PDA

: Osmanlidan sonra Cumhuriyetle süren Alevi Hak ihlaleri


Diyar
23-03-2007, 04:02 AM
Türkiye Cumhuriyeti ,yeni bir devlet , yeni bir siyasal yapı biçiminde tarih sahnesine çıktığında ,bu yeni yapı eski toplumsal yapı üzerinde doğmuştur."Nasıl kurtaracağız Osmanlı DEVLETİNİ"derken yaratılan Cumhuriyet, kuşkusuz Anadoluda yaşayan halkların ortak kurtuluş mücadelesidir.

http://www.ehlihak.com/resimler/t.jpg
FOT: Devdirej Bölgesinden Göç ederek gelen Avuçan ocağından Devriş Cemalli Ali Dedenin oğlu Rıza Dede Eşi Fato Ana ve Oğlu Sefo

KENDAL DOĞAN

“Türkiye Cumhuriyeti, yeni bir devlet, yeni bir siyasal yapı biçiminde tarih sahnesine çıktığında, bu yeni yapı eski toplumsal yapı üzerinde doğmuştur.” (1) “Nasıl kurtaracağız Osmanlı Devletini” derken yaratılan Cumhuriyet, kuşkusuz Anadolu’da yaşayan halkların ortak kurtuluş mücadelesidir. Yaratılan tek ulus ve mezhep anlayışı, farklı etnik ve inanç gruplarından insanların projelerini yeterince sahiplenmemekten kaynaklanmaktadır. Egemen mezhep (Sünni) anlayışı; Osmanlıdan devralınan bir anlayış olmakla birlikte, yeni sistemi de bilinç altında tutup uygulama için zaman geçirmemek üzere hayata geçirmiştir. Geçmişten, günümüz yaşamına kadar, hakları köleleştirerek onları kültürlerinden uzaklaştırmak, kimliksizleştirmek, yok etme anlayışı “Anadolu’yu İslamlaştırma ve Türkleştirme” projesinin bileşenleridir. Osmanlı’dan devralınan ve bir görev kabul edilen “ Sultan Selim, yeryüzüne düzen vermek kaygusunu kendisine dert edinmiş bulunuyordu”(2) anlayışı İslamlaştırma ve Türkleştirme projesi uzun bir sürecin ürünü olarak Yeni devlet anlayışında kendini kurumları ile dayatmıştır. Cumhuriyet döneminde Siyasal İslam’ın ilk Kurumu Yaşanılan süreçte İslam’ın siyasallaşmasında en önemli kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı; tamamen Sünni inancın egemen olduğu, Sünni dinsel yaşamı disipline eden bir kurum olarak Diyanet işleri Başkanlığı ile ilgili elde edilen veriler incelendiğinde, yan kuruluşlarıyla birlikte toplumsal barışa zarar verecek niteliğe ulaştığı yapılan araştırmalarda görülmüştür. Osmanlı’yı yıkma, Cumhuriyeti inşa etme projesi, Anadolu halkları tarafından destek görerek, halkların Kurtuluş mücadelesi sonucunda inşa edilen cumhuriyet 29 Ekim 1923 yılında ilan edilmiştir. Saltanat ise, 1 Kasım 1922 yılında kaldırılmış olmasına rağmen, 364 sayılı “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun bazı mevadının Tavzihan Tadiline Dair Kanun”da 2. Maddesinde yer alan “Türkiye Devletinin Dini İslam’dır” Cümlesi, Osmanlı Devletinin resmi dini olan İslam’ın yeni kurulan cumhuriyetin de resmi dini olmaktaydı. Bu anlayışa sahip “Yeni Yapılanma” 3 Mart 1924 yılında çıkartılan 429 sayılı kanun ile Sünni bir kurum yaratacak olan “Diyanet İşleri Reisliği”nin kurulması sağlanmış oluyordu. Köy Tüzel Kişiliğinin Sünnileştirilmesi Egemen Sünni sömürgeci Osmanlı devlet geleneğini devralan genç cumhuriyet ilk yıllarında, 18 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 