dünyam
13-03-2007, 01:57 AM
Hızır, Erzincan ve Pülümür yöresinde Yıxır Gol, Golê Xızıri, Aci Gol, Gola Bağıre adıyla bilinen göl ve göletleri mekân tutmuş, bunlarda ayan beyan görülmüş ve buralarda hazır ve nazır olmuştur. Diğer taraftan Golê Buyere adındaki göl de aynı özelliktedir. Hiç şüphesiz Hızır, bu gölleri kendisine resmi mekân olarak seçmiştir. O, devamlı bu göllerin içinde hazır bulunmaktadır.
Şimdi bu konuya ilişkin iki örnek vermek istiyoruz.
Ilk örneği bize Bava Dewrês anlatıyor.
“Gola Bağıre diye bilinen gölet Balabanlılara taraf düşüyor. Gölün arkası dağ, her iki kenarı dağ, önü ise düzdür. Büyük bir gölet. Içine kar suyu birikiyor.
Ağaye Çholaxi giller Çuliye köyünde kalıyorlardı. Bunlar Balabanlıdır. Hesen Ağa bunların ceddi olur. Bunlar Gola Bağıre’ye gidip kurbanlar kesmiş, lokmalar dağıtmış ve mumlar yakmışlar.
Balabanlıların cedlerinden Çholaxê Aliyê Heseni atlıymış. Nasıl olmuşsa, bunun atı göletin içine doğru yürümüş, suların içine gömülüp birlikte kaybolmuşlar.
Millette bir feryat bir figan, bir ağlama bir sızlama ki ortalığı velvele almış yürümüş. Bakmışlar ki göletten kimsenin çıkacağı yok, başlamışlar bunlar yine kurbanlar kesip dua ve dileklerde bulunmaya.
Birden göletin suları fokur fokur kabarıyor, ardından da Çholaxê Aliyê Heseni atlı olarak su yüzüne çıkıyor. Bunun piposu ağzında dumanı tütüyor ve hiç bir yerine bir damla da olsa su ilişmemiş, kup kuru duruyormuş.
Göletten çıkınca meraktan buna sormuşlar,
- Sen nereye gittin? ne gördün? Biz senin için o kadar feryat ettik, kurbanlar adadık!
Demiş ki:
- Ben bir yerde beyaz bir binanın önüne gittim. Bunun kapısı açıldı içeriye girdim. Uzun aksakallı bir ihtiyar, başına yeşil bir peşgir dolamış orada oturmakta. Emir verip bana kahve yaptırdı. Kahveyi getirdiler. Ben pipoma tütün doldurdum, kahvemi yudumladım. Gözlerimi açtım ki sizin yanınızdayım.
Çholaxê Aliyê Heseni bu Gola Bağıre göletinde Hızır’a konuk olmuş.”
Bava Hesenê Kolu da bize böyle bir olay anlattı. Yalnız bu Golê Buyere gölünde geçiyor:
“Bir keresinde birkaç asker gelip ta Golê Buyere gölünde çıkarlar. Zaten bizim o dağ taşta çok asker geziyor. Askerlerden biri demiş ki,
- Ben kendime bu gölde biraz yüzeceğim!
Arkadaşı buna razı olmamış.
- Girme! burası göl, olmaya ki içinde boğulasın!
diye uyarır.
Yüzmek isteyen de,
- Ben denizlerde yüzmüş biriyim, şu küçücük göl de ne ki!
diye diretmiş.
Asker, giyisilerini çıkarıp göle girer. Biraz yüzdükten sonra birden gölün dibine batar. Sesi sedası kesilir. Arkadaşı buna seslenir, bağırır, çağırır, döğünür her ne ederse bu su yüzüne çıkmaz.
Aradan biraz geçince bunun umudu kesilir. Arkadaşlarına,
- Mutlaka boğuldu! gidip orduya haber verelim!
Bunlar artık toparlanıp gitmek üzereyken, gölden culp diye bir ses çıkar ve asker su yüzünde görülüverir.
Kendisine,
- Gölün dibinde nasıl bu kadar kalabildin?
diye sorarlar.
O da der ki:
- Adamın biri beni gölün dibine doğru çekti. Aksakallı bir ihtiyar karşıma çıktı. Bana “Neden bu göle girdin? Yüzecek başka bir yere bulamadın mı? Buranın ziyaret olduğunu bilmiyor muydun?” diye sordu. Ihtiyara yalvardım. Dedim ki “Kusuruma bakma! Ben buranın ziyaret olduğunu bilmiyordum. Tövbe diyor bir daha asla girmiyorum!” Ihtiyar bana “Sağ ayağını kaldır!” dedi. Ayağımı kaldırdım, bana “Seni bir daha burularda görmiyeyim!” dedi ve elindeki asayla sağ ayağımın tabanına bir tane vurunca fırlayıp gölün yüzüne çıktım.
Bu asker üç koyun getirerek Golê Buyere’de kurban eder.”
