:
dersim katliamı emrini inönü verdi
isyanateşiyiz62
24-01-2007, 11:05 PM
69 YIL SONRA KONUŞTU
Cengiz Kapmaz
Abdullah Çiftçi, Dersim İsyanı'nda görevli askerdi. Tam 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde suskunluğunu bozdu ve yaşadıklarını anlattı. Bir hafta sonra da yaşamını yitirdi. Çiftçi, Atatürk'ün isyan çıkmaması için çaba gösterdiğini, 'katliam emrini İnönü'nün verdiğini' açıkladı
Dersim isyan önderi Seyit Rıza yakalanmış, Elazığ'a götürülmüştü. Jandarma karakolu yanındaki meydana getirildiğinde sonradan Dışişleri Bakanı olan Sabri Çağlayangil'e döndü. Sehpaları görünce durumu anlamıştı. Çağlayangil'e 'Sen Ankara'dan beni asmak için mi geldin?' diye sordu. Sorusu yanıtsız kaldı. Son sözü soruldu. 'Kırk liram ve saatim var, oğluma verirsiniz' dedi. Sonra meydana çıkarıldı. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama O, meydan insanla doluymuş gibi sesizliğe ve boşluğa hitap etti: 'Evladı Kerbela'yız. Günahsızız. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.' Sözleri meydanda yankılandı. Söyleyeceklerini bitirdikten sonra dimdik yürüdü, kendisini asacak celladı itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu...
Yalnız mağdurlar konuşmuştu
Dersim Katliamı'nı yazan tüm tarih kitapları yukardaki bu anekdota apayrı bir yer ayırır. Bu öyle bir anekdottur ki, okuyan herkesi etkilemiş ve düşündürmüştür. Çünkü Dersim'de 1937-1938 yılları arasında yaşananlar, hala okuyanı etkilemeye, hala dinleyeni gözyaşlarına boğmaya devam etmektedir. Ancak bu hikaye ve anlatımlarda eksik bir bölüm vardı. Ne yazık ki bugüne kadar sadece hep mağdurlar konuştu. Sadece mağdurlar hikayelerini anlattı. Soykırımın yürek burkan hikayeleri hep onların ağzından dinlenildi. Peki ya soykırımda yer alanlar? Soykırımı gerçekleştirenler? Onlara ya ulaşılamadı, ya da konuşmak istemediler. Böyle olunca da hikayenin bir tarafı hep muğlak ve belirsiz kaldı.
Konuştu ve öldü
Ancak bu muğlaklığa ve belirsizliğe 112 yaşındaki Urfa Birecik'li Abdullah Çiftçi son verdi. Çiftçi, 1938-1939 yılları arasında Dersim Hozat Piyade Birliği 2. Tabur'da erdi. İsyanın en acımasız bastırıldığı dönemde, isyana kaynaklık eden en stratejik bölgede emir kulu olarak görev yaptı. İsyanda yaşadıklarını ölümünden sadece bir hafta önce 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde anlattı ve anlatımlarının kameraya kaydedilmesini istedi. Çiftçi katliamda yaşadıklarını anlattıktan bir hafta sonra, 3 Ocak 2007 tarihinde yaşamını yitirdi. Çiftçi, kamera kaydında Hozat'taki ilk günlerini şöyle anlatıyor: 'Dersim'e gittiğimizde Hozat'ta cepheye verdiler. Görev yaptığım birimin ismi Hozat Piyade Birliği'ydi. Bölüğümüzün çoğunluğu Urfalı'ydı. Askerler hep Kürttü. Sarp bir coğrafyası vardı. Dağlar çok yüksekti, tıpkı Ağrı Dağı gibi. Erkekleri hayvan derisinden çarık giyerlerdi. Ne kar bilirlerdi, ne soğuğu. Çok dayanıklı ve güçlülerdi.'
Üzerimize taş atarlardı
Abdullah Çiftçi'yi en çok etkileyen şey operasyonlarda yaşadıkları olmuş. Çiftçi, operasyonlar sırasında köylülerin silahla değil, taşlarla kendilerine karşı savaştıklarını anlatıyor: 'Kış mevsimiydi. Köylere operasyona çıkıyorduk. Operasyona gittiğimiz köyleri önce çembere alırdık. Bu sırada köyün çevresine yerleşen isyancılar üzerimize taş atıyorlardı. Atılan taşlar çığa sebep oluyordu. Çığ yüzünden çember dağılır, düzenimiz bozulur, zayiatlar oluşurdu. Bazen 100 askerin öldüğü olurdu çığ yüzünden. Operasyonlar sırasında çatışmalar da olurdu. Bazı günler 10 isyancıyı ölü olarak ele geçirirdik.'
Hayvanları kesip yerdik
Abdullah Çiftçi, dağ başlarına operasyona çıkan askerlerin yiyecek ihtiyacının nasıl karşılandığına da açıklık getiriyor ve şunları söylüyor: 'Gıda sorunumuz yoktu. Ahırlardan binlerce inek çıkardı. İnekler küçük memeliydi. Onların hayvanlarını kesip yiyorduk. Onların köpeklerini, eşeklerini serbest bırakıyor, geri kalan hayvanları kendimize alıyor, sonra da evlerini ateşe veriyorduk. 2 yıl böyle sürdü.'
Abdullah Çiftçi, köy baskınları sırasında yaşanan katliamları ise ayrıntılı şekilde anlatıyor. İşte Çiftçi'nin anlattıkları: 'Operasyonlar günlerce sürerdi. Köylere gittiğimizde köyün yetişkin erkekleri kaçardı. Sadece çocuklar ve kızlar kalırdı köylerde. Ambarlarını, ahırlarını ateşe veriyorduk. Sonra onların çocuklarını, kızlarını, kadınlarını hepsini ağır makinalı silahların önlerine verip öldürüyorduk. Kanları sel gibi akıyordu. Kimseyi dinlemiyorduk. Tuttuk mu bırakmazlardı, öldürürlerdi.'
Çocuklar birbirine sarılırdı
Çiftçi, özellikle bir bölümü anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor: 'Allah kimseye göstermesin gördüklerimi. Müslüman Müslüman'ı vuruyordu. Çocuklar birbirlerine sarılırlardı. Candı, ne yaparsın. Sonra çığlıkları gökyüzüne yükselirdi. Kanları sel olup akardı. Hala o çığlıklar kulaklarımda, bir türlü gitmiyor.'
Türk köyüne dokunmadılar
Çiftçi'nin anlatımları katliam sırasında yaşanan çifte standardı da gözler önüne seriyor: 'Hozat'ın karşısında bir köy vardı. Ona dokunmazlardı. Türk köyü olduğu söyleniyordu. Operasyona gittiğimizde komutanlarımız sadece köyün içine girerlerdi. Bizim girmemize izin vermezlerdi. Kendileri bizzat sağ olanları çıkartırlardı.'
İnönü vurun dedi
Çiftçi, katliam emrini kimin verdiğini de açıklıyor. Çiftçi, katliam emrini Atatürk'ün değil İnönü'nün verdiğini söylüyor: 'Niçin katlettiğimizi bilmiyorum. Askere gitmedikleri söyleniyordu. Kürtler miydi, gavurlar mıydı bilmiyorum. Savaşıyorduk. Onlar bizi, biz onları öldürüyorduk. Atatürk savaşın çıkmaması için çok çabaladı. Atatürk kırmadı, Atatürk öldükten sonra İnönü dedi ki vurun. 38'de isyan tamamen bastırıldı.'
Ben gördüm
Peki, İbrahim Çiftçi olaylardan sonra vicdan azabı duymuş muydu? İşte Çiftçi'nin soruya verdiği yanıt: 'Gördüklerim söylenmez... Söyleyemem. Ama ben gördüm, yaşadım. Geçen yıllarda hocaya gittim. Hocaya olayları anlattım. Yalnız dedim ki namlumu kimseye çevirmedim. Onları vururken zorlanıyorduk. Ama elimizden bir şey gelmiyordu. Ne yapabilirdik ki. Ben rahatsız olsam ne yapabilirdim ki. Askerim ben. Köyleri hep yaktık yıktık. Bir kişi dahi sağ bırakmadık. Yaktığımız köy sayısı 10 kadardı. Hatırladığım köy isimleri Karaoğlan, Ayvacık, Qazi köyleriydi. Hala Dersim'e giden askerlere soruyorum oraları. Hala o köyler yıkıkmış...'
Çığlık çığlığa uyanırdı, vicdan azabı içindeydi
Abdullah Çiftçi'yi tanıyan herkes, Çiftçi'nin Dersim'de askerlikten döndükten sonra uzun süre içine kapandığını, kimseyle konuşmadığını belirtiyor. Oğlu Yusuf Çiftçi, babasının bazı geceler uykusunda konuştuğunu, bazen de çığlık çığlığa uyandığını söylüyor. Çiftçi, babasına ilişkin şunları anlatıyor: 'Öleceğine yakın herkese Dersim'de yaşadıklarını anlatmaya başladı. Sık sık Allah kimseye göstermesin, gördüklerimi, yaşadıklarımı derdi. Dersim insanına çok yakınlık duyardı. Dersim'e askerliğe giden köy gençleri ile konuşur, oraları sorar, bilgi almak isterdi. Son olarak konuşacağım, kameraya alın dedi. Zaten konuştuktan bir hafta sonra da merdivenden düştü ayağını kırdı. Doktorlar ayağı düzelmiş dediler, ama kısa süre sonra yaşamını yitirdi.'
Çiftçi'yi yakından tanıyanlardan biri de Aşağı Karkutlu Köyü Muhtarı Ethem Polat'tı. Polat, Çiftçi'yi şöyle anlatıyor: 'Anlatınca dalar giderdi. 'Komutanlarımız Türktü ama asker ağırlık olarak Kürttü' derdi. Anlatırken sürekli duygulanıp ağlardı. 'Nasıl böyle bir şey oldu' deyip duruyordu. Sürekli 'anlatılmaz' diyordu. 'Allah kimsenin başına vermesin' derdi.
Vicdan azabı içindeydi...
Dersim Katliamı , basın arşivi
Dersim İsyanı, 21 Mart 1937 gecesi başladı. İsyan kısa sürede genişledi. İsyanın genişlemesi üzerine devlet isyanı bir dizi harekat ile denetim altına almaya ve bastırmaya çalıştı. Özellikle Laç Vadisi ve Kutu Deresi bölgesinde binlerce kadın ve çocuk öldürüldü. İsyan sırasında 9 adet savaş uçağı kullanıldı. Köyleri bombalayan, sivil katliamlar gerçekleştiren uçakları kullananlardan biri de Türkiye'nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen'di. İsyan sürerken 1937'de isyan lideri Seyit Rıza idam edildi. 1938'de bastırılan isyanda 90 bin Kürt katledildi. İsyandan sonra da Dersim ismi Tunceli olarak değiştirildi. Binlerce Dersimli de yerinden yurdundan edilerek sürgüne gönderildi. Dersim'de yaşananlar çok çevre tarafından katliam olarak değil soykırım olarak tanımlanmaktadır.
isyanateşiyiz62
25-01-2007, 01:46 AM
Emri atatürk ve silah arkadaşlarının verdiği çok açıktır..............
celal abbas
18-02-2007, 01:59 AM
69 yıl sonra konuştu
20 Ocak 2007
1938’de Dersim’de askerlik yapan 112 yaşındaki Abdullah Çiftçi, isyanda yaşananları tam 69 yıl sonra anlattı. Çiftçi katliamda yaşadıklarını anlattıktan bir hafta sonra, 3 Ocak 2007 tarihinde yaşamını yitirdi.
Abdullah Çiftçi, Dersim İsyanı’nda görevli askerdi. Tam 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde suskunluğunu bozdu ve yaşadıklarını anlattı. Bir hafta sonra da yaşamını yitirdi. Çiftçi, Atatürk’ün isyan çıkmaması için çaba gösterdiğini, ‘katliam emrini İnönü’nün verdiğini’ açıkladı.
Dersim isyan önderi Seyit Rıza yakalanmış, Elazığ’a götürülmüştü. Jandarma karakolu yanındaki meydana getirildiğinde sonradan Dışişleri Bakanı olan Sabri Çağlayangil’e döndü. Sehpaları görünce durumu anlamıştı.
Çağlayangil’e ‘Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?’ diye sordu. Sorusu yanıtsız kaldı. Son sözü soruldu. ‘Kırk liram ve saatim var, oğluma verirsiniz’ dedi. Sonra meydana çıkarıldı. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama O, meydan insanla doluymuş gibi sesizliğe ve boşluğa hitap etti: ‘Evladı Kerbela’yız. Günahsızız. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.’ Sözleri meydanda yankılandı. Söyleyeceklerini bitirdikten sonra dimdik yürüdü, kendisini asacak celladı itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu...
Yalnız mağdurlar konuşmuştu
Dersim Katliamı’nı yazan tüm tarih kitapları yukardaki bu anekdota apayrı bir yer ayırır. Bu öyle bir anekdottur ki, okuyan herkesi etkilemiş ve düşündürmüştür. Çünkü Dersim’de 1937-1938 yılları arasında yaşananlar, hala okuyanı etkilemeye, hala dinleyeni gözyaşlarına boğmaya devam etmektedir. Ancak bu hikaye ve anlatımlarda eksik bir bölüm vardı. Ne yazık ki bugüne kadar sadece hep mağdurlar konuştu. Sadece mağdurlar hikayelerini anlattı. Soykırımın yürek burkan hikayeleri hep onların ağzından dinlenildi. Peki ya soykırımda yer alanlar? Soykırımı gerçekleştirenler? Onlara ya ulaşılamadı, ya da konuşmak istemediler. Böyle olunca da hikayenin bir tarafı hep muğlak ve belirsiz kaldı.
Konuştu ve öldü
Ancak bu muğlaklığa ve belirsizliğe 112 yaşındaki Urfa Birecik’li Abdullah Çiftçi son verdi. Çiftçi, 1938-1939 yılları arasında Dersim Hozat Piyade Birliği 2. Tabur’da erdi. İsyanın en acımasız bastırıldığı dönemde, isyana kaynaklık eden en stratejik bölgede emir kulu olarak görev yaptı. İsyanda yaşadıklarını ölümünden sadece bir hafta önce 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde anlattı ve anlatımlarının kameraya kaydedilmesini istedi. Çiftçi katliamda yaşadıklarını anlattıktan bir hafta sonra, 3 Ocak 2007 tarihinde yaşamını yitirdi. Çiftçi, kamera kaydında Hozat’taki ilk günlerini şöyle anlatıyor: ‘Dersim’e gittiğimizde Hozat’ta cepheye verdiler. Görev yaptığım birimin ismi Hozat Piyade Birliği’ydi. Bölüğümüzün çoğunluğu Urfalı’ydı. Askerler hep Kürttü. Sarp bir coğrafyası vardı. Dağlar çok yüksekti, tıpkı Ağrı Dağı gibi. Erkekleri hayvan derisinden çarık giyerlerdi. Ne kar bilirlerdi, ne soğuğu. Çok dayanıklı ve güçlülerdi.’
‘Üzerimize taş atarlardı’
Abdullah Çiftçi’yi en çok etkileyen şey operasyonlarda yaşadıkları olmuş. Çiftçi, operasyonlar sırasında köylülerin silahla değil, taşlarla kendilerine karşı savaştıklarını anlatıyor: ‘Kış mevsimiydi. Köylere operasyona çıkıyorduk. Operasyona gittiğimiz köyleri önce çembere alırdık. Bu sırada köyün çevresine yerleşen isyancılar üzerimize taş atıyorlardı. Atılan taşlar çığa sebep oluyordu. Çığ yüzünden çember dağılır, düzenimiz bozulur, zayiatlar oluşurdu. Bazen 100 askerin öldüğü olurdu çığ yüzünden. Operasyonlar sırasında çatışmalar da olurdu. Bazı günler 10 isyancıyı ölü olarak ele geçirirdik.’
‘Hayvanları kesip yerdik’
Abdullah Çiftçi, dağ başlarına operasyona çıkan askerlerin yiyecek ihtiyacının nasıl karşılandığına da açıklık getiriyor ve şunları söylüyor: ‘Gıda sorunumuz yoktu. Ahırlardan binlerce inek çıkardı. İnekler küçük memeliydi. Onların hayvanlarını kesip yiyorduk. Onların köpeklerini, eşeklerini serbest bırakıyor, geri kalan hayvanları kendimize alıyor, sonra da evlerini ateşe veriyorduk. 2 yıl böyle sürdü.’
Abdullah Çiftçi, köy baskınları sırasında yaşanan katliamları ise ayrıntılı şekilde anlatıyor. İşte Çiftçi’nin anlattıkları: ‘Operasyonlar günlerce sürerdi. Köylere gittiğimizde köyün yetişkin erkekleri kaçardı. Sadece çocuklar ve kızlar kalırdı köylerde. Ambarlarını, ahırlarını ateşe veriyorduk. Sonra onların çocuklarını, kızlarını, kadınlarını hepsini ağır makinalı silahların önlerine verip öldürüyorduk. Kanları sel gibi akıyordu. Kimseyi dinlemiyorduk. Tuttuk mu bırakmazlardı, öldürürlerdi.’
‘Çocuklar birbirine sarılırdı’
Çiftçi, özellikle bir bölümü anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor: ‘Allah kimseye göstermesin gördüklerimi. Müslüman Müslüman’ı vuruyordu. Çocuklar birbirlerine sarılırlardı. Candı, ne yaparsın. Sonra çığlıkları gökyüzüne yükselirdi. Kanları sel olup akardı. Hala o çığlıklar kulaklarımda, bir türlü gitmiyor.’
Çiftçi’nin anlatımları katliam sırasında yaşanan çifte standardı da gözler önüne seriyor: ‘Hozat’ın karşısında bir köy vardı. Ona dokunmazlardı. Türk köyü olduğu söyleniyordu. Operasyona gittiğimizde komutanlarımız sadece köyün içine girerlerdi. Bizim girmemize izin vermezlerdi. Kendileri bizzat sağ olanları çıkartırlardı.’
‘İnönü vurun dedi’
Çiftçi, katliam emrini kimin verdiğini de açıklıyor. Çiftçi, katliam emrini Atatürk’ün değil İnönü’nün verdiğini söylüyor: ‘Niçin katlettiğimiz bilmiyorum. Askere gitmedikleri söyleniyordu. Kürtler miydi, gavurlar mıydı bilmiyorum. Savaşıyorduk. Onlar bizi, biz onları öldürüyorduk. Atatürk savaşın çıkmaması için çok çabaladı. Atatürk kırmadı, Atatürk öldükten sonra İnönü dedi ki vurun. 38’de isyan tamamen bastırıldı.’
Peki, İbrahim Çiftçi olaylardan sonra vicdan azabı duymuş muydu? İşte Çiftçi’nin soruya verdiği yanıt: ‘Gördüklerim söylenmez... Söyleyemem. Ama ben gördüm, yaşadım. Geçen yıllarda hocaya gittim. Hocaya olayları anlattım. Yalnız dedim ki namlumu kimseye çevirmedim. Onları vururken zorlanıyorduk. Ama elimizden bir şey gelmiyordu. Ne yapabilirdik ki? Ben rahatsız olsam ne yapabilirdim ki? Askerim ben. Köyleri hep yaktık yıktık. Bir kişi dahi sağ bırakmadık. Yaktığımız köy sayısı 10 kadardı. Hatırladığım köy isimleri Karaoğlan, Ayvacık, Qazi köyleriydi. Hala Dersim’e giden askerlere soruyorum oraları. Hala o köyler yıkıkmış...’
Çığlık çığlığa uyanırdı,
Abdullah Çiftçi’yi tanıyan herkes, Çiftçi’nin Dersim’de askerlikten döndükten sonra uzun süre içine kapandığını, kimseyle konuşmadığını belirtiyor. Oğlu Yusuf Çiftçi, babasının bazı geceler uykusunda konuştuğunu, bazen de çığlık çığlığa uyandığını söylüyor. Çiftçi, babasına ilişkin şunları anlatıyor: ‘Öleceğine yakın herkese Dersim’de yaşadıklarını anlatmaya başladı. Sık sık Allah kimseye göstermesin, gördüklerimi, yaşadıklarımı derdi. Dersim insanına çok yakınlık duyardı. Dersim’e askerliğe giden köy gençleri ile konuşur, oraları sorar, bilgi almak isterdi. Son olarak konuşacağım, kameraya alın dedi. Zaten konuştuktan bir hafta sonra da merdivenden düştü ayağını kırdı. Doktorlar ayağı düzelmiş dediler, ama kısa süre sonra yaşamını yitirdi.’
Çiftçi’yi tanıyanlardan biri de Aşağı Karkutlu Köyü Muhtarı Ethem Polat’tı. Polat, Çiftçi’yi şöyle anlatıyor: ‘Anlatınca dalar giderdi. ‘Komutanlarımız Türktü ama asker ağırlık olarak Kürttü’ derdi. Anlatırken sürekli duygulanıp ağlardı. ‘Nasıl böyle bir şey oldu’ deyip duruyordu. Sürekli ‘anlatılmaz’ diyordu. ‘Allah kimsenin başına vermesin’ derdi.
Dersim Katliamı
Dersim İsyanı, 21 Mart 1937 gecesi başladı. İsyan kısa sürede genişledi. İsyanın genişlemesi üzerine devlet isyanı bir dizi harekat ile denetim altına almaya ve bastırmaya çalıştı. Özellikle Laç Vadisi ve Kutu Deresi bölgesinde binlerce kadın ve çocuk öldürüldü. İsyan sırasında 9 adet savaş uçağı kullanıldı. Köyleri bombalayan, sivil katliamlar gerçekleştiren uçakları kullananlardan biri de Türkiye’nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen’di. İsyan sürerken 1937’de isyan lideri Seyit Rıza idam edildi. 1938’de bastırılan isyanda 90 bin Kürt katledildi. İsyandan sonra da Dersim ismi Tunceli olarak değiştirildi. Binlerce Dersimli de yerinden yurdundan edilerek sürgüne gönderildi. Dersim’de yaşananlar çok çevre tarafından katliam olarak değil soykırım olarak tanımlanmaktadır.
şelpe
18-02-2007, 02:34 AM
Evet dersim katliamI emrini inonù verdi Atatùrk le bir alakasI yoktur bu katliamIn.
Kadir Hoca
18-02-2007, 02:52 AM
Dersim katliamında görevli olan bir erin emir komuta zincirinden haberdar olması ve o dönemde mecliste olup bitenlerden haberdar olması size biraz abartı gelmiyormu canlar.
Yani nihayetinde bir,General değil ordu komutanı degil ve gelen bu katliam emrinin kim tarafından verildiğini nasıl bilebiliyor burası çok ilginç.
Bence bu tür spekülatif sözleri önemseyeceğinize dönemin meclis tutanaklarını araştırın ve hakikati ordan öğrenin çünkü meclis tutanakları yalan söylemez.
Hep yarım bırakılmış sayılan Dersim Seferi, bu kez nihaiyi başarısına taşınmış ve böylelikle yüzyılların öcü alınmış olur! Mustafa Kemal Atatürk, ölümünden çok kısa bir süre önce, 1 Kasım 1938’de meclisin beşinci dönem açılış konuşmasında, Dersim zaferini ilan eder!
“Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman gergin bir şekil alan Tunceli’deki toplu haydutluk olayları, belli bir program içindeki çalışmalar sonucu, kısa bir sürede ortadan kaldırılmış, bölgede bu gibi olaylar bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe aktarılmıştır.”
Mesela bu bir örnektir eğer konuyu bilmek isteyenlere bir şey ifade ediyorsa.
celal abbas
18-02-2007, 03:24 AM
Dersim katliamında görevli olan bir erin emir komuta zincirinden haberdar olması ve o dönemde mecliste olup bitenlerden haberdar olması size biraz abartı gelmiyormu canlar.
Yani nihayetinde bir,General değil ordu komutanı degil ve gelen bu katliam emrinin kim tarafından verildiğini nasıl bilebiliyor burası çok ilginç.
Bence bu tür spekülatif sözleri önemseyeceğinize dönemin meclis tutanaklarını araştırın ve hakikati ordan öğrenin çünkü meclis tutanakları yalan söylemez.
Mesela bu bir örnektir eğer konuyu bilmek isteyenlere bir şey ifade ediyorsa.
ben bu haberi paylaşırken şu soruyu sormak istemedim:bu ve buna benzer haberler ATATÜRKÜ TEMİZE ÇIKARMA ÇABASIMIDIR.bunun cevabını herkes kendi verecektir.dostlukla kal.
Kadir Hoca
18-02-2007, 03:31 AM
ben bu haberi paylaşırken şu soruyu sormak istemedim:bu ve buna benzer haberler ATATÜRKÜ TEMİZE ÇIKARMA ÇABASIMIDIR.bunun cevabını herkes kendi verecektir.dostlukla kal.
Haberİ paylaşmanıza elbetteki çok sevindik ve bu konuyu istedikleri gibi yönlendermeye çalışanlaradır sözümüz sevgili can. Siz nihayetinde bir haberi paylaşmakla kusur işlemediniz tam tersine biz bunu bizimle paylaşmanıza verdiğimiz önemden dolayı konunuza mesaj yazmayı ihmal etmedik.
Aşkı niyazlarımla.
isyanateşiyiz62
18-02-2007, 05:07 AM
Sonuçta inönü'ye o emri atatürk verdi.
Hoşçakal_Yarın
18-02-2007, 07:14 AM
canlar bu konuyu bir başka şekilde ve belgelerle bir kişiye yani ismet inönü taraftarı birine anlattım .ama o yine anlamadı.ama burda canlar gerçek olan ve sizlerinde bildiği gibi katliam emrini verenin İSMET İNÖNÜ olduğudur.
Türkmen
18-02-2007, 09:34 AM
Sonuçta inönü'ye o emri atatürk verdi.
dersim olayları sırasında inönü başvekil değil ki ...
celal bayar başvekil...
yani başbakan....
hınıslı
18-02-2007, 09:57 AM
69 yıl sonra konuştu yazıp googlede arıyayım dedim kaynağını bulmak için...
Birde ne görem bir çoğunda apoyu resmetmiş taraflı siteler...
Bir kaç tanede bizim gibi sitelere kopyala yapıştır yapılmış...
Adam 112 yaşıda konuşmuş ölmüş
http://komalenciwan.com/haberkategorie-68-2.html
Resmine bakın sizce kaç yaşında ...
Bu dediklerim asla meseleyi saptırmak için anlaşılmasın...
Bu sadece tanığa inanmamamdandır...
Meseleye daha bilimsel bakan tarihçilşerin araştımacıların yazılarıı ile konu gündeme alısaydı daha şık olurdu karadüzen saz çalmaya benzemiş...
manifesto
18-02-2007, 10:05 AM
Birde ne görem bir çoğunda apoyu resmetmiş taraflı siteler
:) dersim.Hangi taraftan baktığınla alakalı
İsyan eden Kürt aşiretlerine çiçek uzatmak gerekirdi sanırım
Benim anlamadığım
Şeyh Said isyanına burada destek olan yada meşru gören arkadaş yok
Çünkü sünni ve islamcı
Ama konu dersim isyanı olunca iş değişiyor :)
Haa birde unutmadan
İnönü Atatürkden habersin veya izinsiz böyle bir harekatı yapabilir mi?,
Böyle bir emir verebilir mi?
O devirde kimin borus ötüyor?..
Atatürk den habersiz yada izinsiz böyle birşeyi yapmak mümkün mü?
Mümkün değil ..
Korkmayın Atatürkçülüğünüze bir HAL gelmez..
Aklınızda ki şeyleri direk yazın.. TEVİL YAPMADAN..Bence bu daha mantıklı olur
Kadir Hoca
18-02-2007, 10:06 AM
69 yıl sonra konuştu yazıp googlede arıyayım dedim kaynağını bulmak için...
Birde ne görem bir çoğunda apoyu resmetmiş taraflı siteler...
Bir kaç tanede bizim gibi sitelere kopyala yapıştır yapılmış...
Adam 112 yaşıda konuşmuş ölmüş
http://komalenciwan.com/haberkategorie-68-2.html
Resmine bakın sizce kaç yaşında ...
Evet sayın hınıslı büyük bir gazetecilik başarısının altına imza atmışsınız sizi tebrik ediyorum.
Teşekkürler.
manifesto
18-02-2007, 10:12 AM
http://komalenciwan.com/haberkategorie-68-2.html
Çok ilginç APONUN ve CHE nin fotoğrafları yanyana..
Zihniyete bak..
Orada ilginç bir yazı dikkatimi çekti
Katliamlarin mimaridirlar hani Mogollar vardir katliamlarina 6000 km. set ceken cinliler bunlar onlarin atalaridirlar.Dunyaya adalet dagittigini zannederler zalimligin girdabinda,hangi inancin mensubusun kahraman asker acaba hangisi bedeller nasil odenecek ,hangi geceyi indirebilirsin bunlar zehirdir bunlar ciyandir bunlar bebe katilidir gecmisinin bedelini ver -Alıntı
erenoglu
18-02-2007, 10:47 AM
ben sahsen bu bilgiye süphe ile bakiyorum, tek yanli bir haber diye düsünüyorum, adam vijdan azabi cekiyormus ne hikmetse 112 yasina kadar yasiyor. gercekten o drami yasayip, vijdan azabi ceken bir insanin ben fazla yasayacagina pek ihtimal vermiyorum.
hınıslı
18-02-2007, 11:00 AM
Evet sayın hınıslı büyük bir gazetecilik başarısının altına imza atmışsınız sizi tebrik ediyorum.
Teşekkürler.
Hoca yine bana çatacağına etnitise kürtçülük yapana prim Türküm diyen öteleme metodundan vaz geç....
Türküm Kürdüm Demekle değil insan olmakdan haz duyuyuorum...
İnsani ilişkilerede bilimin ışığında Evrensel bakanlardanım...
Benim için Kenyalı ne ise Kürt de o Türkde o yani önce insan...
*** nın sitelerdinden buraya konu taşıyacağına ibonun resmini koyan yürekli kişi Demoktatik halklar platformundan veya mkp nin sitesinden taşısaymışya...
Şimdilik kaydıyla susmayı tercih ediyorum unutma sindirdiğin gençlerden değilim..
Seninle Dini konularda konuşmam bilgine saygımdandır... ama siyasi sosyolojik felsefi ve ekonomik konular açmanı sabırsızca bekliyorum...
Bektaşünal
18-02-2007, 11:18 AM
Haber hakkında ne yorum yapılırki yalan yalan yalan.Haberin kaynağı belli zaten tartışmaya gerek bile yok bence.
Kadir Hoca
18-02-2007, 06:05 PM
Hoca yine bana çatacağına etnitise kürtçülük yapana prim Türküm diyen öteleme metodundan vaz geç....
Türküm Kürdüm Demekle değil insan olmakdan haz duyuyuorum...
İnsani ilişkilerede bilimin ışığında Evrensel bakanlardanım...
Benim için kenyalı ne ise kürt de o türkde o yani önce insan...
*** nın sitelerdinden buraya konu taşıyacağına ibonun resmini koyan yürekli kişi Demoktatik halklar platformundan veya mkp nin sitesinden taşısaymışya...
Şimdilik kaydıyla susmayı tercih ediyorum unutma sindirdiğin gençlerden değilim..
Seninle Dini konularda konuşmam bilgine saygımdan ama siyasi sosyolojik felsefi ve ekonomik konular açmanı sabısızca bekliyorum...
Haberi ilk eleştirenin ben olduğunu unutuyorsunuz galiba sayın hınıslı bakınız ve iyi okuyunuz lakin provakatif mesajlar yazmayınız.
unutma sindirdiğin gençlerden değilim..
Şu cümlenizden dolayı sizi kınıyorum ve gazeteci kimliğinize siz bunu nasıl yakıştırıyorsunuz teessüf ediyorum.
Av.A.Guvercin
18-02-2007, 08:48 PM
69 yıl sonra konuştu
20 Ocak 2007
1938’de Dersim’de askerlik yapan 112 yaşındaki Abdullah Çiftçi, isyanda yaşananları tam 69 yıl sonra anlattı. Çiftçi katliamda yaşadıklarını anlattıktan bir hafta sonra, 3 Ocak 2007 tarihinde yaşamını yitirdi.
Abdullah Çiftçi, Dersim İsyanı’nda görevli askerdi. Tam 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde suskunluğunu bozdu ve yaşadıklarını anlattı. Bir hafta sonra da yaşamını yitirdi. Çiftçi, Atatürk’ün isyan çıkmaması için çaba gösterdiğini, ‘katliam emrini İnönü’nün verdiğini’ açıkladı.
Dersim isyan önderi Seyit Rıza yakalanmış, Elazığ’a götürülmüştü. Jandarma karakolu yanındaki meydana getirildiğinde sonradan Dışişleri Bakanı olan Sabri Çağlayangil’e döndü. Sehpaları görünce durumu anlamıştı.
