PDA

: Uygarlıklar Savaşı mı?


A.adar
22-09-2006, 05:34 AM
KEMAL BURKAY
Uygarlıklar Savaşı mı?




İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünya ölçüsünde bir sıcak savaş yaşanmadı; ama pek çok bölgesel savaşlar, iç savaşlar, devrimler ve karşıdevrimler yaşandı. Bir de elbet iki sistem arasındaki soğuk savaş.

1980’li yılların sonunda sosyalist sistem çöküp soğuk savaş da sona erince dünyamızda görece olarak daha barışçı bir dönemin yaşanacağı, bölgesel savaşların tümüyle sona ermese bile azalacağı, devrim ve karşıdevrimlerin döneminin artık geçtiği yaygın bir kanı idi. Çünkü üçüncü dünyadaki sosyalist devrimler, en büyük desteklerini, SSCB’yi ve diğer sosyalist ülkeleri yitirmişlerdi. Ulusal kurtuluş hareketleri ise zaten, Kürdistan, Belucistan gibi gecikmiş birkaç ülkenin dışında, olup bitmişlerdi.. Irak, Suriye ve benzeri, soğuk savaş durumundan yararlanıp ayakta kalan sol makyajlı üçüncü dünya diktatörlükleri ile sosyalizme karşı desteklenen faşist ve şeriatçı rejimler için de artık eski güzel günler olmayacaktı; birincilere hami, ikincilere ise ihtiyaç kalmamıştı..

Bu beklentiler bir ölçüde gerçekleşti. Yani devrim dalgası dindi ve buna bağlı olarak karşıdevrim türünden faşist darbeler de. Ortadoğu’daki çağı dolmuş şeriatçı rejimler ve üçüncü dünya diktatörlükleri için de eski güvenceler kalmadı. Bazıları, örneğin Afganistan’daki Taliban, Irak’taki Baas rejimi sahneyi terk ettiler bile. Ötekiler de şu veya bu şekilde sıralarını bekliyor.. Geçmişten kalan bazı iç savaşlarda (İrlanda sorunu, İspanya’daki Eta sorunu gibi) uzlaşma dönemi açıldı. Öte yandan, sosyalist sistemin dağılması ve çökmesi, dünya dengesinin sarsılması üzerine bazı bölgelerde ve ülkelerde ayrışmalar, çatışmalar, bölgesel savaşlar da yaşandı. Örneğin Kafkaslar’da Azeri-Ermeni çatışması, Çeçenistan, Gürcistan; Balkanlar’da Bosna ve Kosova savaşları…

Bu doğaldı. Ayrıca mevcut savaş ocaklarının ve süregelen bölgesel çatışmaların bir anda ve tümden sona ermesi beklenmiyor, sürecin inişli çıkışlı olacağı tahmin ediliyordu. Nitekim İsrail-Filistin barışı kesintiye uğradı ve giderek daha da içinden çıkılmaz hale geldi. Kürdistan’ın çeşitli parçalarındaki çatışma ortamı da, Güney’in özel durumu dışında, sorun çözülmediği için devam ediyor.

Öte yandan, hesapta olmayan kimi olumsuz gelişmeler yüzünden, dünyamızda beklenen görece istikrarlı bir barış ortamı gerçekleşmedi. Bu etken İslam dünyasından geldi ve başını El Kaide adlı örgüt çekti. Daha önce sosyalizme ve Afganistan’daki devrimci yönetime karşı savaşan El Kaide, “yeşil kuşak” politikalarının ürünü, diğer bir deyişle ABD’nin ve Batı Avrupa ülkelerinin eseri idi. Ama oldukça tutucu islam değerleriyle, şeriatçı bir dünya görüşüyle donanmış bu akım, sosyalist ve devrimci düşmanını yitirince yeni düşmanlar bulmakta gecikmedi. Bu da eski müttefiki, hamisi, kapitalist ve emperyalist dünya oldu. Filistin’de süregelen çatışma bu dönüşümü kolaylaştırdı. Radikal İslamcıların öfkesi İsrail’le birlikte onun baş destekçisi ABD’ye yöneldi. El Kaide ABD hedeflerini yalnızca Arabistan ve Afrika’da vurmakla yetinmedi, ABD’ye kadar uzandı, orada Amerikalıların kendi evinde eylemler koydu. 11 Eylül 2001 New York ve Vashington saldırıları ise bu terörün doruğu oldu. Bu olaylar ve ardından gelen Afganistan ve Irak işgalleri ile terör birbirini tetikledi, yangının alevleri Ortadoğu’nun yanısıra Avrupa’ya sıçradı.

