi
20-09-2007, 05:18 AM
Silip pak eyledik, yoktur korkumuz,
Ağır gölü mekan ettik yurdumuz,
Kimselerde yoktur, asla korkumuz,
İkrar, iman olmuş, yolumuz bizim.
İkrar iman yoldaş olsa ne olur,
Dünya ana cadde olur, yol olur,
İnsan olan talip olur, kul olur,
Hakka giden yoldur, yolumuz bizim.
Hakka doğru giden ikrar, imandır,
Hak ikrar bağında ulu mihmandır.
Ulu divan kurulacak zamandır,
Hakkın divanında davamız bizim.

Bilgilendirdiğin için teşekkürler abim.

pirimunzur
20-09-2007, 05:44 AM
gercekten cok guzel bir paylaşim saglamişsin bize emegine saglik elerin dert gormesin can.. butun aşiretler tek tek aynen yazilmiş bravo valla

karakanat
30-11-2007, 05:30 AM
Şimdi, Dersim´de ikrar vardır, ikrarda müsahiplik vardır; ikrarda pir ve taliblik vardır; ikrarda kılavuz vardır; inanç-itikat açısından konuşuyorum… Hatta cin-peri vardır; Hak vardır, Oli-Mıhemed vardır, Oniki İmamlar vardır, Duzgın´ımız vardır, Munzır´ımız vardır… Epeyce sayarız yani, hepsini saysak, Dersimliler hepsini bilir… Jele´si vardır, Haskar´ı vardır, Buyer´i vardır, Bağır´ı vardır, Dolu Babası vardır, Arap Babası vardır, Hızır´ı vardır, KureşÂ´i vardır, Baba Mansur´u vardır, dili vardır, yani vardır ki vardır… Kırmanciye´si vardır, biz varız…
Sonuçta biz bunu konuşup sizin önünüze koyduğumuzda siz o düğümü güzel açarsınız. Öyle konuşalım ki yani; duamız var, niyazımız var, kutsal günlerimiz var, ölülerimiz var, sağlarımız var, barışımız var, davamız var… Biz varız… Ha onlar varsa biz varız onlar yoksa biz de yokuz.

isyanateşiyiz62
30-11-2007, 06:07 AM
eline sağlık yoldaş....

patika_62
30-11-2007, 07:22 AM
paylasımın ıcın tesekkurler..

alevibahar
01-12-2007, 03:52 AM
dersim dereovada şelale diye ziyaret vardır...kalbi temiz olan o şelalenin içindeki ışıkları görüyo..deneyen var mı??
en son anneannem gördü ama daha sonra gören NEDE söyleyen olmadı..

(ve zamanın iktidarı)o ziyareti yıkmaya kalkıştı..dozerler sıra sıra dereovaya gitmeye başladı...donzerin kepçesi tam şelalenin başına vurdu Kİ.sanki yer yerinden oynadı..bi görüldü ki kepçe iki ayrıldı...kerametini gösterdi işte.

BUNU YAZARKEN BİLE TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLUYO..:(

izmirlii
21-12-2007, 04:46 AM
emegine sağlık abim bizi bilgilendirdigin için...
ben hozattayım sen hangi aşiretdensin hozatta sarusaltuk. derviş cemal.kureşan.baba masur. avicen ocakları var sen talipmisin ocakzademisin;)

Rojaazme
22-12-2007, 08:40 AM
allah allah ey vallah canlar hakk hepınızden razı ola

Türkü Gözlüm
22-12-2007, 10:48 AM
emeğin yüreğin varolsun can rojaazme engin bilgine sağlık

astokomlu
27-12-2007, 08:10 AM
Silip pak eyledik, yoktur korkumuz,
Ağır gölü mekan ettik yurdumuz,
Kimselerde yoktur, asla korkumuz,
İkrar, iman olmuş, yolumuz bizim.
İkrar iman yoldaş olsa ne olur,
Dünya ana cadde olur, yol olur,
İnsan olan talip olur, kul olur,
Hakka giden yoldur, yolumuz bizim.
Hakka doğru giden ikrar, imandır,
Hak ikrar bağında ulu mihmandır.
Ulu divan kurulacak zamandır,
Hakkın divanında davamız bizim.

kuresiz
12-01-2008, 03:41 AM
PİR-E HANUKAN : (204)

Tunceli / Pülümür / Geriyamışkan (Geliya Musku) köyünde doğmuştur. Kendisi Kure(y)şan ocağından olup asıl ismi Seyyit Şahkullu (Şakullu) olsa gerektir. Babası Seyyit Hüseyin’in 2 oğlu varmış. Bunlardan birisine halk arasında Guzo Budela (Deli Guzo / Deli Güzel) deniliyormuş. Bu adam belden aşağı felçli imiş. Ve dolayısı ile kendisi yürüyemiyormuş. Ama olağan üstü kerametleri varmış.

Bazen ’’Beni falanca yere götürün’’ diye yakınlarına rica edermiş. Onlar isteğini kıramaz ve onu götürürlermiş. Pire Hanukan oradan sır olur ve başka yerde ortaya çıkarmış.

Bir gün kardeşi, Pire Hanukan’a şöyle demiş ’’Kardeşim, bana yol göründü, artık gidiyorum. Beni bir daha göremeyeceksiniz’’. Pire Hanukan her ne kadar kendisini de götürmesini rica etmişse de kardeşi ’’Sana müsaade yok. Sen kalacaksın’’ demiş ve ortadan sır olmuş. Pire Hanukan günlerce kardeşinin hasretine ağlamış.

