Rojaazme
11-09-2006, 09:58 AM
--------------------------------------------------------------------------------
Cumhuriyetin isim babası Alevilerdir.
Aleviler, Cumhuriyetin isim babası olduğunu daha Kurtuluş Savaşı başlamadan, M. Kemal Paşanın Hacıbektaş evlatlarından ve Hacıbektaş Dergahında Postta oturan Cemalettin Çelebi ile yaptığı görüşmesinde ve bu görüşmede bize aktarılan konuşmalarında anlıyoruz. Hatta M. Kemal Paşa ile Cemalettin Çelebi arasında “ Pir evi Protokolu” diye bir antlaşma yapıldığı söylenmektedir. Bu antlaşmanın ilk maddesinin Devlet yönetiminin Cumhuriyet olacağıdır
Yukarıda’ Pir evi Protokuna’ benzer bir antlaşma da Dersim ileri gelenleri ile yapıldığını, Dersim Hareketinin önder kadrosu içinde yer alan Nuri Dersimi’den öğreniyoruz Nuri Dersimi, Dersim adlı yapıtında , 1938 Dersim hareki önderi Seyit Rıza, Mustafa Kemal Paşa tarafından kendisine gönderilen heyete:
“ Mustafa Kemal Paşa bizimle antlaşma yapmıştı. Yeni devletin kurulmasından sonra, biz kendi örf adetlerimize göre özgürce yaşayacaktık. Görevlilerimizi kendimiz belirleyecektik. Yani biz Aleviyiz ve Alevice yaşamak istiyoruz.” dediğini yazmaktadır.
Aleviler, ümmetçilikten kurtulup, halkın egemenliğinin esas alındığı bir devlet yönetimini istiyorlardı. Bu istem ve görüşlerini ve hatta yönetim şeklini, yanı adını da Cumhuriyet olarak belirterek kurtuluş mücadelesi başlamadan önder kadroya söylüyor ve bu yönlü güvence alıyorlar.
Cumhuriyet: Ulusun, egemenliği doğrudan doğruya ya da belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı devlet biçim
Bunun içindir ki, Osmanlının ümmetçi ve yönetiminden kurtulmayı hedefleyen Aleviler, Kurtuluş Savaşı’na tam destek vermiş, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının yanında yer almışlardır. Kurtuluş savaşı süresince Mustafa Kemal Paşaya hiç desteklerini esirgemeyen Anadolu Alevileri, cumhuriyetin ilanından, tüm devrim yasalarına kadar Mustafa Kemal Paşanın yanında olmuş ve bu çağdaş değişimin öncülüğünü yapmışlar.
İlk Mecliste çoğunluğu elinde bulunduran Alevi Millet Vekillerinin destekleri ile Cumhuriyet 128 ret oyuna karşılık 158 kabul oyunda yine Alevi Millet Vekillerinin büyük gayretlerini görmekteyiz. Bu destek ve gayret Devrim Yasalarının bir biri ardına çıkarılmasında da görmekteyiz.
Atatürk, koşulları ve olanakları özenle değerlendirip gözeterek , zamanlamayı beceriyle yaparak ilkelerini gerçekleştirmiş, amaçlarına ulaşmıştır. Böylece Cemalettin Çelebi diğer Alevi ileri gelenlerine ve Osmanlı yönetiminden rahatsız olan çağdaş düşünen insanlara Devlet Yönetiminin Cumhuriyet olacağı yönlü verdiği sözünü de böylece yerine getirmiştir
Aleviler, Türkiye Cumhuriyeti’nin 29 Ekim 1923 tarihinde kurulması ile birlikte, Osmanlı dönemindeki konumlarından çok çok daha iyi konuma gelmiş ve laik yapı içerisinde hiç değilse yasalar önünde, diğer vatandaşlar gibi birinci sınıf vatandaş olmuşlardır. Bu aşamada Aleviler,Türkiye Cumhuriyeti baz alındığında bütünün olmazsa olmaz bir parçası, organı, daha doğrusu kendisi olmuşlardır. Alevilerin bu konumu ( 1938 Dersim soy kırımı hariç) 1950’lere kadar sürmüştür.
