PDA

: Işte Din Kültürü Kitaplarindaki Rezalet


Türkmen
11-09-2006, 10:13 AM
2006 - 2007 EĞİTİM ÖĞRETİM YILINDA LİSELERDE OKUTULACAK
DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERS KİTAPLARI HAKKINDA RAPOR -1


Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 9. ve 11. sınıf ders kitapları;

1 ) Bilimsellik açısından,
2 ) Mezhepler üstü olma iddiası ve Alevilik inancı açısından,

incelenmiş olup ulaşılan sonuç aşağıya derç edilmiştir.


9. Sınıf / Lise 1. Sınıf Ders Kitabı


1 ) Bilimsellik açından yapılan inceleme:

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi anayasada okutulması zorunlu ders olarak belirtilmektedir. Ancak bu dersin bir öğretim dersi olduğu ve eğitim amaçlı olmadığı da vurgulanmaktadır.

Buna karşın “İnsan ve Din “ başlıklı ünitede bir dini benimsemek, onu savunmak insan olmanın özelliklerinden biri olarak belirtilmekte böylece ders bir kültür ve öğretim dersi olmanın ötesine taşınarak, telkin edici / propagandist ve koşullandırıcı bir içeriğe büründürülmektedir.

Örnekler:

a) “İnsan inanan ve ibadet eden bir varlıktır: Bir inanca sahip olmak, onu savunmak ve bu inanca uygun davranmak yalnızca insanda bulunan bir özelliktir. Bu ve diğer özelliklerinden dolayı insanın evrendeki varlıklardan üstün olduğu…” / (s.9.)

Burada hiçbir inanca mensup olmayan insanlar zımnen aşağılanmaktadır. Üstün varlık olabilmek için mutlaka bir inanca sahip olmak gerektiği ileri sürülmektedir. Dolayısıyla, inançsız insanlar üstün olmanın zıddı; aşağı olmak nitelemesine tabi kılınmaktadır.


b ) “ Kendime “ Ben niçin dindarım ? “ diye sordum ve şu cevabı verdim: “ Ben dindarım çünkü başka türlü olmam imkansız. Dindar olmak varlığım ve benliğim için zorunlu bir ihtiyaçtır.” AUGUSTE SABATİER / (s. 11)

Bu örnekte de görüleceği üzere dindarlık övülürken bu, insan olmanın gereklerinden biri olarak sunulmaktadır. Oysa dindar olmayan ve hatta hiçbir din ve inancı benimsemeyen milyonlarca insan vardır. Buradaki ifadeler bu insanlara hakarettir.

c ) “ … İnsan, kimi zaman iç dünyasında yankılanan fıtratın sesine kulak vermiş, kimi zaman da değişik akımların etkisinde kalarak YANLIŞ İNANMA BİÇİMLERİNE SÜRÜKLENMİŞTİR.” (s.13.)

Burada bazı inançların yanlış olduğu ifade edilerek din ve inanç özgürlüğü çiğnenmektedir. Sayfa 14’te ise yanlış inanç olarak “ politeizm “ , sayfa 15’te de “Ateizm” yanlış ve zararlı bir akım olarak nitelenmiştir. Oysa inanmak ve inanmamak eşit düzeyde bir insan hakkıdır. İnsanlara neye ve nasıl inanacakları hususunda telkinde bulunmak, bu yönde propaganda yapmak, öğrencileri koşullandırmak, inançsızlığı yermek bir kültür ve öğretim dersinin içeriğinde yer alamaz. Bu durum alenen insan haklarına aykırıdır.

Ateizm konusu işlenirken, “ Ateizm, Allah’ın varlığını İNKAR ETTİĞİ gibi tüm dinlere ve dinlerin tanrı tasavvurlarına da karşıdır…” (s.15.) denilerek Allah’ın varlığı sanki bilimsel olarak kanıtlanmış gibi davranılmakta, güya ateistler de bu “BİLİMSEL GERÇEĞİ “ inkar etmekle itham edilmiştir. Oysa kullanılması gereken ifade, “ Ateistlerin Tanrı’nın varlığına İNANMADIKLARI “ olmalıydı.


d ) “ Ruhsal bunalım, ahlaki çöküntü, toplumu bir arada tutan temel değerlerdeki yozlaşma, sosyal ve kültürel dokudaki zedelenme, milli ve manevi duygulara yabancılaşma gibi olumsuzluklar, VAHYE DAYALI OLMAYAN inanç türlerinin sosyal hayatımızdaki birer tezahürüdür. “ (s.16.)

