Yer6
24-09-2006, 03:16 AM
İslamcıların Adaleti Var mıdır?
Evet islamcıların bir adaleti vardır. Bu adaletleri adaletsizlikleridir. Onların adalet adına uyguladıkları herşey adaletsizliklerinin göstergesidir. Ne adına, kim için adalet, suç, ceza, hukuk belirsizdir. Ama bu soruların cevapları uygulamada halkın karşısına çıkar. Propaganda aracı olarak dillerine pelesenk ettikleri zulüm nereden kaynaklanmaktadır, zulüm nedir, kim yapar sorularına "düzen" cevabı verirler. Ama uygulamada hedefleri halktır.
Yıl 1978...
Maraş'ta kadınlar tecavüze uğramıştı, çocuklar ağaçlara çivilenmişti, yaşlıların gözleri oyulmuştu, bebekler daha ana karnında bıçaklanarak öldürülmüştü. Bu kan gölünün ortasında insanlıktan çıkmış, hayvani naralar yükselmişti. "Kanımız Aksada Zafer islamın", "Müslüman Türkiye", "Allah, Allah komünistlerin kökünü kurutacağız, komünistlerin büyüğü küçüğü demeyin, kafasını ezin"
Eli kanlı sivil faşistler ve islamcı kesimler Maraş'ta Şeriatın adaletini uyguladılar. Zulmün kaynağı; daha doğmamış bebekten, eli ayağı tutmayan yaşlılara kadar herkesti onlara göre.
Yıl 1980...
Çorum'un tarlalarından ekin yerine ceset toplanıyor, sokaklar parçalanmış insan cesetleri ile dolu. Ve yine aynı naralar duyuluyor sokaklarda. "Kana kan intikam", "Kanımız aksada zafer islamın", "Ya kan kusturacağız ya tam susturacağız". Yine faşistler ve gericiler uygulamışlardı adaletlerini, İslamın zaferini, çivilenen, asılan, kesilen, tarlalara ekilen cesetlerle kazanmışlardı. "...Mercimek tarlasına geldiklerinde tüyler ürpertici bir durumla karşılaştılar. Paçacılara ait traktör yarı yanmış vaziyette orada bulunmaktadır... traktör ve toprak arasında yarı yanmış durumda baba Ali Paçacı'nın cesedi bulunmaktadır. Ceset oradan alınır. Cesedin birçok yerinde kesici aletlerle meydana getirilmiş yaralar mevcuttur. Özellikle boynun arka kısmında bulunan, boynuna yarı yarıya indirilmiş bir darbe kafayı öne düşürmüştür..." (Çaldıran'dan Çorum'a Anadolu'da Alevi Katliamları- Sadık Eral-syf:151)
Adaletlerini suçlu suçsuz ayrımı yapmadan, insanları işkence ile katlederek gösteriyorlardı. Bunları yapanlar, Hizbullah vahşeti karşısında "şok" olup, "islamda bunlara yer yok" diyenlerdi.
"Savcılık bir torba tutuşturmuştu eline. Torbada bir çorap, bir kaç kemik ve pantolon vardı sadece. Ve torbayı verirlerken 'oğlun' demişlerdi. 'Oğul ha!' diye diye düşünüyordu Ahmet Kökmen. Bir torba kemik miydi oğul dedikleri?... Tek elinde kolayca taşıyabiliyordu dağ parçası gibi yiğit oğlunu, yokluk ve yoksullukta yetiştirip, büyütüp, asker ettiği, düğününde halay çektiği oğlunu. . (...) 'Askerde mi öldün oğul? Sellerde mi kaldın oğul? Ne Yunan zulmü bu, ne de gavurun ettiği? Niye vurdular seni, niye erittiler bedenini? Senin değil miydi bu yurt, bu topraklar? Yan mı baktın kadınlara, ellerinden mi aldın mallarını? Niye kıydılar sana, niye verdiler toprağa? Olur mu, böyle olur mu? Oğul bir toprağa konulur mu?" (age- syf:172-173)
İslamcı kesimlerin adaleti buydu. Allah adına yola çıkıp katliam yapanlara sesleniyordu oğlu öldürülen baba.
Tarih, 2 Temmuz 1993. Sıvas'ta diri diri yakıldı insanlar. Yakan katillerin naraları değişmiyordu; "Kafirlere ölüm", "Kanımız aksada zafer islamın", "İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Kafirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır."