Saltanatın ve Hilafetin kaldırılması, Cumhuriyet’in ilanı, Şeriye ve Evkaf Vekaletinin kaldırılması, Tevhidi Tedrisat Yasası’nın kabulü ve diğer düzenlemeler, çağdaş atılımlar olarak gerçekleştirilmiş, hukuk devleti aşamasına geçilmiştir. Bunun sonucu olarak 10.4.1928 tarihli 1222 sayılı yasa ile anayasanın 2.ci maddesi değiştirilerek dinle ilgili bölümü çıkarılmıştır. Daha sonra da 5.12.1937 tarihli ve 3115 sayılı Yasa ile Anayasanın 2. Maddesi “ Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkilapçı. şeklinde değiştirilmiştir.
Cumhuriyet, Laik Yönetim, Laik Hukuk ve Laik Eğitim üzerine kurulmuştur. Medeni yasamız hukuk devriminin anıtıdır. Çünkü dinsel hukuktan , çağdaş hukuka geçiş ancak ve ancak Laiklik ile gerçekleşebilir. Bu nedenle Laikliğe; çağdaşlaşma da denilebilir. Cumhuriyet hukuksallığı, laikliğin benimsenmesiyle tamamlanıp, gerçeklik kazanmıştır.
Laiklik; Anayasal ilke olarak devletin değişmez temelidir. Bu nedenle de , tüm devlet yapısı bu ilkeye uygun biçimde oluşturulacak, kurulacak, düzenlenecektir. Bu ülke ile dinsel gerekler gözetilmeyecektir. Burada us ve bilinç egemen olacaktır. Yani dinin etkisi geçmeyecektir.
Laiklik, uygar dünya ile birleşmemizi getirmiş; ulusumuzun diğer uluslar arasında onurlu yerini almasını sağlamıştır. Genel ve toplu bir yenileşmenin itici gücü olmuştur. Eğitimden başlayarak her alanda özgür düşüncenin etkinliğini kurmuş, özgür insanı yaratmıştır.
Laiklik, ülkeyi karanlıkta bırakan, ulusu yokluklar içinde tutan, bilime, usa, sanata, uygarlığa karşı duruştur.
Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, İnsan Hakları Laiklik Demokrasi Yolunda, s 37 de; “... Üzülerek belirtelim ki, laiklik kavram olarak bile iyi anlaşılmamıştır. Değişik tanımlar yapılmıştır. Gerçek şudur ki, yandaş ve karşıt olanlar bilinçsiz biçimde anlatmaya çalışmışlar, usla ilgisini bırakıp vicdanla ilgili göstermişlerdir. Kimi din düşmanlığı, kimi devlet din ayırımı kimi dinde yenilik, kimi hoşgörü, kimi bağnazlık, kimi dinsizlik olarak ele almıştır. Belki hepsine değinen yanları vardır. Ama tümüyle hiçbirisi değildir. Laiklik, Devlet yaşamının dinsel gereklere göre değil usa, hukuka göre düzenlenmesi ilkesidir. Uygarlıktır, çağdaşlıktır, insanlıktır.”
İşte bu noktada Alevilerin neden cumhuriyete ve özellikle de Cumhuriyet’in önemli kazanımlarından olan Laik devlet düzenine sahip çıktıkları ve bu ilkenin demokrasinin olmazsa olmaz ön koşulu olarak görmelerinin altında yatan gerçek, bu ilke ile kendilerini özgürce ifade etme imkanını kavramalarından kaynaklanmaktadır.
Aleviler haklı olarak demokratik, laik ve çağdaş hukuk devletini savuna gelmişlerdir. Çünkü Osmanlı döneminde din adına verilen ve inançlarından dolayı zulmeden, iftiralara uğratılan, katliamlara maruz bıraktırılan Aleviler, padişah fermanlarından, Ebusuut gibi zalimlarin fetfalarından bıkmış usanmışlar. Şeriat yönetiminin ne olduğunu çok iyi biliyorlardı. Kendilerini ancak ve ancak demokratik, Laik ve çağdaş hukuk devleti içinde ifade edebileceklerinin bilincindeydiler
Cumhuriyetin isim babası Alevilerdir.
