yolcu_58
21-09-2006, 08:17 AM
10-11 Haziran 2006'da Bremen'de gerçekleştirilen Alevi Akademisi Bilim Kurulu Sempozyumu'nda Bilim Kurulu üyesi Enis Emir'in sunduğu bildirge şöyledir;
Hz. Muhammed’in döneminden Oniki Ehl-i Beyt İmamı’nın son dönemine kadar, Alevilerin inancını ebedileştiren en önemli kitapların bazılarını tanıtmak istiyorum.
Hz. Muhammed’in döneminden kalma en önemli iki kaynak, Kuran-ı Kerim ve Hadis-i Şerif’lerdir. Hz. Muhammed’in hayatında Hz. Ali’ye Kur’an’ın asıl metni ve iniş sebebi imla edilmişti (Ebu Ferec Muhammed bin Ebi Ya’kub el-Verrak en-Nedim (ö.380/959) “El-Fehrest”kitabında; Bu habere yakın İbn Sa’d (ö.230/809) “Tabakaat el-Kubra” adlı kitabında; Ahmed bin Abdillah Ebu Nu’aym el-İsfehaniy (ö.430/1009) “Hilyet’ul-Evliya” adlı kitabında; Suleym bin Kays el-Hilaliy (ö.76/655) “Kitabu Suleym” adlı kitabında...)
Şia’nın ve Sünni’lerin muteber kitaplarındaki haberlere göre, Hz. Ali’nin kitap haline getirdiği bu iki ana kaynak, halife olan Ebu Bekr ibn Ebi Kuhafe ve yardımcısı ‘Umar ibin Hattab (Ömer) tarafından red edilmişti. (Suleym bin Kays el-Hilali “Kitabu Suleym”; Ahmed bin Ebi Ya’kub el-Ya’kubi (ö.284/863) “Tarih” adlı kitabında; İbin Ceziy (ö.741/1320) “El-Tshiyl ila ‘Ulum el-Tenzil”; Celaluddin Abdurrahman bin Kemaleddin es-Suyuti (ö.911/1490) “El-İttikaan fi ‘Ulum el-Kuraan”; Ebul-Feth Muhammed bin Ebil-Kaasem eş-Şehristaaniy (ö.548/879) “Tefsir” kitabının mukaddemesinde...)
Bu iki ana kaynak Aleviliğin temel inancını ihtiva etmekteydi. Hz. Ali bu iki ana kaynağı en yakın çevresine, Hz. Selman-ı Farisi, Hz. Ebu Zerr al-Ğaffari, Hz. Mikdad bin Esved el-Kindi Ammar bin Yaser gibi seçkin ilk Alevilere öğretmişti.
Tarih kitaplarında aktarıldığı gibi, bu iki ana kaynağın içindeki gerçekleri, hayatını feda etme pahasına da olsa Hz. Ebu Zerr insanlara yaymaya çalışmıştı. Bu ilk Aleviler Ehl-i Beyt’in hakkını iki ana kaynak olan Kur’an’a ve doğru hadislere dayanarak kanıtlamak için zorlu bir mücadele etmişlerdi.
İlk Alevilerin bu hareketi Ebu Bekr’i ve Ömer’i tedirgin etmişti. Hz. Peygamber’in hadisleri Kur’an’ın tefsirini ve tevilini öğretiyordu. Hz. Ali, Kur’an’ı bu şekilde hazırlamıştı: Kur’an’ı okuyan, aynı anda ayetlerin tefsirini ve tevilini de birlikte okuyordu. Ebu Bekir ve Ömer bunun ne gibi sonuçlar doğuracağını iyi bilenlerdendi. Bu yüzden Ebu Bekir halifelik makamına geçtiğinde halka hitaben şöyle demişti:
“Sizler aranızda Peygamberin hadislerini zikrederek ihtilafa düşüyorsunuz. Sizden sonra gelecek olan insanlar, bu hadisler konusunda, sizden daha fazla ihtilafa düşecekler. Peygamberin hiçbir hadisini anmayın!!! Size bu konuda herhangi biri soru sorduğunda ona şöyle deyin: Aramızda Allah’ın kitabı var, helal kıldığını helal ve haram kıldığını da haram bilin, bu size yeterlidir!!!” (Şemsuddin el-Zehebi (ö.748/1327) “Tezkiret’ul-Huffaz”, Ebu Bekr maddesinde).
