PDA

: Asimlasyona dur diyelim


wengesodiri
24-09-2006, 08:22 AM
Asimlasyona dur diyelim

ALI YILDIRIM

“Alevi-Sünni birdir, aralarında her hangi bir ayrılık-fark yoktur, hepsi bir ve Müslüman’dır” yaklaşımı asimilasyonun tüm unsurlarını içeren tipik bir örnektir.


Aleviliği alevilik olmaktan çıkarmak, onun varlığını ortadan kaldırmak için siyasal iktidar çevreleri yüzlerce yıldır en olmadık yollara, yöntemlere başvurdular, olmadık dolaplar çevirdiler. Katliam ve imha politikaları da dahil “üzerlerinde kızılbaş lekesi olanlara” yönelik sürgit bir “soykırım” uygulamasına Aleviler maruz kaldılar, muhatap oldular.

Şimdi ise daha aklaksız ve sinsi bir politikayla, yani asimilasyonla yüzyüzeler. Bu gidişe dur demek bir insanlık görevidir.


Alevilere yönelik Osmanlı Engizisyonunun marifetleri Hıristiyan Engizisyonunun fersah fersah ilerisindedir. Beterin beteri bir engisizyondur yoksul Anadolu insanına layık görülen.

Aleviliğin yeryüzünden kazınması için farklı düzlemlerde ve farklı otoriteler tarafından akla insanlığa sığmayan iftiralar üretildi, en ağır hakaretler olağan bir sıfat olarak kullanıldı, karaçalmanın bin bir yolu denenmekten geri durulmadı.

Binlercesi salt alevi oldukları için 7’den 70’e defterlere yazılarak katledildi, binlercesi Alevi oldukları için dolduruldukları kuyularda can verdi. Anadolu’da Aleviler tarifsiz bir baskı ve zulüm yaşadılar.

Ama tüm bunlara rağmen, onlar varlıklarını ve kimliklerini ortadan kaldırmaya çalışanlara asla ve asla boyun eğmediler. Asla biat etmediler. Zulmün şiddeti ne kadar artıysa direnmenin çoşkusu da o denli yüksek oldu.

Büyük Alevi ozanı Pir Sultan Abdal tüm bunların;

“Kadılar müfüler fetva yazarsa,

İşte kemend işte boynum asarsa,

İşte hançer işte kellem keserse

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan”

dizeleriyle tarihini yazdı.

Alevinin tavrı zalimin karşısında mazlumun yanında yer almak oldu, haksıza karşı haklıyla birlikte davranmak oldu, ezene karşı ezilenin dili, sözcüsü olmak oldu.. Aleviler insanı savundular, insanlık değerlerine sahip çıktılar. Bütün insanları eşit ve kardeş bildiler. Hiçbir inanca karşı düşmanlık gütmediler, kin ve nefret beslemediler.

Aleviler tarih boyunca bir şeyi çok iyi yaptılar: Direnmeyi... Varolmak, bir olmak, diri olmak için direndiler. Aleviyollarından taviz vermediler, ayrılmadılar. Yürüyüp geldiler.

Ve geldiler bugüne!

Ne zaman, ne çağ, ne 20.yüzyıl Alevilere kucak açmadı, onları bağrına basmadı.

Alevilerin canları pahasına yollarından dönmediklerini görenler Aleviliği Alevilik olmaktan çıkarmak için şimdi daha sinsi, daha acımasız, daha ahlaksız bir politikayı/oyunu uygulamaya koyuldular.

Yeni yöntemin adı ve özeti:

Red, inkar ve asıl olarak Asimilasyon’dur.

Asimilasyon bir insanlık suçu, insana karşı işlenmiş ağır bir cürümdür. Çünkü asimilasyon insanı kendisi olmaktan çıkarmak, boşaltmak, özünden yoksun kılmak, soysuzlaştırmak, kurutmak demektir.

Asimilasyon gizli ve açık red ve inkara dayanır. Bir olgu önce görmezlikten gelinip yok sayılacaktır. Onun öyle olmadığı sürekli söylenilerek, işlenilerek inkar edilecektir. Olgu red ve inkarla temelsiz konulup, boşlukta bırakılınca boşluk bir başka şeyle doldurulucaktır. Aleviliğe de uygulamaya çalışılan tam da budur. Gerek içeriden gerek dışarıdan bir kuşatma ile asimilasyon süreci pratiğe geçirilmek istenilmektedir.

Asimilasyonun muhatabı olan Alevi öznenin önce bilinci ifal edilir, bulanıklaştırılıp çarpıtılır. Bu durumda kişi sağlıklı düşünmemeye, sağlıklı duyamamaya başlayacaktır. Kuşkusuz bir hafıza kaybı, bir bellek yitirilmesi bu duruma eşlik eder.

Sözgelimi Aleviler açısından “Alevi-Sünni birdir, aralarında her hangi bir ayrılık-fark yoktur, hepsi bir ve Müslüman’dır” yaklaşımı asimilasyonun tüm unsurlarını içeren tipik bir örnektir.

