CemCan
23-09-2006, 05:26 AM
http://resimupload.yeninesiliz.biz/images/530alevi.jpg
Dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmış Türk vatandaşları arasında, Alevilerin sayısı kesin olarak bilinmese de azımsanmayacak oranlarda olduğu da su götürmez. Örneğin, Avrupa ülkelerine dağılmış yaklaşık 4 milyon yurttaşımızın bir buçuk milyon kadarı Almanya'da yaşıyor ve bunların da yarıya yakınının Alevi olduğu sanılıyor. Biz de bu dizi çerçevesinde Almanya'yı temel alacağız. Bu durumda bir Diyaspora Aleviliği'nden söz edilebilir mi? Uzatmadan söylemek gerekirse, evet. Ancak, Almanya'daki genç kuşak Alevilerin başı çektiği bu oluşum, ilginç bir gelişme seyriyle, anavatandaki Alevilerle birlikte ve onlara rağmen, kendi tarihini de kuruyor.
Yaklaşık kırk yıl önce başlayan göçle Almanya'ya giden Türkler, 'gurbetçi' ortak paydasına sığınmıştı. Bulundukları ülkelerde, farklı din ve inançların engellenmek bir yana, kendini ifade etmenin anayasal bir hak olduğunu keşfetmekte gecikmediler. Ezici çoğunluğu kır kökenli olan; dolayısıyla dindar, muhafazakar ve içe dönük bir hayat sürdüren gurbetçilerin alt kimliklerini öne çıkarmaya başlaması, yine de 1980'lerin ortalarına kadar gerçekleşmedi. İçinde Alevi sözü geçmeyen Türk kültür ve dayanışma merkezlerinde Alevilik, folklorik bir unsur olarak yaşatıldı. Benzer örgütlenmeler Türkiye'de de gözlenmeye başladı.
Bir adım önde
Cepheleşme çağına ve Avrupa'nın bölünmüşlüğüne son vermek üzere toplanan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı'nın (AGİK) 1985'te başlayan çalışmaları, Avrupa'da olağanüstü bir durum değişikliği yarattı. 1990'da imzalanan ve Türkiye'nin de taraf olduğu Paris Şartı, Aleviliğin o güne kadar içinde kaldığı kozadan çıkması için en önemli kapıyı aralıyordu. Paris Şartı'nın konumuzu ilgilendiren kısmı şöyle: 'Bir ulus, içindeki azınlıkların soy, kültür, dil ve din yönünden sahip oldukları kimliğin korunacağını ve azınlıklara mensup kişilerin hiçbir ayrım yapılmaksızın kanun önünde tam bir eşitlik içinde işbu kimliği serbestçe ifade etmek, korumak ve geliştirmek hakkına sahip'tir.
CEM Vakfı Başkanı Prof. İzzettin Doğan, 'Bu tarihten sonra yavaş yavaş Aleviler de kendilerini ifade etmeye ve Aleviliğin de yasaların himayesine alınması için gereken çalışmalara başladılar. Bu amaçla da en önce CEM Vakfı kuruldu' diyor. Türkiye'de çalışmaya başlayan ilk Alevi kuruluşun başkanı olarak Prof. Doğan, yasadan yoksun hukukun fazla bir anlam ifade etmediğini vurguluyor.
Oysa Avrupa'daki Alevilerin Türkiye ile karşılaştırıldığında bir adım önde olduğu bile söylenebilir. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Turgut Öker, Almanya'dan hareketle 'Mevcut anayasa ve yasaların herkese tanıdığı haklardan yararlanıyoruz. İnanç özgürlüğünden sonuna kadar faydalanıyoruz. Türkiye'de de gasp edilmiş haklarımızı istiyoruz. Cem evleri inanç merkezi olsun diyoruz. Olmaması, bizim inanç değerlerimizin gaspı anlamına gelir. Zorunlu din dersi kalksın diyoruz. Bu zaten bir asimilasyon, bir misyonerlik faaliyeti. Alevi köylerine cami yapılması, keza yine öyle.'
Almanya'da çok sayıda Alevi-Bektaşi derneğini bünyesinde barındıran Alevi Birlikleri Federasyonu (ABF), Avrupa'nın 9 ülkesinde 200'e yakın fazla derneğin katılımıyla oluşturulan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu'nun (AABK) bel kemiğini oluşturuyor. Türkiye'de başkanlığını Ali Doğan'ın yürüttüğü Alevi Bektaşi Federasyonu ile birlikte AABK'nın üye örgüt sayısı 250'yi geçiyor.
