PDA

: Dort Kapı Kırk Makam........


Rojaazme
11-09-2006, 10:21 AM
Dort Kapi Kirk Makam...
Dört Kapi Kirk Makam seklindeki Kamil (olgun) insan olma ilkelerini Hünkar Haci Bektas Veli’nin tespit ettigine inanilir.Haci Bektas "Kul Tanri’ya kirk makamda erer, ulasir, dost olur." buyurmuslardir. Bu ilkeler asama asama insani olgunluga ulastirir. Bir baska yoruma göre ise seriat anadan dogmak, tarikat ikrar vermek, marifet nefsini bilmek, hakikat Hakki özünde bulmak yollaridir.
Dört Kapı şunlardır:


1.Seriat
2.Tarikat
3.Marifet
4.Hakikat


Her kapının on makamı vardır.
Seriat kapısının makamları:

1. Iman etmek,
2. Ilim ögrenmek,
3. Ibadet etmek,
4. Haramdan uzaklasmak,
5. Ailesine faydali olmak,
6. Cevreye zarar vermemek,
7. Peygamberin emirlerine uymak,
8. Sefkatli olmak,
9. Temiz olmak ve
10.Yaramaz islerden sakinmak.
Tarikat kapisinin makamlari

1. Tövbe etmek,
2. Mürsidin ögütlerine uymak,
3. Temiz giyinmek,
4. Iyilik yolunda savasmak,
5. Hizmet etmeyi sevmek,
6. Haksizliktan korkmak,
7. Ümitsizlige düsmemek,
8. Ibret almak,
9. Nimet dagitmak ve
10.Özünü fakir görmek
Marifet kapisinin makamlari

1. Edepli olmak,
2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak,
3. Perhizkarlik,
4. Sabir ve kanaat,
5. Haya,
6. Cömertlik,
7. Ilim,
8. Hosgörü,
9. Özünü bilmek ve
10.Ariflik.

Hakikat kapisinin makamlari
1. Alcakgönüllü olmak,
2. Kimsenin ayibini görmemek,
3. Yapabilecegin hicbir iyiligi esirgememek,
4. Allah’in her yarattigini sevmek,
5. Tüm insanlari bir görmek,
6. Birlige yönelmek ve yöneltmek,
7. Gercegi gizlememek,
8. Manayi bilmek,
9. Tanrisal sirri ögrenmek ve
10.Tanrisal varliga ulasmak

yağmur yüreklim
13-09-2006, 05:00 AM
Dört kapı kırk makam şeklinde ilkeleşen ve insanı "insanı kamil" (olgun insan) olmaya götüren ilkeleri Hünkâr Hacı Bektaşı Veli tespit etmiştir. Bu ilkeler aşama aşama olup insanı olgunluğa götürür. Ulu Hünkâr Hacı (http://www.alevikonseyi.com/alevi/15/25/35/35.html) Bektaşı Veli bunları şöyle özetlemiştir: "Kul, Tanrıya kırk makamda erer, ulaşır, dost olur. Bu makamların onu Şeriat içinde, onu Tarikat (http://www.alevikonseyi.com/alevi/15/25/35/35.html) içinde, onu Marifet içinde ve onu da Hakikat içindedir."
Sıradan bir insan bu dört kapı ve bu dört kapıya bağlı kırk makamdan geçerek, ruhunu ve benliğini ergin hale getirerek Kamil insan olur. Kamil insan da ilâhi sırra erişendir.

ŞERİAT MAKAMLARI:

1. İman etmek
2. İlim öğrenmek
3. İbadet etmek
4. Haramdan uzaklaşmak
5. Ailesine faydalı olmak
6. Çevreye zarar (http://www.alevikonseyi.com/alevi/15/25/35/35.html)vermemek
7. Peygamberin emirlerine uymak
8. Şefkatli olmak
9. Temiz olmak
10. Yaramaz işlerden sakınmak
Şeriat kapısını ve Makamlarını şöyle özetleyebiliriz:
Kendi öz benliğini kötülükten arıtmayan, gelişmemiş, olgunlaşmamış insanın, din kuralları ve yasalar zoruyla eğitilmesi, kişilere (http://www.alevikonseyi.com/alevi/15/25/35/35.html)ve topluma zarar verecek hareketlerde bulunmasına meydan verilmemesidir.

TARİKAT MAKAMLARI:

1. Tövbe etmek
2. Mürşidin öğütlerine uymak
3. Temiz giyinmek
4. İyilik yolunda savaşmak
5. Hizmet etmeyi sevmek
6. Haksızlıktan korkmak
7. Ümitsizliğe (http://www.alevikonseyi.com/alevi/15/25/35/35.html) düşmemek
8. İbret almak
9. Nimet dağıtmak
10. Özünü fakir görmek
Tarikat kapısını ve makamlarını şöyle özetleyebiliriz:
İnsanın kendi öz iradesiyle hiç bir dış zorlama olmadan her türlü kötülüğü benliğinden kovabilmesi, elinden gelebilecek tüm iyilikleri hiç kimseden esirgememesi aşamasıdır.

MARİFET MAKAMLARI:

1. Edepli olmak
2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak
3. Perhizkârlık
4. Sabır ve kanaat
5. Utanmak
6. Cömertlik
7. İlim (http://www.alevikonseyi.com/alevi/15/25/35/35.html)
8. Hoşgörü
9. Özünü bilmek
10. Ariflik (kendini bilmek)
Marifet kapısını ve makamlarını şöyle özetleyebiliriz:
Duygu ve ilimde en yüksek düzeye ulaşmak, tanrısal sırlara erişmektir.

HAKİKAT MAKAMLARI:

1. Alçak gönüllü olmak
2. Kimsenin ayıbını görmemek
3. Yapabileceği hiç bir iyiliği esirgememek
4. Allahın her yarattığını sevmek
5. Tüm insanları bir görmek
6. Birliğe yönelmek ve yöneltmek
7. Gerçeğ (http://www.alevikonseyi.com/alevi/15/25/35/35.html)i gizlememek
8. Manayı bilmek
9. Tanrısal sırrı öğrenmek
10. Allahın varlığına ulaşmak
Hakikat kapısını ve makamlarını şöyle özetleyebiliriz:
Hakkı görmek, zaman ve mekân içinde tanrısal demin gücü içinde erimektir.

kaynak:

www.alevikonseyi.com (http://www.alevikonseyi.com)

Mustafa Kemal
13-09-2006, 09:40 AM
Canlar öncelikle her makamın bir dayanağı vardır.Her bab'ın bir anlamı hukuku vardır.Bunlarıda açıklarsan iyi olacaktı:)

Yazdığın konudan dolayı sağolasın.

yağmur yüreklim
13-09-2006, 10:47 PM
Yunus Emre Divanı'nda7 bu meratib-i erba'a'yı dört kapı olarak zikretmektedir. Dört kapıdan ilki şeriat, diğerleri sırasıyla tarikat, marifet ve hakikat'tir:

Dört kapıdur kırk makam yüz altmış menzili var
Ana irene açılur vilâyet derecesi (351/13)

Şeriat tarikat yoldur varana
Hakikat marifet andan içerü (290/8)

Evvel kapu şeriat geçse andan tarikat
Gönül evi marifet ışk hakikat içinde

Şeriat şirin olur işidene hoş gelür
Ne kim dilerse kılur ol şeriat içinde

Tarikat can yoldaşı can ile olur işi
Tarika giren kişi dün-gün ibret içinde

Marifet gönül ile dün ü gün zârıyıla
Söylesen gelmez dile sırr-ı sıfat içinde (295/5-8)

O'na göre hakikat, marifet denizi içinde bir incidir. Ona talip olan bahrî (dalgıç), şeriat gemisine binmedikçe o inciye ulaşamaz:

Hakikat bir denizdir şeriat dur gemisi
Çoklar gemiden çıkup denize talmadılar (38/2)

Şeriat ile hakikatin vasfını eydem sana
Şeriat bir gemidir hakikat deryasıdır (29/5)

inci, derya, gemi teşbihinden başka şeriatı mumlu bala, tarikatı ise tortusuz yağa benzeterek bu ikisinin karışımından hasıl olan yiyeceği de hakikat olarak görmüştür:

Mumlu baldur şerfat tortusuz yağdur tarikat
Dost içün balı yağa pes niçün katmayalar (57/5)

Görüldüğü gibi tasavvufun ifadesi oldukça güç bu görüşünü müteşabihleri olan gemi, derya, bahrî, bal ve yağ'la mücessem hale getirmiştir.

Gerek Yesevî'nin ve gerekse Hacı Bektaş'ın mücerret ifadeleri Yunus'ta gayet müşahhas hale gelmiştir. Haddi zatında birbirinin aynı olan bu fikirlerin tek farkı üslûptur.

Yunus Emre şiirlerinde dört kapı, kırk makamı zikretmekle birlikte bunları mufassal ve sistemli bir şekilde işlememiştir. Bu makamları şiirlerine ve beyitlerine serpiştirmiş ve sindirmiştir.

Biz Yesevî ve Hacı bektaş'ın Dört Kapı, Kırk Makam'da zikrettikleri tasniflerde bulunan müşterekleri esas alarak yaptığımız tetkikat neticesinde bu makamların Yunus'taki tezahürlerinin şu şekilde olduğuna tesbit ettik:

a) Şeriat Makamları:
I. İman getirmek (Y/l-M/1):

İmanın esaslarından olan Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kıyamet gününe inanmak şeriatın esaslarındandır. Yunus bu esaslara tam bir iman getirmiştir.

Ezelîden dilümde uş Tanrı birdür Hak'dur Resul
Bunı böyle bilmez iken bir aceb mekandayım (168/2)

Yoğıdı bu barigah varidi ol padişah
Ah bu ışk elinden ah derd oldı derman bana (12/4)

Dimesün kim müslümanam Çalap emrine fermanam
Dutmaz ise Hak sözini fa'ide yok dünden ana (11/3)

Tevrat'ıla İncil'i Zebur'da Furkan'ı
Bunlardağı beyanı cümle vücudda bulduk (133/6)

Yüz yigirmi dört bin hâsı dört yüz kırk dört tabakası
Devlet makamında ol gün ulu hanedândayıdum (172/3)

İsrafil sûrı ura yir yüzi divşürîle
Harâb ola berr ü bahr çarh-ı felek yoyıla

Kimse varmaya bunda cümlesi vara anda
Ol padişah önünde Hak terazü kurıla

yağmur yüreklim
13-09-2006, 10:49 PM
Iyan ola cümle iş kurtılmaya yad-biliş
Gel fülan İbn-i fülan her bir kula kıgrıla (306/1-3)

2. Namaz (Y/2-M/3)

Yünü s'a göre namaz bütün sanatlardan üstün bir sanattır, insan namazını kılmadan işine gitmemelidir:

Sanatun yigregi cün namaz imiş hoş pîşe
Namaz kılan kişide olmaz yavuz endîşe (341/1)

Allah buyruğın dutgıl namazın kılııb gitgil
Namazun kılmayınca zinhar varmagıl işe (341/3)

3. Oruç (Y/3-M/3)

Benden Öğüt ister isen eydivirem bildügümden
Budur Çalab'un buyrığı tutun oruç, kılıun namaz (109/2),

4. Zekat (Y/4-M/3)

Yunus, beş parmağın beşini de ağzına götürme, bîrini kes, miskinlere ver, diyor:

Nefse uyup biş barmagun bir kezden iletme ağzuna
Kes bîrisin vir miskine gerek ola unutmagıl (Timurtaş, 124/7)

Ele getürdigini miskinlere harceyle
Nice çok yaşarısan sonucu ölüm vardur (51/4)

5. Hac (Y/5-M/3)

Yunus, şiirlerinde hacc'ın şeklî tarafıyla ilgili bir bahiste bulunmamakla birlikte hakikat makamında söylediği bazı şiirlerinde insan gönlünü kazanmayı Hicaz'a gitmekle eş tutar:

İlm ü amel ne assı bir gönül yıkdınısa
Arif gönül yapduğı beraber Hicaz ile (335/12)

6. İlim (Y/7-M/2)

Allah ancak vehbî ilimlerle bilinebilir. Bu da "Men arafe nefsehu fekad arefe rabbehu" hadisinin işaret ettiği kendini bilmek'le mümkündür:

İlim ilim bilmekdür ilim kendin bilmekdür
Sen kendüni bilmezsin ya nice okumakdur

Okunıakdan ma'ni ne kişi Hakk'ı bilmekdür
Çün okudun bilmezsin ha bir kurı emekdür (91/1,2)

7. Sünnete Riayet (Y/8-M/7)

İnsan, Kıyamet gününde herkes "nefsî, nefsı" derken "ümmeti, ümmeti" diyen Hazret-i Muhammed'den utanmalı, onun sünnetine uymalı ve CTnun ahlakıyla ahlâklanmalıdır:

Niçün sen nefs-i emmârı bu gafletden uyarmazsın
Muhammed şer'i gülini senün yüzine urmazsın (235/1)

Utanmazsın Habib'ünden o derdine tâbibünden
Ne kim dilersen işlersin meğer Hakdan utanmazsın (235/6)

Varlığın yağmaya virdi irdi ma'na-yı Resul
Ol kapudan gir içerü yüri var kıl a hâzır

8. Emr-i ma'ruf (Y/9-M/10)

9. Nehy-i münker (Y/lO-M/10)

Seri'at, kısaca özetlenmek gerekirse Allah'ın emrettiklerini yapma, yasaklarından kaçma olarak ifade edilebilir. Bu ise emr-i ma'ruf/nehy-i münker dir:

Evvel kapu şeriat emrü nehyi bildürür
Yuya günahlarunı her bi Kur'an hecesi (351/3)

b) Tarikat Makamları;

1. Tevbe (Y/l-M/1)

Tarikatte ilk makam bütün günahlardan halisane tevbe'dir. Bu samimi istiğfar ile nefs kal'ası yıkılır:

yağmur yüreklim
13-09-2006, 10:49 PM
Yunus gel âşıkısan tevbe eyle
Nasuha tevbe ucı kutlu oldı (387/9)

Toğrulık mancınığı istiğfar taşıyıla
Toğrulık vardı atıldı yıkıldı nefs kal'ası (375/5)

2. El Almak (Y/2-M/1)

Mürid ne kadar güçlü olursa olsun pirin himmeti olmadan Hakikat'e ulaşamaz. Bunun için mürşidden el almalıdır:

Hak ere ben um didi varlığın ere kodı
Erenlerim himmeti yirden göğe direkdür (84/5)

Yunus bu himmeti erler eteğini tutmakta bulmuştur:

İy yaranlar iy kardeşler görün beni n'itdüm ahî
Ere irdüm eri buldum er eteğin duldum ahî (399/1)

Anladum kendü halümî gÖzledüm toğrı yolumı
Dutdum ulular eteğin Hazretle ben yitdüm ahî (399/5)

N'itdi bu Yunus n'itdi bir togrı yola gitdi
Pîrler eteğin tutdı Allah görelüm neyler (71/13)

3. Havf (Y/3-M/6)

4. Recâ (Y/4-M/7)

Mümin havf ile recâ arasında olmalıdır. Yani korku ile ümit arasında olmalıdır. Ancak fena makamında bu halin önemi kalmaz:

Dünyaya gelen kişiler yola bile gelmek gerek
Ölümüm anubanı dün ü gün ağlamak gerek (137/1)

Okursun tasnîf kitab nice bina vü i'râb
Havf u recâ sende yok eyle ki Tatar'sın (248/4)

Kaçan kim ben beni bildüm yakin bil kim Hakk'ı buldum
Korkum anı buluncaydı şimdi korkudan kurtuldum (176/1)

Havf u recâ nişe gelür varlık yokluk bıragana
İlm ü amel sığmaz anda ne terazu ne hod sırat (17/7)

5. Pire Hizmet (Y/6-M/5)

Hak âşıklarının erkanı pire hizmettir:

Şeyh-i kâmil hizmetinde fariğ olma iy Yûnus
Kulluk itmek pîrine erkânıdur âşıklarun (150/6)

6. Nasihat dinlemek (Sohbet) (Y/8-M/9)

Istılah olarak bir mürşidin müritlerine yaptığı konuşmadır ki Hz. Peygamber'in sahabe ile yaptığı sohbetten gelir.Mürşit, o peygamber sohbetini valeyet nuruyla cezbedip velayet kemali ile nakleden kimsedir. Bu sebeble erenlerin sohbeti (nasihati) marifeti artırır:

Erenlerün sohbeti arturur marifeti
Bî-derdleri sohbetden herdem süresüm gelür (46/5)

7. Tecrid (Y/9-M/4)
8. Tefrîd (Y/10-M/4)

Tecrid kalbi mâsivâdan arındırma, tefrid ise Allah'la birlik olma halidir:

Aşıklarun ne kim varı tecrid gerekdür arada
Her nesneye ol hükm ider yol içinde yolı var (32/4)

Niçe bir tecrid ü tefrîd ü mücerred münferid
Niçe bir cinni vü ins ya niçe şeytan olam (201/11)

c) Marifet Makamları:

1. Fena (Y/l-M/8)

Kul bu makamda kendinden ve sıfatlarından fani olarak Hakk'ın sıfatlarıyla baki olur. Yunus fena olmadan vuslatın olamayacağını ifade eder:

Yûnus canunı berk it bildüklerini terk it
Fena olmayan suret şahına vâsıl olmaz (110/8)

Beni sorman bana bende değilem
Suretüm boş gezer tondan içerü (290/3)

2. Tahammül (Sabr) (Y/3-M/4)

Tahammül nefsin bir takım meşakkatlerine katlanmaktır. Bu belalar ilâhî bir imtihandır. Derviş sülukta bu belalarla uğraşır:

Kimden Öğüt istersem sabır gösterür bana
Sabrumun perdesini mahabbet odı yakdı (363/3)

Miskin Yûnus sabr eylegil bu dünyanın zahmetine
Dürlü cefaya katlanur sen Sultan'a iren kişi (372/12)

3. Helal ve Güzeli İsteme (Y/4-M/4)

Yunus Emre helalin zıddı olarak haram mevzuunu ele almış, kişinin haramdan elini kesmesini helale yönelmesini istemiştir. O'na göre nefsini haramla toylayanın kıyamette yüzü kara olacaktır:

Kesgil haramdan elün kesgil gaybetden dilün
Azra'il el'irmedin bu dükkanı dir gider (35/4)

Bunda zalimlik eyleyen nefsi haramla toylayan
Yüzleri kara kopısar öz canları rahat degül (154/4)

4. Marifet Kılmak (Y/5-M/9)

Gerçek arif Hakk'ı bilen Hak'tan haber alan kişidir. Marifet gönül hazinesidir. Bu hazine aşk ile ele geçer. Marifeti söz ile dile getirmek bir kibir alâmetidir. Bunlar marifet yoksuludur.

Üçüncüsü marifet can gönül gözin açar
Bak ma'ni sarayına Arş'a değin yücesi (351/5)

Kişi Hakk'ı bilmek gerek Hak haberin almak gerek
Bir sözi söylemek gerek kimse anı bilmez ola (327/7)

Olmaz sözi dimezem ben marifet ehline
Zira disem inanmaz ağacda bitdi karpuz (106/6)

Söylerem ma'rifeti sâlûslanuram katı
Miskinliğe dönmeğe gönlümden kibir gitmez (117/3)

5. Dünyayı Terk (Y/7-M/8)

Dünya terki, ibadetlerin başıdır. Dünya terki, cihan terki, bildiklerinin terki, vücud terki, iki cihan terki, mal terki, kendini terk gibi adlar verdiği bu makamda söylediği muhtelif şiirlerinde Yunus,dünyayı terk etmiştir:

Camım bu tene gireli nazarum yokdur altuna
Düşdüm ayaklar altına topraklayın tozar oldum (222/7)

Dünyayı elden bırak olmagıl Hak'dan ırak
Sermaye kendisi olmış varlıklar yuyanlara (331/4)

İbadetler başıdur terk-i dünya
Eğer mü'minisen ana inanasın (279/10)

yağmur yüreklim
13-09-2006, 10:51 PM
6. Vücud Makamını Bilmek (Y/9-M/10)

Vücud birbirine zıt, od, su, toprak ve yel'den ibaret olan "anasır-ı erbaa" nın terkibiyle ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu zıt unsurların birbirlerine muhalefetinden nefsin süfli faaliyetleri ortaya çıkar. Dört unsurun her birinin asıllarına gitmesi ile, yani teni terketmesiyle kişi fenâ'ya ulaşır. Fenâ'ya ulaşan kişinin vücudu ise aslî varlığı olan cevher'e (nur) rücu eder. Bu görüş dolayısıyla tasavvufta insan-ı kâmil'in vücudu kesretin tamamını bizatihi kendinde toplayan bir kül'dür. Yûnus bu sırra vakıftır:

Ma'nâ bahrine talduk vücûd sırrını bulduk
iki cihan ser-te-ser cümle vücûdda bulduk (133/1)

Vücııddan gelmeyince kimse Hakk'ı bilmedi
Bu vücûddan gösterdi dost bize didârını (397/4)

d) Hakikat Makamları:

1. Alçak Gönüllülük (Tevazu) (Y/l-M/1)

Tevazu şeytan ameli olan kibr'in zillidir. Şeytan, kibr'inden dolayı Adem'e (a.m.) Secde etmemiş, dolayısıyla cehennemlik olmuştur. Bu sebeble kibir, mutasavvıflarca hiç boş karşılanmaz. Buna mukabil tevazu yüceltilir:

Korkarısan sen Tanrımdan gel alçak olgıl kamudan
Ol güni ince sıratdan bil kamular geçmek gerek (137/5)

İy bana eyü diyen benem kamudan kemter
Şöyle mücrimem yolda mücrimler benden server (41/1)

2. Kendini ve Malını Hak Yoluna Sebil Etmek (Y/4-M/3)

Hakka vasıl olan kişi dünyevi kayıtlardan kurtulur. Dolayısıyla mal, mülk gibi verilmesi nefse zor gelen şeyler Hak yolunda sebil edilmelidir.