Burada daha başta farklı olmak, ayrı olmak bir “kötülük” olarak sunulur. Olunması gerekenin “kardeşlik”olduğu ima edilerek Aleviden kendini terk etmesi ona benzemesi istenilir. Diğer yandan Aleviliğin kutsal, değerli bulduğu simgelerin-ritüellerin içi boşaltılarak tanımaz hale getirilir. “Alevilik Hazreti Ali’yi sevmekse, biz de Aliyi seviyoruz, biz de Aleviyiz” söylemi bunun bir başka tipik işlenişidir.

Alevi bireyde bir kez “yav bak hiçbir farkımız yokmuş” kuşkusu uyandırıldı mı gerisini getirmek zor olmaz.

Özellikle kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesi sonucu geleneksel yapıların çözülmesi ve Alevilerin yoğun bir biçimde köyden kente göç etmelerine pareler olarak asimilasyon süreci işletilmeye başlanılmış, şehirde bağlarından, ocağından kopartılmış ve yalnız başına, savunmasız bir duruma gelmiş olan Aleviye kendisine ait olmayan, yabancı bir düşünce/inanç aşılanması çok da zor olmamıştır. Bu süreçte bir çok Alevi içeriğini, anlamını bilmeden kavramadan kendisine bir savunma biçimi geliştirmiş ve “gerçek müslüman biziz, asıl müslüman biziz” demeye başlamıştır. İşte ipin ucunun kaçtığı yer burasıdır. Alevilik açısından dışarıdan yapılan baskının açtığı tahribatın binlerce katı Alevinin kendi içinde açtığı yara ile ortaya çıkar. Bir kez bilinç çarpıtıldı mı, kişi kendisi olmaktan çıkmaya başladı durum vahim demektir.

Kendisinin “asıl” olduğu düşüncesi ile çarpılan zihin tutup geriye doğru kendisine ait ne değer varsa onu da bugünkü bilincine uygun hale getirmeye, bozmaya, tahrip etmeye başlayacaktır.

Benzeme, benzemek için gerekçe uydurma, terk ederken birilerini de beraber götürme tavrı bir “sapkının” olağan fanatikleşme yoludur.

Kuşkusuz Alevilere yönelik asimilasyon sürecinin aktörü, patronu sistemdir, iktidardır. İktidarın monolotik, hoşgörüsüz, anti laik, anti demokratik anlayışıdır. Asimilasyona maruz kalan Alevi bireyi olayın nesnesidir.

Sözgelimi Alevileri sünnileştirmek için uygulanan “Alevi köylerine cami yapılması” tutumunu kim, nasıl açıklayabilir. Alevi öğretisinde caminin, namazın her hangi bir yerinin olmadığı biline biline Alevi köyüne cami yapılması, oraya sünni bir imam atanması, binlerce yılın yabancılığına karşın onlara “hadi namaza” diye beş vakit çağrılması hangi vicdana sığar?

Bu bir vicdansızlık, Alevi inancına hakaret değil midir? Durumun vahimliğini ancak “bir sünni köyüne kilise yapılması” düşünüldüğü zaman net olarak anlaşılabilir. Kilisenin ne işi var diyenlere yanıtın caminin de ne işi var olduğu söylenebilmelidir!

Asimilasyon ahlaksızca bir tutumdur!

Asimilasyon sinsiliktir, iki yüzlülüktür, hoşgörüsüzlüktür.

Asimilasyona karşı çıkmak insanlık görevidir.

Aleviler tüm dinlere/inançlara ayrımsız bir biçimde saygı duymaktadırlar. Aynı saygıyı beklemek Alevilerin de hakkı değil midir?

Kuşkusuz hakkıdır, ama hakkın birlikle, örgütlülükle gerçekleşen bir durum olduğunu da akıldan çıkarmamak gerekir.

Zulme direnen Alevi Asimilasyon’a da biat etmeyecektir!

Bozatlı Hızır yardımcımız olsun!
* Bu yazi Alevilerin Sesi Dergisi'nin 97. sayisindan (Eylül 2006) alinmistir.

buket
24-09-2006, 09:02 AM
ne kadar da doğru sölemiş.... şu sıralar bir alevi sünni kardeşliğidir aldı başını gidiyor... zaten alevi bir kızın ya da erkeğin sünni biriyle evliliğide gayet doğal karşılanıyor ... hatta müsahiplik olma cesaretine bile erişiyolar ... lütfen biri artık dur desin bu yozlaşmaya.....

sercesme
26-09-2006, 10:14 AM
asimilasyon deyince
bizim köyümüz alevi köyü ama camisi var.
1945 de yapılmış. ama hala tamamen asimile edilemediler.
halen yılda bir kaç kezde olsa cemlerini yapıyorlar.
Geçen hafta karar aldık. Asimilasyona dur demek için
istanbuldan bilgili eğitimli dede götürüp iki ayda bir cem yapacağız.