Ömer, halifeliği esnasında hadislere karşı olan siyaseti daha bariz bir şekilde beyan etmişti. Kendisi, hadislerin böylece tefsirin ve tevilin, Kur’an açıklamasından çıkarılmasını alenen emrediyordu. (Muhammed bin Cerir el-Taberi (ö.310/889) “Tarih”; İbin Sa’d “Tabakaat’ul-Kubra”; Zehebi “Tezkiret’ul-Huffaaz”; El-Hakim el-Nişaaburi (ö.405/984) “Mustedrek” Hatib el-Bağdaadi (ö.463/964) “Cami’ Beyaan el-‘İlm”; Abdillah bin Behraam el-Daremi (ö.255/834) “Sunen” ; Muammed bin Yezid el-Kazvini bin Maace (ö.275/854) “Sunen”; ‘İmaduddin İsmail bin ‘Umar bin Kesir (ö.774/1353) “Tarih”...)
Ömer bununla yetinmemiş ve yasaklara riayet etmeyenleri dayak ve başka cezalarla cezalandırmıştı (Muhammed bin Cerir el-Taberi “Tefsir”; Hakim “Mustedrek”; Suyuti “Durrel-Mensur” ve “El-İttikaan fi ‘Ulum el-Kuraan”; İbin Kesir “Tefsir”; Daremi “Sunen”; Muhammed bin Mukrim bin ‘Asakir (ö.711/1290) “Tarih”...)
Bu olumsuzluklara karşı, Ehl-i Beyt İmamları hayatları boyunca Kur’an-ı Kerim’in esas olan mesajını en yakın çevrelerine anlattılar. Kur’an’ın tefsirini ve tevilini oluşturan ve İslam dininin esasını aydınlatan hadisler, kitaplar halinde günümüze kadar ulaştırıldı.
Oniki İmamlar’ın yaşamlarına baktığımızda, onlara bağlı olan o zamanki Alevilerin durumunu anlamamız daha kolaylaşır. Hz. Ali halifelik makamına geçtiğinde, önceki halifelerin yapmış oldukları tahribatın enkazı ile karşı karşıya gelmişti. Düzensizlik ve adaletsizlik had safhaya varmıştı(Taberi Tarihi’ni incelemek yeterlidir). Hz. Ali’nin çevresinde olan Şia (Hz. Ali’ye uyanlar) Aleviler, aynı göz ile Hz. Ali’yi görmüyordu. Hz. Ali’yi görenler de onun hakkında aynı kanaate sahip değillerdi. Tıpkı Peygamber’i görenlerin hepsinin ona inanmadığı gibi, ona inanmış görünüp fakat ihanet edenlerin de olduğu gibi.
Hz. Ali’nin ilk mücadelesi onu hiç sevmeyenlere karşı olmuştu. Nitekim onu sevmeyenler ona karşı halkı ayaklandırıp savaş yolunu açmışlardı. Bu savaşlar esnasında Hz. Ali’nin seçkin ashabının kimlerden oluştuğu da belli oldu. Hz. Ali’de gördükleri insan üstü güce tam manası ile inananlar, Hz. Ali’nin seçkin eshabı konumuna geçtiler. Hz. Ali’nin vefatından sonra halifelik makamına geçen Hz. Hasan, toplumun ihanetine uğramıştı. Hz. Hasan toplumun isteksizliğini gördüğünde Muaviye ibn Sufyan ile barış antlaşmasına gider. Hz. Hasan’ın tek gayesi gerçek Şia’yı (Alevileri) kurtarmaktı. Antlaşmanın maddelerinden biri şu önemli şartı koşmuştu: Hz. Ali yandaşları takib edilmeyecek ve soruşturmaya tabi tutulmayacaktı. Tarih kaynakları bu antlaşmayı tesbit etmişlerdir. Bu antlaşmaya rağmen Muaviye, Alevileri takip ettirmiş ve birçoğunu şehid etmişti. Hucr ibn ‘Adey olayı en muteber tarih kaynaklarında zikredilmiştir. Hucr ve ashabı Aleviler’in en önde gelenlerinden idiler. Kufe’de yaşayan Hucr, Hz. Ali’ye lanet okutulmasına karşı çıkmıştı.Vali’nin şikayeti üzerine Muaviye’nin emriyle Hucr ve eshabı şehid edilmişlerdi.