Çağlayangil’e ‘Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?’ diye sordu. Sorusu yanıtsız kaldı. Son sözü soruldu. ‘Kırk liram ve saatim var, oğluma verirsiniz’ dedi. Sonra meydana çıkarıldı. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama O, meydan insanla doluymuş gibi sesizliğe ve boşluğa hitap etti: ‘Evladı Kerbela’yız. Günahsızız. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.’ Sözleri meydanda yankılandı. Söyleyeceklerini bitirdikten sonra dimdik yürüdü, kendisini asacak celladı itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu...
Yalnız mağdurlar konuşmuştu
Dersim Katliamı’nı yazan tüm tarih kitapları yukardaki bu anekdota apayrı bir yer ayırır. Bu öyle bir anekdottur ki, okuyan herkesi etkilemiş ve düşündürmüştür. Çünkü Dersim’de 1937-1938 yılları arasında yaşananlar, hala okuyanı etkilemeye, hala dinleyeni gözyaşlarına boğmaya devam etmektedir. Ancak bu hikaye ve anlatımlarda eksik bir bölüm vardı. Ne yazık ki bugüne kadar sadece hep mağdurlar konuştu. Sadece mağdurlar hikayelerini anlattı. Soykırımın yürek burkan hikayeleri hep onların ağzından dinlenildi. Peki ya soykırımda yer alanlar? Soykırımı gerçekleştirenler? Onlara ya ulaşılamadı, ya da konuşmak istemediler. Böyle olunca da hikayenin bir tarafı hep muğlak ve belirsiz kaldı.
Konuştu ve öldü
Ancak bu muğlaklığa ve belirsizliğe 112 yaşındaki Urfa Birecik’li Abdullah Çiftçi son verdi. Çiftçi, 1938-1939 yılları arasında Dersim Hozat Piyade Birliği 2. Tabur’da erdi. İsyanın en acımasız bastırıldığı dönemde, isyana kaynaklık eden en stratejik bölgede emir kulu olarak görev yaptı. İsyanda yaşadıklarını ölümünden sadece bir hafta önce 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde anlattı ve anlatımlarının kameraya kaydedilmesini istedi. Çiftçi katliamda yaşadıklarını anlattıktan bir hafta sonra, 3 Ocak 2007 tarihinde yaşamını yitirdi. Çiftçi, kamera kaydında Hozat’taki ilk günlerini şöyle anlatıyor: ‘Dersim’e gittiğimizde Hozat’ta cepheye verdiler. Görev yaptığım birimin ismi Hozat Piyade Birliği’ydi. Bölüğümüzün çoğunluğu Urfalı’ydı. Askerler hep Kürttü. Sarp bir coğrafyası vardı. Dağlar çok yüksekti, tıpkı Ağrı Dağı gibi. Erkekleri hayvan derisinden çarık giyerlerdi. Ne kar bilirlerdi, ne soğuğu. Çok dayanıklı ve güçlülerdi.’
‘Üzerimize taş atarlardı’
Abdullah Çiftçi’yi en çok etkileyen şey operasyonlarda yaşadıkları olmuş. Çiftçi, operasyonlar sırasında köylülerin silahla değil, taşlarla kendilerine karşı savaştıklarını anlatıyor: ‘Kış mevsimiydi. Köylere operasyona çıkıyorduk. Operasyona gittiğimiz köyleri önce çembere alırdık. Bu sırada köyün çevresine yerleşen isyancılar üzerimize taş atıyorlardı. Atılan taşlar çığa sebep oluyordu. Çığ yüzünden çember dağılır, düzenimiz bozulur, zayiatlar oluşurdu. Bazen 100 askerin öldüğü olurdu çığ yüzünden. Operasyonlar sırasında çatışmalar da olurdu. Bazı günler 10 isyancıyı ölü olarak ele geçirirdik.’
‘Hayvanları kesip yerdik’
Abdullah Çiftçi, dağ başlarına operasyona çıkan askerlerin yiyecek ihtiyacının nasıl karşılandığına da açıklık getiriyor ve şunları söylüyor: ‘Gıda sorunumuz yoktu. Ahırlardan binlerce inek çıkardı. İnekler küçük memeliydi. Onların hayvanlarını kesip yiyorduk. Onların köpeklerini, eşeklerini serbest bırakıyor, geri kalan hayvanları kendimize alıyor, sonra da evlerini ateşe veriyorduk. 2 yıl böyle sürdü.’
Abdullah Çiftçi, köy baskınları sırasında yaşanan katliamları ise ayrıntılı şekilde anlatıyor. İşte Çiftçi’nin anlattıkları: ‘Operasyonlar günlerce sürerdi. Köylere gittiğimizde köyün yetişkin erkekleri kaçardı. Sadece çocuklar ve kızlar kalırdı köylerde. Ambarlarını, ahırlarını ateşe veriyorduk. Sonra onların çocuklarını, kızlarını, kadınlarını hepsini ağır makinalı silahların önlerine verip öldürüyorduk. Kanları sel gibi akıyordu. Kimseyi dinlemiyorduk. Tuttuk mu bırakmazlardı, öldürürlerdi.’
‘Çocuklar birbirine sarılırdı’
Çiftçi, özellikle bir bölümü anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor: ‘Allah kimseye göstermesin gördüklerimi. Müslüman Müslüman’ı vuruyordu. Çocuklar birbirlerine sarılırlardı. Candı, ne yaparsın. Sonra çığlıkları gökyüzüne yükselirdi. Kanları sel olup akardı. Hala o çığlıklar kulaklarımda, bir türlü gitmiyor.’
Çiftçi’nin anlatımları katliam sırasında yaşanan çifte standardı da gözler önüne seriyor: ‘Hozat’ın karşısında bir köy vardı. Ona dokunmazlardı. Türk köyü olduğu söyleniyordu. Operasyona gittiğimizde komutanlarımız sadece köyün içine girerlerdi. Bizim girmemize izin vermezlerdi. Kendileri bizzat sağ olanları çıkartırlardı.’
‘İnönü vurun dedi’
Çiftçi, katliam emrini kimin verdiğini de açıklıyor. Çiftçi, katliam emrini Atatürk’ün değil İnönü’nün verdiğini söylüyor: ‘Niçin katlettiğimiz bilmiyorum. Askere gitmedikleri söyleniyordu. Kürtler miydi, gavurlar mıydı bilmiyorum. Savaşıyorduk. Onlar bizi, biz onları öldürüyorduk. Atatürk savaşın çıkmaması için çok çabaladı. Atatürk kırmadı, Atatürk öldükten sonra İnönü dedi ki vurun. 38’de isyan tamamen bastırıldı.’
Peki, İbrahim Çiftçi olaylardan sonra vicdan azabı duymuş muydu? İşte Çiftçi’nin soruya verdiği yanıt: ‘Gördüklerim söylenmez... Söyleyemem. Ama ben gördüm, yaşadım. Geçen yıllarda hocaya gittim. Hocaya olayları anlattım. Yalnız dedim ki namlumu kimseye çevirmedim. Onları vururken zorlanıyorduk. Ama elimizden bir şey gelmiyordu. Ne yapabilirdik ki? Ben rahatsız olsam ne yapabilirdim ki? Askerim ben. Köyleri hep yaktık yıktık. Bir kişi dahi sağ bırakmadık. Yaktığımız köy sayısı 10 kadardı. Hatırladığım köy isimleri Karaoğlan, Ayvacık, Qazi köyleriydi. Hala Dersim’e giden askerlere soruyorum oraları. Hala o köyler yıkıkmış...’
Çığlık çığlığa uyanırdı,
Abdullah Çiftçi’yi tanıyan herkes, Çiftçi’nin Dersim’de askerlikten döndükten sonra uzun süre içine kapandığını, kimseyle konuşmadığını belirtiyor. Oğlu Yusuf Çiftçi, babasının bazı geceler uykusunda konuştuğunu, bazen de çığlık çığlığa uyandığını söylüyor. Çiftçi, babasına ilişkin şunları anlatıyor: ‘Öleceğine yakın herkese Dersim’de yaşadıklarını anlatmaya başladı. Sık sık Allah kimseye göstermesin, gördüklerimi, yaşadıklarımı derdi. Dersim insanına çok yakınlık duyardı. Dersim’e askerliğe giden köy gençleri ile konuşur, oraları sorar, bilgi almak isterdi. Son olarak konuşacağım, kameraya alın dedi. Zaten konuştuktan bir hafta sonra da merdivenden düştü ayağını kırdı. Doktorlar ayağı düzelmiş dediler, ama kısa süre sonra yaşamını yitirdi.’
Çiftçi’yi tanıyanlardan biri de Aşağı Karkutlu Köyü Muhtarı Ethem Polat’tı. Polat, Çiftçi’yi şöyle anlatıyor: ‘Anlatınca dalar giderdi. ‘Komutanlarımız Türktü ama asker ağırlık olarak Kürttü’ derdi. Anlatırken sürekli duygulanıp ağlardı. ‘Nasıl böyle bir şey oldu’ deyip duruyordu. Sürekli ‘anlatılmaz’ diyordu. ‘Allah kimsenin başına vermesin’ derdi.
Dersim Katliamı
Dersim İsyanı, 21 Mart 1937 gecesi başladı. İsyan kısa sürede genişledi. İsyanın genişlemesi üzerine devlet isyanı bir dizi harekat ile denetim altına almaya ve bastırmaya çalıştı. Özellikle Laç Vadisi ve Kutu Deresi bölgesinde binlerce kadın ve çocuk öldürüldü. İsyan sırasında 9 adet savaş uçağı kullanıldı. Köyleri bombalayan, sivil katliamlar gerçekleştiren uçakları kullananlardan biri de Türkiye’nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen’di. İsyan sürerken 1937’de isyan lideri Seyit Rıza idam edildi. 1938’de bastırılan isyanda 90 bin Kürt katledildi. İsyandan sonra da Dersim ismi Tunceli olarak değiştirildi. Binlerce Dersimli de yerinden yurdundan edilerek sürgüne gönderildi. Dersim’de yaşananlar çok çevre tarafından katliam olarak değil soykırım olarak tanımlanmaktadır.
Simdi bazi yerlerin altini renklendirerek ve puntalariyla oynayarak cizdim.
Av.A.Guvercin
18-02-2007, 08:51 PM
Evet yurekler acisi olaylar olmustur.
Bu yurekler acisi olaylari yapanlarin savunulacak hic yanlari yoktur.
Kadinlar ve cocuklar soylendigi gibi katledilmistir.
Seit Riza da soylendigi sekliyle Asilmistir ve o sozleri de soylemistir.
Ancak bunu gundeme getiren site yada yazar'in objektif olmadigi acikca bellidir.
SOYKIRIM kelimesini dersim icin de kullandirtma talimati almis belli ki. Iki de bir soykirim kelimelrini sokusturdu bir yerler.
Bir de bu askerin cogu kurt mus ama subaylar turk mus ve turk koylerine bir sey olmamis.
Yani bu bir alevi katliami degil kurt katliamiymis bunun icin bu farklilgi koyuyor sayin yazarimiz.
Diger yandan kurt askerlerin de neden ozellikle urfali olduklarini da his sorgulama geregi duymamis sayin yazarimiz. Bu 112 yasinda oldugu iddia edilen sahsin gorunumunde bir safi kurttur. Bir safiden zaten 7 alevi oldurdugunde cennte gittigini bildiginden cok kere cennete gitmis olmasini dusunmesi gerekmezmiydi.
Bir de askerdik, ne yapabilirdik, koyleri yaktik yiktik diye bastirarak soyluyor.
bence var olan yasanmisligi ve mezalimi tum dunya tarafindan bilinen ve Turkiye yetkililerince bilinen bu dersim katliami, yine birileri tarafindan kullanilmak istenmesi bu dersim in hakli talebini golgelemesin diye dusunurum.
Bu isi yine safi kurtlerin istedikleri gibi yorumlarsaniz onlar nemalanacaklar bir de soykirim sozunun eklenmesi ile mesaj yerine ulastirilmis ve gorev tamamlanmistir yazara gore bu tur oyunlalar da gelmemek lazimdir diye dusunmekteyim.
Evet bu suclar islenmistir ve biz bu meseleyi demokrasi icersinde cozecegiz.
Ancak ve ancak ulkeyi darmadaginik hale getirmek isteyenler yangina korukle giderler.
Olenlerden bir cogu da benim akrabalarimdi sayin bu konuyu gundeme getiren Urfalilarin degil ayrica. Boyle alevileri kendi siyasi emelli icin kullanmaya kalktiklarini gordugumde sadece uzuluyroum.
Ayrica dersimlilerin kizlari ve couklarini birakip daga kactiklarindan kendilerinin de bunlari makinali tufeklerle taradiklarindan soz ediyor;
Bu buyuk bir yalan. Icinde bir yalan olan biryin icinde artik guven kalmamistir hepsi yalandir diye dusunelebilir. Hic olmazsa bu gercek konuyu kirletmeseler de yalinligiyla inanclarimizda kalsa.
Dersim insani katliama gelen insanlara cocuklarini ve kizlarini asla birakip daga kacmaz. Olecekse birlikte olur. Dolayisiyla yasanan olayin gercekligini golgelemektedir, saibelendirmektedir. Boyle seylerden kacinilmasi gerekir ki yasanan gercekler objektif ve tum ciplakligi ile kalsinlar. Bir ibret tablosu olarak.
Dersim meselesi bir Turkiye mseslesi olsun.
Alevisiyle sunnisiyle herkes sahip ciksin bu meseleye. herkes kendince yanlislarini kabul edip kendinden osnraki nesle bir ibret olusturacak ve ders alinacak bir tablo biraksin.
Demokrasiler boyle oturmustur delisen ulkelerde.
Saygilarimla
polata
18-02-2007, 09:08 PM
Evet dersim katliamI emrini inonù verdi Atatùrk le bir alakasI yoktur bu katliamIn.
Sonuçta inönü'ye o emri atatürk verdi.
Benzer iki hata.
Başbakan yani Başvekil Celal Bayar, İsmet İnönü hükümet üyesi bile değil. Dersim isyanının bastırılması emrini İsmet İnönü'nün vermesi veya böyle bir emir alması imkansız.....
polata
18-02-2007, 09:31 PM
Ancak bu muğlaklığa ve belirsizliğe 112 yaşındaki Urfa Birecik’li Abdullah Çiftçi son verdi. Çiftçi, 1938-1939 yılları arasında Dersim Hozat Piyade Birliği 2. Tabur’da erdi. İsyanın en acımasız bastırıldığı dönemde, isyana kaynaklık eden en stratejik bölgede emir kulu olarak görev yaptı. İsyanda yaşadıklarını ölümünden sadece bir hafta önce 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde anlattı ve anlatımlarının kameraya kaydedilmesini istedi. Çiftçi katliamda yaşadıklarını anlattıktan bir hafta sonra, 3 Ocak 2007 tarihinde yaşamını yitirdi. Çiftçi, kamera kaydında Hozat’taki ilk günlerini şöyle anlatıyor: ‘Dersim’e gittiğimizde Hozat’ta cepheye verdiler. Görev yaptığım birimin ismi Hozat Piyade Birliği’ydi. Bölüğümüzün çoğunluğu Urfalı’ydı. Askerler hep Kürttü. Birliğin hepsinin Kürt olması tesadüf mü yoksa anlatıcının yanlış bilgi vermesi mi?
İki dedemde Dersim olayları sırasında askerlik görevini yapıyor. Birisi Çelebi Bektaşilerine bağlı diğeri Şeyh Ahmet soyundan gelme. Her ikiside çatışmalarda veya olaylarda bulunmamak adına geri hizmetlerde görev almış. Birliklerin sadece Şafi Kürtlerden oluşturulması gibi bir durumdan net olarak söz etmek imkansız.
Abdullah Çiftçi, Dersim İsyanı’nda görevli askerdi. denilirken diğer bir parargafta Soykırımın yürek burkan hikayeleri hep onların ağzından dinlenildi. Peki ya soykırımda yer alanlar? Soykırımı gerçekleştirenler? Onlara ya ulaşılamadı, ya da konuşmak istemediler. Böyle olunca da hikayenin bir tarafı hep muğlak ve belirsiz kaldı. İki farklı parargafta birbirine tezat tanımlamalar yer alıyor. Birisinde isyan olarak tanımlama yapılırken diğerinde soykırım tanmlaması kullanılmış. İsyanı bastırmak ile soykırım yapmak birbirinden çok farklı oldukları aşikar.
Çiftçi, katliam emrini kimin verdiğini de açıklıyor. Çiftçi, katliam emrini Atatürk’ün değil İnönü’nün verdiğini söylüyor: Baştarafı okumasak sanırız ki Çifçi Genelkurmay başkanı veya Genelkurmay da üst düzey bir general.
Dersim İsyanı, 21 Mart 1937 gecesi başladı. Belki yazıda ki tek doğru bu. Evet Dersim de yaşananların birinci kısmı isyan, isyanın bastırılmasında kullanılan yöntem aşırı şiddete dayalı hatta katliam sayılabilecek metot.
Dersim olaylarını isyan-katliam çizgisinde incelemek ve irdelemek daha doğru sonuçlar verir. Olayların başındaki gelişimi göz ardı edip soykırım olarak nitelendirmek ise değerlendirmeleri ve buna bağlı sonuçları yanlışa çıkarır.
hınıslı
18-02-2007, 09:52 PM
Birliğin hepsinin Kürt olması tesadüf mü yoksa anlatıcının yanlış bilgi vermesi mi?
İki dedemde Dersim olayları sırasında askerlik görevini yapıyor. Birisi Çelebi Bektaşilerine bağlı diğeri Şeyh Ahmet soyundan gelme. Her ikiside çatışmalarda veya olaylarda bulunmamak adına geri hizmetlerde görev almış. Birliklerin sadece Şafi Kürtlerden oluşturulması gibi bir durumdan net olarak söz etmek imkansız.
denilirken diğer bir parargafta İki farklı parargafta birbirine tezat tanımlamalar yer alıyor. Birisinde isyan olarak tanımlama yapılırken diğerinde soykırım tanmlaması kullanılmış. İsyanı bastırmak ile soykırım yapmak birbirinden çok farklı oldukları aşikar.
Baştarafı okumasak sanırız ki Çifçi Genelkurmay başkanı veya Genelkurmay da üst düzey bir general.
Belki yazıda ki tek doğru bu. Evet Dersim de yaşananların birinci kısmı isyan, isyanın bastırılmasında kullanılan yöntem aşırı şiddete dayalı hatta katliam sayılabilecek metot.
Dersim olaylarını isyan-katliam çizgisinde incelemek ve irdelemek daha doğru sonuçlar verir. Olayların başındaki gelişimi göz ardı edip soykırım olarak nitelendirmek ise değerlendirmeleri ve buna bağlı sonuçları yanlışa çıkarır.
Tarafsız yorumundan dolayı seni kutluyorum sevgili polata..
112 yaşındaki bir adamın anlatımı çok farklı olmalıydı...Ropörtaj yapılmış adamda hemen peşinden ölmüş tüh be kadere bak adam son görevi için onca sene beklemiş....
yazıyı kaleme alanlar bunun üzerinde fazla oynamamlıydı özü bozulmaması için...
Yazıda Katliamda bulunduğunu iddia eden 112 yaşındaki itirafçı neredeyse itiraflarından dolayı kutsanmış....
yazının alıntılandığı site zaten taraflı bir site,http://komalenciwan.com/haberkategorie-68-2.html
Dersim katliamı diye bangır bangır bağıran bir takım aydın insanları bile bu meseleden uzaklaştıracak kadar taraflı yazılan bir yazı veya çokca yazıldıkca farkında olmadan Türk ilericileri aydın sosyaldemokratlarınıda ötekileştirecek kadar abartılarla doldurulmuş güdümlü bir anlatım..
demelerim Dersim katliamını aklamak için değil abartıların bir diğerini körükleyip öteki yaratmaya çalışılması ve bir takım canlarında buna alet olması bakınız bu yazı 7-8 sitede var 1 i radikal Türk solu diğerleri kürt siteleri amaç ordada neden bu meseleyi farklı adreslerde göremiyoruz...
Benim Anneannem ve akrabaları Dersimden sivas yıldız eline sürülmüşler Dersimdeki güzel günlerinden bahsederdi kıyım derdi...
Olayları yaşıyanlardandı o dönem genç kızmış ama bu anlatılan kadarda değildi hem bu 90 bin kişi nasıl oldu anlyamadım..
Evet dersimde bir katliam olmuş ve binlerce insan katledilmiştir...
bunun adı isyan bastırmadır bir tarafta Cumhuriyetciler...diğer tarafta Hilafetçiler...
Sürgün_24
18-02-2007, 10:03 PM
Sonuçta inönü'ye o emri atatürk verdi.
Olayları carpıtıp , sucsuz insanlara camur atmakta üzerinize yok görülüyor ki , cok yazık!!!!!!!!!
Ayrıca makale hiç inandırı degil...
Kadir Hoca
19-02-2007, 07:24 AM
Dersimde yaşanan katliama birileri gözlerini kapatıp buna kendilerince bir anlam kazandırmaya çalışanlar,tarihin hakikatlerini sizin değiştirmeye gücünüz yetmeyecektir.
Eğer biraz objektif olmasını başarabilirseniz burada yaşananların direk bir katliam olduğunu kabul edeceksiniz.
Cumhuriyetin kuruluş dönemlerinde Çerkez olan Anzavur Ahmet ve onun yandaşlarının başlattıkları isyan hareketi neden sadece eli silahlı eşkiyaların telef edilmesiyle sonuçlandıd DERSİMDE ki gibi bir katliama dönüşmedi. Bu ve buna benzer bir çok ayaklanma yaşanmıştır hepside bir şekilde bastırılmış fakat hiç biri Dersimde ki ve Koçgirideki gibi bir katliama dönüştürülmemiştir.
Siz bu hakikatlere varın gözlerinizi kapatın Lakin tarihi değiştirmeye sizin gücünüz yetmeyecektir. Bu bir utanç tablosu olarak önünüzde hep duracaktır.
Aşkı niyazlarımla.
gecmisingolgesi
19-02-2007, 07:42 AM
Arkadaşlar. M. Kemal i seviyor olabilirsiniz. Ama ülkenin tüm yetkilerini elinde bulunduran, istediği yere istediği valiyi atayan, istediğini mebus olarak seçen bir Cumhurbaşkanı'nın izni ve bilgisi olmadan nasıl olur da Dersim KAtliamı gerçekleşir. Her zaman aynı laf oyunlarına sarılıyorsunuz...
Yok efendim M. Kemal belki o oturumda yer almamıştır. Belki hastadır.
Cumhuriyetin Alevilere ne verdiğini sorgulayalım.
84 yıldır Cem evleri halen yasal bir statüye kavuşamadı.
Madem ki M. Kemal bu denli demokrat ve laik bir insandı. Ve rejimimiz de Cumhuriyet idi neden kulaklar kapatıldı Alevilerin çığlıklarına. Neden toplumsal aydınlanma devrimi yapılamadı. Neden gericilik olanca etkisi ve gücüyle sistemle kolkola vererek her bölgede güçlendi?
Nazım neden hapse girdi?
Atilla İlhan değil miydi sevdiği kıza Nazım'ın SEVİYORUM SENİ EKMEĞİ TUZA BANIP' diye devam eden şiirini yazdığı için tutuklanan?
Cumhuriyet tarihi hakkında yalan yanlış bilgilerle dolu herkes. Resmi tezin bekçiliğini yapmaktayız farkında olmadan.
Dersim KAtliamı'nın sorumlusu CHP dir. Türkiye deki bütün darbelerin, provakasyonların katliamların birincil derecede sorumlusu bu ülkeyi kuran ve onu devlet olarak örgütleyen CHP'dir.
CHP ve Kemalizm ile ciddi bir hesaplaşmaya gidilmeden, binlerce gerçek hasıraltı kalmaya devam edecek ve bu ülkedeki farklı düşünce inanç ve etnik kökenden insanlar korku baskı zulüm ve şiddet altında yaşamaya devam edecektir.
Kadir Hoca
19-02-2007, 07:46 AM
Arkadaşlar. M. Kemal i seviyor olabilirsiniz. Ama ülkenin tüm yetkilerini elinde bulunduran, istediği yere istediği valiyi atayan, istediğini mebus olarak seçen bir Cumhurbaşkanı'nın izni ve bilgisi olmadan nasıl olur da Dersim KAtliamı gerçekleşir. Her zaman aynı laf oyunlarına sarılıyorsunuz...
Yok efendim M. Kemal belki o oturumda yer almamıştır. Belki hastadır.
Cumhuriyetin Alevilere ne verdiğini sorgulayalım.
84 yıldır Cem evleri halen yasal bir statüye kavuşamadı.
Madem ki M. Kemal bu denli demokrat ve laik bir insandı. Ve rejimimiz de Cumhuriyet idi neden kulaklar kapatıldı Alevilerin çığlıklarına. Neden toplumsal aydınlanma devrimi yapılamadı. Neden gericilik olanca etkisi ve gücüyle sistemle kolkola vererek her bölgede güçlendi?
Nazım neden hapse girdi?
Atilla İlhan değil miydi sevdiği kıza Nazım'ın SEVİYORUM SENİ EKMEĞİ TUZA BANIP' diye devam eden şiirini yazdığı için tutuklanan?
Cumhuriyet tarihi hakkında yalan yanlış bilgilerle dolu herkes. Resmi tezin bekçiliğini yapmaktayız farkında olmadan.
Dersim KAtliamı'nın sorumlusu CHP dir. Türkiye deki bütün darbelerin, provakasyonların katliamların birincil derecede sorumlusu bu ülkeyi kuran ve onu devlet olarak örgütleyen CHP'dir.
CHP ve Kemalizm ile ciddi bir hesaplaşmaya gidilmeden, binlerce gerçek hasıraltı kalmaya devam edecek ve bu ülkedeki farklı düşünce inanç ve etnik kökenden insanlar korku baskı zulüm ve şiddet altında yaşamaya devam edecektir.
Bu bir basiret meselesidir. Bakıpta görme meselesidir sevgili can.
Aşkı niyazlarımla.
Kadir Hoca
19-02-2007, 08:31 AM
Evet dersimde bir katliam olmuş ve binlerce insan katledilmiştir...
bunun adı isyan bastırmadır bir tarafta Cumhuriyetciler...diğer tarafta Hilafetçiler...
Dersimde katliam yaşanmıştır ve yapılan bir isyan bastırılmıştır ve isyanı yapanlarda Hilafetçiler oluyor yani Hilafetçi Dersimliler öylemi:D
Ya artık sizinle konuşmanın bir anlamı yok bu gayet açık Dersimliler Hilafetçi.:D
hınıslı
19-02-2007, 09:04 AM
1938 YILI OLAYLARI (CELAL BAYAR'IN BAŞBAKANLIĞI DÖNEMİ)
2 Ocak
Dördüncü Genel Valiliğin Munzur-Merho-Mercan dereleri arasındaki bölgeyi ve Kalan Deresi havzasını boşaltma kararı ve bu kararı uygulama girişimi. Bunun üzerine Ovacık’tan gelen yedi jandarma devletin o tarihe kadar gizli tutulan asıl amacını ve 1937 direnişine katılmamış olmakla yaptıkları vahim yanlışı yeni farkeden Kör Abbas, Keçel ve Bal aşiretlerinden direnişçiler tarafından Mansul Uşağı Köyü’nde öldürülürler. Ardından Mercan Karakolu basılır. Bu sırada iki asker daha öldürülür. 1938 Ocağının başında sıranın kendilerine geldiğini anlayan adı geçen bölge aşiretleri ittifak halinde direnme kararı alırlar. “Askeri içimize sokmayalım, silahlanalım, ittifak yapmazsak hepimizi tek tek kıracaklar“ diyerek direnişe geçerler. 1937‘deki Kahmut Köprüsü baskını nasıl kasıtlı olarak birinci askeri harekatın sebebi gibi gösterildiyse, Mansul Uşağı Olayı da bazı kaynaklar tarafından 1938‘deki İkinci harekatın nedeni gibi sunulmaya çalışıldı. Her iki olay da TC ordusu tarafından birer bahane gibi kullanıldılar. 1938‘deki ikinci harekat çevre illerden orduların aktarılması ve diğer hazırlıklar nedeniyle, daha da önemlisi dış dünyanın tepkisini çekmeyecek daha uygun bir fırsatın kollanması sebebiyle ancak 11-12 Haziran’da başlar.
11-12 Haziran
İkinci harekatın (1938 harekatı) başlangıcı. Her taraftan Dersim’e giren TC orduları Kalan-Merho-Mercan vadilerindeki halkı boşaltmayı amaçlar. Burası, Buyer Bava-Mahmunut Gediği-Birman Gediği-Keller Komu-Katır Tepe-Koçgölbaşı-Badikan-Karasakal noktaları arasındaki bölgedir. Yani Munzur-Mercan dağlarının hemen dibindeki İç Dersim’in en kuzey bölgesidir. Zel ve Kırmızı dağlar hattının kuzeyi de harekatın kapsamına alınır. Kısacası 38 harekatının asıl hedefi Asıl/Eski Dersim‘dir, Kalman Ocağı’dır. Böylece yerinden yurdundan edilmek istenen İç Dersimli bir ölüm dirim savaşına girişir.
19-22 Haziran
Boşaltılmak istenen diğer bölge Ali Boğazı ve çevresidir. 19-22 haziran günlerinde bu bölgede oturan Koçan grubu aşiretleri (Koç, Şam, Resik) de direnişe geçerler. 19 Haziran’da Amutka Karakolu kuşatılır ve çevredeki Türk birliklerine saldırılır. Çarpışmalar 22 Haziran’a dek sürer. 22 Haziran’da Koçan aşiretleri Ali Boğazı’na sığınmak zorunda kalırlar. Uçak filoları Ali Boğazı’na bomba yağdırır.
Ali Boğazı’ndaki çarpışmalarla ilişkili bir Dersim deyişinde şöyle denir:
Torne Merwani koto zıde ma
Hawt bedelo fetelino az ve aze ma dıma
Ma ve Mervan’ra jüvini kerdo Ali Boğaji
Bıraene perode ma perodime
Hefe huye hawt bedeli bıjerime
Bu deyişte Dersim hududu Kızılbaşlığın hududu olarak tarif edilir. Sivas ve Erzurum da Dersim’e dahil gösterilir. Dersim’in devletle kavgası kuşaktan kuşağa süren bir kavga olarak, Kerbala’nın devamı ve Yezit’le kavga gibi tarif edilmektedir.
Kureyşanlılar’ın Şeyhan kabilesi ile Yukarı Abbas aşireti Koçanlılar’ı desteklemek için direnişe geçerler. Böylece direniş doğusu ve batısıyla tüm Dersim’e yayılır.
24-30 Haziran
24 Haziran günü İç Dersim’deki Dolu Baba (Tujik) işgal edilir. Ordunun köylerini ateşe verip halkını boşaltmaya çalıştığı Kırgat, Boduk, Midrik, Mitgel, Hotar, Ariki, Tenkali, Meraş, Keçeler köyleri ve Hikü mezrasının silahsız sivil halkı balta ve küreğe sarılır. Baltalı kürekli bu muharebe 28 Haziran’da kanla bastırılır. 29 Haziran’da Karasakal zirvesi işgal edilir. Reşat Hallı’nın verdiği rakkama göre 11-12 Haziran’dan 29 Haziran’a kadar tam 60 köy boşaltılır ve yakılır. Köyler ve ormanlar ateşe verilir, hayvanları dahil halkın nesi varsa “ganimet“ (ganimet, düşmandan ele geçirilen mala denir) olarak gaspedilir, sivil halk ve direnişçiler kurşuna dizilmek veya batıya sürülmek üzere “esir“ (düşmanın ele geçirdiği insanlar) edilip belirli noktalarda toplanır.
Başbakan Celal Bayar, 29-30 Haziran 38‘de TBMM’de yaptığı konuşmada “ordularımız pek yakın zamanda...Dersim mıntıkasının sakinlerini tamamen kaldıracak ve bu meseleyi esasından kesecektir“ der.
Çukur ağıtından bir parça şöyledir:
Celal Bayar amo
Esmu mare meymano
Non sola ma neweno
Made xayın niadano
Vano zere mı terseno
Zalım az mara neverdano
Kerdime top berdime vere Kerte Mazgerdi
Ardi verva ma axır makiney qurmis kerdi
http://www.dersim.biz/html/kronoloji.html
Amacım İnönüyü aklamak değil gerçeğin bilinmesidir bizim bildiğimiz o günkü başvekilin Celal Bayar olmasıdır...Zazaca olanların türkçe karşılığını bilmiyorum daha doğrusu zazaca olduğunu tahmin ediyorum bilen bir can tecüme ederse sevinirim...
celal abbas
19-02-2007, 09:06 AM
Belki yazıda ki tek doğru bu. Evet Dersim de yaşananların birinci kısmı isyan, isyanın bastırılmasında kullanılan yöntem aşırı şiddete dayalı hatta katliam sayılabilecek metot.