İslamcıların bahsettikleri şeytan, sözde karşı oldukları emperyalizm değildir, devlet değildir. Şeytan olarak gördükleri kendileri gibi olmayan herkestir. Yani halktır. Sıvas'ta 35 insanı diri diri yakanların içinde "adil düzen" savunucuları da vardır. Sıvas Belediye Başkanı Refah Partili Temel KARAMOLLAOĞLU Madımak otelinin önünde toplanan gerici faşist güruha;
"Bir defa şöyle bir Fatiha okuyalım, sonra şunların ruhuna El-Fatiha okuyalım" diyerek katliam işaretini veriyordu. Ve yine Sıvas katillerini savunmuştur "adil düzen"ci Şevket Kazan. İslamcıların savundukları düzen, adalet tamamen halka karşıdır. Adalet adına en büyük adaletsizlikleri uygularlar. Bu çevreler sırtlarını sisteme dayayarak iktidar olma sevdasında oldukları için "iktidar için her yol mübah" mantığı ile hareket ederler. İktidarı almak için her yol mübah, herşey meşrudur. Kaçırma, katletme, işkence, zulüm... yalan riyakarlık, bugün söylediğini yarın unutma, hile, küfür... düzende yaşanan tüm pislikleri yaşar, yaşatırlar. Halk ve halkın çıkarları ile ilgileri yoktur. Her şey kendi çıkarları içindir. Açlık, sömürü sadece propaganda aracıdır. "Adil düzen"ci Refah Parti'si bu konuda çok çarpıcı bir örnektir;
"Adil düzen bir menfaat çatışması, düzeni değil, bir ortaklık düzenidir, bir barış düzenidir. Mesela bir işçi daha çok kazanmak istiyorsa bunun yolunu ne vergi kaçırmakta ne de işverenle boğuşmakta bulamaz. Paylaşım oranlarının temel esasları anayasa ile belirlendiği için ve paylaşım oranları ilmi kriterlere bağlı olarak uzmanlarca saptandığı için daha çok kazanmanın... bir tek yolu vardır: o da daha çok üretim yapmaktır. Bu durumda ise, kendisi de, işveren de, devlet de daha çok kazanmış olacaktır." (Başlangıcından Günümüze Refah'ın Tarihsel Gelişimi sayfa:127)
Görüldüğü gibi Refahın emekçilere bakışı faşizmin bakışından farklı değildir. Çünkü tüm islamcı kesimler gibi Refah da emperyalizme, kapitalizme karşı değildir. Karşı gibi görünen yanların temelini kitlelerin bu yöndeki tepkilerini istismar etmesi, kullanması ve sömürüden daha fazla pay almak istemesi oluşturur. Bunun için halkın dini duygularını kullanırlar, özlemlerini, taleplerini kullanırlar. Yalancı, sahtekar ve devlet gibi katliamcıdırlar. RP'li Kazan Sıvas katillerini aklamaya çalışırken onuru, namusu geleceği için Ölüm Orucu'na yatan devrimci tutsakları katlettirmiştir örneğin. Tutsaklar hücre hücre erirken "ölmezler, gizli gizli yemek yiyorlar" gibi alçakça, adice yalanlar söyleyebilmiş ve 12 devrimci tutsağı katlettirmiştir.
Kendilerine "radikal İslamcılar" diyenler, Sıvas katliamı sonrasında "yaşasın Sıvas kıyamımız" diyerek katliamı onaylamışlardır. İslamcılar'ın adaleti budur.