Her kim tarîka gire gerek mal terkin ura
Yola toğrı can vire bu tarikat içinde

Ger toğrı turmazısa mal terkin urmazısa
Yola can virmezise tuymaz sohbet içinde (295/16, 17)

Kanı buldum niderem ben ayruğı
Yağmaya virdüm bugün dükkanımı (389/5)

3. Kimseyi İncitmemek (Y/5-M/4)

Tasavvuftaki, gönül-kâbe münasebetiyle insana ve onun gönlüne hususi bir kıymet isnat edilir:

Bir kez gönül yıkdumsa bu kılduğın namaz degül
Yetmiş iki millet dahi elin yüzin yumaz degül (166/1)

Ve hatta bu kişiden kendisine karşı oldukça büyük kötülükler gelmiş olsa bile yine de o kişiye kötülükle mukabele edilmemelidir. Yunus bu hoş görüyü şu şekilde dile getirir:

Her kim bizi yerer ise Hak dileğin virsün ana
Urmaklıga kasd idenün düşem öpem ayağını

Her kim bize taş atarısa güller nisar olsun ana
Çırağuma kasd idenün Hak yandursun çırağın (376/4-5)

4_ Seyr-i Sülük Kılmak (Y/7-M/7)

Süluktan gaye Allah'a vasıl olmak için ahlâkı güzelleştirmektir. Süluk esnasında bir takım haller yaşanır, makamlardan geçilir. Bu haller Allah ile sâlik arasında bir sırdır. Bu manevî yolculuğu Yunus, Yol iletmek, sülük seyr etmek, kanatlanıp kuş olup uçmak, yolca yürümek, sefer kılmak, Hakk'a yol varmak gibi kavramlarla ifade eder:

Levh ü kalem'de yazılan tertîb-i tevhid oluram
İlm-i ledün seyr ü sülük güftâr iden gelsün beri (287/3)

Kesildi nefs başı öldi fısk ü fesâd işler kaldı
Hak'dan bana nazar oldı kanatlanıp uçar oldum (208/5)

Ben bende seyr ideriken aceb sırra irdüm ahî
Bir siz daha sizde görün dostı bende gördüm ahî (370/1)

5. Sır Saklamak (Y/8-M/8)

Sır Allah'ın zatı ile alakalı bir kavramdır. Bu kavramın anlaşılması hal ve zevkle mümkündür. Bu hal ise dile gelmez, ilme kitaba sığmaz:

Aşıklarun halini âşık olanlar bilür
Işk bir gizlü hazinedür gizlü gerekdür esrar

Korkaram söylemeğe şeri'at edebinden
Yohsa eydeydüm sana daha ayruksı haber (26/7,8)

Yûnus sen bir olgıl gönülde sır olgıl
Ki derviş olanlar bu sırdan tuyalar (62/8)

6. Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat Makamını Bilmek ve Amel Kılmak (Y/9-M/7)

Vuslat talebinde bulunan talib, bu dört makamı bilir ve ona göre amel kılarsa dervişlik ona helaldir. Aksi halde bu talep ona haramdır. Ve o kişi de tarikatte cahildir:

Sualüm var tapuna iy dervişler ecesi
Meşayıh ne buyurur yol haberi nicesi

Virgil su'ale cevab tutalum olsun sevâb
Şu'le kime gösterür ışk evinün bacası

Evvel kapu şeri'at emr a nehyi bildürür
Yuya günahlarunı her bir Kur'an hecesi

İkincisi tarikat kulluğa bil baglaya
Yolı togrı varanı yarlıgaya hocası

Üçüncüsi marifet can gönül gözin açar
Bak ma'ni sarayına Arş'a değin yücesi

Dördüncüsi hakikat ere eksük bakmaya
Bayram ola gündüzi Kadir ola gicesi

Bu şeriat güç olur tarikat yokuş olur
Marifet sarplık durur hakikatdür yücesi

Dervişün dört yanında dört ulu kapu gerek
Kancaru bakarısa gündüz ola gicesi

Ana iren dervişe iki cihan keşf olur
Anun sıfatın öger ol hacalar hocası

Dört hal içinde derviş gerek siyaset çeke
Menzile irmez kalur yol eri yuvacası (351/1-10)

Dört kapudur kırk makam yüz altmış menzili var
Ana irene açılur vilâyet derecesi (351/13)

yağmur yüreklim
13-09-2006, 10:52 PM
7. Hazret-i Rabbi'l-İzzet'e Ulaşmak (Vuslat) (Y/lO-M/10)

Vahdet-i Vücud felsefesine göre varlıkların aslı ezel'de Vahdet halindedir. Vahdet'ten Kesret âlemine gelen insan, ezeldeki vahdet haline mütemadiyen bir özleyiş içindedir. Bu vahdet'e olan vuslat özlemi ancak dört kapı kırk makamı geçmekle gerçekleşebilir. Bu makamları geçen sâlik firkatten vuslata erer. Yûnus'un şu şiiri bu vuslat haliyle ilgilidir:

Canlar canını buldum bu canum yağma olsun
Assı ziyandan geçdüm dükkanum yağma olsun

Ben benligümden geçdüm gözüm hicabın açdum
Dost vaslına ulaşdum gümanum yağma olsun (271/1,2)

Yunus ne hoş dimişsin bal ü şeker yimişsin
Ballar balını buldum kovanum yağma olsun (271/8)

Türkler Anadolu'ya fetihleriyle akın akın gelirlerken beraberlerinde kültürlerini de getirmişlerdir. Bu kültür, kaynağından kopmadan yeni topraklarda neşv ü nema bulmuştur. Türkistan kaynağı, bu akıncı topluluğu insan gücüyle olduğu kadaı fikren de mütemadiyen beslemiştir.

Bu itibarla Anadolu kültürünün kaynakları Türkistan'da aranmalıdır. Bu bütünlüğe paralel olarak Türk Edebiyatının da kaynakları Orta Asya'ya uzanır. Her ne kadar Türklerin girdikleri medeniyet dairelerine bağlı olarak edebiyatımız cehre değiştirmişse de esasta bir bütündür. Başlangıcı Orta Asya'da, kolları Türklük coğrafyasında olan bir zincirin zaman zaman daralan, zaman zaman genişleyen müteselsil halkaları gibidir.

Türkistan'da Ahmet Yesevi ile haşlayan tasavvuf hareketinin Anadolu'daki güçlü iki temsilcisi Hacı Bektaş-ı Velî ve Yunus Emre'deki tezahürlerini Merâtib-i Erba'a'hususundaki müştereklerine dikkatleri çekmek suretiyle bu mütemadiliğe işaret etmeğe çalıştık.

Vardığımız netice ve tesbitlerimize göre Ahmet Yesevî'nin zikrettiği 40 makamdan 30'u Hacı Bektaş-ı Velî ve Yunus Emre'de ayniyle mevcuttur. Diğer 10'u ise birbirinden ifade farkıyla ayrılmaktadır.

Hal böyle olunca bu müşterekler bize Türk edebiyatının bütünlüğünü, bugün farklı mezralara çekilmeye çalışılan Hacı Bektaş ve Yunus gibi şahsiyetlerin aynı geleneğin temsilcileri ve birbirlerinin muakkibi olduklarını düşünmeye zorlamaktadır. Bunlar, Türk Kültürünün dünden bugüne kadar gelen Kültür bütünlüğünün simgeleridirler.

Yunus, fikirleriyle insanlığın kötülüklerden kurtulup doğruya ve iyiye yönelmelerinde yardımcı olurken, arkasında ölümsüz bir fikir sistemi bırakmıştır.

Bu fikir sisteminde "İlâhi Sevgiye" dayalı bir "Varlık ve insan Sevgisi'', birlik inancı, ilim, varlık sırrını arama ve ahlâkî değerleri en ideâl bir biçimde sistemleştirmedir.

Ayrıca, Yunus'u Yunus yapan da, sadece bu şiirleri değildir. O'nun en mühim tarafı, fikirlerini yaşadığı asrın TÜRKÇESİ ile en güzel ve en edebî bir şekilde halkın anlayabileceği bir üslûp içinde anlatmağıdır. O, gerçek anlamda "aşk dilimizin kurucusudur".

Yunus'un (Ahıned Ycsevî'nin ve Hacı Baktaş'ın) şiirlerinde işlenen fikirlerin ve tasavvufun ana kaynağı Kur'an ve Hadislerdir. Bu açıdan Yunus, kendisinden önce ve sonra gelen mütefekkir ve mutasavvıf şâirlerden farklı fikirler taşımaz. Ancak "Anlatım tarzında" farklılıklar olabilir. O da "asl"a müteallik değildir. Çünkü hepsinin asıl kaynakları Kur'an ve Hadislerdir.

Yunus; ilâhî aşkı, birlik (Vahded-i Vücud), ahlâk ve İnsanlık görüşünü anlatan, bunu yaparken de kendine has bir mecaz ve istiare dili geliştiren bir ekolün temsilcisidir.

Bu itibarla, âbîde şahsiyetlerimizden özellikle Hacı Bektaş'ı çeşitli akım ve ideolojilerin uydusu olarak göstermeye çalışanlardan kurtarmak biz ilim adamlarının görevidir. Hacı Bektaş'ı hep birlikte, —Mevlâna, Yunus, Hacı Bayram gibi, sağa sola çekmeden— bütün bir toplumun "Şahsiyeti" yapmalıyız. Çünkü O da, yukarıdan beri anlattığımız müşterekler doğrultusunda Kur'an ve Hadis kaynaklarından beslenen aynı kültürün insanıdır.

Ahmet Yesevi-Hacı Bektaş-Mevlâna-Ahi Evran ve Yunus'u aynı fikrin temsilcileri gösterirken, bunların toplumdaki kabuller dünyalarını da aynı sevgi potası içinde görmek ve değerlendirmek zorundayız. Birlik ve beraberliğin mümessili olan bu yüce kişilerin açık şahsiyetlerini her tür insana iletmek de bizim görevimizdir.

Eğriliğin koyasın doğru yola gelesin
Kibr ü kini çıkargil erden nasib alasın

kaynak:

http://www.akmb.gov.tr (http://www.akmb.gov.tr)

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:06 PM
Şeriat kapısında Allahın Aslanı Hz. Ali
Hz. Ali, Müslümanlığı ilk kabul ve ilk İman eden kişidir. Hz. Muhammed bir Hadisinde “Benden sonra fitne (huzursuzluk) olacaktır. Bu oldu mu, Ebu Talip oğlu Ali tarafını tutun. Çünkü O bana ilk iman edendir. Kıyamettede benimle ilk dostluk edecek odur. O Sıddık-ı Ekber’ dir. O bu ümmetin Faruk’udur. O müminlerin ulusudur, reisidir.” Diyerek onun ilk iman eden olduğunu beyan etmiştir. Ayrıca kendisi “Allah Elçisi Muhammed, bir Pazartesi günü peygamber olduğunu açıkladı. Aynı günün ertesi Salı günü ben İslam Dini’ne girdim, onun Peygamberliğine inandım” diyerek bunu teyit etmiştir.
Hz. Ali’nin İslamiyeti ilk benimseyen insan olması, onun diğer kapılarda göreceğimiz gibi “Evvel Ali, Ahir Ali” tanımlamaları ile çelişmez, tam tersine yerinde bir tespit olur. Zira Alevilik diğer semavi dinleri de benimser ve onları Hak kabul eder. Ancak kavimlerin sürekli inanç ve toplumsal ahlâk ihlalleri yaşaması sonucu, bu dinlerin gerek içerik ve gerekse motivasyon olarak özellikleri yitirdiğini ve Allahın yeni Elçiler ve Kutal kitaplar gönderdiğine inanır. Bu vesile ile inançlarda ve Allahın gönderdiği Kitap ve Peygamberlerde bir uyum ve devamlılık vardır.
Bu vesile ile Hz. Ali’nin ilk müslüman olması zahiri yani dünyevi bir olgudur. “Evvel Ali, Ahir Ali” durumları ile batini , yani bir insanın yaşamının olgunlaşmasının en üst seviyesinde görüp varabileceği bir durumdur. Bu vesile ile burada bir kavram karışıklığı olmamasına dşkkat etmek gerekir.
Her zaman Hz. Muhammed’in yanında bulunmuş ve onun sohbetinden yararlanmış, onunla birleşmiş, bütünleşmiş ve onunla Hak olmuştur. Ondan büyük İlim öğrenmiş ve Hz. Muhammed onun için ‚” Ali benim ilmimin haznedarıdır” hadisini söyleyerek onun ne kadar bilgili ve alim olduğunu vurgulamıştır.
Hz. Ali süreki ibadet eden ve oruç tutan bir insandır. Hatta 3 gün üst üste oruç tutuğu, 3 gün üst üste tam orucunu açmak istediği zaman kapısına yoksul veya kölelerin gelip sadaka istediklerini, Hz. Ali’nin de bu rızkını onlara vererek orucuna devam ettiği bilinir.
Hz. Ali haramdan hep kaçınmıştır. Hz. Muhammed onun için‚” Ya Ali benden sonra yola gidenler, Senin gösterdin yoldan giderlerse selamete ererler” diyerek fena işlerden uzak olduğunu beyan etmiştir.
Tüm ömrü boyunca iyilik, insanlık ve İslamiyet için çalışmıştır. Etrafına ve ailesine sürekli faydalı olmuş ve bunu her fırsatta vurgulamıştır. Onun Gerek oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e yaptığı öğütlerde ve gerekse hutbelerinde, Mısır’a tayin ettiği Vali Malik Ejder’e göderdiği mektupta bu görüşleri defalarca vurgulanmıştır. O hiç bir savaşta yenilmemiştir. Hz. Muhammed tarafından ona hediye edilen ve Zülfikâr adı verilen efsanevi çift ağızlı kılıç ve Düldül adı verilen atı ile savaş meydanlarında büyük kahramanlıklar göstermiştir.
Onun olağanüsüt cesareti, yiğitliği, kahramanlığı yüzyıllardır sevenlerinin gönlünde taht kurmuştur.
Bu vesile ile ona Aleviliğin ilk kapısı olan Şeriat kapısında Allahın Aslanı unvanı takılmıştır. Hz. Ali son derece güvenilir ve yiğit bir insan olduğu için 622 yılında Hz. Muhammed ve diğer iman edenler Mekke’den Medine’ye göç (Hicret) ettiklerinde, Hz. Muhammed onu kendi yatağına yatırmış ve Mekke’lileri oyalamasını sağlamıştır. Hz. Ali yüzyıllarca mazlumun dostu, haksızın ve zalimin korkulu rüyası olarak zihinlerde yer edinmiştir. Onun hakkında bu vesile ile yüzlerce Cenk (Kahramanlık) kitabı yazılmış, bilhassa Hayber kalesinde gösteriği olağanüstü kahramanlıkları yüzyıllarca dilden dile aktarılmıştır.
Ona savaş meydanlarında boyun eğmek zorunda kalan düşmanları pusuya yatarak fırsatlar kollamış ve gerek Hz. Muhammed’in Hakka yürümesi sonrasında ve gerekse Hz. Ali’nin şehadetinden sonra intikamlarını ondan, onun ailesinden ve onu sevenlerden almaya kalkışmışlardır.

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:07 PM
Bu vesile ile ellerine geçen fırsatları çok zalimce kullanmış, gerek Kerbela ve gerekse daha sonraları çocukları ve torunlarından intikam almışlardır. Hz. Ali ise İslam içinde kan dökülmemesi Hz. Muhammed’in “Müslümanlar benden sonra birbirine kılıç çekmesinler” Hadisine bağlı kalarak ilk yıllarda uğradığı haksızlıklara rağmen şiddet kullanmamış, taraftarlarını şiddet kullanmaktan men etmiştir. Bütün bunlara rağmen Ehli Beyt ve 12 İmam’ların uğradığı zulüm ve haksızlık adeta tarihte eşine az raslanan zulümler arasına girmiştir. Hz. Ali’den sonra onun torunlarından İmam Cafer Sadık ve son İmam Mehdi dışında tüm soyu kesilerek, vurularak, zehirlenerek, sürülerek yok edilmişlerdir. Sadece kendileri değil, diğer aile bireyleri ve sevenleri de bu zulümden paylarında düşeni almışlardır.
Hakkında Camilerde, meydanlarda, kamu kurumların da sövme ve küfür etme fasılları oluşturulmuş, bilhassa Emeviler devrinde Camiler de Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’e sövmek ve hakaret etmek zorunluluk haline getirilmiş, buna uymayanlar ise şiddetli bir şekilde cezalandırılmışlardır.
Hz. Ali için ayrıca Hz. Muhammed şunu söylemiştir. “Ali’den üstün yiğit (feta), zülfikardan üstün kılıç yoktur”. Bütün bunlardan dolayı Hz. Ali’ye Allahın Aslanı adı verilmiştir. Hz. Ali’yi temsil eden fotoğrafların çoğunda bu işlenmiş ve Hz. Ali bir Aslan ile birlikte sembolize edilmiştir. Ancak bu sembolize sadece Hz. Ali’nin kuvvet ve kudretini temsil etmek için değil, aynı zaman da Hz. Muhammed’in Mirac’a giderken karşısına çıkan Aslan’nın ağzına yüzük atarak ve daha sonra Hz. Ali’nin bu yüzüğü kendisine iade etmesi ile de ispatlanmıştır.
Hz. Ali çevresine sürekli yararlı olduğu, onun “Adalet, halkın dirliği ve düzeni, idarecilerin ise süsü ve güzelliğidir.” veya “Yakınlarına yardımı bırakan, düşmanlarına yardım etmiş olur”
sözlerinden de anlaşılmaktadır.
Hz. Ali, Hz. Peygamberin emirlerine, sözlerine ve icraatlarına sürekli uymuştur. Peygamber onun için “Ali benim bilgimin kapısıdır. Tebliğe memur olarak gönderdiğim şeyleri benden sonra ümmetime bildiren, açıklayan kişidir. O’nu dinleyin. O’na baş kaldırmak nifaktır” diyerek bunu teyit etmiştir.
Hz. Ali sadece şefkatli değil aynı zamanda “Merhamet ve ibâdetlerin en hayırlısı, gizli sadaka vermek ve inzivâ köşesinde ibâdet etmektir.” Diyerek yoksulları korumanın da merhametlerin en iyisi olduğunu vurgulamıştır.
Hz. Ali son derece temiz bir zattır. Bu temizliği sadece dış görünüşü, elbiselerinin temiz olması değil, beden ve ruh temizliğde içerir. Onun “ Bedenin orucu, irâde ve ihtiyarla azaptan korkup sevâba girmeyi, ecre nâil olmayı dileyerek yemekten kesilmektir. Nefsin orucu, beş duyuyu öbür suçlardan çekmek, kalbi de bütün şer sebeplerinden ayırmaktır. Kalbin orucu, dil orucundan; dilin orucu, karnın orucundan hayırlıdır. Veya “Dilini küfre alıştırma. Tatli dilli ol. Yoksa önüne gelene havlayan köpeklere dönersin. Halkı zorla kendine nefret ettirirsin.” Sözleri bunun kanıtıdır. O bu sözleri ile yaramaz işlerden de kaçınmayı da öğütlemektedir . Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü haksızlıkla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.
Haksızlıklara isyan etmeyenler, onlardan gelecek her musibete katlanmalıdır.

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:08 PM
Tarikat Kapısında Şahı Merdan Ali
Hz. Ali olağanüstü güzelliklerinin yanında sürekli nefsini tevbe /tövbe etmeyi savunur ve bunu herkese önerirdi. Bir sözünde “Tövbe etmek elindeyken, ümidini kesene şaşarım” diyerek tövbe etmenin ve insanların kötülüklerden uzak durmalarının önemine dikkat çeker. Sadece tövbe ederek insanların ruhlarını temizlemelerini değil aynı zamanda hiç günaha girmemelerini sürekli telkin ederdi. Onun “Günah işlememek, tövbe etmekten daha iyidir.” Veya “Kötü alışkanlıkları terketmek en büyük ibadetlerdendir” sözleri bunun kanıtıdır.
O büyük zat aynı zamanda yüzlerce güzel sözünde halka hep güzel öğütlerde bulunmuş ve bilgeliğini halkı ile paylaşmıştır. Üstelik öğüt ve nasihatlarda bulunurken de sonsuz tevazu göstermekte ve öğütlerin başkalarının yanında verilmemesini talkin etmektedir. “Bir insana başkaları yanında verilen öğüt, öğüt değil, hakarettir.” Sözü onun ne kadar ulu bir insan olduğunun kanıtıdır. Öğütlerinde her türlü güzelliği sıralayan ve iyiliği telkin eden Hz. Ali, “En akıllı insan, öğütleri dinlemekten vazgeçmeyen insandır” sözü ile insanları öğüt dinlemeye davet eden bir mürşittir. Kendisinin de, Hz. Muhammed’den çok şey öğrendiğini ifade ederek “Ben Peygambere bir şey sorunca beni bilgilendiriyordu. Ben sessiz kalınca da O konuşmaya başlıyordu” diyerek bir Mürşide bağlanmanın öneminden bahs etmektedir. “Söyleyene değil, söylenene bak” sözleri ile bilginin önemine vurgu yaparken aynı zamanda “En faydalı bilgi, uygulanabilendir.” Diyerek insanları yararlı bilgi vermene teşvik etmektedir.
Hz. Ali, temiz giyinen, temizliğe itina gösteren bir ulu zattı. Ancak her zaman iç temizliğin çok daha gerekli ve önemli olduğunu ifade etmiş, yaşamını adeta buna endekslemiştir.
Hz. Ali haksızlıktan sürekli kaçınmış ve kimseye özellikle haksızlık etmemeye çalışmış, gerek öğütlerinde ve gerekse Valilerine gönderdiği genelgelerde İyilliği ve iyilik yolunda savaşmayı önermiştir. “Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü haksızlıkla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.” ve “Haksızlıklara isyan etmeyenler, onlardan gelecek her musibete katlanmalıdır.” Diyerek iyilik yolunda başkaldırıyı teşvik etmiştir. Zaten onun savaş meydanlarında gösterdiği kahramanlıklar iyilik yolunda savaşmanın gerekleridirler.
Özellikle Hayber’in fethi sırasında Hz. Ali’nin iyilik yolunda nasıl büyük kahramanlıklar gösterdiği bilinmektedir. Hz. Muahmmed, Hayber savaşında şöyle der “Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki, Allahü Teala onu sever. Ben de, onu çok severim” ve Hz. Muhammed sancağı ertesi gün Hz. Aliye verir. Sancağı alan Hz. Ali askerleri ile beraber kaleye yürür ve en başta da kendisi bulunur. Onun Hayber kalesi kahramanlıkları, bir tutuşta kale kapısını koparması, orada yarattığı olağanüstü direnç yiğitlik ve iyilik yolunda savaş için güzel bir örnektir. Kaldı ki Hz. Ali sadece orada değil, diğer yerlerde de en önde savaşmış ve zaman zaman yaralanmıştır. Sadece Uhud savaşında 16 yerinden yaralanmış fakat gerek Hendek ve gerekse diğer savaşlarda görüldiği gibi en önde savaşmaktan geri durmamıştır.
Hayber kapısında Merhab (http://www.alevikonseyi.com/Alevi_/11/21/31/41/201.html) adlı bir Yahudi savaşçıyı yenip onlarca insanın zor oynattığı kale kapısını sökünce, orada bulunan bir asker Hz. Ali’ye kimliğini sorunca ulu zat: Ben Ebu Talib oğlu Ali’yim, sizin Tevrat’ta ismim “İlya”dır”, der. Yahudi asker derhal orada secdeye kapanıp iman eder
Kuran-ı Kerim de Hayber’i fetih olayı şöyle anlatlıır: “Onlar, husunlarının (Kalelerinin) kendilerini Allah’tan koruyacağını zannetmişlerdi. Halbuki Allah, onlara hesaba katmadıkları yerden gelince kalplerine korku saldı. Kendi evlerini kendi elleriyle yıkmaya başladılar, müminlerde aynı tahribatı yaptılar. İbret alın ey basiret sahipleri. (Haşr: 2-3)
Şair Kumru”…Hayber Kalesi’ni yıkmak senin için zor bir iş değil, senin saçının her bir teli isterse bin tane Hayber kalesi yıkar ya Ali. Eğer Cebrail kanadını yeryüzüne açmasa idi, Merciyik savaşında senin kılıcın ile dünya bölünüp parçalanacaktı. Senin kılıcından çıkan kıvılcım eğer şimşek olsaydı, İslam düşmanlarını yakıp kavurur, evlerini harap ederdi…” diyerek Hz. Ali’nin yiğitliğini övmüştür:

