Diyar
23-09-2006, 07:53 AM
TÜRKÃŽYE'DE ALEVÝLÝK - BEKTAÞÃŽLÝK ARAÞTIRMALARINDA TARÝHÝ BOZMA, YAKLAÞIM ve TARÝHSEL PERSPEKTÝF YANLIÞLARI
Ahmet Yaþar OCAK
Alevilik ve Bektaþilik ile ilgili araþtýrmalarýn geçmiþi, Türkiye'de Cumhuriyet'le aþaðý yukarý yaþýt sayýlabilir. Bilhassa Ziya Gökalp sosyolojisinin etkisiyle, Islamiyet milliyetçi gözle görülmeye baþlayýnca, Ýslamiyet'in Arap ve Ýran etkilerinden arýnmýþ, yalnýzca Türkler'e has bir þeklinin olmasý gerektiðine inanan bazý bilim ve fikir adamlari, bunun Alevilik ve Bektaþilik olabileceðini düþündüler. Baþta Köprülüzade Mehmed Fuat olmak üzere, o zamanlar Türk Yurdu dergisinin etrafýnda toplanmýþ bulunan Baha Said, Hamid Sadi, Hamid Vehbi vb. þahsiyetler, bu dergide bir dizi araþtýrma ve incelemeler yayýnlamaya baþladýlar. 1920'li yýllarda Türk Yurdu'ndaki bu yayýnlarý, Istanbul Darülfününu llahiyat Fakültesi Mecmuasý'ndaki Yusuf Ziya (Yörükan)'ýn araþtýrmalarý izledi. Özellikle Türkiye'deki muhtelif Alevi cemaatleri üzerinde ciddi ve yerinde gözlemlere dayalý onun makaleleri, bugün de hala deðerlerini korumaktadýr.
1930'lu, 40'lý, hatta 50'li yýllarda, kýsmen edebi ve folklorik nitelikli araþtýrma ve derleme çalýþmalarýnýn, Alevi-Bektaþi nefeslerinden oluþan koleksiyonlannýn yayýnlanmalarýndan öte, özellikle 1940'lý yýllarda Alevilik ve Bektaþilik konusunda belli bir yayýn faaliyetine rastlanýr. Ancak 1950'lerden itibaren, belki de ülkede esmeye baþlayan kýsmi demokrasi rüzgarýnýn etkisiyle bazý amatör araþtýncý ve yazarlar tarafýndan popüler nitelikli kitaplar yayýmlamaya baþladý. Bu dönemde mesela H. Basri Erk, Kemal Samancýgil, M. Halit Bayri, Osman Bayatlý, M. Teyfik Oytan ve Ziya Þakir gibi yazarlann münferit yayýnlarý özellikle dikkati çeker. Bunlar, bugünküler gibi tezli yayýnlar olmayýp, doðrudan doðruya Alevilik ve Bektaþiliðin inançlarý ve ritüelleri, mahiyeti hakkýnda bilgi vermeye, halký ve entelletüelleri aydýnlatmaya yönelik yayýnlardýr.
Bu yayýnlar, daha çok popüler ve kýsmen de bilimsel olmak üzere , araþtýrma, metin neþri þeklinde 1960'lý ve 70'li yýllarda da aralýklarla, belirli bir seviyede devam etmiþtir. Fakat asýl 1980'li, hatta 1990'h yýllardan itibarendir ki, Türkiye'de Alevilik ve Bektaþiliðe dair yayýnlar giderek hýzlanan bir tempo ile artmaya baþladý. Bunun sebeplerinin incelenmesi ayrý bir konudur. Bu yýllar, öncelikle Alevi ve Bektaþi kökenli yazarlarýn atýlým yaptýðý yýllardýr. Bu yayýnlarýn çoðu, daha öncekilerinin aksine, Türkiye'deki Alevilik ve Bektaþiliðin geleneksel yapýsýný, inanç ve kültürünü, ritüellerini anlatmaktan ziyade, tezli, keskin dilli, hýrçýn, tepki ve sataþma dolu yayýnlardý. Böyle olduklarý bir yana, önemli bir kýsmý, hatta büyük çoðunluðu hiç bir bilimsel birikim ve tarihsel arkaplan temeline dayanmayan, metotsuz ve belki daha önemlisi, bir çok tarihsel saptýrmalar ve yanlýþ bilgilerle, bilimsel açýdan geçersiz tezlerle ve ideolojik önyargý ve ithamlarla dolu olup, Alevýlik ve Bektaþiliði yüceltmeye yönelik, propaganda niteliðini taþýyan yayýnlardan oluþuyordu. 1990'lý yýllarýn baþlarýndaki kadar keskin ve yoðun olmamakla beraber, bu eðilimin günümüzde de çoðunlukla ayný çizgiyi takip ettiðini söyleyebiliriz. Ýþte bu yazýda biz, bu yayýnlardaki önemli tarih saptýrmalarýný, yanlýþ yaklaþým ve tarihsel perspektifleri konu edinmek durumundayýz.