Adaleti istemenin düzene karşı savaşmaktan geçtiğini bilirler. Bunu sözlü savunarak halkın inançlarını kullanırlar. Ama yaptıkları tamamen bunun tersidir. Devletin yaptığı her zulmü onlar da yaparlar. Çünkü onları bugüne kadar devlet büyütüp, geliştirmiştir. Devlet onları halka karşı kullanmak için bir süre büyümelerine izin verir. İslamcılar da bunu bilerek devlete sırtlarını dayarlar. Böylece iktidarı alma hevesi güderler. Karşılıklı kullanma ve kendini kullandırma temel politikalarıdır. Amaç, hedef, adalet, hak, hukuk kalmaz. Devlete olan diyet borçlarını halka saldırarak, zulme ortak olarak öderler. Bu yüzden adalet anlayışları düzenle aynıdır. Devrimcilere saldırarak devlete şirin gözükmeye çalışır, bu yolla devletin kendisine dokunmayacağını düşünür. Ancak bugün gelinen noktada bunun böyle olmadığı çok daha açık ortaya çıkmıştır. Devlet kullandığı şeriatçılara da ihtiyacı kalmayınca acımamıştır. Tabi bunun anlamı tamamen yok edilecekleri değildir. Sadece etkinlikleri kırılıp düzen için zararlı olacak noktaya gelmesinin önü alınacak, daha sonra da yine devrimcilere ve halk muhalefetine karşı kullanmak için el altında tutulacaklardır.
Şeriatçıların adaletinde hak, hukuk, suç ve ceza kavramları yoktur. Suça karşı "kısasa kısas" mantığı güderler. Oruç mu tutmuyor? Bıçaklarlar, öldürürler. 1987'de Van'da Mehmet Şirin Tekin isimli üniversite öğrencisini bu yüzden katletmişlerdir. Kendilerinden olmayan kendi yaptıklarını yapmayanların katli vaciptir onların kanunlarında. Alevi mi, dinsiz mi, devrimci mi, katledilebilirler.
Dünyanın birçok yerinde islam adına şiddet uygulanır. Oysa söylemde "İslamda şiddet, cinayet olmaz" derler.
Suçu yaratan nedenlere yönelmek yerine, hırsızlık yaptı diye bir insanın elinin kesilmesinin adaletle ilgisi yoktur. Şeriat düzeni bir çok yönüyle adaletsiz bir düzendir. Otorite kurmak için adaletten uzak şiddet uygularlar, halkın geleneklerini, değerlerini, sömürüyü, açlığı düşünmezler. Demokrasi anlayışları yoktur. Çıkarları neredeyse oraya yönelirler. Dost düşman bunun için yer değiştirebilir. İşte islamcıların adalet anlayışlarının temeli budur. Özünde adaletsizliği barındıran bir adalet anlayışıdır. Hizbullah da işte bu adaleti uygulamıştır.
Evet islamcıların bir adaleti vardır. Bu adaletleri adaletsizlikleridir. Onların adalet adına uyguladıkları herşey adaletsizliklerinin göstergesidir. Ne adına, kim için adalet, suç, ceza, hukuk belirsizdir. Ama bu soruların cevapları uygulamada halkın karşısına çıkar. Propaganda aracı olarak dillerine pelesenk ettikleri zulüm nereden kaynaklanmaktadır, zulüm nedir, kim yapar sorularına "düzen" cevabı verirler. Ama uygulamada hedefleri halktır.
Yıl 1978...
Maraş'ta kadınlar tecavüze uğramıştı, çocuklar ağaçlara çivilenmişti, yaşlıların gözleri oyulmuştu, bebekler daha ana karnında bıçaklanarak öldürülmüştü. Bu kan gölünün ortasında insanlıktan çıkmış, hayvani naralar yükselmişti. "Kanımız Aksada Zafer islamın", "Müslüman Türkiye", "Allah, Allah komünistlerin kökünü kurutacağız, komünistlerin büyüğü küçüğü demeyin, kafasını ezin"
Eli kanlı sivil faşistler ve islamcı kesimler Maraş'ta Şeriatın adaletini uyguladılar. Zulmün kaynağı; daha doğmamış bebekten, eli ayağı tutmayan yaşlılara kadar herkesti onlara göre.
Yıl 1980...