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:09 PM
Hz. Ali tüm yaşamı boyunca bildiklerini halk ile paylaşan, halka hizmet etmeyi ibadet olarak gören ve hizmeti paylaştıran bir zattır. Onun için Hz. Muhammed Hadislerinde “Ali benim bilgimin kapısıdır. Tebliğe memur olarak gönderdiğim şeyleri benden sonra ümmetime bildiren, açıklayan kişidir. O’nu dinleyin. O’na baş kaldırmak nifaktır” diyerek insanların yüzlerini Hz. Ali’ye dönmelerini ister.
Onun en çok önem verdiği şey bilimdir. İnsana hizmetin en doğru yolunun Alimlerin düzeyli bilgilerini halka sunma ve onlara kullandrmaya yöneliktir.
Hz. Ali haksızlıklara karşı son derece hassastır. Onun “Adalet için en büyük talihsizlik, devleti idare edenin zalimliğidir.” sözleri kendisinin adalet konusunda ne kadar kapsamlı düşündüğünün bir ifadesidir. Tüm yaşamı boyunca adaletten sapmamış ve yaşamı ile de buna örnek olmuş bir büyük Veliullahtır. Bu konuda o kadar net konuşmuştur ki “Adalet ve eşitliği gözetme, siyasetlerin en iyisidir.” Diyecek kadar adaleti gözetir ve haksızlıklardan kaçınır.
Adaletli davranmayı yayınladıkları genelgelerde de sürekli vurgulayan Hz. Ali, yöneticilere yönelik “Adalet, halkın dirliği ve düzeni, idarecilerin ise süsü ve güzelliğidir.” Sözleri ile adaletli davranmayı sürekli teşvik etmiştir.
Hz. Ali son derece sabırlıydı, bu sabrı herkesde görülemeyecek kadar fazlaydı. Bu konuda “Kendini güçlükler karşısında sabretmeye alıştır, çünkü haksızlık karşısında Hak için sabretmek en iyi ahlâktır.” Sözleri bunu çok iyi yansıtır. Keza “..Sabrediniz, çünkü sabır îmana nispetle cesetteki baş gibidir. Başı olmayan bedenden hayır, sabır olmadıkça da imandan hayır gelmez” sözlerinden de anlaşılacağı gibi sabrı imanın bir boyutu olarak yansıtır.
Hz. Muhammed’in Hakka yürümesinden sonra babası Hz. Peygamber tarafından eşi Hz. Fatıma’ya verilen Fedek hurmalığının, Halife Ömer tarafından zorla alınması, Babasının Hakka yürümesi vesile ile zaten acılı olan eşi Hz. Fatıma’nın dövülerek kaburga kemiklerinin kırılması ve benzeri son derece büyük haksızlıklara dahi sabır göstererek katlanır.
Aslında haksızlıklara karşı son derece hassas olan Allahın Aslanı ünvanlı, gücü ve kuvveti destanlara sığmayan Hz. Ali’nin şahsına ve ailesine yapılan bu zulümler karşısında sessiz kalmasının nedenlerinden bir tanesi de sabrını göstermeye yöneliktir.
Bir Hadisinde “Benden sonra Islam kanı dökülmesin” diyen Hz. Muhamammed’in sözleri doğrultusunda bu sorunu şahsileştirmeyerek büyük bir tevazu göstermiştir.Onun “Sabır iki türlüdür. İstemediğin, hoşlanmadığın şeye sabretmek; Sevdiğin, istediğin şeye sabretmek.” Sözlerinde sabrı ikiye ayırarak bunu çok güzel açıklamaktadır. “Sabır en güzel huy, ilim de en şerefli süs eşyasıdır” sözlerinde Hz. Ali, Sabrı en güzel huy olarak göstermekte ve insanların karşılaştıkları olaylar karşısında sabır göstermelerini önermektedir. Gene “Kendini güçlükler karşısında sabretmeye alıştır, çünkü haksızlık karşısında Hak için sabretmek en iyi ahlâktır” sözlerinden de anlaşıldığı gibi Hz. Ali insanlar hem zorluklar karşısında sabırlı olmayı, aynı zamanda da sabrın adaletle karşılık bulmasının doğruluk olduğunu beyan etmektedir.
Hz. Ali Insanlara sabırlı olmalarını telkin ederken, aynı zamanda onların ümitsizliğe düşmemelerini, her olgunun koşullarının kendisine uygun elverişli duruma gelmelerini, bununda azim ve çaba gösterilerek elde edilebileceğini göstermektedir. Onun “Azim ve sebat, insanların en büyük yardımcısıdır” sözleri bunu açıkça göstermektedir. Yaşanılan şeylerden ders çıkarılmasını, bunun yaşam için önemli olduğunu “Her şeye ibretle bakınız. Ve gördüklerinizden ibret alınız” sözleri ile vurgulamaktadır. Yaşamın ibretlerle dolu olduğunu, yeteri kadar ibret alınacak konunun bulunduğunu, ancak insanların genellikle bundan ders çıkarmadıklarını dahiyane bir şekilde izah ederek “İbret alınacak şeyler ne çok, ibret alanlarsa ne az” sözleri ile bunu açıklamaktadır. Onun ayrıca “Çok akıllı kimseler, başkalarının hatalarından öğrenirler ve hata yapmazlar, akıllı insanlar hata yapar ve ders çıkararak bir daha yapmazlar. Ahmak insanlar da sürekli hata yapar gene ders çıkarmazlar” sözleri yaşamdan ders çıkarma konusunda ne kadar derin bir sınıflandırmaya sahip olduğunu ortaya koyar.
Hz. Ali imkânların sosyal bir biçimde paylaşılmasından yanadır. Bu yüzden elindeki tüm imkânların / nimetlerin adil dağılımını savunur, söyler ve uygular . “Akıllı olan kemal, cahil olan mal ister” sözünde görüldüğü gibi dünya malını fazla tasarruf etmenin erdem olmadığını vurgular ve Kemaletin maldan daha hayırlı olduğunu telkin eder. Bu şu anlama da gelebilir. Dünya malına fazla yatırım yapmaktan ise sosyal ilişkilere ve bilime, adalete yatırım yapılması anlamındadır. Yoksul ile dayanışmayı savunurken de, onun onurunu son derece gözetir.“Yoksula yardımı dilenmeden yap. Sen onu el açmak zorunda bırakırsan, verdiğin sadaka ile, onun sadakadan daha değerli olan haysiyetini satmaktan kurtarırsın” sözlerinde ki büyük erdem de gösteriyor ki, yoksula yardımedilirken başa kakılmamasını ve karşılıksız biçimde yoksul onuru gözetilerek yapılmalıdır.
Hz. Ali insanların dünya malı için çok fazla tasarrufta bulunmasına hoş bakmaz. Kimsenin yerin altına fazla bir şey götüremiyeceğinden hareketle “Ey Âdemoğlu, ihtiyacından fazla kazandığın şeyi, başkası için biriktirmedesin” diyerek buna özellikle dikkat çeker. Cömertliğin, paylaşmacılığın çok büyük erdem olduğuna dikkat çekmek için “Kendini cömertliğe alıştır ve her ahlakın en iyisini seç; çünkü iyilik alışkanlık haline gelir.” Veya “Dünyada yoksulu doyurmak kadar büyük iyilik yoktur. Bunu yapanlar, âhirette mutlaka mükafatını bulur” sözleri ile insanları elindeki nimetleri, olanakları başkaları ile yaplaşmayı önerir. Tabii eldeki olanak veya nimetleri sadece dünya malı ile de sınıflandırmez.

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:10 PM
Onun gözünde bilgi de bir servettir ve bunu defalarca belirtmiştir. Onun için bilginin de paylaşılmasından yanadır ve bunu “Bildiği halde susmak, bilmediği halde konuşmak kadar çirkindir” sözleri ile açıklamıştır. Ayrıca nimetlerin ve olanakların paylaşılması konusunda da dikkatli olmakta ve son derece temkinli önerilerde bulunmaktadır. “ Bilgiyi ehli olmayana veren, o bilgiye zulmetmiştir” sözleri buna çok önemli örnektir.
Hz. Ali son derece büyük bir alim, saygın ve dinlenilir kişi olmasına ve bir ara Halife olmasına rağmen son derece mütevazidir. Alçakgönüllüdür. Tevazu sahibidir. Özünü fakir gören Şahı Merdan’dır. Bu tevazuluğunda “Akıllı insanlar az konuşur. Çok söyleyenler, yalnız ahmaktırlar” diyerek alimlerin dahi çok fazla konuşmamalarını, az ve öz, ayrıca yerine göre konuşmalarını önerir. Alçakgönüllüğün bir erdem olduğuna dair söylediği “Alçak gönüllülük, ilimin meyvesidir” sözleri alimlerin dahi bu konuda tevazu göstermelerini talep etmeye yöneliktir. Onun “Alçak gönüllülük, en büyük şereftir” sözleri ile kişinin özünü fakir görmesine yönelik ciddi bir göstergedir.
Hz. Ali’nin “Bilmediğin şey hakkında konuşmayı ve üzerine düşmediği halde söz söylemeyi terk et” sözleri insanları alçakgönüllüğe ve tavazuya davet eden beyanlarıdır.
Şahı Merdan Ali’nin özünü fakir görme konusunda son derece belirgindir. “Bin kapıdan, yüz bin kaleden içeri girebilirsin de küçücük bir gönülden içeri giremezsin” sözlerinden anlaşılacağı gibi gönül yapmanın, özünü fakir görmenin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu vurgular. Ayrıca bunu sağlarken adaletten vaz geçilmemesini de özellikle vurgular. Onun “Bin defa mazlum olsan da bir defa zalim olma” sözleri bunu bir ön koşul olarak gösterir.
Hz. Ali için söylenen Şahı Merdan, mertlerin, doğruların Şahı anlamına gelir. O Tarikat kapısında Mürşüt olan Hz. Muhammed’den sonra ki en önemli kapının eridir. Orada ki yeri ve makamı Pir’lik makamıdır. O Pir’lerin Piri, Şah’ların Şahı’dır.
Hz. Ali, Peygamberin bir çok Hadisinde ve Gadirhum da yerine vekil tayin ettiği Halife’dir. Tarikatta ona erkânı ve ilkelerini gözeten de denir. O Ulu zat Hz. Muhammed ile defalarca Cem’e girmiş Can ile Canan, bütünleşen olmuştur.

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:11 PM
Marifet Kapısında Evliyalar Şahı Hz. Ali
Hz. Ali, 18 bin Alemi var eden nura gösterdiği tam rızâdan olayıda ona “Mürteza” adı da verilmiştir.
Hz. Muhammed, 23 Şubat 632 tarihinde Veda Hutbesinde 100 bin civarına ulaşan Ashaba dönerek şöyle demiştir. Ey Ümmetim, Size 2 emanet bırakıyorum. 1- Allahın kelamı Kuran-ı Kerim, 2- Ehl-i Beyt’i. “Kuran ve Ehl-i Beyt ipine sım sıkı sarılın. Kevser Havuzunda her iki emanet bir birinden ayrılmadan bana ulaşacaktır. Ehl-i Beyt’im, Nuh’un gemisi gibidir. Gemiye binenler kurtuldular, binmeyenler helak oldular”. (Ehl-i Beyt, Hz. Muhammed’in ailesi demektir ve 1- Hz. Muhammed, 2- Hz. Ali, 3- Hz. Fatma, 4- Hz. Hasan ve 5- Hz. Hüseyin olmak üzere toplam 5 kişidirler. (13)
Hz. Muhammed bu vasiyeti elbette sadece akrabası olduğu için yapmamıştır. Bu vasiyet Allahın emridir.
Maide Sûresi’nin 55. ayeti olan ve “Velâyet Ayeti” diye adlandırılan, “Sizin veliniz, yalnız Allah, O’nun Peygamberi ve iman eden, ibadet eden ve rükû halinde zekât verenlerdir. ” Ayette kast edilen Evliyalar Şahı Hz. Ali’dir.
Hz. Muhammed dönemi Evliyaları ve İslam dini uğruna canlarını feda etmekten çekinmeyen inanan ulu zatlar varken inen şu sure bir anlam ifade edebilir. “(Ey Peygamber!) Sen ancak bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderi vardır.” (Ra’d: 7). Hz. Muhammed bu ayeti kast ederek “ Hidayet önderi sensin ya Ali! Benden sonra hidayet arayanlar seninle hidayeti bulacaklar” buyurmuşlardır.
Keza “Acaba Rabbinden apaçık bir delile sahip bulunan, onu yine ondan bir şahit izleyen (...) kimse mi (yalanlanacak)?” (Hûd: 17) için de, Ayette zikredilen “Rabbinden apaçık bir delile sahip bulunan” kimse Ulu Peygamber, “onu izleyen şahit” ise Hz. Ali’dir.
“İman edenler ve iyi işlerde bulunanlarsa, işte onlardır yaratılmışların en hayırlıları.” (Beyyine: 7) nail olduğunda Hz. Peygamber, Hz. Ali’ye dönerek şöyle buyururlar “Ya Ali! Ayette sözü edilen kişiler, sen ve seni sevenlerdir (yolundan gidenlerdir).”
Kuranı Kerim de Hz. Ali üzerine inen çok sayıda ayetler vardır. Bu vesile ile Hz. İmam Murteza’ya ilgileri, onun için söylediği “Ali’nin eti benim etimdir. Ali’nin canı benim canımdır. Ali’nin kanı benim kanımdır. Her kim ki Ali’yi severse, beni sever, Beni seven de Allahı sever. Her kim ki Ali’ye düşman olur, bana da düşman olur, Bana düşman olan Allaha da düşman olur. Ali’nin dostluğunu kazanan benim dostluğumu, benim dostluğumu kazanan da Allahın dostluğunu kazanır” sözleri sadece akrabalık bağları ile açıklanamaz.
O Ulu zat Yüce Allahın da sevgili bir kuludur. Hz. Ali’yi anlatmak için okyanus kadar çok mürekkeplerin dahi yazmaya yetmeyeceği erdemleri, Hz. Muhammed’in onu meth eden sayısız Hadisleri vardır.
Bu Hadislerin birinde Hz. Muhammed şöyle buyururlar. “Ali dinin direğidir”
Hz. Ali’nin uğruna canlarını seve seve verenler, onun eşiğine yüz sürmek için bir birlerini adeta ezenler, kabri olduğuna inanılan Necef’te sırf bu aşk için gönüllü turap olanların hikmetlerinde aradığı Ali tüm Evliyaların Şahı oluşudur. Tüm Evliyalar Hz. Ali’nin aşkı ile tutuşur ona sevgi ve bağlılıklarını söz ve şiirlerinde büyük bir coşku ile aktarırlar. Tüm Erenlerin, Babaların, Dedelerin, Dedebabaların, Alp Erenlerinin Evliyalar Şahı diye bahsettikleri ve “onu anmak ibadettir” dedikleri, tüm dualarında adı geçen Hz. Ali, son derece huyu güzel bir zattır.
Adına “Adı güzel, kendi güzel” denilerek deyişler okunan, mersiyeler dizilen Hz. Ali, edebi ciddiyetle önemseyen bir Evliyadır . “Akil kişi, kemâl taleb eder” sözünde gördüğümüz gibi Hz. Ali Kemalete önem vermektedir. “Başkasında gördüğün fena bir huyu hemen nefsinde ara ve ondan kaçın” diyerek insanlara bunu başka bir şekilde daha aktarmaktadır. “Cehalet ve gaflet alimin kalbinde olmaz. Fakat alimler, zengin cahillerin karşısında, ancak ilim sayesinde yükselirler” beyanları ile ve “Ayıbın en büyüğü , ona benzer bir ayıp sende de varken, başkasını ayıplamandır” diyerek insanları iyi huylu olmaya ve edepli olmaya davet etmektedir.

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:13 PM
Hz. Ali insanları Bencillik, kin ve garezden uzak tutmak için son derece anlamlı sözler buyurmuşlardır. “Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz altında bulunanların hataları karşısında hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyiniz” sözlerinden de anlaşılacağı gibi bu alışkanlıklardan caydırmaya davet eder. “Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allah’u Teâlâ’yı hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir” diyerek insanların hoş olmayan alışkanlıklarından caymaları hakkında yol gösterir. Burada nefsin kontrol altına alınması, başka bir deyim ile nefse perhiz uygulamayı önerir. Onun “Cenabı Hak, Kibir edenleri bayağı ve aşağılık kılar” deyimleri nefsine gem vurmaya yönelik beyanlarıdır. “Geçimini mertce kazanmaya çalış. Nefsini alçaklıktan koru ki, fakir olsan bile şerefli kalasın” sözleri nefsini kontrol altına almaya yönelik örneklerdir.
Hz. Ali yaşamında her zaman sabır göstermiş ve kanaatkâr olmuştur. “Hayatın, karşısına çıkardığı müşkül hadiselere sabır ve tahammül et. Onları, hiç kimseden bilme ve hiç kimseye karşı kalbinde bir buğz ve adâvet besleme; hiç kimseye hiddet ve şiddet gösterme. Bu suretle hareket edersen, en büyük müşkülleri bile yenersin ve sen de “İnsân-ı kâmil” mertebesine erersin” diyerek insanlara erdemli olmanın güzel örneklerini sunar.Bu söylemlerini gene doğruluk ve doğru bilgi ile güçlendirir. “Doğruluk en iyi yol, bilgi en iyi kılavuzdur” ve “Doğru söz söyleyenin delili kuvvetli olur” açıklamalarından görüldüğü gibi sürekli doğruluğu ve iyiliği rehber edinilmesini salık verir.
O Ulu zat sadece tek tek bireyleri değil, yöneticileri ve yönetici adaylarının da dikkatini çok yönlü erdemli olmalarını telkin eder. Aleviliğin en temel yaşam değerleri ve güncel kavramları olan edep ve haya konusunda bakınız neler buyuruyorlar . “Halkın önderi olmak isteyen biri önce kendisini ıslah etmeli, daha sonra başkalarını ıslah etmeye başlamalı ve söz ile diğerlerine edep öğretmeden önce güzel davranışı ile onlara edep öğretmelidir” demektedir. Burada Hz. Ali insanlara öncelikli olarak yasalarla değil güzel davranışlarla örnek olunması gereketiğini anımsatmaktadır. “İnsandaki edep, onun altınından daha iyidir” ve “İnsanların güzel edebe, altın ve gümüşten daha çok ihtiyaçları vardır” beyanlarından anlaşılacağı gibi edepli olmanın varlık olmaktan çok daha önemli ve gerekli olduğunu izah etmiştir. Gerçekten insanoğlu sadece kendi kantarına çektiği iyi amellerden vefa bulabilir. “Hacı (Hace) Bektaş Veli’nin buyurduğu EDEP (Eline, Diline ve Beline sahip olma) kavramları önce onun tarafından dile getirilmiş, aynı inancın devamı olan Anadolu Evliyaları da bu söylemi yüzyıllardır devam ettirmişlerdir.
Hz. Ali biraz da bu söylemlerin öncüsü olarak Evliyalar Şahı’dır. Deyişlerde okunan Güzeller Sultanıdır.
Hz. Ali efendimiz “Cömertlik alışkanlıkların en üstünüdür” derken sadece maddi bir bedeli olan malı değil, bilgiyi, iyi huyu, acılara ortak olmayı ve toplumu çok yönlü ilgilendiren her şeyin paylaşımını esas almaktadır. “Kendini cömertliğe alıştır ve her ahlakın en iyisini seç; çünkü iyilik alışkanlık haline gelir” sözleri ve “Sizler mallarınızla halkı kuşatamazsınız (onların gönüllerini hoş edemezsiniz); öyleyse açık yüzlülük ve güzel davranışınızla o nları kuşatınız; çünkü ben Allah Resulünün şöyle buyurduğunu duydum: “sizler, mallarınızla halkın gönüllerini hoş edemezsiniz; o halde ahlakınızla onların gönüllerini hoş edin” beyanları bu konuda ne kadar geniş ve çok yönlü düşündüğünün en açık kanıtıdır.