Aleviler, Cumhuriyetin isim babası olduğunu daha Kurtuluş Savaşı başlamadan, M. Kemal Paşanın Hacıbektaş evlatlarından ve Hacıbektaş Dergahında Postta oturan Cemalettin Çelebi ile yaptığı görüşmesinde ve bu görüşmede bize aktarılan konuşmalarında anlıyoruz. Hatta M. Kemal Paşa ile Cemalettin Çelebi arasında “ Pir evi Protokolu” diye bir antlaşma yapıldığı söylenmektedir. Bu antlaşmanın ilk maddesinin Devlet yönetiminin Cumhuriyet olacağıdır
Yukarıda’ Pir evi Protokuna’ benzer bir antlaşma da Dersim ileri gelenleri ile yapıldığını, Dersim Hareketinin önder kadrosu içinde yer alan Nuri Dersimi’den öğreniyoruz Nuri Dersimi, Dersim adlı yapıtında , 1938 Dersim hareki önderi Seyit Rıza, Mustafa Kemal Paşa tarafından kendisine gönderilen heyete:
“ Mustafa Kemal Paşa bizimle antlaşma yapmıştı. Yeni devletin kurulmasından sonra, biz kendi örf adetlerimize göre özgürce yaşayacaktık. Görevlilerimizi kendimiz belirleyecektik. Yani biz Aleviyiz ve Alevice yaşamak istiyoruz.” dediğini yazmaktadır.
Aleviler, ümmetçilikten kurtulup, halkın egemenliğinin esas alındığı bir devlet yönetimini istiyorlardı. Bu istem ve görüşlerini ve hatta yönetim şeklini, yanı adını da Cumhuriyet olarak belirterek kurtuluş mücadelesi başlamadan önder kadroya söylüyor ve bu yönlü güvence alıyorlar.
Cumhuriyet: Ulusun, egemenliği doğrudan doğruya ya da belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı devlet biçim
Bunun içindir ki, Osmanlının ümmetçi ve yönetiminden kurtulmayı hedefleyen Aleviler, Kurtuluş Savaşı’na tam destek vermiş, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının yanında yer almışlardır. Kurtuluş savaşı süresince Mustafa Kemal Paşaya hiç desteklerini esirgemeyen Anadolu Alevileri, cumhuriyetin ilanından, tüm devrim yasalarına kadar Mustafa Kemal Paşanın yanında olmuş ve bu çağdaş değişimin öncülüğünü yapmışlar.
İlk Mecliste çoğunluğu elinde bulunduran Alevi Millet Vekillerinin destekleri ile Cumhuriyet 128 ret oyuna karşılık 158 kabul oyunda yine Alevi Millet Vekillerinin büyük gayretlerini görmekteyiz. Bu destek ve gayret Devrim Yasalarının bir biri ardına çıkarılmasında da görmekteyiz.
Atatürk, koşulları ve olanakları özenle değerlendirip gözeterek , zamanlamayı beceriyle yaparak ilkelerini gerçekleştirmiş, amaçlarına ulaşmıştır. Böylece Cemalettin Çelebi diğer Alevi ileri gelenlerine ve Osmanlı yönetiminden rahatsız olan çağdaş düşünen insanlara Devlet Yönetiminin Cumhuriyet olacağı yönlü verdiği sözünü de böylece yerine getirmiştir
Aleviler, Türkiye Cumhuriyeti’nin 29 Ekim 1923 tarihinde kurulması ile birlikte, Osmanlı dönemindeki konumlarından çok çok daha iyi konuma gelmiş ve laik yapı içerisinde hiç değilse yasalar önünde, diğer vatandaşlar gibi birinci sınıf vatandaş olmuşlardır. Bu aşamada Aleviler,Türkiye Cumhuriyeti baz alındığında bütünün olmazsa olmaz bir parçası, organı, daha doğrusu kendisi olmuşlardır. Alevilerin bu konumu ( 1938 Dersim soy kırımı hariç) 1950’lere kadar sürmüştür.