Þunun altýný çizerek vurgulayalým ki, Alevilik ve Bektaþilik gibi, uzun bir zaman ve mekan sürecinin yarattýðý senkretik bir inanç sistemini ve kültürünü, onu üreten bir toplumsal yapýyý, onun tarihsel arkaplanýný ve geliþim sürecini ihmal ederek, yahut küçümseyerek sadece bugünkü durumunu ele alýp, incelemek, veya yalnýzca geçmiþini dikkate alýp bugününü hesaba katmadan anlamaya ve deðerlendirmeye çalýþmak asla mümkün deðildir, büyük yanlýþtýr. Baþka bütün benzeri senkretik inanç sistemlerinde olduðu gibi, Alevilik ve Bektaþiliðin, tarihin belli bir devrinde ve belli bir mekanýnda bugün bildiðimiz hüviyetiyle birden belirdiðini varsaymak, bu konuda yapýlacak yöntem hatalarýnýn en büyüðüdür. Buna raðmen bu yapýlmakta, yapýlmakta ýsrar edilmekte, sanki Alevilik ve Bektaþilik bugün bildiðimiz þekliyle tarihte birdefa meydana çýkmýþ ve bugüne de öylece kabul olunmaktadýr. Genellikle mevcut yayýnlarda bu büyük yöntem yanlýþýný görebilmek zor deðildir.
Bununla baðlantýlý baþka bir yanlýþ, Alevilik ve Bektaþiliði incelemekte olanlarýn, bunlarý inanç yapýsýný, ritüellerini, onlarý yaratan toplumsal tabanýn tarihsel geliþim sürecinden tamamýyla baðýmsýz olarak açýklamaya çalýþmalarýdýr. Oysa bilimsel yöntem bunun aksini gerektirir. Yaný Alevilik ve Bektaþiliðin oluþum ve geliþimi, hiç þüphe yok ki onu yaratan sosyal tabanla, yani Alevi ve Bektaþi dediðimiz toplumun tarihsel süreç boyunca kendi iç geliþim çizgisini ve temasta bulunduðu kültür çevrelerlyle çok yakýndan baðlatýlýdýr. Bu baðlantýlar Alevilik ve Bektaþiliðin hem inanç yapýsýnda, hem de ritüellerinde çok açýk bir biçimde görülür.
Bu temel yöntem yanlýþlarýndan sonra, özellikle tarihsel ve perspektif yanlýþlarý üzerinde ciddi bir biçimde durmak gerekir. Bunlarý sýrayla þöyle ele alabiliriz.
1- Aleviliðin kökeni ve doðuþu konusunda tarihsel perspektif yanlýþlarý:
Bu konudaki genel kabul, olayýn Peygamber sonrasýnda hilafet üzerinde-ki tartýþmalar ve kavgalardan doðuþudur. Büyük bir ihtimalle Alevi (Ali'ye mensup) teriminin ve Alevilik'le Bektaþilik'teki Hz. Ali kültünün ilk bakýþta doðruluðu izleniminin de etkisiyle olsa gerek, bu önkabul istisnasýz hemen hemen Alevi, hatta Sünni kökenli birçok yazar tarafýndan benimsenmiþtir. Halbuki Ýslam tarihini doðru bilenler þunu çok iyi bilirler ki bu mücadeleler, Aleviliðin deðil, Þiiliðin doðuþunu hazýrlayan olgulardýr. Oysa sözü edilen yaklaþým, Aleviliðin Þiilik'ten doðduðu þeklindeki yanlýþ ve çok yanýltýcý bir varsayýmý beraberinde getirir ki bu, tarihsel olguyla kesinlikle uyuþmaz. çünkü, Nejat Birdoðan'ýn bir kitabýnda gayet yerinde olarak söylediði gibi, "Kerbela olmasaydý da Alevilik olacaktý", Aleviliðin kökeninin ve doðuþunun ne Hz. Ali'nin hilafet mücadelesiyle, ne de bu mücadelenin cereyan ettiði mekan ve zamanla uzak yakýn en ufak bir lliþkisi yoktur. Alevilik, daha doðrusu sonradan bugünkü þekliyle Aleviliðin temelini hazýrlamýþ olan heterodoks Türk-Ýslam dediðimiz olay, o zamanlar hiç þüphesiz ki adý bu olmamakla beraber, Hz. Ali kültünden tamamen uzak bir þekilde 10. yüzyýlda Türkler'in Ýslamiyet'i kabule baþlamalarý ile birlikte doðan ve geliþmeye baþlayan birolaydýr. Bu olaya Þii etkilerin karýþýmý ve heterodoks Türk müslümanlýðýnýn bugünkü bildiðimiz Alevilik þekline geliþi, çaðdaþ, bilimsel araþtýrmalann kesin olarak ortaya koyduðu üzere, 15. yüzyýlýn sonralarýyla 16. yüzyýlýn baþlarýnda Safevi propagandasýyla baþlar. Tarihi tersine döndürmek mümkün olmadýðýna göre, bu tarihsel gerçek deðiþmeyecektir.