Berlin'deki okullarda verilen Alevi-İslam dersinin gelecek öğrenim yılında diğer eyaletlere de yaygınlaştırılacağını duyuran Turgut Öker 'Avrupa'da elde ettiğimiz bu saydığım kazanımlar, doğal olarak Türkiye'yi etkiledi. Zaten Türkiye Alevi örgütlenmesi de Avrupa dayanışmalı olarak gelişmiştir. Avrupa'daki Alevi kültür merkezlerinin kurulması sonucu Türkiye'de belli gelişmeler sağlanmıştır' diyor. Avrupa Parlamentosu'nda Yeşiller ve sosyal demokratlar üzerinde de etkili olduklarını savunan Öker, 17 Aralık 2004'te yayınlanan ve Alevileri 'azınlık' sayan AB İlerleme Raporu'ndaki Alevilikle ilgili maddelerin tümüyle kendi çalışmaları sonucu olduğunu söylüyor: 'Avrupa Parlamentosu'nda özellikle Yeşiller, sosyal demokratlar ve solun, sosyalistlerin içinde yer aldığı grupları, kendi sorunlarımız hakkında bilgilendirmek için epeyce çalıştık. Bunu doğru da buluyoruz. Türkiye'de tartışıldığı gibi, Avrupa bir bütün değil. İnsancıl, demokrat, çağdaş, ırk ayrımı yapmayan, Avrupa'nın her alanda elinde bulundurduğu hakimiyeti başka ülkelere koz olarak aktarmayı düşünmeyen insanlar buralarda da var.'
Alevilerin bütünü dikkate alındığında AABK, Aleviliğin dinsel yönünden çok kültürel boyutunu temel alanların kümelendiği bir kuruluş olarak öne çıkıyor. Aleviliği din dışı, İslam dışı gören - gösteren anlayışlara karşı tavır almadığı için de ağır eleştirilere uğruyor. Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı Başkanı Mehmet Çamur, 'Hz. Ali, Aleviliğin sembolüdür. Aleviliğin yedi ulu ozanı, 'Hak-Muhammed-Ali' sözü için kellelerini vermiş, derilerini yüzdürmüşlerdir. Alevilik İslam dışı veya din dışıdır gibi tezleri öne sürenler Aleviliği de parçalamak istiyorlar' diyor. AB'nin tutumunu ise bir cümlede özetliyor: 'Alt kimlikleri öne çıkartma, ulus devleti parçalama, Türkiye'yi Balkanlaştırma girişimi.'
Azınlık mı?
Aleviliği bu yeniden tanımlama çalışmalarının, hem içeriden hem dışarıdan sürdüğünü vurgulayan Sünni araştırmacı - yazar Müfit Yüksel, 'Avrupa'da çok ciddi enstitüler var. Alevilik üzerine yıllardır çalışan birisi olarak, dışarıdaki bu enstitülerden bazılarına ben de muhatap oldum' diyor. 'Aleviliği bir azınlık olarak tescil ettirip din dışı bir platforma çekmeye çalışan ve gerçekten ciddi gayret sarf eden, kısmen Alman ve Fransız kökenli, kuruluşlar var.'
'Azınlık' kavramının barındırdığı potansiyel tehlikeyi 'AB azınlık olarak tescil ederse, Alevilik ister istemez İslam dışı olur. Çünkü Türkiye'de ve bütün İslam dünyasında azınlık (ekalliyet) denildiği an, gayrimüslimler anlaşılır. Asırlardır gayrimüslim azınlık kavramına alışmış bu toplum, böyle bir şeyi kaldıramaz; kırılmalara neden olur. Dahası cem evlerinin bu azınlık statüsünde başka bir dinin tapınağı gibi algılanması da çatışmalara neden olur. Bu çatışmalar Pakistan'daki Şii-Sünni çatışması gibi, kanlı da olur' diyerek vurgulayan Müfit Yüksel, sözlerini şöyle noktalıyor: 'Diyaspora Aleviliği Türkiye'deki Alevi örgütlenmesini şimdikinden daha ciddi bir şekilde etkilerse, dediğim tehlikeler başgösterir.'