442 sayılı Köy Kanunun da Köy Tüzel Kişiliği hukuk tanımından çıkartılarak, Sünni bir yorumda bulunulmuştur. Söz konusu kanunun 2. Maddesinde Köy tanımı “Cami, otlak, yaylak, baltalık gibi ortak malları bulunan, toplu veya dağınık evlerde oturan insanlar, bağ ve bahçe, tarlalarıyla birlikte bir köy teşkil ederler.” Denilmektedir. Camisi olmayan köyler köy tanımının dışında tutulmuşlardır. Alevi-Bektaşi öğretisini kendilerine bir yaşam biçimi olarak seçen insanların camiyi kendilerine uzak gördükleri tartışmasız bir gerçek iken tanımlamanın cami ile sınırlandırılması tesadüf olamaz. Yine aynı yasanın Köy İmamları Başlığı altında bugün yürürlükte olmasa bile madde 84’de “İmam olacaklar, 24. Maddeye göre lazım gelen sıfatlara, hayiz olmakla beraber ilmihal, ameli, erbaa ve kafi derecede Türkiye coğrafyası ve Türk ve İslam tarihini ve sağlık işlerini bilmek ve okunaklı yazı yazmak lazımdır.” Burada da açıkça Emevi-Abbasi-Selçuklu-Osmanlı Devlet geleneğinin Cumhuriyet ülkesine taşınmasından başka bir şey değildir. Aynı zamanda 84. Maddede belirtilen şartlar Anadolu’da ki farklı etnik ve farklı inanç grubundaki insanları hiçe saymaktadır. Genç Cumhuriyet ta başta Türk-İslam sentezcidir. Cumhuriyet Cami Yapımını Yasa İle Zorunlu Kılıyor! İslam’ın kök bulması ve yaygınlaşma çabası ile egemenliğin disipline edilmesi bir başka deyiş ile; kurumsallaşma çabası bu felsefenin iyi anlatılması ve sürekli canlı tutulmasıyla ilgilidir. Bu nedenledir ki; Cami Siyasal İslam’ın en önemli kurumudur. Bu amaçla da Cami yapımı özendirilmiştir. Hz. Muhammed’in “Bir Cami yaptırana Allah Cennette ev yaptırır” sözü oldukça önemsenmiş ve savaşlarda yararlılık gösteren savaş komutanları, ya da İslam’ın yayılışında işgal edilen alanlardaki ganimetlerden yararlananlar ve nüfuslu kişiler haline gelenler bolca cami yaptırmışlardır. Egemen Sünni devlet anlayışındaki tüm devletler Cami yapımını zorunlu kılmışlardır. Bu nedenle; Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Anadolu’daki Cami sayısı “10.000 civarındadır.” 1924 yılında çıkartılan 442 sayılı Köy Kanununda “Köylünün mecburi işleri şunlardır“ Başlığı altında; madde 13’ün 14. Fıkrasında “Köyde bir Mescid yapmak, (yeniden yapılacaksa köy meydanının bir tarafına yapılacaktır)” denilmektedir. Burada da egemen Sünni bir devlet anlayışı açıkça ortaya konmaktadır. Emperyalizme karşı savaşından sonra, Anadolu Aleviliğini yok sayarak devletin örgütlenmesini tamamlayan egemen ulus Büyük Burjuvazisinin bu tavrı “Sünni İslam Oryantalizmine” denk düşmektedir. Bilindiği üzere Osmanlı döneminde halkların mozaiği İslam toplum anlayışının bir ürünü olarak esasta bu durum bir bozukluk belirtisi olarak algılanmalıdır. Bu toplumsal bozukluk toplumsal iç farklılaşmadır. Osmanlı toplumunda cemaat, grup şeklinde örgütlenmeler, etnik bölünmeler vb. gibi bağımsız var olma çabaları merkezi feodal Sünni Osmanlı Devleti’nin; toplumsal başkaldırıları önlemede işine gelmiş, bu yöndeki çabaları ön planda olmuştur.