Dersim olaylarını isyan-katliam çizgisinde incelemek ve irdelemek daha doğru sonuçlar verir. Olayların başındaki gelişimi göz ardı edip soykırım olarak nitelendirmek ise değerlendirmeleri ve buna bağlı sonuçları yanlışa çıkarır. [/QUOTE]
siz konuya öyle bir yerden yaklaşıyorsunuz ki biraz daha cesaret edebilseniz katliamıda haklı sayacaksınız. dersimlilerin neden isyan ettikleri sanırım sizin için pek önemli değil nede olsa siz katliamın gerekliliğine dikkati çekiyorsunuz. dersim katliamı faşist karekterli kemalist diktatörlüğün tek değil ama en kanlı katliamıdır. soykırım olmadığını düşünüyorsunuz peki askerlerin türk köylerine zarar vermemelerini nasıl açıklıyacaksınız. saygılar bizden. sizden ne gelir allah bilir.
gecmisingolgesi
19-02-2007, 09:18 AM
DERSİM İSYANI değil DERSİM KATLİAMI...
Karıştırmayalım lütfen...
manifesto
19-02-2007, 09:21 AM
dersimlilerin neden isyan ettikleri sanırım sizin için pek önemli değil nede olsa siz katliamın gerekliliğine dikkati çekiyorsunuz. dersim katliamı faşist karekterli kemalist diktatörlüğün tek değil ama en kanlı katliamıdır. soykırım olmadığını düşünüyorsunuz peki askerlerin türk köylerine zarar vermemelerini nasıl açıklıyacaksınız
Dersim soykırımı *** nında sıkça kullandığı bir propaganda mitidir..
Dersimde soykırım olmamışdır..
Devlet isyancılar için tedbir almışdır.. Burada aşırı şiddet kullanılmış olabilir.
Masum insanların kanı da akmış olabilir ama essebebu-kel fail diye bir söz vardır
SEBEP OLAN YAPAN GİBİDİR mealinde..
Soykırım Lafı ağızlara sakız oldu
GELEN GİDEN BU MİLLETİ DEVLETİ soykırımla itham eder oldu..
HUKUKUN içinde kalmak sadece DEVLETİN görevi değil..Bireylerin yani vatandaşların da görevi..
Hukuku beğenmiyorsan gene hukuk içerisinde mücadeleni verirsin
Ne demek isyan..
Şeyh Said isyanı ile Dersim isyanı arasında ne fark var?
Bir taraf alevi olunca işler değişmiş mi oluyor?
gecmisingolgesi
19-02-2007, 09:21 AM
dersim katiamının tarihi 1938 değildir
1937'dir.
1938 tarihi, saptırma amacıyla belleklere kazınmıştır. Sanki M. Kemalden ayrı bir olaymış gibi algılanması için, sonradan 1938 diye geçirilmiştir tarihe.
celal abbas
19-02-2007, 09:22 AM
DERSİM İSYANI değil DERSİM KATLİAMI...
Karıştırmayalım lütfen...
eyvallah can bizde bunu anlatmak istiyoruz ama kemalizmin suyundan içenler mest olmuş gerçeği görmüyor. dersim isyanı değil dersim katliamı hem de katmerli katliam
gecmisingolgesi
19-02-2007, 09:32 AM
1925 yılında Fevzi Çakmak Mustafa Kemal e bir öneri sunuyor. Dersim eyaletinin boşaltılması, insansızlaştırıldıktan sonra çok sıkı ormanlarla yerleşim birimlerinin kaplanması, geriye dönüşü olanaksız kılacak bir ağaçlandırma yapılması ve Munzur suyuna bir baraj teklifi getiriyor.
1925'te. Daha sonra kaynak gösteririm.
Yani bu katliam 1925'ten beri planlanan bir katliamdı.
Önce Ermeni, Rum ve Süryani hristiyanlar,
sonra Kürtler ama ağırlıklı olarak sünni-şafi Kürtler,
ardından da son kale olan Dersim ve hedef Zaza ve Kürt Aleviler...
Adım adım sünni-türklüğe asimile edilmeye çalışılan bir coğrafyanın tarihindeki kanlı izi sürecek her vicdan sahibi insan bazı temel gerçeklerin gizli kalmış yanlarını keşfedecektir.
Kadir Hocamızın dediği gibi
bakmasını bilene...
manifesto
19-02-2007, 09:45 AM
Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçe’nin uçağından atılan bombalar Laçinan Vadisinde saklanan Seyit Rıza ailesini hedefler. Bu saldırıda Seyit Rıza çocuklarının da içinde yer aldığı 38 kişi katledilir. Dersim’in çeşitli yerlerinde sivil halkı hedef alan toplu katliamlar yapılır. Yerleşim yerleri yakılır ve kullanılamaz hale getirilir. Dersimliler, Türk ordusuna karşı yiğitçe direnir.
Bu alıntı bir *** sitesinden..
Ne ilginç ki aynı ağızı konuşuyor bazı arkadaşlar
Bu topraklar BİN yıldır TÜRK yurdu beyler..
Öyle üç beş çapulcu ayaklanması ile bu devlet bölünmez..
Neyin peşindesiniz
Bu yazıların amacı ne?
Dersim olayları durup dururken mi yaşandı
Memleketin başka yerlerinde Kürt yada alevi vatandaşlarımız yokmuydu?
Neden oralarda bir katliam yada soykırım yapılmadı da DERSİM'e tesadüf etti?
Çuvaldızı azıcık kendinize batırın..Bölücü ağzıyla konuşmayın
A.adar
19-02-2007, 10:21 AM
Dersim ilgili bu sitede deflarca tartışdık adını ne koyarsanız koyun orda yaşıyanlar çok iyi biliyorlarık inancları kültürleri dileri farklı oldukları için bir kıyım yaşamışlar günümüze kadar anlata anlata geliyorlar
kızılırmak
19-02-2007, 12:12 PM
Sonuçta inönü'ye o emri atatürk verdi.
elinde resmi belge varmı yoksa demogoji yapmayalım...
kızılırmak
19-02-2007, 12:44 PM
dersim olayları sırasında inönü başvekil değil ki ...
celal bayar başvekil...
yani başbakan....
size katılıyorum hatta tunceliye yapılması gereken şeker fabrikasını celal bayar tuncelinin gelişmemesi için Elazığa yaptırmıştır...
Av.A.Guvercin
19-02-2007, 01:26 PM
Bu alıntı bir *** sitesinden..
Ne ilginç ki aynı ağızı konuşuyor bazı arkadaşlar
Bu topraklar BİN yıldır TÜRK yurdu beyler..
Öyle üç beş çapulcu ayaklanması ile bu devlet bölünmez..
Neyin peşindesiniz
Bu yazıların amacı ne?
Dersim olayları durup dururken mi yaşandı
Memleketin başka yerlerinde Kürt yada alevi vatandaşlarımız yokmuydu?
Neden oralarda bir katliam yada soykırım yapılmadı da DERSİM'e tesadüf etti?
Çuvaldızı azıcık kendinize batırın..Bölücü ağzıyla konuşmayın
Sayin Manifesto.
Isteyen istedigi seyleri yazmaya kalkabilir isteyen istedigi dusuncesini dile getirebilir ancak bilmeslisin ki site yoneticileri asla suc unsuru teskil edecek yazilara izin vermezler.
Artik su konuyu birlikte irdelememiz gerekir eger biz irdelemez isek birileri surekli irdeler karsimiza sorun olarak cikarirlar.
Dersim bolgesi ikinci sinif insan muamelesi gormustur yillardir. Osmanlidan gelen bir kendine ozgu yapilanmasi vardir Dersim in. Cumhuriyet dohneminin kadrolari kendi sunni iancinin esareti altinda bir alevi dusmanligi yapmislardir bunu da kabul etmek gerek. Eger biz kabuletmezsek baskalari kiskirticilik yaparcasina gundeme tasiyacakkonuyu.
Dikkat edersen yaziyi elestirmisizdir. Dogrulara dogru yanlislara yanlis demisizdir.
SOYKIRIM KELIMESINI KABUL EDEMEYIZ VE DE bu yazi belirli bir siteden ve yanli yazilmis tir da dedik.
Icersinde yasadigimiz ulkeyi cennete cevirmek bizim elimizdedir.
Bis bir alevi olarak bu yasananlari konusurken, ne devletimize, ne ordumuza, ne devlet yoneticilerimize, ne bayragimiza ne misaki milli sinirlarimiza bir laf soylenmesine musade etmiyoruz. Ancak her seyi de vatan millet sakarya politikalarinin ardinda tutup kapatmak yillardir bizleri bir yere gotumemistir artik neysek oyuz diyelim ve birbirimizi kardesce kabul edelim diyoruz.
Ulke bizim, devlet bizim, toprak bizim, anadolu topraklarinda yasayan her bir insan bizim, kimseninkimseye bir ustunluk karmadigi ve herkesin birbirine saygiyla milli mutabakatta anayasal degerlede birlestigi mureffek bir turkiye icin bu konularin konusulmasi ve herkesin kendi hatasini kabul etmesi lazimdir.
Burda da bir suc onsuru gorseydik konuyucoktan kapatirdik zaten.
Bu soylevler bir suni dusmanligina donustugunu hissttigimizde, bir devlet gorevlisinin kisiligini manevi sahsiyetini tazyik ve tenkif ederse yada her nasil olursa olsunmilli degerlerimizi hedef aldigini hissedersek hemen kapatma ve ilgili yaziyi silme ve ilgili kisiye de gerekn adaptasyon cezasi vermeyi hemen bir tedbir olarak uygulariz. Bundan hic kimsenin suphesi olmasin.
Saygilarimizla
polata
19-02-2007, 09:20 PM
Belki yazıda ki tek doğru bu. Evet Dersim de yaşananların birinci kısmı isyan, isyanın bastırılmasında kullanılan yöntem aşırı şiddete dayalı hatta katliam sayılabilecek metot.
Dersim olaylarını isyan-katliam çizgisinde incelemek ve irdelemek daha doğru sonuçlar verir. Olayların başındaki gelişimi göz ardı edip soykırım olarak nitelendirmek ise değerlendirmeleri ve buna bağlı sonuçları yanlışa çıkarır.
siz konuya öyle bir yerden yaklaşıyorsunuz ki biraz daha cesaret edebilseniz katliamıda haklı sayacaksınız. dersimlilerin neden isyan ettikleri sanırım sizin için pek önemli değil nede olsa siz katliamın gerekliliğine dikkati çekiyorsunuz. dersim katliamı faşist karekterli kemalist diktatörlüğün tek değil ama en kanlı katliamıdır. soykırım olmadığını düşünüyorsunuz peki askerlerin türk köylerine zarar vermemelerini nasıl açıklıyacaksınız. saygılar bizden. sizden ne gelir allah bilir.
Sn. celal abbas,
Yazıları dikkatlice okumadığınızı düşünüyorum. Katliamı veya yaşananları kimsenin haklı gösterme gibi bir niyeti yok.
Ancak genel olarak bir kesimin Dersim olaylarının başlangıcında yer alan isyanı görmemezlik gibi bir tutum sergilediğide aşikar.
dersimlilerin neden isyan ettikleri sanırım sizin için pek önemli değil Dersimliler neden isyan etti? Bu sorunun cevabını siz veriniz.
Şeyh Sait ayaklanması öncesinde Şeyh Sait ile Seyit Rıza'nın görüştükleri, Şeyh Sait'in kendileri ile harekat atmelerini istediği toplantıda "Kızılbaşın kestiği yenilmez" sözünün geçmesi üzerine ortak harekattan vaz geçildiği biliniyor. 1920-1937 yılları arasında bölgede ona yakın isyanın olduğuda bir gerçek. Seyit Rıza'nın bir kaç köy sahibi olduğu, ocak-aşiret resiliği yaptığıda, köken olarak Şeyh Hasan ocağına bağlı olduğuda biliniyor. Devamını siz tamamlayarak isyanın nedenlerini sıralayınız.
Neden Dersim'e komşu Malatya veya Elazığ gibi Alevi nüfusunun azımsanmayacak ölçüde ağırlıkta olduğu yerlerde isyan çıkmıyor, neden Seyit Rıza'nın bağlı olduğu Şeyh Hasan ve Şeyh Ahmet ocakları isyanı desteklemiyor, neden isyanın başındakiler köy-köyler sahipleri? dersim katliamı faşist karekterli kemalist diktatörlüğün tek değil ama en kanlı katliamıdır. soykırım olmadığını düşünüyorsunuz Katliam ile soykırım ayrı anlamlardadır. İçerikleri ve uygulamaları farklıdır. Dersimde yaşananlar soykırım ise bu soykırım kime yöneliktir;
1-Alevi-Kızılbaşlara
2-Zazalara
3-Kürtlere
4-Zaza Alevi-Kızılbaşlarına
5-Kürt Alevi-Kızılbaşlarına
Faşist kararkterli Kemalist diktatörlüğe, siz ümmetçi, hilafetçi, saltanat yönetiminden cumhuriyet yönetimine, modernleşmeye kolay geçildiğini veya geçilebileceğini sanıyorsunuz sanırım. Sosyalist devrimci olduğunuzu düşünerek sormak isterim bu ülkede ki toplumun tutucu, değişimci olmayan yapısını yıkmak değiştirmek sizin düşündüğünüz gibi sihirli değneklerle olmuyor. Mustafa Kemal Atatürk ve onun yaptıklarını eleştiriken önder kabul ettiğiniz devrimcilerin yaptıklarınıda gözden geçiriniz isterseniz. Sosyalist diktatörlük kuran Castro gözümüzün önünde, Rusçadan başka dil konuşulmasın kültür gelişmesin diyen Lenin ve arkadaşları uzakta değil, işçi sınıfından bahsedip parlementosunda tek bir işçi bulunmayan SSCB de uzakta değildi.
Sevgi ve saygı ile....
isyanateşiyiz62
19-02-2007, 10:15 PM
http://img259.imageshack.us/img259/9605/dersim38gh0.png (http://imageshack.us)
polata
19-02-2007, 10:32 PM
http://img259.imageshack.us/img259/9605/dersim38gh0.png (http://imageshack.us)
Sn.isyanateşiyiz62,
Bu neyin kanıtı?
celal abbas
20-02-2007, 01:02 AM
polata arkadas soykırımın kime yönelik olduğunu sormussun.soykırım kemalistdiktatörlüğün kabul etmediği ve dersimlilerin övünç duyduğu dersimli zazalara ve kürtlere uygulanmıştır. sonuçta bunlar alevi kızılbaşlardı. soykırıma uğramalarının nedeni aleviliklerinin yanında zaza ve kürt olmalarıdır. özelliklede türk şovenzmini kabul etmemeleridir.
Göktürk
20-02-2007, 01:30 AM
http://img259.imageshack.us/img259/9605/dersim38gh0.png (http://imageshack.us)
"Alın size bir kanıt"
Neyin kanıtı,açık konuş çekinme.Şimdi bu hatıra madeni neyi ispatlıyor?
Bugün bozuk paraların üstünde de Atatürk resmi var , onlardamı birşeyin kanıtı?
Göktürk
20-02-2007, 01:32 AM
[QUOTE=celal abbas;158402].soykırım kemalistdiktatörlüğün kabul etmediği ve dersimlilerin övünç duyduğu dersimli zazalara ve kürtlere uygulanmıştır. e/QUOTE]
Kemalist diktatörlük nedir acaba,bir açıklarmısın?
Bence şu "soykırım" tanımını bir düzeltelim, ortada bir isyan vardır ve evet masum kanı karışmıştır.
Bu soykırım lafı Türkiye için şuursuz söylenen bir laf olmaya başladı.
manifesto
20-02-2007, 01:36 AM
celal abbas ; soykırıma uğramalarının nedeni aleviliklerinin yanında zaza ve kürt olmalarıdır
Benim sigortalar iyice ısınmaya başladı..
..................................................
Bu ülkede başka coğrafyada alevi yada kürt nüfusu yokmuydu da kemalist devlet ille dersim dedi.. malatyada tokatda erzincanda van da diyarbakırda sivasta ve daha başka birçok memleketde alevi-kürt yada kızılbaş nüfus yokmuydu..
DEVLETE isyan edilmişdir..bu kadar basit.. hiçbir devlet isyancıların kimliğini inancını yada ırkını baz almaz.. ilk iş isyanı bastırmak ve isyancıları cezalandırmakdır netekim öyle olmuşdur..
Menemende şeriat isterük diye feryat koparıp devletine isyan edenlerin cezalandırılmasına alkış tutun beri taraftan dersim olaylarını katliam olarak niteleyin..olmaz böyle şey..
hatayı Türkiyeye kaptıran Suriyenin bu olaydaki işbirlikçileri tarafından kışkırtılan dersimlilerin o gün yaptıklarını bugün hala müdafa etmek ne anlam taşıyor.. hakkını hukukunu yine hukuk içinde kalarak arayacaksın..
Sen devlet otoritesini ve devleti tanıma sen devletin valisini tanıma sen kendi kafana göre işler çevir sonra haddin bildirilince asıldık yakıldık de.. buna ikiyüzlülük derler..
gecmisingolgesi
20-02-2007, 02:05 AM
manifesto kardeş
aynen katılıyorum arkadaşa. Alevi ve Kürt oldukları için hedef seçildiler. Cumhuriyet tarihinden haberiniz yok üç kitap okuyarak ahkam kesiyorsunuz. Kürt halkının Alevisiyle Sünnisiyle ne büyük katliamlara maruz kaldığı gerçeğini kör kör bakarsanız görmezsiniz.
Uzun uzun yazardım Kürtler Zazalar neler yaşadılar ama gerek yok.
FİKRET BAŞKAYA
PARADİGMANIN İFLASI
Bu kitabi şiddetle öneriyorum.
Okuyun görün neler yapılmış...
gecmisingolgesi
20-02-2007, 02:08 AM
sivas, ağrı, bingöl, diyarbakır, siirt, 33 Kurşun, Geliye Zila, Munzur....
Yüzlerce katliam var Kürtlere ve Alevilere karşı girişilen.
Kör gözlerle kör vicdanla bakarsanız kimseye birşey olmadığını söylersiniz tabi ki.
Sabiha Gökçen der ki,
'Hayatta en mutlu olduğum şey, Ağrı ve Dersim'de isyan edenlerin üzerine uçakla bomba atmak olmuştur.'
Buyrun buradan yakın.
manifesto
20-02-2007, 02:14 AM
gecmisingolgesi ; 'Hayatta en mutlu olduğum şey, Ağrı ve Dersim'de isyan edenlerin üzerine uçakla bomba atmak olmuştur.'
Eğer o uçağı ben kullanıyor olsaydım aynı lafı bende söylerdim hiç kuşkun olmasın..
İsyancılara SEMPATİ besleyecek halim yok Sabiha Gökçende heralde isyancılara hadlerini bildirdiği için vicdan azabı duyacak değildi..
Katliam demek 20 yıldır 30 bin insanımızın canına mal olan terör katliamından hiç bahsetmiyorsun..ne ilginç.. o zaman devlet öldürdü şimdi biz öldürüyoruz mu diyorsun?
Türkiyede kürt nüfusuna yapılan HAKSIZLIKLARIN farkındayız..bilincindeyiz..
Aleviler için de aynı şey söz konusu..
Ama bu dersim isyanına sempati duymamızı gerektirmez..
Yada isyanı bastırmakla görevli askeri katil yada cellat olarak görmemizi de gerektirmez.. VATAN toprağı tesadüfen ortaya çıkmadığı için...
celal abbas
20-02-2007, 02:18 AM
[QUOTE=manifesto;158443]Benim sigortalar iyice ısınmaya başladı..
..................................................
Bu ülkede başka coğrafyada alevi yada kürt nüfusu yokmuydu da kemalist devlet ille dersim dedi.. malatyada tokatda erzincanda van da diyarbakırda sivasta ve daha başka birçok memleketde alevi-kürt yada kızılbaş nüfus yokmuydu..
DEVLETE isyan edilmişdir..bu kadar basit.. hiçbir devlet isyancıların kimliğini inancını yada ırkını baz almaz.. ilk iş isyanı bastırmak ve isyancıları cezalandırmakdır netekim öyle olmuşdur..
Menemende şeriat isterük diye feryat koparıp devletine isyan edenlerin cezalandırılmasına alkış tutun beri taraftan dersim olaylarını katliam olarak niteleyin..olmaz böyle şey..
hatayı Türkiyeye kaptıran Suriyenin bu olaydaki işbirlikçileri tarafından kışkırtılan dersimlilerin o gün yaptıklarını bugün hala müdafa etmek ne anlam taşıyor.. hakkını hukukunu yine hukuk içinde kalarak arayacaksın..
Sen devlet otoritesini ve devleti tanıma sen devletin valisini tanıma sen kendi kafana göre işler çevir sonra haddin bildirilince asıldık yakıldık de.. buna ikiyüzlülük derler..[/QU sSURİYE İŞBİRLİKÇİLERİ DE NERDEN ÇIKTI. ŞU TÜRK ŞOVENİZMİNİ BIRAKIN DA OLAYLARA HALKIN GÖZÜNDEN BAKIN.SEN GÖRMEK İSTERSEN SANA GÖSTERECEK ÇOK KAYNAK VE BELGE VAR. YALNIZ SEN BU JİTEM MİT KAREKTERİNLE NASILSA ONLARIDA KABUL ETMİYECEKSİN. BİZİM YOLUMUZ BİZE SİZİN YOLUNUZ SİZE BEN DERSİMİZ SOYKIRIM OLDUĞUNU SAVUNUYORUM.SEN DE BİLDİĞİNDEN ŞAŞMA AMA BİRAZ DA ÖNYARGILARINDAN ARIN. EĞER ŞAHSINA YÖNELİK BİRAZ OLSUN HADDİ AŞMIŞSAK KUSURA BAKMA .DAMARIMIZA BASTIN.
gecmisingolgesi
20-02-2007, 02:34 AM
Eğer o uçağı ben kullanıyor olsaydım aynı lafı bende söylerdim hiç kuşkun olmasın..
İsyancılara SEMPATİ besleyecek halim yok Sabiha Gökçende heralde isyancılara hadlerini bildirdiği için vicdan azabı duyacak değildi..
Katliam demek 20 yıldır 30 bin insanımızın canına mal olan terör katliamından hiç bahsetmiyorsun..ne ilginç.. o zaman devlet öldürdü şimdi biz öldürüyoruz mu diyorsun?
Türkiyede kürt nüfusuna yapılan HAKSIZLIKLARIN farkındayız..bilincindeyiz..
Aleviler için de aynı şey söz konusu..
Ama bu dersim isyanına sempati duymamızı gerektirmez..
Yada isyanı bastırmakla görevli askeri katil yada cellat olarak görmemizi de gerektirmez.. VATAN toprağı tesadüfen ortaya çıkmadığı için...
30000 insanımız diye edebiyat yapmayın kardeşim. Onlarca yıldır, kan dökülmeden barışçı yollardan Kürt Sorunu'nu çözmek isteyen Kürtlerin Türklerin ve diğer kesimlerin başına gelenleri biliyor musun?
Savaş yaşanıyor Kürdistan'da. Düşük yoğunluklu bir savaş. Bir kez olsun köyleri yakılan yerinden yurdundan sürülen, dışkı yedirilen, hayvanları mahsülleri devlet güçlerince yok edilen, baskı-zulüm-işkence ve silah gölgesi altında insanlıkdışı koşullarda yaşamaya mahkum edilen Kürt Halkının Alevi HAlkının yanında bir tavır koydun mu?
Altın kuru tabi ki. Sen ne anlarsın yerinden yurdundan sürülen 5000000 Kürt'ün, Alevi'nin çektiğinden. Yerinden yurdundan sürülen 1500000 Ermeninin 1000000 Rum'un çektiklerinden ne anlarsın?
Irkçı-kafatasçı iktidar, Sivas Katliamlarını Maraş KAtliamlarını organize edip uygulamaya koyduklarında yüreğin neredeydi?
30000 şehit. Aslında belki de100.000 dir. 5000 civarında asker öldü gerisi Kürt Halkı ve *** gerillaları. Sonuç. Ne elde ettik? Zarar...
Düşmanlık, kin, ekonomik ve sosyal çöküntü yıkım....
Demokrasiye ve özgürlüklere herkesin ihtiyacı var...
Aklın varsa devletin ağzından konuşmayı bırakır, ülkemizde ezilen kesimlerin çığlıklarına kulak kabartırsın.
Unutma, başkalarını ezen bir kimliğin ferdi de asla özgür olamaz.
Bu ezme-ezilme ilişkisinde tavrını ezilenlerden yana koy bi önce. Sonra iyicene bir düşün acaba çekilen acılar neyi ifade ediyor diye?
Dilinin, kültürünün, kimliğinin ve inancının yasaklanmasının ne anlama geldiğini bir empati ile yaşa ondan sonra konuş...
Olmuyor böyle. Acıları yaşayanlar biliyor. Sen rahat rahat oturmuşsun oturağının üstünde fetva veriyorsun...
Zulmün karşısında sessiz kalmak onursuzluktur.
Zulme uğrayanların yanında tavır almamam onursuzluktur.
İnkara, baskıya, şiddete ve yasaklara dayalı bir diktatoryanın sözcülüğüne soyunup ezberleri tekrarlayarak konuşmak kolay.
Zoru seç. İnsan olmayı.
O zaman Kürt Halkının Alevi ve sünnisiyle ne büyük yıkımlar acılar yaşadığını yürekten hissedebilirsin. Tabi eğer böyle bir derdin varsa.
Bir Kürt, bir Alevi, bir Ermeni ya da bir Arap ile karşı karşıya geldiğimde büyük acı çekiyorum. Onların toplumsal yaşamdaki konumlarının eşitsizlik sonucu bozulması ve kimliklerini saklamak zorunda bırakılışları bana büyük acı veriyor.
Sorumluyum. Bir Türk olarak bir Sünni olarak sorumnluyum.
Benim can yoldaşımın, toprakdaşımın evine ateş düşerken seyrettiğim için sorumluyum.
Benim can yoldaşımın, ülkedaşımın üzerinden tank paletleri, bombalar silahlarla geçerken sessiz ve seyirci kaldığım için sorumluyum.
Barışı, eşitliği, adaleti ve ortak yaşamı aramadığım için sorumluyum.
isyanateşiyiz62
20-02-2007, 02:39 AM
bu kanıt yapılan katliamın ne kadar büyük olduğunu gösteriyor
Bu dersimin ne kadar güçlü olduğunu gösterir.
dersim 38i unutmadık ,unutturmayacağız.
gecmisingolgesi
20-02-2007, 02:40 AM
Menemen olayı da o dönemki iktidarın bir komplosudur. Rejim muhaliflerini ipe göndermek için uyduruk bir isyan provası organize ettiler onlarca mebus idam sehpasına gitti. Lütfen artık egemenlerin dilinden konuşmayı bırakalım. Egemenlerin bu ülkeye ne getirdiğini zaten yaşayarak görüyoruz. Kendi Türk insanına bile açlık, sefalet, eğitimsizlik sağlıksızlık işsizliği reva gören bir iktidar örgütlenmesinin neresinde doğru birşeyler arıyorsunuz anlamıyorum.
Bozuk düzende sağlam çark olmaz demiş Pir Sultan Abdal...
Bozuk düzenin yalanlarını tersten okuyun o zaman göreceksiniz gerçekleri.
Menemen Olayı derin devletin işidir. Bir kontrgerilla faaliyetidir.
gecmisingolgesi
20-02-2007, 02:43 AM
bu kanıt yapılan katliamın ne kadar büyük olduğunu gösteriyor
Bu dersimin ne kadar güçlü olduğunu gösterir.
dersim 38i unutmadık ,unutturmayacağız.
Katliam 1937 de yapılmıştır. Bu konuyu iyice araştırmanızı rica edeceğim. M. Kemal in sorumluluğu hasır altı edilsin diye 1938 olarak tarih çarpıtılmıştır. Lütfen iyice bi araştıralım.
Saygılarımla.
gecmisingolgesi
20-02-2007, 02:44 AM
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=489048&keyfield=6D656E656D656E206F6C6179C4B1
Menemen olayı hakkındaki gerçekler...
celal abbas
20-02-2007, 03:22 AM
Göktürk Arkadaş:
Kimsenin Kalmadiği Darmadağin Köylerde
önce Vatan Yazisi Bir Hüzün Değilmidir
Bunca Kanin Helalini Kim Kime Nasil öder
Mezar Taşlariyla Bariş Olurmu
Gecesi Buz Anisi Kül Işiği Kirbaç
Hangi Gurbet Bir Sürgünün Yüreğini Doldurur
Kim Istemez şad Olmayi Cihanda
Viranede Baykuş Sesi Zafer Midir?
şükrü Erbaş
Göktürk
20-02-2007, 04:13 AM
Göktürk Arkadaş:
Kimsenin Kalmadiği Darmadağin Köylerde
önce Vatan Yazisi Bir Hüzün Değilmidir
Bunca Kanin Helalini Kim Kime Nasil öder
Mezar Taşlariyla Bariş Olurmu
Gecesi Buz Anisi Kül Işiği Kirbaç
Hangi Gurbet Bir Sürgünün Yüreğini Doldurur
Kim Istemez şad Olmayi Cihanda
Viranede Baykuş Sesi Zafer Midir?
şükrü Erbaş
Evet ,adaşım güzel yazmış, doğrudur efendim öyledir.
Ama bunu M.Kemale bağlamak nedir? O mu boşaltmıştır köyleri,O mu akıtmıştır kanları...
kızılırmak
20-02-2007, 04:57 AM
http://img259.imageshack.us/img259/9605/dersim38gh0.png (http://imageshack.us)
arkadaşım bu neyin açıklaması belirtirmisiniz?Tutturmuşsunuz dersim katliamı diye,bahsedilen yer dersim değil tuncelidir.Bir alevi olarak günüzmüz tunceli insanının alevilikten uzak olduğunu düşünüyorum ve Mustafa Kemal'i haksız yere suçladıklarını görüyorum saygılar...
celal abbas
20-02-2007, 05:04 AM
arkadaşım bu neyin açıklaması belirtirmisiniz?Tutturmuşsunuz dersim katliamı diye,bahsedilen yer dersim değil tuncelidir.Bir alevi olarak günüzmüz tunceli insanının alevilikten uzak olduğunu düşünüyorum ve Mustafa Kemal'i haksız yere suçladıklarını görüyorum saygılar...
arkadasim dersim dediğimiz elbetteki tuncelidir. ama ona biz dersim diyoruz siz tunceli bizi anlamamaya zaten burdan başlıyorsunuz.dersim halkının alevilikten uzak olup olmadığını nereden çıkardın. muhakkak bir genelleme hem öyle olsa bile bu dersim insanının direniş tarihini haksız mi çıkarır. şu atatürk sarhoşluğunuzu bir atlatabilseniz sizde biizm gördüğümüzü göreceksiniz. o günün bir an önce gelmesi
dileğiyle saygıyla
Av.A.Guvercin
20-02-2007, 10:21 AM
dersim olayları sırasında inönü başvekil değil ki ...
celal bayar başvekil...
yani başbakan....
Evet Turkmen in soylevi bu konuda yorum yapacak tum sahislar tarafindan dikkate alinmali derim.
Inonu Cumhurbaskani, ATA yataginda hasta, Bir Tek Celal bayar Dim dik Ayakta,
Bir de emir komuta zinciri bu gunku gibi cok hizli degil ve net degil. Askerin basindaki, bir alevi dusmani ve ozellikle de askerler safi kurtlerden olusuyor cogunlukla.
Bu meseleyi bir Cumhuriyet in sucu meselesi yapmak sahsi kanimca hic kimseye yarar saglamaz aksine bu Cumhuriyet dusmanlarinin isine gelir.
Bu meseleye Cumhuuriyet icinde olmamasi gereken olaylar diye bakip ona gore degerlendirirsek sanirim bir cozume varabiliriz ve herkes kendi kabahini kabul ederek tartismayi sonuslandirirlar. Aksi halde kimse kabahat kabuyl etmez ve suclada bulunanlar da surekli hakli davalarini birilerinin oyuncagi olarak gundemden saptirilmasini engelleyemezler.
Saygilarimla
manifesto
20-02-2007, 11:25 AM
Esasen Dersim'i kemalizmin dramı olarak görmek zor değil..
Baskılara karşı isyan ve dirençde haklı olabilir..
AMA Türk ordusunu işgalci ordusu gibi göstermek yanlış...
Dersimde bir dram yaşanmış.. bu kabul edilebilir..kendime kabul ettirebilirim..
AMA totaliter kemalizme nasıl kabul ettirilir?
Doğrusu orasını bilemem..
Ama sadece Kürt ve alevi olmaları elbetde etken değil..
Bu dersim isyanı için yeterli sebep/bahane değil...
Resmi tarihe hiç güvenmem..
Olanı değil anlaşılması gerekeni yazar.. kendini meşrulaştırmak için..
polata
20-02-2007, 09:03 PM
polata arkadas soykırımın kime yönelik olduğunu sormussun.soykırım kemalistdiktatörlüğün kabul etmediği ve dersimlilerin övünç duyduğu dersimli zazalara ve kürtlere uygulanmıştır. sonuçta bunlar alevi kızılbaşlardı. soykırıma uğramalarının nedeni aleviliklerinin yanında zaza ve kürt olmalarıdır. özelliklede türk şovenzmini kabul etmemeleridir.
