PDA

: Prof. Dr. Ahmet Yaþar OCAK'ýn Makalesi.


Diyar
23-09-2006, 07:53 AM
TÜRKÃŽYE'DE ALEVÝLÝK - BEKTAÞÃŽLÝK ARAÞTIRMALARINDA TARÝHÝ BOZMA, YAKLAÞIM ve TARÝHSEL PERSPEKTÝF YANLIÞLARI

Ahmet Yaþar OCAK

Alevilik ve Bektaþilik ile ilgili araþtýrmalarýn geçmiþi, Türkiye'de Cumhuriyet'le aþaðý yukarý yaþýt sayýlabilir. Bilhassa Ziya Gökalp sosyolojisinin etkisiyle, Islamiyet milliyetçi gözle görülmeye baþlayýnca, Ýslamiyet'in Arap ve Ýran etkilerinden arýnmýþ, yalnýzca Türkler'e has bir þeklinin olmasý gerektiðine inanan bazý bilim ve fikir adamlari, bunun Alevilik ve Bektaþilik olabileceðini düþündüler. Baþta Köprülüzade Mehmed Fuat olmak üzere, o zamanlar Türk Yurdu dergisinin etrafýnda toplanmýþ bulunan Baha Said, Hamid Sadi, Hamid Vehbi vb. þahsiyetler, bu dergide bir dizi araþtýrma ve incelemeler yayýnlamaya baþladýlar. 1920'li yýllarda Türk Yurdu'ndaki bu yayýnlarý, Istanbul Darülfününu llahiyat Fakültesi Mecmuasý'ndaki Yusuf Ziya (Yörükan)'ýn araþtýrmalarý izledi. Özellikle Türkiye'deki muhtelif Alevi cemaatleri üzerinde ciddi ve yerinde gözlemlere dayalý onun makaleleri, bugün de hala deðerlerini korumaktadýr.

1930'lu, 40'lý, hatta 50'li yýllarda, kýsmen edebi ve folklorik nitelikli araþtýrma ve derleme çalýþmalarýnýn, Alevi-Bektaþi nefeslerinden oluþan koleksiyonlannýn yayýnlanmalarýndan öte, özellikle 1940'lý yýllarda Alevilik ve Bektaþilik konusunda belli bir yayýn faaliyetine rastlanýr. Ancak 1950'lerden itibaren, belki de ülkede esmeye baþlayan kýsmi demokrasi rüzgarýnýn etkisiyle bazý amatör araþtýncý ve yazarlar tarafýndan popüler nitelikli kitaplar yayýmlamaya baþladý. Bu dönemde mesela H. Basri Erk, Kemal Samancýgil, M. Halit Bayri, Osman Bayatlý, M. Teyfik Oytan ve Ziya Þakir gibi yazarlann münferit yayýnlarý özellikle dikkati çeker. Bunlar, bugünküler gibi tezli yayýnlar olmayýp, doðrudan doðruya Alevilik ve Bektaþiliðin inançlarý ve ritüelleri, mahiyeti hakkýnda bilgi vermeye, halký ve entelletüelleri aydýnlatmaya yönelik yayýnlardýr.