Diyar
23-03-2007, 04:02 AM
Günümüzdeki Şeriatçı İslamcılar “çoğulcu toplum modeli”ni önerirken (sözde her türden inanç gruplarının kendilerini ifade etme yapısı) kendi Sünni egemenliklerini birlikte yaşama modeliyle ortaya koyarlarken sömürgeci anlayışlarını belgelemiş olmaktadırlar. Yasalarla Cami’ye Tanınan Olanaklar Cumhuriyetin kurulması ve gelişmesinde çok önemli katkıları olan Aleviler, çıkartılan yasalarla Siyasal İslam’ın kurumlarının kuşatmasıyla yüz yüze bırakılmıştır. Yürürlükte olmayan 6785 sayılı İmar Kanunu dahil olmak üzere ve bu kanunun yerini alan 3194 sayılı İmar Kanunun 18.maddesinde “Düzenleme ortaklık payı: düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan yol, meydan, park, yeşil saha, genel otopark gibi umumi hizmetlere ayrılan ve tescile tabi olmayan alanlar ile Cami, karakol yerleri ve ilgili tesisler için kullanılmak üzere... %35’e kadar düşülebilen miktar ...” olarak düzenlemeye tabi tutulan yerlerde camiye yer ayrılmaktadır. (son düzenleme tepkileri azaltma yönündedir Uygulamada durum aynen devam etmektedir.) İmar Affı olarak bilinen 2981 sayılı yasada camilerden bahisle yer tahsisinin nasıl yapılacağı açıklanmıştır. Bu yasanın bazı maddelerini değiştiren 3290 sayılı kanunda Cami yeri olarak işgal edilen Kamu Şahıs Arazilerinin bedelsiz olarak tescilini ön görmektedir. Yine taşınmazların hukuki ve geometrik durumunu belirlemede kullanılan 3402 sayılı Kadastro Kanunda, Kamu Malları başlığı altında madde 16’da “... Namazgah, cami gibi yerlerin devletin yerleri oldukları ve yapılacak olan kadastro çalışmalarında ilgili tüzel kişilik adına tescilini ön görmüştür. Ayrıca burada şunu belirtmek gerekir ki bu tür malların tespit ve tescil edilmiş olmaları onların kamu malları olmalarını değiştirmez.” “Bu durum tesbit ve tescile sadece onların korunmasını amaçlamaktadır” denirken ; Camiye ait alanların tescilini bir kamu alanı olarak değerlendirerek Sünni anlayışın egemenliğini kamuya yasalarla taşındığını ortaya koymaktadır. Açıkça görüleceği üzere Sünni anlayış Alevi ve Sünni olmayan diğer inanç gruplarını hiçe sayarak onların mülkü üzerinde kendi mezheplerinin binalarını inşa ettirerek mülkiyet haklarını ihlal etmişlerdir. Kendi onayları alınmadan mülkiyet hakları üzerinde tasarrufta bulunulmuştur. Pir’in Evi Müzeye Dönüştürülüyor! 