Burada açıkça vahye dayalı olmayan dinler ve inançlar tahkir edilmektedir. Budizm, Hinduizm, Şamanizm, Taoizm vb. din ve inançlar vahye dayalı olmadıkları için zararlı görülmektedir.

Oysa yukarıdaki sözlerdeki asıl amacın, Satanizm’in zararlarını vurgulamak olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki amaç ile araç birbiriyle uyuşmamaktadır. Satanizm’in zararları anlatılmak istenirken bütün “ gayri ilahi “ din ve inançlar tahkir edilmektedir.

Bu ünite işlenirken dersin öğretmenlerinden istenen görevlerden biri de öğrencilere satanizm ve reenkarnasyon inancının batıl ve zararlı olduğunun belletilmesidir. Reenkarnasyon inancı, dünyadaki pek çok dinde olduğu gibi İslam’ın pek çok kolunda da vardır. Bu inanç Sünni ve Şii Müslümanlara göre batıl olabilir. Ancak Alevi, Nusayri İslam anlayışlarında ve Hinduizm, Budizm, Şamanizm gibi din ve inançlarda ise “ hak “ bir inanç ilkesidir. Aynı konu İlk öğretim 7. sınıf kitaplarında da işlenmekte ve reenkarnasyona inanan milyonlarca Alevi / Kızılbaş yurttaşımız rencide edilmektedir.

Bilimsel açıdan bakıldığında bir inancın “ doğru “ ya da “ yanlış “ olarak nitelenmesi mümkün değildir. Çünkü inançlar ispatı mümkün olmayan hususlardandır. Bu nedenle ispatı mümkün olmayan bir şeyin doğru ya da yanlış olması da mümkün değildir.



e ) “ Kur’an ve Ana Konuları “ başlıklı ünitede “ Dünya’nın her yanındaki Kur’an – ı Kerim nüshaları niçin birbirinin aynısıdır ? Hiç Düşündünüz mü ? “ (s.50.) denilerek Kur’an’ın günümüze değin hiçbir değişikliğe uğramadan geldiği inancına vurgu yapılırken, Kur’an’ın derlenmesi ve kitap haline getirilmesi sürecinde kimi değişikliklere uğradığı yönündeki iddialara hiç yer verilmeyerek bilim dışı inkarcı bir yaklaşım tercih edilmiştir. Oysa Kur’an’ın derlenme ve kitap haline getirilme sürecinde bir takım müdahalelere maruz kaldığı yönünde iddialar mevcuttur. Bu hususta özellikle oryantalistlerin / müsteşriklerin bazı görüşleri ve iddiaları görmezden gelinmiştir. Bu tutumun bilimsel olduğunu ileri sürmek olanak dışıdır.

f ) Sayfa 83’te yer alan “ seyit çavuş “ adlı okuma metninde kullanılan seyit çavuş heykelinin yanlış olduğu kamuoyuna açıklanmış olmasına rağmen aynı heykel resim olarak kitaplara alınmıştır. Gerçekte gülle, Çanakkale kahramanımız SEYİT ÇAVUŞ’UN KUCAĞINDA DEĞİL SIRTINDA OLMALIYDI.

g ) “ Din ve Laiklik “ adlı ünitede yüce Atatürk’ün din eğitimi konusundaki bazı sözlerine yer verilmiş ve din EĞİTİMİNİN okullarda verilmesi gerektiği fikri vurgulanmıştır. (s.90)

“ Her birey dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da mekteptir.” ( Atatürk, 31 Ocak 1923. ) (s. 90.)

