Rojaazme
22-09-2006, 08:11 AM
Ahilik Kurumunda Anadolu İnsancıllığı Yansımaları
Ahilikte temel ilke, ahlaklı olmaktır. Ahlaklı olmak demek, alçakgönüllü, yardımsever davranmak, kötülüğe iyilikle karşılık vermek, dostların yanlışlarını açığa vurmamak, dürüst, erdemli ve güler yüzlü olmaktır. Barış içinde yaşamak, bütün insanlarla kardeşlik içinde geçinmek, saygı ve sevgiyle dolu olmaktır.
Ey Oğul! Beysin...
Bundan sonra öfke bize, uysallık sana...
Güceniklik bize, gönül almak sana...
Suçlamak bize, katlanmak sana...
Acizlik bize, yanılgı bize, hoş görmek sana...
Geçimsizlikler, çatışmalar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana...
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlama sana...
Ey Oğul!
Bundan sonra, bölmek bize, bütünlemek sana...
Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana... (Şeyh Edebali)
Bütün Ahi Birliklerinde uyulması zorunlu, genel kural niteliğinde, 6 İlke vardır:
Elini açık tut
Sofranı açık tut
Gözünü bağlı tut
Kapını açık tut
Belini bağlı tut
Dilini bağlı tut
Ahilik felsefesinde “ben” veya “benim” kelimelerine pek rastlanmazdı. Biz anlayışı egemendi. Bu bağlamda eşitlik kavramı, toplumsal barışın önemli bir gereği olarak ön plana çıkarılmıştı. Maddi konularda, müşterinin menfaatinin öncelikle gözetilmesi esastı. Ahilik kurumunda her üye, kendisinden öte, başkalarının mutluluğu için yaşamayı öngören bir “ diğerkamlık” düşüncesini benimsemişti.
Öte yandan Ahilik kurumu, dönemin pozitif ilimlerinin, üretimde ve gündelik yaşamda kullanılmasını sağlamıştır. Bu arada, tüketicinin haklarının da korumasında yardımcı olmuştur. İlk dönemlerinde, yönetim yapıları seçimle oluşturulmuş, sivil, özerk nitelikte olan söz konusu kurum, önceleri kentlerin yönetimlerinde; Osmanlı Devleti kurulduktan sonra ise, devlet yönetiminin önemli kademelerinde söz sahibi olmuşlardı. Ertuğrul Gazi, Osman Gazi, Sultan I. Murat, “ahilik beratı” sahibiydiler. Fatih dönemine kadar, vezirler, vezir-i azamlar (başbakanlar), ordu komutanları, kadılar ve önemli devlet adamları, Ahilik anlayışını benimsemekteydiler.
Mizahi Boyut
Bu arada, Anadolu İnsancıllığı düşünce akımında, Nasrettin hocanın kişiliğinde odaklanmış, mizahi bir boyutun da bulunduğunu belirtmek gerekir.
N. Hoca, dert çeken, ağlayan, acıkan, isteyen, inanan ve sırasında inancıyla alay eden ; üzülen, efkarlanan, ancak üzüntüsünü şakayla, neşe ile dengelemesini bilen, hoşgörülü bir Anadolu insanıdır.
O, yaşadığı dönemin zorluklarını, olumsuzluklarını fazla ciddiye almayarak aşmaya çalışmıştır. Tüm zorluklarına karşın, yine de dünyayı yaşanmaya değer; hayatı ise, tadının çıkarılması gereken bir zaman süreci olarak görmüştür. O her kesimdeki insanın, köylünün, kentlinin, zenginin, yoksulun, düşüncelerini, çelişkilerini, eleştirilerini dile getirmiştir.
Anadolu halkı, Hoca'nın derin mizah anlayışında öylesine bir olgunluğa erişmiştir ki, O, bir yandan güçlü olanlarla ya da halkı ezenlerle alay ederken, öte yandan kendisiyle de alay etmesini bilmiştir.
Hoca mizah alanında, aslında, yaratıcılık melekesini öylesine ustaca kullanmıştır ki, fıkralarında yansıyan kimlik, Hoca'nın değil, sanki Anadolu insanının yaratıcı kimliğini oluşturmuştur. Örneğin:
Birkaç papaz Hoca'ya gelip:
- Efendi, demişler, sana bir şey sormak istiyoruz:
Peygamberiniz, miraç için göğe nasıl çıktı?
Hoca birazcık düşündükten sonra:
Nasıl çıkacak, demiş, sizin peygamberiniz göğün dördüncü katına çekilirken kurulan merdivenle çıktı!