Bu yayýnlar, daha çok popüler ve kýsmen de bilimsel olmak üzere , araþtýrma, metin neþri þeklinde 1960'lý ve 70'li yýllarda da aralýklarla, belirli bir seviyede devam etmiþtir. Fakat asýl 1980'li, hatta 1990'h yýllardan itibarendir ki, Türkiye'de Alevilik ve Bektaþiliðe dair yayýnlar giderek hýzlanan bir tempo ile artmaya baþladý. Bunun sebeplerinin incelenmesi ayrý bir konudur. Bu yýllar, öncelikle Alevi ve Bektaþi kökenli yazarlarýn atýlým yaptýðý yýllardýr. Bu yayýnlarýn çoðu, daha öncekilerinin aksine, Türkiye'deki Alevilik ve Bektaþiliðin geleneksel yapýsýný, inanç ve kültürünü, ritüellerini anlatmaktan ziyade, tezli, keskin dilli, hýrçýn, tepki ve sataþma dolu yayýnlardý. Böyle olduklarý bir yana, önemli bir kýsmý, hatta büyük çoðunluðu hiç bir bilimsel birikim ve tarihsel arkaplan temeline dayanmayan, metotsuz ve belki daha önemlisi, bir çok tarihsel saptýrmalar ve yanlýþ bilgilerle, bilimsel açýdan geçersiz tezlerle ve ideolojik önyargý ve ithamlarla dolu olup, Alevýlik ve Bektaþiliði yüceltmeye yönelik, propaganda niteliðini taþýyan yayýnlardan oluþuyordu. 1990'lý yýllarýn baþlarýndaki kadar keskin ve yoðun olmamakla beraber, bu eðilimin günümüzde de çoðunlukla ayný çizgiyi takip ettiðini söyleyebiliriz. Ýþte bu yazýda biz, bu yayýnlardaki önemli tarih saptýrmalarýný, yanlýþ yaklaþým ve tarihsel perspektifleri konu edinmek durumundayýz.

Þunun altýný çizerek vurgulayalým ki, Alevilik ve Bektaþilik gibi, uzun bir zaman ve mekan sürecinin yarattýðý senkretik bir inanç sistemini ve kültürünü, onu üreten bir toplumsal yapýyý, onun tarihsel arkaplanýný ve geliþim sürecini ihmal ederek, yahut küçümseyerek sadece bugünkü durumunu ele alýp, incelemek, veya yalnýzca geçmiþini dikkate alýp bugününü hesaba katmadan anlamaya ve deðerlendirmeye çalýþmak asla mümkün deðildir, büyük yanlýþtýr. Baþka bütün benzeri senkretik inanç sistemlerinde olduðu gibi, Alevilik ve Bektaþiliðin, tarihin belli bir devrinde ve belli bir mekanýnda bugün bildiðimiz hüviyetiyle birden belirdiðini varsaymak, bu konuda yapýlacak yöntem hatalarýnýn en büyüðüdür. Buna raðmen bu yapýlmakta, yapýlmakta ýsrar edilmekte, sanki Alevilik ve Bektaþilik bugün bildiðimiz þekliyle tarihte birdefa meydana çýkmýþ ve bugüne de öylece kabul olunmaktadýr. Genellikle mevcut yayýnlarda bu büyük yöntem yanlýþýný görebilmek zor deðildir.

Bununla baðlantýlý baþka bir yanlýþ, Alevilik ve Bektaþiliði incelemekte olanlarýn, bunlarý inanç yapýsýný, ritüellerini, onlarý yaratan toplumsal tabanýn tarihsel geliþim sürecinden tamamýyla baðýmsýz olarak açýklamaya çalýþmalarýdýr. Oysa bilimsel yöntem bunun aksini gerektirir. Yaný Alevilik ve Bektaþiliðin oluþum ve geliþimi, hiç þüphe yok ki onu yaratan sosyal tabanla, yani Alevi ve Bektaþi dediðimiz toplumun tarihsel süreç boyunca kendi iç geliþim çizgisini ve temasta bulunduðu kültür çevrelerlyle çok yakýndan baðlatýlýdýr. Bu baðlantýlar Alevilik ve Bektaþiliðin hem inanç yapýsýnda, hem de ritüellerinde çok açýk bir biçimde görülür.

Bu temel yöntem yanlýþlarýndan sonra, özellikle tarihsel ve perspektif yanlýþlarý üzerinde ciddi bir biçimde durmak gerekir. Bunlarý sýrayla þöyle ele alabiliriz.