Biz burada konumuza ilişkin olarak iki örnek aktardık. Ama yukarıda değindiğimiz gibi, Dersim’in Hızır’ı yalnız Golê Buyere ile Gola Bağıre’yi değil daha Golê Xızıri ile Aci Gol’u da mekân olarak tutmuştur. Ayrıca bu göllerin dibinde ışık görenler, kent görenler de var.
Şimdi bu konuya ilişkin iki örnek vermek istiyoruz.
Ilk örneği bize Bava Dewrês anlatıyor.
“Gola Bağıre diye bilinen gölet Balabanlılara taraf düşüyor. Gölün arkası dağ, her iki kenarı dağ, önü ise düzdür. Büyük bir gölet. Içine kar suyu birikiyor.
Ağaye Çholaxi giller Çuliye köyünde kalıyorlardı. Bunlar Balabanlıdır. Hesen Ağa bunların ceddi olur. Bunlar Gola Bağıre’ye gidip kurbanlar kesmiş, lokmalar dağıtmış ve mumlar yakmışlar.
Balabanlıların cedlerinden Çholaxê Aliyê Heseni atlıymış. Nasıl olmuşsa, bunun atı göletin içine doğru yürümüş, suların içine gömülüp birlikte kaybolmuşlar.
Millette bir feryat bir figan, bir ağlama bir sızlama ki ortalığı velvele almış yürümüş. Bakmışlar ki göletten kimsenin çıkacağı yok, başlamışlar bunlar yine kurbanlar kesip dua ve dileklerde bulunmaya.
Birden göletin suları fokur fokur kabarıyor, ardından da Çholaxê Aliyê Heseni atlı olarak su yüzüne çıkıyor. Bunun piposu ağzında dumanı tütüyor ve hiç bir yerine bir damla da olsa su ilişmemiş, kup kuru duruyormuş.
Göletten çıkınca meraktan buna sormuşlar,
- Sen nereye gittin? ne gördün? Biz senin için o kadar feryat ettik, kurbanlar adadık!
Demiş ki:
- Ben bir yerde beyaz bir binanın önüne gittim. Bunun kapısı açıldı içeriye girdim. Uzun aksakallı bir ihtiyar, başına yeşil bir peşgir dolamış orada oturmakta. Emir verip bana kahve yaptırdı. Kahveyi getirdiler. Ben pipoma tütün doldurdum, kahvemi yudumladım. Gözlerimi açtım ki sizin yanınızdayım.
Çholaxê Aliyê Heseni bu Gola Bağıre göletinde Hızır’a konuk olmuş.”
Bava Hesenê Kolu da bize böyle bir olay anlattı. Yalnız bu Golê Buyere gölünde geçiyor:
“Bir keresinde birkaç asker gelip ta Golê Buyere gölünde çıkarlar. Zaten bizim o dağ taşta çok asker geziyor. Askerlerden biri demiş ki,
- Ben kendime bu gölde biraz yüzeceğim!
Arkadaşı buna razı olmamış.
- Girme! burası göl, olmaya ki içinde boğulasın!
diye uyarır.
Yüzmek isteyen de,
- Ben denizlerde yüzmüş biriyim, şu küçücük göl de ne ki!
diye diretmiş.
Asker, giyisilerini çıkarıp göle girer. Biraz yüzdükten sonra birden gölün dibine batar. Sesi sedası kesilir. Arkadaşı buna seslenir, bağırır, çağırır, döğünür her ne ederse bu su yüzüne çıkmaz.
Aradan biraz geçince bunun umudu kesilir. Arkadaşlarına,
- Mutlaka boğuldu! gidip orduya haber verelim!
Bunlar artık toparlanıp gitmek üzereyken, gölden culp diye bir ses çıkar ve asker su yüzünde görülüverir.
Kendisine,
- Gölün dibinde nasıl bu kadar kalabildin?
diye sorarlar.
O da der ki:
- Adamın biri beni gölün dibine doğru çekti. Aksakallı bir ihtiyar karşıma çıktı. Bana “Neden bu göle girdin? Yüzecek başka bir yere bulamadın mı? Buranın ziyaret olduğunu bilmiyor muydun?” diye sordu. Ihtiyara yalvardım. Dedim ki “Kusuruma bakma! Ben buranın ziyaret olduğunu bilmiyordum. Tövbe diyor bir daha asla girmiyorum!” Ihtiyar bana “Sağ ayağını kaldır!” dedi. Ayağımı kaldırdım, bana “Seni bir daha burularda görmiyeyim!” dedi ve elindeki asayla sağ ayağımın tabanına bir tane vurunca fırlayıp gölün yüzüne çıktım.
Bu asker üç koyun getirerek Golê Buyere’de kurban eder.”
Biz burada konumuza ilişkin olarak iki örnek aktardık. Ama yukarıda değindiğimiz gibi, Dersim’in Hızır’ı yalnız Golê Buyere ile Gola Bağıre’yi değil daha Golê Xızıri ile Aci Gol’u da mekân olarak tutmuştur. Ayrıca bu göllerin dibinde ışık görenler, kent görenler de var.