Bu yeni savaş, “küresel terörle savaş” olarak adlandırılıyor. Karşıda bir süpergüç, ya da büyük bir devlet yok, sözde İslamcı ideolojiyi bayrak edinmiş terör örgütleri var.. Onların belli bir ülkeleri, devletleri yok. Hem tüm İslam ülkelerinde varlar, hem de Batı’daki İslam toplulukları arasında. Pirinçteki taş gibiler. Ne pirinci tümden dökebilirsin, ne de bunları ayıklamak pirinci ayıklamak kadar kolay..

Kimileri bunu kaçınılmaz bir uygarlıklar savaşı sayıyor. “Hıristiyan kökenli” Batı uygarlığı ile İslam uygarlığı arasında bir hesaplaşma… Batıda bu görüşün teorisini yapanlar var. Radikal İslamcılara göre de bu bir Müslüman-kafir kavgası! Karşıdakiler, yani “kafirler” Hıristiyanlar ve Yahudiler. Ayrıca elbet İslam toplumları içindeki kendileri gibi düşünmeyenler.. Öte yandan, sorun sadece, görece olarak azınlık oluşturan radikal İslamcılardan ibaret değil. Söz konusu olaylar İslam dünyasında Batı’ya karşı güvensizliği ve düşmanca duyguları arttırıyor. Buna karşılık radikallerin terör eylemleri de Batı kamuoyunda, korku ve kaygıyla birlikte İslam dünyasına karşı güvensizlik ve karşıtlık duygularını, bir “İslamofobi”yi arttırıyor.

Bu nereye varacak? Sorun nasıl çözülecek? Ya da bu çatışma kaçınılmaz olarak sonuna kadar (sonu her neyse!) gidecek mi?..

Elbet, bu bir çatışma ve dünya ölçüsünde oldukça geniş bir alanda yaşanıyor. Sorun geniş boyutlu ve önemli. Ama bu bir uygarlıklar savaşı mı? Eğer öyleyse hangi uygarlıklar? “Arap İslam Uygarlığı” ile “Hıristiyan Batı Uygarlığı” arasında mı?

Baştan şunu söyleyeyim: Eğer dünyamızda birden fazla uygarlık varsa -ki var- ve bunların gelişme düzeyleri farklıysa –desen demesen farklı-, aralarında sürtüşme veya çatışma olabilir, olmakta... Bu çatışma kültürel, ideolojik ve barışçı biçimlerde olabileceği gibi, çıkar çatışmaları ve gerginlikler savaşlara da yol açabilir. Nitekim açmakta..

Kanımca bunu “Hıristiyan-Müslüman” çatışması gibi göstermek yanlıştır. Bir kere, söz konusu olan bir uygarlıklar çatışması olsa bile, Batı uygarlığı bir Hıristiyan uygarlığı değil. Aksine, Batı uygarlığı, Hıristiyan dünyası içinde boy verse bile, bu dünya ile çatışarak ortaya çıktı. Rönesans ve reform hareketi, aydınlanma dönemi, Kilise ile, tutucu Hıristiyanlık değerleri ile güçlü bir hesaplaşma idi. Ve bu hesaplaşma zaman zaman çok kanlı oldu; bilim ve sanatların özgürlük kazanması, toplumsal değişim kolay gerçekleşmedi. Batı uygarlığını bir “Hıristiyan uygarlığı” saymak ciddi bir yanlıştır. Bu uygarlıkta Eski Yunan ve Latin uygarlığının, İslam uygarlığının ve dünyamızda geçmiş dönemlerde yaşanmış tüm öteki uygarlıkların payı var. O bir bakıma, geçmiş uygarlıkların, insanlığın ürettiği tekniğin, bilim ve sanatın yeni bir sentezi ve elbet daha gelişkin, daha üst düzeyde bir uygarlık.

