PDA

: Emeviler Dönemi ve ebubekir..........


Rojaazme
11-09-2006, 09:57 AM
Emeviler Dönemi ve ebubekir..........

--------------------------------------------------------------------------------

İşte İslam tarihinde büyük ayrılık bu olay ile başlamıştır. Bu olaydan sora Hz. Ali tarafını tutanlara tarihçiler Ali yanlısı olduklarını ifade etmek için Alevi demişlerdir. İslam'dan önce Haşimiler ve Emeviler arasında varolan çelişkiler bu olgu ile sertleşerek devam etmiştir. Emeviler, Ebubekir'in Halifeliği ile hilafeti ele geçirmişlerdir. Ebubekir ile başlayan Emeviler dönemi Hz. Muhammet ve Ehlibeyt 'I (yani hane halkı) için olumsuz bir dönemin başlangıcı olmuş ve bu giderek İslamiyet'in rayından çıkarak, bozularak, ayrılıkları derinleştirerek devam etmiştir. Emevi hilafeti Hz. Muhammet'in vasiyetine, Ehlibeyt'ine olmadık kötülükler temelinde varlığına devam etmiştir. Ebubekir'in halifeliğini vasiyet yolu ile Ömer'in halifeliği izlemiştir. Ömer'in halifeliğini de Osman'ın halifeliği takip etmiştir.Sıra Ali'nin hilafetine gelince Muaviye, Ali'ye tarihte Hakem Olayı olarak bilinen hileli bir seçim ile hilafeti verdirtmemiştir. Böyle olunca Hz. Ali'nin halifeliği Muaviye tarafından gasp edilerek iki başlı bir yönetim oluşmuştur. Oluşan gruplaşmalar ve çıkan kargaşalar sonucu Hz. Ali Hariciler tarafından kalleşçe katledilmiştir. O'nu İslam tarihinde Muaviye'nin kalleş tuzakları sonucu Hz. Hasan'ın katledilmesi izlemiştir. Hz. Hasan'ın katledilmesi mücadeleyi Muaviye'nin oğlu Yezit ile Hz. Hüseyin arasındaki mücadeleye bırakmıştır. Hz. Hüseyin ve yaşlı, çocuk 72 kişilik Ehlibeyt soyu, İslam Tarihinde Kerbela Olayı olarak bilinen eşi emsali görülmedik insanlık dışı bir katliam ile Kerbela'nın kurbanları olmuşlardır. Böylece Hz. Muhammet'in torunları Hasan ve Hüseyin için dediği: "Onlar dünyada benim iki demet çiçeğimdir. Onları sevenler Cennetliktir, Onlara buğzedenlerse Cehennemliktir. Onları seven beni sever beni seven Allah'ı sever…" (9) dediği çiçekleri al kanlara bulanarak İslam ve insanlık düşmanları tarafından katledilmişlerdir. Peygamber soyuna karşı yapılan bu insanlık dışı kötü muameleye ve hunharca işlenen cinayetlere Emevi soyundan gelen ve Kerbela'nın katili Yezid'in Oğlu 2. Muaviye bile dayanamamıştır. Kerbela katliamının baş mimarı Yezid; yerine halife olarak oğlu 2. Muaviye Emevi halifeliğine 40 gün dayanabildi. O hilafetinin 40. gününde Ümeyye Camisinde verdiği hutbede; Peygamber'e salavat, Ali'nin faziletlerinden ve Kerbela Şehitlerine yapılan zulmü bir bir anlatıp zalimlere lanet okuduktan sonra konuşmasını şöyle sürdürdü: "Ey nas biliniz ki ben bu zulmün devamına tahammül edemem. Hilafet makamı Ali'ye ve evladına ait bir makamdır. Ben bu hakkı gasbetmekten Allah'a sığınırım ve kendimi bu makamdan geri alıyor mu" (10) Emeviler'in zulmü yaklaşık 90 yıl devam etti. Bu zulme direnen halk Ehlibeyt adına Eba Müslüm Horosani'nin açtığı sancak etrafında zulme karşı tek yumruk olmaya çalıştılar. İşte bu güç Emevi zulüm makinasını alt-üst etti. Ehlibeyt, hakkı olan iktidarı Eba Müslüm'ün bayrağı altında elde etti. Fakat bu durum da uzun sürmedi. Hz. Muhammet'in amca çocukları olan Abbas'ın soyundan elen Abbas-oğulları iktidarı Ehlibeyt adına almalarına rağmen kendilerine en büyük rakip olarak Ali ve Ehlibeyt soyunu görüp onlara zulüm yapmaya başladılar. Hatta bu zulüm zaman zaman Emeviler'i bile gölgede bıraktı. Emeviler'in ve Abbasilerin İslam'ın bu bozulan dönemini, A. Gözpınarlı şöyle anlatıyor: "Roma İmparatorluğu ayrı bir dil ile, hükümlerine baş eğilmeyen bir din ile, fakat İslam kisvesine bürünerek tarih sahnesine çıkmıştı. Cahiliye devrinin inanç ve kanaatleri başka bir tarzda, fakat İslami kisve ile tarih sahnesine çıktı; İktidarı artık iman gücü değil, silah kuvveti korumaktaydı; Resullullah'ın Hilafeti, İslam saltanatı haline gelmişti"