Bugün Alevilik ve Bektaþilik'te temel nitelikte gördüðümüz Hz. Ali, Oniki imam ve Kerbela Matemi kültleri, dolayýsýyla bunlarý vurgulayan Alevi adý, yukarýda da belirttiðimiz gibi, adý o zamanlar Alevilik olmayan, ama Türkler'e mahsus bir Ýslam heterodoksisi olduðu kesin bulunan olayýn baþlanýgýcýnda yoktur. Bu Türk zümreleri birtakým sebepler 12. yüzyýlýn sonlarýnda ve 13. yüzyýlda Anadolu'ya geldikleri zaman da bu durumda geldiler. Bugün bazýlarýnýn yanlýþ olarak Aleviliðin baþlangýcý saydýklarý, ama onun Anadolu'daki tarihinde þüphesiz temel nitelikte bir yeri olan 1240'taki Babailer isyanýna katýlan heterodoks Türkmen zümreleri henüz daha Alevi motifleri tanýyýp özümsememiþlerdi. Bunun öyle olduðu bilimsel olarak ispatlanmýþtýr. 0 halde bu Alevilik ve Bektaþiliðin temel inançlarý arasýnda sayýlan ve bu inanç sistemine bugünkü bildiðimiz yapý ve çehresini kazandýran bu Þii motifleri, ne zaman ve nasýl devreye girdi? Bir baþka ýfedeyle, bu heterodoks Türk müslümanlýðý ne zaman Alevilik haline dönüþtü?
Bu dönüþümü simgeleyen büyük olay, 15. yüzyýlýn son yýllarýnda baþgösteren Hurüfî, fakat asýl Safevi propagandasý oldu. 0 zamana kadar Ýran'da ne demografik , ne de siyasi ve dini bakýmdan üstünlüðü henüz eline geçirememiþ olan Oniki imam Þiiliði, Türk tarihinin ve Erdebiloðullarý'nýn son derece dikkate deðer þahsiyetlerinden biri olan Þeyh Haydar ve asýl, oðlu Ýsmaili Safevi'nin dahiyane siyaseti sayesinde 16. yüzyýl baþýnda Iran'a hakim oldu. 0 da hakimiyetini geniþ ölçüde, Türkiye'deki yayýnlarda, kitaplarda hiç sözü edilmeyen -belki çoðu Alevi-Bektaþi kesiminin dahi bilmediði- Þah Ýsmail tarafýndan uygulanan geniþ çaplý Sünni katliamýyla saðladý.
Þah Ýsmail'in hükümet teþkilatçýlýðý ve yöntemleri sayesinde Oniki Ýmam Þiiliði, mehdici (mesiyanik) bir espri ile halife denilen propagandacý misyonerler aracýlýðýyla, Anadolu'nun yarý göçebe bir hayat sürdüren heterodoks Türkmen ve Kürt boylarý arasýnda yayýlmaya baþladý. XV. yüzyýlýn ikinci yarýsýndan itibaren Fatih Mehmed'in baþlattýðý merkeziyetçi yönetimin bir gereði olarak yerleþik hayata geçmeye zorlanan, ama buna bütün gücüyle direndikleri için baský ve hatta zulme maruz kalan yarý göçebe Türkmenler, bu mehdici propagandadan etkilemeye çoktan hazýr idi. Çünkü onlar kendilerini Osmanlý yönetiminin zulmünden kurtaracak bir mehdi bekliyorlardý. Bu mehdi, Þah Ýsmail þeklinde zuhur etti.