Sn. celal abbas,
Yazınızdan çıkardığım sonuç şu şekilde, bahsetmiş olduğunuz kemalist diktatörlük (!) sadece Dersimli Zaza ve Kürtlere yönelik bir soykırım uyguladı, bunu yapmasındaki neden Dersimlilerin Zazalıklarından ve Kürtlüklerinden övünç duymalarıydı, diğer yerlerdeki Zaza ve Kürtler bu özelliklerinden övünç duymadığı için, Türk şovenizmini kabul ettikleri için soykırıma uğramadılar, onlarda diğer Zaza ve Kürtler gibi Türk şovenizmini kabul etselerdi soykırıma uğramayacaklardı.
Aleviliklerinide öne sürmüşsünüz ancak Anadolunun her bölgesinde yaşayan Aleviler olduğunu ve bunlara karşı her hangi bir eylem (sizin değişinizle soykırım) olmadığına göre Alevilikle veya Alevi olmaları ile bir bağlantı görülmemekte. Dünde yazdığım gibi Dersim'e komşu Malatya veya Elazığ gibi Alevi nüfusunun azımsanmayacak ölçüde ağırlıkta olduğu yerlerde isyan çıkmamış, katliam veya sizin deyişinize göre soykırım yaşanmamış, Seyit Rıza'nın bağlı olduğu Şeyh Hasan ve Şeyh Ahmet ocakları isyanı desteklememiş yaşananlardan fiziki olarak etkilenmemiştir.
Dersim isyanı ve sonuçlarını sokırım olarak nitelendiriyor isek Şafi inancındaki Zaza ve Kürtlerin başlattığı Şeyh Sait ayaklanmasını/isyanını ve yaşananları soykırım olarak adlandırmamız gerekir. Birisinde Şafi diğerinde Kızılbaş Zaza ve Kürtler ana unsurlardır.
Şeyh Sait isyanı halifetçi, dinci, şeriatcı bir isyan ve yaşananlar sadece isyanın kanlı bir şekilde bastırılması ise benzer durum Dersim isyanı içinde geçerlidir. Dersim isyanının dar bölgesel corafyada olması katliam olarak adlandırdıklarımızı daha çok göz önünde tutmaktadır. Buna artı olarakta Şeyh Sait isyanındaki ana unsurun Şafilik ve şeriatçı merkezde olması, dinsel inanış bakımından uzakta durması nedeni ile de biraz duygusal yaklaşıp Şeyh Sait isyanını bir katliam veya soykırım olarak adalandırmıyorsunuz sanırım.
Sevgi ve saygı ile.....
polata
20-02-2007, 09:19 PM
sivas, ağrı, bingöl, diyarbakır, siirt, 33 Kurşun, Geliye Zila, Munzur....
Yüzlerce katliam var Kürtlere ve Alevilere karşı girişilen.
Kör gözlerle kör vicdanla bakarsanız kimseye birşey olmadığını söylersiniz tabi ki.
Sabiha Gökçen der ki,
'Hayatta en mutlu olduğum şey, Ağrı ve Dersim'de isyan edenlerin üzerine uçakla bomba atmak olmuştur.'
Buyrun buradan yakın.
Ne güzel, anlamlı ve özü belirten bir belge/delil sunmuşsunuz. Ne demiş Sabiha Gökçen "isyan edenlerin".
Öyle sanıyorum ki sayfalar arttıkça soykırıma uğrayan toplumların sayısıda artacak. Ermeniler, Rumlar, Kürtler, Zazalar, Lazlar, Gürciler..... olmak üzere etnik kökenler soykırıma uğramış olacak ve öyle sanıyorum ki en sonunda da Türkler de bizde soykırıma uğradık diye diyecekler.....
polata
20-02-2007, 09:25 PM
Menemen olayı da o dönemki iktidarın bir komplosudur. Rejim muhaliflerini ipe göndermek için uyduruk bir isyan provası organize ettiler onlarca mebus idam sehpasına gitti. Lütfen artık egemenlerin dilinden konuşmayı bırakalım. Egemenlerin bu ülkeye ne getirdiğini zaten yaşayarak görüyoruz. Kendi Türk insanına bile açlık, sefalet, eğitimsizlik sağlıksızlık işsizliği reva gören bir iktidar örgütlenmesinin neresinde doğru birşeyler arıyorsunuz anlamıyorum.
Bozuk düzende sağlam çark olmaz demiş Pir Sultan Abdal...
Bozuk düzenin yalanlarını tersten okuyun o zaman göreceksiniz gerçekleri.
Menemen Olayı derin devletin işidir. Bir kontrgerilla faaliyetidir.
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/ha...6 F6C6179C4B1
Menemen olayı hakkındaki gerçekler...
Sn. geçmişingölgesi,
Bir insan resmi tarihi kabul etmeye bilirde bu derece değil.
Şeriat veya din devleti özlemi ile yanan insanların dayanaksız haberlerini doğru kabul etmişsiniz ya şaşıyorum.
Kapılmışsınız bir nehrin akarına, girmişsiniz bir yola sadece önünüzdekileri görüyorsunuz, lütfen karşı çıkmak veya kabul etmemek adına doğrularıda yok saymayınız...
hınıslı
20-02-2007, 09:33 PM
Ne güzel, anlamlı ve özü belirten bir belge/delil sunmuşsunuz. Ne demiş Sabiha Gökçen "isyan edenlerin".
Öyle sanıyorum ki sayfalar arttıkça soykırıma uğrayan toplumların sayısıda artacak. Ermeniler, Rumlar, Kürtler, Zazalar, Lazlar, Gürciler..... olmak üzere etnik kökenler soykırıma uğramış olacak ve öyle sanıyorum ki en sonunda da Türkler de bizde soykırıma uğradık diye diyecekler.....
Bir yazımda Dedim Kökenim Türk lakin Türk olmadan evvel insandım halada önce insan sözü Birincil ilkemdir kendimi Türk Kürt hissetmek gibi bir alt kimlik arayışım yok...
Bu ülkede Türkler yaşamadımı Benim Alevi Dedemin Alevi Amcasını Erzurum Hasankalede Ermeniler öldürmedimi...
Bunu biz deyince Türkçülük yapma Dersimde kırılan onca alevinin içinde hiç mi Türk yoktu...
Bu bir çıkar savaşıdır millet milliyet önemli değildi ya benden olup yaşarsın ya kendin olur yaşamassın demekten başka bir şey değildi...
Kimi Cumhuriyet dedi yaşadı kimi benim kimliğim veya ben dedi katledildi..
Ama unutulmasınki Ölenlerin içinde Alevi zazada vardı Alevi Türkde vardı İtirafdaki askerde Şafi kürdüydü...
Bunların tamamını geçip o günleri kaşımak yerine Biz barışsever Aleviler bunu nasıl tedavi ederizin yerine içimize atılan bu kin tohumlarından bir an evvel kurtulup O günleri yas günü ilan edip "öle öle çoğaldık" deyip büyük bir uygarlık hamlesi ile açılım yapmak dururuken bu meseleyi kaşımak bu coğrafyaya barış değil kan taşır oda kandan beslenenlere vitamin olur...
polata
20-02-2007, 10:55 PM
Evet Turkmen in soylevi bu konuda yorum yapacak tum sahislar tarafindan dikkate alinmali derim.
Inonu Cumhurbaskani, ATA yataginda hasta, Bir Tek Celal bayar Dim dik Ayakta,
Bir de emir komuta zinciri bu gunku gibi cok hizli degil ve net degil. Askerin basindaki, bir alevi dusmani ve ozellikle de askerler safi kurtlerden olusuyor cogunlukla.
Bu meseleyi bir Cumhuriyet in sucu meselesi yapmak sahsi kanimca hic kimseye yarar saglamaz aksine bu Cumhuriyet dusmanlarinin isine gelir.
Bu meseleye Cumhuuriyet icinde olmamasi gereken olaylar diye bakip ona gore degerlendirirsek sanirim bir cozume varabiliriz ve herkes kendi kabahini kabul ederek tartismayi sonuslandirirlar. Aksi halde kimse kabahat kabuyl etmez ve suclada bulunanlar da surekli hakli davalarini birilerinin oyuncagi olarak gundemden saptirilmasini engelleyemezler.
Saygilarimla
Sn. Av. Ali bey,
Yanlış bilmiyorsam Mustafa Kemal Atatürk cumhurbaşkanıydı.
İkinci renklendirdiğim kısımda yazdıklarınıza tamamen katılıyorum
sessizfırtına
21-02-2007, 01:16 AM
güzel bir konuya değinmişsin.kafama takılan soru şu oldu acaba ölen 90 bin kişi sadece kürtlerdenmi oluşuyordu.alevi yokmuydu bu ölenlerin arsında..
Kadir Hoca
21-02-2007, 07:45 AM
İnsanlığın yüz karası durumundaki Dersim katliamını hala akıllarınca haklı sebeplere dayandırmaya çalışan mantığa şaşmamaka elde değil.
BU mantığı savunan canlar size bir soru sordum ama arada kaynattınız ve cevap vermediğiniz gibi konuyu kaynatıp Dersim katliamını savunmaya devam ettiniz
Anzavur Ayaklanmasında Dersim misali bir katliam yaşanmışmıdır.
Yozgattaki çapanoğulları ayaklanmasında Dersim misali bir katliam yaşanmışmıdır.
Menemende Dersim misali bir katliam yaşanmışmıdır.
bu örnekleri çoğaltmak mümkündür
Şİmdi önce elinizi vijdanınıza koyun bunları araştırın ondan sonra cevabını kendi kendinize verin.
Birey olarak evvela kendi tarihinizle yüzleşin hakikatleri görün ve helede Alevi inancında olan bir insan BABASI DAHİ HAKKIZSA onun haksızlığını dile getirir.
Bir katliam yaşanmıştır bunu kabul edip kendi vijdanınızın sesine kulak verip birey olarak bundan azap duyup özür dileyeceğinize hala hakikate gözlerinizi kapatmakta yanlışları savunmakta ısrar etmektesiniz.
Allah kimseninin basiretini bağlamasın. Katliamlarıda arttık ben Aleviyim diyen insanlar savunuyor ya ben bundan kendi payıma hicap duyuyorum.
Aşkı niyazlarımla.
Kandemir
21-02-2007, 08:33 AM
Dersim isyanı,
Hiç bitmeyen tartışmalar. En çokta kürtçüler tarafından çarptırılan tartışmalar. Alevileri başka türlü kendi saflarına çekemiyorlar çünki.
Şunun iyi anlaşılmasını isterim ki burada kimse yapılan katliamı inkâr etmiyor, dahası bu katliamı kimse tasvip etmiyor. Lâkin Dersim isyanı hakkında yorum yapıldığında şunu fark ediyorum ki isyanın neden bastırıldığı, Cumhuriyet devletinin neden askerî güç kullanmak zorunda kaldığı gibi vb konular ele alınmıyor ve hâl böyle olunca karşımıza objektif olmayan, taraflı bir tablo çıkı veriyor. Bu tabloda sanki Cumhuriyet devleti sıkıldığından ve kendine macera aradığından dolayı Dersim'de askerî güç kullanmış gibi bir hava esiyor, bu da son derece yanlıştır. Dersim isyanı hakkında yorum yapacaksak, olayın tüm boyutlarını ele almalıyız ve tespitlerimizi buna göre yapmalıyız.
1937 ve 1938'de Dersim'de kimse kimseyi sırf Alevi olduğu için öldürmedi. Atatürk böyle birşeye hiç izin verirmiydi? Atatürk bu isyanı bastırırken izlediği tavır Alevileri ezmek tavrı değil, bir aşiret ayaklanmasını bastırmak tavrıydı. Biraz mantıklı düşünelim, gerçi bu senin için her ne kadar zor olsa da; Dersim o zamanlar Alevi olmayanlardan oluşsaydı Atatürk bu isyana seyirci mi kalacaktı? Elbetteki hayır. Bu soruya "evet, Dersim o zamanlar gayri-Alevilerden oluşsaydı Atatürk müdahele etmezdi" şeklinde cevap verenlerin aklından şüphe ederim. Bu ne perhiz? Bu ne lahana turşusu? Atatürk gibi uluslar arası saygınlığı olan büyük bir devlet adamının çıkarılan isyanları davul zurnayla karşılayacağını beklemiyordunuz herhalde baylar/bayanlar. Atatürk, Cumhuriyetin varlığı için hiç bir olaya göz yummamıştır. En ufak hareketler bile cezalandırılmak zorunda kalmıştır.
Bu konuya duygusal yaklaşıp duygu sömürüsü yapmanın manası yok. Dersim isyanı bir aşiret ayaklanmasıydı. Alevi hakları savunuculuğu ile uzaktan yakından alakası yoktu. Seyyit Rıza'nın davası kendi feodal düzenini koruma davasından ibaretti ve kendi önderliğindeki ayaklanmaya Dersim aşiretlerinin çoğu destek vermemişti, bilakis Atatürk'ü desteklemişlerdi.
Dersim olayı bir bölgesel/lokal olaydır, dinsel/mezhepsel nitelikli bir ayaklanma değildir. Olaya aşiretler ve aşiret yapısı yön vermiştir, amaç aşiret düzenini korumaktı. Alevilik hiçbir zaman öne çıkarılmamış, herhangi bir istekte bulunulmamıştı bu konuda. Dersim olayı söz konusu olurken, slogancılık taslayan bazı çok bilmişler bunu sanki Alevilerin Cumhuriyete ve Kemalist ikitdara karşı bir başkaldırısıymış gibi algılayıp Dersim isyanını çarptırıyorlar. Oysa bilmekteyiz ki Alevi toplumu, Atatürk'e ve Cumhuriyetin kurulmasına, Dersim ve Koçgiri'den hariç tam destek vermiştir.
Tarihe baktığımızda Dersim bölgesi yaklaşık 400 yıldır bağımsız yaşamış. Dersim, Osmanlı'da özerk bir bölgeydi, bir nevi bağımsızdı. Dersim'in yönetimi ağaların elindeydi ve pratikte Osmanlı Devleti'nin Dersim üzerindeki hakimiyeti sadece kâğıt üzerindeydi. 1514 Safevi-Osmanlı savaşı sonrasında Dersim Osmanlı sınırları içerisine girmiş olsa da, fiilen bağımsızdı. Feodal Osmanlı yıkıldıktan sonra yerine üniter Cumhuriyet kuruldu. Cumhuriyet sisteminde Osmanlı'ya karşın feodalitenin yeri yoktu. Ağalar, Cumhuriyet yönetiminin otoritesini kabûl etmemekte direniyordu. Dersim halkı, ağalar ve aşiret reisleri tarafından bilerek cahil bırakılmıştı. Neden mi? Nedeni basit; halkın feodal sisteme karşı çıkacağı korkusuyla bölgeye okul, eğitim, kültür hizmeti verilmemişti.
Her ne hikmetse bu forumda kendilerini "demokrat" ve "özgürlükçü" olarak tanımlayanlar, sürekli biçimde demokrasi, özgürlük, ve aydınlıktan dem vurup mangalda kül bırakmayan arkadaşlarımız, Dersim'deki ağaların baskıcı, gerici davranışlarına seslerini çıkaramıyorlar. Hay Allah, neden acaba diye sormadan edemiyor insan. :)
Gelelim Dersim olayının aslına ve ve bu olayın neden patlak vermesi konusuna:
Dersim'in bir kaç ağası yol, okul, karakol, kaymakamlık, valilik gibi Cumhuriyet devletinin bölgeye girmesini gerektirecek kurumların yerleşmesini istemiyordu. Şimdi siz düşünün: 14-15 yıldır gencecik bir devlet kurulmuş, o devlet otoritesini oluşturmaya çalışıyor ve o otoriteyi oluşturma süreci içerisinde bir bölge bu otoriteyi tanımıyor. Üstelik otoritesini oluşturmaya çalışan devletin meclisinde o bölgeyi temsil eden milletvekilleri var (örneğin Diyap Yıldırım, TBMM Dersim milletvekili ( http://egitek.meb.gov.tr/uretim/atacd/006/Resimler/03b.jpg)). Ama Dersim'in ağaları yol istemiyorlar, okul istemiyorlar, karakol istemiyorlar, kaymakamlık istemiyorlar, devleti istemiyorlar. Bu duruma başka hangi devlet 14 yıldan daha fazla müsamaha tanır? Elbette buna müdahele etmek gerekirdi, zira üniter Cumhuriyet sisteminde feodalitenin yeri olamaz. Dersim, Cumhuriyet sınırları içerisinde gayri-meşru özerk bir bölgeydi. Nasıl bir ülke içinde başka bir ülke olabilir? Bunu hangi devlet adamı tasvip eder? Ne bekliyordunuz ya; Cumhuriyet, Alevi diye "tamam sen Alevisin, senin dokunulmazlığın var size müdahele etmiyoruz" diyecek değildi herhalde.
İsyan edenlerin Alevi olması, o isyanın bir çırpıda ne pahasına olursa olsun haklı olduğunu göstermez.
Sen Cumhuriyet devletinin egemenliğini tanıma, otoritesini tanıma, valisini, kaymakamını, okulunu, kısacası hiç birşeyini tanıma, vergi ödeme, silahsızlanma, bütün bunlar yetmezmiş gibi birde Osmanlı'dan kalma feodal yapıya dayalı ilkel bir düzeni, daha doğrusu düzensizliği korumaya çalış; e yuh artık. Bu durumda devletin ne yapmasını bekliyordunuz beyler? "Aferin çocuklar sizi çok takdir ediyoruz alın size birde karanfil" demesini mi? Sen Alevi de olsan, Sünni de olsan, Şii de olsan, Hrıstiyan da olsan, Ateist de olsan bu duruma müdahele edilir. Böyle bir durumda devletin seyirci kalmasını bırakın beklemek, tahmin etmek bile cehaletin, ahmaklığın, geri zekâlılığın daniskasıdır.
Bu nedenle Cumhuriyeti hiçe sayan başı bozuk ağa ve aşiret reisleri Dersim olayının patlak vermesine neden olmuştur.
Mustafa Kemal Paşa, huzurlu bir ortamda devrimlerinin yaşama geçirilmesini istiyordu. Toplumun her kesiminin bu yasalara uymasını istiyordu. Bu amaca ters düşen eylem ve davranışlar, doğallıkla gerekli cezayı görecek ve yasa egemenliği sağlanacaktı. Atatürk, isyan çıkaran kimseleri hiç bir zaman dinî inançlarına göre sınıflandırmamıştır. Türkiye Cumhuriyetine karşı olan, batmasını ve yok olmasını isteyen herkes -Alevi-Sünni-Ateist-Hrıstiyan vs vs ayrımı gözetmeksizin- cezasını görmüştür. Eğer Dersim isyanını Sünniler, Ateistler, Museviler yada Hrıstiyanlar çıkarmış olsaydı, bu isyan yine bastırılacaktı.
Atatürk bu iç isyanlar konusunda otoriter davranmasaydı, Türk Ulusuna Cumhuriyeti kolay kolay armağan edemezdi.
Sevgi ve saygılarımla...
Kandemir
21-02-2007, 08:38 AM
polata arkadas soykırımın kime yönelik olduğunu sormussun.soykırım kemalistdiktatörlüğün kabul etmediği ve dersimlilerin övünç duyduğu dersimli zazalara ve kürtlere uygulanmıştır. sonuçta bunlar alevi kızılbaşlardı. soykırıma uğramalarının nedeni aleviliklerinin yanında zaza ve kürt olmalarıdır. özelliklede türk şovenzmini kabul etmemeleridir.
Peki efendim...
Dersim isyanının bastırılmasında şafi kürt aşiretlerin devlet güçlerini doğrudan desteklemelerini nasıl açıklıyorsunuz sayın celal abbas? Acaba bahsettiğiniz sözde "Kemalist diktatörlük" kürtlere sözde soykırım yaptı da kürtleri "Alevi kürt - şafi kürt" diye ikiye mi ayırmış? Şayet iddia edildiği gibi soykırımın nedeni Alevi olduklarından kaynaklanmışsa, size zahmet Çorum, Yozgat, Amasya, Ankara, Tokat, Kırşehir, Nevşehir, Denizli, Antalya, Malatya ve Alevilerin yaşadığı nice ilde neden Alevilerin kılına dâhi dokunulmadığını, sadece Dersim'de askerî müdaheleye gerek duyulduğunu açıklarmısınız? :)
Saygılar...
jaramılali
21-02-2007, 08:46 AM
Dersim katliyamıyla ilgili konunun özellikle yayınlanan sitelerin amaçları belli .
Konunun içeriği, yalan ,yanlış ve düzmece bir senaryoyla ve kişiyle anlatılmış olsada ben Hınıslı,ya bu konuyu buraya tasıdığı için teşekür ediyorum çünkü bu konuda diğer arkadaşlar daha gerçekçi ve dogru bilğilerle bizleri aydınlattılar .
Buda şahsen kendi adıma benim kazancım oldu.
Yıllardır vijdansız yasayan Abdullah ciftci ölümüne birhafta kala
nerden buldu vijdanı satınmı aldı keşke ölmeden önce vijdanın
satıldığı marketin adını söyleseydi de ülkede vijdansız yasayan
çok kişi var.Belki onlarda satın almak isterkerdi .
Saygılarımla
Kadir Hoca
21-02-2007, 09:06 AM
Dersim isyanı,
Hiç bitmeyen tartışmalar. En çokta kürtçüler tarafından çarptırılan tartışmalar. Alevileri başka türlü kendi saflarına çekemiyorlar çünki.
Şunun iyi anlaşılmasını isterim ki burada kimse yapılan katliamı inkâr etmiyor, dahası bu katliamı kimse tasvip etmiyor. Lâkin Dersim isyanı hakkında yorum yapıldığında şunu fark ediyorum ki isyanın neden bastırıldığı, Cumhuriyet devletinin neden askerî güç kullanmak zorunda kaldığı gibi vb konular ele alınmıyor ve hâl böyle olunca karşımıza objektif olmayan, taraflı bir tablo çıkı veriyor. Bu tabloda sanki Cumhuriyet devleti sıkıldığından ve kendine macera aradığından dolayı Dersim'de askerî güç kullanmış gibi bir hava esiyor, bu da son derece yanlıştır. Dersim isyanı hakkında yorum yapacaksak, olayın tüm boyutlarını ele almalıyız ve tespitlerimizi buna göre yapmalıyız.
1937 ve 1938'de Dersim'de kimse kimseyi sırf Alevi olduğu için öldürmedi. Atatürk böyle birşeye hiç izin verirmiydi? Atatürk bu isyanı bastırırken izlediği tavır Alevileri ezmek tavrı değil, bir aşiret ayaklanmasını bastırmak tavrıydı. Biraz mantıklı düşünelim, gerçi bu senin için her ne kadar zor olsa da; Dersim o zamanlar Alevi olmayanlardan oluşsaydı Atatürk bu isyana seyirci mi kalacaktı? Elbetteki hayır. Bu soruya "evet, Dersim o zamanlar gayri-Alevilerden oluşsaydı Atatürk müdahele etmezdi" şeklinde cevap verenlerin aklından şüphe ederim. Bu ne perhiz? Bu ne lahana turşusu? Atatürk gibi uluslar arası saygınlığı olan büyük bir devlet adamının çıkarılan isyanları davul zurnayla karşılayacağını beklemiyordunuz herhalde baylar/bayanlar. Atatürk, Cumhuriyetin varlığı için hiç bir olaya göz yummamıştır. En ufak hareketler bile cezalandırılmak zorunda kalmıştır.
Bu konuya duygusal yaklaşıp duygu sömürüsü yapmanın manası yok. Dersim isyanı bir aşiret ayaklanmasıydı. Alevi hakları savunuculuğu ile uzaktan yakından alakası yoktu. Seyyit Rıza'nın davası kendi feodal düzenini koruma davasından ibaretti ve kendi önderliğindeki ayaklanmaya Dersim aşiretlerinin çoğu destek vermemişti, bilakis Atatürk'ü desteklemişlerdi.
Dersim olayı bir bölgesel/lokal olaydır, dinsel/mezhepsel nitelikli bir ayaklanma değildir. Olaya aşiretler ve aşiret yapısı yön vermiştir, amaç aşiret düzenini korumaktı. Alevilik hiçbir zaman öne çıkarılmamış, herhangi bir istekte bulunulmamıştı bu konuda. Dersim olayı söz konusu olurken, slogancılık taslayan bazı çok bilmişler bunu sanki Alevilerin Cumhuriyete ve Kemalist ikitdara karşı bir başkaldırısıymış gibi algılayıp Dersim isyanını çarptırıyorlar. Oysa bilmekteyiz ki Alevi toplumu, Atatürk'e ve Cumhuriyetin kurulmasına, Dersim ve Koçgiri'den hariç tam destek vermiştir.
Tarihe baktığımızda Dersim bölgesi yaklaşık 400 yıldır bağımsız yaşamış. Dersim, Osmanlı'da özerk bir bölgeydi, bir nevi bağımsızdı. Dersim'in yönetimi ağaların elindeydi ve pratikte Osmanlı Devleti'nin Dersim üzerindeki hakimiyeti sadece kâğıt üzerindeydi. 1514 Safevi-Osmanlı savaşı sonrasında Dersim Osmanlı sınırları içerisine girmiş olsa da, fiilen bağımsızdı. Feodal Osmanlı yıkıldıktan sonra yerine üniter Cumhuriyet kuruldu. Cumhuriyet sisteminde Osmanlı'ya karşın feodalitenin yeri yoktu. Ağalar, Cumhuriyet yönetiminin otoritesini kabûl etmemekte direniyordu. Dersim halkı, ağalar ve aşiret reisleri tarafından bilerek cahil bırakılmıştı. Neden mi? Nedeni basit; halkın feodal sisteme karşı çıkacağı korkusuyla bölgeye okul, eğitim, kültür hizmeti verilmemişti.
Her ne hikmetse bu forumda kendilerini "demokrat" ve "özgürlükçü" olarak tanımlayanlar, sürekli biçimde demokrasi, özgürlük, ve aydınlıktan dem vurup mangalda kül bırakmayan arkadaşlarımız, Dersim'deki ağaların baskıcı, gerici davranışlarına seslerini çıkaramıyorlar. Hay Allah, neden acaba diye sormadan edemiyor insan. :)
Gelelim Dersim olayının aslına ve ve bu olayın neden patlak vermesi konusuna:
Dersim'in bir kaç ağası yol, okul, karakol, kaymakamlık, valilik gibi Cumhuriyet devletinin bölgeye girmesini gerektirecek kurumların yerleşmesini istemiyordu. Şimdi siz düşünün: 14-15 yıldır gencecik bir devlet kurulmuş, o devlet otoritesini oluşturmaya çalışıyor ve o otoriteyi oluşturma süreci içerisinde bir bölge bu otoriteyi tanımıyor. Üstelik otoritesini oluşturmaya çalışan devletin meclisinde o bölgeyi temsil eden milletvekilleri var (örneğin Diyap Yıldırım, TBMM Dersim milletvekili ( http://egitek.meb.gov.tr/uretim/atacd/006/Resimler/03b.jpg)). Ama Dersim'in ağaları yol istemiyorlar, okul istemiyorlar, karakol istemiyorlar, kaymakamlık istemiyorlar, devleti istemiyorlar. Bu duruma başka hangi devlet 14 yıldan daha fazla müsamaha tanır? Elbette buna müdahele etmek gerekirdi, zira üniter Cumhuriyet sisteminde feodalitenin yeri olamaz. Dersim, Cumhuriyet sınırları içerisinde gayri-meşru özerk bir bölgeydi. Nasıl bir ülke içinde başka bir ülke olabilir? Bunu hangi devlet adamı tasvip eder? Ne bekliyordunuz ya; Cumhuriyet, Alevi diye "tamam sen Alevisin, senin dokunulmazlığın var size müdahele etmiyoruz" diyecek değildi herhalde.
İsyan edenlerin Alevi olması, o isyanın bir çırpıda ne pahasına olursa olsun haklı olduğunu göstermez.
Sen Cumhuriyet devletinin egemenliğini tanıma, otoritesini tanıma, valisini, kaymakamını, okulunu, kısacası hiç birşeyini tanıma, vergi ödeme, silahsızlanma, bütün bunlar yetmezmiş gibi birde Osmanlı'dan kalma feodal yapıya dayalı ilkel bir düzeni, daha doğrusu düzensizliği korumaya çalış; e yuh artık. Bu durumda devletin ne yapmasını bekliyordunuz beyler? "Aferin çocuklar sizi çok takdir ediyoruz alın size birde karanfil" demesini mi? Sen Alevi de olsan, Sünni de olsan, Şii de olsan, Hrıstiyan da olsan, Ateist de olsan bu duruma müdahele edilir. Böyle bir durumda devletin seyirci kalmasını bırakın beklemek, tahmin etmek bile cehaletin, ahmaklığın, geri zekâlılığın daniskasıdır.
Bu nedenle Cumhuriyeti hiçe sayan başı bozuk ağa ve aşiret reisleri Dersim olayının patlak vermesine neden olmuştur.
Mustafa Kemal Paşa, huzurlu bir ortamda devrimlerinin yaşama geçirilmesini istiyordu. Toplumun her kesiminin bu yasalara uymasını istiyordu. Bu amaca ters düşen eylem ve davranışlar, doğallıkla gerekli cezayı görecek ve yasa egemenliği sağlanacaktı. Atatürk, isyan çıkaran kimseleri hiç bir zaman dinî inançlarına göre sınıflandırmamıştır. Türkiye Cumhuriyetine karşı olan, batmasını ve yok olmasını isteyen herkes -Alevi-Sünni-Ateist-Hrıstiyan vs vs ayrımı gözetmeksizin- cezasını görmüştür. Eğer Dersim isyanını Sünniler, Ateistler, Museviler yada Hrıstiyanlar çıkarmış olsaydı, bu isyan yine bastırılacaktı.
Atatürk bu iç isyanlar konusunda otoriter davranmasaydı, Türk Ulusuna Cumhuriyeti kolay kolay armağan edemezdi.
Sevgi ve saygılarımla...
Sayın Kandemir şu linkteki araştırmayı okuyunuz sonra görüşleriniizi bildiriniz.
http://www.alevileriz.org/showthread.php?t=15206
Hiç bitmeyen tartışmalar. En çokta kürtçüler tarafından çarptırılan tartışmalar. Alevileri başka türlü kendi saflarına çekemiyorlar çünki.
Bir tarihi gerçeğe tahammülsüzlüğünüzü hemen Kürtçüler tarafından çarpıtılma görerek Şovenist hitaplarla ne kazanacaksınız.
Türkler söyleyende dogruda Kürtler söyleyende neden hemen çarpıltıma olarak alıgılıyorsunuz.
Türkiye Cumhuriyetine karşı olan, batmasını ve yok olmasını isteyen herkes -Alevi-Sünni-Ateist-Hrıstiyan vs vs ayrımı gözetmeksizin- cezasını görmüştür.
Bu mesajınızın cevabı verdiğim linktedir. ve daha öncede sordugum iç anadoluda yada batıda meydana gelen diğer ayaklanmalar neden Dersim katliamı gibi bir faciaya dönüşmemiştir. Bunun cevabını veriniz lütfen.
Böyle bir durumda devletin seyirci kalmasını bırakın beklemek, tahmin etmek bile cehaletin, ahmaklığın, geri zekâlılığın daniskasıdır.[/
Görüşlere tahammülsüzlüğünüz bakınız nasıl çirkin kelimelere dökülmekte.
Oysa bilmekteyiz ki Alevi toplumu, Atatürk'e ve Cumhuriyetin kurulmasına, Dersim ve Koçgiri'den hariç tam destek vermiştir.
Bu asılsız iddianıza benzer bir iddiayı forumda daha önce belgeleriyle cevapladım. Merak ederseniz araştırır okursunuz.
Ve lütfen hitaplarınıza daha özen gösterir tartışmanın seviyesini düşürmezseniz minnet duyacağım.
Aşkı niyazlarımla.
celal abbas
21-02-2007, 09:18 AM
kadir hocam eyvallah. yalnız arkadasların çifte standartlarını görecek kadar objektif olmadıkları malesef açıkta sen ne kadar bunları anlatsan da anlıyacak görüş açıklığı yine malesef bu arkadaslarda yok. bu tür yazılara hemen KÜRTÇÜ yakıştırmasını yapıştırıyorlar. zaten başka dayanakları da yok. ya bölücüyüz onlara göre ya da komünist. oysa ki biz evrensel değerlerin insanlarıyız diye övünüyorlar. bu arkadasların görüyorum ki söylemleri ile eylemleri bir değil. senin emeğine sağlık.dostlukla kal.
Av.A.Guvercin
21-02-2007, 10:05 AM
Arkadaşlar. M. Kemal i seviyor olabilirsiniz. Ama ülkenin tüm yetkilerini elinde bulunduran, istediği yere istediği valiyi atayan, istediğini mebus olarak seçen bir Cumhurbaşkanı'nın izni ve bilgisi olmadan nasıl olur da Dersim KAtliamı gerçekleşir. Her zaman aynı laf oyunlarına sarılıyorsunuz...
Yok efendim M. Kemal belki o oturumda yer almamıştır. Belki hastadır.
Cumhuriyetin Alevilere ne verdiğini sorgulayalım.
84 yıldır Cem evleri halen yasal bir statüye kavuşamadı.