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:14 PM
Hz. Ali ilim konusunda zamanının en büyük alimlerindendir. O sadece Kuran, Hadis ve din bilimi konusunda değil, zamanın en ileri Matematikçisi, Fen bilimcisi, Tarihçisidir. Onda var olan bilginin derinliği karşısında onu incelemeye çalışan araştırmacılar adeta bir birleri ile yarışırlar. O büyük zat mütevazi ve Kemaleti ile insanları gelip kendisinden ihtiyaç durdukları alanlarda bilgi edinmesi için defalarca çağrılarda bulunmuştur.
Onun derin bilgisinden sadece dostları ve sevenleri değil, ona bir türlü mesafeli olan kişiler de yararlanmış ve bunu da kendileri gene açıkça ifade etmişlerdir. Hz. Ali bir mübarek sözünde “Hz. Peygamber’den duyduğum hiçbir şeyi unutmadım” diyerek açıklamışlardır.
Ayrıca “Allah’a yemin olsun ki, inen bütün ayetlerin ne hakkında, nerede ve kimin hakkında nazil olduğunu biliyorum. Allah bana düşünen, sorgulayan bir kalp ve açık bir dil vermiştir” ve “Allah’ın Resulü bana her birisinden bin kapı açılan tam bin ilim kapısı öğretti” sözleri ile de beyan etmektedirler. O ulu zat bir çok defalar “Sorun bana bilmediğiniz konuları” anlamında yaptığı çağrılar ile bilgisinden insanları yararlandırmaya çalışmışlardır.
Hutbelerinde ve yayınladıkları genelgelerde, Valilere yazdığı mektuplardan anlaşıldığı gibi o bilgi donanımı bakımından gerçek bir dehadır. Onun en büyük özelliklerinden biri de bilgiyi insanların yararına kullanmaya gösterdiği olağan üstü çabasıdır. “İlim bütün iyiliklerin anahtarıdır.” Sözleri bunu çok açık ifade etmektedir.
İlme yaptığı vurgularda alimi sürekli gözeten, kollayan ve bilgiye yatırımı teşvik eden özellikleri görülür. “İlim maldan hayırlıdır: İlim seni korur, malı sen korursun. Mal vermekle azalır, ilim öğretmekle artar. İlim hakimdir, mal ise mahkum. İlim sahibi cömert olur, mal sahibi cimri olur. İlim ruhun hakimidir. İlim sahibi cömert olur, mal sahibi cimri olur. İlim ruhun gıdasıdır, mal ise cesedin gıdasıdır. Mal uzun zaman sürecinde tükenir, ilim uzun zaman sürecinde tükenmez ve eksilmez. İlim kalbi aydınlatır, mal ise kalbi katılaştırır. İlim peygamberlerin mirasıdır, mal ise eşkıyaların mirasıdır” sözleri ile insanları dünya malı yerine bilgiye yatırım yapmaları ve bunu insanların yararına kullanmaları konusunda sürekli çağrıda bulunur.
“İlimden başka her şey azaldıkça değeri yükselir. İlim ise çoğaldıkça değeri yükselir” tespitleri de gene onun deyimleridir.
Hz. Ali son derece hoşgürülür. Bunu güncel yaşamına sürekli uyarlıyan, insanları da buna davet eden bir kişiliktir. “Gerçek karşısında öfkelenmek ayıptır” “Güler yüz göstermek, cömertlik yerine geçer” beyanları ile insanları hoşgörülü olmaya, tevazu göstermeye, mütezavi olmaya davet eder. Hoşgörüşünden sadece yol ve inanç konusunda taviz vermez ve diğer insanları buna riayet etmeye davet eder “Yol cümleden uludur” beyanları bunu açık şekilde izah eder. “Hizmetçiniz Allah’a itaat etmezse onu cezalandırınız, ama eğer size itaat etmezse onu bağışlayabilirsiniz” açıklamalarında görüldüğü üzere sadece yol konusunda tavizkâr değildir.
Hz. Ali özünü bilen ve buna riayet edendir. “Haddini bilen kimse, hakaret görmez” açıklamaları ile insanları özünü bilmeleri, haddi olmayan konularda süküt göstermelerini, bilmedikleri konularda konuşmamaları, gerekli olmayan yerlerde konuşmamalarını, telkin eder. “İnanan insanın yüzünde güleçlik vardır, kalbindeyse hüzün. Gönlü her şeyden geniştir, nefsi her şeyden alçak. Yücelikten nefret eder, şöhrete düşmandır, gamı gussası uzundur, düşünmesi derin, susması fazladır. Vakti yoktur, çok şükreder, çok sabreder, düşünceye dalmıştır. İhtiyacı olanları görünce, kendi ihtiyacını hatırlamaz bile. Hûyu güzeldir, geçinmesi hoş ve yumuşak. Şeref ve din bakımından serttir, hûy bakımından alçak” tanımlamaları ile insanların hem özünü tanımalarını, hem de her konuda diğerlerine örnek olmaları gerektiğini açıklar.

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:15 PM
İnsanların konuşurken bir birlerine saygılı olmalarını, bir birlerinin sözlerini kesmemelerini, sohbetlerini bir muhabbet ortamında sürdürmelerine yönelik şöyle bir örnek sunar “Ben Peygambere bir şey sorunca beni bilgilendiriyordu. Ben sessiz kalınca da O konuşmaya başlıyordu”
Elbette Hz. Ali bu misali, diğer insanların örnek almaları için açıklamıştır. Burada elbette gözetilen ayrıntı, bilindiği gibi kişinin kendini bilmesidir. Anadolu Alevileri arasında söylenen bir söz vardır. ‚’ Sen, seni bil ki, alem de seni bilsin”. Kişi kendini bilmek istiyorsa özünü bilecek ve Arif olacak.
Hz. Ali’nin “Hiç kimsenin hatasını yüzüne vurmayınız. O hatayı işleyene hatasını, başka birini misal göstererek anlatınız” örneği, gene “İnsanlarla öyle güzel geçinin ki öldünüz mü ağlasınlar size; sağ kaldınız mı sevgiyle çağırsınlar sizi” beyanları onun ne denli İnsan-ı Kamil olduğuna örnektir.
Gene “Ben mü’minlerin emîriyim; onların en yoksulunun geçindiği gibi geçinmek zorundayım” açıklamasında, Halife olduğu ve devletin tüm olanaklarından yararlanma imkânlarına rağmen bunu kişisel imtiyazlar olarak kabul etmediği, tam tersine Halkın en yoksulunun yaşadığı düzeyde yaşamayı hedeflemesidir. Kurani Kerim de Cenabı Allah “Bana kul olarak yaptığınız kusurlarınızı af edebilirim, ama karşıma kul hakkı ile gelmeyiniz” demektedir. Bu anlamda Allah bile kul hakkına karışmamakta ve sorumluluğu muhatabına havale etmektedir.
Ebu Hureyre’den aktarılan bir Hadis de Hz. Peygamber, “... üzerinde kul hakkı bulunan kişilerin kendilerini mazlumlara bağışlatmalarını...” öğütler.
Böyle ulvi değerler ve inançlar manzumesinde Hz. Ali’nin yada aynı görüşleri paylaşan başka bir Ulu insanın kul hakkına riayet etmemesi düşünülemez.
İşte Hz. Ali’nin buyurduğu, “...onların en yoksulunun geçindiği gibi geçinmek..” deyimi hem dünya malı, hem de itibar ve diğer nimetlerin palaşılmasını içermektedir.
Onun bu saygın duruş ve söylemi ile günümüz varlıklılarının ve devlet erkânının bu konuda ki sorumsuzlukları kıyaslandığında ne kadar büyük bir fark olduğu açıkça görülebilmektedir. Onun geçen bunca Çağlara ve yüzyıllara damgasını vuran, bunca zamana rağmen tarihe karışmak yerine daha büyük bir sevgi ve saygı ile anılmasının hikmetlerinden biri de bu olsa gerektir.
“Halka hürmet edenler, hürmete mazhar, halkı tahrik edenler hakarete layık olurlar. Hakiki dost; sıkıntılı zamanlarda, senin gurur ve izzet-i nefsini kırmadan, sana yardım edenlerdir”
Hz. Ali ayrıca Hz. Muhammed’in vahiy katipleri arasındadır. Kendisinden aktarıldığına inanılan Hadis sayısı 586’dır. Büyük ilim sahibi olmasının, Hz. Muhammed’in tüm sırlarına vakıf olmasının hikmetlerinden biride budur.
Cemlerde, Dem’lerde, Ayin’lerde, her türlü aşkı niyazlarda Erenler, Evliyalar, Ulu’lar onun için,
“Elim erde, yüzüm yerde,
Ererenlerin dâr-ı ma’sûnunda,

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:16 PM
Hakikat kapısında varlığın nuru Hz.ALi

Peygamber Efendimiz, Hz. Ali’ye bir Hadisinde iltifatta bulunarak “Ebû Türâb” demiştir. Hakikat kapısının dört anasıra göre karşılığı Turab olmak, ona ermektir. Toprak her şeyi karşılıksız verir, karşılıksız alır. Her zaman ayaklar altındadır yani en alçak gönüllüdür. Herkes tarafından çiğnenmiş olmasına rağmen kimseye dert yanmaz. Herkese hoşgörü ile, sevgi ve şevkat ile yaklaşır. Toprak cömerttir. Toprak berekettir. Toprak, onla başlayıp onla bitmektir.
Ebu Türap, Alevilikte Hz. Ali şahsında toprağın babası anlamına gelir. Bu onun mütevaziliği yanında evrenin – Her şey doğadan gelir, doğaya gider- felsefesinden kaynaklanır. İnsanoğlu doğar, büyür, yaşar, ölür ve toprak olur. İnsan günü gelince toprak olur, toprakla birleşir ve bütünleşir. Ona karışır.
Turab, bitki, hayvan ve insanda gizli olan gerçek öz hep Hakk’ın kendisidir. Kendini kendisine ancak dördüncü kapıdan sonra anlatabilmiştir. Eba Turab’ın anlamı da, bütün varlık alemi Hz. Ali’nin nurundan olmuştur. Bütün bu aşamaları yaşayan, bilinmesini isteyen Ali’nin kendisidir.
Hz. Ali, İslamiyette, Hz. Peygamberden sonra en büyük temsilcisidir. Onun bu Ulu zat hakkında buyurduğu “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır, şehri dileyen kapıya gelsin, Ben hikmetin şehriyim, Ali kapısıdır hikmetin dileyen kapıya gelsin” deyimi bunu doğrulamaktadır.
Diğer bir Hadislerinde de: “Ali bendendir ben ondanım, ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlâsıdır. Ali insanların hayırlısıdır. Kim bu kabul etmezse, gerçektende kafir olmuştur...” buyurmuşlardır.
Hz. Muhammed, Kur’an-ı Kerim ve Hz. Ali ilişkisini şöyle anlatıyorlar. “Ali, Kur’an iledir ve Kur’an Ali ile; ikisi havuz kenarında benimle buluşuncaya kadar ayrılmazlar.”
Buhari’den aktarılan bir Hadise göre ise şöyle buyurmuşlardır. “Ya Ali, bana, Harun’un Musa’ya yakınlığı gibisin. Yalnız benden sonra peygamberlik yoktur”
Asbağ bin Nebate’den aktarıldığına göre “
“Kuranın çeyreği Ehl-i Beyt’i kapsamaktadır. Hz. Ali de Ehl-i Beyt’in reisi konumundadır. Yalnız Hz. Ali için özel olarak inen ayetler üç yüzün üstündedir”

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:17 PM
Hz. Muhammed’den Hz. Ali üzerine bir kaç Hadis:

? “Ey Ali, Allah bana buyurdu ki: Ben Ali’yi peygamberlerle gizli olarak, seninle de olarak beraber gönderdim”
? “Hikmet, on parçaya bölündü, dokuzu Ali’ye verildi, kalanı da diğer insanlara pay edildi”
? “Ben hikmet eviyim; Ali de o evin kapısıdır”
? “İnsanlar, Ali bin Ebi Talib’in ne zamandan beri “Emir’ül Müminin” olarak adlandırıldığını bilselerdi, onun faziletlerini inkar etmezlerdi: Adem, ruh ve ceset arasındayken. Allah o zaman hazır bulunanlara şöyle buyurmuştu: “Rabbin Adem oğullarından onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve Rabbiniz değil miyim? dedi, onlar da (Ruh âlemi): Evet şahidiz (Kalü belâ) dediler” (Araf: 172). Allah da onlara şöyle buyurdu: Ben Rabbinizim, Muhammed Peygamberiniz, Ali de Emir’inizdir”
? “Ya Ali, doğumuna şahit olmasaydım, hikmetinin sırrına ben de akıl erdiremezdim”
Selmân-i Fârisî’den rivayet edilen bir Hadis’e göre Hz. Muhammed şöyle buyurmuşlardır. “Sırrımın sahibi Ali bin Ebî Tâlib’dir.”
İslam dininin Peygamberi Hz. Muhammed tarafından Hz. Ali’nin özellikleri ve kudsi güzelliklerini beyan eden ve saymakla bitmeyecek kadar çok olan tanımlamalar onun Nur’u hakkında bir fikir verebilir.
Elbette Hz. Ali hakkında inen Ayetler, Hz. Muhammed tarafından aktarılan Hadisler , binlerce ve onbinlerce Ulu Evliyanın anlatımı veya aktarımı onu anlamaya yetmez. Kişi burada dünya gözü ile değil, onu Alevilikte sürekli anlatılan batın gözü açık olduğu ve buna vakıf olduğu kudret ölçüsünde hikmetini anlayabilir. Onu anlamanın, ona kısmen de olsa hikmetine nail olmanın esas yolu, onu görebilecek gözlere ve gönüllere sahip olmakla mümkündür.
Bizim burada yaptığımız tanımlama sadece göremediğimiz ama kısmen hissetmeye çabaladığımız, bir bakıma adeta karanlıkta el yordamı ile bir şeyleri analize etmeye benzer.
Hz. Ali’nin şu sözleri belki analizmize kısmi bir daha katkı sunabilir.

? Bizim emrimiz güçtür, güçleştirilmiştir, çetindir çetinleştirilmiştir, gizlidir, perde altına alınmıştır, ona Allah’a yakın bir melek, veyahut gönderilmiş bir peygamber veyahut Allahın kalbini imanla sınadığı bir müminden başkası tahammül edemez.
? Yâ Rabbî! Ben sana cennet için değil, cehennem korkusu için de ibâdet etmiyorum. Belki seni tapınmağa lâyık olarak tanıdığım için ibâdetimi yapıyorum.
? Yâ Rabbî! Ben sana cennet için değil, cehennem korkusu için de ibâdet etmiyorum. Belki seni tapınmağa lâyık olarak tanıdığım için ibâdetimi yapıyorum.
? Allahu Teala hiçbir peygamber göndermemiş ki ben onun borcunu ve vad ettiğini yerine getirmiş olmayayım.
? Allah’a ant olsun ki, Hayber kapısını cismani kuvvetle değil, Rabbani kuvvetle söktüm.
? Sorun bana beni kaybetmeden! Ölümlerin, belaların ve neseplerin ilmini bilen kimseye sormak istemez misiniz.
? Ey insanlar, sorun bana beni kaybetmeden; hiç şüphesiz ben göğün yolları hakkında, yerin yollarından daha çok bilgi sahibiyim.
? Sorun bana, beni kaybetmeden. Hiç şüphesiz ben Arş’ın altında sorulduğum her şeyden haber verebilirim”
? Sorun bana, beni kaybetmeden. Taneyi yaran ve insanı yaratan (Allah’a) andolsun ki ben Tevrat’ı, Tevrat ehlinden, İncil’i, İncil ehlinden ve Kur’ân’ı, Kur’ân ehlinden daha iyi bilirim”
O Ulu zat bir başka sözünde şöyle buyurmaktadır. “Resulullah, dilini benim ağzıma koydu; bununla kalbimde bin ilim kapısı açıldı ki her birisinden de bin kapı açılmaktadır”

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:18 PM
Elbette o yüce Nur, “Resulullah, dilini benim ağzıma koydu..” derken bildiğimiz dili değil, Ondan aldığı ilham ve hikmeti kast etmektedir. Ariflik, söyleneni, yüklendiği anlam itibarı ile anlamaktan geçer.
Gene Hz. Ali, Hutbetül Beyan’da şöyle buyurmuşlardır.
“Ben sırların sırrıyım...ben harflerin sırrıyım...”
Bu konuda aşağıda belirttiğimiz alıntı dikkatle okunmalıdır.
“Harflerin sırrından maksat Kuranı Kerimde bazı süre başlarında bulunan mukatta (kesik) harfleridir. Bu Harfler Allah ile Peygamberi arasında bir şifredir. Hz. Ali bu sırların ne olduğunu bildirmişlerdir. Bunlar: “Elif, Lâm, Mim, Râ, Kêf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd, Tâ, Sin, Hî, Kâf, Nûn” Bu harflerin sayısı 14’tür. Hiç bir harf eksilmeden bu harfler bir araya geldiği zaman, şöyle bir cümle oluşturmaktadır: “ALİ SIRAT HAK, NEMSİKÜHÜ” VE “SIRAT ALİ HAK, NEMSİKÜHÜ”
Türkçe Anlamı şöyledir: “ALİ HAK YOLUDUR, ONU TUTUYORUZ” ve “ALİ’NİN YOLU HAKTIR, ONU TUTUYORUZ(14)
Gene şu alıntı dikkatle okunursa gerek Kuran ve gerekse Hz. Ali’nin hikmeti konusunda bir fikir verebilir. “Bil ki tüm Semavi kitapların esrarı Kur’an’da toplanmıştır, Kur’an’ın tüm esrarı Fatiha’dadır, Fatiha’nın tüm esrarı Besmelededir, Besmelenin tüm esrarı ‘B’ harfindedir, ‘B’ harfinin tüm esrarı da onun altındaki noktadadır.” Emir’ül Müminin Hz. Ali şöyle buyurdu: “‘B’ harfinin altındaki nokta benim.”(15)
Abdurrahman bin Kesir’den aktarıldığına göre, İmam Cafer-i Sadık ‘a: “Onlar birbirlerine neyi soruyorlar, o büyük haberi mi, onda ihtilafa düşmüşlerdir.” (Nebe: 1, 2 ve 3), ve “Velayet hak olan Allah içindir.” (Kehf: 44) hakkında sorulmuş. Buyurmuşlar ki: Emir’ül Müminin Hz. Ali’nin velayetidir..”
Bütün bunlar yan yana getirildiğinde Hz. Ali hakkında Uluların, Evliyaların, Alimlerin neden döne dolaşa “Hikmetinin manasına varamadık Ya Ali” diye yakarıp niyaz ettikleri bizlere bir fikir verebilir.
Hz. Muhammed gene bir Hadisi Şeriflerinde onun için şöyle buyururlar.
“Ali’nin on sekiz özelliği var ki, bunların hiç biri bu ümmetten hiç kimsede yoktur”
Bu Hadisin içeriğine ulaşmaya çalıştığımızda aşağıda saydığımız özelliklerin başka birisinde olmadığını görürüz.(16)

1. Hz. Ali Kâbe’de doğan ilk ve tek insandır. Hz. Ali’nin annesi Fatima binti Esed’in doğum sancıları geldiğinde Kabe civarlarındadır. Fatima binti Esed, Allah’a el açarak “Allah’ım benim doğumumu kolaylaştır” diye dua eder. Allah’ın emri ile Kabe’nin duvarı yarılır ve Fatima binti Esed, Kâbe’ye girerek Hz. Ali’yi, Kabe’de dünyaya getirir. Hz. Ali doğduktan sonra annesi kucağına alarak onu Hz. Muhammed’e vermiştir. Annesinden sonra onu kucağına alan ilk kişi Hz. Muhammed’dir.
2. Hz. Muhammed’in Musahibidir. “.(Resûlüm! Onlara) de ki: Size bir tek öğüt vereceğim: Allah için ikişer ikişer ve teker teker ayağa kalkın, sonra da düşünün! Arkadaşınızda hiçbir delilik yoktur! O ancak şiddetli bir azap gelip çatmadan evvel sizi uyaran bir peygamberdir” (Sebe: 46), Yeminlerinizin “akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını verin...” (Nisa: 33), İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır. “Daha sonradan hicret edip sizinle beraber savaşa katılanlar da sizdendirler. Bir de akraba ( musahip) olanlar, Allah’ın kitabına göre, birbirlerine daha yakındırlar. Şüphe yok ki, Allah her şeyi bilir. (Enfal: 74, 75), İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur. (Tevbe: 100),. Andolsun ki Allah, müslümanlardan bir gurubun kalpleri eğrilmeye yüz tuttuktan sonra, Peygamberi ve güçlük zamanında ona uyan muhacirlerle ensarı affetti. Sonra da onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli, pek merhametlidir. (Tevbe: 117), Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Hasr: 9), Peygamber efendimiz, Muhacirlerle Ensarı birbirleriyle kardeş yapmıştı. Hz. Ali “Ya Resulallah, Eshâb-ı kirâmı birbirleriyle kardeş yaptın. Beni kimseyle kardeş yapmadın” dedi. Resulullah buyurdular: “Ya Ali, sen benim dünya ve ahirette kardeşimsin.”(17)