1- Aleviliðin kökeni ve doðuþu konusunda tarihsel perspektif yanlýþlarý:

Bu konudaki genel kabul, olayýn Peygamber sonrasýnda hilafet üzerinde-ki tartýþmalar ve kavgalardan doðuþudur. Büyük bir ihtimalle Alevi (Ali'ye mensup) teriminin ve Alevilik'le Bektaþilik'teki Hz. Ali kültünün ilk bakýþta doðruluðu izleniminin de etkisiyle olsa gerek, bu önkabul istisnasýz hemen hemen Alevi, hatta Sünni kökenli birçok yazar tarafýndan benimsenmiþtir. Halbuki Ýslam tarihini doðru bilenler þunu çok iyi bilirler ki bu mücadeleler, Aleviliðin deðil, Þiiliðin doðuþunu hazýrlayan olgulardýr. Oysa sözü edilen yaklaþým, Aleviliðin Þiilik'ten doðduðu þeklindeki yanlýþ ve çok yanýltýcý bir varsayýmý beraberinde getirir ki bu, tarihsel olguyla kesinlikle uyuþmaz. çünkü, Nejat Birdoðan'ýn bir kitabýnda gayet yerinde olarak söylediði gibi, "Kerbela olmasaydý da Alevilik olacaktý", Aleviliðin kökeninin ve doðuþunun ne Hz. Ali'nin hilafet mücadelesiyle, ne de bu mücadelenin cereyan ettiði mekan ve zamanla uzak yakýn en ufak bir lliþkisi yoktur. Alevilik, daha doðrusu sonradan bugünkü þekliyle Aleviliðin temelini hazýrlamýþ olan heterodoks Türk-Ýslam dediðimiz olay, o zamanlar hiç þüphesiz ki adý bu olmamakla beraber, Hz. Ali kültünden tamamen uzak bir þekilde 10. yüzyýlda Türkler'in Ýslamiyet'i kabule baþlamalarý ile birlikte doðan ve geliþmeye baþlayan birolaydýr. Bu olaya Þii etkilerin karýþýmý ve heterodoks Türk müslümanlýðýnýn bugünkü bildiðimiz Alevilik þekline geliþi, çaðdaþ, bilimsel araþtýrmalann kesin olarak ortaya koyduðu üzere, 15. yüzyýlýn sonralarýyla 16. yüzyýlýn baþlarýnda Safevi propagandasýyla baþlar. Tarihi tersine döndürmek mümkün olmadýðýna göre, bu tarihsel gerçek deðiþmeyecektir.

Bugün Alevilik ve Bektaþilik'te temel nitelikte gördüðümüz Hz. Ali, Oniki imam ve Kerbela Matemi kültleri, dolayýsýyla bunlarý vurgulayan Alevi adý, yukarýda da belirttiðimiz gibi, adý o zamanlar Alevilik olmayan, ama Türkler'e mahsus bir Ýslam heterodoksisi olduðu kesin bulunan olayýn baþlanýgýcýnda yoktur. Bu Türk zümreleri birtakým sebepler 12. yüzyýlýn sonlarýnda ve 13. yüzyýlda Anadolu'ya geldikleri zaman da bu durumda geldiler. Bugün bazýlarýnýn yanlýþ olarak Aleviliðin baþlangýcý saydýklarý, ama onun Anadolu'daki tarihinde þüphesiz temel nitelikte bir yeri olan 1240'taki Babailer isyanýna katýlan heterodoks Türkmen zümreleri henüz daha Alevi motifleri tanýyýp özümsememiþlerdi. Bunun öyle olduðu bilimsel olarak ispatlanmýþtýr. 0 halde bu Alevilik ve Bektaþiliðin temel inançlarý arasýnda sayýlan ve bu inanç sistemine bugünkü bildiðimiz yapý ve çehresini kazandýran bu Þii motifleri, ne zaman ve nasýl devreye girdi? Bir baþka ýfedeyle, bu heterodoks Türk müslümanlýðý ne zaman Alevilik haline dönüþtü?