Madem ki M. Kemal bu denli demokrat ve laik bir insandı. Ve rejimimiz de Cumhuriyet idi neden kulaklar kapatıldı Alevilerin çığlıklarına. Neden toplumsal aydınlanma devrimi yapılamadı. Neden gericilik olanca etkisi ve gücüyle sistemle kolkola vererek her bölgede güçlendi?
Nazım neden hapse girdi?
Atilla İlhan değil miydi sevdiği kıza Nazım'ın SEVİYORUM SENİ EKMEĞİ TUZA BANIP' diye devam eden şiirini yazdığı için tutuklanan?
Cumhuriyet tarihi hakkında yalan yanlış bilgilerle dolu herkes. Resmi tezin bekçiliğini yapmaktayız farkında olmadan.
Dersim KAtliamı'nın sorumlusu CHP dir. Türkiye deki bütün darbelerin, provakasyonların katliamların birincil derecede sorumlusu bu ülkeyi kuran ve onu devlet olarak örgütleyen CHP'dir.
CHP ve Kemalizm ile ciddi bir hesaplaşmaya gidilmeden, binlerce gerçek hasıraltı kalmaya devam edecek ve bu ülkedeki farklı düşünce inanç ve etnik kökenden insanlar korku baskı zulüm ve şiddet altında yaşamaya devam edecektir.
Ya arkadas im dostum cok ozur dileyerek soyluyorum sana ama neden bu kadar Mustafa kemal i illa ki hedef almak zorundasin bunun ne sana na bana nede ulkeye hic kimseye bir faydasi yok.
Var de ben de sana katilayim. meyva getirmeyecek bir bahceciligi neden yapasin, tohum getirmeycek bir ciftciligi neden yapasin. Insan in aklina bir tek sey geliyor, acaba oyuna mi geliyorsun, pravakasyonlara mi katiliyorsun. Ciddi bir sekilde dusunmen gerek bunlari.
Turkiyenin kemalizm le bir sorunu yok hic bir zaman da olmadi. Ancak iktidardakilerin surekli onu yipratma politikalarinin kemalizm le sorunlari oldu. Ulkenin bagimsizligiyla oynamak isteyen ve karsisinda top yekun bir guc goren bati, surek li ayni tarennenileri tekrar tekrar onumuze sundu. Simdi Mustafa kemal e ve dusuncesine kurtleri dusman ederesniz, sih sait i konu ederek, alevileri dusman ederseniz, dersim i konu ederek, dincileri dusman ederseniz dincilgi ve allahsizligi ileri surerek, geriye bir tek MHP KALIRSA KEMALIZMI SAVUNAN. bunda payiniz olmadigini iddia etme safligini gosteremezsiniz.
MUSTAFA KEMALIN GORUSLERI BIREBIR mhp ile hic uyusmaz ziara ama siz ve sizin gibilerin sayesinde, ozur dileyerek soyluyorum, kemalizm MHP nin kafatasci anlallyisina birakilacak bir deger olacak kalacak ve turkiye icin cok tehlikeli bir durumdur.
Milli mutabakatain bozulmasi buyuk bir kaostur. Siz bu kaostan njemalanmayi dusunuyorsaniz sizin de samimiyetinden suphe etmek gerekir.
Bu yaziyi biz de okuduk, bu olaylar olmustur dedik ve sorumlularini da kinadik, siz hala KASIYORSUNUZ.
AMAAMA BIRNIN BIR LAFI VARDI SOYLEYEYIM
KASINMAYAN YERI KASIYORSUNUZ.
Dersim de benim de yakinlarim olduler. Ama butun bu iddialar ortaya atilmadan once daha cocukken buyuklerimden canli katliami yasayanlardan benim de sorma sansim oldu. babamin verdigi cevabi soyleyeyim mi. Dersimde agalar birbirleriyle anlasamadilar sonra birbirlerine karsi olan husumet masum Seit Rizayi hedef durumuna getirdi. yani orda da cumhuriyetle hesaplasmak isteyen ve bundan nemalanmak isteyenler le bu isi zor yoluyla yapmak isteyenler le diyalog yontemleriyle yapmak isteyenler arasinda bir catiski vardi.
Seit Riza neden kacmadi ki, kacamazmiydi yani. seit Riza neden bir tek silah SIKMADI ki. yani kimse tam olarak neler oldugnu bilemiyor ama, bir yerde bir kavga var ise salt bir taraf suclanamaz. ozellikle de bu iki taraf birlikte bir kurtulus sacvasi gaziligine ortak imza atmis iseler.
Seit Riza Ser Cesmeye bagli degilmiydi. Ser Cesmenin dedelerine neden bir sey yapilmadi eger bu olay salt bir alevi katliamligini hedeflediyse.
Suphesiz birkatliam oldu ama bunu ozellikle Cumhuriyete mal etmek isteyenleri, Ataturk e mal ederek ayni ulkede yasiyan iki halki birbirlerine dusman etmek maksatli olanlari her kimler ise, isterse devlet imizin icniden olsun, kiniyorum.
Mustafa Kemal in Cumhuriyetiyle sorunu olanlar konuyu ogutup ogutup onumuze koyuyorlar. yapmayin arkadaslar konu golgeleniyor aksi halde. ha Atturk ha Inonu ne fark eder. Amac Cumhuriyete mal edildilmek olduktan sonra.
Amac uzum mu yemek, o halde bu mevzuuyu sistem icersinde cozmenin yollarini ariyacak ve bulacagiz yavas yavas. Bu bir demokrasi sorunudur. Demokrasisi oturmus bir turkiyede bu tur sorunlar hem de anitlar dikilerek cozulecektir. herkes de bundan ibretini alacaktir. tek birtaraf degil herkes.
Ama kasinmayan yerleri kasimak ruzgar ektirir. Ruzgar eker sen de urunu firtina olur. Artik halkimizin Turkiye cukhuriyetimizin oozellikle seriat tehdidi altinda boyle bir seyi kaldiracak gucu yoktur.
Bir Dersim li kokenli Alevi olarak sahsim adina eger bir gun seriatcilara karsi Cumhuriyeti savunmam gerekirse hic bir tereddutum olmayacaktir. iste butun mesele budur. Sistem bizim sistemimiz ancak kisiler sistem icersinde yaptiklariyla cezalandirilmali yada odullendirilmelidir sistemin kendisi degil.
Saygilarimla
manifesto
21-02-2007, 10:44 AM
Bir Dersim li kokenli Alevi olarak sahsim adina eger bir gun seriatcilara karsi Cumhuriyeti savunmam gerekirse hic bir tereddutum olmayacaktir
Şu şeriatçı fobileriniz..
Şeriatçıların CUMHURİYET ile bir alıp veremedikleri yok..
Şeriat ve Cumhuriyet birbirinin DEĞİLİ değil..
İran İslam CUMHURİYETİ..
Bakın o da cumhuriyet.. Sorun Cumhuriyete dayandırılan dayatmalar baskılar yıldırma ve asimile çabaları
Bunda islamcısıda kürdüde azınlığıda bugüne kadar ZARAR gördü..
Bunu anlamak çok mu zor..
Sezer AZINLIKLARIN el konulan vakıflarının geri verilmesi için gereken yasayı SÜREKLİ veto ediyor..
Bu vakıflar yüzlerce yıldır vatandaşımız olan AZINLIKLARIN dı.
Kürtler kimlikleri yüzünden onlarca yıldır baskıcı politikalar ile yıldırıldı..
İslamcılar yada dindarlar dini inançlarını yaşama çabaları yüzünden gerici mürteci şeriatçı cumhuriyet düşmenı denilerek baskıya ve tasalluta mağruz kaldı..
Sn.Av.A.Guvercin... Bütün bunlar Ülkemizde Cumhuriyetimizde YAŞANDI yaşanıyor..
NEYİ aklama veya NEYİ saklama peşindesiniz..
zulfikar68
21-02-2007, 12:24 PM
Şu şeriatçı fobileriniz..
Şeriatçıların CUMHURİYET ile bir alıp veremedikleri yok..
Şeriat ve Cumhuriyet birbirinin DEĞİLİ değil..
İran İslam CUMHURİYETİ..
Bakın o da cumhuriyet.. Sorun Cumhuriyete dayandırılan dayatmalar baskılar yıldırma ve asimile çabaları
Bunda islamcısıda kürdüde azınlığıda bugüne kadar ZARAR gördü..
Bunu anlamak çok mu zor..
Sezer AZINLIKLARIN el konulan vakıflarının geri verilmesi için gereken yasayı SÜREKLİ veto ediyor..
Bu vakıflar yüzlerce yıldır vatandaşımız olan AZINLIKLARIN dı.
Kürtler kimlikleri yüzünden onlarca yıldır baskıcı politikalar ile yıldırıldı..
İslamcılar yada dindarlar dini inançlarını yaşama çabaları yüzünden gerici mürteci şeriatçı cumhuriyet düşmenı denilerek baskıya ve tasalluta mağruz kaldı..
Sn.Av.A.Guvercin... Bütün bunlar Ülkemizde Cumhuriyetimizde YAŞANDI yaşanıyor..
NEYİ aklama veya NEYİ saklama peşindesiniz..
sen neyin peşindesin. bu formlarda dolanıp. atatürk e ve cumhuriyete dil uzatıp duruyorsun. haddini bil fazla ileri gitme. yoksan hoşgörü moş görü olur. o dili kökünden keserler.
zulfikar68
21-02-2007, 12:40 PM
ne baskısı. baskı olmuş olsa böyle konuşabilirmisin. konuştuklarının nereye gittiğine dikkat et... ha bu arada sanal tetikçi velakad, horosan nerelerdesiniz. işte yarattığınız canavar. burada zırvalıyor. korkmayın cevap verin bu şahsa.....
gecmisingolgesi
21-02-2007, 08:13 PM
Sevgili Av.A.Guvercin
Her zaman dokunulmazları görmezden geldik de ne elde etti bahçeciliğimiz?
Danıştay saldırısı olduğunda herkes İslamcıları suçladı ama arkasından ordu mensupları çıktı daha da ileri gidilemedi.
Şemdinli olayında zavallı kitabevi sahibi ile savcıya oldu olan.
Susurluk kazasına hiç girmeyeyim.
Ya Sivas katliamındaki sivas bld. başkanının daha sonra milletvekili olup insan hakları kurulunda yer alması.
Ortada bir olay var ve gerçekleri aramak bizlerin görevidir.
M. Kemal'in Dersim Katliamında rolü olsa ya da olmasa ne farkeder.
Sonuçta Cumhuriyetin kadroları bu katliamı yaptı.
O kadrolar M. Kemalden bağımsız idi derseniz valla çok anlamsız ve ayıp olur.
Gerçeklerin üstünü örtmek için bu denli çırpınmaya ne gerek var anlamıyorum.
1930 yılında Erzincan Valisi Ali Kemal Bey kendi söylüyor,
'Pazarlara çarşılara ve tüm Kürt illerinin geçiş bölgelerine kontrol memurları konulurdu. Bu memurlar herhangi birisi Kürtçe konuştuğu takdirde anında kelime başına 5 kuruş para cezası keserlerdi.'
1930 da bir koyun 30 kuruş imiş.
Kürt halkına zulmetmeyi bir devlet politikası haline getiren rejim için Dersim katliamı çok da ilginç bir katliam değil tam tersine rejimin doğasına uygun.
Ağrı Katliamı için milletvekili YUSUF MAZHAR mecliste şöyle konuşuyor;
'Bunlar(yani Kürtler) Amerikan Kızılderililerinden daha zeki olup daha barbardırlar. Bunlar medeni olmaya herhangi bir eğilimleri yoktur. Bunlar tüm tarih boyunca milletimizin başına bela olmuşlardır. Cumhuriyete yaraşır bir biçimde bunların üstesinden gelinmelidir.'
Olay çok açık.
Sovyetlere karşı Anadolu'da adım adım emperyalizmin kaleleri örüldü. Önce Dersim sonra da Sovyet sınırındaki Ağrı bir temizlik harekatıyla kıyıldı.
Bu politika, kişilerin emri değil doğrudan emperyalist-kapitalist batı tarafından verilen direktifler doğrultusunda yapıldı.
Batı emperyalizmi, 1. Dünya Savaşı sürecinde ayaklanmaları için kışkırtmaya çalıştığı ama Türk kardeşleriyle ortak hareket etmeyi seçtikleri için Kürt halkından böyle intikam aldı.
1925 ten itibaren onları yoksayarak, sürgünlere zorunlu kılarak, dillerini yasaklayarak, ağalıkla işbirliği yapıp Kürdistan'ı gerici-feodal ilişkiler ağında yoksulluğa mahkum ederek ve yeri geldiğinde çocuk genç yaşlı kadın demeden katledip, köyleri şehirleri yakıp yıkarak CUMHURİYET rejimi, batılı emperyalistlerin intikamını Kürtlerden almıştır.
Kürtlerin hatası, (bu acıları yaşamalarına neden olan) Türklerle işbirliğini seçmek olmuştur.
Nehru, Kurtuluş Savaşı veren Türklerin neden kendilerine en büyük desteği veren Kürtleri ulusal bir asimilasyona ve sömürgeleştirme sürecine soktuklarını anlayamadıklarını ifade etmiştir.
Dostlar...
Bugüne bakarak o günü anlayamayız.
Bazı dokunulmazlara dokunamazsak gerçeğin önemli bir bölümü hep hasır altında kalacaktır.
Bilimsel verilerle hareket etmek gerekir.
Mesela Zaman GAzetesi'nden, Menemen Olayı ile ilgili buraya eklediğim linkle ilgili bir arkadaş,
'Onlar şeriatçı, onların yalan söyler' gibi düz bir mantıkla yanıt vermiştir.
El insaf...
Şimdi İslamcı bir tartışma sitesine Evrensel gazetesinden ya da Gündem den bir link koyarsak onlar da
'Kardeşim onlar bölücü terörist onlar yalan söyler ' diyecektir.
Bu bakış açısı bilimsel bir bakış açısı değildir.
Zaman gazetesinin Menemen olayı ile ilgili buraya eklediğim linkteki yazı, Genelkurmay belgelerindeki bir ifadeden alınmıştır. Öyle sallama ezbere bir haber değildir. Sırf Zaman Gazetesi diye olabilirliği tamamen reddetmek, gerçekleri ideolojik önyargılarımıza kurban etmek akılcı değildir.
Oradaki bilgiyi çürütebiliyorsak çürütelim. Yoksa böylesi mantıksal olmayan bir yaklaşım ile hiçbir yere varamayız.
Argümanlarımızı güçlü kılan şey, bilgi birikimimizdir.
Bilgi birikimini anlamlı kılan ise insani yanımız, vicdanımızdır.
Dersim Halkının günümüze kadar bitmeyen çilesini, sanki 1938 de -ki aslı tarih 1937'dir- yaşanmış bitmiş gibi görmek, insani bir yaklaşım değildir.
Olaylara nesnel bir gözle bakabilmemiz gerekir. Önce gerçekleri ortaya koyarız. Sonra saflarımızı belirleriz.
İsteyen der ki , onlar ayaklandı ve devlete kurşun sıktı. Bunun karşılıksız kalmasını beklemek olmaz. bir diğeri de der ki, bu bir kıyımdır, farklı yollarla mesele çözülebilirdi diye.
Ama şu bir gerçek ki DERSİM KATLİAMI YAPILMIŞTIR. CUMHURİYET REJİMİ VE C H P TARAFINDAN YAPILMIŞTIR. ONBİNLERCE KÜRT-ZAZA ALEVİ İNSANIMIZ KATLEDİLMİŞTİR. DERSİM ÇAYLARI, MUNZUR SUYU AYLARCA KIZIL KAN AKMIŞTIR. OLAYIN TANIKLARI HALEN YAŞAMAKTADIR. BU GERÇEKLİĞİN İNSAN BOYUTUNU BIRAKIP, BİRİLERİNİ AKLAMAKLA MEŞGUL OLMAK VİCDANSIZLIKTIR...
polata
21-02-2007, 09:41 PM
İnsanlığın yüz karası durumundaki Dersim katliamını hala akıllarınca haklı sebeplere dayandırmaya çalışan mantığa şaşmamaka elde değil.
BU mantığı savunan canlar size bir soru sordum ama arada kaynattınız ve cevap vermediğiniz gibi konuyu kaynatıp Dersim katliamını savunmaya devam ettiniz
Anzavur Ayaklanmasında Dersim misali bir katliam yaşanmışmıdır.
Yozgattaki çapanoğulları ayaklanmasında Dersim misali bir katliam yaşanmışmıdır.
Menemende Dersim misali bir katliam yaşanmışmıdır.
bu örnekleri çoğaltmak mümkündür
Şİmdi önce elinizi vijdanınıza koyun bunları araştırın ondan sonra cevabını kendi kendinize verin.
Birey olarak evvela kendi tarihinizle yüzleşin hakikatleri görün ve helede Alevi inancında olan bir insan BABASI DAHİ HAKKIZSA onun haksızlığını dile getirir.
Bir katliam yaşanmıştır bunu kabul edip kendi vijdanınızın sesine kulak verip birey olarak bundan azap duyup özür dileyeceğinize hala hakikate gözlerinizi kapatmakta yanlışları savunmakta ısrar etmektesiniz.
Allah kimseninin basiretini bağlamasın. Katliamlarıda arttık ben Aleviyim diyen insanlar savunuyor ya ben bundan kendi payıma hicap duyuyorum.
Aşkı niyazlarımla.
Dersim isyanı ve bu isyanın bastırılmasında yaşanan katliam konusu açıldığında yazılanlar genelde üç aşağı beş yukarı aynı. Karşılıklı olarak anlamsız bir söz kalabalığına takılıp kalıyoruz.
Bir katliam yaşanmıştır bunu kabul edip kendi vijdanınızın sesine kulak verip birey olarak bundan azap duyup özür dileyeceğinize hala hakikate gözlerinizi kapatmakta yanlışları savunmakta ısrar etmektesiniz.
1- Ne burada nede başka bir yerde hiç bir Alevi Dersimde yaşanan olaylar katliam sayılmayacak boyutta değildir
2- Yaşanan olaylar acı değildir
3- Yapılanlar bütünü ile doğrudur türünden bir görüş ileri sürmemiş ve sürmezde.
Ancak bu konuda ki diğer husus da kendisi veya kökeni Dersimli olan ya da kendisini makrsizme adayan sosyalist-devrimci kabul edilenlerce göz ardı edilmektedir.
Dersimde 1937 yılında yaşananların çıkış noktasında isyan bulunmaktadır.
İsyan'ı yok saymak veya göz ardı etmekte tarihi ve isyanları yanıltmak olur ki Allah kimseninin basiretini bağlamasın. Katliamlarıda arttık ben Aleviyim diyen insanlar savunuyor ya ben bundan kendi payıma hicap duyuyorum. bundan da benzer şekilde diğer Aleviler hicap duyar.
Özür dileme talebi konusuna gelince, kimden ne için özür dilememiz gerekir? Yaşanan acı olayları katliam olarak adlandırıp bizler özür dileyelim peki isyandan ötürü özür dilenecek mi?
Anzavur Ayaklanmasında Dersim misali bir katliam yaşanmışmıdır.
Yozgattaki çapanoğulları ayaklanmasında Dersim misali bir katliam yaşanmışmıdır.
Menemende Dersim misali bir katliam yaşanmışmıdır.
bu örnekleri çoğaltmak mümkündür Menemen olayları acaba etnik bir temele mi yoksa dinsel bir temele mi dayanmaktadır.
Dersimde 1920-1937 yılları arasında kaç isyan olmuştur, bu isyanlarda katliam yaşanmış mıdır, bu isyanlara aşiretlerin katılımı ve desteği 1937 yılındaki ile aynı mıdır? Bunları göz ardı neden ediyoruz, incelemiyoruz?
Neden Şafi Kürtlerin ayaklanması olan1925 Şeyh Sait isyanından ve bu isyan öncesi ile isyanın bastırılmasındaki Zaza-Kürt Kızılbaş topluluğunun ve en önemlisi Seyit Rıza'nın tutumunu incelemiyoruz?
Sonuç olarak 1937 Dersim de yaşananları özetlemek gerekir ise;
Dersim de genç Cumhuriyete karşı Kızılbaş Zaza-Kürt toplumunca aşiretlere dayalı feodal düzenin önderliğinde bir isyan gerçekleşmiştir.
Bu isyanın bastırılmasında kullanılan yöntem ağır, acı ve kanlı olup yaşananlar katliam olarak adlandırılabilir.
1937 Dersimde yaşananlar bu iki nedenden ötürü tek başına katliam veya daha ileri gidilerek soykırım olarak adlandırılamaz. Olsa olsa Dersim isyanı-katliamı olarak adlandırılabilir.
Nasıl ki Zaza-Kürt olan Alevilerce getirilen katliam göz ardı edilemez ise Zaza-Kürt olmayan Alevilerce dile getirilen isyan durumuda göz ardı edilemez.
İsyanı bastırmakta kullanılan sert ve bir nevi katliam sayılabilecek yöntemi kabul etmek imkansız ise isyanı yok saymakta imkansızdır.
Yaşananları sadece Mustafa Kemal Atatürk ve genç cumhuriyete bağlamak, isyanı görmezlikten gelip durup duruken katliam veya soykırım yapıldı diye göstermek, olayları bütünü ile Alevilik ile örtüştürmek olayı tek taraflı düşünmek ve değerlendirmekten başka birşey olmadığı gibi Mustafa Kemal Atatürk'e, onun ilke ve devrimlerine, Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı Alevileri rencide etmekten başka bir anlam taşımaz.
Saygı ve sevgi ile....
polata
21-02-2007, 10:29 PM
Sevgili Av.A.Guvercin
Her zaman dokunulmazları görmezden geldik de ne elde etti bahçeciliğimiz?
Danıştay saldırısı olduğunda herkes İslamcıları suçladı ama arkasından ordu mensupları çıktı daha da ileri gidilemedi.
Şemdinli olayında zavallı kitabevi sahibi ile savcıya oldu olan.
Susurluk kazasına hiç girmeyeyim.
Ya Sivas katliamındaki sivas bld. başkanının daha sonra milletvekili olup insan hakları kurulunda yer alması.
Ortada bir olay var ve gerçekleri aramak bizlerin görevidir.
M. Kemal'in Dersim Katliamında rolü olsa ya da olmasa ne farkeder.
Sonuçta Cumhuriyetin kadroları bu katliamı yaptı.
O kadrolar M. Kemalden bağımsız idi derseniz valla çok anlamsız ve ayıp olur.
Gerçeklerin üstünü örtmek için bu denli çırpınmaya ne gerek var anlamıyorum.
1930 yılında Erzincan Valisi Ali Kemal Bey kendi söylüyor,
'Pazarlara çarşılara ve tüm Kürt illerinin geçiş bölgelerine kontrol memurları konulurdu. Bu memurlar herhangi birisi Kürtçe konuştuğu takdirde anında kelime başına 5 kuruş para cezası keserlerdi.'
1930 da bir koyun 30 kuruş imiş.
Kürt halkına zulmetmeyi bir devlet politikası haline getiren rejim için Dersim katliamı çok da ilginç bir katliam değil tam tersine rejimin doğasına uygun.
Ağrı Katliamı için milletvekili YUSUF MAZHAR mecliste şöyle konuşuyor;
'Bunlar(yani Kürtler) Amerikan Kızılderililerinden daha zeki olup daha barbardırlar. Bunlar medeni olmaya herhangi bir eğilimleri yoktur. Bunlar tüm tarih boyunca milletimizin başına bela olmuşlardır. Cumhuriyete yaraşır bir biçimde bunların üstesinden gelinmelidir.'
Olay çok açık.
Sovyetlere karşı Anadolu'da adım adım emperyalizmin kaleleri örüldü. Önce Dersim sonra da Sovyet sınırındaki Ağrı bir temizlik harekatıyla kıyıldı.
Bu politika, kişilerin emri değil doğrudan emperyalist-kapitalist batı tarafından verilen direktifler doğrultusunda yapıldı.
Batı emperyalizmi, 1. Dünya Savaşı sürecinde ayaklanmaları için kışkırtmaya çalıştığı ama Türk kardeşleriyle ortak hareket etmeyi seçtikleri için Kürt halkından böyle intikam aldı.
1925 ten itibaren onları yoksayarak, sürgünlere zorunlu kılarak, dillerini yasaklayarak, ağalıkla işbirliği yapıp Kürdistan'ı gerici-feodal ilişkiler ağında yoksulluğa mahkum ederek ve yeri geldiğinde çocuk genç yaşlı kadın demeden katledip, köyleri şehirleri yakıp yıkarak CUMHURİYET rejimi, batılı emperyalistlerin intikamını Kürtlerden almıştır.
Kürtlerin hatası, (bu acıları yaşamalarına neden olan) Türklerle işbirliğini seçmek olmuştur.
Nehru, Kurtuluş Savaşı veren Türklerin neden kendilerine en büyük desteği veren Kürtleri ulusal bir asimilasyona ve sömürgeleştirme sürecine soktuklarını anlayamadıklarını ifade etmiştir.
Dostlar...
Bugüne bakarak o günü anlayamayız.
Bazı dokunulmazlara dokunamazsak gerçeğin önemli bir bölümü hep hasır altında kalacaktır.
Bilimsel verilerle hareket etmek gerekir.
Mesela Zaman GAzetesi'nden, Menemen Olayı ile ilgili buraya eklediğim linkle ilgili bir arkadaş,
'Onlar şeriatçı, onların yalan söyler' gibi düz bir mantıkla yanıt vermiştir.
El insaf...
Şimdi İslamcı bir tartışma sitesine Evrensel gazetesinden ya da Gündem den bir link koyarsak onlar da
'Kardeşim onlar bölücü terörist onlar yalan söyler ' diyecektir.
Bu bakış açısı bilimsel bir bakış açısı değildir.
Zaman gazetesinin Menemen olayı ile ilgili buraya eklediğim linkteki yazı, Genelkurmay belgelerindeki bir ifadeden alınmıştır. Öyle sallama ezbere bir haber değildir. Sırf Zaman Gazetesi diye olabilirliği tamamen reddetmek, gerçekleri ideolojik önyargılarımıza kurban etmek akılcı değildir.
Oradaki bilgiyi çürütebiliyorsak çürütelim. Yoksa böylesi mantıksal olmayan bir yaklaşım ile hiçbir yere varamayız.
Argümanlarımızı güçlü kılan şey, bilgi birikimimizdir.
Bilgi birikimini anlamlı kılan ise insani yanımız, vicdanımızdır.
Dersim Halkının günümüze kadar bitmeyen çilesini, sanki 1938 de -ki aslı tarih 1937'dir- yaşanmış bitmiş gibi görmek, insani bir yaklaşım değildir.
Olaylara nesnel bir gözle bakabilmemiz gerekir. Önce gerçekleri ortaya koyarız. Sonra saflarımızı belirleriz.
İsteyen der ki , onlar ayaklandı ve devlete kurşun sıktı. Bunun karşılıksız kalmasını beklemek olmaz. bir diğeri de der ki, bu bir kıyımdır, farklı yollarla mesele çözülebilirdi diye.
Ama şu bir gerçek ki DERSİM KATLİAMI YAPILMIŞTIR. CUMHURİYET REJİMİ VE C H P TARAFINDAN YAPILMIŞTIR. ONBİNLERCE KÜRT-ZAZA ALEVİ İNSANIMIZ KATLEDİLMİŞTİR. DERSİM ÇAYLARI, MUNZUR SUYU AYLARCA KIZIL KAN AKMIŞTIR. OLAYIN TANIKLARI HALEN YAŞAMAKTADIR. BU GERÇEKLİĞİN İNSAN BOYUTUNU BIRAKIP, BİRİLERİNİ AKLAMAKLA MEŞGUL OLMAK VİCDANSIZLIKTIR...
Sn. geçmişingölgesi,
Kürtlerin hatası, (bu acıları yaşamalarına neden olan) Türklerle işbirliğini seçmek olmuştur. Yorum ve geniş bir açıklamada bulunursanız yerinde olur.
Demişsiniz ki Argümanlarımızı güçlü kılan şey, bilgi birikimimizdir.
Bilgi birikimini anlamlı kılan ise insani yanımız, vicdanımızdır. doğrudur da. Ancak Mesela Zaman GAzetesi'nden, Menemen Olayı ile ilgili buraya eklediğim linkle ilgili bir arkadaş,
'Onlar şeriatçı, onların yalan söyler' gibi düz bir mantıkla yanıt vermiştir.
El insaf...
Zaman gazetesinin Menemen olayı ile ilgili buraya eklediğim linkteki yazı, Genelkurmay belgelerindeki bir ifadeden alınmıştır. Öyle sallama ezbere bir haber değildir. Sırf Zaman Gazetesi diye olabilirliği tamamen reddetmek, gerçekleri ideolojik önyargılarımıza kurban etmek akılcı değildir.
Oradaki bilgiyi çürütebiliyorsak çürütelim. Yoksa böylesi mantıksal olmayan bir yaklaşım ile hiçbir yere varamayız. Genelkurmay başkanlığı gerekli açıklamda üstelik kanıtları ile birlikte bulunmuştur. Bahsettiğiniz gazete buna karşılık vermemiştir. Menemen olaylarını tek bir yayın organına veya bakışa göre değerlendiriyorsunuz, bahse konu yayın organının ve onunla aynı düşüncedeki kesimin amacına hizmet ettiğinizi bile farkına varmıyorsunuz.
Ama şu bir gerçek ki DERSİM KATLİAMI YAPILMIŞTIR. CUMHURİYET REJİMİ VE C H P TARAFINDAN YAPILMIŞTIR. ONBİNLERCE KÜRT-ZAZA ALEVİ İNSANIMIZ KATLEDİLMİŞTİR. Dersim katliamı Cuhmuriyet rejimince Cumhuriyet rejimine karşı olanlara karşı yapılmıştır.. Yazdıklarınızdan çıkan sonuç bu.
gecmisingolgesi
22-02-2007, 01:06 AM
Yani Kürtler, Türklerle işbirliği yapmanın karşılığını, dillerinin, kültürlerinin, kimliklerinin yasaklanması, sürgünler, baskı, katliam, asimilasyon ve inkar politikaları olarak almıştır.
Türk iktidar, Kürtlere sadakatinin bedelini ödetmiştir.
Bunu demek istiyorum.
Nedir peki?
Sadakatin bedeli, yoksayılmak, kıyılmak, ezilmek, sürülmek midir?
Bunun neresini savunuyorsunuz?
Yoksa böyle bir katliam olmadı da ben mi zırvalıyorum.
Zaman Gazetesi, o belgeyi açıklamadan önce de ben Menemen Olayı'nın devletin bir provakasyonu olduğunu düşünüyordum. Tıpkı M.Kemal'e İzmir Suikasti gibi o olayda bir düzmecedir, komplodur.
CEMAL ŞENER ÇERKEZ ETHEM OLAYI kitabını önereceğim size. Orada ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz.
Evet, Dersim Katliamı, CHP ve Cumhuriyet Rejimi tarafından yapılmıştır.
Bu bir kıyımdır.
Kesinlikle savunulacak bir tarafı yoktur.
İsyancı olduğu iddia edilenlerin yanında onbinlerce çocuk, kadın, yaşlı katledilmiştir. Tıpkı, Ağrı Katliamında olduğu gibi.
Aksini ispatlayabiliyorsanız buyrun ispatlayın. Katledilmedi dersiniz olur biter.
'Kürtlerin hatası' derken Kürtlerin günahı anlamında mecaz yapmak istedim. metaforik amaçla kullandım yani.
Dünyanın neresinde sadakatin ödülü yokedilmeye çalışılmak olmuştur bi söyleyinsene allah aşkına.