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:19 PM
3. İlim Şehrinin kapısıdır. (Ben ilim şehriyim ve Ali onun kapısıdır. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: ‘Evlere kapılarından girin. O halde, kim ilim istiyorsa, ona kapısından girsin. (Hz. Muhammed)
4. Zülfikâr’ın sahibidir. (Ali’den üstün yiğit (feta),, Zülfikârdan üstün kılıç yoktur. Hz. Muhammed) Peygamber bunu Uhud savaşında ordunun sancağını verdiği Hz. Ali için söylemiştir.
5. Allah’ın Arslanıdır. (Ali dinin direğidir. Hz. Muhammed ), (Eğer Ali’nin Zülfikâr’ının darbesi olmasaydı, İslâm ayakta kalamazdı. Hz. Muhammed)
6. Fatıma’tüz Zehra’nın eşidir. (Ya Ali, Resulüllah’tan işittim. KızıFatıma’yı sana verdiği gün, “Kadınların en iyisini, erkeklerin en iyisine verdim” buyurdu. İlk Halife Ebu Bekir)
7. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in dedesidir. (De ki: Sizden, yakın akrabalarımı sevip saymanızdan başka hiçbir karşılık ve mükafaat beklemiyorum” (ŞÃ»râ: 23), Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden her nevi pislik, kötülük ve olumsuzluktan arındırıp, tertemiz kılmak ister (Ahzâb: 33), Resulüllah buyurdu ki: “... köşesindeki de temizlerin üstünü Hasan ve Hüseyin’dir.” İlk Halife Ebu Bekir)
8. Hz. Peygamberin sırrıdır. (Benim sırrımın sahibi Ebu Talip oğlu Ali’dir. Hz. Muhammed),(Ben hikmet eviyim; Ali ise kapısıdır. Hz. Muhammed), (Yâ Ali, kâlellâhu li, be’astü Aliyyen me’al enbiyâi batinen ve me’ak zâhiren”. Türkçe Meali: “Ey Ali, Allah bana buyurdu ki: Ben Ali’yi peygamberlerle gizli olarak, seninle de açık olarak beraber gönderdim Hz. Muhammed).
9. İslam dinini ilk kabul edendir. (“Benimle ilk selat kılan Ali’dir. Hz. Muhammed), “Allah Elçisi Muhammed, bir Pazartesi günü Peygamber olduğunu açıkladı. Aynı günün ertesi Salı günü ben İslam Dini’ne girdim, onun Peygamberliğine inandım. Hz. Ali)
10. Hayber Kalesi fatihidir. (Yarın sancağı öyle bir kimseye veririm ki, Allahü Teala onu sever. Ben de, onu çok severim. Hz. Muhammed) Peygamber bu sözü Hayber Kalesinin fethi öncesi söylemiş ve ertesi günü sancağı Hz. Ali’ye devretmiştir. Ve Hz. Ali Hayber kalesini feth etmiştir.
11. Kuran ile beraberdir. (Ali her hususta KuraniIle Beraberdir. O Kuran dışı bir söz söylemez. Ve bir iş işlemez. Kuran da Ali’den asla ayrılmaz. Hz. Muhammed), Ya Ali. Kur’an da sözü edilen kişiler, mümin kişiler sen ve seni sevenlerdir. Hz. Muhammed)
12. Dünya’da Cennetle müjdelenen ilk kişidir. (Kıyamet günü Ali cennet hayvanlarından birine binmiş olarak gelir. Cenab-ı Hak buyurur ki ‘Ya Muhammed Senin baban İbrahim Halil, ne güzel babadır. Senin kardeşin Ali Bin Ebi Talib ne güzel kardeştir. -Hz. Muhammed)
13. Hz. Muhammed’in yatağına yatandır. (İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah’ın rızasını almak için kendini ve malını feda eder. Allah da kullarına şefkatlidir.(Bakara: 207), (İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (hicret eden eshâbı) barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır. (Enfal: 72). Hz. Muhammed Medine’ye hicret edeceği gece, Hz..Ali’ye “Bu gece Rabbimin emriyle Mekke’den göç edeceğim ve Sevr mağarasında gizleneceğim; sende benim yatağıma yatacaksın, ne dersin?” buyurmuşlardır. Hz. Ali, onun evinde gezinerek ve yatağına girerek Peygamber’in yokluğunu hissettirmemiş ve Mekke’lileri oyalamıştır. Ve zaman kazanan Hz. Muhammed, Mekke, Ustan, Emec, Kudayd, Harre, Ebva, Erc, Kuba güzergahını kullanarak Nisan 622 tarihinde Medine’ye Hicret eylemiş, daha sonraları da Hz. Ali, Medine’ye göç etmişlerdir.
14. Peygamberin’in Sancaktarıdır. Hz. Muhammed, Hz. Aliyi yatağına bırakarak Mekke’den Medine’ye Hicret ettikten sonra,Hz. Peygamberin buyruğu ile, İslam dinini temsilen Mekke’de kalan müslümanların sancaktarıve orada kalanların lideri oldu. Hz. Muhammed vediğer bazı inananlar hicret ettikleriiçin zayıf kalan ve tedirgin olan müslümanlara bir nevi umut oldu. Onlara cesaret ve moral verdi. Bir arada tutu. Onlara ışık oldu, güç oldu. Ve geride kalanların tümünü selâmet içinde örgütleyerek sağ- salim Medine’ye ulaştırdı. (Ya Ali, sen benim dünyada ve ahirette sancaktarımsın. (Hz. Muhammed)
15. Hz. Muhammed’in omuzuna çıkan tek kişidir. 1 Ocak 630 günü Mekke, Medine’li müslümanlar tarafından feth edili. 11 Ocak 630 tarihinde Kabe’nin etrafında bulunan 360 civarında ki putlar oradan kaldırılır. Buvane, Uzza, Lât gibien önemli Putlar ise Hz. Muhammed’in isteği ile kırılır. Yüksekteki putların kırılması için Hz.Muhammed, “Yâ Ali! Omuzlarıma bas çık, şunları indir, kır” diye buyururlar. Hz. Ali, “Senin mübarek omzuna çıkamam, sen benim omuzuma çık.” derer. Hz. Muhammed ısrar ettiler ve Hz. Ali, Hz.Peygamberin omuzlarına çıkarak, putları kırarlar.
16. Miraç’ta Hz. Muhammed ile konuşandır ve 40’lar meclisinde girendir. (Ey Ademoğulları! Her ibadet evine gidişinizde güzel giysilerinizi giyin ve (getirilen lokmaları) yiyin, için, fakat israf etmeyin, Çünkü Allah israf edenleri sevmez.(Araf: 31). Resulullah Miraca çıktığında Allahu Teala onunla birlikte bütün peygamberleri bir araya topladı ve şöyle buyurdu: “Ey Muhammed, ‘Senden önceki peygamberlere sor,’ ne üzere gönderildiniz?”. Hz. Peygamber sorunca dediler ki: Biz, Lâ ilâhe illallâh şehadeti, senin peygamberliğinin ikrarı ve Ali bin Ebi Talib’in velayeti üzerine gönderildik.
17. Peygamberin Vasisi ve Velisi’dir. (Ben kimin Mevlası isem Ali’de onun Mevlasıdır. Gadirhum’da Hz. Muhammed), Benden sonra imam olarak halka doğru yolu göstermek üzere seni seçtim. Senden razı oldum.”Allah’ım O’nu seveni sev, O’ na düşman olana düşman ol. (Hz. Muhammed),

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:19 PM
18. Bütüm ilimlerin sahibi, bilenidir. (İlmin onda dokuzu Ali’ye verildi. Yemin ederim ki, onda birine de ortak oldu. (Hz. Muhammed),
19. Emir’ül Mümin’indir. (“Eğer halk Hz. Ali’ye Emir’ül Mümin’in ismini ne zaman bilselerdi faziletini inkar etmezlerdi. Adem Can ile Ten arasında iken Cenab-ı Hakk buyurdu:Ben sizin Rabbiniz’im. Muhammed Nebiniz, Ali de Emirinizdir.” (16) (Hz. Muhammed) Ben kimin efendisi isem, Ali de onun efendisidir. Allah’ım, Ali’ye dost olana dost ol, ona düşman olana da düşman ol. (Hz. Muhammed),(18)
20. En iyi hüküm verendir. (En iyi hüküm vereniniz Ali’dir. Hz. Muhammed)
21. Hz. Muhammed ile açıkça gelendir. Hiçbir peygamber yoktur ki, onunla Ali gizli olarak gönderilmiş olmasın, benimle ise açık olarak gönderilmiştir. Arapça Meali: “Me min nebi illâ ve büisa meahü Ali bâtinen ve mai zâhiren”
22. Ümmetin en bilgilisi ve en iyi hüküm verenidir. (Ali bin Ebî Tâlib, benden sonra ümmetimin en bilgilisi ve ihtilaf ettikleri konularda en iyi hüküm verenidir. Hz. Muhammed)
23. Adının anılması ibadet olandır. (Ali’yi anmak ibadettir. Hz. Muhammed)
24. Kendi Tabutunu çekendir.. (Ben öldüğüm vakit, yıkayın ve kefene sarın. Tabuta koyup, namâzımı kılınız. Âlem-i gaybdan bir deve gelip önünüzde çöker. Beni o devenin üzerine koyun. Benim ardımca Kûfe kapısına kadar gelin. Ondan sonra beni koyun. Siz geri dönün (Hz. Ali). İmam Ali şehit olarak Hakka yürümeden önce Ali oğullarına yaptığı vasiyeti üzerine cenazesi ile başkasının ilgileneceğini ve cenazesinin evden almak üzere gelen kişiye verilmesini ister. Hz. Ali’nin cenazesini devenin üzerine yükleyip, oradan uzaklaşan yüzü örtülü yabancıyı Hz. Ali’nin oğulları gizlice takip ederler. Bir ara yüzündeki örtünün açılmasıyla, cenazeyi alıp götürenin de Hz. Ali olduğunu görürler. Bu keramet birçok Alevi-Bektaşi deyişine de kaynaklık etmektedir. Şah Hatai, bir deyişinde “Ali’dir cesetin kendisi yuyan, Yuyup kefeniyle tabuta koyan, Ali’dir devesin kendisi yeden, Hak ile Hak olan Arslan Ali’dir“ derler. Daha sonra İmam Cafer-i Sadık. kabrin Necef’te olduğunu beyan etmiş ve bugün Necef’te olduğu kabul edilen Hz. Ali’nin türbesi yaklaşık 100 sene sonra ortaya çıkarılmıştır.(19)
25. Darda kalan Peygamberin kavuşanıdır. Hz Ali gözlerinin rahatsız olduğu için Uhud Savaşına katılamamıştır. Özellikle okçulardan oluşan Müslüman askerlerin bir kısmı, Peygamberin emrine itaat etmeyip savaşı kazandıkları varsayımı ıle ganimet peşine düşünce Mekke’liler toparlanır ve karşı saldırıya geçerler. Zor dumda kalan müslümanlar büyük kayıp verirler. Hz. Muhammed’in amcası Hz. Hamza şehid edilir. Savaşta Hz. Muhammed’in dişleri kırılır ve bir çukura yuvarlanır. Hz. Peygamber o sırada “Yetiş Ya Ali” diye Hz. Ali’yi çağırır. Ve o ulu zat anında oraya yetişir. Hz. Muhammed’in kanayan dişinden kanlar akmaktadır. Hz. Ali o kanı alıp başına sürer. İlk Kızılbaş kavramı orada ortaya çıkar ve Hayber savaşında başlara kırmızı sancakların bağlanması ile İslamiyete yerleşir. Hz. Muhammed belindeki Zülfikâr(12) adlı kılıcı orada Hz. Ali’ye hediye eder ve ordu sancağını kendisine verir. Hz. Ali Uhud savaşında bir aslan gibi kükrer ve ortalığı dağıtır. O Ulu zat bu savaşta tam 16 yerinden yaralanır. Hz. Muhammed onun için şöyle buyurur. “Ali Allahın Aslanıdır”.
26. Güneş ile konuşandır. Resulullah, İmam Ali bin Ebi Talib’e şöyle buyurur: “Ey Hasan’ın babası! Güneş ile konuş, kendisi sana cevap verecektir.”İmam Ali şöyle buyurdu: “Sana selam olsun, ey salih ve Allah’a itaatkar olan kul” Bunun üzerine güneşten şöyle bir nida geldi: “Sana da selam olsun ey Müminlerin Emiri, takva ehlinin imamı, ak yüzlülerin komutanı. Ey Ali, sen ve yandaşların cennettesiniz. Ey Ali, toprak ilk olarak Muhammed’in üzerinden yarılacak, sonra da senin üzerinden, ilk gelecek olan Muhammed’tir, sonra da sen, ilk olarak giydirilecek olan Muhammed’tir, sonra sen.” Bunun üzerine İmam Ali secdeye kapanır ve ağlamaya başlar. Bunu gören Resulullah, İmam Ali’nin yanına gelip şöyle buyurdu: “Ey kardeşim ve habibim, başını kaldır, Allah seninle yedi gök ehline övünür.”(20)
27. Hz. Muhammed’in cenaze namazını kılan İmamdır. Hz. Muhammed bir hadislerinde “Ben dünyayı değiştirdiğimde burada bulunup da benim cenazeme katılmayanlara benim şefaatim yoktur.”(21), Buyururlar. Hz. Peygamber Hakka yürüyünce toplam 17 kişiden oluşan, başta Hz. Ali, Selmani Farisi, Peygamberin amcası Abbas ve diğer Ehli Beyt mensupları, Peygamberin defin işleri ile uğraşırken, Hz. Muhammed’in Gadirhum’da yaptığı vasiyet doğrultusunda bazı kişiler Hz. Ali’ye gelip biat etmek isterler. Hz. Ali onlara “Ben Resulullah’ın cenazesi ile meşgulüm” diyerek ilgi göstermez. Hattap oğlu Ömer baskı ile halkı Ebu Bekir’e biat etmeye zorlar ve 3 gün süreyle Halifelik seçimi ile ilgilenirler. Peygamberin “Ben dünyayı değiştirdiğimde burada bulunup da benim cenazeme katılmayanlara benim şefaatim yoktur” sözünü düşünerek 3 gün sonra Peygamber’i kabirden çıkarıp tekrar tören yapma girişiminde bulunmak isterler. Hz. Ali bu işe çok sinirlenir. Kabrin başına geçerek şiddetle karşı çıkar ve bu işlem gerçekleşmez. İslam dini içinde Ehli Beyte ilk haksızlık bu olayla başlar ve giderek yeni çelişkiler eklenerek, Ehli Beyte ve onu sevenlere yeni haksızlıklar ve zulüm yapılarak bu günlere kadar devam eder.(

yağmur yüreklim
13-09-2006, 11:20 PM
Hakikat Kapısında Varlığın Nuru olan Hz. Ali hakkında, Hz. Muhammed’in bahsettiği “Ali’nin 18 özelliği vardır, bunlar başkalarında bulunmaz” özellikleri tam olarak nelerdir bilemiyoruz. O sırra vakıf olabilmek için onu gören gözlerin yardımına ihtiyaç var.
Bu konuda Evliyaların, Uluların, Erenlerin Hz. Ali hakkında söyledikleri “Sırrına vakıf olamadık ya Ali” sözleri hatırlatılırsa ne demek istediğimiz biraz daha iyi anlaşılır.
O Ulu zatı bir de 7 Ulu Ozan gözü ile irdeleyelim.(23)
PİR SULTAN ABDAL’IN GÖZÜ İLE
Gözleyi gözleyi gözüm dört oldu
Ali’ m ne yatarsın günlerin geldi
Korular kalmadı kara yurt oldu
Ali’m ne yatarsın günlerim geldi.
SEYYİT NESİMİ’NİN GÖZÜ İLE
Ey benim Şahım, sığınağım,
Fazlı Rahmanım Ali,
Selam ey Şah-ı Merdan Ali
Selam ey Fazl-ı Yezdan Ali!
ŞAH İSMAİL’İN (ŞAH HATAYİ) GÖZÜ İLE
Daima fikrimde zikrim ya Muhammed ya Ali.
Gönlümün evinde şükrüm ya Muhammed ya Ali.
Kendi özün tanıyamaz seni yakın bilmeyen.
Alemi ayinesisin ya Muahmmed ya Ali.
FUZULİ’NİN GÖZÜ İLE
Düştü Hüseyin Sahra-i Kerbelaya,
Cibril koş haber ver Sultanı Enbiyaya.
YEMİNİ’NİN GÖZÜ İLE
Hoş keramet madeni Şah’ı velayettir Ali,
Ahmed’in nurudur, Ay gibi hidayettir Ali
Mucizesin Musa gibi ağaçta gösterir
Şöyle bel sapı ile umman keramettir Ali
VİRANİ’NİN GÖZÜ İLE
Ali İncil, Ali Tevrat,
Ali Zebur, Ali Kur’an,
Ali Fazl’ur – Rahman,
Ali’dir sümme vech’ul-lah.”
KUL HİMMET’İN GÖZÜ İLE
Hiç kesmezem eteğinden elimi,
Hak katında kabul ettim ölümü,
Doğru sürün evliyanın yolun,
Ol mümin kulların görsem Ya Ali.
Anadolu Aleviliği İnanç önderlerinin Hz. Ali’yi nasıl gördüklerine dair bir kaç örnek alalım.
HACI BEKTAŞ VELİ’NİN GÖZÜ İLE
“Ama can anınçün (onun için) dirilir. Zirakim, dördüncü can marifettir, Beşinci can aşktır.
Nitekim ol fahri din çerağı (ışığı) Muhammed Mustafa buyurur....”(24), Bir gün Tanrı Aslanı Ali keremullahi veçheye sordular: Tanrıyı görürmüsün ki taparsın? Ali eder. (cevap verir? Görmesem tapmayıdım (tapmaz idim)

kaynak:

http://www.alevikonseyi.com (http://www.alevikonseyi.com)

kemalay
14-09-2006, 12:03 AM
değerli arkadaşlar bu güzel bilgileri bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim ama bunların kaçını uygulaNA BİLİYOR O DA MEÇHUL

sinan boztepe
21-09-2006, 11:19 PM
DÖRT KAPI - KIRK MAKAM

Dört kapı, Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat kapılarıdır. Her kapının on makamı vardır.
Dört kapının Kur’an’daki yeri ise şöyledir: Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, inananlara bir kılavuz ve bir rahmet geldi.
Bu ayetin yorumu ise şöyledir: Rabbinizden bir öğüt, “Şeriat kapısı”dır, gönüller derdine bir şifa, “Tarikat kapısı”dır, inananlara bir kılavuz, “Marifet kapısı”dır, bir rahmet ise,“Hakikat kapısı”dır.
Soru 96: Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat nedir, bunları açıklar mısınız?
a) Tasavvuf dilinde şeriat; bir inancın uygulama biçimidir, yani bir inancın yol ve erkânından haberdar olmaktır.
b) Tasavvuf dilinde tarikat; yoldur ve inancın temel gereklerini yerine getirmiş kişinin olgunlaşmaya başlama aşamasıdır. Bu aşamaya gelen kişi, artık yol evladıdır.
c) Tasavvuf dilinde marifet; Allah’ın birliğine ve bu birliğin insan tarafından algılanış biçimlerine vakıf olmaktır, yani kemâl mertebesine ulaşmaktır.
ç) Tasavvuf dilinde hakikat; bir şeyin hakikatine vakıf olmaktır. Yani, Allah’ın ulihiyyetini anlamak ve tüm gerçekleri kavramak halidir. Bu aşamaya gelmiş kişiye, olgun insan, İnsan-ı Kâmil de denir.
Bu makam, manâ âlemidir, yani bu makamda yer ana, gök atadır. Biraz daha açarsak yer, “şuhud âlemine; gök, mana âlemine işarettir. İnsan ise her iki âleme bağlı olarak, bu iki âlem arasında gidip gelmektedir. Buna örnek olarak Kur’an’-da şöyle denmektedir: Semavati vel arda kâneta retkan fe fetaknahüma ve cealna minel mai külle şey’in hay.
Anlamı: Gökler ve yer bitişik idi, biz onları ayırdık, her canlı şeyi, sudan yarattık.
Soru 97: Şeriat kapısı ve şeriatın on makamı nedir?
Şeriat: Hz. Peygamber’in koymuş olduğu dünyanın tertip ve düzeni ile ilgili kurallardır. Hz. Peygamber’imiz, dünyanın tertip ve düzeni dolayısıyla herkes ile ilgili olan şeriatını tüm ümmetine, açık olarak bildirmiş, fakat yüksek kişilere mahsus olan hakikat ilmini, yani Kur’an’ın iç yüzünü, din ve vahdet sırlarını, “gerçeği halka akılları erdiği kadar açıklayınız” anlayışı içerisinde, sadece ashabının en ulularına ve Ehl-i Beyt’ine gizli ve açık olarak bildirmiştir.
İşte, dört kapının birincisi olan şeriat kapısı da Hz. Peygamber’in, gerçeği halka, akılları erdiği kadar açıklayın dediği, ilk kapıdır. Ancak bu şeriat kapısı, Alevi İslam inancının şeriatıdır.
Dört kapının ilki olan şeriat kapısının on makamı ise, doğru itikat ve amel ile hizmet edip, Cenabı Allah’ın cemalini görmeye çalışmanın sırlarıdır. Bunun için de halka hizmet, Hakk’a hizmet anlayışı içerisinde insanlara hizmet ve izzet ederek Alevi şeriatı ölçüleri içerisinde tamam olmaktır.