Ahilikte temel ilke, ahlaklı olmaktır. Ahlaklı olmak demek, alçakgönüllü, yardımsever davranmak, kötülüğe iyilikle karşılık vermek, dostların yanlışlarını açığa vurmamak, dürüst, erdemli ve güler yüzlü olmaktır. Barış içinde yaşamak, bütün insanlarla kardeşlik içinde geçinmek, saygı ve sevgiyle dolu olmaktır.
Ey Oğul! Beysin...
Bundan sonra öfke bize, uysallık sana...
Güceniklik bize, gönül almak sana...
Suçlamak bize, katlanmak sana...
Acizlik bize, yanılgı bize, hoş görmek sana...
Geçimsizlikler, çatışmalar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana...
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlama sana...
Ey Oğul!
Bundan sonra, bölmek bize, bütünlemek sana...
Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana... (Şeyh Edebali)
Bütün Ahi Birliklerinde uyulması zorunlu, genel kural niteliğinde, 6 İlke vardır:
Elini açık tut
Sofranı açık tut
Gözünü bağlı tut
Kapını açık tut
Belini bağlı tut
Dilini bağlı tut
Ahilik felsefesinde “ben” veya “benim” kelimelerine pek rastlanmazdı. Biz anlayışı egemendi. Bu bağlamda eşitlik kavramı, toplumsal barışın önemli bir gereği olarak ön plana çıkarılmıştı. Maddi konularda, müşterinin menfaatinin öncelikle gözetilmesi esastı. Ahilik kurumunda her üye, kendisinden öte, başkalarının mutluluğu için yaşamayı öngören bir “ diğerkamlık” düşüncesini benimsemişti.
Öte yandan Ahilik kurumu, dönemin pozitif ilimlerinin, üretimde ve gündelik yaşamda kullanılmasını sağlamıştır. Bu arada, tüketicinin haklarının da korumasında yardımcı olmuştur. İlk dönemlerinde, yönetim yapıları seçimle oluşturulmuş, sivil, özerk nitelikte olan söz konusu kurum, önceleri kentlerin yönetimlerinde; Osmanlı Devleti kurulduktan sonra ise, devlet yönetiminin önemli kademelerinde söz sahibi olmuşlardı. Ertuğrul Gazi, Osman Gazi, Sultan I. Murat, “ahilik beratı” sahibiydiler. Fatih dönemine kadar, vezirler, vezir-i azamlar (başbakanlar), ordu komutanları, kadılar ve önemli devlet adamları, Ahilik anlayışını benimsemekteydiler.
Mizahi Boyut
Bu arada, Anadolu İnsancıllığı düşünce akımında, Nasrettin hocanın kişiliğinde odaklanmış, mizahi bir boyutun da bulunduğunu belirtmek gerekir.
N. Hoca, dert çeken, ağlayan, acıkan, isteyen, inanan ve sırasında inancıyla alay eden ; üzülen, efkarlanan, ancak üzüntüsünü şakayla, neşe ile dengelemesini bilen, hoşgörülü bir Anadolu insanıdır.
O, yaşadığı dönemin zorluklarını, olumsuzluklarını fazla ciddiye almayarak aşmaya çalışmıştır. Tüm zorluklarına karşın, yine de dünyayı yaşanmaya değer; hayatı ise, tadının çıkarılması gereken bir zaman süreci olarak görmüştür. O her kesimdeki insanın, köylünün, kentlinin, zenginin, yoksulun, düşüncelerini, çelişkilerini, eleştirilerini dile getirmiştir.
Anadolu halkı, Hoca'nın derin mizah anlayışında öylesine bir olgunluğa erişmiştir ki, O, bir yandan güçlü olanlarla ya da halkı ezenlerle alay ederken, öte yandan kendisiyle de alay etmesini bilmiştir.
Hoca mizah alanında, aslında, yaratıcılık melekesini öylesine ustaca kullanmıştır ki, fıkralarında yansıyan kimlik, Hoca'nın değil, sanki Anadolu insanının yaratıcı kimliğini oluşturmuştur. Örneğin:
Birkaç papaz Hoca'ya gelip:
- Efendi, demişler, sana bir şey sormak istiyoruz:
Peygamberiniz, miraç için göğe nasıl çıktı?
Hoca birazcık düşündükten sonra:
Nasıl çıkacak, demiş, sizin peygamberiniz göğün dördüncü katına çekilirken kurulan merdivenle çıktı!