Her tür toplu kıyımı, katliamı, sürgünü kim tarafından kime karşı yapılırsa yapılsın
LANETLE KINIYORUM...
levilee
22-02-2007, 01:33 AM
geçmişingölgesi
bizlerde atadan dededen chpli ve cumhuriyetçiyiz
kullandıgın ifadelere dikkat et istersen
hainler başkaldıracak cumhuriyetçilerde aferin diyecek öylemi
başkaldıran sonuclarına katlanıcak
katlanamıyorsa yemiyorsa hiç bu işe kalkışmayacak
yiğitlik önce başkaldırıp sonra mızıklamak değildir
yiğitlik sonucları ne olursa dik durabilmektir
tabi yiğitlikten bahsediyoruz biz
hainlerde ne arar böyle bir yüce duygu...
kürtler şöyle kürtler böyle
kürtlerin alevilere yaptıklarınıda bir anlat istersen
okuma yazma bilmeyen siyasetle hiçbir ilgisi olmayan
rahmetli nenem neden acaba "kürtten evliya koyma avluya" diyordu
bu söz ırkçı bir sözdür sonuna kadar eyvallah,bu sözü nenemde uydurmadı bizim oraların yaşlıların kullandığı bir söz,peki bu adamlar ırkçılık nedir bilmezken köyünde tarla tapan mal davar uğraşan insanlarken,dernekmiş,siyasi partiymiş solmuş sağmış bilmezken neden böyle bir laf uydurmuslar,durduk yerdemi yoksa onların elinden çektikleri yüzündenmi.....
yolahürmet
22-02-2007, 01:45 AM
sayın polata ve Dersim Katliamını haklı gören diğerleri Dersim bir katliamdır isyan değildir Dersim İsyanı demekten vazgeçiniz insanlık namına orada isyan falan olmamıştır.Dersim de tarihimizde kara bir sayfadır Çorum,Maraş,Sivas gibi bir Alevi katliamıdır artık gözlerinizi kapatığ elinizi vicdanınıza koyunuz.Koskoca Alevi yurdu,uluların yurdu Dersim haritadan silinircesine bir katliama maruz kalmış ve o büyük Dersim şuan 5 bin kişilik Tunceli olmuştur Atatürk'ün bilgisi ve talimatları dahilinde ayrıca manevi kızı sabiha gökçen'in kendi elleriyle.
yolahürmet
22-02-2007, 01:48 AM
bu nasıl bir isyan oluyorda 80.000 can katlediliyor,onbinlercesi sürgün ediliyor yetim yavrular batıdaki sünnilere evlatlık veriliyor,azap olarak veriliyorlar el-insaf canlar el-insaf.O kundaktaki bebeklerde mi isyan etmişti resimlerini sıralarım buraya isterseniz.
wengesodiri
22-02-2007, 01:51 AM
TC devleti, Osmanlı devletinin devamıdır. Savaşta yenilgiye uğramış ve yer yer işgal edilmiş bir ülkede, savaş suçlusu bir yönetimin yerine, bazı özgün ve özel koşullar altında, başka bir yönetimin başa gelmesidir. Yani özgün koşullar altında gerçekleşen bir iktidar değişikliğidir. Bu bakımdan yeni Türk devleti olarak TC’nin politikası, değişen koşullara uyarlanmış Osmanlı/İttihat-Terakki politikalarının devamıdır. Bu, bağımlı ve azınlık halklara karşı da aynı şekilde sürdürülmüştür. Nitekim, Cumhuriyet’in kurulmasından hemen sonra ele alınan sorunların başında ‘Dersim Sorunu’ gelmektedir. Dersim’e karşı geniş ölçekli program ve planlar, uzun vadeli hazırlıklar yapılmıştır. 1930’lu yılların başında Dersim ile ilgili bütün bilgiler, dönemin devlet ve askeri yetkililerinin elinde mevcuttur. Devlet, adım adım plan ve programlarını tatbik etmek üzere hareket eder ve 1937-38 yıllarında gerçekleştirdiği vahşi saldırılarla Dersim’i kesin olarak denetimi alır. Dersim 37/38 Ermeni soykırımdan sonra, aynı ve yakın coğrafyada gerçekleştirilen ikinci büyük jenosittir. Bu soykırım tamamen Atatürk’ün gözetimi altında gerçekleştirilmiştir. Kendisi bizzat Dersim için ‘çiban’ benzetmesi yaparak, yapılması gerekeninin bu çibanın ancak neşterle temizleneceğini ilan etmiştir. Dönemin başbakanları İsmet İnönü ve Celal Bayar, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak, İçişleri bakanı Şükrü Kaya ve diğer birinci derecedeki yetkililer bu soykırımın başlıca sorumlularıdır. Bu bir devlet politikasıdır. Devletin bütün yöneticileri ‘suç ortakları’dır. Eğer bu suçlular için bir sıralama yapılacaksa, hiyerarşideki yerleri, onların sorumluluklarının bir ölçütü olabilir.
Dersimlilerin, ‘çapul’ (soygun) gibi bazı hatalarının olması, hiç bir şekilde bu katliam ve soykırımı haklı çıkarmaz, bunlar gerekçe bile kabul edilemez. Dersimlilerin vergi vermemesi, askere gitmemesi, kendi dilini ve kültürünü yaşatmak için direnmesi, tamamen meşru ve haklı bir mücadeledir. Dersim direnişlerini ve davasını, Kızılderililerin davasına ve direnişlerine benzetebiliriz. Kızılderililerin davası, beyaz adamın sömürgeleştirme ve vahşetine karşı, özgürlük davasıdır. Her halkın, ilkel bile olsa, kendi geleceğini kendisinin belirleme hakkı vardır. Tıpkı bir ulusun, kendi kaderini kendisinin belirleme hakkı gibi.
wengesodiri
22-02-2007, 01:56 AM
Bir alıntı(Kaynak: SEYFİ CENGİZ, DERSİM VE ZAZA TARİHİ - SÖZLÜ GELENEK VE TARİHSEL GERÇEK, V. BÖLÜM);
1938 katliamı Kemalist yönetim tarafından, başta Mustafa Kemal olmak üzere Türk devletinin kurucuları tarafından önceden planlanıp gerçekleştirildi.
Bu kırımın önceden planlanan bilinçli bir stratejinin sonucu olduğunun kanıtları 19. yüzyıl sonlarından beri hazırlanan Dersim Raporları’nda, Türk istihbarat teşkilatı MAH’ın ve askeri müfettişliklerin raporlarında, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın raporunda, Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim adlı yayınında, Meclis konuşmaları ve dönemin Türk basınında yeralan haber ve yazılarda apaçık sergilenmektedirler.
Bu belgeler üzerinde çalışılarak hazırlanacak bir dosya ile Dersim soykırımının içyüzü uluslararası kamuoyuna kolaylıkla anlatılabilir. Belli başlı dillere çevrilmesi gerekecek olan bu dosyaya ek olarak Dersim’de herkesçe bilinen toplu mezarları tek tek görüntüleyen ve 37-38 kırımına tanık olan yaşlı kuşağın ve 38 sürgünlerinin öyküsünü kaydeden bir belgesel de düşünmek gerekecektir.
Olayın anlaşılmayacak bir tarafı yoktur.
Osmanlı ve Türk yönetimleri kendi otoritelerini zor kullanarak Dersim’e taşımak istemiş, hatta mümkünse Dersim’i haritadan büsbütün silmek istemiş, Dersim ise buna karşı direnmiştir.
İşte Devlet-Dersim çatışmasının kökeninde yatan budur
Merkezi otoritenin zora başvurması ve askeri seferleri doğal olarak kendisini savunmak zorunda kalan Dersimli’nin direnişiyle karşılaştı.
Bu şekilde başlayan Devlet-Dersim çatışması 1938 soykırımına dek devam etti.
Dersim davası işte bu süreçte gündeme oturdu ve yabancı bir gücün işgal ve imha girişimlerine karşı birbirini izleyen kendisini savunma amaçlı bir seri direniş içinde, özellikle 1916 veya 1918 yılı sonrasında giderek ulusçu ifadeler kazandı.
İşte benim Dersim direnişleri çağı dediğim bu evrededir ki Dersim kavramı Dersim-Kızılbaş halkının ve onun özgürlük sorununun ortak ve genel adına dönüştü.
Dersim, 1938’de bir soykırımla ve toplu sürgünlerle düşürüldü ve adı da daha 1936 yılından itibaren Tunceli olarak değiştirilip başında askeri sömürge valileri olan olağanüstü bir rejimle yönetilmeye başlandı. 1938 Eylül’üne gelindiğinde toplu direniş bastırılmış, bütün Dersim TC hükümeti tarafından 10 yıl için (1938-48) “Yasak Bölge“ ilan edilmiştir.
Bu 10 yıllık programa dördüncü harekat denebilir Bu zaman zarfında yoğun bir Türkleştirme programı uygulanır. Resmi ağızlar Dersim meselesinin bittiğini ilan ederse de dağlara sığınanların oluşturduğu gerilla birimlerinin (yerel dilde Qol) mücadelesi 1946 affına dek sürer.
1923-46, Doğu’nun kolonileştirilmesi, elkonan zenginliklerinin Batı’ya taşınarak 1950‘lerden itibarenki sınai gelişme için ilkel sermaye birikiminin sağlandığı dönemidir. Türk devletinin temelleri de bu aynı süreçte atıldı.
Tanzimat döneminde başlatılan ve 1930‘lu yıllarda sürdürülen Dersim Raporları serisinde TC devletinin Dersim’i sömürgeleştirme, Türkleştirme ve dağıtma politikası açıkça görülebilir.
Örneğin 1930‘ların başında hazırlanmış bir raporda (Büyük Erkanı Harp Reisi’nin Mütalaaları) Dersim’de “Yüksek idare memurlarına adeta koloni idarelerindeki selahiyet verilmeli“, “Dersim evvela koloni (sömürge) gibi nazarı itibara alınmalı“ (akt. Dersim, T.C. Dahiliye vekaleti Jandarma Umum Kumandanlığı, s. 218-19) şeklinde ifadelere rastlanmaktadır.
1923-46 arasında işgal ve siyasi ilhak, 1950 sonrasında ise ekonomik ilhak gerçekleştirildi. Böylece Dersim ve Kürdistan zor yoluyla TC yönetimi ve pazarına entegre edildiler.
Tunceli Kanunu, Genel Valilik, Yasak Bölge uygulamalarının 1948/49‘larda artık sona erdiği düşünülürse de, işgal (işgalin kendisi zor ve terördür) ve başka biçimler altında olağanüstü rejim biçimi halen devam etmektedir. Dersimli yaklaşık yetmiş yıldır şu ya da bu biçim altında askeri-faşizan olağanüstü rejimlerle yönetilmektedir.
Son olarak bir noktaya daha işaret etmeliyim.
Dersim’de karşı karşıya gelenler vahşi kapitalist ve sömürgeci bir uygarlık ile Morgan’ın deyişiyle Eski Toplum (Komünal Toplum)’du. Dersim’in yakın çevresi bir derebeylik rejimi ile kuşatılmıştı. Bu doğru. Ama iç kesimlerde, yani eski ve esas Dersim’de, asker, polis, yasa, mahkeme tanımayan, kısaca devlet nedir bilmeyen bir sosyal örgütlenme mevcuttu. Toplumun hücresi yerel dilde ezvete adı verilen Dersim gensiydi. Yönetim biçimi, değerleri, hukuku tamamen farklıydı. 1938’de bir soykırımla sona erdirilen cemi, cemaati, kendine özgü hukuku ile bu Dersim Komünü’ydü. Başka deyişle bir ilkel demokrasi ya da sosyalizmdi. Yıkılan Dersim gensi ve ona dayalı Dersim Komünü’nün incelenmesi önemli bir konudur. Şimdilik diyeceğim, sonraki Dersimli kuşakların kitlesel halde sosyalizme yönelişinde Türk Solu’ndan önce, kendileri farkında olmasalar bile içinden çıktıkları bu toplumun, önceki kuşaklar tarafından kendilerine aktarılan geleneğin önemli rol oynadığıdır
polata
22-02-2007, 02:12 AM
sayın polata ve Dersim Katliamını haklı gören diğerleri Dersim bir katliamdır isyan değildir Dersim İsyanı demekten vazgeçiniz insanlık namına orada isyan falan olmamıştır.Dersim de tarihimizde kara bir sayfadır Çorum,Maraş,Sivas gibi bir Alevi katliamıdır artık gözlerinizi kapatığ elinizi vicdanınıza koyunuz.Koskoca Alevi yurdu,uluların yurdu Dersim haritadan silinircesine bir katliama maruz kalmış ve o büyük Dersim şuan 5 bin kişilik Tunceli olmuştur Atatürk'ün bilgisi ve talimatları dahilinde ayrıca manevi kızı sabiha gökçen'in kendi elleriyle.
Sn. yolahürmet,
Yazdıklarımı okumadığınız, okuduysanız bile anlamadığınız ortada. Bir kez daha aynı yeri buraya aktarıyorum. 1- Ne burada nede başka bir yerde hiç bir Alevi Dersimde yaşanan olaylar katliam sayılmayacak boyutta değildir
2- Yaşanan olaylar acı değildir
3- Yapılanlar bütünü ile doğrudur türünden bir görüş ileri sürmemiş ve sürmezde.
Gelelim sizin serzenişinize, Dersim de isyan olmamıştır diyorsunuz. Yani Türkiye Cumhuriyeti ordusu "hadi gidip şu Dersim'i yok edelim, Alevi-Kızılbaş Zaza ve Kürtleri katledelim demişler ve uygulamışlardır, bir gün aniden Dersim de ordular ve askerler bitivermiş önüne gelen herkesi öldürmüştür.
Teziniz, ileri sürdüğünüz durum bu mudur?
Dersim de bir katliam olmuştur, ancak bu katliam öncesinde bir isyanda olmuştur. Bunu söylemek katliamı meşrulaştırmak değildir, gerçeği dile getirmektir.
Sizde elinizi vicdanınıza koyarak katliam öncesindeki isyanı yok saymayınız.
Atatürk'ün talimatları ile demişsiniz, acaba Mustafa Kemal Atatürk'ün "Her hangi bir durum yok ama siz yine de Dersim'e gidin orada katliam yapın" diye bir talimat var ve bu yazılı talimat sizin özel arşivinizde de bizler mi bilmiyoruz?
polata
22-02-2007, 02:15 AM
bu nasıl bir isyan oluyorda 80.000 can katlediliyor,onbinlercesi sürgün ediliyor yetim yavrular batıdaki sünnilere evlatlık veriliyor,azap olarak veriliyorlar el-insaf canlar el-insaf.O kundaktaki bebeklerde mi isyan etmişti resimlerini sıralarım buraya isterseniz.
Dersim olaylarında 80 bin kişi katledildi deniliyor. Bu rakam farazilere mi dayanıyor yoksa gerçek rakamlar mı? 1937 yılında Dersim denilen bölgede ki nüfus kaçtır, kaç kişi sürgün edilmiştir, yer değiştirmiştir ve kaç kişi ölmüştür bununla ilgili net ve kesin belgeler veya dökümanlar mevcut mudur?
yolahürmet
22-02-2007, 02:24 AM
sayın polata belgelendiriniz söyleyiniz nasıl bir isyan ne yapmışlar.Benim tezim tarih dersindendi.Eğitmenimiz aydın demokrat biriydi ve bana söyledi hangi konuyu istiyorsan onu araştır diye ben de Dersim Katliamını (!) istedim.Devlet kaynaklarını da araştırdım taraflı tarafsız kaynakları da araştırdım.Sevgiili can nasıl bir isyan ne yapmışlar kime kurşun sıkmışlar ne istemişler bu adamlar da bu kadar büyük bir katliam yapılıyor Dersim haritadan silinip şuanki Tunceli kuruluyor söylermisiniz.Ben Dersimli falan değilim Çorumluyum aynı acıları bizler de yaşadık Çorum Katliamında devletimiz sünni köylere silah dağıtırken bizim köylerimizde kazmalarımıza kadar topladı.Lütfen gerçekleri söyleyin ezberlendik egemen ağzını değil !
saygı ve sevgilerimle ...
yolahürmet
22-02-2007, 02:29 AM
sayın polata forumda bu katliamla ilgili çok konu açılmış doğal olarak bir Alevi katliamıdır ve burası da bir Alevi sitesi olduğu için bununla ilgili çok konu ve belge var.Size bunları sunarım.Dediğim gibi yıllık ödevim Dersim katliamıydı bundan dolayı bilgilerim var kaynak sıralarım size burada ama öteki konularada bakınız.Sizin rakamınız kaç sayın polata benim rakamım faraziyse.Kimi neyi savunuyorsunuz.Sürgüne gönderilen çoğu çocuğun kayıtlarının mevcut olduğunu bile bilmeden Dersim Katliamını isyan yapıp katledilenleri de isyancı gösteriyorsunuz.
levilee
22-02-2007, 02:33 AM
evet arkadaşlar
bizler nankörlükleri dedelerimizin nenelerimizin anlattıgı şeyleri söyledikmi
hakarete maruz kalıyoruz
ve bu adamlar şimdide bizden destek istiyorlar
rahmetli nenem yaşasaydıda anlatsaydı köyün yetişkin erkekleri cephedeyken
eşkiya kürtlerin köyleri basıp acımadan ellerindeki avuclarındakini alıp gitmelerini
daha küçücük çocukken kaçırıp götürmesinler diye daha ateşi soğumamıs tandırda saklayıp aman kızım gidene kadar sesini çıkarma diye ağlamalarını
daha anlatalımmı yiğitler,kapanmış yarayı kanatalımmı.....
polata
22-02-2007, 02:39 AM
sayın polata belgelendiriniz söyleyiniz nasıl bir isyan ne yapmışlar.Benim tezim tarih dersindendi.Eğitmenimiz aydın demokrat biriydi ve bana söyledi hangi konuyu istiyorsan onu araştır diye ben de Dersim Katliamını (!) istedim.Devlet kaynaklarını da araştırdım taraflı tarafsız kaynakları da araştırdım.Sevgiili can nasıl bir isyan ne yapmışlar kime kurşun sıkmışlar ne istemişler bu adamlar da bu kadar büyük bir katliam yapılıyor Dersim haritadan silinip şuanki Tunceli kuruluyor söylermisiniz.Ben Dersimli falan değilim Çorumluyum aynı acıları bizler de yaşadık Çorum Katliamında devletimiz sünni köylere silah dağıtırken bizim köylerimizde kazmalarımıza kadar topladı.Lütfen gerçekleri söyleyin ezberlendik egemen ağzını değil !
saygı ve sevgilerimle ...
Sn. yolahürmet,
Meraklanmayınız bizlerde acılar yaşadık.
Gelelim egemen ağzı ile konuşmaya, şayet forumda yer alan Dersim ile ilgili konularda ki yazılarımı okursanız olaylar konusunda ezbere konuşmadığımı fark edeceksiniz.
Dersim denilen cografik bölge Tunceli'den daha geniş bir bölgeyi ifade etmektedir. Bir yerin haritadan silinmesi tanımı ile bir yerin siyasi haritada isminin değişmesi aynı anlam taşımaz.
Şahsınızın yapyığı aşatırmalar sonucunda bir önceki yazınızı değerlendirdiğim sonuç ortaya çıkmış sanırım, yani: "Yani Türkiye Cumhuriyeti ordusu "hadi gidip şu Dersim'i yok edelim, Alevi-Kızılbaş Zaza ve Kürtleri katledelim demişler ve uygulamışlardır, bir gün aniden Dersim de ordular ve askerler bitivermiş önüne gelen herkesi öldürmüştür."
yolahürmet
22-02-2007, 02:43 AM
levilee arkadaş sen neyden bahsediyorsun ben anlayamadım.Senin nenen nerede hangi tarihta yaşamış.Nenenin kızını Dersimliler mi kaçırıyormuş biraz daha açsan şu demagojik,hiç bir kalıba sığmayan şu laflarını.Nene ne yapmışlar Dersimliler beraber paylaşalım senin o nenenin acılarını hadi biraz daha açarak anlat şu nenenin maceralarını sevgili kardeşim.Kim sizden destek istiyor,siz kimsiniz,konu ne sen neden bahsediyorsun kendi çapındaAnlayalım biz de derdin ne ?
yolahürmet
22-02-2007, 02:45 AM
sevgili polata ağbim benden büyüksünüz yaşınızı yaşmışsınız.Benim yazdıklarım gayet net.Sizden bakın her mesajımda belirtiyorum söyleyiniz Dersimliler ne yapmış,neden-kime isyan etmişler nasıl isyan etmişler kime kurşun sıkmışlar kimin tavuğuna kış demişler lütfen aydınlatın bizi ben de bileyim bilmeyenler bilsinler değil mi sayın can ağbim.Bu derecede bir katliamı gerektiren şu gerekçeleri sununuz artık.
wengesodiri
22-02-2007, 02:55 AM
sn levilee nenelerinizin neler yaşadığını anlatmak istiyorsunuz korkmayın sizin nenelerinizin ve tüm nenelerin yaşadığı acılar acımızdır bundan şüpheniz olmasın...
ama bizerinde neneleri vardır herkesin olduğu gibi....
ve ben kendi adıma her kim olursa olsun acıya maruz kalmışsa karşısındayım....
yolahürmet
22-02-2007, 02:58 AM
http://www.dersim.biz/assets/images/belge1202.jpg
T.C
Dahiliye Vekaleti
Jandarma
Umum Komandanligi
BELGE 3
Ankara
4/6/937
Sayi:15146
Ozu:
Dersim Kiz ve Erkek
Cocuklarinin Yati Mekteplerinde Yetisririlmeleri
Kultur Bakanligina
Bu Gunlerde Dersimde ya pılmağa başlayan İslâhat meyaninda Türk keşafeti olan ve Dersimden oldukça uzak yerlerde kız ve Erkek yati Mekteplerinin de açılması ve bu mekteplerde Dersimden getirilecek olan beş yaşını doldurmus kiz ve Erkekler okutturulup böyütülmesi ve muvezi sarette yetiştirilecek olan bunlar yekdigerile Evlendirilerek Baba ve Analarından mevrus enval ve arazileri içinde birer Türk Yuvası kurmaları temin ve bu suretle Türk Kültürünün Dersimde esaslı bir surette yerleştirilmiş olacağı düşünülmektedir . Çunkü :
Dersim Halki kendilerini Horasandan gelmiş ve Turk olduklarını beyan ederler. Fakat (Kirmanc) denilen ve Fars bozması bir dille konuşan insanlarla fazla temasları neticesi olarak her gün biraz daha ana dil karekterinden uzaklasmislar ve sihi alevilik ve bektasilik bunlar arasinda kolaylıkla da ragbet bulmuştur
Dersimliler Kurt gibi konusan ve fakat henuz onun karekterini hazmetmiyen kendi akideler ile onu yenmege çalişan ve Türk ile Kürt arasında kalmis bir cami'a halindedir . sayeni teessur olan en muhim nokta Dersim anasinin Dersim babasindan evvel kurtlesmeye başlamasıdır. Bunda en muhim saik erkeklerin Civarla temaslari neticesi Türkçeyi öğrenmelerine ragmen. Kadinlarin muhitlerinden bir yere ayrılmamalari yüzünden bir kelime bile Türkçe konuşamamaktadırlar, ve bundan ötürü da çocuklarına Türkçe ogretememekteler.
Binaenâleyn kaninda Turk kanı ekseriyeti olan bu halk kütlesini geriye yani Milli varlıklarına doğru çevirmek için alınacak tedbirler meyaninda ufak çocukların bu gibi leyli mekteplerinde yetiştirilmeleri zaruri ve lüzumlu olduğu Vekâletimizce mutalaa edilmekte olduğundan muktezasina müsaade'i Devletlerini arzelerim ,
Dahiliye Vekili
S.Kaya
yolahürmet
22-02-2007, 03:01 AM
bakın yukarıdaki çok ufak bir belge bunlar çoğaltılabilir.Farklı insan Katliamlarının hepsinin gerekçesi aynıdır : TEK DİL,TEK DİN,TEK IRK kısaca farklı insan tipine tahammülsüzlük yani tek tip insan Müslüman Türk.
faşizmin katliamlarını savunmak insanlıkla bağdaşmasa gerek.
saygılar arz ederim.
levilee
22-02-2007, 03:04 AM
dersimlilerden bahsetmiyorum elbette
dersimliler bizim canımız
dersimli ayağına kürtçülük yapanlardan
eşkiya propagandası yapanlardan bahsediyorum
aleviler kürtlerdende az çekmedi kimse maval okumasın...
polata
22-02-2007, 03:20 AM
sayın polata forumda bu katliamla ilgili çok konu açılmış doğal olarak bir Alevi katliamıdır ve burası da bir Alevi sitesi olduğu için bununla ilgili çok konu ve belge var.Size bunları sunarım.Dediğim gibi yıllık ödevim Dersim katliamıydı bundan dolayı bilgilerim var kaynak sıralarım size burada ama öteki konularada bakınız.Sizin rakamınız kaç sayın polata benim rakamım faraziyse.Kimi neyi savunuyorsunuz.Sürgüne gönderilen çoğu çocuğun kayıtlarının mevcut olduğunu bile bilmeden Dersim Katliamını isyan yapıp katledilenleri de isyancı gösteriyorsunuz.
Ben bir rakam telafuz etmedim sn.yolahürmet. Üstelik farazi bir rakamdır da demedim. Dikkatlice okursanız; "Bu rakam farazilere mi dayanıyor yoksa gerçek rakamlar mı?" diye yazdım.
Beni Dersim katliamını isyan yapıp katledilenleri isyancı göstermekle suçlamışsnız ki, lütfen bu konu hakkında forumda yazdıklarımı bir kez daha gözden geçiriniz.
Acı çekenleri, sürgün edilenleri, öldürenleri bütünü ile isyancı olarak hiç bir ortamda nitelendirmedim. Olayların çıkış noktasında feodal düzenin etkili olduğunu, aşiret yaılanması nedeni ile lider hatalarının masum halka yansıdığını belirtmişimdir her seferinde.
1925 yılındaki Şeyh Sait ayaklanması öncesinde Şeyh Sait'in ve Seyit Rıza'nın görüştüğü bilinmektedir, bu görüşmede Şeyh Sait'in Kürt ayaklanması için destek istediği ancak yemek hazırlığında kesilen hayvan için "Kızılbaşın kestiği yenmez" söylemi nedeni işbirliğinin bozulduğuda ve Şeyh Sait isyanına Dersimdeki Kızılbaş aşiretlerin destek olmadığı da gerçektir.
Bu isyan ve 1925-37 yıllarında Dersimde yaşanan küçük çaplı aşiret odaklı isyanlar nedeni ile Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet yönetiminin bazı konulardaki tutum ve uygulamalarının değişime uğradığıda kesindir.
Dersim ayaklanması önderi olan Seyit Rıza'nın özünde bağlı olduğu Şeyh Hasan ve Şeyh Ahmet ocaklarının kendisini desteklemediğide kesindir. Dersim'in yakınında bulunan ve de Alevi nüfusu azımsanmayacak olam Malatya, Elazığ gibi illerdeki ocak ve Alevilerin bu olaylara karışmadığı gibi etkilenmediği de bir gerçektir. Dersime gönderilen askerlerin sadece Şafi Kürtler oluşmadığı, Alevi ve yakın bölgeden kişilerinde yer aldfığı bir gerçektir.
Hiç kimse yaşananları meşru görmediği gibi yaşananlarda bir isyan yoktur demekte hatadır.
İsyandan dolayı katliam meşrulaştırılmayacağı gibi katliamdan dolayıda isyan meşrulaştırılamaz.
gecmisingolgesi
22-02-2007, 03:23 AM
geçmişingölgesi
bizlerde atadan dededen chpli ve cumhuriyetçiyiz
kullandıgın ifadelere dikkat et istersen
hainler başkaldıracak cumhuriyetçilerde aferin diyecek öylemi
başkaldıran sonuclarına katlanıcak
katlanamıyorsa yemiyorsa hiç bu işe kalkışmayacak
yiğitlik önce başkaldırıp sonra mızıklamak değildir
yiğitlik sonucları ne olursa dik durabilmektir
tabi yiğitlikten bahsediyoruz biz
hainlerde ne arar böyle bir yüce duygu...
kürtler şöyle kürtler böyle
kürtlerin alevilere yaptıklarınıda bir anlat istersen
okuma yazma bilmeyen siyasetle hiçbir ilgisi olmayan
rahmetli nenem neden acaba "kürtten evliya koyma avluya" diyordu
bu söz ırkçı bir sözdür sonuna kadar eyvallah,bu sözü nenemde uydurmadı bizim oraların yaşlıların kullandığı bir söz,peki bu adamlar ırkçılık nedir bilmezken köyünde tarla tapan mal davar uğraşan insanlarken,dernekmiş,siyasi partiymiş solmuş sağmış bilmezken neden böyle bir laf uydurmuslar,durduk yerdemi yoksa onların elinden çektikleri yüzündenmi.....
bak dostum. başkalarının neneleri de ALEVİLER MUM SÖNDÜ OYNUYOR der. Bu söz ne kadar aşağılık ve çirkin ise, senin ninenin sözü de o kadar aşağılık ve çirkindir. Çirkin sözler sahibine aittir. Hiçbir millet, ırk, yada topluluk böylesi genellemeleri haketmez. Dersim Katliamı hakkında birazcık tarihsel belge okursanız sevinirm. Ezber bilgilerle cumhuriyet bekçiliği yapılmaz. Katliamları savunuyorsunuz güzel size yakışmış. Kürtler ne yapmışsa Alevilere, bin beterini 84 yıldır Türkler yapıyor. Neden demiyorsun TÜRKTEN EVLİYA KOYMA AVLUYA...?
Böyle yağma yok kardeşim. İnsan gibi bakmak, insan gibi düşünmek. Kürt düşmanlığı da nedir anlamadım bu sizdeki. Alevilik bir milli kimlik değildir. Türkiye'de milyonlarca Kürt Alevisi vardır. Alevilere kıyan zihniyet sünni-gerici zihniyettir ve ona bu kıyım emrini veren onu yönlendiren teşvik eden ve eylemi sonrası ödüllendiren de TÜRK İKTİDARDIR.
Hadi bunu cevapla arkadaşım. Olayı böyle tartışamayız. Bu katliamlar rejim meselesidir.
TEK DİL, TEK DİN, TEK IRK ...
Herşey bu sloganda saklı. Ve bu slogan cumhuriyet rejiminin sloganıdır valla kusura bakma. Senin hatırın için bu gerçeği yok sayamayacağım.
Yapılan katliamlar kıyımlar hiç gözünüze görünmüyor. Başkaldıranın başı kesilir ha... Yazık diyorum.
HAKKINI ARAMAYAN, HAKKIYLA BİRLİKTE ŞEREFİNİ DE KAYBEDER... Hz. Ali...
ERNESTO KAHRAMAN, KÜBA HALKI KAHRAMAN, VİETNAM HALKI, GÜNEY AFRİKA HALKI NELSON MANDELA KAHRAMAN, ama DERSİM HALKI TERÖRİST...
Bu neyaman çelişki Allah'ım. Bizlere akıl fikir ihsan eyle...
Bulgaristan'daki, Kıbrıs'taki, Nahçıvan'daki Türklerin müslümanların hakkını savunmakta tereddüt etmeyenler, iş Kürtlere ve Alevilere gelince birden faşizan bir söylemle tavır alıyorlar. Bu ne ikiyüzlülüktür yarabbi. Sen bu kullarına hidayet ver yarabbi...
wengesodiri
22-02-2007, 03:27 AM
1925 yılındaki Şeyh Sait ayaklanması öncesinde Şeyh Sait'in ve Seyit Rıza'nın görüştüğü bilinmektedir, bu görüşmede Şeyh Sait'in Kürt ayaklanması için destek istediği ancak yemek hazırlığında kesilen hayvan için "Kızılbaşın kestiği yenmez" söylemi nedeni işbirliğinin bozulduğuda ve Şeyh Sait isyanına Dersimdeki Kızılbaş aşiretlerin destek olmadığı da gerçektir.
sn polata abim bu konuda size katılmamaktayım..
bu söylencenin bir belgesi varmı
seyit rıza ve şeyh saitin hiç zaman yan yana gelmemiştir.
belge ise bu kitabı bulabilirseniz sevinirim; hıdır göktaş "KÜRTLER-İSYANI TENKİL"
gecmisingolgesi
22-02-2007, 03:31 AM
1925 yılındaki Şeyh Sait ayaklanması öncesinde Şeyh Sait'in ve Seyit Rıza'nın görüştüğü bilinmektedir, bu görüşmede Şeyh Sait'in Kürt ayaklanması için destek istediği ancak yemek hazırlığında kesilen hayvan için "Kızılbaşın kestiği yenmez" söylemi nedeni işbirliğinin bozulduğuda ve Şeyh Sait isyanına Dersimdeki Kızılbaş aşiretlerin destek olmadığı da gerçektir.
Bak Polata arkadaş,
Şeyh Sait ile Seyid Rıza arasında Şeyh Sait isyanı sırasında böylesi bir görüşme olmamıştır.
Şeyh Sait ve Seyid Rıza, çok önceden beri AZADİ örgütünde, Kürt ulusal talepleri için ortak tavır geliştiren bir cephede aynı safta yeralmışlardır. Dersim'e gittiği falan bunlar uydurmadır. Söylentidir. Kürt halkını kendi içinde parçalayarak muhalif yapıyı zayıflatmaya dönük bir iftiradır.
Şeyh Sait, öyle hafife alınacak yobaz-gerici bir önder değildir. Şeyh Sait İsyanı Lozan'da ihanete uğrayan Kürtlerin bir tepkisidir.
Seyid Rıza'nın, uluslararası cemiyetlere gönderdiği yazıları okursan göreceksin ki, Seyid Rıza da Kürt ulusunun çıkarlarını savunan bir liderdir.
Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası... Okumanızı öneririm.
Şeyh Sait'in, 'Kızılbaşların kestiğini yemem' dediği de yalan, Dersim'e gidip destek istediği de.
Zaten Şeyh Sait ayaklanması aleacele çıkan bir ayaklanmadır ve Dersim Bölgesi ile iletişim kuramamıştır.
Dersim Mebusu Diyap Ağa, Dersim aşiretlerinin isyana katılmaması yönünde uyarıda bulunmuştur ve bu dostane(!) tavrına rağmen, M.Kemal tarafından güzelce ödüllendirilmiş(!)tir...
Lütfen tarih bilmeden konuşmayınız.