Şeriat kapısının makamları ise şunlardır:
1- İman etmek: Şu Kur’an ayetinde: “Resul, Rabbinden indirilene inanmıştır; müminler de hepsi: Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına, resullerine inanmışlardır.” deniyor.
Öyle ise her mümin: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammed’en Abduhu ve Resûluhu” diyerek kelime-i şahâdet edecektir. Böylece Allah’ın tek olduğuna ve Hz. Muhammed’in O’nun Abdi ve Resulü olduğuna şahâdet etmiş olacaktır. Meleklerine, kitaplarına, resullerine inandığına şahâdet ederek, iman etmiş olacaktır.
2- İlim yapmak: Bir kimse ilim sahibi olmalı ve böylece önce kendi ailesine ve etrafındaki kimselere fayda sağlamalıdır. Çocuklarını okutup, onları da milletine ve devletine faydalı insan olarak yetiştirmelidir. Pirmiz Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli Hazretleri: “ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” demiştir. Kur’an’ın pek çok yerinde, “o aklını kullananlar var ya” denilmektedir. Ancak, akıllı ve ilim sahibi kimseler, aklını kullanabilir. Bir hadiste: “Âlimin bir saatlik ibadeti, cahilin yetmiş yıllık ibadetinden üstündür” deniyor.
Gerçek Hakk yolcusu, İlm’el-Yakin, Ayn’el-Yakin ve Hakk’el Yakin ilimlerinden haberdar olmalıdır.
3- İş veya meslek sahibi olmak: İş ve meslek sahibi olup, hem kendine, hem ailesine, hem de etrafındaki kimselere faydalı üretimde bulunmaktır. Kur’an’da, De ki: “İş yapıp değer üretin; yapıp ürettiklerinizi, Allah da resul de müminler de görecektir” deniyor.
4- Helal kazanç sağlamak: Harama el uzatmadan, alnının teriyle çalışıp, ailesinin geçimini sağlamaktır.
5- Nikah kıyıp dünya evine girmek: Evlenip kendi helaliyle çoluk çocuk sahibi olmak ve hiçbir vesile zinaya tevessül etmemektir.
6- Helal kazanç ile sofra sermek: Bu da el emeği ve alın teri ile ailesinin iaşesini sağlayarak, ailesine haram lokma yedirmemektir.
7- Şefkatli olmak: Her an güler yüzlü ve merhametli olmak, insanları sevmek ve ihtiyaç sahiplerine elinden geldiğince yardımda bulunmaktır.
8- Temiz giyip, temiz yemek: Toplum içerisinde her zaman temiz görünümlü olmalıyız, kimseyi kendimizden nefret ettirmemeliyiz. Giysilerimiz, eski olabilir ama, her an yıkanmış ve temiz olmalıdır. Yiyeceklerimize gelince, Cenab-ı Allah’ın vermiş olduğu o nimetlerin helalından ve temizinden yiyip, bedenimizi ve sıhhatimizi korumalıyız.
9- Hoşgörülü olmak: Etrafımızdaki kimselerin bize olan yanlış hareketlerini, anlayış içerisinde karşılamalıyız. Eğer yanlışları varsa, onları incitmeden uyarmalıyız, kimsenin ayıbını yüzüne vurmamalıyız. Tüm yaratılanı, yaratandan ötürü sevmeliyiz.
10- Yaramaz işlerden sakınıp, doğruya yönelmek: Eline, diline ve beline sahip olup, tüm kötü fiillerden uzak durmalıyız. Kendimize yapılmasını istemediğimiz herhangi bir şeyi, başkasına reva görmemeliyiz.
Bir kimse ikrar verip Hakk, Muhammed, Ali yoluna girebilmesi için, yukarıda açıklamaya çalıştığım dört kapının birincisi olan Alevi İslam’ın şeriat kapısının makamlarını, tekmil yerine getirmelidir. Bu kapının on makamını tekmil bilen ve uygulayan bir kimse, gerçek şeriat kapısını tamamlamış sayılır ve böylece Hakk-Muhammed-Ali yoluna girmeye hak kazanmıştır.
Alevi İslam inancına göre, bu yola girmek isteyen kimse, önce bir rehbere teslim edilir. Rehber, bu yola yeni girip ikrar verecek olan bir talibe, uzun zaman yol ve erkân usullerini, dört kapının ilki olan şeriat kapısının on makamını öğretir ve bu öğrendiklerini, hayata geçirmesini sağlar. Bu on makamın vecibelerini yerine getiren bir talip, Hakk yoluna girmeye hak kazanmış demektir. Rehber, yapılan bir merasimle bu talibi veya talipleri, mürşidin huzuruna getirir.
Rehber, “Esselâm’ü aleyküm ey şeriat erenleri!”
“Esselâm’ü aleyküm ey tarikat erenleri!”
“Esselâm’ü aleyküm ey marifet erenleri!”
“Esselâm’ü aleyküm ey hakikat erenleri!” diyerek taliplerle birlikte kapıdan içeri girip mürşidin huzurunda “dâr”a dururlar. Mürşit, her selâm için mukabelede bulunduktan sonra ikrar verecek olan kimselere: Sırası ile şeriatın on makamını ve bu makamları hayata geçirip geçirmediğini sorar. Taliplerin, “eyvallah” demeleri üzerine, hazır bulunan cemaatan sorar. Cemaat da “evet biz kendilerine kefiliz” derler.
Bunun üzerine rehber sol başta, talipler onun sağında sağ el göğüs üzerinde, sol el yana sarkıtılmış olarak, mürşidin önünde dâra dururlar. Rehber: “Koç-kuzu kurbanımız var tercümanını okuyarak” taliplerin bu yola girmesi için talepte bulunur. Burada önemli olan şudur. Her talip bulunduğu makamdan, bir üst makama geçmek istediğinde, aynı yol izlenir. Uygulama ve geniş tafsilat, ikrar verme erkânında anlatılmıştır.
Soru 98: Tarikat kapısı ve tarikatın on makamı nedir?
Tarikat kapısı, bu yolun gerektirdiği işlerde uzun yıllar hizmet ile gönül dileğini ve kalp isteğini bulup yol ehline muradını vermektir. Bu hizmet sonunda marifet makamına erişerek keramet göstermek ve bu suretle de bulunduğu makam ölçüleri içerisinde kâmil olmaktır.
Tarikat kapısının makamları ise şunlardır:
1- Bir mürşide talip olup, ikrar vermek: Hakk, Muhammed, Ali yoluna girmek isteyen bir kimse, önce bir mürşide talip olup ikrar verir. Burada tarikat kapısının on makamını tekmil, öğrenir ve fiiliyata geçirir.
2- Musahip kardeş edinerek dört gönlü bir etmek: Hakk-Muhammed-Ali yoluna girip, bu makamın on ilkesini tekmil eden bir kimse, anlaşabileceği bir yol kardeşi bulup, Enfal Süresi, 72, 74 ve 75 ayetleri gereği musahip kardeş edinerek dört gönlü bir eder. Burada önemli olan şudur: İkrar verip dört can bir can haline gelen bu kimseler; her an kendi nefisleriyle mücadele ederek, diğer kardeşlerine zarar vermemek için yol erkân adabından ayrılmazlar. Bu bir nevi oto kontrol sistemidir. Böylece hem zâhirde, hem de bâtında, yani hem sosyal anlamda, hem da mana âleminde huzur bulurlar.
3- Ehl-i Beyt’in yolunda nefsi ile mücadele etmek: Hz. Peygamber’imiz, bir hadisinde: “Men arafe nefsehu fakad arafe Rebbehu”, yani “nefsini bilen Rabbini bilir” buyurmuştur. Hakk ve hakikat yolcusu olan bir kimse de nefsi ile mücadele etmesini bilecektir. Kur’an’da: “Nefsimi ak-pak gösteremem. Çünkü nefis, Rabbimin merhamet ettiği durumlar hariç, tüm gücüyle kötülüğü emreder” buyrulmuştur. Görüldüğü gibi, nefsimiz bizi her an kötülük yapmağa zorlayacaktır. Bu sebeptendir ki, tüm hakikat ehli kimseler, nefis terbiyesine çok önem verirler. Eğer biz nefsimize uyar, onun her istediğini yerine getirmeye kalkarsak, bu onun azmasına, onun azması ise sahibinin kötü fiilleri işlemesine sebep olur. Nefsine hakim olan kimse, Allah yolunda adım adım ilerleyerek, O’nun istediği gibi bir kul olur, aksi ise delâlete düşüp, aşağıların aşağısına iner, yani hayvandan da aşağı bir sıfata bürünür.

sinan boztepe
21-09-2006, 11:20 PM
4- Hakk yolunda olan canlara hizmet vermek: Kendisini Hakk, yoluna adamış kimselerle düşüp kalkmak, bu gibi kimselere hizmet etmek, “Halka hizmet, Hakk’a hizmet” etmektir. Hakk’a ulaşmanın tek yolu, halka hizmettir.
5- İnsanî sevgisini, Hakk aşkına dönüştürüp, “tüm yaratılanı” yaratandan dolayı sevmek: Bu nasıl olacaktır? İnsan, kendi evlâdını sever, bağrına basar, eşini, annesini, babasını sever ve bu sevgiyi her vesile ile gösterir. Bir dede, bir nine torununu sever, bağrına basar.
Bir insan, çok istemesine rağmen, her an dili ile ben Allah’ı çok seviyorum demesine rağmen, Allah’ı nasıl sever ve bu sevgisini nasıl gösterir? Bunun tek bir yolu var, o da insanı ve tüm tabiat varlıklarını, evreni, yani tüm yaratılanı, yaratandan ötürü sevmektir. Çünkü O, her nesnede mevcuttur.
6- Kul hakkı yemekten sakınmak: Kur’an’da: “Etkili bir tövbe ile Allah’a yönelirseniz, umulur ki Rabbiniz, çirkinliklerinizi ve günahlarınız örter” buyrulmuştur.
Kur’an, hakları ancak sahipleri bağışlayabilir ilkesini esas aldığından, kula olan borcunuzun bağışlamasını, Allah’tan dileyemeyiz. Allah’ın af ve bağışı, kendisi ile kulu arasındaki işlerde geçerlidir. Başka bir deyişle, kul hakkının tek tövbesi, o hakkı sahibine ödemektir. Yine Kur’an’da: “Ey huzura kavuşmuş insan! Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak” buyrulmuştur.
Bundan dolayıdır ki, ibadet cemlerimizde, kulu kuldan razı etmek için razılık alınmaktadır. Öyle ise hiçbir zaman, helal kazancımızın dışında kimsenin malına el uzatmayalım, eğer helal edilmemiş ise, bir bardak su bile kul hakkı sayılır, bunu aklımızdan çıkarmayalım.
7- Yaradılış amacındaki istençlere iman edip vefa göstermek: Kur’an’da: “Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık” deniyor. Yine Cenab-ı Allah Kur’an’da meleklere: “Onu, amaçlanan düzgünlüğe eriştirip, öz ruhumdan içine üflediğim zaman, önünde hemen secdeye kapanın” buyurmuştur. Bir başka ayette de: “Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz” deniyor.
Görüldüğü gibi Cenab-ı Allah, insanı en mükemmel surette ve içersine kendi öz ruhundan ruh üfleyerek yaratmıştır. Zamanı gelince bu emanetini verdiği gibi yine tertemiz geri istemektedir. Kur’an ayetinde belirtildiğine göre her insan, bu âleme bir imtihan için gelmiştir. İşte insan bu yaratılış, yani bu dünyaya geliş amacının ne olduğunu bilmeli ve bunun bilincinde olup aldığı emaneti; sahibine yine tertemiz götürmenin yollarını aramalıdır.
Bir ozanımız, “Men sualimin cevabını verdim de geldim” diyor. İşte, bir talip, ikrar verir ve eline, diline ve beline sahip olur, her yıl görgüden geçip, helallık alırsa, üzerinde kul hakkı bırakmazsa, yarın Hakk’ın huzurunda yüzü ak, gönlü pâk ve yaradılış gayesine göre görevini yapmış sayılır ve “ben sualimin cevabını verdim de geldim” diyebilir.
8- Muhabbete aşina olup, Hakk kelamı dinlemek: Mürşitler ve inanç önderleri sohbetinde bulunup, Hakk kelamı dinlemek, ibadetlerin en büyüğüdür. Bir düşünür, “sen vakit ibadetini, her zaman yerine getirebilirsin, yapamadığın bir ibadeti, fırsat bulduğun zaman yapabilirsin ama, güzel bir sohbeti, orada söylenen Hakk kelamlarını, ancak o an da duyabilirsin, söylenen o güzel sözler, tekrar geri gelmez” diyor.
Bu gibi muhabbetlerde insan kemâle erişir, Allah’ın gizli sırları hakkında bilgi sahibi olur. Allah’ın gizli sırlarına vakıf olmak ise kendi özüne dönmektir, yani kendi özünü bilmektir.
9- İrfan âleminde “öz”ünü tanımak, yani kendini bilmek: Bir insan, sık sık kâmiller meclisinde bulunarak Tanrı kelamı dinlemeli, kendine özgü ibadetlerle özünü saflaştırmalıdır. Kendi özünü bilen bir kimse, Hakk’a vasıl olur, zamanı gelince “ben Hakk’ım” diyebilir. İnsanın kendi özünden maksat, Cenab-ı Hakk’ın ana rahminde iken bize kendi öz cevherinden üflediğim dediği “öz “dür, yani ruhtur.
10- Edeb’li olup, eline, diline, beline, eşine ve işine sahip olmak: Bu meziyetlere sahip olmak, yaradılış âlemine zararlı değil, faydalı olmaktır. Bu meziyetlere sahip olabilmek ise, bir mürşide teslim olup, ikrarlı ve musahipli olarak yol erkân sürmekle mümkündür.
Bir insanın Hakk-Muhammed-Ali yoluna girip kemâle erebilmesi için önce dört kapıyı tekmil etmesi gereklidir. Dört kapının ikincisi olan tarikat kapısının on makamı ve şartları yukarıda verilmiştir. Bu kapının on makamını tekmil bilen ve uygulayan bir kimse, marifete girmeye hak kazanmıştır.
Soru 99: Marifet kapısı ve marifetin on makamı nedir
Marifet kapısı: Allah’ı tanıyıp, bu bilinç içersinde teselli bulup rızaya kavuşmaktır. Böylece zâhir ve bâtın ilminden haberdar olan kimseleri hoşnut etmektir. Bu bilinç içerisinde marifet ilminden haberdar olup, hakikat kapısına erişerek velâyet makamında keramete ulaşmaktır.
Marifet kapısının makamları ise şunlardır:
1- Ledün İlmi’nden haberdar olmak: Ledün İlmi, Allah’ın sırlarına ait manevi bilgilerdir, yani gayb âlemine ait bilgilerdir. Alevi-Bektaşi ibadetinin yapıldığı cem evleri, birer İlm-i Ledün okuludur. Aleviler-Bektaşiler, tasavvufi bir anlayış içersinde ibadet yaparlar. Bu ibadetler, şekil ibadetinden ziyade tasavvufî bir yorum içerisinde yerine getirilmektedir.
Bu gibi yerlerde daha çok Allah’ın uluhiyeti ile ilgili muhabbetler, sohbetler yapılır. İşte bu gibi, muhabbetler ve sohbetler, “İlm-i Ledün” dür. Bu ilimden haberdar olabilmek için de bir mürşide teslim olup, onun sohbetlerine katılmak gerekir. Bunun için de en uygun yer, cem evleridir. Musa Peygamber dahi, bir nebi olmasına rağmen, kendisine “İlm-i Ledün” öğretecek bir mürşit aramış ve Hızır’ı bulmuştur. Bilindiği gibi, Hızır kendisine rehberlik etmiş ve bu ilmi, kendisine öğretmiştir.
2- Bu İlm-i Ledi’ün bilinci içerisinde Allah’a ait sırları öğrenerek, kendi özünü bilmek: İlm-i Ledün, yani Allah’ın gizli sırlarına vakıf olan bir kimse, hem Rabbini, hem de kendi özünü bilir, yani “Men Aref Sırrın”dan haberdar olur.
3- Aldığı bu ilmi, geleceğe aktarmak: İlm-i Ledün sahibi bir kimse, etrafındaki diğer insanları da irşat eder. Bu bilgilerini kitaplar haline getirerek, gelecek nesillere de bir ışık olur. Aynı, Hünkâr’ın, Mevlâna’nın ve Yunus’un yaptığı gibi.
4-İnsanlık âlemine yarayışlı yenilikler yaratarak faydalı olmak: Bir meslek, sahibi olmalı, maddi ve manevi olarak insanlık âlemine yararlı olmalıdır. Halka hizmet, Hakk’a hizmettir.
5- Hakk, Muhammed, Ali yoluna girip, edep ve erkân öğrenmek: İnsan, bir mürşide ve rehbere bağlanıp, yol erkân öğrenmeli ve bu bilinç içersinde yeni nesiller yetiştirmelidir.
6- Engin gönül ile çevresine örnek olmak: İnsan bir mürşide bağlanıp, onun engin bilgisinden irşat olmalı ve aldığı bu engin bilgi ve hoşgörü içersinde başkalarına da örnek olmalıdır.
7- Sabırlı ve kanaatkar olmak: İnsan belli bir olgunluğa erişip, sabırlı ve hoşgörülü olmalıdır. Allah’ın verdiğine kanaat edip, şükretmeli ve Allah’tan gelen her türlü ezaya ve cefaya katlanmasını bilmelidir. Hiçbir zaman, isyankâr olmamalıdır. Etrafındaki olumsuz davranışlara, hoşgörü ile bakıp, insanları incitmeden onları uyararak, doğru yola girmelerine vesile olmalıdır.

sinan boztepe
21-09-2006, 11:21 PM
8- Tüm âlem ile barışık olmak: Tüm yaratılanı, yaratandan ötürü sevmeli, ihtiyaç sahiplerini bulup onların yardımına koşmalı ve hiçbir vesile insanları incitmemelidir.
9- Helal kazancını, Hakk yolunda olanlarla paylaşmak: Göz nuru ve alın teri ile kazandığını, yine Hakk yolunda olan kimselerle paylaşmalı ve kazancını, Cenab-ı Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için harcamalıdır. Yani, kumar, zina gibi zararlı işlerden uzak durmalıdır.
10- Ahde vefa da kusur etmemektir: Allah, Muhammed, Ali yoluna girip ikrar vermeli ve bu yolda verdiği ikrarından dönmemelidir. Mürşidinin ve rehberinin yap dediğini yapmalı, yapma dediğini de yapmamalıdır.
Bir insanın Hakk-Muhammed-Ali yoluna girip kemâle erebilmesi için önce dört kapıyı tekmil etmesi gereklidir. Dört kapının üçüncüsü olan marifet kapısının makamları yukarıda verilmiştir. Bu kapının on makamını tekmil bilen ve uygulayan bir kimse, gerçek marifet kapısını tamamlamış hakikate girmeye hak kazanmıştır. Marifet kapısına girip, yaşamını bu inanç ve şartlar içersinde düzene sokan bir kişi, küfrü imana, zorlukları kolaylığa, çirkinlikleri güzelliğe dönüştürebilir ve böylece hakikat ehli olmaya hak kazanır.
Soru 100: Hakikat kapısı ve hakikatın on makamı nedir?
Hakikat kapısı, hakikat nuru ile insanın kendinden geçerek Hakk ile Hakk olmasıdır. Ve böylece Allah’ın sırrının sırrına ermektir.
Hakikat kapısının makamları ise şunlardır:
1- Toprak gibi alçak gönüllü ve türap olmak: İnsan, herkesin bastığı toprak anlamında alçak gönüllü olmalı. Allah’tan gelen her şeyi, gönül hoşluğu ile karşılamalı. Hiçbir zaman teslimiyetten ayrılmamalı. Yine hiçbir vesile kibirli ve benlikçi olmamalı, insanlara yüksekten bakmamalı, malıyla ve bilgisiyle övünmeyerek hoşgörülü olmalıdır. Herkesin ilmine ve bilgisine, saygı duymalıdır.
2- 72 millete bir gözle bakmak: İnsanlar arasında din, dil, ırk ve cinsiyet ayırımı yapmamalı. Her inanç grubunun yaptığına saygı duymalı, hiçbir kimsenin yaptığı ibadeti hor görmemeli ve hoşgörü ile karşılamalıdır. Çünkü Cenab-ı Allah, yapılan ibadetin şekline değil, özüne bakmaktadır.
3- Hakk ve hakikat yolunda tüm imkânları kullanmak: Bir insan, tüm yaşamını dünya varlıklarına göre değil, ahretini de düşünerek hareket etmelidir. Bunun için de insan, yaşamı boyunca hem bu dünyaya göre hem de ölümden sonraki hayata göre hareket etmelidir, makbul olanı da budur. Cenab-ı Allah, Kur’an’ın pek çok yerinde “o aklını kullananlar var ya” demektedir.
İşte, aklını kullanan ve onu en iyi şekilde işleten insan, Allah’ın ilmiyle bilgilenen, Allah’ın ahlakıyla ahlâklanan, her zaman Allah’ın iradesini kullanan insandır.
Cenab-ı Allah, “Ey huzura kavuşmuş insan! Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak” buyurmuştur. Bunun gerçek anlamı şudur: Biz O’ndan razıyız. O’nun da bizden razı olması için helal kazancımızın kendi ihtiyacımızdan fazlasını Hakk yolunda, ihtiyaç sahipleriyle paylaşarak, Tanrı’nın hoşnutluğunu ve razılığını kazanmaktır. Yaşamlarını bu şekilde sürdürenlere Cenab-ı Allah, Rahim sıfatıyla, ölüm ötesinde özel rahmetler sunacaktır.
4- Tüm yaratılanların itimadını kazanmak: Bunun için tüm yaratılana bir nazarla bakmak, yaratılanı yaratandan ötürü sevmek gerekir. Başta insan olmak üzere tüm yaratılmışı, sevgi ve muhabbetle kucaklamalı ve sevmeliyiz.
Ayrıca insanların iyi ve üretici yanlarını bulup, onları o yönde çalışmaya yönlendirmeli ve hiçbir vesile onların kusurlarını görmemeliyiz.
5- Sohbet ile çevresindekileri irşat etmek: Önce kendin öğreneceksin, sonra da etrafındakilere öğreteceksin. Bunun için de önce bir mürşide bağlanıp, mürşitler sohbetlerinde bulunacaksın ki, kemale eresin. Daha sonra da etrafını aydınlatacaksın. Bunun yeri de cem evlerimiz ve dergâhlardır. Çünkü cem evlerimiz, birer “İlmi Ledün” okuludur. Bu gibi yerler, Allah hakkındaki sırların konuşulduğu ve açıklandığı mekanlardır. Bu gibi yerlerde, belirlenmiş şekil ibadetinden ziyade, tasavvufi sohbetlerle; insanların Tanrı hakkındaki bilgileri artırılır.
6- Seyahat edip gönül kazanmak: Çok yaşayan değil, çok gezen bilir derler. Bunun için de çok gezip, her gördüğü çiçekten bal almak gerekir. Mümkün olduğunca çok gezip, değişik simalar tanımak ve dost edinmek, böylece hem insanları bilgilendirmek, hem de ziyaret ettiğin kimselerden feyiz almak gerekir.
7- Tefekkür ve münacat etmek: Bunun için, tefekküre varıp, o yüce yaratanın tüm bilgi ve sırlarını müşahede etmek gerekir. Yani, vermiş olduğu nimetlerinin, bu dünyanın tertip ve düzenini, kısacası tüm sırlarının hikmetlerini düşünerek, O’ yüce yaratanla bütünleşmek gerekir.
Yine bu makamda insan, nefsin isteklerinden kurtulup, tefekküre vararak, “Allah’ın Evi” olarak nitelenen gönül evinde tecelli eden gabya ait bilgilerden haberdar olmaya çalışır, bu gibi tecellilere mazhar olur.
Bu duruma gelerek gönül gözü açılan bir kimse, gayp âleminin tüm bilgi ve sırlarını; kendi iç dünyasında ilham yoluyla sezebilir. İlham, kişinin özel gayreti ve çalışmaları sonunda kendisinde meydana gelen bazı ilâhi hassasiyetlerdir. İlham, hiçbir aracıya gereksinim duyulmadan, Allah’a ait ilâhi mesajların, muhatabın gönlünde zuhur etmesidir.
Muhatap bu ilâhi mesajları, hisseder ve Cenabı Allah’ın kendisine müsaade ettiği ölçüler içerisinde açıklar veya açıklamaz.
8- Hakk ve hakikat yolunda vahdet makamına ulaşmak: Hakikat yolcusunun manevi olgunluğa ulaşabilmesi için Tanrı’ya yapacağı seyrü sülüğü, yani manevi yolculuğu, dört aşamada gerçekleşir:
1. Seyr-i İllallâh (Tanrı’ya yolculuk): Tüm beşeri isteklerden arınarak, Allah’ın iradesine teslim olma.
2. Seyr-i Fillâh (Tanrı’da yolculuk): Tanrısal nitelikleri kazanma, Tanrı’nın iradesine göre hareket etme.
3. Seyr-i Maallâh (Tanrı ile birlikte yolculuk): Bu yolculuk, kesretten vahdete, yani halktan Hakk’a yapılan bir yolculuktur. Buna vahdet-i vücut denir ve bu makam, her şeyin Tanrısal olmasıdır.
4. Seyr-i Anillâh (Tanrı’dan yolculuk): Bu yolculuk ise, vahdetten kesrete, yani Hakk’tan halka yapılan bir yolculuktur. Burada manevi yolcu, Tanrı’dan tekrar halka dönerek, bireylere, yani topluma hizmet edecektir. Daha doğrusu, ruhlar âleminden, beşeriyet âlemine dönerek, halkı irşat edecektir.
9- Vahdet âleminden haber vermek: Tanrı’nın birliğinden, yani ahad (tek) oluşundan haberdar olup, bundan başkalarını da haberdar etmek gerekir. Çünkü Allah, tek bir varlıktır, evrende görünen tüm nesneler, O’nun unsurlarıdır. Nasıl ki, biz bir insana baktığımız zaman onu tek görürüz. Halbuki bu insanın bedeninde elleri, kolları, ayakları, ağzı, burnu, kulakları, kaşları, kirpikleri , saçları vardır. Bedeninin içersinde ise ciğerler, dalak, pankreas, böbrekler ve adını sayamadığımız milyarlarca hücreler ve mikro organizma mevcuttur. Bundan dolayıdır ki Hz. Ali efendimiz, “insan, küçük bir âlem” buyurmuştur. İşte biz, bir insana baktığımız zaman, tüm bu nesnelerin teker teker isimlerini söylemeyiz, bu bir insan deriz. Allah için de O’nun bu âlemde bulunan unsurlarını teker teker söylemeyiz, Sadece “Allah” deriz. Veya: “O, tektir, yani Ahad” tır” deriz. Bunun tasavvuftaki söyleniş şekli “Lâ Mevcuda İllallâh” tır. “O’ndan başka mevcut yoktur” demektir.