Her uygarlık kendi değerleri, yaşam tarzıyla bir bütündür. Farklı uygarlıklara sahip toplumlar ilişkiye geçtikleri zaman doğal olarak hem birbirlerinden alır ve verir, hem de sürtüşürler. Bu, toplumların gelişme farklarına bağlı olarak geri ile ilerinin bir çatışmasına da dönüşebilir. Kanımca bugün Ortadoğu’da yaşanan budur.

Besbelli İslam toplumları da, dünyamızdaki tüm toplumlar gibi oldukları yerde, değişmeden kalamazlar. Hıristiyan dünyası bu değişimi, zorunlu reformları birkaç yüzyıl öncesinden başlayarak yaptı. Elbet değişim bu gün bile devam ediyor. Sosyalizm de ideoloji ve eylem olarak önce Batı dünyasının içinde boy veren bir değişimdi, yeni bir dünya görüşü ve hayat tarzıydı. İlk büyük denemesinde başaramadı, ama gelecekte ne olur, ayrı bir sorun.. Değişim süreci durmuş değil ve geleceğin Batıda da çok bambaşka olacağına kuşku yok.

Şeriat ise, İslam toplumlarında aynı zamanda bir hukuk sistemi, bir yaşam tarzıdır. Hırsızlık yapanın elinin kesilmesi, dört kadınla evlilik ve çok daha sert kurallar dahil… Bu sistemden günümüze ne kaldı? O aynen devam ediyor mu? Bu meselenin bir yanı. Günümüz İslam toplumlarının bin yıl öncesinden epeyce farklı olduklarını, birçok şeyin değiştiğini kabul etmek gerekir. Ama değişmeyen, toplumsal gelişmenin önünde ayak bağına dönüşen şeyler ve değişmemekte direnenler de var. Bu toplumlardaki bir bölüm dinci radikal ise hem değişmemekte direniyor, hem de toplumu daha gerilere götürmeye, hatta dünyayı toptan bu yönde değiştirmeye çabalıyor, bunun için şiddeti, “cihadı” bile hak sayıyorlar.

Böylesine bir direnişi besbelli, İslamın Hıristiyana karşı savaşı sayamayız. Çünkü bu direniş, aynı zamanda İslam ülkelerindeki ilerici ve çagdaş güçlere, değişime karşı direniştir. Bizzat İslam ülkelerinde de ileri ile gerinin, değişimden yana olanla tutuculuğun kavgası var. Tüm ülkelerde çağdaş bilim ve sanatı edinmek isteyen, demokrasiyi, insan haklarını savunan ve kendi ülkelerinde geçekleştirmeye çalışan insanlar, örgütler var. Yine, değişim yanlılarının Hıristiyan dediğimiz Batı ülkelerinde doğal olarak dostları da var. Bunlar dünyamızda barışın, insan haklarının ve demokrasinin egemen olmasını isteyen kişi ve çevrelerdir, sayıları ve güçleri az değildir.

Değişim, hiç kuşku yok, tüm bu halkların yararınadır. İslam dünyası reform yapmakta ne yazık ki gecikti. Bu nedenle de hızlanan küreselleşme çağında, kaçınılmaz olarak bu çelişki ve çatışmaları yaşıyor. Değişim eninde sonunda olacak, bu sadece bir zaman sorunu; ama görünen o ki epey sancılı olacak..

asli_33
22-09-2006, 06:02 AM
Adar can yazıyı iki kez kopya etmişsin emegine sağlık...