Bu dönüþümü simgeleyen büyük olay, 15. yüzyýlýn son yýllarýnda baþgösteren Hurüfî, fakat asýl Safevi propagandasý oldu. 0 zamana kadar Ýran'da ne demografik , ne de siyasi ve dini bakýmdan üstünlüðü henüz eline geçirememiþ olan Oniki imam Þiiliði, Türk tarihinin ve Erdebiloðullarý'nýn son derece dikkate deðer þahsiyetlerinden biri olan Þeyh Haydar ve asýl, oðlu Ýsmaili Safevi'nin dahiyane siyaseti sayesinde 16. yüzyýl baþýnda Iran'a hakim oldu. 0 da hakimiyetini geniþ ölçüde, Türkiye'deki yayýnlarda, kitaplarda hiç sözü edilmeyen -belki çoðu Alevi-Bektaþi kesiminin dahi bilmediði- Þah Ýsmail tarafýndan uygulanan geniþ çaplý Sünni katliamýyla saðladý.

Þah Ýsmail'in hükümet teþkilatçýlýðý ve yöntemleri sayesinde Oniki Ýmam Þiiliði, mehdici (mesiyanik) bir espri ile halife denilen propagandacý misyonerler aracýlýðýyla, Anadolu'nun yarý göçebe bir hayat sürdüren heterodoks Türkmen ve Kürt boylarý arasýnda yayýlmaya baþladý. XV. yüzyýlýn ikinci yarýsýndan itibaren Fatih Mehmed'in baþlattýðý merkeziyetçi yönetimin bir gereði olarak yerleþik hayata geçmeye zorlanan, ama buna bütün gücüyle direndikleri için baský ve hatta zulme maruz kalan yarý göçebe Türkmenler, bu mehdici propagandadan etkilemeye çoktan hazýr idi. Çünkü onlar kendilerini Osmanlý yönetiminin zulmünden kurtaracak bir mehdi bekliyorlardý. Bu mehdi, Þah Ýsmail þeklinde zuhur etti.

Diyar
23-09-2006, 07:56 AM
2- Alevi ve Bektaþi Ýnançlarýnýn temelleri ve kökenleri hakkýndaki tarihsel Perspektif hatalarý:

Bu konudaki ana yanlýþý ve bunlara dayalý iddialar iki grupta toplanabilir:

a) Alevilik-Bektaþiliðin bir dinl senkretizm olmadýðý iddiasý

Aleviliðin daha çok geleneksel yapýsýna sadýk bir kýsým yazarlar, Alevilik-Bektaþiliðin, temelini Ýslam oluþturmakla birlikte, baþka dinlerin etkilerini de taþýyan bir dini senkretizm olmadýðýný, onun Ýslam'ýn asýl ve orjinal biçiminden ibaret bulunduðunu ileri sürmükte, Alevilik-Bektaþiliðin bir dini senkretizm olduðuna kani bulunanlan þiddetle eleþtirmektedirler. Halbuki bu konudaki bilimsel araþtýrmalar bu iddanýn bilimsel açýdan geçerli olamayacaðýný çoktan ortaya koymuþ bulunmaktadýr. Bu bilimsel araþtýrmalar, Alevilik-Bektaþiliðin islam temelinde, Türkler arasýnda eskiden yayýlan dinlerin geniþ ölçüde etkisini taþýdýðýný çok ikna edici ve reddi mümkün olmayan bir biçimde göstermektedir.

Bu senkretizmin ana unsurlarýndan birisi Þamanizm'dir. Bu konudaki araþtýrmalar Köprülü'den sonra da uzun müddet devam etti ve mesela Türkiye'de Alevilik ve Bektaþiliðin meselesini -yine milliyetçi býr prespektife dayalý olmakla birlikte- ilk defa bilimsel olarak inceleyen merhum Mehmet Eröz tarafýndan sürdürüldü. Ancak bu unsura aðýrlýk verenlerin düþtükleri bir hata vardý ki o da, Türkler'in bilinebilen en eski inanç sistemleri olan Gök Tanrý kültü, Tabiata kültleri ve Atalar kültü ile, Þamanizm'i ayný þey zannetmek olmuþtur. Bu yanýlgýya, Þamanizm ile ilgili, yerinde yapýlmýþ araþtýrmalarýn sonuçlarýný ilk defa sunan Radloff'un verdiði bllgiler sebebiyet vermiþtir. Oysa Radloff, bize Þamanizm'in Orta Asya'daki eski Türk inançlarýyla bütünleþmiþ 19. yüzyýldaki þeklini anlatmaktaydý. Bugün Mircea Eliade, Jean-Paul Roux'nun ve Vladimir Basilov'un araþtýrmalarýndan haberdar bulunanlar, meselenin esasýna vakýftýrlar.