Oysa yüce Atatürk döneminde 1930 yılında şehirlerdeki tüm okullardan, 1933’te ise köy okullarından din dersleri tamamen kaldırılmıştır. Okullara din dersleri yüce Atatürk’ün sonsuzluğa göçüşünün ardından yıllar sonra tekrar konulmuştur. Söz konusu ünitede bu tarihi gerçekler görmezden gelinmiştir. Laik devletin okullarında din dersinin olamayacağı fikrinin aleyhinde şartlandırıcı bir dil kullanılarak bu amaca Yüce Atatürk de alet edilmiştir. Yüce Atatürk’ün sözleri istismar edilmiş, kötüye kullanılmıştır.

h ) “ Türkler ve Müslümanlık “ başlıklı ünitede Türklerin Müslümanlaşması sürecinde özellikle Kuteybe bin Müslim komutasındaki Emevi İslam ordularının Türk ülkelerinde gerçekleştirdiği katliamlara hiç değinilmemiştir. Türklerin Müslümanlaşmasındaki ehlibeyt soyuna mensup seyyidlerin etkisinden de hiç söz edilmemiştir. (s.93,94.)



Mustafa Cemil KILIÇ
İLAHİYATÇI / SOSYOLOG
DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÖĞRETMENİ

10.09.2006

www.karacaahmet.com / www.aleviyol.com / www.turkcutoplumcu.com

Türkmen
11-09-2006, 10:15 AM
2006 - 2007 EĞİTİM ÖĞRETİM YILINDA LİSELERDE OKUTULACAK
DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERS KİTAPLARI HAKKINDA RAPOR -2




2 ) Mezhepler üstü olma iddiası ve Alevilik inancı açısından yapılan inceleme

Din Kültürü ve Ahlak bilgisi derslerine ait müfredatın mezhepler üstü bir anlayışla hazırlandığı savı gerek Milli Eğitim Bakanı sayın Çelik tarafından gerekse müfredatın hazırlayıcılarından olan sayın prof. Dr. Sönmez Kutlu tarafından defaten dile getirilmiştir. Ancak kitaplar incelendiğinde durumun hiç de öyle olmadığı görülmektedir. Kitaplarda Sünni İslam anlayışı ve hatta bu anlayışın bir kolu olan Hanefilik mezhebinin esas alındığı anlaşılmaktadır. Şii İslam ( Caferilik ) ve Alevi İslam anlayışları dışlanmıştır. Hatta Sünni İslam anlayışının alt birimleri olan Şafiilik, Malikilik, Hanbelilik de yok farzedilmiştir.

Örnekler:

a ) “ İnsan ve Din “ adlı ünitede “ İnanma Biçimleri “ alt başlığında Alevi İslam inancının en temel itikadi esaslarından olan “ reenkarnasyon / tenasüh / ruh göçü / don değiştirme “ inancı işlenmediği gibi dersin öğretmenlerinden bu inancın batıl olduğunu telkin etmeleri istenmektedir. Bu istek 9. sınıf kitabında açıkça yer almasa da öğretim programında yer almaktadır. Ayrıca reenkarnasyon inancı ilköğretim 7. sınıf kitaplarında olumsuzlamacı ve aşağılayıcı bir dille işlenmekte, Alevi öğrenciler bu inancı terk etmeye zorlanmaktadır.

b ) “ Temizlik ve İbadet “ adlı ünitede “ İbadetin Kapsamı “ alt başlığı altında namaz, ramazan orucu, hac, zekat vb. ibadetler ele alınmakta ancak Alevi İslam inancının ibadet biçimlerinden hiç söz edilmemektedir. Cem ibadeti, Muharrem orucu görmezlikten gelinmektedir. (s.21)

Aynı ünitede “ Namaza Hazırlık : Abdest “ alt başlığı altında Sünni Müslümanların abdest alma biçiminden bahsedilmekte ancak Şii Müslümanların abdest konusundaki farklı uygulamalarına değinilmemektedir. Oysa Şiiler, abdest alırken ayakları meshederler. Sünnilerde ise mesh yerine yıkama vardır. Abdest konusunda Kur’an’da yer alan ayetin sadece Sünni anlayışa uygun tercümesi esas alınmıştır. (s.23)

“ Ey iman edenler ! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip topuklara kadar ayaklarınızı da yıkayın…” Maide suresi, 6. ayet.