--------------------------------------------------------------------------
1980’li yılların sonunda sosyalist sistem çöküp soğuk savaş da sona erince dünyamızda görece olarak daha barışçı bir dönemin yaşanacağı, bölgesel savaşların tümüyle sona ermese bile azalacağı, devrim ve karşıdevrimlerin döneminin artık geçtiği yaygın bir kanı idi. Çünkü üçüncü dünyadaki sosyalist devrimler, en büyük desteklerini, SSCB’yi ve diğer sosyalist ülkeleri yitirmişlerdi. Ulusal kurtuluş hareketleri ise zaten, Kürdistan, Belucistan gibi gecikmiş birkaç ülkenin dışında, olup bitmişlerdi.. Irak, Suriye ve benzeri, soğuk savaş durumundan yararlanıp ayakta kalan sol makyajlı üçüncü dünya diktatörlükleri ile sosyalizme karşı desteklenen faşist ve şeriatçı rejimler için de artık eski güzel günler olmayacaktı; birincilere hami, ikincilere ise ihtiyaç kalmamıştı.
--------------------------------------------------------------------------
Kürdistan ve Belucistan ..devletleri ve toprak parçaları mümkünse harita üzreindeki yerini gösterirmisin ...?

A.adar
22-09-2006, 06:23 AM
Adar can yazıyı iki kez kopya etmişsin emegine sağlık...


--------------------------------------------------------------------------
1980’li yılların sonunda sosyalist sistem çöküp soğuk savaş da sona erince dünyamızda görece olarak daha barışçı bir dönemin yaşanacağı, bölgesel savaşların tümüyle sona ermese bile azalacağı, devrim ve karşıdevrimlerin döneminin artık geçtiği yaygın bir kanı idi. Çünkü üçüncü dünyadaki sosyalist devrimler, en büyük desteklerini, SSCB’yi ve diğer sosyalist ülkeleri yitirmişlerdi. Ulusal kurtuluş hareketleri ise zaten, Kürdistan, Belucistan gibi gecikmiş birkaç ülkenin dışında, olup bitmişlerdi.. Irak, Suriye ve benzeri, soğuk savaş durumundan yararlanıp ayakta kalan sol makyajlı üçüncü dünya diktatörlükleri ile sosyalizme karşı desteklenen faşist ve şeriatçı rejimler için de artık eski güzel günler olmayacaktı; birincilere hami, ikincilere ise ihtiyaç kalmamıştı.
--------------------------------------------------------------------------
Kürdistan ve Belucistan ..devletleri ve toprak parçaları mümkünse harita üzreindeki yerini gösterirmisin ...?

ben yaşadığımız toprakar kürtler var ama kürtistanı yazara sormak gerek bilmiyorum

asli_33
22-09-2006, 06:50 AM
http://www.demanu.com.tr/niv_01_kemal_burkay.htm
Adar can bu alıntı yaptığın sitenin ismi...
Sayın Kemal Burkay'ın farklı bir makalesini örnek vereyim ..
Örneğin Kürt ve Kürdistan adını taşıyan bir parti bugün de yasak. Bu bir yana, hiçbir parti, ister sosyalist, ister liberal olsun, Kürt sorununa programında dilediği gibi yer veremez, demokratik, eşitlikçi, örneğin federal bir çözüm öneremez. Siyasi Partiler Yasasası’nın ve 1982 Cunta Anayasası’nın binbir engeli, önlerinde duvar gibi duruyor.