Söz savunmanın
Türkiye'deki Alevi Bektaşi Federasyonu'nun da üye olduğu Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Turgut Öker, Alevilik anlayışını şöyle açıklıyor:
Alevilik, inanç boyutunda bir histir. Kişi kendisini Alevi ve İslam içinde hissediyorsa, öyledir. Öte yandan ben Aleviyim ve Aleviliği İslam içinde görmüyorum derse de bu onun hakkıdır. Alevilik'te genel yaklaşım, inancı tekleştirmek gibi bir kural yok. Aleviliğin temel kurallarına bağlı kalmak koşuluyla herhangi bir sorun yok bence. Yapılan tartışmaları izliyorum, 'cem evi bizim inanç merkezimiz değildir' diyeni hiç duymadım. Semaha karşı çıkanı, nefes ve deyişlere, doğa sevgisine, insan sevgisine karşı çıkanı, bunlar bizim değerlerimiz değildir diyeni duymadım. Sadece konunun bir yere oturtulmasında iki eğilim var. O anlamda ben iki eğilimi de Alevilik içinde görüyorum.
Türkiye'de tuhaf bir tartışma var. Güya burada, cami ve cem evi vergisi varmış. Almanya'da kilise vergisi dışında başka bir vergi yok. İddiayı Türkiye'den adını vermek istemediğim biri ortaya attı. Yalanladım ama basın itibar etmedi. Burada Sünni kuruluşlar da, diğer inanç kuruluşları da, Alman devletinden herhangi bir para almaz. Bu iftiranın başka bir boyutu daha var. Avrupa Alevileri, sözü edilen paradan dolayı bu konuya el atmış. Alevilik İslam dışı denir ve Alevilik Hıristiyanlığa yaklaştırılırsa, kilise vergisi adına toplanan 5 milyar avrodan pay alınırmış. Bunlar çok iğrenç. 15 yıldır, Alman devletinden veya herhangi bir devletten 1 cent bile almışlığımız olmamıştır.
Almanya'da 103 tane Alevi kültür merkezi var. Bunların elliye yakınının mülkiyeti kendilerinin. Son yıllarda sıfırdan da cem evi inşa ediliyor. Eskiden ağırlıklı olarak bir yer satın alınıp cem evine dönüştürülüyordu. Şimdi sıfırdan, arsa alınıp üzerine cem evi yapılıyor. Son 10 yılın ağırlığı, Avrupa'daki Alevileri bir çatı altında toplamaya verilmişti. Son iki yıllık çalışmalarımızın ana hedefi daha çok, Alevilerin Türkiye'deki hukuksal konumunun AB-Türkiye ilerleme raporu kapsamına alınmasına yönelikti.
Konuya Avrupa'nın hukuk normu içinde bakılırsa, bir ülkede, sonradan o ülkeye gelmiş olanlar veya yönetimde yer alsa da o ülkenin vatandaşı olanlar - mesela Almanya'da kadınlar - bazen azınlık olarak nitelenir. Bu sayısal değil hukuki bir değerlendirmedir. Avrupa'da Türkler azınlıktır ve Türkiye Cumhuriyeti 40 yıldır Avrupa'da yaşayan kendi insanlarına azınlık statüsü verilsin diye mücadele etmektedir. O nedenle Avrupa'da azınlık statüsünde azınlık görünmek, o ülkenin bayrağıyla, toprağıyla ilgili değil, tamamıyla hukukun korunmasına yöneliktir. Türkiye bunu Yunanistan'daki, Bulgaristan'daki Türkler için de savunur. Ama bu son tartışma çok anlamsızdı. Azınlık kavramının Türkiye'deki kabul ediliş biçimiyle Avrupa'daki kabul edilişi farklı. Bu anlamda bizim Almanya'da Alevi azınlığı olarak tanınmamız bizi rahatsız eden bir durum değil.
Biz pratikte gasp edilmiş haklarımızın verilmesini istiyoruz. Türkiye'de olaya bu gözle bakılmıyor. Dolayısıyla, bu azınlık lafını da kasıtlı olarak, diğer konuları tartıştırmamak için gündeme getirdiler. Raporda son derece net ifadeler vardı oysa; cem evlerinin ibadet merkezi olarak kabul edilmediğinden, Türkiye'de Alevilerin anayasal haklarının tanınmadığından, zorunlu din derslerinden bahsediliyordu. Sonuçta biz Türkiye'deki arkadaşların hassasiyetini dikkate aldık ve bu ifadeyi kaldırın diye Avrupa Parlamentosu'na başvurduk.