Bu senkretizmin çok önemli diðer elemanlarý ise, yaklaþýk VII. yüzyýldan beri Uygurlar baþta olmak üzere muhtelif Türk boylarýnda çok yaygýnlaþan Budizm ve Maniheizm'dir. Bunlarýn etkisi bugün bile Alevi-Bektaþi inançlarýnda, menkabelerinde ve ritüellerinde açýkça görülebilmektedir. Bu konuda yapýlmýþ çalýþmalar ilginç sonuçlar ortaya çýkarmýþtýr.

Eski Orta Doðu, Mezopotamya ve Anadolu'nun payen kültürlerinin katkýsýna gelince, bu mesele de, bilimsel temellere dayandýrýlmadan bazý yazarlarca farazi platformda büyütülmek suretiyle Alevilik ve Bektaþiliðin esas olarak bu kültürlerin eseri olduðu ýsrarla savunulmaktadýr. Alevi-Bektaþi inançlarýnýn kökeni açýsýndan en az ötekileri kadar yanlýþ olan bu tez, Alevilik ve Bektaþiliðin temeli olarak deðil, ama Alevi-Bektaþi sentretizminin ihmal edilmemesi gereken bir unsuru olarak dikkate alýnmalýdýr.

0 halde sonuç olarak Alevilýk ve Bektaþiliði doðuran islam Türk het-erodoksinin, gerçekten de Orta Asya'daki eski Türk inançlarýyla baþladýðý, Þamanizm, Maniheizm ve Budizm ,ile mistik bir niteliðe büründüðünü. Zerdüþtilik ile beslendiðini, Yesevilik ile islam 'ýn ve Ýslam süfiliðinin damgasýný yediðini, buna Horasan Melametîliðinin Kalenderane tavrýnýn eklenip önce Hurüfilik, hemen arkasýndan da Ýmamiye Þiasý motifleriyle yeniden þekillenidðini kabul etmemiz gerekecektir. Iþte çok kýsa ve kaba hatlarýyla Alevilik ve Bektaþi senkretizmimn gerçek hikayesi budur.

b) Alevilik-Bektaþiliðin bir heterodoksi olmadýðý iddiasý

Bu iddiayý da yukandaki gibi geleneksel Alevilik-Bektaþilik çizgisini sürdüren yazarlar özellikle ortaya atmakta ve aksini söyleyenleri adeta aforoz etmektedirler. Halbuki onlarýn heterodoksi (cemaat dýþý) kelimesine duyduklarý bu alerji, muhtemelen bu kelimenin herektik (sapkýn, sapýk) ile karýþtýrýlmasýndan ve dolayýsýyla iyi kavranamamasýndan ileri gelmektedir. Oysa bu heterodoksi kelimesi, bizce siyasal iktidara aykýrý konumu, çok güçlü senkretik inanç yapýsý ve panteist bir Tanrý anlayýþýyla tam anlamýyla cemaat dýþý olan Alevilik-Bektaþiliði en iyi niteleyen bir terimdir.