Ama Kürt sorunu bir yana, bu partiler anti-militarist bir tutum da alamazlar; ordu bu ülkede bir tabu. Bu partiler, nerdeyse yüzyıllık, donmuş ve taşlaşmış resmi Kemalist ideolojiyi de eleştiremezler. Kemalizm bir tabu…

Yalnız siyasi partiler, dernekler, yani örgütler değil, aydınlar da, yazar çizerler de bu tabulara el uzatamaz. Polis ve savcı onların yakasına yapışmaya hazır.. Onları bekleyen yalnızca ağır hapis ve para cezaları değil, aynı zamanda rejimin başka türden beslemeleri, bir takım Ku-Kluks-Klan türü sivil, saldırgan, linççi gruplar, onların özgürlüğünü, can güvenliğini tehdit ediyor. Daha dün Orhan Pamuk’a, Hrant Dink’e, şimdi Perihan Magden’e, Elif Şafak’a olanlar bunun örneği.

Türk basını kadar sistem tarafından manipüle edilen, savaşın ve militarizmin hizmetinde bir basın dünyada belki yoktur. Belki Hitler Almanyası’nda, Saddam Irakı’nda vardı. Dikkat ediyor musunuz, nerdeyse bütün TV yorumcuları, spikerler, köşe yazarları, muhabirler Irak sınırları içindeki Güney Kürdistan’dan, ağız birliği etmiş gibi, “Kuzey Irak” diye söz ediyorlar. Mesut Barzani için “Kürdistan Bölge Başkanı” diyemiyorlar… Çünkü kendilerine böyle direktif verilmiş; “aman ha Kürdistan adını kullanmayın!” denmiş.. Böylece yalnız Türk devletinin sınırları içindeki Kuzey Kürdistan değil, Kürdistan’ın tüm parçaları yok sayılıyor. Irak devleti ve bu ülkedeki tüm taraflar, bağdat hükümeti dahil, hatta bir dönemler Saddam yönetimi dahil, şu “Kuzey Irak”a, kendi adıyla “Kürdistan” dedikleri halde…

Evet, Türk rejimi kadar kendi halkına güven duymayan, ona yalan söyleyen, onu aldatan rejim azdır. Böyle bir rejimin demokrasi ile ilgisi olabilir mi? Onun, Ortadoğu’nun öteki çağı dolmuş diktatörlük rejimlerinden, Irak ve Suriye Baası’ndan, İran’daki Mollalar rejiminden bir farkı var mı?

Evet var! Mollalar bile Kürdistan’a Kürdistan diyorlar! Hatta bir İran uçağı “Kürdistan” adını taşıyor.. Ve İran’da Şah döneminden, 1950’lerden beri Kürtçe radyo yayını var. Şimdi de televizyonda Kürtçe yayın… Eğer Türkler, şu son dönemdeki “al gülüm-ver gülüm” ilişkileri içinde onları buna pişman etmezlerse, bu belki daha da genişler..

--------------------------------------------------------------------------
Kemal Burkay

1937 yılında Tunceli’nin Mazgirt İlçesi’nin Kızılkale Köyü’nde doğdu. Babası köy eğitmeniydi. İlkokulu babasının eğitmenlik yaptığı çevre köylerde ve kendi köyünde okudu. 1949 yılında Akçadağ Köy Enstitüsü’ne girdi. Orada ve Diyarbakır-Ergani’de köy enstitüsünü tamamladı, 1955 yılında öğretmen oldu. 1956 yılında Elazığ Lisesi’nde sınavlara girerek lise diploması da aldı ve aynı yıl Ankara Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu, 1960 yılında bitirdi. Erzurum’da askerlik, Elazığ’da kaymakamlık stajı ve Osmaniye’de kısa bir süre kaymakamlık yaptı. Ancak merkeze alındı ve ayrılarak 1964 yılında Elazığ’da serbest avukatlığa başladı. Daha sonra Tunceli’ye geçti. Köy öğretmenliği yıllarında şiirler ve hikayeler yazdı. 1964 yılında ilk romanı “Yaşamanın Ötesinde” Vatan gazetesinde tefrika edildi. İlk şiir kitabı “Prangalar” 1967 yılında basıldı. 1965 yılında Elazığ’da “Çıra” adlı edebiyat dergisini çıkarıp yönetti. Edebi ve siyasi çok sayıda kitabı var.