Rojaazme
08-10-2006, 09:50 PM
Anadolu Alevileri Hz. Ali'yi ve tarihsel çizgisini sevip saydıkları için çeşitli suçlamalara tabi tutulmuşlardır. Emevi Müslümanları; Alevileri ve Bektaşileri Hz. Ali ve Ehlibeyt'ini çok seviyorlar diye, onları; Hz. Muhammet'i sevmemekle Hz. Ali'yi, Hz. Muhammet'ten üstün görmekle suçlamışlardır. Aleviler, Hz. Muhammet'i son peygamber, Hz. Ali'yi ise Hz. Muhammet'in velisi, halifesi olarak görürler. Allah; Muhammet ve Ali'yi birbirlerinden ayırmazlar. Bir bütünün parçaları olarak kabul ederler. Hz. Muhammet'in Hakka yürümesinden sonra O'nun değerli mirasının Ali'de olması gerektiğine inanan Aleviler, Ali'yi sevmenin Hz. Muhammet'i sevmenin Allah'I sevmekle bir olduğuna inanırlar. Hz. Ali'ye sevgi, saygı ve bağlılık bir yol ayrımıdır. O'na sevgi, saygı ve bağlılık Hz. Muhammet'e ve Ehlibeyt'ine bağlılıktır. Aleviler Ali'ye karşı olmanın Hz. Muhammet ve Ehlibeyt'ine karşı olmak; O'da İslam'a ve Allah'a karış olmaktır, diye düşünürler. Hz. Ali'yi, Aleviler- Bektaşiler severler. O'nu tüm Müslümanların tüm insanların sevmesi gerektiğine inanırlar. Alevi ozanları, düşünürleri, dedeleri, babaları Hz. Ali'yi severler. Hallacı Mansur, Seyyid Nesimi, Fuzuli, Yemini, Pir Sultan Abdal, Şah İsmail, Harabi, Kul Himmet, Virani v.b. ozanlar bu coşkun sevgi ve saygıyı eserlerinde vermeye çalışmışlardır. Hilmi Dedebaba bu sevgi ve saygı selini bu şiiri ile şöyle ifade etmiştir. Tuttum aynayı yüzüme Ali göründü gözüme Nazar eyledim özüme Ali göründü gözüme Hû Alim hû Hû Şahım hû Adem baba Havva ile Hem Alleme'l esma ile Çarh-I felek sema ile Ali göründü gözüme Hû Alim hû Hû Şahım hû Hz. Nuh Neciyullah Hem İbrahim Halilullah Sina'daki Kelimullah Ali göründü gözüme Hû Alim hû Hû Şahım hû İsa-yı ruhullah O'dur İki alemde Şah O'dur Müminlere penah O'dur Ali göründü gözme Hû Alim hû Hû Şahım hû Ali evvel Ali ahir Ali batın Ali zâhir Ali tayyip Ali Fâhir Ali göründü gözüme Hû Alim hû Hû Şahım hû Hz. Ali'ye verilen önemli ve coşkun Ali sevgisini birde Mevlana Celaleddin Rumi'den görelim: "Cihan'ın temeli suret buluncaya kadar varolan Ali idi. Yer resmedilinceye, zaman husule gelinceye kadar varolan Ali idi. Veli vasıf olan, Şah Ali, cömertliğin, keremin, bağışın sultanı idi. Ali'den ötürü melekler Adem'e secde ettiler. Adem bir kıble gibi idi, secde olunan Ali idi, Adem'de Şit'te Eyyüp'da İdris'te, Yusuf'a, Yunus'ta, Hud'da, Musa'da, İsa'da, İlyas'da, salih'de Davud'da, Ali idi. Nefsin tamamından ötürü Cihan sofrası üzerinde elini bulaştırmayan kahraman aslan Ali idi. Kuran'ın yer yer ayetlerinde Tanrı'nın ismetini vasfı ile öğdüğü Kuran sırlarının kaşifi Ali idi… Hayber kalesinin kapısını bir hamlede koparıp açan o kaleler fatihi Ali idi. Afaka her bakışından gördümki, yakın yüzünden her varlıkta var olan Ali idi. Bu küfür olmaz küfrolan söz bu değildir. Cihan var oldukça Ali varolur. Cihan varolurken de Ali vardı. Tebriz'in Şems-ül hakkı Cihan'ın gizli ve açık sırlarından her ne gösterdiyse hepside Ali idi" (12). Görüldüğü gibi Alevi-Bektaşi olmadığı halde