3- Sünnilik hakkýndaki yanlýþ tarihsel perspektifler

Alevilik-Bektaþilik hakkýndaki hemen bütün kitaplarda ve muhtelif dergilerde çýkan yazýlarda, Ýslam tarihini, kelamý ve mezhepler tarihiný bilmeyen ve biraz da önyargýyla hareket eden yazarlarýn en fazlasý içine düþtükleri bir diðer tarihsel perspektif yanýlgýsý da, Alevilik ve Bektaþiliðin ezilen halkýn, Sünniliðin ise ezen yöneticilerin din anlayýþý olduðu iddiasýdýr. Bununla özdeþ bir diðer iddia ise, Sünniliðin Emevi, dolayýsýyla Arap islam olduðu, Alevilik-Bektaþiliðin ise, halis Türk müslümanlýðý olduðu yanýlgýsýdýr. Bu yanlýþ iddia, Islam tarihini, Kelam biliminin tarihsel geliþimini, sünniliðin ve diðer mezheplerin oluþum þartlarýný doðru bilmemekten, biraz inanç taassubundan ve günümüzde de genel Türk kamuoyunda kendini meþrulaþtýrma amacýný taþýyan, propagandaya yönelik tavýrlardan kaynaklanmaktadýr. Alevilik ve Bektaþiliðin Türklerin içinden çýkmadýðý çok açýk olan, demin sözünü ettiðimiz bir takým dinlerde geniþ etkiler taþýyan bir senkretizm olduðu gerçeði karþýsýnda böyle bir iddia geçerliliðini yitirir. Zaten hangi dinin veya mezhebin yüzde yüz milli olduðu ileri sürülebilir? Dinleri ve inançlarý, mezhepleri millileþtirmek, onlann evrensel olduðu gerçeði ile bütünüyle çatýþan a sosyolojik bir tutumdur. Zaten yeterince vakýf olmak kaydýyla bizzat kendisi de bu tür bir iddiayý doðrulayacak en ufak bir veriye sahip deðildir.

Özellikle Alevi kökenli yazarlar bu iddiayý Emevi dönemi ile 16. yüzyýl Osmanlý döneminde -hiç þüphesiz çok yüzeysel- gözlemine dayanarak ortaya atmaktadýrlar. Ancak þunu unutmamalýdýr ki, Emevi iktidarý tek baþýna Sünniliði temsil etmediði gibi, bu iktidarýn zulmüne uðrayanlar veya ona karþý çýkanlar yalnýz Þiiler veya Peygamber sülalesi deðil, ayný zamanda Sünni çevrelerdi. Ýslam tarihinde merkezi yönetimlerin veya mahalli idarecilerin zaman zaman baský ve zulmüne maruz kalanlar, yalnýz Sünni olmayanlar deðil, ayný zamanda Sünni halk, hatta Sünni ulema idi. Çünkü bu baskýlar sonucu çýkan isyanlara, her iki kesimden insanlarýn katýldýðýný biliyoruz. Bu söylediklerimizi ispat edebilmek için Osmanlý arþiv kayýtlarýna bakmak yetecektir. Bu meselede Alevi kökenli yazarlarýn ayýrt edemedikleri þey, filan veya falan devrinde Sünni iktidarlarýn, meþrü veya gayri meþrü birtakým siyasi amaçlarla ortaya koyduklarý tavýr ve davranýþlarý, pür siyaset þeklinde deðerlendirmek yerine, Sünnilik'le özdeþleþtirmektir.

Alevi-Bektaþi yazarlar Sünni islam'la muhasebelerini yaparken, Emeviler devrinde Osmanlýlar'ýn sonuna kadar siyasi iktidarlarýn bir politik araç olarak kullandýklarý siyasallaþmýþ Sünni Islam'la, daha doðrusu siyasi iktidarlarýn Sünni Islam'ý kullanarak yürüttükleri siyasetle, Sünniliðin birbirinden farklý þeyler olduðuna dikkat etmemektedirler. Bu, son derece nazik ve gözden kaçýrýlmamasý gereken bir noktadýr. Bir kere daha vurgulayalým ki, burada özenle ayýrdedilmesi gereken ince nokta, Sünnilik, Þiilik veya Alevilik adýna yapýlan siyasetle halk arasýnda bir inanç sistemi ve hayat tarzý olarak yaþamakta olan Sünnilik, Þiilik veya Aleviliðln ayrý þeyler olduðudur. Nitekim Alevi-Bektaþi yazarlarýn hemen hiçbiri ne Þiiliði, ne de Sünnillðin -ele aldýklarý daha pek çok meselede olduðu gibi- ciddi bir biçimde incelemek gereðini duymamýþlardýr. Bibliyografyalarýna, dipnotlarýna þöyle bir göz gezdirmek bunu ispata yeterlidir. Bu ise çok önemli bir eksikliktir; çünkü bugün için artýk Þiiliðin ve Sünniliðin muhtelif biçimlerinin tarihi çok iyi bilinmektedir. Bu tarihi yetkiyle ortaya koyan yüzlerce bilimsel araþtýrmayý yok sayarak polemiðe ve spekülasyonlara sapmak fuzuli bir mesaiden baþka bir þey deðildir. Çünkü tarihi deðýþtirmek mümkün deðildir.