Ahmet Yaþar OCAK
Alevilik ve Bektaþilik ile ilgili araþtýrmalarýn geçmiþi, Türkiye'de Cumhuriyet'le aþaðý yukarý yaþýt sayýlabilir. Bilhassa Ziya Gökalp sosyolojisinin etkisiyle, Islamiyet milliyetçi gözle görülmeye baþlayýnca, Ýslamiyet'in Arap ve Ýran etkilerinden arýnmýþ, yalnýzca Türkler'e has bir þeklinin olmasý gerektiðine inanan bazý bilim ve fikir adamlari, bunun Alevilik ve Bektaþilik olabileceðini düþündüler. Baþta Köprülüzade Mehmed Fuat olmak üzere, o zamanlar Türk Yurdu dergisinin etrafýnda toplanmýþ bulunan Baha Said, Hamid Sadi, Hamid Vehbi vb. þahsiyetler, bu dergide bir dizi araþtýrma ve incelemeler yayýnlamaya baþladýlar. 1920'li yýllarda Türk Yurdu'ndaki bu yayýnlarý, Istanbul Darülfününu llahiyat Fakültesi Mecmuasý'ndaki Yusuf Ziya (Yörükan)'ýn araþtýrmalarý izledi. Özellikle Türkiye'deki muhtelif Alevi cemaatleri üzerinde ciddi ve yerinde gözlemlere dayalý onun makaleleri, bugün de hala deðerlerini korumaktadýr.
1930'lu, 40'lý, hatta 50'li yýllarda, kýsmen edebi ve folklorik nitelikli araþtýrma ve derleme çalýþmalarýnýn, Alevi-Bektaþi nefeslerinden oluþan koleksiyonlannýn yayýnlanmalarýndan öte, özellikle 1940'lý yýllarda Alevilik ve Bektaþilik konusunda belli bir yayýn faaliyetine rastlanýr. Ancak 1950'lerden itibaren, belki de ülkede esmeye baþlayan kýsmi demokrasi rüzgarýnýn etkisiyle bazý amatör araþtýncý ve yazarlar tarafýndan popüler nitelikli kitaplar yayýmlamaya baþladý. Bu dönemde mesela H. Basri Erk, Kemal Samancýgil, M. Halit Bayri, Osman Bayatlý, M. Teyfik Oytan ve Ziya Þakir gibi yazarlann münferit yayýnlarý özellikle dikkati çeker. Bunlar, bugünküler gibi tezli yayýnlar olmayýp, doðrudan doðruya Alevilik ve Bektaþiliðin inançlarý ve ritüelleri, mahiyeti hakkýnda bilgi vermeye, halký ve entelletüelleri aydýnlatmaya yönelik yayýnlardýr.
Bu yayýnlar, daha çok popüler ve kýsmen de bilimsel olmak üzere , araþtýrma, metin neþri þeklinde 1960'lý ve 70'li yýllarda da aralýklarla, belirli bir seviyede devam etmiþtir. Fakat asýl 1980'li, hatta 1990'h yýllardan itibarendir ki, Türkiye'de Alevilik ve Bektaþiliðe dair yayýnlar giderek hýzlanan bir tempo ile artmaya baþladý. Bunun sebeplerinin incelenmesi ayrý bir konudur. Bu yýllar, öncelikle Alevi ve Bektaþi kökenli yazarlarýn atýlým yaptýðý yýllardýr. Bu yayýnlarýn çoðu, daha öncekilerinin aksine, Türkiye'deki Alevilik ve Bektaþiliðin geleneksel yapýsýný, inanç ve kültürünü, ritüellerini anlatmaktan ziyade, tezli, keskin dilli, hýrçýn, tepki ve sataþma dolu yayýnlardý. Böyle olduklarý bir yana, önemli bir kýsmý, hatta büyük çoðunluðu hiç bir bilimsel birikim ve tarihsel arkaplan temeline dayanmayan, metotsuz ve belki daha önemlisi, bir çok tarihsel saptýrmalar ve yanlýþ bilgilerle, bilimsel açýdan geçersiz tezlerle ve ideolojik önyargý ve ithamlarla dolu olup, Alevýlik ve Bektaþiliði yüceltmeye yönelik, propaganda niteliðini taþýyan yayýnlardan oluþuyordu. 1990'lý yýllarýn baþlarýndaki kadar keskin ve yoðun olmamakla beraber, bu eðilimin günümüzde de çoðunlukla ayný çizgiyi takip ettiðini söyleyebiliriz. Ýþte bu yazýda biz, bu yayýnlardaki önemli tarih saptýrmalarýný, yanlýþ yaklaþým ve tarihsel perspektifleri konu edinmek durumundayýz.