Mevlana'nın, Ali'ye gösterdiği önem, sevgi ve saygı Alevilerle aynı doğrultudadır. Alevi düşüncesi; dünyadaki tüm güzellikleri Allah'ın yansıması olarak görür. Ali insan olarak bunun en güzel örneğidir. Sadece Ali'de değil her İnsan-I Kamil'de Allah'ın yansıması vardır. Her güzellik O'ndan bir parçadır. Hak ademdedir. Anadolu Alevilerinin sevgili, saygılı coşkun Ali sevgisini ve Alevilikte Ali'nin yerini, Pir Sultan Abdal dizelerinde şöyle anlatıyor. Hayali gönlümde yadigâr kalan Allah bir Muhammet Ali'dir Ali Darı geç üstünde namazın kılan Allah bir Muhammet Ali'dir Ali Ali'dir cümle dillerde söylenen Kispetini krallardan bürünen Cebrail'e nur içinde görünen Allah bir Muhammet Ali'dir Ali Aslan olup yol üstünde oturan Selman'a destinde nergis getiren Kendi cenazesin kendi götüren Allah bir Muhammet Ali'dir Ali Yer gök arasına nizamlar kuran Ak kağıt üstüne yazılar yazan Engür şerbetini kırklara ezen Allah bir Muhammet Ali'dir Ali Şah Hatayi'de Alevi düşüncesindeki Hz. Ali'nin yerini ve O'na duyulan sevgi ve saygının yüceliğini şöyle ifade ediyor; Hak Muhammet Ali üçü de nurdur Birini alma sen üçüde birdir. Onların koyduğu bir doğru yoldur Danıştı Muhammet böyle der Ali Ali'dir cesedin kendisin yuyan Yuyup kefeniyle tabuta koyan Ali'dir devesin kendisi güden Hak ile Hak olan Arslan Ali Şah Hatayi'm der Muhammet Ali Anlardan öğrendik erkânı yolu Ali Muhammet'tir, Muhammet Ali Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz Kul Himmet ise Alevi düşüncesindeki Ali'nin yerini şöyle anlatıyor. Ali'dir cümle eşyaya zat olan Ali'dir ölmüşlere hayat olan Ali'dir gelip her işte mevut olan Güzel şahı server serdar Ali'dir Ali'dir İsa'ya ruhullah olan Ali'dir Musa'ya fahrullah olan Ali'dir Habibullah'a Beytullah olan Tur-ı münacatı ekber Ali'dir. Anadolu'nun önemli evliyalarından Abdal Musa Sultan ise; Hz. Ali ve Hacı Bektaş Veli'nin yerini Alevi düşüncesinde şöyle ifade ediyor: Güvercin donuyla Uruma uçan Cümle evliyanın üstüne geçen İmamlar evinin kapısın açan Varmıdır hiçbir er Ali'den gayri Hünkar Hacı Bektaş Veli'den gayri Anadolu Alevilerinin gene önemli ozanlarından Virani ise, Alevi düşüncesinde Hz. Ali'nin yerini şöyle ifade ediyor. Biz Urum abdalıyız bildik hidayettir Ali Başımızda tac u devlet hem saadettir Ali Biz Urum abdalıyız zahid hüdamızdır Ali Hayy u Kuyyum-ı ebed nur-ı bekaamızdır Ali Evvel ü ahır Ali'dir nokta-i ferd-i Huda İbtidadır ibtida hem intihamızdır Ali Ali'dir sahibi Kuran Ali'dir Ali candar Ali canandır Ali Ali dindir iman Ali candır Ali canan Eder cümle şeyi destan Ali'dir Halık u Hallak Viran Abdal fakirin zikri daim Ali hak'tır Ali Hak'tır Ali hak Filozof Neyzen Tevfik ise, İkrarname adlı Hz. Ali ile ilgili uzun şiirinde Alevi-Bektaşi düşüncesinde Hz. Ali'nin yerini şöyle ifade ediyor Rüsiyahım, pür günahım yok yüzüm Peygamber'e İstemem bir türlü gitmek böyle rûz-ı mahşere Eylerim belki tesadüf der iken bir rehbere Düşmüşüm elsiz ayaksız Astıan-I Haydar'e Merhamet et halime herşeye agâhım Ali Var mı Senden başka söyle ilticagahım Ali