1 Kasım 1922 yılında Şeriatçı sömürgeci, feodal Osmanlı devletinin resmiliğinin son bulması ile Büyük Millet Meclisi tarafından “gerici ve dinci yapılara karşı savaş” adı altında Alevilerin tekkelerini de kapatan Cumhuriyet yönetimi “Halkların Kurtuluş mücadelesine katılmayan ve Osmanlı Devletinin devamından yana olan Nakşibendi ve Kökten Dinci Şeyhlerin yönetiminde olan yapılarla Alevi-Bektaşi tekkeleri ve türbeleri de aynı kapsamda değerlendirilerek 28 Haziran 1925’de kapatılmıştır. Emperyalist işgale karşı savaş’a Osmanlılardan kurtulmak için katılan Aleviler 3 maddeden oluşan 20 Kasım 1925 tarih 677 sayılı yasa ile çok önemli bir kurumu olan Dedelik Kurumunu da kaybetmiştir. Ancak söz konusu yasa cami ve mescitleri kapsam dışında bırakmıştır. Bu anlayış açık olarak bir mezhebin egemenlik kurmaktaki, geçmişten gelen, bilenen çabasıdır. Alevi yaşam biçimini günümüze ulaştıran Aleviliğin manifestosu, nefesleri Anadolu’nun Alevi köylerine ulaştıran, toplumsal iç sorunları çözen Dedelik Kurumunun da yasaklanması Sünni Osmanlı devlet geleneğinin Cumhuriyete taşınmasıdır. Anadolu Aleviliğinin Pir’i Hacıbektaşı Veli’nin Türbesi 1 Mart 1950 gün 5560 sayılı yasa ile 677 sayılı yasanın 1. Maddesine bir fıkra eklenerek, Devlet denetiminde olmak üzere bir müze statüsünde eski konumuna ulaşmıştır. SONUÇ: Alevilik İslam öncesi yapısı ile önemli aydınlanma felsefesi konumunda olması, onun esas olarak ortaya çıktığı coğrafyadan kaynaklanmaktadır. Anadolu ve Yukarı Mezopotamya yüksek kültür düzeyinde filizlenip, hakların bu alana yönelimleriyle olgunlaşan Anadolu Aleviliği eşitlikten ve özgürlükten yana olmayan gericilerin tepkisiyle karşılaşmıştır. Bu nedenledir ki olgunlaştırdıkları felsefeyi çoğu zaman açık olarak savunmaktan çekinmişler, korunma amaçlı Takiye politikaları geliştirmişlerdir. Özellikle İslam devletleri tarafından sürekli olarak izlenmişler, baskı altında tutulmuş, bir kısmı Müslümanlaşmış (Şii kesim) bir kısım da korunma amaçlı Takiyeler de bulunarak yaşamlarını sürdürmüş, İslam yayılmacılığına ve zora dayanan kabule karşı ise önemli bir kesim bozuk coğrafyalara (topografik olarak) çekilerek yaşamlarını günümüze değin sürdürmüşlerdir. Farklı etnik özellik de gösteren Alevilik, yapısı itibariyle İslam’la buluşma noktası Alevilik için tam bir kuşatma sayılmaktadır. Tarihin hiçbir kesitinde, hiç bu kadar zora dayalı, katliama dayalı bir anlayışla karşılaşmamıştır. Bu kuşatmanın nedeni onun taşıdığı özle ilgilidir. Bu öz “bir sera çiçekliğinden” yararlanan bir arının, Anadolu haklarının yarattığı yüksek kültürdür. Bu öz eşitlikçi, özgür toplum yaratma sevdasındadır. O yüzdendir ki, Selçuklu’nun akıl hocası Nüzam-ül Mülk , günümüz Alevilerinin temsilcileri konumunda olan Batiniler için “Batiniler, Malların insanlar arasında ortaklaşa kullanılmasını ileri süren Mazdekçilerle beraber oldular. Çünkü her iki mezhebin aslı birdir” demektedir.