c ) “ Kur’an ve Ana Konuları “ başlıklı ünitede “ Kur’an’ın Okunmasıyla İlgili Kavramlar” alt başlığında ibadetlerde Kur’an’ın Arapça’sının okunması inancına gönderme yapılmış, Kur’an’ın tercümelerinin de ibadetlerde okunabileceği yönündeki görüşler yok farzedilmiştir. Alevi İslam inancında ibadetlerin Türk dilinde yapıldığı gerçeği öğrencilerden saklanmıştır. Böylece ana dillerinde ibadet eden Alevi öğrenciler Arapça ibadete zımnen yönlendirilmeye çalışılmıştır. (s.52)


d ) “ Türkler ve Müslümanlık “ adlı ünitede “ Türklerde İslam anlayışının Oluşmasında Etkili Olan Şahsiyetler “ alt başlığı altında Şii Türklerin varlığı göz ardı edilmiştir. Bütün Türkler Hanefi - Maturidi anlayışa mensupmuş gibi bir dil kullanılmıştır. (s.96.)

Oysa Sünni İslam / Hanefi – Maturidi anlayışın dışında Şii ve Alevi inancını benimseyen milyonlarca Türk vardır. Türkiye’de sayıları on milyonları aşan Alevi Türklerin varlığı inkar edilmiştir. On milyonlarca Azerbaycan ve Irak Türkü Şii anlayışa mensup olmasına rağmen sanki bütün Türkler Sünni imiş gibi davranılmıştır. Şii İslam anlayışının oluşmasında etkili olan şahsiyetlere yer verilmemiştir. (s.94 – 102.)

Aynı ünitede “ Türklerin İslam Medeniyetine Katkıları “ alt başlığı altında kervansaraylardan, hanlardan, hamamlardan, medreselerden ve camilerden söz edilirken cem evleri ve dergahlar görmezden gelinmiştir. (s.102 -105.)


Mustafa Cemil KILIÇ
İLAHİYATÇI / SOSYOLOG
DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÖĞRETMENİ

10.09.2006

www.karacaahmet.com / www.aleviyol.com / www.turkcutoplumcu.com

Türkmen
11-09-2006, 10:17 AM
2006 - 2007 EĞİTİM ÖĞRETİM YILINDA LİSELERDE OKUTULACAK
DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERS KİTAPLARI HAKKINDA RAPOR -3




11. Sınıf / Lise 3. Sınıf Ders Kitabı


1. Bilimsellik açısından yapılan inceleme


11. sınıf / lise 3. sınıf ders kitaplarında da telkin edici / propagandist ve koşullandırıcı bir dil kullanılarak ders bilimsellikten uzak ve tümüyle Sünni İslam inancının benimsetilmesi üzerine kurulmuştur. ( Burada istisnai bir durum olarak “İnsan ve Kaderi “ adlı ünitede Mutezile mezhebinin etkisi görülmektedir. Mutezile mezhebinin terminolojisini kullanmaktan kaçınıldığı görülmekle birlikte mezhebin görüşleri farklı terimlerle ve metne zerkedilerek işlenmiştir. Kader konusunda Sünni İslam anlayışının dışına çıkılmış olması gerçekten dikkat çekicidir. Burada müfredatın hazırlayıcılarının ve içeriği yazan görevlilerin kader konusundaki şahsi tutumlarının rol oynadığını görüyoruz. Ancak yine de Sünni Maturidi çerçeve korunmaya ve uzlaştırıcı bir dil kullanılmaya çalışılmıştır. S. 9 – 25.)


Örnekler.

a ) “Hazreti Muahmmed’in Örnekliği “ adlı ünitenin “ Kültürümüzde Hz. Muhammed Sevgisi “ alt başlığı altında, “… Alevi – Bektaşi şairlerinden Hatayi de şiirlerinde Hz. Peygamber’e olan derin sevgi, aşk ve saygısını….. gibi ifadelerle dile getirmiş…” (s. 52.) denilirken Hatayi adlı şairin kimliği karartılmıştır. Oysa Hatayi’nin Safevi Türk devletinin kurucusu olan Şah İsmail olduğu belirtilmeliydi. Osmanlıcı tarih kitaplarında yer alan Safevi karşıtı ifadelerin burada etkili olduğunu görmekteyiz. Bu tutum bilimsel addedilmez. Hatayi’nin tarihsel ve siyasal kimliği niçin gizlenmektedir ?