Rojaazme
24-12-2006, 01:52 PM
Dört kitabı birer birer okudum
Allah bir Muhammed Ali yazılı.
Pirin dergahında Kuran okudum
Allah bir Muhammed Ali yazılı.

Dört kitap Hakk oldu uydu yasaya
Zeburu Davud’a İncil İsa’ya
Tevratı verdiler Turda Musa’ya
Allah bir Muhammed Ali yazılı.

Fazlı ile Nesimi dardadır darda
Hazreti Fatıma zordadır zorda
Cihan var olmadan kandilde nurda
Allah bir Muhammed Ali yazılı.

METİNİ farz oldu bize hidayet
Muhammed bıraktı iki emanet
Biri Kuran biri işte Ehlibeyt
Allah bir Muhammed Ali yazılı.

Rojaazme
10-01-2007, 12:26 PM
Cihan varolmadan ketmi ademde

Hakk ile birlikte yekdaş idim ben

Yarattı bu mülkü çünkü o demde

Yaptım tasvirini Nakkaş idim ben

Anasırdan bir libasa büründüm

Nar’ü bad’ü Hakk’ü âpdan göründüm

Hayrülbeşer ile dünyaya geldim

Adem ile bile bir yaş idim ben

Ademin sulbünden Şit olup geldim

Nuh’u Nebi olup tufana girdim

Bie zaman bu mülke İbrahim oldum

Yaptım Beytullahı taş taşıdım ben

Ismail göründüm bir zaman ey can
Ishak Yakup Yusuf oldum bir zaman
Eyyub geldim çok çağırdım el’aman
Kurt yedi vücudum kanyaş idim ben

Zekeriya ile beni biçtiler
Yahya ile kanım yere saçtılar
Davut geldim çok peşime düştüler
Mührü Süleymanı çok taşıdım ben

Mübarek asayı Musa’ya verdim
Ruhülkudüs olup Meryem’e erdim
Cümle Evliyaya ben rehber oldum
Cibril-i Emin’e sağdaş idim ben