4- Osmanlý tarihi ile ilgili yanlýþ perspektifler

a) ilk Osmanlýlarýn Alevi olduðu iddiasý

Alevi-Bektaþi kesimini bugüne kadar bu meseleye, yaþadýðý ýstýraplarýn etkisiyle belki haklý olarak duygular ve tepkisel bir biçimde yaklaþtý ve Osmanlý'yý lanetledi. Günümüzde Alevi yazarlarýn bu konudaki düþünceleri bu tespitlerimizin bir göstergesidir. Bu konuda yapýlan yayýnlar, Osmanlý dönemine henüz soðukkanlý ve objektif yaklaþýmlardan uzaktýr. Kanaatimizce bu meselenin çözüm yolu ancak doðrudan doðruya dönemin orijinal kaynaklarý üstünde yapýlacak bilimsel araþtýrmalardan geçer. Üstelik bu konuda Batý'da yapýlan çok ciddi ve önemli araþtýrmalar da vardýr. Alevi yazarlarý bunlarý dikkate almalan gerekir.

Ýþte bu çalýþmalar dikkate alýnmadan ve llgili kaynaklar iyi ve doðru okunmadan ileri sürülen iddialardan biri de, ilk Osmanlý hükümdarlarýnýn Alevi olduklan iddiasýdýr. Bu, Osmanlý Devleti'nin kuruluþunda rol oynayan Rum Abdallarý meselesinýn tamamiyle eksik ve yanlýþ algýlanmasýndan ileri gelmektedir. Çoðu Alevi-Bektaþi yazarlar, Abdal Musa, Geyikli Baba, Þeyh Edebali gibi Abdalan-ý Rum'un, Alevi olduklarýný, dolayýsýyla bunlarla yakýnlýklarý çok iyi bilinen ilk Osmanlý padiþahlarýnýn da bazýlarýnýn bunlardan gelmesinden hareket ediyorlar. Oysa heterodoks bir müslümanlýk anlayýþýna mensup bulunduklarýndan þüphe olmayan bu þahsiyetlerin, henüz Þii motifleri tanýmadýklarý, dolayýsýyla Alevi olarak nitelendirilmelerimn mümkün olamayacaðý Batýlý tarihçilerce de yýllardan beri bilinmekte ve yazýlmaktadýr. Rum Abdallarý'na baðlý ocaklarýn Alevilik-Bektaþilik'le ilgisi ise baþlangýçtan deðil, heterodoks kesime mensup bulunmalarý sebebiyle, Safevi propagandasý sýrasýnda ona baðlanmalarýndan ileri gelmektedir.

b) "Alevi katlýamý" ve "Alevi isyanlarý" meselesi

Diyar
23-09-2006, 07:57 AM
"Alevi katliamý" meselesi, Alevi-Bektaþi yazarlarýn Osmanlý tarihiyle ilgili yanlýþ perspektiflerinin en nazik ve üzerinde en çok spekülasyon yapýlan konularýndan biridir. Alevi-Bektaþi yazarlar bu konuda henüz, arþiv kayýtlarý baþta olmak üzere ana kaynaklarla doðrudan temasa geçerek araþtýrma yapacak konuma gelmedikleri için, bilimsel verilerden çok spekülatif fikirlere itibar etmektedirler. "Alevi katliamý", Osmanlý merkezi iktidarýnýn Alevi aleyhtarý politikasýnýn temel ve gerçek sebepleri, "Alevi isyanlarý" dedikleri XVI. yüzyýl Orta Anadolu ayaklanmalan hakkýnda bilimsel yaklaþýma dayalý araþtýrmalardan çok, ikinci, üçüncü elden araþtýrmalarla yetinmekte ve daha ziyade tepkisel yaklaþýmlarla ideolojik perspektifleri tercih etmektedirler.