Çorum'un tarlalarından ekin yerine ceset toplanıyor, sokaklar parçalanmış insan cesetleri ile dolu. Ve yine aynı naralar duyuluyor sokaklarda. "Kana kan intikam", "Kanımız aksada zafer islamın", "Ya kan kusturacağız ya tam susturacağız". Yine faşistler ve gericiler uygulamışlardı adaletlerini, İslamın zaferini, çivilenen, asılan, kesilen, tarlalara ekilen cesetlerle kazanmışlardı. "...Mercimek tarlasına geldiklerinde tüyler ürpertici bir durumla karşılaştılar. Paçacılara ait traktör yarı yanmış vaziyette orada bulunmaktadır... traktör ve toprak arasında yarı yanmış durumda baba Ali Paçacı'nın cesedi bulunmaktadır. Ceset oradan alınır. Cesedin birçok yerinde kesici aletlerle meydana getirilmiş yaralar mevcuttur. Özellikle boynun arka kısmında bulunan, boynuna yarı yarıya indirilmiş bir darbe kafayı öne düşürmüştür..." (Çaldıran'dan Çorum'a Anadolu'da Alevi Katliamları- Sadık Eral-syf:151)
Adaletlerini suçlu suçsuz ayrımı yapmadan, insanları işkence ile katlederek gösteriyorlardı. Bunları yapanlar, Hizbullah vahşeti karşısında "şok" olup, "islamda bunlara yer yok" diyenlerdi.
"Savcılık bir torba tutuşturmuştu eline. Torbada bir çorap, bir kaç kemik ve pantolon vardı sadece. Ve torbayı verirlerken 'oğlun' demişlerdi. 'Oğul ha!' diye diye düşünüyordu Ahmet Kökmen. Bir torba kemik miydi oğul dedikleri?... Tek elinde kolayca taşıyabiliyordu dağ parçası gibi yiğit oğlunu, yokluk ve yoksullukta yetiştirip, büyütüp, asker ettiği, düğününde halay çektiği oğlunu. . (...) 'Askerde mi öldün oğul? Sellerde mi kaldın oğul? Ne Yunan zulmü bu, ne de gavurun ettiği? Niye vurdular seni, niye erittiler bedenini? Senin değil miydi bu yurt, bu topraklar? Yan mı baktın kadınlara, ellerinden mi aldın mallarını? Niye kıydılar sana, niye verdiler toprağa? Olur mu, böyle olur mu? Oğul bir toprağa konulur mu?" (age- syf:172-173)
İslamcı kesimlerin adaleti buydu. Allah adına yola çıkıp katliam yapanlara sesleniyordu oğlu öldürülen baba.
Tarih, 2 Temmuz 1993. Sıvas'ta diri diri yakıldı insanlar. Yakan katillerin naraları değişmiyordu; "Kafirlere ölüm", "Kanımız aksada zafer islamın", "İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Kafirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır."
İslamcıların bahsettikleri şeytan, sözde karşı oldukları emperyalizm değildir, devlet değildir. Şeytan olarak gördükleri kendileri gibi olmayan herkestir. Yani halktır. Sıvas'ta 35 insanı diri diri yakanların içinde "adil düzen" savunucuları da vardır. Sıvas Belediye Başkanı Refah Partili Temel KARAMOLLAOĞLU Madımak otelinin önünde toplanan gerici faşist güruha;
"Bir defa şöyle bir Fatiha okuyalım, sonra şunların ruhuna El-Fatiha okuyalım" diyerek katliam işaretini veriyordu. Ve yine Sıvas katillerini savunmuştur "adil düzen"ci Şevket Kazan. İslamcıların savundukları düzen, adalet tamamen halka karşıdır. Adalet adına en büyük adaletsizlikleri uygularlar. Bu çevreler sırtlarını sisteme dayayarak iktidar olma sevdasında oldukları için "iktidar için her yol mübah" mantığı ile hareket ederler. İktidarı almak için her yol mübah, herşey meşrudur. Kaçırma, katletme, işkence, zulüm... yalan riyakarlık, bugün söylediğini yarın unutma, hile, küfür... düzende yaşanan tüm pislikleri yaşar, yaşatırlar. Halk ve halkın çıkarları ile ilgileri yoktur. Her şey kendi çıkarları içindir. Açlık, sömürü sadece propaganda aracıdır. "Adil düzen"ci Refah Parti'si bu konuda çok çarpıcı bir örnektir;
"Adil düzen bir menfaat çatışması, düzeni değil, bir ortaklık düzenidir, bir barış düzenidir. Mesela bir işçi daha çok kazanmak istiyorsa bunun yolunu ne vergi kaçırmakta ne de işverenle boğuşmakta bulamaz. Paylaşım oranlarının temel esasları anayasa ile belirlendiği için ve paylaşım oranları ilmi kriterlere bağlı olarak uzmanlarca saptandığı için daha çok kazanmanın... bir tek yolu vardır: o da daha çok üretim yapmaktır. Bu durumda ise, kendisi de, işveren de, devlet de daha çok kazanmış olacaktır." (Başlangıcından Günümüze Refah'ın Tarihsel Gelişimi sayfa:127)
Görüldüğü gibi Refahın emekçilere bakışı faşizmin bakışından farklı değildir. Çünkü tüm islamcı kesimler gibi Refah da emperyalizme, kapitalizme karşı değildir. Karşı gibi görünen yanların temelini kitlelerin bu yöndeki tepkilerini istismar etmesi, kullanması ve sömürüden daha fazla pay almak istemesi oluşturur. Bunun için halkın dini duygularını kullanırlar, özlemlerini, taleplerini kullanırlar. Yalancı, sahtekar ve devlet gibi katliamcıdırlar. RP'li Kazan Sıvas katillerini aklamaya çalışırken onuru, namusu geleceği için Ölüm Orucu'na yatan devrimci tutsakları katlettirmiştir örneğin. Tutsaklar hücre hücre erirken "ölmezler, gizli gizli yemek yiyorlar" gibi alçakça, adice yalanlar söyleyebilmiş ve 12 devrimci tutsağı katlettirmiştir.