Kulaktan dolma bilgilerle, katılırsınız ya da katılmazsınız, inandığı doğrular uğruna canlarını ortaya koymuş insanların arkasından iftiralar atmayınız.
O iftiraların büyükleri, Alevilerin başında ve o çok savunduğunuz cumhuriyet rejimi, gericiliği yobazlığı silmemiş aksine güçlendirmiştir ve o gericiliği, askeri-bürokratik işbirliği ile daha da etkin ve bölge halkı üzerinde baskın güç haline getirmiştir.
Lütfen..
GERÇEKLER KANIYOR...
HAKKINIZ YOK BUNA...
EL İNSAF...
gecmisingolgesi
22-02-2007, 03:34 AM
Dersim Katliami Kürt Alevilere Yönelen Bir Katliamdir. Ve Seyid Riza Aleviliğin Olduğu Kadar Kürt Sorununun Da Temsilcisidir.
Tekrarliyorum, Uluslararasi Cemiyetlere Gönderdiği Mektuplari Lütfen Araştirip Okuyun. Seyid Riza Tüm Mektuplarinda Kürdistan Coğrafyasindaki Zulme Ve Kürt Sorununa Dikkat çekmektedir.
levilee
22-02-2007, 03:36 AM
bu faşizm değildir arkadaş
çıplak gerçektir
cehalet,geri kalmış töreler,çağa ayak uyduramamış zihniyet
hepsini bünyesinde topluyor bir de insanlara demokrasi dersi veriyorsa bazıları gereken cevabıda alır
nenem kimmiş ne zaman yaşamış m.ö. marsta yaşamışmı diyeyim
kurtuluş savaşı yıllarında 9-10 yaşlarında bir kızçocugu
köylerinin kürt eşkiyalar tarafından basıldığını anlatıyordu kadın
"kürtten evliya koyma avluya lafı" ıırkçı bir söylemle değil
yaşadıklarının bakiyesi olarak söylenmiştir
ırkla mırkla ne işi olur o insanların ama yaşadıklarını iyi biliyorlardı
anlatılan şeyler çokda burda gündeme getirmeye gerek yok
kimseye düşman değiliz kürt,türk,çingene,arnavut,çerkez,sunni,şii,hristiy an,ermeni
kimseye düşman değiliz
atalarının yaptıklarının hesabını torunlarından soracak da değiliz
çünkü aşiret zihniyetli değiliz
yeterki birileri bunu kaşımasın
kaşırlarsa,damarımıza basarlarsa sonuclarına katlanırızda katlandırırızda...
levilee
22-02-2007, 03:48 AM
bu adamların alevilikle alakası yok
bunların dertleri gücü sinsi sinsi insanları birbirine kışkırtmak
kardeşlik diye diye kardeşliği demokrasi diye diye demokrasiyi
sosyalizm diye diye sosyalizmi kirlettiler
ağızlarını aldıkları kelimeyi kirletiyorlar
alevilik gibi medeni insani bir inancı
aşiret düşüncesine kurban edemezsiniz
medeni unsurlar gayri medeni unsurların kuyrugu olmazlar
yel kayadan alsa alsa toz alır....
gecmisingolgesi
22-02-2007, 03:50 AM
Bahsedilen yer bal gibi Dersim'dir. Katliam sonrasında Dersim parçalanmıştır. Kala kala Tunceli kalmıştır. Diğer yöreler, çevre illere bağlanmıştır. Affınıza sığınarak yani...
hınıslı
22-02-2007, 03:57 AM
PTT özelleştirmesine karşı çıkıldığı bir dönemdi Çok acil halletmem gereken bir işim vardı PTT memuru zorluk üstüne zorluk çıkartmaya başlayınca artık Dayanılmazlığın eşiğine gelen sinirlerim birden boşalmış bangır bangır bağırmaya başlamıştım ve işim 5 dk da yapılmışdı ama ben yine özelleştirmeye karşı çıkmaya devam etmiş hala da devam etmekteyim..
Ya özelleştirmenin özünü bilmeyen vatandaş ne yapsın...Ya burada yeterbe her yerde Kürt kürt kürt hiçmi başkaları yoktu hiçmi lazı çerkezi türkü yoktu dedimi ne yapacaksınız...Evet bazı canlar birilerinin etkisinde kalmış Türkleri Öteliyorsunuz farkında olmadan kendi içinizden rakipler çıkartıyorsunuz..Tartışma çengel sakızı gibi uzadıkça uzadı bir başa bir sona gelip gidiyor hepinizin yolu açık olsun...
Ne guzel anlatmisisn olanlari musadenle renklendirdim
wengesodiri
22-02-2007, 04:01 AM
tarih çok karmaşık bir yapıdır...
sizlerde bilmektesinizki tarih yazanlar vardır ama nasıl yazılmıştır ses yoktur.
ve bu tarih yazanlar genelde kendi gördükleriyle veya görmek istedikleriyle tarihi yazarlar..
ve tarih günümüze kadar devletler açısından devletlerin istediği şekilde gelmiştir..
ve öyle devam eder..
bir slogan vardır" her devlet teröristtir" sözü..
bu söze inanmaktayım her devlet kendine itiraz eden muhalif olan herkesi öldürmüşütür sürgün etmiştir hapislere atmıştır...
ve bir nevi her devlet ezendir..
ezilenler ise tarih hiç bir zaman yazmamaışlardır..çünkü onların tarihi yazacak devleti olammkışki onlar tarih yazam niyetinde değillerki onlar ezilmemek mücadelesi verenlerdir.
onlar yok olmamak, dilini, kültürünü, inancının yok olmaması için çabalayanlardır..
bu ezilenler çoğaltılır..amerikanın katlettiği kızılderililer, ingilizlerin sömürmek için irlandırılara yaptıkları, fransızların cezayirlere yaptıkları, osamanlının genelde inançdan dolayı yaptığı alevi katliamları, almanların yahudilere yaptıkları, osmanlının ermenilere yaptıkları ve tc nin kürtlere yaptıkları..
ama bunlar ezenlerin tarihinde asla katliam olarak gösterilmez...
hangi tarih kitabında osmanlıların yaptığı alevi katliamları yazar,hangi tarih kitabında amerikalıların ,ingilizlerin,fransızların yaptıkları anlatılır kendi tarihlerinde..
türkiye tarihindetarih kitablarında neler öğreniyoruz ilköğterimden ortaöğretim sona kadar.
tarih bir madalyonada benzetebiliriz ön tarafı ezene ait arka tarfı ise ezilene ait..
bize ilk görünen hep ön tarafı değilmidir madalyonun ve madalyonun ön tarafı daha çekici ve kabul görülmezmi..
tarihe madalyonları önce görmeyerek kendi mantığımızla görelim..
dersim konusuna gelince dersim tarihi çok iyi bilmek gerekir..MÖ 5000 yıllık bir tarihten bahsedilmektedir.
geçmişini nerden geldiğini içinde yaşayan ırkları inançları kültürleri devletlerle olan ilişkilerini bilmek gerekir..
osmanlı zamanındaki dersimide çok iyi bilmek gerekir...
dersim ve osamnlı ilişkilerine..
dersim osmanlı zamanında özerktir..
tc de ile dersim ilişksi hakkında bilgi yoktur ama..
sadece tc nin dersim soykırımını yaptığı tarihle adı anılıyor ondan önceki bir tarih yok net olarak..
bunlardan önce tc nin kuruluşundan itibaren izlenen siyasi politikayı çok iyi bilmek gerekir..
devletin resmi politikası tek dil tek din tek ırktır..
buna diyeceksiniz nerde kanıtlarınız lütfen bana söylermisiniz peki; türk ocakları neden doğu ve g.doğuda kurulmuştur ve güneş dil teorisi nedir.
peki atatürkün kürtlere vermiş olduğu kurtuluş savaşı yıllarındaki özerklik hakkı neden sonradan gözden kayboluyor..
onun için şunu demekteyim öncelikle tc kuruluşundan sonra izlenen politikaları çok iyi bilmek gerevkir ondan sonra konuşmak gerekir...
dersim isyanı denilmesinde hem fikir değilim..
durduk yere isyan çıkmaz öncelikle eğer isyansa tabi..
ona bakarsanız osmanlının yaptığı alevi katliamlarınada çok güzel sebepler bulmaktadır o zaman osmanlı katliam yapmamıştır anadoludaki aleviler safevi devletinin tarafını tutmasaydı osmanlı bir şey yapmazdı.
böyle düz mantıkla her şeyi düşünebiliriz..
peki dersimliler neden tc kuruluşundan 12-13 yıl sonra isyan çıkarmışlardır neden başta isyan çıkmamış neden bu kadar yıl beklemişler ..yoksa tc mi beklemiştir bu süre içinde..
1923-1935 yılları arasında dersimde hayat hakkında bilgi verebilirmisiniz..
insanların yaşamları hakkında ilişkileri v.b.
onun için dersim katliamını devlet planlamıştır ve uygulamıştır..
not: tc yazdığım için kimse kızmasın kısaltma macıyla.
levilee
22-02-2007, 04:07 AM
hınıslı can haklısın dediğin noktaya götürüyorlar bıktırdılar artık
ver kurtul dedirtiyorlar adama ver ya al git kardeşim topragını
tasını taragını
çek sınırını ne sen beni gör ne ben seni göreyim
gidin ordada birbirinizi yersiniz zaten bu zihniyetle...
gecmisingolgesi
22-02-2007, 04:12 AM
vay be attımı mangalda kül bırakmıyorlar
bak sen
sen türk oğlu türksün ya mutlaka senin ataların bu saydıklarını yapmışlardır
genetik olarak sanada sirayet etmiş,
ben hiç üstüme alınmıyorum
benim atalarım türkmen oğlu türkmen
ne bir kimseyi öldürdüler
ne bir kimsenin köyünü basıp ırzına geçtiler,zavallıların malına mülküne kondular
yağma kültüründen gelmiyoruz bin şükür
biz saf türkmen çocukları olarak bu memleketi karşılıksız sevdik
vatana sövüp inşaat,sanat,içki,uyuşturucu sektöründen milyon dolarlar götürüp vatanımıza sövmedik,arkamızda aşiretimiz var diye güvenip meclislere girip halkımızı satmadık
itlerimizde haram yemedi bizlerde yemedik
katranı kaynatsanda olmuyormuş şeker gölgesi geçmişin
cinsde cinsine çeker derler
cinsimizde utanacak hiçbirşey yok çok şükür
gurur duyuyorum mensup oldugum aileyle o ailenin ait oldugu alevi toplumla
sizler hesaba çekin dedelerinizi
dede koruk yerse torunun dişleri kamaşırmış
koruk yemediler çok şükür dişlerimizde gayet rahat
sahi senin dişin neden kamaşıyor....
tamam. utanman gereken bir durumun yok. Geldiğin köklere geçmişine saygım var. Ama saydığım olayları, katliamları yok ya da geçersiz kılmıyor söylediklerin. Elbette, Türkler, ülkedeki diğer tüm kesimlere elini uzatmalıdır. Bu adaletsizliğe, kıyıma, inkara karşı durmalıdır. Ve ülkemizde hesaplaşılması utanılması gereken olaylar olmuştur. Dedelerimizi biz çekemesek, tarih çekecek hesaba. Ama önce çekilecek bir hesabın olduğunu lütfen kabul ediniz. Kaytarmayınız. Sizin utanılacak bir soyunuz yok doğrudur. Ben de utanmıyorum. Benim dedelerim de tüm bu katliamlarda sürgüne katliama uğrayanlara tardım etmişler. Ama senin ya da benim dedelerimin tavrı, tüm bu acıların yaşanmasını engellememiş, çünkü bir devlet politikası uygulanmış ve yüzleşilmesi gereken de işte bu devlet politikasıdır.
Gururunuzu incitmek istemem, haddime değil. Ama lütfen çöple samanı karıştırmayalım. Ve kendimize kaytaracak boşluk bulmaya kalkmayalım.
Kabul ediyorsun yani, zulüm düzeninin bu güzelim coğrafyayı kana buladığını.
Unutma, milyonlarca Kürt Alevi var bu ülkede. Ve Alevileri kıyanlar, sünni-gerici ittifak ve onun ardındaki devlet örgütlenmesidir. Devlet olmasaydı arkalarında, hesabı sorulurdu.
Saygılarımla...
wengesodiri
22-02-2007, 04:14 AM
PTT özelleştirmesine karşı çıkıldığı bir dönemdi Çok acil halletmem gereken bir işim vardı PTT memuru zorluk üstüne zorluk çıkartmaya başlayınca artık Dayanılmazlığın eşiğine gelen sinirlerim birden boşalmış bangır bangır bağırmaya başlamıştım ve işim 5 dk da yapılmışdı ama ben yine özelleştirmeye karşı çıkmaya devam etmiş hala da devam etmekteyim..
Ya özelleştirmenin özünü bilmeyen vatandaş ne yapsın...Ya burada yeterbe her yerde Kürt kürt kürt hiçmi başkaları yoktu hiçmi lazı çerkezi türkü yoktu dedimi ne yapacaksınız...Evet bazı canlar birilerinin etkisinde kalmış Türkleri Öteliyorsunuz farkında olmadan kendi içinizden rakipler çıkartıyorsunuz..Tartışma çengel sakızı gibi uzadıkça uzadı bir başa bir sona gelip gidiyor hepinizin yolu açık olsun...
hınıslı abim kimsenin alıp kürtlere övüp birilerini suçlama niyeti yoktur..
dersim katliamı bir devlet politikasıdır..dersimde kürt-zaza alevilerin çoğunluk olması bir gerçek..
devlet politikalrı malesef çorumda türklrt içinde sivasta türkler içnde malaytada hem türk hem kürt aleviler içinde gazi yine öyle yani yapılan katliamların şuna buna yapılması tatrtışması değil..
konumuz gereği kürtlerin konuşulması normaldir nüfus olarak dersim kürt nüfusu çoğunluk..
eğer isterseniz türk alevi ve sunnisine yapılan katliamlarıda konuşalım..
onla ilgili konularda çaılsın..
kendi adıma tabi inanmak isteyene: hiç bir zaman ırk ve millet ayrımı yapmadım ve yapmam bu yaşıma kadar..
ezilen acı yaşayan her halkın yanındayımdır...
gecmisingolgesi
22-02-2007, 04:15 AM
PTT özelleştirmesine karşı çıkıldığı bir dönemdi Çok acil halletmem gereken bir işim vardı PTT memuru zorluk üstüne zorluk çıkartmaya başlayınca artık Dayanılmazlığın eşiğine gelen sinirlerim birden boşalmış bangır bangır bağırmaya başlamıştım ve işim 5 dk da yapılmışdı ama ben yine özelleştirmeye karşı çıkmaya devam etmiş hala da devam etmekteyim..
Ya özelleştirmenin özünü bilmeyen vatandaş ne yapsın...Ya burada yeterbe her yerde Kürt kürt kürt hiçmi başkaları yoktu hiçmi lazı çerkezi türkü yoktu dedimi ne yapacaksınız...Evet bazı canlar birilerinin etkisinde kalmış Türkleri Öteliyorsunuz farkında olmadan kendi içinizden rakipler çıkartıyorsunuz..Tartışma çengel sakızı gibi uzadıkça uzadı bir başa bir sona gelip gidiyor hepinizin yolu açık olsun...
dikkat ederseniz konu başlığımız DERSİM. Elbette Kürt Kürt Kürt Alevi Alevi Alevi Dersim Dersim Dersim diyeceğiz. BAşka bir başlıkta diğer kıyımları konuşuruz. Herkes acı çekti. Hatta sünni Türkler bile. Her konu kendi özelinde tartışılmalıdır. Topic, Dersim Katliamı, içeriğinde mecburen, Kürtler, Aleviler, Zazalar ve Dersim olacaktır. Kimse kusura bakmasın.
Turkuz
22-02-2007, 04:20 AM
ya bu dersim isi tam sakiz oldu,ermenileri gectiler,ermeniler bile bu kadar bagirip cagirmiyor,aglamiyor.gecenlerde bir forumda bir dersimli(yada oyle gecine biri)biz ermenilerin dostuyuz,biz ermenileri koruduk,kurtardik soylemlerini okumusdum,simdi ayni bu ermeni iddialari gibi dersimli iddialarini gorunce insanin bir dusunesi geliyor.
bu kurtluk turkluk isi artik tamiri edilmez bir sekle girdi,burda bile her gun dinsel inancin otesinde milliyetci anlamda tartismalar acilmakda(mazlum dersim halkinin fasist turk hukumet gucleri tarafindan katledilisi gibi).
ne halk ama,catli icin kahraman diyen bir partiden milletvekili cikardiginda gecmisi unutan bir halk,aslinda halk tabiri kulllanipdaa herkesi ayni kefeye koymak istemiyorum ama kelime bulmakda bazen zorluk cekiyorum.
ya bence yol yakinken,Turkiyenin gelecegi tekrar konusulsun,nasil yunanlilarla nufus mubadelesi yapildi,guneydogu ve batida yasayan kurtler ve turklerle de oyle bir nufus mubadelesi olsun,ben turkiyenin yugoslavyaya gidisini goruyorum,gazete mansetleri,forumlar hep boyle,yol yakinken birbirimizi kirmadan,uzmeden ayrilmak en iyisi,o zaman turkler kendi tarihlerini cocuklarini okuttururlar,kurtlerde dersim tarihini kendi cocuklarina kurdistanda okuttururlar.cekoslavakya en iyi ornek,boyle bir ayrilma en iyisi.
levilee
22-02-2007, 04:22 AM
devletin politikaları dört dörtlüktür,her şey mükemmeldir diye bir şey söyleyen olmadı arkadaşım
ama sorunlara iki tip yaklasım vardır
bu benim sorunum kardeşçe,kışkırtmadan çözmeliyim dersin
ya da elini ovuşturup işte sorun kaşıyalım büyütelim yıkalım diye yaklaşırsın
işte bu ikinci yaklaşım sizinki oluyor ve buna bizden destek bulamazsınız
mustafa kemal atatürk hata yapmamıştır demiyoruz
onu tanrılaştırmıyoruz
ama biz onun kaniçici bir zalim oldugunuda kimseye söyletmeyiz kusura bakma
ne mutlu bizeki hatasıyla sevabıyla mustafa kemaller çıkıyor içimizden
abdullah öcalanlar,şeyh saitler değil....
hayatta en hakiki mürşit ilimdir diyen bir mustafa kemal ki evlerimizde resmi başköşede hz.ali ve hacı bektaşla beraber
bunlara kimseye laf ettirmeyiz edenide dost bilmeyiz...
polata
22-02-2007, 04:23 AM
tarih çok karmaşık bir yapıdır...
sizlerde bilmektesinizki tarih yazanlar vardır ama nasıl yazılmıştır ses yoktur.
ve bu tarih yazanlar genelde kendi gördükleriyle veya görmek istedikleriyle tarihi yazarlar..
ve tarih günümüze kadar devletler açısından devletlerin istediği şekilde gelmiştir..
ve öyle devam eder..
bir slogan vardır" her devlet teröristtir" sözü..
bu söze inanmaktayım her devlet kendine itiraz eden muhalif olan herkesi öldürmüşütür sürgün etmiştir hapislere atmıştır...
ve bir nevi her devlet ezendir.. doğrudur bu teziniz/düşünceniz.
devletin resmi politikası tek dil tek din tek ırktır..
buna diyeceksiniz nerde kanıtlarınız lütfen bana söylermisiniz peki; türk ocakları neden doğu ve g.doğuda kurulmuştur ve güneş dil teorisi nedir.
peki atatürkün kürtlere vermiş olduğu kurtuluş savaşı yıllarındaki özerklik hakkı neden sonradan gözden kayboluyor..
onun için şunu demekteyim öncelikle tc kuruluşundan sonra izlenen politikaları çok iyi bilmek gerevkir ondan sonra konuşmak gerekir... 1921, 1925 isyanlarının etkisi olabilir mi acaba?
peki dersimliler neden tc kuruluşundan 12-13 yıl sonra isyan çıkarmışlardır neden başta isyan çıkmamış neden bu kadar yıl beklemişler ..yoksa tc mi beklemiştir bu süre içinde..
1923-1935 yılları arasında dersimde hayat hakkında bilgi verebilirmisiniz..
insanların yaşamları hakkında ilişkileri v.b. 1921-1397 yıllartı arasında Dersim de kaç isyan çıkmıştır?
Anadolunun Dersim dışındaki hayat Dersim'dekinden daha rahat, insanlar daha mutlu, sosyal ve ekonomik zorluklar yok mudur?
onun için dersim katliamını devlet planlamıştır ve uygulamıştır.. Devlet planlamış bir gece aniden asker köylere gelmiş insanları öldürmüş. Hiç Dersim aşiretlerinin, ağalarının, köy sahiplerinin, feodal yapının etkisi olmamıştır. Hatta onlar önce devlet ile işbirliği yapmış sonra ihanet ve isyancılıkla suçlanıp asılmışlardır.
tarih bir madalyonada benzetebiliriz ön tarafı ezene ait arka tarfı ise ezilene ait..
bize ilk görünen hep ön tarafı değilmidir madalyonun ve madalyonun ön tarafı daha çekici ve kabul görülmezmi..
tarihe madalyonları önce görmeyerek kendi mantığımızla görelim.. Ne tek resmi tarih yani madolyonun ön yüzü nede sadece gayri resmi tarih yani madalyonun öteki yüzünü salt değerlendirmek gerekir. Her iki yüzde kendi çıkarları doğrultusunda konuya bakar tarihi yazar. O nedenledir ki resmi tarih isyanı vurgular katliamı, acıyı, sürgünü yok sayar, o nedenledir ki gayri resmi tarih isyanı görmezden gelip devlet planladı bir gece geldi insanları kesti der.
hınıslı
22-02-2007, 04:30 AM
dikkat ederseniz konu başlığımız DERSİM. Elbette Kürt Kürt Kürt Alevi Alevi Alevi Dersim Dersim Dersim diyeceğiz. BAşka bir başlıkta diğer kıyımları konuşuruz. Herkes acı çekti. Hatta sünni Türkler bile. Her konu kendi özelinde tartışılmalıdır. Topic, Dersim Katliamı, içeriğinde mecburen, Kürtler, Aleviler, Zazalar ve Dersim olacaktır. Kimse kusura bakmasın.
Sevgili can dikkat edersen bu konuyu 9 sayfaya kadar ben götürmüşüm lakin artık konu hep aynı şeylerin tekrarıdır...
Tabiki mesele Dersim ama lütfen dikkat Sadece bu konunun çok kereler tekrarı onanmaz tepkileşime doğru götürüyor...
hınıslı
22-02-2007, 04:36 AM
hınıslı can haklısın dediğin noktaya götürüyorlar bıktırdılar artık
ver kurtul dedirtiyorlar adama ver ya al git kardeşim topragını
tasını taragını
çek sınırını ne sen beni gör ne ben seni göreyim
gidin ordada birbirinizi yersiniz zaten bu zihniyetle...
Doğru değil dediğin bin yıldır aynı yerlerde aynı göz yaşını döken biz bu toprağın insanı bir dargın bir barışıkda olsa birlikte yaşıyoruz, Birlikte yaşamaya devamda edeceğiz benim Karşı dairemdeki komşum kürt vermem onu kimseye....
gecmisingolgesi
22-02-2007, 06:33 AM
ne mutlu bizeki hatasıyla sevabıyla mustafa kemaller çıkıyor içimizden
abdullah öcalanlar,şeyh saitler değil....
..
demişsin dostum ama Kürtlere ayıp etmişsin.
Abdullah Çatlılar, Mehmet Ali Ağcalar, Oral Çelikler, Haluk Kırcıları da çıkardık biz Türkler. Lütfen böylesi kasıtlı cümlelerle içinizdeki kinin nitel olduğu imajı doğuyor.
Yılmaz Güneyler, Ahmed Arifler, Yaşar Kemaller çıkarmıştır Kürt Halkı.
İşbirlikçi hainlerin, mafya babalarının Kürtlük diye bir derdi yoktur. Onlar zalim iktidarla çıkarlarını örtüştüren kemiksiz insanlardır. Ve Türkiye'de bu ayıbın kaynağı yine mevcut iktidar örgütlenmesidir. Bu iktidar da kendine TÜRK demektedir. Mafyalaşma, çeteleşeme, hortumculuk ve nicesi bu kendine TÜRK diyen devlet örgütlenmesinin ürünüdür.
Olay M. Kemal ile bitmiyor. Kusura bakma ama Cumhuriyet, Kürtlerin verdiği destek sayesinde kuruldu. Bunu hiç kimse inkar edemez. Cumhuriyet devrimine karşı TBMM ye karşı en büyük isyanlar, Batı illerinde çıkmıştır. Ve esasen Kurtuluş Savaşı, bu isyanların bastırılması ile geçmiştir çoğunlukla. Cumhuriyet öncesi, Urfa'da Milli aşireti, Sivas'ta Koçgiri aşireti ayaklanmıştır. O Kürt isyanlarını da Kürtler kendileri bastırmıştır.
Lütfen, cumhuriyetin çok kimlikli yapısını görmezden gelmeyelim. Cumhuriyet, Türklerin eseri değildir sadece. Birçok etnik unsur bu ülkenin kuruluşunun yapı taşını oluşturmuştur. Ama Lozan sonrasında özellikle 2. TBMM ile birlikte, tüm farklı yapılar, öyle yada böyle ülke idaresinden tasfiye edilmiş, TEK DİL TEK DİN TEK IRK a dayalı bir sistem oturtulmaya çalışılmıştır.
Yok siz, bu tektipleşmeye direnmeyi yanlış görüyorsanız, Alevi kimliğinizi kabullenmeyen bu devlet örgütlenmesine karşı neden hala ALEVİolduğnuzu iddia ediyorsunuz. Siz de başkaldıran hain(!)lere karışmayın. Boyun eğin. Madem doğru idi bu yapılanlar, bırakın Alevi kimliğinizi sünni olun. Çünkü Diyanet kurulduğu andan itibaren, dedelik, pirlik makamı yasaklanmış ve Alevilerin ibadeti kesinlikle batıl sayılmıştır.
FİKRET BAŞKAYA PARADİGMANIN İFLASI... Bu kitabı herkese öneriyorum. En azından farklı bir gözle bakma şansı yakalarsınız olaylara...
hınıslı
22-02-2007, 08:44 AM
Bir yazımda Dedim Kökenim Türk lakin Türk olmadan evvel insandım halada önce insan sözü Birincil ilkemdir kendimi Türk Kürt hissetmek gibi bir alt kimlik arayışım yok...
Bu ülkede Türkler yaşamadımı Benim Alevi Dedemin Alevi Amcasını Erzurum Hasankalede Ermeniler öldürmedimi...
Bunu biz deyince Türkçülük yapma Dersimde kırılan onca alevinin içinde hiç mi Türk yoktu...
Bu bir çıkar savaşıdır millet milliyet önemli değildi ya benden olup yaşarsın ya kendin olur yaşamassın demekten başka bir şey değildi...
Kimi Cumhuriyet dedi yaşadı kimi benim kimliğim veya ben dedi katledildi..
Ama unutulmasınki Ölenlerin içinde Alevi zazada vardı Alevi Türkde vardı İtirafdaki askerde Şafi kürdüydü...
Bunların tamamını geçip o günleri kaşımak yerine Biz barışsever Aleviler bunu nasıl tedavi ederizin yerine içimize atılan bu kin tohumlarından bir an evvel kurtulup O günleri yas günü ilan edip "öle öle çoğaldık" deyip büyük bir uygarlık hamlesi ile açılım yapmak dururuken bu meseleyi kaşımak bu coğrafyaya barış değil kan taşır oda kandan beslenenlere vitamin olur...
Kaşıyın bakalım kabuk bağlamış yaraları kanatın...
Aklınız sıra Bu Yeni yeni kendi kimliğini bulan artık yeter deme safhasına gelen Alevileri kendinize melhem edin bunu başarmanız oldukça zor.....
Sanırım bundan sonra Alevilerin "Bazılarınız Etnik kinci, intikamcı, uslanmaz, onulmaz, hayallerinize artık alet olamıyacağına çok üzülecektir"....
manifesto
22-02-2007, 09:02 AM
hınıslı : Kaşıyın bakalım kabuk bağlamış yaraları kanatın
:) Yara kaşımak oldu demek şimdi..
Sivas maraş gazi olaylarını kaşımak bağlayan kabuğu tekrar ve tekrar kez kaldırmaK size HAZ veriyordu oysa ki..
Yara başkasının olunca kaşıma/kaldırma.. elleme ne işin var orada..
Şunu unutmamak gerek ki
GERÇEĞİN ,ENİNDE SONUNDA ORTAYA ÇIKMAK, GİBİ KÖTÜ BİR HUYU VAR..
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 09:04 AM
http://img259.imageshack.us/img259/9605/dersim38gh0.png (http://imageshack.us)
neyin Kanitiymis bu anlayamadim.
Oylesine bir yanli bir kanit ki ben sahsen sizin gozluklerinizi takmis olmadigimdan bir sey gorememekteyim. Buyrun siz gorduklerinizi bana anlatin da goremedikolerimiz goreyim dostlar. neyin kanitiymis bu.
manifesto
22-02-2007, 09:14 AM
neyin Kanitiymis bu anlayamadim.
Oylesine bir yanli bir kanit ki ben sahsen sizin gozluklerinizi takmis olmadigimdan bir sey gorememekteyim
Abi neyi görmek yada görmemek istediğinize bağlı
BANA SANKİ ATATÜRK'ÜN DERSİMDE KATLİAM VE SÜRGÜNE VARAN OPERASYONU YÖNETEN KİŞİYE VERMİŞ OLDUĞU MADALYA GİBİ GELDİ..
Yada resmin anlatmak istediği o.. kime verilmiş..ne zaman verilmiş.. sadece FAKE mi işin o kısmını bilemem..
Kadir Hoca
22-02-2007, 09:16 AM
Dersim isyanı ve bu isyanın bastırılmasında yaşanan katliam konusu açıldığında yazılanlar genelde üç aşağı beş yukarı aynı. Karşılıklı olarak anlamsız bir söz kalabalığına takılıp kalıyoruz.
1- Ne burada nede başka bir yerde hiç bir Alevi Dersimde yaşanan olaylar katliam sayılmayacak boyutta değildir
2- Yaşanan olaylar acı değildir
3- Yapılanlar bütünü ile doğrudur türünden bir görüş ileri sürmemiş ve sürmezde.
Ancak bu konuda ki diğer husus da kendisi veya kökeni Dersimli olan ya da kendisini makrsizme adayan sosyalist-devrimci kabul edilenlerce göz ardı edilmektedir.
Dersimde 1937 yılında yaşananların çıkış noktasında isyan bulunmaktadır.
İsyan'ı yok saymak veya göz ardı etmekte tarihi ve isyanları yanıltmak olur ki bundan da benzer şekilde diğer Aleviler hicap duyar.
Özür dileme talebi konusuna gelince, kimden ne için özür dilememiz gerekir? Yaşanan acı olayları katliam olarak adlandırıp bizler özür dileyelim peki isyandan ötürü özür dilenecek mi?
Menemen olayları acaba etnik bir temele mi yoksa dinsel bir temele mi dayanmaktadır.
Dersimde 1920-1937 yılları arasında kaç isyan olmuştur, bu isyanlarda katliam yaşanmış mıdır, bu isyanlara aşiretlerin katılımı ve desteği 1937 yılındaki ile aynı mıdır? Bunları göz ardı neden ediyoruz, incelemiyoruz?
Neden Şafi Kürtlerin ayaklanması olan1925 Şeyh Sait isyanından ve bu isyan öncesi ile isyanın bastırılmasındaki Zaza-Kürt Kızılbaş topluluğunun ve en önemlisi Seyit Rıza'nın tutumunu incelemiyoruz?
Sonuç olarak 1937 Dersim de yaşananları özetlemek gerekir ise;
Dersim de genç Cumhuriyete karşı Kızılbaş Zaza-Kürt toplumunca aşiretlere dayalı feodal düzenin önderliğinde bir isyan gerçekleşmiştir.
Bu isyanın bastırılmasında kullanılan yöntem ağır, acı ve kanlı olup yaşananlar katliam olarak adlandırılabilir.
1937 Dersimde yaşananlar bu iki nedenden ötürü tek başına katliam veya daha ileri gidilerek soykırım olarak adlandırılamaz. Olsa olsa Dersim isyanı-katliamı olarak adlandırılabilir.
Nasıl ki Zaza-Kürt olan Alevilerce getirilen katliam göz ardı edilemez ise Zaza-Kürt olmayan Alevilerce dile getirilen isyan durumuda göz ardı edilemez.
İsyanı bastırmakta kullanılan sert ve bir nevi katliam sayılabilecek yöntemi kabul etmek imkansız ise isyanı yok saymakta imkansızdır.
Yaşananları sadece Mustafa Kemal Atatürk ve genç cumhuriyete bağlamak, isyanı görmezlikten gelip durup duruken katliam veya soykırım yapıldı diye göstermek, olayları bütünü ile Alevilik ile örtüştürmek olayı tek taraflı düşünmek ve değerlendirmekten başka birşey olmadığı gibi Mustafa Kemal Atatürk'e, onun ilke ve devrimlerine, Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı Alevileri rencide etmekten başka bir anlam taşımaz.