Diyar
23-03-2007, 04:03 AM
Sünni (İslam) devletlerin tümü Alevi yaşam biçimini esas alan toplulukları küçümsemiş, onların toplumsal gelişmeleri her anlamda ”dinsiz” olmaları gerekçe gösterilerek engellenmiştir. “Umut edilir ki, eğlenmeyip ol dinsiz topluluğu, sapık töreli kalabalığı dağıtmakla fesat yapılarını yıkmakla, bu köhne cihanı yeniden abad ve gam çekmiş gönülleri de şad eyleyesinz” diyenler Osmanlılardır. “Onların kirli bedenlerini ortadan kaldırmaktır.” (AGE) diyen yine Osmanlılardır. Tarihte Sünni anlayışı rehber edinen başta Abbasiler, Emeviler, Anadolu Selçukluları, Osmanlı Devleti açık olarak Alevilere karşı bir başka deyişle Kızılbaşlara karşı Sünni yıkım politikalarını net bir şekilde ortaya koymuşlardır. İslam dışındaki hiç bir inanç grubuna yaşam hakkı tanımayan Sünni anlayışlar ortaya koydukları yasaklar (bir tür yasa, fetvalar vb) nedeniyle toplumsal doku tamamen zedelinmiş, egemen mezhep anlayışı hakim kılınmıştır. Toplu olarak Kızılbaşların öldürülmeleri “helal olup bu din uğruna bir savaştır” fetvası Anadolu’da 70 bin Kızılbaş’ın canına mal olmuştur,Egemen Sünni İslam devleti niteliğindeki Osmanlı Devleti, tüm İslam alemi adına davranarak, halkları sömürgeleştirerek, sömürgeci anlayışıyla “ kan dökücü, kılıcı pis bir kalabalık olan Kızılbaşları, nice kez perişan ve şaşkın eylemiş, bu amansızların elinden Bayburt ile Erzincan’ı alıp zaferle bezeli bu illere dikmişti.” (AGE) Yavuz Sultan Selim Alevilerin yaşadığı coğrafyaları işgal ederek onları Sünnileştirmek istemiştir. Anadolu’daki halkların oluşturdukları özün içini boşaltmak ve egemenliklerini sağlama almaya çalışan Osmanlı Sünni anlayışı Medreseleri, camileri, Sibyen Mekteplerini, Şeyhülislamlık, Müftülük ve bunun gibi kurumları siyasal geleceğin kurumları olarak tayin etmiştir. Osmanlı zulmünün Kızılbaş ya da Aleviler üzerindeki tahribatı tartışmasız kabul görmektedir. “Osmanlıyı kurtarma projesinden” ortaya çıkan ve Anadolu halklarının ortak iradesi sonucu oluşan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başta Alevi yurttaşlarımıza karşı Osmanlı geleneğini sürdürdüğü ise bir kesim tarafından gizlenmek istenmektedir. Söz konusu kesim Alevi tefeci tüccar sermayesinin en gelişmiş, devlet destekli düşkün olarak tabir edilebilecek kesimdir. Günümüz Alevilerinin temsilcileri konumunda olan insanlar yarattıkları ve özledikleri toplumsal düzenlerini kurma çalışmaları, yoğun katliamlara varan baskılara neden olmuştur. Yoğun kanlı süreçleri yaşayan Aleviler Anadolu’da (Osmanlıdan kurtulma projeleri) bu coğrafyada yaşayan tüm hakları heyecanlandırmıştır. Aleviler de bu kapsamdadır. Anadolu halklarının birlik projesi, tüm dünya ezilen ulusları ve ilk Sosyalist ülke Sovyetler tarafından da desteklenmiştir. Marksist önderlerden Stalin “... Türkiye böyle bir şeyi sineye çekemezdi. Savaş bayrağını yükseltti ve etrafına doğunun halklarını toplayarak emperyalizme karşı durdu.” Derken Anadolu halklarının emperyalizme yönelik birlikte verdikleri mücadeleye de işaret etmiştir. Bu sözler Türkiye halklarının ortaya koyduğu projenin ne derece destek gördüğüne ve ne derecede anti-emperyalist öz taşıdığına ilişkindir. Günümüz Türkiyesinin düşünsel ve siyasal yapısının şekillenmesinde öncü olan Kemalizm; - Siyasal, hukuksal ve kültürel anlamdaki önemli değişimlere neden olmuştur, Saltanat’ın Kaldırılması, Halifeliğin Kaldırılması, Laik Eğitimin Başlaması, - Batılı bir devletin kurumlarının yaratılma çabaları,v.b. Anadolu Alevilerinin özlemlerine denk gelecek atılımları gerçekleştiren Cumhuriyet bu anlamda Alevilerden büyük bir destek gördüğü kuşkusuzdur. Ancak tüm halkların ortak projesi çok kısa bir zaman aralığında tek ulus ve tek mezhep projesine dönüştürülmesi “ yağmurdan kaçarken doluya tutulması”gibi bir olaydır. Osmanlı Kurumlarının günümüz versiyonları olarak; Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakfı, İmam Hatip Okulları, Kuran Kursları, Zorunlu Din dersleri, Cami Yapımı, (Alevi köylerine) İlahiyat Fakültlerinin açılması gibi yeniden kurumsallaşma örnekleri, yene koşullarda Alevilerin asimilasyonu ile birlikte Sünnileştirme kaygılarını içermektedir. 2002 yılı itibariyle Sünni anlayışın Siyasal Kurumları haline dönüşen, Siyasal İslam’ın ideolojik kaynakları olarak da değerlendirilebilecek kurumların ulaştığı boyut bir vehamete işaret etmektedir. Yıl Kuran Kursu İmam Hatip Lisesi İlahiyat Fakültesi Cami Sayısı 2002 4949 609 28 95 Bin’in üzerinde Kaynak: DİB İstatistikleri Bugün ülkemizde yaşayan nüfusun %40’ını oluşturan Alevi ve diğer inanç gruplarının inanç merkezleri 500 adeti geçmemektedir. Bu tablolar; ülkenin en temel sorunları, egemen olma anlayışının yarattığı Türk-İslam sentezi programlarının yaşama geçirilmesiyle oluşmuştur. Yukarıdaki veriler laik hukuk devletinin üstlenemeyeceği bir görev olan Sünni (İslam) anlayışın kurumsallaşması ve diğer inanç gruplarının asimilasyonlarına neden olmaktadır. İleri, çağdaş ve demokrat olmanın ölçütü tüm insanlarımızı kapsayacak, onları Anayasal vatandaşlık onuruna kavuşturacak yasal düzenlemelerden geçmektedir. Bu durum, ülkemiz siyasetçilerinin önündeki en önemli görevlerin başında gelmelidir. Barış içerisinde, kardeşçe bir arada yaşamanın temel koşulu budur.