Sülb-ü pederimden Ahmed-i Muhtar
Rehnümalarından erdi Zülfikar
Cihan varolmadan Ehl-i Beyte yar
Kul iken zat ile sırdaş idim ben

Tefekkür eyledim ben kendi kendim
Mucize görmeden imana geldim
Şahimerdan ile Düldül’e bindim
Zülfikar bağladım, tığ taşıdım ben

Sekahüm hamrinden içildi şerbet
Kuruldu ayni Cem ettik muhabbet
Meydana açıldı sırrı hakikat
Aldığım esrarı çok taşıdım ben

Hidayet irişti bize Allah’tan
Biat ettik cümle Resülullahtan
Haber verdi bize seyrifillahtan
Şahımerdan ile sırdaş idim ben

Bu cihan mülkünü devredip geldim
Kırklar meydanında erkana girdim
Şahı Velayetten kemerbest oldum
Selman-ı Pak ile yoldaş idim ben

Şükür matlabımı getirdim ele
Gül oldum feryadı verdim bülbüle
Cem olduk bir yere Ehlibeyt ile
Kırklar meydanında ferraş idim ben

Ikrar verdik cümle düzüldük yola
Sırrı faşetmedik asla bir kula
Kerbala’da Imam Hüseyin’le bile
Pak ettim dameni gül taşıdım ben

Şu fena mülküne çok geldim, gittim
Yağmur olup yağdım, ot olup bittim
Urum diyarını ben irşat ettim
Horasan’dan gelen Bektaş idim ben

Gâhi nebi gâhi Veli göründüm
Gâhi uslu gâhi deli göründüm
Gâhi Ahmet gâhi Ali göründüm
Kimse bilmez sırrım kallaş idim ben

Şimdi Hamdülillah Şiri dediler
Geldim gittim zatım hiç bilmediler
Sırrımı kimseler fehm etmediler
Hep mahluk kuluna kardaş idim ben.

Rojaazme
21-01-2007, 01:23 AM
Cihan var oldukça Ali varolur. Cihan varolurken de Ali vardı. Tebriz'in Şems-ül hakkı Cihan'ın gizli ve açık sırlarından her ne gösterdiyse hepside Ali idi" (12). Görüldüğü gibi Alevi-Bektaşi olmadığı halde Mevlana'nın, Ali'ye gösterdiği önem, sevgi ve saygı Alevilerle aynı doğrultudadır. Alevi düşüncesi; dünyadaki tüm güzellikleri Allah'ın yansıması olarak görür. Ali insan olarak bunun en güzel örneğidir. Sadece Ali'de değil her İnsan-I Kamil'de Allah'ın yansıması vardır. Her güzellik O'ndan bir parçadır. Hak ademdedir. Anadolu Alevilerinin sevgili, saygılı coşkun Ali sevgisini ve Alevilikte Ali'nin yerini, Pir Sultan Abdal dizelerinde şöyle anlatıyor. Hayali gönlümde yadigâr kalan Allah bir Muhammet Ali'dir Ali Darı geç üstünde namazın kılan Allah bir Muhammet Ali'dir Ali Ali'dir cümle dillerde söylenen Kispetini krallardan bürünen Cebrail'e nur içinde görünen Allah bir Muhammet Ali'dir Ali Aslan olup yol üstünde oturan Selman'a destinde nergis getiren Kendi cenazesin kendi götüren Allah bir Muhammet Ali'dir Ali Yer gök arasına nizamlar kuran Ak kağıt üstüne yazılar yazan Engür şerbetini kırklara ezen Allah bir Muhammet Ali'dir Ali Şah Hatayi'de Alevi düşüncesindeki Hz. Ali'nin yerini ve O'na duyulan sevgi ve saygının yüceliğini şöyle ifade ediyor; Hak Muhammet Ali üçü de nurdur Birini alma sen üçüde birdir.

jaramılali
04-06-2007, 12:09 PM
Dört kitabı birer birer okudum
Allah bir Muhammed Ali yazılı.
Pirin dergahında Kuran okudum
Allah bir Muhammed Ali yazılı.