Haşim AKMAN
Dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmış Türk vatandaşları arasında, Alevilerin sayısı kesin olarak bilinmese de azımsanmayacak oranlarda olduğu da su götürmez. Örneğin, Avrupa ülkelerine dağılmış yaklaşık 4 milyon yurttaşımızın bir buçuk milyon kadarı Almanya'da yaşıyor ve bunların da yarıya yakınının Alevi olduğu sanılıyor. Biz de bu dizi çerçevesinde Almanya'yı temel alacağız. Bu durumda bir Diyaspora Aleviliği'nden söz edilebilir mi? Uzatmadan söylemek gerekirse, evet. Ancak, Almanya'daki genç kuşak Alevilerin başı çektiği bu oluşum, ilginç bir gelişme seyriyle, anavatandaki Alevilerle birlikte ve onlara rağmen, kendi tarihini de kuruyor.
Yaklaşık kırk yıl önce başlayan göçle Almanya'ya giden Türkler, 'gurbetçi' ortak paydasına sığınmıştı. Bulundukları ülkelerde, farklı din ve inançların engellenmek bir yana, kendini ifade etmenin anayasal bir hak olduğunu keşfetmekte gecikmediler. Ezici çoğunluğu kır kökenli olan; dolayısıyla dindar, muhafazakar ve içe dönük bir hayat sürdüren gurbetçilerin alt kimliklerini öne çıkarmaya başlaması, yine de 1980'lerin ortalarına kadar gerçekleşmedi. İçinde Alevi sözü geçmeyen Türk kültür ve dayanışma merkezlerinde Alevilik, folklorik bir unsur olarak yaşatıldı. Benzer örgütlenmeler Türkiye'de de gözlenmeye başladı.
Bir adım önde
Cepheleşme çağına ve Avrupa'nın bölünmüşlüğüne son vermek üzere toplanan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı'nın (AGİK) 1985'te başlayan çalışmaları, Avrupa'da olağanüstü bir durum değişikliği yarattı. 1990'da imzalanan ve Türkiye'nin de taraf olduğu Paris Şartı, Aleviliğin o güne kadar içinde kaldığı kozadan çıkması için en önemli kapıyı aralıyordu. Paris Şartı'nın konumuzu ilgilendiren kısmı şöyle: 'Bir ulus, içindeki azınlıkların soy, kültür, dil ve din yönünden sahip oldukları kimliğin korunacağını ve azınlıklara mensup kişilerin hiçbir ayrım yapılmaksızın kanun önünde tam bir eşitlik içinde işbu kimliği serbestçe ifade etmek, korumak ve geliştirmek hakkına sahip'tir.
CEM Vakfı Başkanı Prof. İzzettin Doğan, 'Bu tarihten sonra yavaş yavaş Aleviler de kendilerini ifade etmeye ve Aleviliğin de yasaların himayesine alınması için gereken çalışmalara başladılar. Bu amaçla da en önce CEM Vakfı kuruldu' diyor. Türkiye'de çalışmaya başlayan ilk Alevi kuruluşun başkanı olarak Prof. Doğan, yasadan yoksun hukukun fazla bir anlam ifade etmediğini vurguluyor.
Oysa Avrupa'daki Alevilerin Türkiye ile karşılaştırıldığında bir adım önde olduğu bile söylenebilir. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Turgut Öker, Almanya'dan hareketle 'Mevcut anayasa ve yasaların herkese tanıdığı haklardan yararlanıyoruz. İnanç özgürlüğünden sonuna kadar faydalanıyoruz. Türkiye'de de gasp edilmiş haklarımızı istiyoruz. Cem evleri inanç merkezi olsun diyoruz. Olmaması, bizim inanç değerlerimizin gaspı anlamına gelir. Zorunlu din dersi kalksın diyoruz. Bu zaten bir asimilasyon, bir misyonerlik faaliyeti. Alevi köylerine cami yapılması, keza yine öyle.'
Almanya'da çok sayıda Alevi-Bektaşi derneğini bünyesinde barındıran Alevi Birlikleri Federasyonu (ABF), Avrupa'nın 9 ülkesinde 200'e yakın fazla derneğin katılımıyla oluşturulan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu'nun (AABK) bel kemiğini oluşturuyor. Türkiye'de başkanlığını Ali Doğan'ın yürüttüğü Alevi Bektaşi Federasyonu ile birlikte AABK'nın üye örgüt sayısı 250'yi geçiyor.