Yararlanılan kaynaklar: 1- Diyanet işleri Başkanlığı’nın Yıllar itibariyle istatistikleri 2- Kentsel Düzenlemelere ilişkin yasalar 3- Köy Kanunu 4- Siyasetname, Nizam-ül Mülk, Dergah Yayınları, İstanbul, 1995 5- Türkiye Tarihi, Cem Yayınları, istanbul, 1989 6- Köy ve Mahalle Yönetimi, Ahmet KOYUNCU, Olgaç Basım, 1984 7- 3402 Sayılı Kadastoro Kanunu 8- Radikal Gazetesi 27 Ağustos 1997 (Müslüm Doğan’ın Aleviler’in Mülkiyet Hakları) 9- Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Altyapı, Yusuf HALLAÇOĞLU, TTK

celal abbas
23-03-2007, 04:11 AM
Türkiye Cumhuriyeti ,yeni bir devlet , yeni bir siyasal yapı biçiminde tarih sahnesine çıktığında ,bu yeni yapı eski toplumsal yapı üzerinde doğmuştur."Nasıl kurtaracağız Osmanlı DEVLETİNİ"derken yaratılan Cumhuriyet, kuşkusuz Anadoluda yaşayan halkların ortak kurtuluş mücadelesidir.

http://www.ehlihak.com/resimler/t.jpg
FOT: Devdirej Bölgesinden Göç ederek gelen Avuçan ocağından Devriş Cemalli Ali Dedenin oğlu Rıza Dede Eşi Fato Ana ve Oğlu Sefo