sinan boztepe
21-09-2006, 11:22 PM
Kitabımın ön sayfalarında vermiş olduğum bu önemli bilgileri, yeri gelmişken tekrar vermek istiyorum. Çünkü bu açıklamalar, çok önemlidir. Bir kudsi hadiste Cenab-ı Allah: “Küntü Kenzen mahfiyyen feahbebtü en u’refe fe’halaktül halk-â Li u-refe” buyurmuştur. Bu kudsî hadisin açıklaması şudur: “Ben gizli bir hazine idim, yani her türlü suretten soyutlanmış bir varlık idim. Bilineyim istedim de tüm yaratıklarla birleşip kendime muhabbet için halkı ve âlemleri halk ettim” buyurmuştur. Buradaki “halk ettim” sözü, yoktan var etme anlamında olmayıp, Allah’ın kendi zâtını, bir halden bir başka hale dönüştürmesiyle meydana gelme şeklindedir. Hadisin sonundaki: “Li-u-refe” sözü, bilinmektir ve sevgiden beklenen sonuçtur. Yani Allah’ın, hayat, ilim, duyma, görme, söyleme, kudret, irade, meydana getirme, yani yaratma, zuhur, yani görünme ve bunlara benzer sıfatlarıyla birlikte, insana bahşettiği muhabbet ve sevgidir.
Özetleyecek olursak, sudur öğretisine göre, Allah, önce kâinatın tüm bilgi ve sırlarını içerisinde saklayan bir çekirdek idi. O, görünmez alandan, görünür alana çıkmayı diledi de çekirdek çatladı, nur halinde bir ışık oldu. Bu ışık, aynı atom gibi bölünerek, zerre zerre sonsuzluğa yayıldı ve bu zerreler, Tanrı’nın öz cevherinden meydana gelen ruhlar oldu. Sonsuzluğa yayılan bu zerreler, kalp gibi çarpan, ışıl ışıl parlayan evreni meydana getirdiler.
Bu defa o yüce yaratan, kendi güzelliğine, yüceliğine, sonsuzluğuna ve büyüklüğüne, yani O’nun tüm vasıflarına hayran olsunlar diye, bu ruhlara kendi öz cevherinden emanet olarak sıfatlar vererek, onları farka getirdi. Yani görünmez alandan, görünür alana çıkardı ve böylece insanoğlu ve tüm varlıklar yaratılmış oldu. Dolayısı ile kendisi de farka gelmiş oldu, yani görünmez alandan, görünür alana çıktı. O, yüce yaratan farka gelen bu zerrelere, “elestü bi-rabbiküm?” dedi, yani “ben sizin Rabbiniz değimliyim” dedi. O vakit tüm ruhlar, “evet sen bizim Rabbimizsin, yani yaratıcımızsın” dediler. Böylece Allah’la ruhlar arasında bir “ikrar”, yani sözleşme yapıldı.
İşte, kâinatı kaplayan bizler ve görünür görünmez tüm yaratıklar da dahil, hep bu nesnel evrenin ufaltılmış, toz haline getirilmiş zerre atomlarından başka bir şey değiliz, yani aslında biz oyuz. O ise tüm bu nesnelerin yaratıcısı değil, ta kendisidir.
Bu hususta şu Kur’an ayetlerine bakabiliriz: Bizim emrimiz, bir anlık bakış gibi, bir tek sözden başka bir şey değildir. Bu ayetteki emir, “Kün!”, yani “Ol!” emridir.
Diğer bir ayet ise: Hani Rabbin, âdemoğullarının, bellerinden zürriyetlerini alıp onları, öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: “Rabbiniz değil miyim?” Onlar: “Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz” demişlerdi.
10- Müşahede ile “vahdet-i vücut” olup, Tanrı’yı yakında görmek: Bir kimse, müşahede yoluyla, önce İlm’el Yakin, Ayn’el Yakin ve Hakk’el Yakin mertebelerine vakıf olur. Bunların gerçekleşmesi için:
1. “Akıl” kesin kanıt kullanarak, yani ilim yoluyla; Tanrı hakkında kesin bilgi sahibi olur ve buna “İlm’el yakin” denir.
2. Açıklama ve bilim yoluyla bilme. Allah sırlarının, Hakk yolcusu tarafından müşahede edilmesi, yani, ilham yoluyla görünmesi, “Ayn’el Yakin”dir.
3. Allah’ın ilmiyle ilimlenip, vasıflarıyla vasıflanıp, O’nun iradesiyle Allah’ı aracısız görmek, “Hakk’el Yakin”dir.
Bu sonuncusunun, yani Hakk’el yakin mertebesinin gerçekleşmesi için de en etkili araç, aşk ve cezbedir. Cezbe denen şey ise, insanın şuur ve benliğini yok edip, bir an için Allah’la buluşmasını sağlar, insanı bir an için vuslata kavuşturur, bir an için zerreden bütüne doğru bir akış olur ki, insan bir damla iken deryaya karışır ve bu aşk deryasında yok olur. Bunun kaynağı ise, şekil ibadetlerinden ziyade, sevgi, aşk ve muhabbettir. Bu mertebeye gelen insan, Hakk’el Yakin mertebesine erişerek, kendi özünü bilmiş olur.
Bir insanın, bu mertebelere erişebilmesi için, önce Hakk-Muhammed-Ali yoluna girip, ikrar vermeli ve dört kapı-kırk makamın tüm vecibelerini yerine getirmesi gerekir.
Dört kapının dördüncüsü olan hakikat kapısının makamları yukarıda verilmiştir. Bu kapının on makamını tekmil bilen ve uygulayan bir kimse, gerçek hakikat kapısını tamamlamıştır. Hakikat makamına ulaşan, yaşamını bu inanç ve şartlar içersinde düzene sokan bir kişi, küfrü imana, zorlukları kolaylığa, çirkinlikleri güzelliğe dönüştürebilir ve böylece hakikat ehli sayılır.
Hakikat yolcusu, gerçekte Hakk’a talib olmalıdır. Bunun için de özünü toprak etmelidir. Çünkü toprak, öyle bir nesnedir ki, kendisine ne kadar eziyet edilse, o buna daha bol ürün vererek cevap verir. Üzerine hayvan dışkısı atılsa, o bundan asla gücenmez, aksine daha fazla ürün verir. Bundan dolayıdır ki, hakikat yolcusu bir talip aynı toprak gibi olmalı, küfrü imana çevirmesini bilmelidir. Hakikat yolcusu olan kimse, kendisini toprak edip, “Marifet” tohumunu bu tarlaya ekmeli. O tohumu, fakirlik, alçak gönüllülük suyu ile sulamalı, rıza orağı ile biçmeli, sabır harmanında dövüp, fark düveni ile yumuşatıp, şark yeliyle savurup, hal değirmeninde un edip, erkân eleğiyle eleyip, irade teknesine koyup, iman tuzuyla tuzlayıp, “muhabbet”le yoğurup, aşk ateşiyle yakıp, gönül fırınında pişirip, “Mürebbi”nin önüne gelmelidir.
Eğer makbul görülüp kabul edilirse, Şeriat, Tarikat ve Marifet makamlarındaki hizmetinin karşılığını görmüş sayılır. Bu kimsenin Hakk katındaki mertebesi yükselir ve böylece hakikate erişerek, kâmil insan olur.
Eğer bir talip, pişmeden, olgunlaşmadan “Mürebbi” önüne gelecek olursa, o pişmemiş ve çiğ bir lokma sayılır. Çiğ lokma da yenmez, insanın midesine zarar verir, lezzeti dahi olmaz. Bundan dolayıdır ki, Hakk, Muhammed, Ali yolunda ve erkânında, çiğ lokma yenmez, çünkü haramdır.
Yaşamında bu aşamaya gelen bir kimsenin, yaptığı her işte doğruluk, düzgünlük, söylediği her sözde kemalât görülür. Bu gerçeğin farkına varamayan kimseler ise, hangi milletten olursa olsun, gerçeği görüp fark edemez ve delâlet içersine düşer.

Sinan BOZTEPE
Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı
Kaynak: Hakkı SAYGI. “Soru ve Cevaplarla Alevi Bektaş-i İnancı.”

Talip
22-09-2006, 12:34 AM
Sayın Sinan Boztepe; Daha Açarsanız mennum olurum, Bahsettiğin Aleviliğin temelimi,

srdr_ist
22-09-2006, 12:36 AM
Sinan dedem emek harcayıp buraya aktardığın İsmail Hakkı dede baba dan Hak razı olsun sizinde mekleriniz zayi olmasın.

Bu yazıyı okuyacak her can şunu anlamalıdır ki yaratılışın çok nedenleri vardır biride Hak sohbet etmek için yarattım der.

İsmail dedem Hak sohbeti tadın da tefferuata girmeden bir kurandan bir ozandan hem mantığı hemde aşkı anlatmış.
Okurken çoşası geliyor insanın.
Yüreğe dokunan ilim saçan bu yazıdan anlaşılmayacak bişey yok.
Anlaşılır vede akıcı haliyle zaten sürüklüyor.

Hak sizden razı olsun altı çizilip herkese öğür olacak çok söz vardır.

Hakkı dedemin Ellerinden Öperim.

Sevgi vede saygılarımla

sinan boztepe
22-09-2006, 12:48 AM
Sayın Sinan Boztepe; Daha Açarsanız mennum olurum, Bahsettiğin Aleviliğin temelimi,


Can dost, bahsettiğim 4 Kapı 40 Makam Aleviliğin ve dahada ileri gidiyorum insanlığın temelidir. Zaten alevilik insanlık üzerine yani insan sevgisi üzerine kurulmadımı. Eğer konuyu okuyacak olursan, baştan sona insan olmayı anlatır.

Talip
22-09-2006, 01:30 AM
Sayın Sinan Boztepe; Alevilikte 4 Kapı 40 Makam Felsefesini getirip yayan Hünkar Hacı Bektaş Veli'dir Onan İnsanlığa yaydığı Işığın Felsefi açıklamasıdır,
Alevilik bir deryadır Alan alır alamayansa............

sinan boztepe
22-09-2006, 01:51 AM
Sayın Sinan Boztepe; Alevilikte 4 Kapı 40 Makam Felsefesini getirip yayan Hünkar Hacı Bektaş Veli'dir Onan İnsanlığa yaydığı Işığın Felsefi açıklamasıdır,
Alevilik bir deryadır Alan alır alamayansa............


Sayın Talip, Hünkar Hacı Bektaş Veli 4 Kapı 40 Makamı yoktan var etmedi, var olan düzeni yeniden aktardı. Bu konu üzerinde düşünmeni isterim. Geçmişten gelen hakk kelamını yeniden telafüz etti.

Anlatılan bu makamlar İnsanlığın her döneminde vardı. 4Kapı 40Makam yeni bir icat değildir. İmam Ali de aynı şeyleri anlattı. En iyisi tartışmak yerin bu makamları nekadar yaşıyoruz konusu üzerinde duralım..

srdr_ist
22-09-2006, 01:58 AM
Sayın Sinan Boztepe; Alevilikte 4 Kapı 40 Makam Felsefesini getirip yayan Hünkar Hacı Bektaş Veli'dir Onan İnsanlığa yaydığı Işığın Felsefi açıklamasıdır,
Alevilik bir deryadır Alan alır alamayansa............
Ne anlatmaya çalıştığını anlayamadım insan üstü bişeyden behsediyon sanırım senin olayın alevilik değil. Sanki aleviliğin sınırı yokmuş gibi konuşuyor onuda aslında konuşuruz ama sırrı hakikatte yine kapıya geldin hangi felsefe anlayana dediğinden bişey çıkaramam bundandır .

Sinan dedem saolsun ccevaplıyor ama cevabı anlıyorum soru soru gibi bile değil ya anlaşılır geniş şekilde açıkla yada bildiğin neyse onu söylede bilelim.

Sağlıcakla kal.

Talip
22-09-2006, 02:05 AM
Ne anlatmaya çalıştığını anlayamadım insan üstü bişeyden behsediyon sanırım senin olayın alevilik değil.

Sayın Serdr-ist; Ben Burada İnsan Üstü birşeyden mi bahsettim Sadece Aleviliğin 4 Kapı 40 Makam Felsefesini Alevi Literatürüne sokan Hünkar Hacı Bektaş Veli dedim,

Rojaazme
30-01-2007, 01:12 PM
Sualüm var tapuna iy dervişler ecesi
Meşayıh ne buyurur yol haberi nicesi

Virgil su'ale cevab tutalum olsun sevâb
Şu'le kime gösterür ışk evinün bacası

Evvel kapu şeri'at emr a nehyi bildürür
Yuya günahlarunı her bir Kur'an hecesi

İkincisi tarikat kulluğa bil baglaya
Yolı togrı varanı yarlıgaya hocası

Üçüncüsi marifet can gönül gözin açar
Bak ma'ni sarayına Arş'a değin yücesi

Dördüncüsi hakikat ere eksük bakmaya
Bayram ola gündüzi Kadir ola gicesi

Bu şeriat güç olur tarikat yokuş olur
Marifet sarplık durur hakikatdür yücesi

Dervişün dört yanında dört ulu kapu gerek
Kancaru bakarısa gündüz ola gicesi

Ana iren dervişe iki cihan keşf olur
Anun sıfatın öger ol hacalar hocası

Dört hal içinde derviş gerek siyaset çeke
Menzile irmez kalur yol eri yuvacası

Dört kapudur kırk makam yüz altmış menzili var
Ana irene açılur vilâyet derecesi

alevi angel
28-02-2007, 08:10 AM
güzel bilgiler için teşekkürler canlar....

gultalip
01-03-2007, 02:19 AM
şeriat;asillari Yel;evvel Bölük Abidlerdir.(ibadet Eden)
Tarikat;asillari;od;ikinci Güruh Zahitlerdir.(dini Kurallara Bagli)
Marifet;asillari;sudur;üçüncü Güruh Ariflerdir.(ruh Yüceligi)
Hakikat;asillari;toprak;dördüncü Güruh Muhiplerdir.(tanrı dostu)

gultalip
01-03-2007, 02:32 AM
Ehli tasavvufta 4 kapı 40 makam

şeriat;alem-i nasul
tarikat;alem-i ceberül
marifet;alem-i meleküt
hakikat;alem-i lahut'TUR

Azaya benzetenler olmuş

şeriat;göz
tarikat;kulak
marifet;agız
hakikat;burun.

dört unsurada benzetenler olmuş

şeriat;yel
tarikat;ateş
marifet;su
hakikat;toprak.

bektaşilerde ise

şeriat;anadan dogmak
tarikat;ikrar vermek
marifet;nefsini bilmek
hakikat;hakkı kendi öz vucudunda bulmaktır.

ylcndmr
05-03-2007, 11:15 PM
sağolun canlar

hewal_sevi
07-03-2007, 01:59 PM
paylaşımın için teşekkürler abi can

türkügözlüm58
25-03-2007, 01:38 AM
bu güzel ve yararlı bilgileriniz için çok sağolun...yüreğinize sağlık...

Hızır her zaman yoldaşınız olsun....

dersimliselvi
28-03-2007, 11:13 PM
paylaşımınız için teşekkür ederm.meginize saglık

fataLibra
15-04-2007, 12:54 AM
Teşekkürler rojaazme..

kimyager89
15-04-2007, 08:47 AM
teşekkürler can abi.emeğine sağlık...

beyza92
17-06-2007, 11:43 PM
çok guzel bir paylasım elini yureğine sağlık

Ebru
18-06-2007, 12:06 AM
Yolumuzun erkanı 4 Kapı 40 Makamdır...

paylaşımın için teşekkürler can..
çok yararlı bilgiler.

Rojaazme
20-06-2007, 10:42 AM
sizlerde sagolun canlar okuyup yorum eklediginiz için tşkler..

pirim pirsultan
14-07-2007, 09:00 AM
emeğine sağlık

kızılbaşneslim
16-08-2007, 06:03 AM
emeğine sağlık!!!

Sak-li asgar
18-08-2007, 09:25 PM
Emekleriniz icin sagolun .

Edindigim bilgilere gore hiristiyanliktada 4 kapi 40 yol varmis tipki bizimki gibi .

Onlarin haclarinin sag ve sol kolu 4 kapiyi simgeliyormus , ust ve altta 40 yolu simgeliyormus . Ilginc . Bizimle ayni yoldalar belki . hee hee heee

Sevgilerle

Rojaazme
16-09-2007, 11:09 PM
Ezelîden dilümde uş Tanrı birdür Hak'dur Resul
Bunı böyle bilmez iken bir aceb mekandayım

Yoğıdı bu barigah varidi ol padişah
Ah bu ışk elinden ah derd oldı derman bana

Dimesün kim müslümanam Çalap emrine fermanam
Dutmaz ise Hak sözini fa'ide yok dünden ana

Tevrat'ıla İncil'i Zebur'da Furkan'ı
Bunlardağı beyanı cümle vücudda bulduk

Yüz yigirmi dört bin hâsı dört yüz kırk dört tabakası
Devlet makamında ol gün ulu hanedândayıdum

İsrafil sûrı ura yir yüzi divşürîle
Harâb ola berr ü bahr çarh-ı felek yoyıla

Kimse varmaya bunda cümlesi vara anda
Ol padişah önünde Hak terazü kurıla

huseyn esedi
18-09-2007, 09:13 AM
Arkadaşlar Ya Bu Dört Kapi Ve Kirkmakami Oldum Olasi Anlamam Onlarca Büyüğüme Sordum Onlarca Dedeyle Konuştum O Okadar Araştirdim Bu Kirk Kişiyi Tamamliyamadim Ya 20 De Kaldim Yada 23 Te Dahasi çikmiyor Kimler Bunlar Bilen Varsa Anlatsin Da Bilelim Bilmemek Değil öğrenmemek Ayiptir Bilirsiniz

Fukara-i Abdal
18-11-2007, 05:58 AM
bismişah Allah Allah
Dört Kapi Kirk Makam
695


şeriat Kapisi

1-iman Etmek (kur’an 2/282)
2- Ili öğrenmek (kur’an 3/73)
3-ibadet Etmek(kur’an 2/40)
4-haramdan Uzak Durmak(kur’an 2/276)
5- Aiilesine Yararli Olmak (kur’an 4/20)
6-kimseye Zarar Vermemek(kur’an 4/23)
7-peygamberin Emirlerine Uymak(kur’an 48/23)
8-şevkatli Olmak(kur’an 2/26-27)
9-temizliğe Dikkat Etmek (kur’an 2/57)
10-yaramaz Işlerden Sakinma(kur’an 74/4)


Tarikat Kapisi

1-tövbe Etmek (kur’an 3/103)
2-mürşidin Isteğine Uymak (kur’an 66/8)
3-temiz Giyinmek (kur’an 48/37)
4-iyilik Için Savaşmak (kur’an 2/24)
5-hizmeti Ilke Edinmek
6-haksizliktan Korkmak
7- ümitsizliğie Düşmemek (kur’an 39/50)
8- Ibret Almak,hirka Zenbil Seccade ((kur’an6/53)
9- Nimet Dağitmak (kur’an 62/65)
10- özünü Fakir Görmek (kur’an12/101)


Marifet Makamlari

1-edep
2-kin Garez Bencillikten Uzak Olmak
3 –perhiz Etmek
4-sabir Ve Kanaat Sahibi Olmak
5-haya Ar’etmek
6-cömert Olmak
7-ilim Yapmak
8- Hoşgörü Ve Bilim Sahibi Olmak
9-özünü Bilmek
10- Ariflik

Hakikat Makamlari

1-tevazu
2-kimsenin Ayibini Görmemek
3-hiç Bir Iyiliği Esirgememek
4-her Yaratilani Sevmek
5-tüm Insanlari Bir Görmek
6-birliğe Yönelmek Ve Yöneltmek
7-gerçeği Gizlememek
8-mana’yi Bilmek
9-sirri öğrenmek
10-Allah’in Varliğina Ulaşmak

Tarikata Girecek Ikrar Veren Dervişlerde Bulunmasi Gereken On Iki özellik

1-bilgi Sahibi Olmak
2-asi Olmamak
3-nefse Uymamak
4-can Gözü Açik Olmak
5-tama Etmemek
6-dünyadan El Etek çekmek
7-arzu Ve Isteklerden Geçmek
8-şehvete Düşkün Olmamak
9-kibirsiz Olmak
10-kimseye Aci Ve Zarar Vermemek
11-pinti Ve Aceleci Olmamak
12-kazaya Ria Ile Teslim Olmak

Talip Ahzap Suresinin 56. Ayetine Uymalidir Yoksa Talip Olamaz..
Ikrada Teslim ..
‘’Allah Ve Melekler Peygamberleri Tesbih Ederler ,ey Müminler Sizde Onu Tesbih Edin Ve Teslim Olun’’ahzap 56.


Bismişah Allah Allah

Allah Allah Allah Erkanimiz Temiz Ola Muradimiz Hasil Ola Tuttugumuz Ileri Gide Sahi Merdan Yardimcimiz Ola Elimizin Karasini Yuzumuze Vurmaya Ceddimiz Eksiğimizi Tamamlaya Içerden Alina Dişardan Alinmaya Nr Ola Sir Ola Gerçeğe Hü..

uzakdenizlerde
02-12-2007, 10:38 AM
Dort Kapi Kirk Makam........