Dört kitap Hakk oldu uydu yasaya
Zeburu Davud’a İncil İsa’ya
Tevratı verdiler Turda Musa’ya
Allah bir Muhammed Ali yazılı.

Fazlı ile Nesimi dardadır darda
Hazreti Fatıma zordadır zorda
Cihan var olmadan kandilde nurda
Allah bir Muhammed Ali yazılı.

METİNİ farz oldu bize hidayet
Muhammed bıraktı iki emanet
Biri Kuran biri işte Ehlibeyt
Allah bir Muhammed Ali yazılı.



Allah Allah eyvallah yüreğine kurban can bırayemı(kardeşim) emeğine sağlık Hakk emeklerini kabul etsin

Saygılar

simerg
04-06-2007, 02:09 PM
BEŞİNCİ NÜKTELİ İŞARET

******* Şu makamda bir mühim sual vardır ki; denilir ki: “Hazret-i Ali, o derece hilafete liyakatı olduğu ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a karabeti ve hârikulâde cesaret ve ilmi ile beraber, neden hilafette tekaddüm ettirilmedi ve neden onun hilafeti zamanında İslâm çok keşmekeşe mazhar oldu?..”
******* Elcevab: Âl-i Beyt’ten bir kutb-u a’zam demiş ki: “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ali’nin (R.A.) hilafetini arzu etmiş, fakat gaibden ona bildirilmiş ki: Murad-ı İlahî başkadır. O da, arzusunu bırakıp, murad-ı İlahîye tâbi’ olmuş.” Murad-ı İlahînin hikmetlerinden birisi şu olmak gerektir ki:
******* Vefat-ı Nebevî’den sonra, en ziyade ittifak ve ittihada gelmeye muhtaç olan Sahabeler; eğer Hazret-i Ali başa geçseydi, Hazret-i Ali’nin hilafeti zamanında zuhura gelen hâdisatın şehadetiyle ve Hazret-i Ali’nin mümaşatsız, pervasız, zâhidane, kahramanane, müstağniyane tavrı ve şöhretgir-i âlem şecaatı itibariyle, çok zâtlarda ve kabîlelerde rekabet damarını harekete getirip, tefrikaya sebeb olmak kaviyyen muhtemeldi. Hem Hazret-i Ali’nin hilafetinin teehhür etmesinin bir sırrı da şudur ki: Gayet muhtelif akvamın birbirine karışmasıyla, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın haber verdiği gibi, sonra inkişaf eden yetmişüç fırka efkârının esaslarını taşıyan o akvam içinde, fitne-engiz hâdisatın zuhuru zamanında, Hazret-i Ali gibi hârikulâde bir cesaret ve feraset sahibi, Hâşimî ve Âl-i Beyt gibi kuvvetli, hürmetli bir kuvvet lâzım idi ki, dayanabilsin. Evet dayandı… Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın haber verdiği gibi: “Ben Kur’anın tenzili için harbettim, sen de tevili için harbedeceksin!” Hem eğer Hazret-i Ali olmasaydı, dünya saltanatı, mülûk-u Emeviyeyi bütün bütün yoldan çıkarmak muhtemeldi. Halbuki karşılarında Hazret-i Ali ve Âl-i Beyt’i gördükleri için, onlara karşı müvazeneye gelmek ve ehl-i İslâm nazarında mevkilerini muhafaza etmek için ister istemez Emeviye Devleti reislerinin umumu, kendileri olmasa da, herhalde teşvik ve tasvibleriyle etbaları ve taraftarları, bütün kuvvetleriyle hakaik-i İslâmiyeyi ve hakaik-i imaniyeyi ve ahkâm-ı Kur’aniyeyi muhafazaya ve neşre çalıştılar. Yüzbinlerle müçtehidîn-i muhakkikîn ve muhaddisîn-i kâmilîn ve evliyalar ve asfiyalar yetiştirdiler. Eğer karşılarında Âl-i Beyt’in gayet kuvvetli velayet ve diyanet ve kemalâtı olmasaydı, Abbasîlerin ve Emevîlerin âhirlerindeki gibi, bütün bütün çığırdan çıkmak kaviyyen muhtemeldi.