asli_33
22-09-2006, 06:52 AM
Kemal Burkay, 1965 yılında Türkiye İşçi Partisi’ne üye oldu ve partinin Elazığ, Tunceli, Bingöl ve Erzincan illerinde örgütlenmesinde rol aldı. 1965 seçimlerinde yaşını büyüterek TİP’in Bingöl adayı oldu. 1968 yılında TİP Genel Yönetim Kurulu’na, bir yıl sonra ise Merkez Yürütme Kurulu’na seçildi. 1969 yılında TİP’in Tunceli adayı oldu. 12 Mart döneminde 1972 yılında yurt dışına çıktı. 1974 yılında çıkan af yasasının ardından ülkeye döndü, Ankara’da yine serbest avukatlığa başladı. Aynı yılın sonunda bir grup arkadaşıyla birlikte illegal Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi’ni (PSK) kurdu ve genel sekreterliğe seçildi. Burkay ve arkadaşları 1975 yılında Özgürlük Yolu dergisini, 1977 yılında ise, 15 günlük Roja Welat gazetesini çıkardılar. PSK, bağımsız aday göstererek 1977 yılında (Mehdi Zana) Diyarbakır, 1979 yılında ise Ağrı belediye başkanlıklarını kazandı. Mart 1980’de yurt dışına çıktı. İsveç’ten politik iltica alan Burkay, çalışmalarını yurt dışında sürdürüyor. Siyasi Kürtçülüğün önemli isimlerinden olan Kemal Burkay, silahlı mücadeleyi reddeden yanıyla ***’dan ayrılıyor. İki defa evlenen Kemal Burkay, dördü kız, biri erkek beş çocuk babası. Kemal Burkay, halk müziği sanatçısı Seher Dilovan’ın da dayısı.