Berlin'deki okullarda verilen Alevi-İslam dersinin gelecek öğrenim yılında diğer eyaletlere de yaygınlaştırılacağını duyuran Turgut Öker 'Avrupa'da elde ettiğimiz bu saydığım kazanımlar, doğal olarak Türkiye'yi etkiledi. Zaten Türkiye Alevi örgütlenmesi de Avrupa dayanışmalı olarak gelişmiştir. Avrupa'daki Alevi kültür merkezlerinin kurulması sonucu Türkiye'de belli gelişmeler sağlanmıştır' diyor. Avrupa Parlamentosu'nda Yeşiller ve sosyal demokratlar üzerinde de etkili olduklarını savunan Öker, 17 Aralık 2004'te yayınlanan ve Alevileri 'azınlık' sayan AB İlerleme Raporu'ndaki Alevilikle ilgili maddelerin tümüyle kendi çalışmaları sonucu olduğunu söylüyor: 'Avrupa Parlamentosu'nda özellikle Yeşiller, sosyal demokratlar ve solun, sosyalistlerin içinde yer aldığı grupları, kendi sorunlarımız hakkında bilgilendirmek için epeyce çalıştık. Bunu doğru da buluyoruz. Türkiye'de tartışıldığı gibi, Avrupa bir bütün değil. İnsancıl, demokrat, çağdaş, ırk ayrımı yapmayan, Avrupa'nın her alanda elinde bulundurduğu hakimiyeti başka ülkelere koz olarak aktarmayı düşünmeyen insanlar buralarda da var.'
Alevilerin bütünü dikkate alındığında AABK, Aleviliğin dinsel yönünden çok kültürel boyutunu temel alanların kümelendiği bir kuruluş olarak öne çıkıyor. Aleviliği din dışı, İslam dışı gören - gösteren anlayışlara karşı tavır almadığı için de ağır eleştirilere uğruyor. Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı Başkanı Mehmet Çamur, 'Hz. Ali, Aleviliğin sembolüdür. Aleviliğin yedi ulu ozanı, 'Hak-Muhammed-Ali' sözü için kellelerini vermiş, derilerini yüzdürmüşlerdir. Alevilik İslam dışı veya din dışıdır gibi tezleri öne sürenler Aleviliği de parçalamak istiyorlar' diyor. AB'nin tutumunu ise bir cümlede özetliyor: 'Alt kimlikleri öne çıkartma, ulus devleti parçalama, Türkiye'yi Balkanlaştırma girişimi.'
Azınlık mı?
Aleviliği bu yeniden tanımlama çalışmalarının, hem içeriden hem dışarıdan sürdüğünü vurgulayan Sünni araştırmacı - yazar Müfit Yüksel, 'Avrupa'da çok ciddi enstitüler var. Alevilik üzerine yıllardır çalışan birisi olarak, dışarıdaki bu enstitülerden bazılarına ben de muhatap oldum' diyor. 'Aleviliği bir azınlık olarak tescil ettirip din dışı bir platforma çekmeye çalışan ve gerçekten ciddi gayret sarf eden, kısmen Alman ve Fransız kökenli, kuruluşlar var.'
'Azınlık' kavramının barındırdığı potansiyel tehlikeyi 'AB azınlık olarak tescil ederse, Alevilik ister istemez İslam dışı olur. Çünkü Türkiye'de ve bütün İslam dünyasında azınlık (ekalliyet) denildiği an, gayrimüslimler anlaşılır. Asırlardır gayrimüslim azınlık kavramına alışmış bu toplum, böyle bir şeyi kaldıramaz; kırılmalara neden olur. Dahası cem evlerinin bu azınlık statüsünde başka bir dinin tapınağı gibi algılanması da çatışmalara neden olur. Bu çatışmalar Pakistan'daki Şii-Sünni çatışması gibi, kanlı da olur' diyerek vurgulayan Müfit Yüksel, sözlerini şöyle noktalıyor: 'Diyaspora Aleviliği Türkiye'deki Alevi örgütlenmesini şimdikinden daha ciddi bir şekilde etkilerse, dediğim tehlikeler başgösterir.'