Oysa, “ İslam ve Barış “ adlı ünitede Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’in Saray Bosna Fermanı’ndan bahsolunmakta, Şah İsmail konusunda sergilenen karartma Fatih Sultan Mehmet’e uygulanmamaktadır. (s. 84.)

b ) “ İslam Düşüncesinde Yorumlar “ başlıklı ünitede vahiy ve akıl karşılaştırılmakta, vahyin yanılmaz olduğu oysa aklın yanılabileceği ileri sürülerek dogmatizm propagandası yapılmaktadır.( s. 59) Bu asla bilimsel bir yaklaşım değildir. Laik eğitim sistemine ve laiklik anlayışına tümüyle zıt bir ifadenin ders kitaplarında yer bulması, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin ÖĞRETİM AMAÇLI ve eğitimi dışlayıcı özelliğiyle uyuşmamakta, laik sistemin sosyalizasyonunu temin amaçlı işlev görmesi gereken eğitim etkinliği hedefinden saptırılmaktadır.

Aynı ünitenin “ İslam Düşüncesinde Yorum Farklılıklarının Sebepleri – Kültürel Sebepler “ başlığı altında Şii ve Alevi İslam inancının en temel ilkelerinden biri olan “İmamet İnancı” İslam dışı bir etkene ( Mecusiliğe ve Yahudiliğe ) bağlanmaya çalışılarak bu itikadın gayri İslami olduğu yönünde izlenim uyandırılmak istenmektedir. Söz konusu cümlede şöyle denilmektedir:

“ …Şiilerin önemle üzerinde durdukları İmamet inancı, FARS KÜLTÜRÜNDEKİ “ yarı tanrı kral “ anlayışının bir tezahürü olarak yorumlanmaktadır.” (s. 60) Bu ifadenin Hasan Onat’ın, “ MEB Ders Kitabından alıntılandığı görülmektedir. Bu cümle bilimsel değildir. İmamet İnancını Fars kültürüne bağlamak, nübüvveti / peygamberliği de YAHUDİ VE SAMİ KÜLTÜRÜNE BAĞLAMA anlayışını meşrulaştırmaz mı ?

Aynı şekilde Sünni ve Şii İslam inancındaki hac ibadetinin Müşrik Arapların İslam öncesi Kabe ziyaretlerinin bir devamı olarak tavsif edilmesine zemin oluşturmaz mı ?


Aynı ünitenin “ Hanefilik “ alt başlığında Ebu Hanife Numan Bin Sabit’in Türk asıllı olduğundan bahsedilmekte fakat bu konudaki diğer iddiaya yer verilmemektedir. Oysa Ebu Hanife’nin Fars asıllı olduğu da iddia edilmektedir. Ebu Hanife’nin Türk asıllı olduğu iddiasına vurgu yapılmak suretiyle Türk halkı nezdinde Hanefilik lehine psikolojik bir atmosferin oluşması yahut mevcut atmosferin daha da güç kazanması mı amaçlanmaktadır ? ( s. 66.)


Aynı ünitede Şiilik konusu işlenirken; “ Hz. Ali’nin tanrı olduğunu söyleyecek kadar AŞIRI DÜŞÜNCE sahibi ( Galiye ) toplulukların görüşleri, Şia tarafından doğru bulunmaz.” ( s. 63.) denilerek Hz. Ali’nin tanrılığına veya tanrısal bir kimliğe sahip olduğuna inanan İslam toplulukları AŞIRI DÜŞÜNCE SAHİBİ olmakla itham edilmektedir. Bu tavır, hem bilimsel değildir hem de din ve inanç özgürlüğüne aykırıdır. Bilindiği gibi kendilerine “ Ehlihak “ adını veren ve sayıları milyonlarla ifade edilen bir İslam topluluğu Hz. Ali’nin tanrı olduğuna inanmaktadır. Yine Alevi İslam anlayışında Hz. Ali’nin tanrı olduğu inancı kabul görmemekle birlikte tanrısal bir özelliğe sahip olduğuna inanılmaktadır. Yukarıya aldığımız cümle bu bakımdan isabetli bir cümle değildir.