KENDAL DOĞAN

“Türkiye Cumhuriyeti, yeni bir devlet, yeni bir siyasal yapı biçiminde tarih sahnesine çıktığında, bu yeni yapı eski toplumsal yapı üzerinde doğmuştur.” (1) “Nasıl kurtaracağız Osmanlı Devletini” derken yaratılan Cumhuriyet, kuşkusuz Anadolu’da yaşayan halkların ortak kurtuluş mücadelesidir. Yaratılan tek ulus ve mezhep anlayışı, farklı etnik ve inanç gruplarından insanların projelerini yeterince sahiplenmemekten kaynaklanmaktadır. Egemen mezhep (Sünni) anlayışı; Osmanlıdan devralınan bir anlayış olmakla birlikte, yeni sistemi de bilinç altında tutup uygulama için zaman geçirmemek üzere hayata geçirmiştir. Geçmişten, günümüz yaşamına kadar, hakları köleleştirerek onları kültürlerinden uzaklaştırmak, kimliksizleştirmek, yok etme anlayışı “Anadolu’yu İslamlaştırma ve Türkleştirme” projesinin bileşenleridir. Osmanlı’dan devralınan ve bir görev kabul edilen “ Sultan Selim, yeryüzüne düzen vermek kaygusunu kendisine dert edinmiş bulunuyordu”(2) anlayışı İslamlaştırma ve Türkleştirme projesi uzun bir sürecin ürünü olarak Yeni devlet anlayışında kendini kurumları ile dayatmıştır. Cumhuriyet döneminde Siyasal İslam’ın ilk Kurumu Yaşanılan süreçte İslam’ın siyasallaşmasında en önemli kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı; tamamen Sünni inancın egemen olduğu, Sünni dinsel yaşamı disipline eden bir kurum olarak Diyanet işleri Başkanlığı ile ilgili elde edilen veriler incelendiğinde, yan kuruluşlarıyla birlikte toplumsal barışa zarar verecek niteliğe ulaştığı yapılan araştırmalarda görülmüştür. Osmanlı’yı yıkma, Cumhuriyeti inşa etme projesi, Anadolu halkları tarafından destek görerek, halkların Kurtuluş mücadelesi sonucunda inşa edilen cumhuriyet 29 Ekim 1923 yılında ilan edilmiştir. Saltanat ise, 1 Kasım 1922 yılında kaldırılmış olmasına rağmen, 364 sayılı “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun bazı mevadının Tavzihan Tadiline Dair Kanun”da 2. Maddesinde yer alan “Türkiye Devletinin Dini İslam’dır” Cümlesi, Osmanlı Devletinin resmi dini olan İslam’ın yeni kurulan cumhuriyetin de resmi dini olmaktaydı. Bu anlayışa sahip “Yeni Yapılanma” 3 Mart 1924 yılında çıkartılan 429 sayılı kanun ile Sünni bir kurum yaratacak olan “Diyanet İşleri Reisliği”nin kurulması sağlanmış oluyordu. Köy Tüzel Kişiliğinin Sünnileştirilmesi Egemen Sünni sömürgeci Osmanlı devlet geleneğini devralan genç cumhuriyet ilk yıllarında, 18 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 442 sayılı Köy Kanunun da Köy Tüzel Kişiliği hukuk tanımından çıkartılarak, Sünni bir yorumda bulunulmuştur. Söz konusu kanunun 2. Maddesinde Köy tanımı “Cami, otlak, yaylak, baltalık gibi ortak malları bulunan, toplu veya dağınık evlerde oturan insanlar, bağ ve bahçe, tarlalarıyla birlikte bir köy teşkil ederler.” Denilmektedir. Camisi olmayan köyler köy tanımının dışında tutulmuşlardır. Alevi-Bektaşi öğretisini kendilerine bir yaşam biçimi