Pire Hanukan bir gün rüyasında Hızır Aleyhisselam’ı görmüş. Hızır onu atının yedeğine alarak vadi ve tepelerden geçerek Kiği / Pülümür sınırlarının kesiştiği yere yakın, Kızılbel mıntıkasında, Kızılmeçit deresi ağzında yer göstermiş ve ’’Gel burayı mekan eyle, senin yanındayım’’ diyerek orayı mekan tutmasını istemiş. Pire Hanukan gördüğü rüyadan sonra kalkıp Kızılmeçit Ağalarına gitmiş ve ‚’’Beni dere boyu gezdirin, kendime bir yer bulmuşum’’der.

Ağalar Pire Hanukan’ın yanına adam vererek, Zatkan, Çatan, Gabzo, Göl ve Hanikan mıntıkalarını gezdirmişlerse de ‚’’Burası değildir’’ diyerek ilgilenmemiş. Sonra Hanikan altında Haçkan mıntıkasını görünce ‚ ’’Burasıdır’’ diyerek burayı mekan eylemiş.

Burada Abdalan Aşiretinden 7 Hane varmış. Bu komşuları onun kerametlerini görünce ona bağlanarak, onu ’’Hanukan Piri’’ edinmişler.

Kerametleri vasıtasıyla ismi kısa sürede çevreye yayılmış.

Haçkan’da arazi suyu olmamasına rağmen Hanukan’da çokmuş. Pire Hanukan bu sudan bir kısmını Haçkan’a götürmek üzere hark (kanal) açmaya başlamış. Ancak su ve üzerinden akacak arazi Kerab Ağa isimli birine aitmiş. Ağa engel olmuş ve suyu vermemiş. Pire Hanukan çok yalvarmışsa da kabul ettirememiş.

Ağa o gece suyun başında beklemiş ancak sabah suyun kesildiğini, çeşmelerin kuruduğunu fark etmiş. Ağa pişman olmuş ve derhal Pire Hanukan’a koşup yalvarmış ve‚’’Su aksın, sana da vereceğim’’ demiş. Ancak Pire Hanukan ‚’’Artık geçti’’ demiş ve teklifi geri çevirmiş. Ağa atına atlayarak Tercan’a gitmiş. Köylüler Pire Hanukan’a rica etmiler, ’’Orası bir köydür, susuz kalamaz, himmet eyle su tekrar aksın’’ demişler. Pire Hanukan da ‚’’Tamam, ihtiyaçları kadar su akacak’’ demiş ve bir miktar su tekrar akmaya başlamış.

Pire Hanukan’ın bu kerametleri üzerine yörenin Ağası ona ihtiyacı kadar toprak önermişse de Pire Hanukan ‚’’Dünya malında gözüm yoktur, istemem’’ diyerek kabul etmemiş.

Pire Hanukan’ın 4 tane oğlu varmış. İsimleri Seyyit Derviş Abbas, Seyyit Hüseyin, Seyyit Ali ve Seyyit Hışman. Bunlardan Seyyit Ali ile Seyyit Hısman’dan evlat yoktur. Seyyit Abbas’tan 2 evlat vardır. Biri Seyyit Hasan ve Seyyit Dilo’dur. Bunların erkek evladı yoktur. Seyyit Hasan’ın Seyyit Şahider ve Seyyit Ali Abbas olmak üzere 2 evladı vardır. Amarıç (Ayanoğlu) köyünde oturan Seyyit Ali’nin 9 çocuğu olmuştur.

Pire Hanukan muhtemelen 18. YY ikinci yarı ile 19. YY ilk yarıda yaşamıştır. Çok sayıda kerametleri olmuştur. Ve ismi olağanüstü geniş alana yayılmıştır. Bölge de Pire Hanukan tarafından çok sayıda keramet anlatılmaktadır. Kiği, Pülümür, Yedisu ve Tercan mıntıkasında halk tarafından çok tanınır ve ona inanılır.






Abdalan asiretinin 4 kolu vardir, bir kolunun adi XANKAN (HANKAN) koludur, bu 7 aile o koldandir, ve bu Kureysanli dede o kolun PIRI oldugu icin ... disardakiler ona HANKANLARIN PIRI ... yani PIR-e HANKAN demistir. Diger kollari Erzincandan Musa kadar dagilmis bir durumda. Alevi Asireti. Ana dili Farscaymis, Zazaca ögrenmisler. Eskiden Osmanlica konusanlar ve Kuran okuyanlarida varmis.

Nisaa
13-01-2008, 01:59 AM
emeğine sağlık tşkler:):):):):)

astokomlu
23-02-2008, 10:17 AM
Bülbül ne yatarsın kalk figan eyle
Çığrışıp ötmenin zamanı şimdi
Kırmızı gül yeşil yaprakta bitti
Devşirip kokmanın zamanı şimdi..

Alevi_firat
23-02-2008, 10:35 AM
hepinizin Emeğine Sağlik Canlar:(

Rojaazme
21-09-2008, 04:14 AM
allah allah ey vallah

Rojaazme
26-10-2008, 12:45 AM
Şeriatla, tarikattan ikrarın bendini,
İkrarda erkek, dişi yok, tanı kendini.
Marifetle, hakikatta yokla kaydını,
Nefsini öldürene alda gel beri.



Şeriat nikâhtır, erkeği, dişisi hakdır.
Tarikat ikrardır, erkeği dişisi yoktur.
Marifetli, hakikatli diyen yalanci çoktur.
Onlara laneti yapta gel beri.

Şeriatın yolu, tarikata gider,
Tarikatta ikrar imana gider.
Marifette canını Hakka kurban eder.
Hakikatta niyazla, kurbanın alda gel beri.