Þunun altýný çizerek vurgulayalým ki, Alevilik ve Bektaþilik gibi, uzun bir zaman ve mekan sürecinin yarattýðý senkretik bir inanç sistemini ve kültürünü, onu üreten bir toplumsal yapýyý, onun tarihsel arkaplanýný ve geliþim sürecini ihmal ederek, yahut küçümseyerek sadece bugünkü durumunu ele alýp, incelemek, veya yalnýzca geçmiþini dikkate alýp bugününü hesaba katmadan anlamaya ve deðerlendirmeye çalýþmak asla mümkün deðildir, büyük yanlýþtýr. Baþka bütün benzeri senkretik inanç sistemlerinde olduðu gibi, Alevilik ve Bektaþiliðin, tarihin belli bir devrinde ve belli bir mekanýnda bugün bildiðimiz hüviyetiyle birden belirdiðini varsaymak, bu konuda yapýlacak yöntem hatalarýnýn en büyüðüdür. Buna raðmen bu yapýlmakta, yapýlmakta ýsrar edilmekte, sanki Alevilik ve Bektaþilik bugün bildiðimiz þekliyle tarihte birdefa meydana çýkmýþ ve bugüne de öylece kabul olunmaktadýr. Genellikle mevcut yayýnlarda bu büyük yöntem yanlýþýný görebilmek zor deðildir.
Bununla baðlantýlý baþka bir yanlýþ, Alevilik ve Bektaþiliði incelemekte olanlarýn, bunlarý inanç yapýsýný, ritüellerini, onlarý yaratan toplumsal tabanýn tarihsel geliþim sürecinden tamamýyla baðýmsýz olarak açýklamaya çalýþmalarýdýr. Oysa bilimsel yöntem bunun aksini gerektirir. Yaný Alevilik ve Bektaþiliðin oluþum ve geliþimi, hiç þüphe yok ki onu yaratan sosyal tabanla, yani Alevi ve Bektaþi dediðimiz toplumun tarihsel süreç boyunca kendi iç geliþim çizgisini ve temasta bulunduðu kültür çevrelerlyle çok yakýndan baðlatýlýdýr. Bu baðlantýlar Alevilik ve Bektaþiliðin hem inanç yapýsýnda, hem de ritüellerinde çok açýk bir biçimde görülür.
Bu temel yöntem yanlýþlarýndan sonra, özellikle tarihsel ve perspektif yanlýþlarý üzerinde ciddi bir biçimde durmak gerekir. Bunlarý sýrayla þöyle ele alabiliriz.
1- Aleviliðin kökeni ve doðuþu konusunda tarihsel perspektif yanlýþlarý:
Bu konudaki genel kabul, olayýn Peygamber sonrasýnda hilafet üzerinde-ki tartýþmalar ve kavgalardan doðuþudur. Büyük bir ihtimalle Alevi (Ali'ye mensup) teriminin ve Alevilik'le Bektaþilik'teki Hz. Ali kültünün ilk bakýþta doðruluðu izleniminin de etkisiyle olsa gerek, bu önkabul istisnasýz hemen hemen Alevi, hatta Sünni kökenli birçok yazar tarafýndan benimsenmiþtir. Halbuki Ýslam tarihini doðru bilenler þunu çok iyi bilirler ki bu mücadeleler, Aleviliðin deðil, Þiiliðin doðuþunu hazýrlayan olgulardýr. Oysa sözü edilen yaklaþým, Aleviliðin Þiilik'ten doðduðu þeklindeki yanlýþ ve çok yanýltýcý bir varsayýmý beraberinde getirir ki bu, tarihsel olguyla kesinlikle uyuþmaz. çünkü, Nejat Birdoðan'ýn bir kitabýnda gayet yerinde olarak söylediði gibi, "Kerbela olmasaydý da Alevilik olacaktý", Aleviliðin kökeninin ve doðuþunun ne Hz. Ali'nin hilafet mücadelesiyle, ne de bu mücadelenin cereyan ettiði mekan ve zamanla uzak yakýn en ufak bir lliþkisi yoktur. Alevilik, daha doðrusu sonradan bugünkü þekliyle Aleviliðin temelini hazýrlamýþ olan heterodoks Türk-Ýslam dediðimiz olay, o zamanlar hiç þüphesiz ki adý bu olmamakla beraber, Hz. Ali kültünden tamamen uzak bir þekilde 10. yüzyýlda Türkler'in Ýslamiyet'i kabule baþlamalarý ile birlikte doðan ve geliþmeye baþlayan birolaydýr. Bu olaya Þii etkilerin karýþýmý ve heterodoks Türk müslümanlýðýnýn bugünkü bildiðimiz Alevilik þekline geliþi, çaðdaþ, bilimsel araþtýrmalann kesin olarak ortaya koyduðu üzere, 15. yüzyýlýn sonralarýyla 16. yüzyýlýn baþlarýnda Safevi propagandasýyla baþlar. Tarihi tersine döndürmek mümkün olmadýðýna göre, bu tarihsel gerçek deðiþmeyecektir.