Kendilerine "radikal İslamcılar" diyenler, Sıvas katliamı sonrasında "yaşasın Sıvas kıyamımız" diyerek katliamı onaylamışlardır. İslamcılar'ın adaleti budur.
Adaleti istemenin düzene karşı savaşmaktan geçtiğini bilirler. Bunu sözlü savunarak halkın inançlarını kullanırlar. Ama yaptıkları tamamen bunun tersidir. Devletin yaptığı her zulmü onlar da yaparlar. Çünkü onları bugüne kadar devlet büyütüp, geliştirmiştir. Devlet onları halka karşı kullanmak için bir süre büyümelerine izin verir. İslamcılar da bunu bilerek devlete sırtlarını dayarlar. Böylece iktidarı alma hevesi güderler. Karşılıklı kullanma ve kendini kullandırma temel politikalarıdır. Amaç, hedef, adalet, hak, hukuk kalmaz. Devlete olan diyet borçlarını halka saldırarak, zulme ortak olarak öderler. Bu yüzden adalet anlayışları düzenle aynıdır. Devrimcilere saldırarak devlete şirin gözükmeye çalışır, bu yolla devletin kendisine dokunmayacağını düşünür. Ancak bugün gelinen noktada bunun böyle olmadığı çok daha açık ortaya çıkmıştır. Devlet kullandığı şeriatçılara da ihtiyacı kalmayınca acımamıştır. Tabi bunun anlamı tamamen yok edilecekleri değildir. Sadece etkinlikleri kırılıp düzen için zararlı olacak noktaya gelmesinin önü alınacak, daha sonra da yine devrimcilere ve halk muhalefetine karşı kullanmak için el altında tutulacaklardır.
Şeriatçıların adaletinde hak, hukuk, suç ve ceza kavramları yoktur. Suça karşı "kısasa kısas" mantığı güderler. Oruç mu tutmuyor? Bıçaklarlar, öldürürler. 1987'de Van'da Mehmet Şirin Tekin isimli üniversite öğrencisini bu yüzden katletmişlerdir. Kendilerinden olmayan kendi yaptıklarını yapmayanların katli vaciptir onların kanunlarında. Alevi mi, dinsiz mi, devrimci mi, katledilebilirler.
Dünyanın birçok yerinde islam adına şiddet uygulanır. Oysa söylemde "İslamda şiddet, cinayet olmaz" derler.
Suçu yaratan nedenlere yönelmek yerine, hırsızlık yaptı diye bir insanın elinin kesilmesinin adaletle ilgisi yoktur. Şeriat düzeni bir çok yönüyle adaletsiz bir düzendir. Otorite kurmak için adaletten uzak şiddet uygularlar, halkın geleneklerini, değerlerini, sömürüyü, açlığı düşünmezler. Demokrasi anlayışları yoktur. Çıkarları neredeyse oraya yönelirler. Dost düşman bunun için yer değiştirebilir. İşte islamcıların adalet anlayışlarının temeli budur. Özünde adaletsizliği barındıran bir adalet anlayışıdır. Hizbullah da işte bu adaleti uygulamıştır.