Türkmen
11-09-2006, 10:13 AM
2006 - 2007 EĞİTİM ÖĞRETİM YILINDA LİSELERDE OKUTULACAK
DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERS KİTAPLARI HAKKINDA RAPOR -1
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 9. ve 11. sınıf ders kitapları;
1 ) Bilimsellik açısından,
2 ) Mezhepler üstü olma iddiası ve Alevilik inancı açısından,
incelenmiş olup ulaşılan sonuç aşağıya derç edilmiştir.
9. Sınıf / Lise 1. Sınıf Ders Kitabı
1 ) Bilimsellik açından yapılan inceleme:
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi anayasada okutulması zorunlu ders olarak belirtilmektedir. Ancak bu dersin bir öğretim dersi olduğu ve eğitim amaçlı olmadığı da vurgulanmaktadır.
Buna karşın “İnsan ve Din “ başlıklı ünitede bir dini benimsemek, onu savunmak insan olmanın özelliklerinden biri olarak belirtilmekte böylece ders bir kültür ve öğretim dersi olmanın ötesine taşınarak, telkin edici / propagandist ve koşullandırıcı bir içeriğe büründürülmektedir.
Örnekler:
a) “İnsan inanan ve ibadet eden bir varlıktır: Bir inanca sahip olmak, onu savunmak ve bu inanca uygun davranmak yalnızca insanda bulunan bir özelliktir. Bu ve diğer özelliklerinden dolayı insanın evrendeki varlıklardan üstün olduğu…” / (s.9.)
Burada hiçbir inanca mensup olmayan insanlar zımnen aşağılanmaktadır. Üstün varlık olabilmek için mutlaka bir inanca sahip olmak gerektiği ileri sürülmektedir. Dolayısıyla, inançsız insanlar üstün olmanın zıddı; aşağı olmak nitelemesine tabi kılınmaktadır.
b ) “ Kendime “ Ben niçin dindarım ? “ diye sordum ve şu cevabı verdim: “ Ben dindarım çünkü başka türlü olmam imkansız. Dindar olmak varlığım ve benliğim için zorunlu bir ihtiyaçtır.” AUGUSTE SABATİER / (s. 11)
Bu örnekte de görüleceği üzere dindarlık övülürken bu, insan olmanın gereklerinden biri olarak sunulmaktadır. Oysa dindar olmayan ve hatta hiçbir din ve inancı benimsemeyen milyonlarca insan vardır. Buradaki ifadeler bu insanlara hakarettir.
c ) “ … İnsan, kimi zaman iç dünyasında yankılanan fıtratın sesine kulak vermiş, kimi zaman da değişik akımların etkisinde kalarak YANLIŞ İNANMA BİÇİMLERİNE SÜRÜKLENMİŞTİR.” (s.13.)
Burada bazı inançların yanlış olduğu ifade edilerek din ve inanç özgürlüğü çiğnenmektedir. Sayfa 14’te ise yanlış inanç olarak “ politeizm “ , sayfa 15’te de “Ateizm” yanlış ve zararlı bir akım olarak nitelenmiştir. Oysa inanmak ve inanmamak eşit düzeyde bir insan hakkıdır. İnsanlara neye ve nasıl inanacakları hususunda telkinde bulunmak, bu yönde propaganda yapmak, öğrencileri koşullandırmak, inançsızlığı yermek bir kültür ve öğretim dersinin içeriğinde yer alamaz. Bu durum alenen insan haklarına aykırıdır.
Ateizm konusu işlenirken, “ Ateizm, Allah’ın varlığını İNKAR ETTİĞİ gibi tüm dinlere ve dinlerin tanrı tasavvurlarına da karşıdır…” (s.15.) denilerek Allah’ın varlığı sanki bilimsel olarak kanıtlanmış gibi davranılmakta, güya ateistler de bu “BİLİMSEL GERÇEĞİ “ inkar etmekle itham edilmiştir. Oysa kullanılması gereken ifade, “ Ateistlerin Tanrı’nın varlığına İNANMADIKLARI “ olmalıydı.
d ) “ Ruhsal bunalım, ahlaki çöküntü, toplumu bir arada tutan temel değerlerdeki yozlaşma, sosyal ve kültürel dokudaki zedelenme, milli ve manevi duygulara yabancılaşma gibi olumsuzluklar, VAHYE DAYALI OLMAYAN inanç türlerinin sosyal hayatımızdaki birer tezahürüdür. “ (s.16.)
Burada açıkça vahye dayalı olmayan dinler ve inançlar tahkir edilmektedir. Budizm, Hinduizm, Şamanizm, Taoizm vb. din ve inançlar vahye dayalı olmadıkları için zararlı görülmektedir.