Hz. Hasan devrinden sonra Aleviler saklanma dönemine girmişlerdi. İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehid edilmesi, gerçek Alevilerin daha da gizli bir şekilde yaşamasına neden olmuştu. Bu dönemden bize ulaşan en önemli kaynak, Hz. Ali’nin ashabından olduğu bilinen ilk Aleviler’den Suleym ibn Kays el-Hileli al-Kufi’nin kitabıdır. Suleym, İmam Muhammed al-Bakır zamanına dek yaşamış ve hicretin 76. yılında vefat etmişti. Emevilerin zulmünü tatbik eden Hacac el-Zalim, Suleym ibn Kays’ı öldürtmek için takib ediyordu. Bunu fark eden Suleym, Eban bin Ebi ‘Ayyaş’ın evine sığınıp, orada saklanmıştı. Ömrünün sonuna doğru Eban bin Ebi ‘Ayyaş’a, Hz. Ali’den öğrendiklerini yazdırmıştı( İbn Nedim “Fehrest”kitabında bu haberi, 151 hicri yılında vefat eden meşhur tarihçi Muhammed bin İshak’tan almış; Şeyh Muhammed Muhsin al-Tahrani “Ez-Zeri’a ila tasanif al-Şi’a” adlı geniş çalışmasında Suleym bin Kays’ın kitabı hakkında geniş bilgi vermiştir, cilt: 2, sahife 152-159). Bu yazılan sayfaların içeriği bizim zamanımıza dek ulaşmıştır. Suleym’in kitabından haber aktaran bazı meşhur bilginler: Hicri 345 yılında vefat eden Ebil-Hasan Ali bin Huseyn al-Mes’udi “Al-Tenbih vel-İşraf”adlı kitabında, Suleym’in kitabından alıntı yapmıştır. Hicri 260/Miladi 839 yılında vefat eden Fadıl bin Şazan “Muhtasar isbat al-Rac’a” adlı kitabında, Suleym’in kitabından haber aktarmıştır. Hicri 769 yılında vefat eden Kadı Bedreddin al-Subki “Mahasin al-Vasail fi ma’rifet al-Avail” adlı kitabında, Suleym ibn Kays’ın kitabını Şia’nın tasnif ettiği ilk kitap olarak zikretmiştir. Şia’nın en önemli kaynaklarından sayılan, Kuleyni’nin “Al-Kâfi” kitabı, Şeyh Mufid’in “Al-İhtisaas” kitabı Suleym’in kitabındaki haberleri aktarmışlardır.
Kerbela olayı ve sonraki olaylar da, o zamanki Alevilerin (Şia’nın) aynı samimiyet ile Ehl-i Beyt İmamları’na bağlı olmadıklarını göstermişti. Ehl-i Beyt İmamları da bu durumu en iyi bilenlerdendi.
Hz. Ali’nin çevresinde yetişen Aleviler, Hz. Muhammed’i görüp tanıyan kişilerden oluşmuştu. Daha sonraki Aleviler de en azından Hz. Muhammed’i gören ve tanıyan Alevilerin ışığı ile aydınlanmışlardı. Hz. Ali’nin etrafında yaşayan ve onu dinleyen Aleviler, Hz. Ali’yi nasılsa öyle anlamış değillerdi. Hz. Muhammed’in zamanında durum daha farklı değildi. (Kuran’da Muhammed suresi, ayet 16: “Ve onlardan seni dinleyenler de var; sonradan yanından çıkınca kendilerine bilgi verilenlere (gerçekten inananlara), demin o ne söylüyordu derler. Onlar öyle kişilerdir ki Allah kalplerini mühürlemiştir. Onlar kendi hava ve heveslerine uyarlar. “) Hz. Muhammed’i dinleyip ona itibar etmeyen müslümanlar gibi, Hz. Ali’yi dinleyip onu anlamayan Aleviler de vardı. Bu durum sonraki Ehl-i Beyt İmamları çevresinde de değişik değildi.