--------------------------------------------------------------------------------

Dört Kapi Kirk Makam seklindeki Kamil (olgun) insan olma ilkelerini Hünkar Haci Bektas Veli’nin tespit ettigine inanilir.Haci Bektas "Kul Tanri’ya kirk makamda erer, ulasir, dost olur." buyurmuslardir. Bu ilkeler asama asama insani olgunluga ulastirir. Bir baska yoruma göre ise seriat anadan dogmak, tarikat ikrar vermek, marifet nefsini bilmek, hakikat Hakki özünde bulmak yollaridir.
Dört Kapı şunlardır:


1.Seriat
2.Tarikat
3.Marifet
4.Hakikat


Her kapının on makamı vardır.
Seriat kapısının makamları:

1. Iman etmek,
2. Ilim ögrenmek,
3. Ibadet etmek,
4. Haramdan uzaklasmak,
5. Ailesine faydali olmak,
6. Cevreye zarar vermemek,
7. Peygamberin emirlerine uymak,
8. Sefkatli olmak,
9. Temiz olmak ve
10.Yaramaz islerden sakinmak.
Tarikat kapisinin makamlari

1. Tövbe etmek,
2. Mürsidin ögütlerine uymak,
3. Temiz giyinmek,
4. Iyilik yolunda savasmak,
5. Hizmet etmeyi sevmek,
6. Haksizliktan korkmak,
7. Ümitsizlige düsmemek,
8. Ibret almak,
9. Nimet dagitmak ve
10.Özünü fakir görmek
Marifet kapisinin makamlari

1. Edepli olmak,
2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak,
3. Perhizkarlik,
4. Sabir ve kanaat,
5. Haya,
6. Cömertlik,
7. Ilim,
8. Hosgörü,
9. Özünü bilmek ve
10.Ariflik.

Hakikat kapisinin makamlari
1. Alcakgönüllü olmak,
2. Kimsenin ayibini görmemek,
3. Yapabilecegin hicbir iyiligi esirgememek,
4. Allah’in her yarattigini sevmek,
5. Tüm insanlari bir görmek,
6. Birlige yönelmek ve yöneltmek,
7. Gercegi gizlememek,
8. Manayi bilmek,
9. Tanrisal sirri ögrenmek ve
10.Tanrisal varliga ulasmak

yüreğine sağlık rehberim.

hewal74
13-12-2007, 10:36 AM
çok güzel bir paylaşım emeğinize yüreğinize sağlık...

izmirlii
16-12-2007, 09:41 AM
4- Hakk yolunda olan canlara hizmet vermek: Kendisini Hakk, yoluna adamış kimselerle düşüp kalkmak, bu gibi kimselere hizmet etmek, “Halka hizmet, Hakk’a hizmet” etmektir. Hakk’a ulaşmanın tek yolu, halka hizmettir.
5- İnsanî sevgisini, Hakk aşkına dönüştürüp, “tüm yaratılanı” yaratandan dolayı sevmek: Bu nasıl olacaktır? İnsan, kendi evlâdını sever, bağrına basar, eşini, annesini, babasını sever ve bu sevgiyi her vesile ile gösterir. Bir dede, bir nine torununu sever, bağrına basar.
Bir insan, çok istemesine rağmen, her an dili ile ben Allah’ı çok seviyorum demesine rağmen, Allah’ı nasıl sever ve bu sevgisini nasıl gösterir? Bunun tek bir yolu var, o da insanı ve tüm tabiat varlıklarını, evreni, yani tüm yaratılanı, yaratandan ötürü sevmektir. Çünkü O, her nesnede mevcuttur.
6- Kul hakkı yemekten sakınmak: Kur’an’da: “Etkili bir tövbe ile Allah’a yönelirseniz, umulur ki Rabbiniz, çirkinliklerinizi ve günahlarınız örter” buyrulmuştur.
Kur’an, hakları ancak sahipleri bağışlayabilir ilkesini esas aldığından, kula olan borcunuzun bağışlamasını, Allah’tan dileyemeyiz. Allah’ın af ve bağışı, kendisi ile kulu arasındaki işlerde geçerlidir. Başka bir deyişle, kul hakkının tek tövbesi, o hakkı sahibine ödemektir. Yine Kur’an’da: “Ey huzura kavuşmuş insan! Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak” buyrulmuştur.
Bundan dolayıdır ki, ibadet cemlerimizde, kulu kuldan razı etmek için razılık alınmaktadır. Öyle ise hiçbir zaman, helal kazancımızın dışında kimsenin malına el uzatmayalım, eğer helal edilmemiş ise, bir bardak su bile kul hakkı sayılır, bunu aklımızdan çıkarmayalım.
7- Yaradılış amacındaki istençlere iman edip vefa göstermek: Kur’an’da: “Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık” deniyor. Yine Cenab-ı Allah Kur’an’da meleklere: “Onu, amaçlanan düzgünlüğe eriştirip, öz ruhumdan içine üflediğim zaman, önünde hemen secdeye kapanın” buyurmuştur. Bir başka ayette de: “Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz” deniyor.
Görüldüğü gibi Cenab-ı Allah, insanı en mükemmel surette ve içersine kendi öz ruhundan ruh üfleyerek yaratmıştır. Zamanı gelince bu emanetini verdiği gibi yine tertemiz geri istemektedir. Kur’an ayetinde belirtildiğine göre her insan, bu âleme bir imtihan için gelmiştir. İşte insan bu yaratılış, yani bu dünyaya geliş amacının ne olduğunu bilmeli ve bunun bilincinde olup aldığı emaneti; sahibine yine tertemiz götürmenin yollarını aramalıdır.
Bir ozanımız, “Men sualimin cevabını verdim de geldim” diyor. İşte, bir talip, ikrar verir ve eline, diline ve beline sahip olur, her yıl görgüden geçip, helallık alırsa, üzerinde kul hakkı bırakmazsa, yarın Hakk’ın huzurunda yüzü ak, gönlü pâk ve yaradılış gayesine göre görevini yapmış sayılır ve “ben sualimin cevabını verdim de geldim” diyebilir.
8- Muhabbete aşina olup, Hakk kelamı dinlemek: Mürşitler ve inanç önderleri sohbetinde bulunup, Hakk kelamı dinlemek, ibadetlerin en büyüğüdür. Bir düşünür, “sen vakit ibadetini, her zaman yerine getirebilirsin, yapamadığın bir ibadeti, fırsat bulduğun zaman yapabilirsin ama, güzel bir sohbeti, orada söylenen Hakk kelamlarını, ancak o an da duyabilirsin, söylenen o güzel sözler, tekrar geri gelmez” diyor.
Bu gibi muhabbetlerde insan kemâle erişir, Allah’ın gizli sırları hakkında bilgi sahibi olur. Allah’ın gizli sırlarına vakıf olmak ise kendi özüne dönmektir, yani kendi özünü bilmektir.
9- İrfan âleminde “öz”ünü tanımak, yani kendini bilmek: Bir insan, sık sık kâmiller meclisinde bulunarak Tanrı kelamı dinlemeli, kendine özgü ibadetlerle özünü saflaştırmalıdır. Kendi özünü bilen bir kimse, Hakk’a vasıl olur, zamanı gelince “ben Hakk’ım” diyebilir. İnsanın kendi özünden maksat, Cenab-ı Hakk’ın ana rahminde iken bize kendi öz cevherinden üflediğim dediği “öz “dür, yani ruhtur.
10- Edeb’li olup, eline, diline, beline, eşine ve işine sahip olmak: Bu meziyetlere sahip olmak, yaradılış âlemine zararlı değil, faydalı olmaktır. Bu meziyetlere sahip olabilmek ise, bir mürşide teslim olup, ikrarlı ve musahipli olarak yol erkân sürmekle mümkündür.
Bir insanın Hakk-Muhammed-Ali yoluna girip kemâle erebilmesi için önce dört kapıyı tekmil etmesi gereklidir. Dört kapının ikincisi olan tarikat kapısının on makamı ve şartları yukarıda verilmiştir. Bu kapının on makamını tekmil bilen ve uygulayan bir kimse, marifete girmeye hak kazanmıştır.
Soru 99: Marifet kapısı ve marifetin on makamı nedir
Marifet kapısı: Allah’ı tanıyıp, bu bilinç içersinde teselli bulup rızaya kavuşmaktır. Böylece zâhir ve bâtın ilminden haberdar olan kimseleri hoşnut etmektir. Bu bilinç içerisinde marifet ilminden haberdar olup, hakikat kapısına erişerek velâyet makamında keramete ulaşmaktır.
Marifet kapısının makamları ise şunlardır:
1- Ledün İlmi’nden haberdar olmak: Ledün İlmi, Allah’ın sırlarına ait manevi bilgilerdir, yani gayb âlemine ait bilgilerdir. Alevi-Bektaşi ibadetinin yapıldığı cem evleri, birer İlm-i Ledün okuludur. Aleviler-Bektaşiler, tasavvufi bir anlayış içersinde ibadet yaparlar. Bu ibadetler, şekil ibadetinden ziyade tasavvufî bir yorum içerisinde yerine getirilmektedir.
Bu gibi yerlerde daha çok Allah’ın uluhiyeti ile ilgili muhabbetler, sohbetler yapılır. İşte bu gibi, muhabbetler ve sohbetler, “İlm-i Ledün” dür. Bu ilimden haberdar olabilmek için de bir mürşide teslim olup, onun sohbetlerine katılmak gerekir. Bunun için de en uygun yer, cem evleridir. Musa Peygamber dahi, bir nebi olmasına rağmen, kendisine “İlm-i Ledün” öğretecek bir mürşit aramış ve Hızır’ı bulmuştur. Bilindiği gibi, Hızır kendisine rehberlik etmiş ve bu ilmi, kendisine öğretmiştir.
2- Bu İlm-i Ledi’ün bilinci içerisinde Allah’a ait sırları öğrenerek, kendi özünü bilmek: İlm-i Ledün, yani Allah’ın gizli sırlarına vakıf olan bir kimse, hem Rabbini, hem de kendi özünü bilir, yani “Men Aref Sırrın”dan haberdar olur.
3- Aldığı bu ilmi, geleceğe aktarmak: İlm-i Ledün sahibi bir kimse, etrafındaki diğer insanları da irşat eder. Bu bilgilerini kitaplar haline getirerek, gelecek nesillere de bir ışık olur. Aynı, Hünkâr’ın, Mevlâna’nın ve Yunus’un yaptığı gibi.
4-İnsanlık âlemine yarayışlı yenilikler yaratarak faydalı olmak: Bir meslek, sahibi olmalı, maddi ve manevi olarak insanlık âlemine yararlı olmalıdır. Halka hizmet, Hakk’a hizmettir.
5- Hakk, Muhammed, Ali yoluna girip, edep ve erkân öğrenmek: İnsan, bir mürşide ve rehbere bağlanıp, yol erkân öğrenmeli ve bu bilinç içersinde yeni nesiller yetiştirmelidir.
6- Engin gönül ile çevresine örnek olmak: İnsan bir mürşide bağlanıp, onun engin bilgisinden irşat olmalı ve aldığı bu engin bilgi ve hoşgörü içersinde başkalarına da örnek olmalıdır.
7- Sabırlı ve kanaatkar olmak: İnsan belli bir olgunluğa erişip, sabırlı ve hoşgörülü olmalıdır. Allah’ın verdiğine kanaat edip, şükretmeli ve Allah’tan gelen her türlü ezaya ve cefaya katlanmasını bilmelidir. Hiçbir zaman, isyankâr olmamalıdır. Etrafındaki olumsuz davranışlara, hoşgörü ile bakıp, insanları incitmeden onları uyararak, doğru yola girmelerine vesile olmalıdır.
can yüregini emegine saglık saygılar:)

açelya
12-03-2008, 05:36 AM
çok güzel ve anlamlı bimemiz gereken ve öğretmemiz gereken konular emeğinze sağlık

isyan_atesi4268
12-03-2008, 07:40 AM
Yolumuz 12 imamların yoludur.

Paylaşmının için çok teşekkürler can.

sivaslım_58
13-03-2008, 04:30 AM
dört kapıyı,kırk makamı bilen gelsin işte meydan,
yüreğine sağlık,,,

Hidayet Coban
13-03-2008, 06:24 AM
Emegine Sagilik Can!

Batıni
13-03-2008, 06:34 AM
Sevgili Rojaazme can,teşekkürler!
Dört kapı,Pir Ahmet yesevi tarafından yazılmıştır,ama her kapıya,on makam veren,Hünkar Hacı Bektaş veli pirimizdir.saygılarımla
1.şeriat
2.Tarikat
3.Maarifet
4.Hakikat

bektasiyiz32
13-03-2008, 07:35 AM
paylasımın için tesekkurler

Divrikli
13-03-2008, 08:15 AM
abimmm yüreğine sağlık emeğine sağlık bilgiler için sağolasın

aleviesra24
13-03-2008, 11:17 AM
Rojaazme Pirim ve Seval ablacım yüreklerinize sağlık...
Harika bir paylaşım olmuş...Tüm canların bilmesi gereken bir konu...
Herkesin okumasını şiddetle tavsiye ediyorum...

arzugümüşoğlu
14-03-2008, 01:49 AM
Emeklerinize sağlık .. herkesin okuması öğrenmesi gereken konular ..

makbule ezel
14-03-2008, 06:05 AM
alevilikte çok önemli ve degerli bılgılerden bırıne degınmışsiniz yuregınıze ve ellerınıza sağlık yolumuzu yasantan ve ışık tutan herkese ne mutlu saolun guzel olmuş ....;)

kara_kız
22-03-2008, 10:49 AM
emeğinize yüreğinize sağlık
çok güzel bir paylaşım olmuş
bunlar bilinmesi gerekn temel bilgiler

Rojaazme
05-10-2008, 12:39 AM
allah allah ey vallah...

Rojaazme
26-10-2008, 07:07 PM
günçenleme

zaza2134
06-07-2009, 04:30 AM
HACI BEKTAŞİ VELİ'YE GERÇEKTEN CANDAN SAYGILARIMI SUNUYORUM bizlere bu öğretilerle rehber belirlediği için;;

1 ŞERİAT--- hukuktur,öğretidir
2.TARİKAT---- hukuk,öğreti(ŞERİAT) yoludur
3.HAKİKAT----hukuk,öğreti yolundan(TARİKAT) yolundan aldığın sonuçtur
4.MARİFET---- butün bu bilgilere MARİFET denir..

saygılarla

meymano24
31-10-2009, 01:08 AM
ilk insan ve ilk Peygamber olan Hz.Adem seyfullah tan, son son peygamber olan Hatem Muhammed ekadar gelen tüm peygamberler vasıtasıyla
Yüce Allah, insanoğlunu yolun doğrusuna yönelmek istedi. fakat insan nefsinin haseti ve azınlığı yüzünden, uyarıcı resullerin uyarılarına uymadı.. son Peygamber Hz. Muhammed, dini/ahlakı tamamlamak üzere geldi.
ve dört kapı-kırk makam ilkeleri üzerine islam dinini kurdu. bunun (kısaca) anlamı: kişi, yirmi yaşına kadar şeriat kapısında: hayrını-şerrini ve karını-zararını öğrenir,evlenip dünya evine girer, ahret kardeşini seçip''müsahip' olmak üzere hazırlık yapar.

Tarikat kapısına geçmek için'rehber ocağını 'bulur. rehber o kişiyi Pir kapısına ulaştırır. cemaat huzurunda, Pir in verdiği öğüt ve nasihat doğrultusunda, yaşamını sürdürünce,marifet kapısına geçer. insanlık alemine yararlı işler yapar.
buraya kadar insanı insan yapan'güzel ahlak' ı yaşayan insan hakikat kapısında da gerekli şartları yerine getirir ve kamil bir insan olur.

Hz.Peygamberimizin,islam dinine temel ilke edindiği bu erdemli yol,
Hz.Peygamberin vefatından sonraiahdine sadık kalmayan ikiyüzlü riyakarlarca islam evveli cahiliye devrinin yaşamı geri getirildi.

bu 'irticaya' karşı mücadele vrip direnen Ehlibeyt,(Peygamberin ev halkı) ve bu pak soyu sevenler,irticacı zalimler tarafından soy kırıma uğradı.
sosoyal ve içtimai yönden iktidar olan bu zalim gürüh, islam Peygamberinin kurduğu düzeni tamamen ters düz ettiler, kendi putperest inan ve ibadet sistemini,Hz.Muhammed in kurduğu islam dinin inanç ve ibadeti imiş gibi toplumlara kabul ettirip yaşama geçtiler...

Ehlibeyt ve sevenleri türlü cefalar altında,Hz.Peygamber in kurduğu yolun esası olan DÖRT KAPI VE KIRK MAKAMINI (gizli bir yaşam halinde) bugüne kadar süregeldiler. birçok adlarla anılan ALEVİLİK, dünya yüzünde hiçbir milletin uygulayamadığı bir ibadet şekli uygulamaktadır. birkaç örnek:

1-Müslüman olduğunu söyleyen dört mezhep salikleri bir erkeğin dört kadınla evlenebilecegini söylerlerken: Ehlibeyt bendesi Aleviler tek eşliliği şart koşarlar.

2-ibadetin evvel cemaat içerisinde küs varsa barıştırılır. kul hakkı yiyenleri ideştirir/üleştirir, barışık bir cemaat ile ibadet yapar.

3- zina hariç, zevi için eşini boşayan ve kul hakkı yiyip de bu hatasını talafi etmeyen kişileri ibadetlerine sokmaz.

ve burada sayamayacagımız daha birçok güzellikleri şekilde/sözde bırakmadan hayata geçirip yaşar.

ben size iki emanet bırakıyorum.
biri Kur'an dır: Allahın kullarını size ileteceki diğeri benim Ehl-i Beyt'imdir size doğru yolu gösterecek.
bunları birbirinden ayırmadan bana ulaşmaya çalışın.

Hz:MUHAMMED
eski bir Alevi kitabından aktarımımdır.
(başlığı tahrip):(

Ametist7474
06-02-2010, 05:57 AM
dört kapı içinde belirtilen kırk makam üzerinde bir netlik yok gibi . konunun ilk mesajında belirtilen kırk makam ile sinan boztepe nin mesajında açıkladığı makamlar birbiriyle örtüşmüyor .

Seriat kapısının makamları:

1. Iman etmek,
2. Ilim ögrenmek,
3. Ibadet etmek,
4. Haramdan uzaklasmak,
5. Ailesine faydali olmak,
6. Cevreye zarar vermemek,
7. Peygamberin emirlerine uymak,
8. Sefkatli olmak,
9. Temiz olmak ve
10.Yaramaz islerden sakinmak.


sinan boztepe nin belirttiği makamlar ise ;

1- İman etmek:
2- İlim yapmak
3- İş veya meslek sahibi olmak
4- Helal kazanç sağlamak
5- Nikah kıyıp dünya evine girmek
6- Helal kazanç ile sofra sermek
7- Şefkatli olmak
8- Temiz giyip, temiz yemek
9- Hoşgörülü olmak
10- Yaramaz işlerden sakınıp, doğruya yönelmek


bu daha başlangıç sayılan şeriat kapısındaki farklılıklar .

Tarikat kapisinin makamlari

1. Tövbe etmek,
2. Mürsidin ögütlerine uymak,
3. Temiz giyinmek,
4. Iyilik yolunda savasmak,
5. Hizmet etmeyi sevmek,
6. Haksizliktan korkmak,
7. Ümitsizlige düsmemek,
8. Ibret almak,
9. Nimet dagitmak ve
10.Özünü fakir görmek


sinan boztepe nin tarikat makamları ise ,

Tarikat kapısının makamları ise şunlardır:
1- Bir mürşide talip olup, ikrar vermek
2- Musahip kardeş edinerek dört gönlü bir etmek
3- Ehl-i Beyt’in yolunda nefsi ile mücadele etmek
4- Hakk yolunda olan canlara hizmet vermek
5- İnsanî sevgisini, Hakk aşkına dönüştürüp, “tüm yaratılanı” yaratandan dolayı sevmek6- Kul hakkı yemekten sakınmak
7- Yaradılış amacındaki istençlere iman edip vefa göstermek
8- Muhabbete aşina olup, Hakk kelamı dinlemek
9- İrfan âleminde “öz”ünü tanımak, yani kendini bilmek
10- Edeb’li olup, eline, diline, beline, eşine ve işine sahip olmak



diğer kapıların makamları arasında da belirgin farklılıklar var . sinan boztepe nin deyimiyle aleviliğin temeli hatta insan olmanın temeli sayılan bu 4 kapı 40 makam ın doğrusu tam olarak nedir ? isimlendirmelere ve içeriklerine bakıldığında kırk makam birbirini kapsayan tanımlamalar göstermekte . örneğin şeriat kapısında peygamberin emirlerini yerine getirmek deniyor . bu makam varken devamında ;

7. Peygamberin emirlerine uymak,
8. Sefkatli olmak,
9. Temiz olmak ve
10.Yaramaz islerden sakinmak

kırmızı ile belirttiğim makamları söylemek ne derece kabul edilebilir acaba ? bu makamlara göre benim vardığım sonuç ; demekki peygamberin emirleri arasında ,temiz olmak , şefkatli olmak ve yaramaz işlerden sakınmak gibi kurallar yok . yokki bunları tekrardan belirtme gereği duyulmuş . peki böyle olması mümkün mü ? :confused:

hele peygamberin emirlerine uymak ile anlatılan makamın sinan boztepe nin belirttiği şeriat kapısında yer almaması çok daha ilginç bir durum değil midir ?


sinan boztepe nin yazmış olduğu ;

4- Helal kazanç sağlamak: Harama el uzatmadan, alnının teriyle çalışıp, ailesinin geçimini sağlamaktır.

6- Helal kazanç ile sofra sermek: Bu da el emeği ve alın teri ile ailesinin iaşesini sağlayarak, ailesine haram lokma yedirmemektir.



bu iki makamın ikisinin birden yer almasını anlamakta zorluk çekiyorum . helal yolla kazanç sağlamak koşulunu yerine getiren birine devamında sofranıda helal kazanadıklarınla kur demek mantıklı mıdır ? birinci şartı yerine getiren kişiye ikincisini söylemek gereksiz değil midir ?

genel olarak söylemek istediğim bu kırk makam üzerinde konuşulması ve sorgulanması gereken çok şey var . bunu aleviliğin temeli olarak yorumlayanlar olabilir eğer öyle diyenler varsa öncelikle bu makamları net olarak ortaya koymalılar . makamlar arasındaki anlam ve uygulama farklılıklarının da iyice açıklanıp anlaşılır hale getirilmesi lazım .