olarak seçen insanların camiyi kendilerine uzak gördükleri tartışmasız bir gerçek iken tanımlamanın cami ile sınırlandırılması tesadüf olamaz. Yine aynı yasanın Köy İmamları Başlığı altında bugün yürürlükte olmasa bile madde 84’de “İmam olacaklar, 24. Maddeye göre lazım gelen sıfatlara, hayiz olmakla beraber ilmihal, ameli, erbaa ve kafi derecede Türkiye coğrafyası ve Türk ve İslam tarihini ve sağlık işlerini bilmek ve okunaklı yazı yazmak lazımdır.” Burada da açıkça Emevi-Abbasi-Selçuklu-Osmanlı Devlet geleneğinin Cumhuriyet ülkesine taşınmasından başka bir şey değildir. Aynı zamanda 84. Maddede belirtilen şartlar Anadolu’da ki farklı etnik ve farklı inanç grubundaki insanları hiçe saymaktadır. Genç Cumhuriyet ta başta Türk-İslam sentezcidir. Cumhuriyet Cami Yapımını Yasa İle Zorunlu Kılıyor! İslam’ın kök bulması ve yaygınlaşma çabası ile egemenliğin disipline edilmesi bir başka deyiş ile; kurumsallaşma çabası bu felsefenin iyi anlatılması ve sürekli canlı tutulmasıyla ilgilidir. Bu nedenledir ki; Cami Siyasal İslam’ın en önemli kurumudur. Bu amaçla da Cami yapımı özendirilmiştir. Hz. Muhammed’in “Bir Cami yaptırana Allah Cennette ev yaptırır” sözü oldukça önemsenmiş ve savaşlarda yararlılık gösteren savaş komutanları, ya da İslam’ın yayılışında işgal edilen alanlardaki ganimetlerden yararlananlar ve nüfuslu kişiler haline gelenler bolca cami yaptırmışlardır. Egemen Sünni devlet anlayışındaki tüm devletler Cami yapımını zorunlu kılmışlardır. Bu nedenle; Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Anadolu’daki Cami sayısı “10.000 civarındadır.” 1924 yılında çıkartılan 442 sayılı Köy Kanununda “Köylünün mecburi işleri şunlardır“ Başlığı altında; madde 13’ün 14. Fıkrasında “Köyde bir Mescid yapmak, (yeniden yapılacaksa köy meydanının bir tarafına yapılacaktır)” denilmektedir. Burada da egemen Sünni bir devlet anlayışı açıkça ortaya konmaktadır. Emperyalizme karşı savaşından sonra, Anadolu Aleviliğini yok sayarak devletin örgütlenmesini tamamlayan egemen ulus Büyük Burjuvazisinin bu tavrı “Sünni İslam Oryantalizmine” denk düşmektedir. Bilindiği üzere Osmanlı döneminde halkların mozaiği İslam toplum anlayışının bir ürünü olarak esasta bu durum bir bozukluk belirtisi olarak algılanmalıdır. Bu toplumsal bozukluk toplumsal iç farklılaşmadır. Osmanlı toplumunda cemaat, grup şeklinde örgütlenmeler, etnik bölünmeler vb. gibi bağımsız var olma çabaları merkezi feodal Sünni Osmanlı Devleti’nin; toplumsal başkaldırıları önlemede işine gelmiş, bu yöndeki çabaları ön planda olmuştur.


bütün çelişkilerine rağmen bütün çatışkanlığına rağmen ortada dağ gibi duran sınıfların varlığı reddedilerek kurulan Cumhuriyetin daha çoğumuz tarafından yeteri derecede incelenmediği kanısındayım.
bu paylaşımın içinde bazı söylemler var ki aslında bize çok şey anlatıyor.
keşke bunları görebilsek.
keşke

emek vermişsiniz emeğinize sağlık

dostlukla kalın.