Hz. Muhammed’in döneminden Oniki Ehl-i Beyt İmamı’nın son dönemine kadar, Alevilerin inancını ebedileştiren en önemli kitapların bazılarını tanıtmak istiyorum.
Hz. Muhammed’in döneminden kalma en önemli iki kaynak, Kuran-ı Kerim ve Hadis-i Şerif’lerdir. Hz. Muhammed’in hayatında Hz. Ali’ye Kur’an’ın asıl metni ve iniş sebebi imla edilmişti (Ebu Ferec Muhammed bin Ebi Ya’kub el-Verrak en-Nedim (ö.380/959) “El-Fehrest”kitabında; Bu habere yakın İbn Sa’d (ö.230/809) “Tabakaat el-Kubra” adlı kitabında; Ahmed bin Abdillah Ebu Nu’aym el-İsfehaniy (ö.430/1009) “Hilyet’ul-Evliya” adlı kitabında; Suleym bin Kays el-Hilaliy (ö.76/655) “Kitabu Suleym” adlı kitabında...)
Şia’nın ve Sünni’lerin muteber kitaplarındaki haberlere göre, Hz. Ali’nin kitap haline getirdiği bu iki ana kaynak, halife olan Ebu Bekr ibn Ebi Kuhafe ve yardımcısı ‘Umar ibin Hattab (Ömer) tarafından red edilmişti. (Suleym bin Kays el-Hilali “Kitabu Suleym”; Ahmed bin Ebi Ya’kub el-Ya’kubi (ö.284/863) “Tarih” adlı kitabında; İbin Ceziy (ö.741/1320) “El-Tshiyl ila ‘Ulum el-Tenzil”; Celaluddin Abdurrahman bin Kemaleddin es-Suyuti (ö.911/1490) “El-İttikaan fi ‘Ulum el-Kuraan”; Ebul-Feth Muhammed bin Ebil-Kaasem eş-Şehristaaniy (ö.548/879) “Tefsir” kitabının mukaddemesinde...)
Bu iki ana kaynak Aleviliğin temel inancını ihtiva etmekteydi. Hz. Ali bu iki ana kaynağı en yakın çevresine, Hz. Selman-ı Farisi, Hz. Ebu Zerr al-Ğaffari, Hz. Mikdad bin Esved el-Kindi Ammar bin Yaser gibi seçkin ilk Alevilere öğretmişti.
Tarih kitaplarında aktarıldığı gibi, bu iki ana kaynağın içindeki gerçekleri, hayatını feda etme pahasına da olsa Hz. Ebu Zerr insanlara yaymaya çalışmıştı. Bu ilk Aleviler Ehl-i Beyt’in hakkını iki ana kaynak olan Kur’an’a ve doğru hadislere dayanarak kanıtlamak için zorlu bir mücadele etmişlerdi.
İlk Alevilerin bu hareketi Ebu Bekr’i ve Ömer’i tedirgin etmişti. Hz. Peygamber’in hadisleri Kur’an’ın tefsirini ve tevilini öğretiyordu. Hz. Ali, Kur’an’ı bu şekilde hazırlamıştı: Kur’an’ı okuyan, aynı anda ayetlerin tefsirini ve tevilini de birlikte okuyordu. Ebu Bekir ve Ömer bunun ne gibi sonuçlar doğuracağını iyi bilenlerdendi. Bu yüzden Ebu Bekir halifelik makamına geçtiğinde halka hitaben şöyle demişti:
“Sizler aranızda Peygamberin hadislerini zikrederek ihtilafa düşüyorsunuz. Sizden sonra gelecek olan insanlar, bu hadisler konusunda, sizden daha fazla ihtilafa düşecekler. Peygamberin hiçbir hadisini anmayın!!! Size bu konuda herhangi biri soru sorduğunda ona şöyle deyin: Aramızda Allah’ın kitabı var, helal kıldığını helal ve haram kıldığını da haram bilin, bu size yeterlidir!!!” (Şemsuddin el-Zehebi (ö.748/1327) “Tezkiret’ul-Huffaz”, Ebu Bekr maddesinde).