Yine aynı ünitede Şia mezhebi tanıtılırken; “ …Yaygın görüşe göre Şiilik, ilk defa Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin’in Kerbela’da (61/680) şehit edilmesinden sonra ortaya çıkmıştır…” (s. 63.) denilerek tarihen tartışmalı bir görüşe yer verilmiş fakat bu konudaki Şii yorum görmezden gelinmiştir. Şiiliğin, Ebu Bekir’in halife seçilme olayıyla başladığı, Hz. Ali’nin hilafetinin engellenmesiyle sürdüğü, cemel ve sıffın savaşlarıyla güç kazandığı gerçeği yadsınmıştır. Alevilik de Şiilikle aynı tarihsel gelişim sürecine sahiptir. Bu historik gerçek de gizlenmiştir. Ayrıca Alevi ve Şii inancı tepkisel bir inanç olarak nitelenerek öğrencilerin gözünde itibar / prestij yitirmeleri için sosyal ve pisikolojik bir zemin yaratılmaya çalışılmıştır. ( s. 63 )


c ) “ Atatürk ve Cumhuriyet Dönemi Din Hizmetleri “ başlıklı ünitede “ Hutbelerin Türkçe Okunması “ konusuna yer verilmiş ancak aynı dönemde yüce Atatürk tarafından uygulamaya konulan “ Türkçe Namaz” ve “ Türkçe Ezan “ çalışmalarına değinilmemiştir. ( s. 90 – 91. ) Bu, bilimsel bir tutum değildir. Neden öğrencilerden “Türkçe ezan” ve “ Türkçe Namaz “ çalışmaları gizlenmektedir ? Yüce Atatürk’ün din konusundaki çalışmaları neden taraflı verilmektedir ? Atatürk’ün tarihsel kimliği niçin çarpıtılmaktadır ?


Mustafa Cemil KILIÇ
İLAHİYATÇI / SOSYOLOG
DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÖĞRETMENİ

10.09.2006

www.karacaahmet.com / www.aleviyol.com / www.turkcutoplumcu.com

Türkmen
11-09-2006, 10:19 AM
2006 - 2007 EĞİTİM ÖĞRETİM YILINDA LİSELERDE OKUTULACAK
DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERS KİTAPLARI HAKKINDA RAPOR -4




2 ) Mezhepler üstü olma iddiası ve Alevilik inancı açısından yapılan inceleme


11. sınıf / lise 3. sınıf kitabı da mezhepler üstü olma ve Aleviliği de içerme iddiasının uzağındadır. Aşağıya aldığımız örnekler bunun kanıtıdır.

a ) “ İslam’da İbadetin Faydaları “ başlığını taşıyan ünitede sadece Sünni İslam’ın ibadetlerine yer verilmiştir. Namaz, ramazan orucu, hac, zekat gibi ibadetlerin sadece Sünni – Hanefi yorumları esas alınmış, Şii İslam anlayışının bu ibadetler hakkındaki yorumları ve uygulamaları görmezden gelinmiştir. Hatta Sünni İslam anlayışının sadece Hanefi kolu dikkate alınmıştır. Diğer Sünni ekoller bile dışlanmıştır.

Bu ünitede Alevi İslam anlayışının ibadetleri inkar edilmiştir. Cem ibadeti, Muharrem orucu, semah vb. ritüellerin asli ibadet olmadığı zımnen ifade edilmiştir. ( s. 27 – 38 )

b ) “ İslam Düşüncesinde Yorumlar” başlıklı ünitenin “ Siyasi Sebepler “ alt başlığı altında Emevi halifesi Muaviye, “ Hazret / Hz. “ biçiminde tavsif edilerek övülmüştür. (s.60) Bu tavır, Alevi – Bektaşileri ve Şiileri rencide eden bir tavırdır. Burada kitabın mezhepler üstü olduğu yönündeki iddianın ne denli gerçek dışı olduğu açığa çıkmaktadır.