Söz savunmanın
Türkiye'deki Alevi Bektaşi Federasyonu'nun da üye olduğu Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Turgut Öker, Alevilik anlayışını şöyle açıklıyor:
Alevilik, inanç boyutunda bir histir. Kişi kendisini Alevi ve İslam içinde hissediyorsa, öyledir. Öte yandan ben Aleviyim ve Aleviliği İslam içinde görmüyorum derse de bu onun hakkıdır. Alevilik'te genel yaklaşım, inancı tekleştirmek gibi bir kural yok. Aleviliğin temel kurallarına bağlı kalmak koşuluyla herhangi bir sorun yok bence. Yapılan tartışmaları izliyorum, 'cem evi bizim inanç merkezimiz değildir' diyeni hiç duymadım. Semaha karşı çıkanı, nefes ve deyişlere, doğa sevgisine, insan sevgisine karşı çıkanı, bunlar bizim değerlerimiz değildir diyeni duymadım. Sadece konunun bir yere oturtulmasında iki eğilim var. O anlamda ben iki eğilimi de Alevilik içinde görüyorum.
Türkiye'de tuhaf bir tartışma var. Güya burada, cami ve cem evi vergisi varmış. Almanya'da kilise vergisi dışında başka bir vergi yok. İddiayı Türkiye'den adını vermek istemediğim biri ortaya attı. Yalanladım ama basın itibar etmedi. Burada Sünni kuruluşlar da, diğer inanç kuruluşları da, Alman devletinden herhangi bir para almaz. Bu iftiranın başka bir boyutu daha var. Avrupa Alevileri, sözü edilen paradan dolayı bu konuya el atmış. Alevilik İslam dışı denir ve Alevilik Hıristiyanlığa yaklaştırılırsa, kilise vergisi adına toplanan 5 milyar avrodan pay alınırmış. Bunlar çok iğrenç. 15 yıldır, Alman devletinden veya herhangi bir devletten 1 cent bile almışlığımız olmamıştır.
Almanya'da 103 tane Alevi kültür merkezi var. Bunların elliye yakınının mülkiyeti kendilerinin. Son yıllarda sıfırdan da cem evi inşa ediliyor. Eskiden ağırlıklı olarak bir yer satın alınıp cem evine dönüştürülüyordu. Şimdi sıfırdan, arsa alınıp üzerine cem evi yapılıyor. Son 10 yılın ağırlığı, Avrupa'daki Alevileri bir çatı altında toplamaya verilmişti. Son iki yıllık çalışmalarımızın ana hedefi daha çok, Alevilerin Türkiye'deki hukuksal konumunun AB-Türkiye ilerleme raporu kapsamına alınmasına yönelikti.
Konuya Avrupa'nın hukuk normu içinde bakılırsa, bir ülkede, sonradan o ülkeye gelmiş olanlar veya yönetimde yer alsa da o ülkenin vatandaşı olanlar - mesela Almanya'da kadınlar - bazen azınlık olarak nitelenir. Bu sayısal değil hukuki bir değerlendirmedir. Avrupa'da Türkler azınlıktır ve Türkiye Cumhuriyeti 40 yıldır Avrupa'da yaşayan kendi insanlarına azınlık statüsü verilsin diye mücadele etmektedir. O nedenle Avrupa'da azınlık statüsünde azınlık görünmek, o ülkenin bayrağıyla, toprağıyla ilgili değil, tamamıyla hukukun korunmasına yöneliktir. Türkiye bunu Yunanistan'daki, Bulgaristan'daki Türkler için de savunur. Ama bu son tartışma çok anlamsızdı. Azınlık kavramının Türkiye'deki kabul ediliş biçimiyle Avrupa'daki kabul edilişi farklı. Bu anlamda bizim Almanya'da Alevi azınlığı olarak tanınmamız bizi rahatsız eden bir durum değil.
Biz pratikte gasp edilmiş haklarımızın verilmesini istiyoruz. Türkiye'de olaya bu gözle bakılmıyor. Dolayısıyla, bu azınlık lafını da kasıtlı olarak, diğer konuları tartıştırmamak için gündeme getirdiler. Raporda son derece net ifadeler vardı oysa; cem evlerinin ibadet merkezi olarak kabul edilmediğinden, Türkiye'de Alevilerin anayasal haklarının tanınmadığından, zorunlu din derslerinden bahsediliyordu. Sonuçta biz Türkiye'deki arkadaşların hassasiyetini dikkate aldık ve bu ifadeyi kaldırın diye Avrupa Parlamentosu'na başvurduk.
Haşim AKMAN