Ömer, halifeliği esnasında hadislere karşı olan siyaseti daha bariz bir şekilde beyan etmişti. Kendisi, hadislerin böylece tefsirin ve tevilin, Kur’an açıklamasından çıkarılmasını alenen emrediyordu. (Muhammed bin Cerir el-Taberi (ö.310/889) “Tarih”; İbin Sa’d “Tabakaat’ul-Kubra”; Zehebi “Tezkiret’ul-Huffaaz”; El-Hakim el-Nişaaburi (ö.405/984) “Mustedrek” Hatib el-Bağdaadi (ö.463/964) “Cami’ Beyaan el-‘İlm”; Abdillah bin Behraam el-Daremi (ö.255/834) “Sunen” ; Muammed bin Yezid el-Kazvini bin Maace (ö.275/854) “Sunen”; ‘İmaduddin İsmail bin ‘Umar bin Kesir (ö.774/1353) “Tarih”...)
Ömer bununla yetinmemiş ve yasaklara riayet etmeyenleri dayak ve başka cezalarla cezalandırmıştı (Muhammed bin Cerir el-Taberi “Tefsir”; Hakim “Mustedrek”; Suyuti “Durrel-Mensur” ve “El-İttikaan fi ‘Ulum el-Kuraan”; İbin Kesir “Tefsir”; Daremi “Sunen”; Muhammed bin Mukrim bin ‘Asakir (ö.711/1290) “Tarih”...)
Bu olumsuzluklara karşı, Ehl-i Beyt İmamları hayatları boyunca Kur’an-ı Kerim’in esas olan mesajını en yakın çevrelerine anlattılar. Kur’an’ın tefsirini ve tevilini oluşturan ve İslam dininin esasını aydınlatan hadisler, kitaplar halinde günümüze kadar ulaştırıldı.
Oniki İmamlar’ın yaşamlarına baktığımızda, onlara bağlı olan o zamanki Alevilerin durumunu anlamamız daha kolaylaşır. Hz. Ali halifelik makamına geçtiğinde, önceki halifelerin yapmış oldukları tahribatın enkazı ile karşı karşıya gelmişti. Düzensizlik ve adaletsizlik had safhaya varmıştı(Taberi Tarihi’ni incelemek yeterlidir). Hz. Ali’nin çevresinde olan Şia (Hz. Ali’ye uyanlar) Aleviler, aynı göz ile Hz. Ali’yi görmüyordu. Hz. Ali’yi görenler de onun hakkında aynı kanaate sahip değillerdi. Tıpkı Peygamber’i görenlerin hepsinin ona inanmadığı gibi, ona inanmış görünüp fakat ihanet edenlerin de olduğu gibi.
Hz. Ali’nin ilk mücadelesi onu hiç sevmeyenlere karşı olmuştu. Nitekim onu sevmeyenler ona karşı halkı ayaklandırıp savaş yolunu açmışlardı. Bu savaşlar esnasında Hz. Ali’nin seçkin ashabının kimlerden oluştuğu da belli oldu. Hz. Ali’de gördükleri insan üstü güce tam manası ile inananlar, Hz. Ali’nin seçkin eshabı konumuna geçtiler. Hz. Ali’nin vefatından sonra halifelik makamına geçen Hz. Hasan, toplumun ihanetine uğramıştı. Hz. Hasan toplumun isteksizliğini gördüğünde Muaviye ibn Sufyan ile barış antlaşmasına gider. Hz. Hasan’ın tek gayesi gerçek Şia’yı (Alevileri) kurtarmaktı. Antlaşmanın maddelerinden biri şu önemli şartı koşmuştu: Hz. Ali yandaşları takib edilmeyecek ve soruşturmaya tabi tutulmayacaktı. Tarih kaynakları bu antlaşmayı tesbit etmişlerdir. Bu antlaşmaya rağmen Muaviye, Alevileri takip ettirmiş ve birçoğunu şehid etmişti. Hucr ibn ‘Adey olayı en muteber tarih kaynaklarında zikredilmiştir. Hucr ve ashabı Aleviler’in en önde gelenlerinden idiler. Kufe’de yaşayan Hucr, Hz. Ali’ye lanet okutulmasına karşı çıkmıştı.Vali’nin şikayeti üzerine Muaviye’nin emriyle Hucr ve eshabı şehid edilmişlerdi.