ESERLERİ

1- Yaşamanın Ötesinde; roman, Türkçe, 1964 yılında, Vatan gazetesinde tefrika edildi.
2- Prangalar; şiirler, Türkçe, 1967 yılında Ankara’da, Memleket Yayınları arasında basıldı.
3- Helbestên Kurdî (Kürtçe Şiirler); şiir, marş ve manzum fabller. 1974 yılında Almanya’da, “Ronahi Yayınları” arasında basıldı.
4- Dersim; şiirler, Türkçe, 1975 yılında Ankara’da Toplum Yayınları arasında basıldı.
5- Dehak’ın Sonu (Dawiya Dehak); manzum piyes, iki dilde (Kürtçe ve Türkçe). Önce Özgürlük Yolu dergisinde (1978, sayı: 37-38) yayınlandı. Daha sonra 1991 yılında İstanbul’da, Deng Yayınları arasında, Kürtçe ve Türkçesi birarada basıldı.
6- Alıko û Baz; Kürtçe, çocuk kitabı, öykü; 1988 yılında Stokholm’de, Roja Nu Yayınları arasında basıldı. Daha sonra Almanya’da Komkar Yayınları arasında “Aliko und Bussard” adıyla Almanca çevirisi yayınlandı.
7- Kürtçe Dil Dersleri (Dersên Zmanê Kurdî); “Baran” adıyla 1988 yılında Roja Nu Yayınları arasında basıldı. Daha sonra İstanbul’da Deng Yayınları arasında yeni baskıları yapıldı.
8- Özgürlük ve Yaşam (Azadî û Jîyan); Türkçe ve Kürtçe; Prangalar ve Dersim şiir kitaplarından yapılan bir seçme, Kürtçe çevirisiyle birlikte 1988 yılında Roja Nu Yayınları arasında basıldı. 1993 yılında İstanbul’da, Deng Yayınları arasında ikinci baskısı yapıldı.
9- Çarin (Rubailer); Kürtçe; 1992 yılında, Roja Nu Yayınları arasında basıldı. Daha sonra yenileri eklenerek ve Türkçeye de çevrilerek 1996 yılında İstanbul’da, Deng Yayınları arasında iki dilde ve birarada yayınlandı.
10- Geçmişten Bugüne Kürtler ve Kürdistan, Cilt-1; Kürdistan tarihi, coğrafyası ve Kürt edebiyatı ile ilgili araştırma, 544 sayfa, Türkçe, 1992 yılında İstanbul’da, Deng Yayınları arasında basıldı. Engellemelere rağmen şimdiye kadar dört baskı yaptı. Ayrıca Bulgarca ve Rumca’ya çevrilerek Bulgaristan’da ve Atina’da yayınlandı.
11- Yakılan Şiirin Türküsü; şiirler, Türkçe, 1993 yılında İstanbul’da Deng Yayınları arasında basıldı.
12- Berf Fedi Dıke (Kar Utanır); şiirler, Kürtçe, 1995 yılında İstanbul’da Deng Yayınları arasında basıldı.
13- Can Taşır Dicle; şiirler, Türkçe, 1998 yılında İstanbul’da, Deng Yayınları arasında basıldı.
Burkay’ın Türkçe ya da Kürtçeye çevirdiği bazı eserler:
1- Kürt Çoban (Şıvanê Kurd); yazarı Ereb Şemo, Kürtçe Roman. Burkay bu eseri Kürtçe orijinalinden Türkçeye çevirdi, 1977 yılında İstanbul’da Özgürlük Yolu Yayınları arasında basıldı.
2- Memê Alan Destanı; Kürtçe destan, Roger Loscot’nun derlemesi. Burkay’ın Kürtçe orijinalinden çevirdiği bu eser 1977 yılında İstanbul’da, Özgürlük Yolu Yayınları arasında basıldı.
3- Dağ Çiçekleri (Kulîlkên Çiya); Eskerê Boyik’in şiirleri. Burkay’ın Kürtçeden Türkçeye çevirdiği bu şiirler 1979 yılında İstanbul’da, Özgürlük Yolu Yayınları arasında basıldı.
4- William Tell; Katharina Scherman’ın eseri. Burkay’ın İngilizcesinden Kürtçeye çevirdiği bu çocuk kitabı 1993 yılında Roja Nu Yayınları arasında basıldı.
Burkay geçmişte Türk edebiyat dergilerinde ve gazetelerde (Varlık, Dost, Papirüs, Yarına Doğru, Sesimiz, Yeni Toplum vb.) yine Kürt sol ve yurtsever kesimlerince çıkarılan, bazısını da kendisinin yönettiği dergi ve gazetelerde ( Çıra, Yeni Akış, Ezilenler, Ronahi, Özgürlük Yolu (Riya Azadi), Roja Welat, Roja Nu, Dengê Komkar, Sol Birlik, Tevger, Özgür Gelecek, Deng, haftalık Azadi, Ronahi, Hêvi, Roja Teze, 15 günlük Dema Nu vb) -bir bölümü değişik isimlerle- edebi, siyasi ve teorik nitelikte yazılar yazdı. Bu yazıların bir bölümü yine değişik isimlerle kitap halinde de yayınlandı, ki Burkay bunların bazısını –sözkonusu isimleri hala kullandığı için- şu anda açıklamayı uygun bulmuyor.