Saltanatın ve Hilafetin kaldırılması, Cumhuriyet’in ilanı, Şeriye ve Evkaf Vekaletinin kaldırılması, Tevhidi Tedrisat Yasası’nın kabulü ve diğer düzenlemeler, çağdaş atılımlar olarak gerçekleştirilmiş, hukuk devleti aşamasına geçilmiştir. Bunun sonucu olarak 10.4.1928 tarihli 1222 sayılı yasa ile anayasanın 2.ci maddesi değiştirilerek dinle ilgili bölümü çıkarılmıştır. Daha sonra da 5.12.1937 tarihli ve 3115 sayılı Yasa ile Anayasanın 2. Maddesi “ Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkilapçı. şeklinde değiştirilmiştir.
Cumhuriyet, Laik Yönetim, Laik Hukuk ve Laik Eğitim üzerine kurulmuştur. Medeni yasamız hukuk devriminin anıtıdır. Çünkü dinsel hukuktan , çağdaş hukuka geçiş ancak ve ancak Laiklik ile gerçekleşebilir. Bu nedenle Laikliğe; çağdaşlaşma da denilebilir. Cumhuriyet hukuksallığı, laikliğin benimsenmesiyle tamamlanıp, gerçeklik kazanmıştır.
Laiklik; Anayasal ilke olarak devletin değişmez temelidir. Bu nedenle de , tüm devlet yapısı bu ilkeye uygun biçimde oluşturulacak, kurulacak, düzenlenecektir. Bu ülke ile dinsel gerekler gözetilmeyecektir. Burada us ve bilinç egemen olacaktır. Yani dinin etkisi geçmeyecektir.
Laiklik, uygar dünya ile birleşmemizi getirmiş; ulusumuzun diğer uluslar arasında onurlu yerini almasını sağlamıştır. Genel ve toplu bir yenileşmenin itici gücü olmuştur. Eğitimden başlayarak her alanda özgür düşüncenin etkinliğini kurmuş, özgür insanı yaratmıştır.
Laiklik, ülkeyi karanlıkta bırakan, ulusu yokluklar içinde tutan, bilime, usa, sanata, uygarlığa karşı duruştur.
Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, İnsan Hakları Laiklik Demokrasi Yolunda, s 37 de; “... Üzülerek belirtelim ki, laiklik kavram olarak bile iyi anlaşılmamıştır. Değişik tanımlar yapılmıştır. Gerçek şudur ki, yandaş ve karşıt olanlar bilinçsiz biçimde anlatmaya çalışmışlar, usla ilgisini bırakıp vicdanla ilgili göstermişlerdir. Kimi din düşmanlığı, kimi devlet din ayırımı kimi dinde yenilik, kimi hoşgörü, kimi bağnazlık, kimi dinsizlik olarak ele almıştır. Belki hepsine değinen yanları vardır. Ama tümüyle hiçbirisi değildir. Laiklik, Devlet yaşamının dinsel gereklere göre değil usa, hukuka göre düzenlenmesi ilkesidir. Uygarlıktır, çağdaşlıktır, insanlıktır.”
İşte bu noktada Alevilerin neden cumhuriyete ve özellikle de Cumhuriyet’in önemli kazanımlarından olan Laik devlet düzenine sahip çıktıkları ve bu ilkenin demokrasinin olmazsa olmaz ön koşulu olarak görmelerinin altında yatan gerçek, bu ilke ile kendilerini özgürce ifade etme imkanını kavramalarından kaynaklanmaktadır.
Aleviler haklı olarak demokratik, laik ve çağdaş hukuk devletini savuna gelmişlerdir. Çünkü Osmanlı döneminde din adına verilen ve inançlarından dolayı zulmeden, iftiralara uğratılan, katliamlara maruz bıraktırılan Aleviler, padişah fermanlarından, Ebusuut gibi zalimlarin fetfalarından bıkmış usanmışlar. Şeriat yönetiminin ne olduğunu çok iyi biliyorlardı. Kendilerini ancak ve ancak demokratik, Laik ve çağdaş hukuk devleti içinde ifade edebileceklerinin bilincindeydiler