Oysa yukarıdaki sözlerdeki asıl amacın, Satanizm’in zararlarını vurgulamak olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki amaç ile araç birbiriyle uyuşmamaktadır. Satanizm’in zararları anlatılmak istenirken bütün “ gayri ilahi “ din ve inançlar tahkir edilmektedir.
Bu ünite işlenirken dersin öğretmenlerinden istenen görevlerden biri de öğrencilere satanizm ve reenkarnasyon inancının batıl ve zararlı olduğunun belletilmesidir. Reenkarnasyon inancı, dünyadaki pek çok dinde olduğu gibi İslam’ın pek çok kolunda da vardır. Bu inanç Sünni ve Şii Müslümanlara göre batıl olabilir. Ancak Alevi, Nusayri İslam anlayışlarında ve Hinduizm, Budizm, Şamanizm gibi din ve inançlarda ise “ hak “ bir inanç ilkesidir. Aynı konu İlk öğretim 7. sınıf kitaplarında da işlenmekte ve reenkarnasyona inanan milyonlarca Alevi / Kızılbaş yurttaşımız rencide edilmektedir.
Bilimsel açıdan bakıldığında bir inancın “ doğru “ ya da “ yanlış “ olarak nitelenmesi mümkün değildir. Çünkü inançlar ispatı mümkün olmayan hususlardandır. Bu nedenle ispatı mümkün olmayan bir şeyin doğru ya da yanlış olması da mümkün değildir.
e ) “ Kur’an ve Ana Konuları “ başlıklı ünitede “ Dünya’nın her yanındaki Kur’an – ı Kerim nüshaları niçin birbirinin aynısıdır ? Hiç Düşündünüz mü ? “ (s.50.) denilerek Kur’an’ın günümüze değin hiçbir değişikliğe uğramadan geldiği inancına vurgu yapılırken, Kur’an’ın derlenmesi ve kitap haline getirilmesi sürecinde kimi değişikliklere uğradığı yönündeki iddialara hiç yer verilmeyerek bilim dışı inkarcı bir yaklaşım tercih edilmiştir. Oysa Kur’an’ın derlenme ve kitap haline getirilme sürecinde bir takım müdahalelere maruz kaldığı yönünde iddialar mevcuttur. Bu hususta özellikle oryantalistlerin / müsteşriklerin bazı görüşleri ve iddiaları görmezden gelinmiştir. Bu tutumun bilimsel olduğunu ileri sürmek olanak dışıdır.
f ) Sayfa 83’te yer alan “ seyit çavuş “ adlı okuma metninde kullanılan seyit çavuş heykelinin yanlış olduğu kamuoyuna açıklanmış olmasına rağmen aynı heykel resim olarak kitaplara alınmıştır. Gerçekte gülle, Çanakkale kahramanımız SEYİT ÇAVUŞ’UN KUCAĞINDA DEĞİL SIRTINDA OLMALIYDI.
g ) “ Din ve Laiklik “ adlı ünitede yüce Atatürk’ün din eğitimi konusundaki bazı sözlerine yer verilmiş ve din EĞİTİMİNİN okullarda verilmesi gerektiği fikri vurgulanmıştır. (s.90)
“ Her birey dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da mekteptir.” ( Atatürk, 31 Ocak 1923. ) (s. 90.)
Oysa yüce Atatürk döneminde 1930 yılında şehirlerdeki tüm okullardan, 1933’te ise köy okullarından din dersleri tamamen kaldırılmıştır. Okullara din dersleri yüce Atatürk’ün sonsuzluğa göçüşünün ardından yıllar sonra tekrar konulmuştur. Söz konusu ünitede bu tarihi gerçekler görmezden gelinmiştir. Laik devletin okullarında din dersinin olamayacağı fikrinin aleyhinde şartlandırıcı bir dil kullanılarak bu amaca Yüce Atatürk de alet edilmiştir. Yüce Atatürk’ün sözleri istismar edilmiş, kötüye kullanılmıştır.
h ) “ Türkler ve Müslümanlık “ başlıklı ünitede Türklerin Müslümanlaşması sürecinde özellikle Kuteybe bin Müslim komutasındaki Emevi İslam ordularının Türk ülkelerinde gerçekleştirdiği katliamlara hiç değinilmemiştir. Türklerin Müslümanlaşmasındaki ehlibeyt soyuna mensup seyyidlerin etkisinden de hiç söz edilmemiştir. (s.93,94.)