Alevi katliamlarý denilen olaylarý, Yeniçað Avrupasýnda Reformasyon hakeretleri sýrasýnda rastlanan bilinçli ve sistematik Protestan katliamlarý cinsinden olmadýklarý, bu konuda bilimsel araþtýrmalar yayýmlayan Batýlý tarihçilerce de gösterilmiþtir. Bu araþtýrmalar, Yavuz Selim zamanýndaki bu "katliamlarý"n hakikaten Anadolu'da Alevileri ortadan kaldýrmaya yönelik sistematik katliamlar olmaktan çok II. Beyazýt zamanýnda isyan çýkaran veya isyanlara katýlan Alevilere yönelik bir cezalandýrma hareketi olduðunu ortaya koymuþlardýr. Tabii bu cezalandýrmalar esnasýnda "kurunun yanýnda yaþýn da yakýldýðý" olaylarýn olmadýðýný söylemek mümkün deðildir. Osmanlý ve Ýran kaynaklarý, bu devirde ne Osmanlý yönetiminin, ne de Sünni halkýn, Batýda olduðu gibi, Alevi toplumuna karþý gerçekten bir katliam hareketine giriþtiðini tespit etmiyor. Buna karþýlýk Þah Ýsmail'in, Iran'da Safevi devletini kurarken, Ýran'ý bütünüyle Þiileþtirmeye yönelik geniþ çaplý bir Sünni (Þafii) Kürt katliamýna giriþtiði ise, bizde hiç temas edilmeyen, ama dönemin Iran kaynaklanna yansýyan bir tarihsel vakýa olduðu gibi, Batýlý tarihçilerce de kabul edilmektedir.

"Alevi isyanlarý" denilen XVI. yüzyýl Orta Anadolu isyanlarýnýn ise, bir Sünnilýk-Alevilik çatýþmasý, birer dini isyan deðil, tamamen sosyo-ekonomik rahatsýzlýklardan kaynaklanan bir takým ayaklanma hareketleri olduðunu, bunlara yalnýz Alevi konar-göçer veya köylü Türkmenler'in Kürtlerin deðil, Sünni köylülerin de katýldýðýný yine arþiv kaynaklanndan rahatlýkla göreblliriz. Dolayýsýyla bu isyanlarý sýrf Alevi halkýn çýkardýðýný varsayarak bir çeþit mezhep isyanlarý olduðu þeklinde bir algýlama, tamamýyla tarih dýþý bir algýlamadýr. Merhum Mustafa Akdað'ýn çalýþmalarý bu hususu yeterince kanýtlamaktadýr.

Sonuç olarak, Alevilik, Bektaþilik araþtýrmalarý bizim için sýrf bir bilimsel ve kültürel merak konusu olmaktan çok öteye, bugünün ve geleceðin Türkiyesi için, Türkiye'de yaþayanlar için, son derece hayati bir önem arz etmektedir. Bu sebeple bu araþtýrmalarýn ideolojik, siyasi ve mezhebi propagandalarýn etisinden arýndýrýlarak yürütülmesi þarttýr. Mutlaka ve mutlaka bilimsel yöntemlerle ve çok iyi bir hazýrlýkla yola çýkýlmasý olmazsa olmaz bir baþka þarttýr. Ayrýca, Türkiye içinden ve dýþýndan þu veya bu görünümde vuku bulan her türlü siyasi ve bilimsel kýlýklý manipülasyonlara karþý çok dikkatli ve bilgili olmanýn vazgeçilmez olduðuna da inanmak gerekir.

Not: http://lidya.hacettepe.edu.tr/~b0152631/turkiye.htm web sitesinden alýnmýþtýr.