Hz. Hasan devrinden sonra Aleviler saklanma dönemine girmişlerdi. İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehid edilmesi, gerçek Alevilerin daha da gizli bir şekilde yaşamasına neden olmuştu. Bu dönemden bize ulaşan en önemli kaynak, Hz. Ali’nin ashabından olduğu bilinen ilk Aleviler’den Suleym ibn Kays el-Hileli al-Kufi’nin kitabıdır. Suleym, İmam Muhammed al-Bakır zamanına dek yaşamış ve hicretin 76. yılında vefat etmişti. Emevilerin zulmünü tatbik eden Hacac el-Zalim, Suleym ibn Kays’ı öldürtmek için takib ediyordu. Bunu fark eden Suleym, Eban bin Ebi ‘Ayyaş’ın evine sığınıp, orada saklanmıştı. Ömrünün sonuna doğru Eban bin Ebi ‘Ayyaş’a, Hz. Ali’den öğrendiklerini yazdırmıştı( İbn Nedim “Fehrest”kitabında bu haberi, 151 hicri yılında vefat eden meşhur tarihçi Muhammed bin İshak’tan almış; Şeyh Muhammed Muhsin al-Tahrani “Ez-Zeri’a ila tasanif al-Şi’a” adlı geniş çalışmasında Suleym bin Kays’ın kitabı hakkında geniş bilgi vermiştir, cilt: 2, sahife 152-159). Bu yazılan sayfaların içeriği bizim zamanımıza dek ulaşmıştır. Suleym’in kitabından haber aktaran bazı meşhur bilginler: Hicri 345 yılında vefat eden Ebil-Hasan Ali bin Huseyn al-Mes’udi “Al-Tenbih vel-İşraf”adlı kitabında, Suleym’in kitabından alıntı yapmıştır. Hicri 260/Miladi 839 yılında vefat eden Fadıl bin Şazan “Muhtasar isbat al-Rac’a” adlı kitabında, Suleym’in kitabından haber aktarmıştır. Hicri 769 yılında vefat eden Kadı Bedreddin al-Subki “Mahasin al-Vasail fi ma’rifet al-Avail” adlı kitabında, Suleym ibn Kays’ın kitabını Şia’nın tasnif ettiği ilk kitap olarak zikretmiştir. Şia’nın en önemli kaynaklarından sayılan, Kuleyni’nin “Al-Kâfi” kitabı, Şeyh Mufid’in “Al-İhtisaas” kitabı Suleym’in kitabındaki haberleri aktarmışlardır.
Kerbela olayı ve sonraki olaylar da, o zamanki Alevilerin (Şia’nın) aynı samimiyet ile Ehl-i Beyt İmamları’na bağlı olmadıklarını göstermişti. Ehl-i Beyt İmamları da bu durumu en iyi bilenlerdendi.
Hz. Ali’nin çevresinde yetişen Aleviler, Hz. Muhammed’i görüp tanıyan kişilerden oluşmuştu. Daha sonraki Aleviler de en azından Hz. Muhammed’i gören ve tanıyan Alevilerin ışığı ile aydınlanmışlardı. Hz. Ali’nin etrafında yaşayan ve onu dinleyen Aleviler, Hz. Ali’yi nasılsa öyle anlamış değillerdi. Hz. Muhammed’in zamanında durum daha farklı değildi. (Kuran’da Muhammed suresi, ayet 16: “Ve onlardan seni dinleyenler de var; sonradan yanından çıkınca kendilerine bilgi verilenlere (gerçekten inananlara), demin o ne söylüyordu derler. Onlar öyle kişilerdir ki Allah kalplerini mühürlemiştir. Onlar kendi hava ve heveslerine uyarlar. “) Hz. Muhammed’i dinleyip ona itibar etmeyen müslümanlar gibi, Hz. Ali’yi dinleyip onu anlamayan Aleviler de vardı. Bu durum sonraki Ehl-i Beyt İmamları çevresinde de değişik değildi.