Bugün Alevilik ve Bektaþilik'te temel nitelikte gördüðümüz Hz. Ali, Oniki imam ve Kerbela Matemi kültleri, dolayýsýyla bunlarý vurgulayan Alevi adý, yukarýda da belirttiðimiz gibi, adý o zamanlar Alevilik olmayan, ama Türkler'e mahsus bir Ýslam heterodoksisi olduðu kesin bulunan olayýn baþlanýgýcýnda yoktur. Bu Türk zümreleri birtakým sebepler 12. yüzyýlýn sonlarýnda ve 13. yüzyýlda Anadolu'ya geldikleri zaman da bu durumda geldiler. Bugün bazýlarýnýn yanlýþ olarak Aleviliðin baþlangýcý saydýklarý, ama onun Anadolu'daki tarihinde þüphesiz temel nitelikte bir yeri olan 1240'taki Babailer isyanýna katýlan heterodoks Türkmen zümreleri henüz daha Alevi motifleri tanýyýp özümsememiþlerdi. Bunun öyle olduðu bilimsel olarak ispatlanmýþtýr. 0 halde bu Alevilik ve Bektaþiliðin temel inançlarý arasýnda sayýlan ve bu inanç sistemine bugünkü bildiðimiz yapý ve çehresini kazandýran bu Þii motifleri, ne zaman ve nasýl devreye girdi? Bir baþka ýfedeyle, bu heterodoks Türk müslümanlýðý ne zaman Alevilik haline dönüþtü?
Bu dönüþümü simgeleyen büyük olay, 15. yüzyýlýn son yýllarýnda baþgösteren Hurüfî, fakat asýl Safevi propagandasý oldu. 0 zamana kadar Ýran'da ne demografik , ne de siyasi ve dini bakýmdan üstünlüðü henüz eline geçirememiþ olan Oniki imam Þiiliði, Türk tarihinin ve Erdebiloðullarý'nýn son derece dikkate deðer þahsiyetlerinden biri olan Þeyh Haydar ve asýl, oðlu Ýsmaili Safevi'nin dahiyane siyaseti sayesinde 16. yüzyýl baþýnda Iran'a hakim oldu. 0 da hakimiyetini geniþ ölçüde, Türkiye'deki yayýnlarda, kitaplarda hiç sözü edilmeyen -belki çoðu Alevi-Bektaþi kesiminin dahi bilmediði- Þah Ýsmail tarafýndan uygulanan geniþ çaplý Sünni katliamýyla saðladý.
Þah Ýsmail'in hükümet teþkilatçýlýðý ve yöntemleri sayesinde Oniki Ýmam Þiiliði, mehdici (mesiyanik) bir espri ile halife denilen propagandacý misyonerler aracýlýðýyla, Anadolu'nun yarý göçebe bir hayat sürdüren heterodoks Türkmen ve Kürt boylarý arasýnda yayýlmaya baþladý. XV. yüzyýlýn ikinci yarýsýndan itibaren Fatih Mehmed'in baþlattýðý merkeziyetçi yönetimin bir gereði olarak yerleþik hayata geçmeye zorlanan, ama buna bütün gücüyle direndikleri için baský ve hatta zulme maruz kalan yarý göçebe Türkmenler, bu mehdici propagandadan etkilemeye çoktan hazýr idi. Çünkü onlar kendilerini Osmanlý yönetiminin zulmünden kurtaracak bir mehdi bekliyorlardý. Bu mehdi, Þah Ýsmail þeklinde zuhur etti.