Rojaazme
11-09-2006, 10:10 AM
--------------------------------------------------------------------------------
Hz. Ali’de Akılcılık
Ali, İslam rasyonalizminin (akılcılık / usçuluk) başlatıcısıdır. Onunla başlayan bu akılcılık Abbasiler döneminde doruğa çıkar. Ali, Tanrı’nın insana verdikleri arasında en üstününün “akıl” olduğunu, bunun hiçbir nitelikle karşılaştırılamayacağını belirtir.
Onun bu anlayışı; bidatlara, batıl inançlara ve üfürükçülük, nushacılık, falcılık gibi ilkel sayılacak uygulamalara tepki göstermesinde, toplumu akıla dayanarak düşünmeye çağırmasında görülür.
Ali, çağına göre çok ileri bir sıçrama yaparak diyalektik düşüncenin temellerini atar. Değişmenin, toplumsal oluşum ve gelişmenin esas ve değişmez olduğunu dile getirir.
İnsanın yaratılış alanı üzerinde düşünce üretir. Ancak olaya diyalektik bakmasına ve bir oluşum süreci görmesine karşın, Kuran çerçevesinde kalır.
Tanrı ’nın varlığı, büyüklüğü ve yaratıcılığı konusunda mistik bir tutum sergileyerek, bunun “akılla bilinemeyeceği”ni düşünür ve “sezgi”yi kullanır. Bu yanıyla, bu alanda “sezgi”yi esas alan mistik düşünceye çığır açar.
Tanrı’ya “sevgi” ile bakmak, “içten bağlılık duymak” , ona “yakın olmak” bu bağlamda yaklaşmak Ali’nin “Tanrı” konusunda İslamsal mantığa göre attığı önemli bir adımdır.
Ali Tanrı’ya “bulunç”la, “içe kapanış”la varılabileceğini düşünür.
Bu içtenlikli bağlanışla bütün “gizli kapı”ların açılabilineceğini belirtir.
Onun bu “Tanrı yaklaşımı”, Aleviliğin “Tanrı’ya bakışı”nın esası olur.
Ali, Kuran’ın insanlık için bir “aydınlık”, bir “ışık” olduğunu vurgular. Burada ortodoks İslamsal çerçevede kalır Yalnız, Aleviliğin ve tasavvufi çevrelerin Kuran’a yorumu olan dış (zahiri) ve iç (batıni) anlamları olduğunun ilk düşünce imgelerini vererek, bu eğilimlere düşünsel kaynak olur.
Hz. Ali’de Akılcılık
Ali, İslam rasyonalizminin (akılcılık / usçuluk) başlatıcısıdır. Onunla başlayan bu akılcılık Abbasiler döneminde doruğa çıkar. Ali, Tanrı’nın insana verdikleri arasında en üstününün “akıl” olduğunu, bunun hiçbir nitelikle karşılaştırılamayacağını belirtir.
Onun bu anlayışı; bidatlara, batıl inançlara ve üfürükçülük, nushacılık, falcılık gibi ilkel sayılacak uygulamalara tepki göstermesinde, toplumu akıla dayanarak düşünmeye çağırmasında görülür.
Ali, çağına göre çok ileri bir sıçrama yaparak diyalektik düşüncenin temellerini atar. Değişmenin, toplumsal oluşum ve gelişmenin esas ve değişmez olduğunu dile getirir.
İnsanın yaratılış alanı üzerinde düşünce üretir. Ancak olaya diyalektik bakmasına ve bir oluşum süreci görmesine karşın, Kuran çerçevesinde kalır.
Tanrı ’nın varlığı, büyüklüğü ve yaratıcılığı konusunda mistik bir tutum sergileyerek, bunun “akılla bilinemeyeceği”ni düşünür ve “sezgi”yi kullanır. Bu yanıyla, bu alanda “sezgi”yi esas alan mistik düşünceye çığır açar.
Tanrı’ya “sevgi” ile bakmak, “içten bağlılık duymak” , ona “yakın olmak” bu bağlamda yaklaşmak Ali’nin “Tanrı” konusunda İslamsal mantığa göre attığı önemli bir adımdır.
Ali Tanrı’ya “bulunç”la, “içe kapanış”la varılabileceğini düşünür.
Bu içtenlikli bağlanışla bütün “gizli kapı”ların açılabilineceğini belirtir.
Onun bu “Tanrı yaklaşımı”, Aleviliğin “Tanrı’ya bakışı”nın esası olur.
Ali, Kuran’ın insanlık için bir “aydınlık”, bir “ışık” olduğunu vurgular. Burada ortodoks İslamsal çerçevede kalır Yalnız, Aleviliğin ve tasavvufi çevrelerin Kuran’a yorumu olan dış (zahiri) ve iç (batıni) anlamları olduğunun ilk düşünce imgelerini vererek, bu eğilimlere düşünsel kaynak olur.