Burkay’ın eserlerinin bazısı ise, ne yazık ki, kaç-göç arasında kayboldu. Bunlar arasında bir piyes, bir radyofonik oyun, antoloji olarak yayınlanmak üzere 20 kadar Türk şairinden Kürtçeye yapılmış çeviriler, yine La Fontaine’den Kürtçeye çevrilmiş 60 kadar şiir vardı.
Burkay’ın şiirlerinin bazıları İngilizce, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Bulgarca, Rumca, Arapça ve Farsça dillerine çevrilip dergilerde yayınlandı, ya da antolojilerde yer aldı. Prangalar ve Dersim’den yapılan bir seçme ise Almanca’ya çevrilerek “Helin” adıyla, 1993 yılında Almanya’da, Komkar Yayınları arasında basıldı.
Burkay’ın kimi teorik ve siyasal nitelikteki eserleri:
1- Türkiye Şartlarında Kürt Halkının Kurtuluş Mücadelesi; inceleme-araştırma, Türkçe, 1973 yılında Almanya’da, Ronahi yayınları arasında, “Hıdır Murat” adıyla yayınlandı. Burkay’ın Kürt sorununa ilişkin temel görüşlerinin derli-toplu biçimde ilk ifade edildiği eser.
2- Milli Demokratik Devrim; teorik çalışma, Türkçe, Ronahi Yayınları, 1973, Almanya.
3- Sosyal Emperyalizm Sorunu ve Türkiye’de Maocu Akım; teorik çalışma, Özgürlük Yolu Yayınları, 1976, Ankara.
4- Milli Mesele ve Doğu’da Feodalite-Aşiret; inceleme, Türkçe, 1976 yılında Ankara’da Özgürlük Yolu Yayınları arasında, yazar adı “C. Aladağ” olarak basıldı. Daha sonra yurt dışında Komkar yayınları arasında ve adında “Doğu” yerine Kürdistan kullanılarak ikinci kez basıldı.
5- Kürdistan’ın Sömürgeleşmesi ve Kürt Ulusal Hareketleri; inceleme, Türkçe, 1978’de Ankara’da, Özgürlük Yolu Yayınları arasında, yazar adı C. Aladağ olarak basıldı. Daha sonra yurt dışında Burkay’ın kendi adıyla yeni baskısı yapıldı.
6- Emperyalizm ve Kültür; teorik çalışma, 1978 yılında Ankara’da, TÖB-DER Yayınları arasında basıldı.
7- Devrimcilik mi Terörizm mi? *** Üzerine bir inceleme, Türkçe, Özgürlük Yolu Yayınları, 1984, Avrupa.
8- Kürt Sorunu, Barış, Demokrasi; Deng dergisinde ve Azadi gazetesinde Ali Dicleli adıyla yayınlanan yazılar. Yine aynı isimle, 1995 yılında Deng Yayınları arasında basıldı.
9- Seçme Yazılar, Cilt-1; Deng Yayınları, 1995-İstanbul.
10- Seçme Yazılar, Cilt-2; Deng Yayınları, 1996-İstanbul.
Burkay’ın broşür halinde yayınlanan ürünlerinin bir bölümü ise şunlar:
1- Küçük Burjuva Sapmaları ve Tutarlı Sosyalist Politika; 1979, Roj Yayınları.
2- 14 Ekim Seçimlerinde Kitlelere Gerçek Kurtuluş Yolunu Gösterelim; 1979, Roj yayınları.
3- Sosyalist Ahlak Üzerine; 1988, TKSP Yayınları.
4- Devrimci Demokratlar Üzerine ve UDG Neden Hayata Geçmedi; 1981, Özgürlük Yolu Yayınları;
5- İran ve İran Kürdistanı devrimi, 1982, TKSP Yayınları;
6- Parti Üzerine; 1982, TKSP Yayınları;
7- Parti Militani İçin, 1988, TKSP Yayınları;
8- TKSP - İlkeleri, Mücadele Anlayışı; 1988, TKSP Yayınları.
9- TKSP Yurt Dışı Konferansı Tezleri; 1989, TKSP Yayınları.
10- Kadın Sorunu; 1996, Deng Yayınları, İstanbul.
11- Din ve Siyaset; 1996, Deng Yayınları, İstanbul.
12- 25 Yıl - İlkeli, Uzun Soluklu Bir Mücadele, 1999-Köln, PSK Yayınları
Bunlardan ayrı olarak Burkay anılarını da yazdı. Ekleriyle birlikte yaklaşık dört cilt tutan anıların birinci cildi “Anılar-Belgeler, Cilt-1” adıyla, Kasım 2001’de, Roja Nu yayınları arasında basıldı.