Mustafa Cemil KILIÇ
İLAHİYATÇI / SOSYOLOG
DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÖĞRETMENİ
10.09.2006
www.karacaahmet.com / www.aleviyol.com / www.turkcutoplumcu.com
DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERS KİTAPLARI HAKKINDA RAPOR -1
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 9. ve 11. sınıf ders kitapları;
1 ) Bilimsellik açısından,
2 ) Mezhepler üstü olma iddiası ve Alevilik inancı açısından,
incelenmiş olup ulaşılan sonuç aşağıya derç edilmiştir.
9. Sınıf / Lise 1. Sınıf Ders Kitabı
1 ) Bilimsellik açından yapılan inceleme:
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi anayasada okutulması zorunlu ders olarak belirtilmektedir. Ancak bu dersin bir öğretim dersi olduğu ve eğitim amaçlı olmadığı da vurgulanmaktadır.
Buna karşın “İnsan ve Din “ başlıklı ünitede bir dini benimsemek, onu savunmak insan olmanın özelliklerinden biri olarak belirtilmekte böylece ders bir kültür ve öğretim dersi olmanın ötesine taşınarak, telkin edici / propagandist ve koşullandırıcı bir içeriğe büründürülmektedir.
Örnekler:
a) “İnsan inanan ve ibadet eden bir varlıktır: Bir inanca sahip olmak, onu savunmak ve bu inanca uygun davranmak yalnızca insanda bulunan bir özelliktir. Bu ve diğer özelliklerinden dolayı insanın evrendeki varlıklardan üstün olduğu…” / (s.9.)
Burada hiçbir inanca mensup olmayan insanlar zımnen aşağılanmaktadır. Üstün varlık olabilmek için mutlaka bir inanca sahip olmak gerektiği ileri sürülmektedir. Dolayısıyla, inançsız insanlar üstün olmanın zıddı; aşağı olmak nitelemesine tabi kılınmaktadır.
b ) “ Kendime “ Ben niçin dindarım ? “ diye sordum ve şu cevabı verdim: “ Ben dindarım çünkü başka türlü olmam imkansız. Dindar olmak varlığım ve benliğim için zorunlu bir ihtiyaçtır.” AUGUSTE SABATİER / (s. 11)
Bu örnekte de görüleceği üzere dindarlık övülürken bu, insan olmanın gereklerinden biri olarak sunulmaktadır. Oysa dindar olmayan ve hatta hiçbir din ve inancı benimsemeyen milyonlarca insan vardır. Buradaki ifadeler bu insanlara hakarettir.
c ) “ … İnsan, kimi zaman iç dünyasında yankılanan fıtratın sesine kulak vermiş, kimi zaman da değişik akımların etkisinde kalarak YANLIŞ İNANMA BİÇİMLERİNE SÜRÜKLENMİŞTİR.” (s.13.)
Burada bazı inançların yanlış olduğu ifade edilerek din ve inanç özgürlüğü çiğnenmektedir. Sayfa 14’te ise yanlış inanç olarak “ politeizm “ , sayfa 15’te de “Ateizm” yanlış ve zararlı bir akım olarak nitelenmiştir. Oysa inanmak ve inanmamak eşit düzeyde bir insan hakkıdır. İnsanlara neye ve nasıl inanacakları hususunda telkinde bulunmak, bu yönde propaganda yapmak, öğrencileri koşullandırmak, inançsızlığı yermek bir kültür ve öğretim dersinin içeriğinde yer alamaz. Bu durum alenen insan haklarına aykırıdır.
Ateizm konusu işlenirken, “ Ateizm, Allah’ın varlığını İNKAR ETTİĞİ gibi tüm dinlere ve dinlerin tanrı tasavvurlarına da karşıdır…” (s.15.) denilerek Allah’ın varlığı sanki bilimsel olarak kanıtlanmış gibi davranılmakta, güya ateistler de bu “BİLİMSEL GERÇEĞİ “ inkar etmekle itham edilmiştir. Oysa kullanılması gereken ifade, “ Ateistlerin Tanrı’nın varlığına İNANMADIKLARI “ olmalıydı.
d ) “ Ruhsal bunalım, ahlaki çöküntü, toplumu bir arada tutan temel değerlerdeki yozlaşma, sosyal ve kültürel dokudaki zedelenme, milli ve manevi duygulara yabancılaşma gibi olumsuzluklar, VAHYE DAYALI OLMAYAN inanç türlerinin sosyal hayatımızdaki birer tezahürüdür. “ (s.16.)
Burada açıkça vahye dayalı olmayan dinler ve inançlar tahkir edilmektedir. Budizm, Hinduizm, Şamanizm, Taoizm vb. din ve inançlar vahye dayalı olmadıkları için zararlı görülmektedir.