******* Eğer denilse: Neden hilafet-i İslâmiye Âl-i Beyt-i Nebevî’de takarrur etmedi? Halbuki en ziyade lâyık ve müstehak onlardı?”
******* Elcevab: Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise, hakaik-i İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur’aniyeyi muhafazaya memur idiler. Hilafet ve saltanata geçen, ya Nebi gibi masum olmalı, veyahut Hulefa-yı Raşidîn ve Ömer İbn-i Abdülaziz-i Emevî ve Mehdi-i Abbasî gibi hârikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki aldanmasın. Halbuki Mısır’da Âl-i Beyt namına teşekkül eden Devlet-i Fatımiye Hilafeti ve Afrika’da Muvahhidîn Hükûmeti ve İran’da Safevîler Devleti gösteriyor ki; saltanat-ı dünyeviye Âl-i Beyte yaramaz, vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyeti onlara unutturur. Halbuki saltanatı terk ettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyete ve Kur’ana hizmet etmişler.
******* İşte bak! Hazret-i Hasan’ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktab-ı Erbaa ve bilhâssa Gavs-ı A’zam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylanî ve Hazret-i Hüseyin’in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidîn ve Cafer-i Sadık ki, herbiri birer manevî mehdi hükmüne geçmiş, manevî zulmü ve zulümatı dağıtıp, envâr-ı Kur’aniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler. Cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.
******* Eğer denilse: Mübarek İslâmiyet ve nuranî Asr-ı Saadetin başına gelen o dehşetli kanlı fitnenin hikmeti ve vech-i rahmeti nedir? Çünki onlar, kahra lâyık değil idiler?
******* Elcevab: Nasılki baharda dehşetli yağmurlu bir fırtına, her taife-i nebatatın, tohumların, ağaçların istidadlarını tahrik eder, inkişaf ettirir; herbiri kendine mahsus çiçek açar; fıtrî birer vazife başına geçer. Öyle de: Sahabe ve Tâbiînin başına gelen fitne dahi, çekirdekler hükmündeki muhtelif ayrı ayrı istidadları tahrik edip kamçıladı; “İslâmiyet tehlikededir, yangın var!” diye her taifeyi korkuttu, İslâmiyetin hıfzına koşturdu. Herbiri, kendi istidadına göre câmia-i İslâmiyetin kesretli ve muhtelif vazifelerinden bir vazifeyi omuzuna aldı, kemal-i ciddiyetle çalıştı. Bir kısmı hadîslerin muhafazasına, bir kısmı şeriatın muhafazasına, bir kısmı hakaik-i imaniyenin muhafazasına, bir kısmı Kur’anın muhafazasına çalıştı ve hâkeza.. Herbir taife bir hizmete girdi. Vezaif-i İslâmiyette hummalı bir surette sa’yettiler. Muhtelif renklerde çok çiçekler açıldı. Pek geniş olan âlem-i İslâmiyetin aktarına, o fırtına ile tohumlar atıldı; yarı yeri gülistana çevirdi. Fakat maatteessüf o güller ve gülistan içinde ehl-i bid’a fırkalarının dikenleri dahi çıktı.

simerg
04-06-2007, 02:10 PM
* Güya dest-i kudret, celal ile o asrı çalkaladı, şiddetle tahrik edip çevirdi, ehl-i himmeti gayrete getirip elektriklendirdi. O hareketten gelen bir kuvve-i anilmerkeziye ile pek çok münevver müçtehidleri ve nuranî muhaddisleri, kudsî hâfızları, asfiyaları, aktabları âlem-i İslâmın aktarına uçurdu, hicret ettirdi. Şarktan garba kadar ehl-i İslâmı heyecana getirip, Kur’anın hazinelerinden istifade için gözlerini açtırdı.