Aynı ünitenin “ İslam Düşüncesinde Yorumları Birleştiren Unsurlar “ alt başlığı altında “Ahiret inancı “ işlenirken Alevi İslam inancının bu konudaki görüşleri görmezden gelinmiştir. Bilindiği üzere Alevi İslam anlayışında reenkarnasyon inancı vardır. Ahiret inancıyla ilgili terimler ( cennet, cehennem, haşr, kıyamet vb. ) Alevi İslam inancında diğer İslam ekollerinden farklı biçimde yorumlanmaktadır. Bu farklılıklar inkar edilmiştir. (s.72)

Aynı ünitede “ Kur’an – ı Kerim “ konusu işlenirken Kur’an’ın hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar geldiği ve ona insan sözünün karışmadığı ifade edilirken, Kur’an’ın bir takım müdahalelere maruz kaldığı, içine insan sözünün de karıştığı yönündeki bilindik iddialar da görmezden gelinmiş ve bu iddialara olumsuzlamacı bir dille dahi değinilmemiştir. (s.71)

c ) “İslam Düşüncesinde Yorumlar” adlı ünitede Alevi İslam düşüncesine yer verilmemiştir. Alevi İslam anlayışı “mistik” bir yaklaşım olarak değerlendirilip İslam Düşünce dünyasının yorumlarından biri olma hüviyetinin dışına itilmiştir. Böylece Alevi İslam düşüncesi ve anlayışının öğrencilerin gözünde itibar / prestij yitirmesine zemin hazırlanmıştır. (s. 58- 72)

Aynı ünitede İslam kaynaklı “Yezidilik “ , “ Dürzilik “ gibi akımlara da hiç değinilmemiştir. Oysa bugün ülkemizde on binlerce Yezidi bulunmaktadır. Yezidi öğrenciler de Sünni İslam anlayışına göre hazırlanmış olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerini almak zorunda bırakılmaktadır. Yine İslam dünyasında ( Lüban, Suriye, İsrail, Ürdün ) yüz binlerce Dürzi Müslüman bulunmaktadır. Bu Müslümanlar ve onların İslam anlayışı da öğrencilerden gizlenmektedir. (s. 58 – 72)


d ) “ İslam ve Estetik “ adlı ünitede Kültürümüzdeki Dini Motifli Unsurlar isimli bir panoya yer verilmiş olup bu panoda cami sözcüğü yer bulmuşken cem evi yer bulamamış, namaz sözcüğü yer bulmuşken cem ayini yer bulamamıştır. ( s.104 ) Bu da inkarcı tavrın en somut örneklerinden biri olarak kitaba geçmiştir.


Mustafa Cemil KILIÇ
İLAHİYATÇI / SOSYOLOG
DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÖĞRETMENİ

10.09.2006

www.karacaahmet.com / www.aleviyol.com / www.turkcutoplumcu.com

Şah-Mat
11-09-2006, 10:24 AM
Çok çarpık ve derince işlenmesi gereken yani özetlemelerle bir şekilde anlatılması imkansız konular var.Bu yüzden ben pek girmek istemiyorum.Sadece şurayı göstermek istedim...;


a) “İnsan inanan ve ibadet eden bir varlıktır: Bir inanca sahip olmak, onu savunmak ve bu inanca uygun davranmak yalnızca insanda bulunan bir özelliktir

Bak sen...sadece İnsanlarmış....:)

Kuranı kerimi anlamadıkları zaten burada belli oluyor...

Acapa "cinler" neden yok.....,

Onların görev ve sorumlulukları kuranı-kerimde belirtilmemişmidir.

Ya HADİSLERDE....:)

Türkmen
11-09-2006, 10:32 AM
Bu Rapor Türkiye'yi Sarsacak !

BAKANLIK KİTAPLARA ALEVLİK KONULARI KOYDUK DİYE KAMUOYUNU KANDIRIYOR....

Türkmen
11-09-2006, 10:48 AM
Kitaplara Konulan Konularin Alevilikle Ilgisi Yok. Ispati Yukaridaki Rapordur...