Oysa yukarıdaki sözlerdeki asıl amacın, Satanizm’in zararlarını vurgulamak olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki amaç ile araç birbiriyle uyuşmamaktadır. Satanizm’in zararları anlatılmak istenirken bütün “ gayri ilahi “ din ve inançlar tahkir edilmektedir.
Bu ünite işlenirken dersin öğretmenlerinden istenen görevlerden biri de öğrencilere satanizm ve reenkarnasyon inancının batıl ve zararlı olduğunun belletilmesidir. Reenkarnasyon inancı, dünyadaki pek çok dinde olduğu gibi İslam’ın pek çok kolunda da vardır. Bu inanç Sünni ve Şii Müslümanlara göre batıl olabilir. Ancak Alevi, Nusayri İslam anlayışlarında ve Hinduizm, Budizm, Şamanizm gibi din ve inançlarda ise “ hak “ bir inanç ilkesidir. Aynı konu İlk öğretim 7. sınıf kitaplarında da işlenmekte ve reenkarnasyona inanan milyonlarca Alevi / Kızılbaş yurttaşımız rencide edilmektedir.
Bilimsel açıdan bakıldığında bir inancın “ doğru “ ya da “ yanlış “ olarak nitelenmesi mümkün değildir. Çünkü inançlar ispatı mümkün olmayan hususlardandır. Bu nedenle ispatı mümkün olmayan bir şeyin doğru ya da yanlış olması da mümkün değildir.
e ) “ Kur’an ve Ana Konuları “ başlıklı ünitede “ Dünya’nın her yanındaki Kur’an – ı Kerim nüshaları niçin birbirinin aynısıdır ? Hiç Düşündünüz mü ? “ (s.50.) denilerek Kur’an’ın günümüze değin hiçbir değişikliğe uğramadan geldiği inancına vurgu yapılırken, Kur’an’ın derlenmesi ve kitap haline getirilmesi sürecinde kimi değişikliklere uğradığı yönündeki iddialara hiç yer verilmeyerek bilim dışı inkarcı bir yaklaşım tercih edilmiştir. Oysa Kur’an’ın derlenme ve kitap haline getirilme sürecinde bir takım müdahalelere maruz kaldığı yönünde iddialar mevcuttur. Bu hususta özellikle oryantalistlerin / müsteşriklerin bazı görüşleri ve iddiaları görmezden gelinmiştir. Bu tutumun bilimsel olduğunu ileri sürmek olanak dışıdır.
f ) Sayfa 83’te yer alan “ seyit çavuş “ adlı okuma metninde kullanılan seyit çavuş heykelinin yanlış olduğu kamuoyuna açıklanmış olmasına rağmen aynı heykel resim olarak kitaplara alınmıştır. Gerçekte gülle, Çanakkale kahramanımız SEYİT ÇAVUŞ’UN KUCAĞINDA DEĞİL SIRTINDA OLMALIYDI.
g ) “ Din ve Laiklik “ adlı ünitede yüce Atatürk’ün din eğitimi konusundaki bazı sözlerine yer verilmiş ve din EĞİTİMİNİN okullarda verilmesi gerektiği fikri vurgulanmıştır. (s.90)
“ Her birey dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da mekteptir.” ( Atatürk, 31 Ocak 1923. ) (s. 90.)
Oysa yüce Atatürk döneminde 1930 yılında şehirlerdeki tüm okullardan, 1933’te ise köy okullarından din dersleri tamamen kaldırılmıştır. Okullara din dersleri yüce Atatürk’ün sonsuzluğa göçüşünün ardından yıllar sonra tekrar konulmuştur. Söz konusu ünitede bu tarihi gerçekler görmezden gelinmiştir. Laik devletin okullarında din dersinin olamayacağı fikrinin aleyhinde şartlandırıcı bir dil kullanılarak bu amaca Yüce Atatürk de alet edilmiştir. Yüce Atatürk’ün sözleri istismar edilmiş, kötüye kullanılmıştır.
h ) “ Türkler ve Müslümanlık “ başlıklı ünitede Türklerin Müslümanlaşması sürecinde özellikle Kuteybe bin Müslim komutasındaki Emevi İslam ordularının Türk ülkelerinde gerçekleştirdiği katliamlara hiç değinilmemiştir. Türklerin Müslümanlaşmasındaki ehlibeyt soyuna mensup seyyidlerin etkisinden de hiç söz edilmemiştir. (s.93,94.)
Mustafa Cemil KILIÇ
İLAHİYATÇI / SOSYOLOG
DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÖĞRETMENİ
10.09.2006
www.karacaahmet.com / www.aleviyol.com / www.turkcutoplumcu.com