Saygı ve sevgi ile....
Dogrusu sizden daha mantıklı ve doyurucu bir cevap bekliyordum ama görünen oki kendi tarihinizle yüzleşmekten korkmaktasınız.
Ve aynı klasik kelimeler etrafında dönüp dolaşmaktasınız.
Aşkı niyalzarımla.
hınıslı
22-02-2007, 09:46 AM
:) Yara kaşımak oldu demek şimdi..
Sivas maraş gazi olaylarını kaşımak bağlayan kabuğu tekrar ve tekrar kez kaldırmaK size HAZ veriyordu oysa ki..
Yara başkasının olunca kaşıma/kaldırma.. elleme ne işin var orada..
Şunu unutmamak gerek ki
GERÇEĞİN ,ENİNDE SONUNDA ORTAYA ÇIKMAK, GİBİ KÖTÜ BİR HUYU VAR..
Manifesto cımbızla tek satır alma tamamını al orada kincilik intikamcılıkdan bahsediyorum sende diyorsun ya neyi anlamak istediğine bağlı...
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 09:46 AM
polata arkadas soykırımın kime yönelik olduğunu sormussun.soykırım kemalistdiktatörlüğün kabul etmediği ve dersimlilerin övünç duyduğu dersimli zazalara ve kürtlere uygulanmıştır. sonuçta bunlar alevi kızılbaşlardı. soykırıma uğramalarının nedeni aleviliklerinin yanında zaza ve kürt olmalarıdır. özelliklede türk şovenzmini kabul etmemeleridir.
Soylediginiz seyler celiskilerle dolu. Bu bir tarihi dersi herkes kendi kafasina gore yorumlayarak ve ideolojik politik goruslere malzeme yapmak yerine objektif bir degerlendirmeyle yapmayi deneyemiyorsunuz sanirim. Bu size az geliyor ve hizinizi alamiyorsunuz veryansin ediyorsunuz. kendi icersinde celiskilerle dolu olan bu cumlecikleri analiz edelim isterseniz;
1-Alevi ve kurt olduklari oldurulduler ise neden anadolunun diger yerlerindeki alevi ve kurtler oldurulmediler. Ayni devlet in kollari buralara ulasiyordu da buralara ulasamiyormusdu. Yada bizler batida ki aleviler size gore fasitmiyiz. O adina Kemalis diktator dediginize gore herhalde bizler de fasit olmaliyiz.
2-Soykirim kelimesini kasten sokuyorsunuz literature ve iste bu kelimeyi kullanan insanlar emperyalizmin kasinti malzemesi olmaktan kurtulamayanlardir. Bu tur kisilerin yurtseverligi konusundaki soylev kulagimin birinden girer digerinden cikar.
3-Kemalistdiktatorlukmus......heh....Cumhuriyetin C sinden anlamayan bir halka, ve kendisine illaki padisah ol, halife ol diye tavsiyede bulunurlarken, hatta eger ister ise bu yetkiye rahatlikla kavusabilirken, bunu yapmak yerine bu halki bilinclendirmek ve cumhuriyet ve demokrasi rejimini kurmak istedigi icin mi ADIKTATORLUK OLUYOR BEYEFENDICIGIM. Verilen ornegi iyi irdelerseniz ya kemalis diktator demezsiniz, yada eger diktator derseniz ondan beklenen davranisin da Halifeligi yada butun yetkileri elinde toparlayan kralligi kabul etmis olmasini beklemeliydiniz.
4-Evet sertlikleri olmustur ama bu odevini yapmayan, okuluna gitmek istemeyen demokrasinin nimetleri yerine eski miskin aliskanliklar da israr ednlere karsi zorlayici tedbirler almistir. Hepsi budur onun disinda her kim ki Kemalistdiktatorluk derse yanli davranmis olur bu gune kadar dunya emekcilerinin liderlerinin tanimlamalariyla celiisirler. Bu tanimlamayla celisenlerin ve de sosyalizmle uzaktan yakindan alakasi olmayip aksine asiretcilik ve milliyetcilik yapanlarin da kimler oldugunu herkes biliyor.
5-Kamuran Inanlarin, Celal Bucaklarin, Sih Sait lerin Abdul kadir Aksu gibi turkiyenin en buyuk makamlarina ulasanlarin, Inonu Gibi Cumhurbaskanligina ulasanlarin, hic mi kabahati yok.
beyler lutfen.
Objektif olun bir seyi elestiriken. Igneyi kendize cuvaldizi baskalarina batirin.
Hz Ali nin sozunu hatirlayin.
Yuzlerce kere ezilen olsanda sen bir kere ezen olma.
Siz burda resmen kiskirticilik yapiyorsunuz. eZILEN TARAF OLMANIZ SIZE SALDIRMA HAKKI VERIR MI CANLAR. Icinizde ofke ve kin kullandiginiz cumlerle disa vuruyor. Okuyucu hissediyor butun bu psikolojik yapinizi. bU TUR CIKISLARIN KIME NE FAYDASI VAR.
Benden daha cok mu exildigini dusunuyorsun. CV ni gonder bakalim. Bizler de size CV mizi gonderelim de sizler de gorun. yani biz aptalmisyiz da sizler cok akillisiniz agziniza geldigi gibi hakaret dolu cumleler sarfederek, alevilerin hakli mucadelelerini golgeliyorsunuz.
ben Bu ulkenin yoneticileriyle gorusuyorum diyelim,. ben bu ulkede Alevilerin temsilcisiyim diyelim. Agzina geldigi gibi ulkenin liderine hakaret eden, agzina geldigi gibi devlete soven, bir kitleyi kim karsisina muhatap alir. ben olsam almam sen de olsan almazsin. Insanlar da almaz iseler haklilardir eger bu tur cikislar devam ederlerse icimizde.
Ha simdi hemen diyeceksiniz ki mucadelemizi satiyorsunuz. Siz golge etmez isenin bu mucadelenin nasil kazanilacagini butun halk gorecek ama siz geciktiriyorsunuz sadece.
Birim sorunlarimiz in reformist tedbirlerle cozulmesinin onunu kapatmaya calisiyorsunuz aslinda bu soylevlerinizle. Biz devlet le devrimci anlamda kotu olalim ki cem evlerimiz yeniden panzerlerle yikilsin ki, bizlerde sizin arkaniza yedeklenelim. Sizin gorebildiginiz buraya kadari.
ya sonra......
Oylesine buyuk bir katliam ki ne sivasi ne marasi ne Tunceliyi andiracak birkatliamin altina imza attiracaksiniz. yeni Seit Rizalar, yeni Gijo dedeler, yeni 37 ler cikaracaksiniz. RUZGAR EKEN FIRTINA BICER. ...
Biz Aleviler dersimi yuregimize gomduk. Biz aleviler kerbeladan beri yezidin katliamlarini yuregimize gomduk. hakli yolumuz elbet bir gun dunyaya kendisini gosterecek ve tum dunyanin bu guzel hosgorulu inanca kucak acmasi icten bile olmayacaktir.
Dunyaya egemen oldugunda ise zaten kalplerin fethedildigi ve insanligin aydinlanma cagini tamamladigi gun olacaktir ve Riza sehrinin kuruldugu yerde kin ve nefret ortadan kalktiginda kotu varligindan utanir olacaktir yaptiklarindan degil.
karl marks dunku cocuktur alevi onderlerinin yaninda. Diyalektik ve tarihi materyalizm ustu kapali bir sandiktir yanimizda. Marks ve engels sadece icindekileri gormustur.
Charlas Darwin iyi bir hiristiyan olarak cok ugrasmistir sirlarimizi ogrenebilmek icin ve gosterdigi bunca ugrasin karsiliginda kendisine ewrimlesmenin biyolojik gelisminin sirlari bagislanmistir.
Ancak bu kisilerin hic biri sirri hakikatimizi anlayamadiklarindan cuvallamis ve bu guzelim bilimsel degerlere bazi toplumlarin dusman olmalarini saglamislar dir. Sizin yaptiginiz gibi.
Beyler Sirri hakikat ince uzun engebeli ve dolamacli bir yol un sonunda varilan bir yerdir. Mistisiz mi yok sayarak sirri hakikata varamayacaginiz gibi sirf mistisim le de ona ulasamazsiniz.
Mursidin onderliginde bilimsel degerler mistisizmin bir yansimasi yada mistisizmin bilimsel degerlere yasimasi ni zitlarin birligi ilkesiyle analiz ederek, sadeca tezahur edebilirsiniz soylediklerimizi. Cunku bu bir kus dilidir. Bunu bazilarindan PULHAN eylemistir hunkar. Varin kendinizi siz tartin ve ona gore konusun.
Saygilarimizla
hınıslı
22-02-2007, 09:55 AM
Sevgili canlar "Kırım""Kıyım"veya"Katliam" bunların tamamı bence aynı veya aynıya yakın anlam taşıyor sanırımki "38 Dersim katliamı" veya "38 Dersim isyanı" diye bilinen veya anılan bu olaylarda tanımlamalar dışında olayların Alevileremi? Kürtleremi? kürt alevileremi? Türk Alevileremi? Zaza Alevileremi?yapıldığı konusunda anlaşamama var sonuçta olan Alevilere olmuştur bizki yapılanı unutmaz ama kinde taşımayız Evet unutmayalım ders çıkaralım kin tutmayalım önümüze aydınlık geleceğe bakalım
Kadir Hoca
22-02-2007, 10:07 AM
1Objektif olun bir seyi elestiriken. Igneyi kendize cuvaldizi baskalarina batirin.
Hz Ali nin sozunu hatirlayin.
Yuzlerce kere ezilen olsanda sen bir kere ezen olma.
Siz burda resmen kiskirticilik yapiyorsunuz. eZILEN TARAF OLMANIZ SIZE SALDIRMA HAKKI VERIR MI CANLAR. Icinizde ofke ve kin kullandiginiz cumlerle disa vuruyor. Okuyucu hissediyor butun bu psikolojik yapinizi. bU TUR CIKISLARIN KIME NE FAYDASI VAR.
Saygilarimizla
Ali Abi şimdi buna ne cevap vermemi beklersiniz. Katledilen biz ezilen biz ve halada eziliyoruz.
Bu ezilmişliği söylemek suçmu oldu anlamış değilim bunu dile getirmek kışkırtıcılıkmı oldu ne diyeyim Ali abi dinini imanını seversen.
Susayım sanırım en iyi cevap bu olsa gerek. SUSUYORUM.
Aşkı niyazlarımla.
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 10:17 AM
30000 insanımız diye edebiyat yapmayın kardeşim. Onlarca yıldır, kan dökülmeden barışçı yollardan Kürt Sorunu'nu çözmek isteyen Kürtlerin Türklerin ve diğer kesimlerin başına gelenleri biliyor musun?
Savaş yaşanıyor Doguda. Düşük yoğunluklu bir savaş. Bir kez olsun köyleri yakılan yerinden yurdundan sürülen, dışkı yedirilen, hayvanları mahsülleri devlet güçlerince yok edilen, baskı-zulüm-işkence ve silah gölgesi altında insanlıkdışı koşullarda yaşamaya mahkum edilen Kürt Halkının Alevi HAlkının yanında bir tavır koydun mu?
Altın kuru tabi ki. Sen ne anlarsın yerinden yurdundan sürülen 5000000 Kürt'ün, Alevi'nin çektiğinden. Yerinden yurdundan sürülen 1500000 Ermeninin 1000000 Rum'un çektiklerinden ne anlarsın?
Irkçı-kafatasçı iktidar, Sivas Katliamlarını Maraş KAtliamlarını organize edip uygulamaya koyduklarında yüreğin neredeydi?
30000 şehit. Aslında belki de100.000 dir. 5000 civarında asker öldü gerisi Kürt Halkı ve *** gerillaları. Sonuç. Ne elde ettik? Zarar...
Düşmanlık, kin, ekonomik ve sosyal çöküntü yıkım....
Demokrasiye ve özgürlüklere herkesin ihtiyacı var...
Aklın varsa devletin ağzından konuşmayı bırakır, ülkemizde ezilen kesimlerin çığlıklarına kulak kabartırsın.
Unutma, başkalarını ezen bir kimliğin ferdi de asla özgür olamaz.
Bu ezme-ezilme ilişkisinde tavrını ezilenlerden yana koy bi önce. Sonra iyicene bir düşün acaba çekilen acılar neyi ifade ediyor diye?
Dilinin, kültürünün, kimliğinin ve inancının yasaklanmasının ne anlama geldiğini bir empati ile yaşa ondan sonra konuş...
Olmuyor böyle. Acıları yaşayanlar biliyor. Sen rahat rahat oturmuşsun oturağının üstünde fetva veriyorsun...
Zulmün karşısında sessiz kalmak onursuzluktur.
Zulme uğrayanların yanında tavır almamam onursuzluktur.
İnkara, baskıya, şiddete ve yasaklara dayalı bir diktatoryanın sözcülüğüne soyunup ezberleri tekrarlayarak konuşmak kolay.
Zoru seç. İnsan olmayı.
O zaman Kürt Halkının Alevi ve sünnisiyle ne büyük yıkımlar acılar yaşadığını yürekten hissedebilirsin. Tabi eğer böyle bir derdin varsa.
Bir Kürt, bir Alevi, bir Ermeni ya da bir Arap ile karşı karşıya geldiğimde büyük acı çekiyorum. Onların toplumsal yaşamdaki konumlarının eşitsizlik sonucu bozulması ve kimliklerini saklamak zorunda bırakılışları bana büyük acı veriyor.
Sorumluyum. Bir Türk olarak bir Sünni olarak sorumnluyum.
Benim can yoldaşımın, toprakdaşımın evine ateş düşerken seyrettiğim için sorumluyum.
Benim can yoldaşımın, ülkedaşımın üzerinden tank paletleri, bombalar silahlarla geçerken sessiz ve seyirci kaldığım için sorumluyum.
Barışı, eşitliği, adaleti ve ortak yaşamı aramadığım için sorumluyum.
HER TÜRK VE SÜNNİ, BU DUYARLILIĞA SAHİP OLMADIKÇA, SEVİNMESİN KÜRTLER, ZAZALAR, ERMENİLER, ARAPLAR, LAZLAR, ÇERKEZLER, ALEVİLER VE HRİSTİYANLAR BİRŞEYLER YOLUNDA GİDİYOR DİYE.
ÇÜNKÜ HER AN BİR KATLİAMDA ONLARI YOK ETMEYE GÖNÜLLÜ MİLYONLARCA OGÜN SAMAST VAR.
BU BENİM UTANCIMDIR.
BU BENİM AYIBIMDIR.
TÜM TÜRK VE SÜNNİ ARKADAŞLARIM, BU AYIBI VE UTANCI PAYLAŞMALIDIR.
AYNI İMAM-I AZAM'IN CAFER BİN SADIK'IN YANINDA HALİFENİN KILICINA KARŞI YÜREKLİCE DİRENMESİ GİBİ BİZLER DE BU ÜLKEDE EZİLEN FARKLI İNANÇ VE ETNİK KÖKENDEN İNSANLARIN YANINDA OLMALIYIZ.
YOKSA BİRGÜN TARİH SURATIMIZA TÜKÜRDÜĞÜNDE
BOYNUMUZ EĞİK KALACAKTIR.
UTANMAYI BİLMEYENİ TARİH MUTLAKA AMA MUTLAKA UTANDIRIR....
SAYGILARIMLA...
Yukardaki Kurdistan kelimenizi dogu diye degistirdim. Siz ingilterede degilsiniz haftada bir herkesin her seyi soyleyebildigi Londra nin Hyde Parkinda zannettiniz kendinizi masallah.
Icersinde bulundugunuz platform un korumasinin altinda bu tur sozlerinizi sarfedebilmeniz sizin inandiriciliginizi ve sayginizi zedeliyor. yani site yoneticilerini turuklatmak mi amaciniz. Bu kadar bilincle yazdiklarinizindaki kullandiginiz kelimelerin hangisinin hangi kanun maddesine aykiri oldugunu dahi biliyorsunuz bana gore ama israrla soylemeye devam ediyorsunuz. Bu buyuk bir bencillik ve diplomasisizlik ve eger kasit var ise hic affi olmayan ve siddetle cevalandirilmasi gereken bir davranis.
Beyefendi, Alevi inanci meyve katagorisine girirken, kurt turk ve ermeni meseleleri sebze katagorisine giriyor. siz meyvalarla sebzeleri ayni tabakta sunarak zaten besin maddlerine karsi bir yetersizliginizi gosteriyorsunuz. bunu da kasten yaptiginizi dusunuyorum.
karsiniza aldiniz manifesto yu ve onunda bir sunni oldugunu bildiginiz belli oluyor, agziniza geldigi gibi konustunuz mashAllah.
Bunlarin hepsini tamaladiktan sonra da bir de Alevilik dersi verdiniz. Imam cafer ve Imam i Azam. Bir seyleri bir seylerin icersine SIKISTIRMAKTA BAYA USTALIK GOSTERDINIZ AMA o kadar da degil. AKSINE bazi konularda cok acemilik yaptiniz.
nemidir acemiliginiz.
Sinirle yazdiniz. ofkeyle yazdiniz. Sectiginiz kelimeler bu yuzden okuyucunun ak=udugunda hemen dikkatini ceken ilk olgular oldu.
Ayni seyleri soyleyip kimseyi kirmadan da yazabilirdiniz. Sizi daha cok severlerdi insanlar. Sevmeyen sevmezdi belki ama seven de severdi.
Ayni konuyu icersinde suc unsuru barindirmadan da yzabilirdiniz. Anlami degistirmeden daha degisik cumlelerle ifade edilebilirdi bunlar. Siz merak bile etmediniz.
Neden cunku devlet duzen kimmis bozan defolsunlar........Bu is oyle degil iste.
Hem kendi basini hem de yanindakilerin basini derde sokarak bu isi basaracagini mi saniyorsun.
Siz birilerine mi yaziyorsunuz herkese mi yaziyorsunuz.
olmaz icersi suc unsuru dolu cumlelerle bu ic olmaz. Buna ifade ozgurlugu denmez bilmem anlatabiliyormuyum. Dua et yazdiklarinin hepsini silmedim. Cunku oyle bir sey yapsaydim diyecektin ki iste goruyormusun ifade ozgurlugu.
Bu bir ifade ozgurlugu degil yazilanlarda suc unsurlari var ve kabul edilemez.
Birileri dersim katliami olmadi diyebilir, birileri kurtler ezilmediler diyeblilir. Bizler olmadi demiyoruz ve yapilan haksizliklarin hic birine olmamistir demedigimiz gibi hakli da cikarmaya calismiyoruz.
Ama siz hakli mucadeleyi haksiz duruma getiriyorsunuz. manifesto bir sunni can eger onu yanina alamiyorsan zaten bu isi basaramiyorsun demektir.
manifesto sivas katliami konusunda benim yanimda olmustu oysa, ben bu is bir turkiye meselesidir. Ibret aniti dikilmelidir ve herkes bundan ibret almalidir alevi ve sunni dedigimde desteklemisti.
Saygilarimla
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 10:30 AM
Ali Abi şimdi buna ne cevap vermemi beklersiniz. Katledilen biz ezilen biz ve halada eziliyoruz.
Bu ezilmişliği söylemek suçmu oldu anlamış değilim bunu dile getirmek kışkırtıcılıkmı oldu ne diyeyim Ali abi dinini imanını seversen.
Susayım sanırım en iyi cevap bu olsa gerek. SUSUYORUM.
Aşkı niyazlarımla.
Ezilmisligi soyleyene hic kimsenin itirazi olmaz kadir Hocam. Soylediklerimi bir kere daha soyleyeyim buyrun sizin degerli sahsiniza hitaben;
Evet Dersim de bir katliam yapilmistir. Evet kadinlar cocuklar butun ahali eziyet gormuslerdir. Soylenenler ne kadar da abartili gerceklik payi vardir. Kesin olan neyin nasi oldugunu kimse bilmiyor bilenler susuyor dogrudur.
Kur de ezilmistir bu da dogrudur. Ama boyle konusursaniz basimin ustunde yeriniz var.
Bir alevi olarak inaniyorum ki bu haksizliklar turkiyenin bir demokrasi sorunu oldugunu gostermektedir. Demokrasi sorununun cozumu ile de sosyal yaralar nasil gerekiyorsa oyle sarilacaktir. Buna da kuzeyinden guneyine, dogusundan batisina anadoluda yasayan her bir turkiye cumhuriyete vatandasi birlikte yapacagiz.
Birlikte yaparken de suphesiz herkes haksizligini kabul edecek ve herkes dersini ona gore alacak.
yahu Kemalist diktatorluk, kurdistan, uniformalilara atiflar...bu cumleler
Sayin Hocam bu laflar hangi aleviyi hangi sunniye yaklastirir, hangi kurdu hangi turk e yaklastirir.
Hoca itiiriazimiz soylenenlerin uslubunadir daha cok ve bazi kelimelerin gereksiz kullanilmasinadir. Kiskirticilik sozleri bunlar icin kullanilmistir. hakaret anlaminda degil.
Saygilarimla
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 03:29 PM
Sn. Av. Ali bey,
Yanlış bilmiyorsam Mustafa Kemal Atatürk cumhurbaşkanıydı.
İkinci renklendirdiğim kısımda yazdıklarınıza tamamen katılıyorum
Mustafa kemal yataginda Inonu vekalet ediyor yani fiilicumhurbaskani inonu. 1970 lerde denizlere de aynisini yaptigi gibi, Celal bayar in tezgahina goz yumuyor acikcasi.
Yani Mussolini iktidara geldiginde bu fasit rejimi biz de taklit edelim mi diyen adamdan baskane beklenirdi ki.
Ancak ataturk unona soyledigi laf ilginc. Mussoliniyi kendi halki bir gun ayaklarindan agaca asarak oldurecekler.
Eger anlarsak bence bu Ataturk ne kadar gercekci bir on gorusu oldugunu gosterir.
tezgah Celal bayardan, Gozlerinikapama inonuden, ama katliami durdurma yine Ataturk den, Maresali gondererek durdurmustur cunku ondan baskasini kimsenin dinlemeyecegini biiyordu isin cigrindan cikarildigini biliyordu haber aldiginda cokuzulmustu ve bu olay omrunu daha da kisaltmis ve de inonuyle kus HAKKA yurumustur.
Birileri olayi dogru anlatsalar da biz de dogru bir sekilde desteklesek ama birileri cigirtkanlik yapiyor kendi siyasetinemalzeme yapabilmek icin.
Saygilarimla
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 03:37 PM
İnsanlığın yüz karası durumundaki Dersim katliamını hala akıllarınca haklı sebeplere dayandırmaya çalışan mantığa şaşmamaka elde değil.
BU mantığı savunan canlar size bir soru sordum ama arada kaynattınız ve cevap vermediğiniz gibi konuyu kaynatıp Dersim katliamını savunmaya devam ettiniz
Anzavur Ayaklanmasında Dersim misali bir katliam yaşanmışmıdır.
Yozgattaki çapanoğulları ayaklanmasında Dersim misali bir katliam yaşanmışmıdır.
Menemende Dersim misali bir katliam yaşanmışmıdır.
bu örnekleri çoğaltmak mümkündür
Şİmdi önce elinizi vijdanınıza koyun bunları araştırın ondan sonra cevabını kendi kendinize verin.
Birey olarak evvela kendi tarihinizle yüzleşin hakikatleri görün ve helede Alevi inancında olan bir insan BABASI DAHİ HAKKIZSA onun haksızlığını dile getirir.
Bir katliam yaşanmıştır bunu kabul edip kendi vijdanınızın sesine kulak verip birey olarak bundan azap duyup özür dileyeceğinize hala hakikate gözlerinizi kapatmakta yanlışları savunmakta ısrar etmektesiniz.
Allah kimseninin basiretini bağlamasın. Katliamlarıda arttık ben Aleviyim diyen insanlar savunuyor ya ben bundan kendi payıma hicap duyuyorum.
Aşkı niyazlarımla.
kadir Hoca lutfen. Senin muhatabin olabilecek hemen herkes yasananalari da neden yasandigini kabul etmis durumdalar.
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 04:01 PM
Sevgili Av.A.Guvercin
Her zaman dokunulmazları görmezden geldik de ne elde etti bahçeciliğimiz?
Danıştay saldırısı olduğunda herkes İslamcıları suçladı ama arkasından ordu mensupları çıktı daha da ileri gidilemedi.
Şemdinli olayında zavallı kitabevi sahibi ile savcıya oldu olan.
Susurluk kazasına hiç girmeyeyim.
Ya Sivas katliamındaki sivas bld. başkanının daha sonra milletvekili olup insan hakları kurulunda yer alması.
Ortada bir olay var ve gerçekleri aramak bizlerin görevidir.
M. Kemal'in Dersim Katliamında rolü olsa ya da olmasa ne farkeder.
Sonuçta Cumhuriyetin kadroları bu katliamı yaptı.
O kadrolar M. Kemalden bağımsız idi derseniz valla çok anlamsız ve ayıp olur.
Gerçeklerin üstünü örtmek için bu denli çırpınmaya ne gerek var anlamıyorum.
1930 yılında Erzincan Valisi Ali Kemal Bey kendi söylüyor,
'Pazarlara çarşılara ve tüm Kürt illerinin geçiş bölgelerine kontrol memurları konulurdu. Bu memurlar herhangi birisi Kürtçe konuştuğu takdirde anında kelime başına 5 kuruş para cezası keserlerdi.'
1930 da bir koyun 30 kuruş imiş.
Kürt halkına zulmetmeyi bir devlet politikası haline getiren rejim için Dersim katliamı çok da ilginç bir katliam değil tam tersine rejimin doğasına uygun.
Ağrı Katliamı için milletvekili YUSUF MAZHAR mecliste şöyle konuşuyor;
'Bunlar(yani Kürtler) Amerikan Kızılderililerinden daha zeki olup daha barbardırlar. Bunlar medeni olmaya herhangi bir eğilimleri yoktur. Bunlar tüm tarih boyunca milletimizin başına bela olmuşlardır. Cumhuriyete yaraşır bir biçimde bunların üstesinden gelinmelidir.'
Olay çok açık.
Sovyetlere karşı Anadolu'da adım adım emperyalizmin kaleleri örüldü. Önce Dersim sonra da Sovyet sınırındaki Ağrı bir temizlik harekatıyla kıyıldı.
Bu politika, kişilerin emri değil doğrudan emperyalist-kapitalist batı tarafından verilen direktifler doğrultusunda yapıldı.
Batı emperyalizmi, 1. Dünya Savaşı sürecinde ayaklanmaları için kışkırtmaya çalıştığı ama Türk kardeşleriyle ortak hareket etmeyi seçtikleri için Kürt halkından böyle intikam aldı.
1925 ten itibaren onları yoksayarak, sürgünlere zorunlu kılarak, dillerini yasaklayarak, ağalıkla işbirliği yapıp Kürdistan'ı gerici-feodal ilişkiler ağında yoksulluğa mahkum ederek ve yeri geldiğinde çocuk genç yaşlı kadın demeden katledip, köyleri şehirleri yakıp yıkarak CUMHURİYET rejimi, batılı emperyalistlerin intikamını Kürtlerden almıştır.
Kürtlerin hatası, (bu acıları yaşamalarına neden olan) Türklerle işbirliğini seçmek olmuştur.
Nehru, Kurtuluş Savaşı veren Türklerin neden kendilerine en büyük desteği veren Kürtleri ulusal bir asimilasyona ve sömürgeleştirme sürecine soktuklarını anlayamadıklarını ifade etmiştir.
Dostlar...
Bugüne bakarak o günü anlayamayız.
Bazı dokunulmazlara dokunamazsak gerçeğin önemli bir bölümü hep hasır altında kalacaktır.
Bilimsel verilerle hareket etmek gerekir.
Mesela Zaman GAzetesi'nden, Menemen Olayı ile ilgili buraya eklediğim linkle ilgili bir arkadaş,
'Onlar şeriatçı, onların yalan söyler' gibi düz bir mantıkla yanıt vermiştir.
El insaf...
Şimdi İslamcı bir tartışma sitesine Evrensel gazetesinden ya da Gündem den bir link koyarsak onlar da
'Kardeşim onlar bölücü terörist onlar yalan söyler ' diyecektir.
Bu bakış açısı bilimsel bir bakış açısı değildir.
Zaman gazetesinin Menemen olayı ile ilgili buraya eklediğim linkteki yazı, Genelkurmay belgelerindeki bir ifadeden alınmıştır. Öyle sallama ezbere bir haber değildir. Sırf Zaman Gazetesi diye olabilirliği tamamen reddetmek, gerçekleri ideolojik önyargılarımıza kurban etmek akılcı değildir.
Oradaki bilgiyi çürütebiliyorsak çürütelim. Yoksa böylesi mantıksal olmayan bir yaklaşım ile hiçbir yere varamayız.
Argümanlarımızı güçlü kılan şey, bilgi birikimimizdir.
Bilgi birikimini anlamlı kılan ise insani yanımız, vicdanımızdır.
Dersim Halkının günümüze kadar bitmeyen çilesini, sanki 1938 de -ki aslı tarih 1937'dir- yaşanmış bitmiş gibi görmek, insani bir yaklaşım değildir.
Olaylara nesnel bir gözle bakabilmemiz gerekir. Önce gerçekleri ortaya koyarız. Sonra saflarımızı belirleriz.
İsteyen der ki , onlar ayaklandı ve devlete kurşun sıktı. Bunun karşılıksız kalmasını beklemek olmaz. bir diğeri de der ki, bu bir kıyımdır, farklı yollarla mesele çözülebilirdi diye.
Ama şu bir gerçek ki DERSİM KATLİAMI YAPILMIŞTIR. CUMHURİYET REJİMİ VE C H P TARAFINDAN YAPILMIŞTIR. ONBİNLERCE KÜRT-ZAZA ALEVİ İNSANIMIZ KATLEDİLMİŞTİR. DERSİM ÇAYLARI, MUNZUR SUYU AYLARCA KIZIL KAN AKMIŞTIR. OLAYIN TANIKLARI HALEN YAŞAMAKTADIR. BU GERÇEKLİĞİN İNSAN BOYUTUNU BIRAKIP, BİRİLERİNİ AKLAMAKLA MEŞGUL OLMAK VİCDANSIZLIKTIR...
Soylenenlerin hic biryle ilgilenmemis kendince yine baska baska marksit yaklasimini ele almis yine sovup saymissin.
Belli ki Dersim olaylari senin icin bir bahane. Sen rejimi mahkum etmek icin malzeme ariyorsun kendine.
yazilan yazilar da yanliligi anlattik bazi seyleri kirmiziya boyadik, ama oyle gorunuyor ki sen onlara tenezul etmemissin ama yine ilesitim denilebilek sekildeki linki birakip baska birlinkten konusmaya devam etmmssin.
yani senin zaten dinlemeye niyetin yok ki. Zaten sen her seyin en iyisini bildigini dusunuyor sun ki.
Senin bir seyi kabuletmen mumkun degil. Yani sosyalist devrim yapilmis bir ulkeye girmis olsan bu inadinla hayir burasi fasit ben yapmadigim icin burasi sosyalis devrim degildir diyebilirsin yani.
Anlatimin guzel, ama bos. Sadece belirli bir metre mesafeleri ve belirli bir renkleri gorebiliyor. hani Studyolarda cekim yaparlarken, BLUE BOX diye bir sey koyarlar. Bu box her seyi gorur ve maviyi gormez. mavi renkli iplere asili her obje kisiyi cektiginden kahramanimizi ucuyor gostrebilir.
Siz sanirim Blue Box kullaniyorsunuz. Yani mavi iplerle baglanmis ve hareketin onemlibirbolumunun merkezi olan olaylari gorebildiginiz kadar gorebiliyorsunuz.
Bu rejim dusmanlaigi size ne kazandiriyor. Staline sormuslar Hristiyanlik buyukbir guc olmaya basladigi diye. kac tane tankalri var diye cevap vermis.
Siz bu alevi zumresinin icersinden ellerinizi cekiniz beyefendigim. Siz biraz sunnilerin icersine gidiniz, onlari soyalist devrime orgutleyiniz. Eger onlari orgutlemeyi basarirsaniz devrim yapabileceginiz kesin. Cunku nufusun yuzde 75 ini olusturyorlar.
Bizim cocuklarimizi bu kadar devlet dusmani yetitirerek becerebileceginiz tek sey yeniden yeniden dersimdir. Su kisa mesafeli gosluklerinizi cikarin.
Sizi Seriat in artik tum vucudunun gosuktugu ve artik bogazimizi sikmaya ramak kaldigi bir aortamda Cumhuriyete bu kadar saldirmanizi ne devrimcilige ne de demokratliga hic bir seye yakistirmiyorum.
Allah yolunuzu acik etsin. Bir gun Seriatin ulkeyi ele gecirip kap kara bir hale getirdiginde dahglarda seriat rejimine karsi mucadele eden demokrat canlarla tesadufen karsilasirsaniz, bilesiniz ki, bu isin bas mimarlarindansiniz diye ilk tepkisiyi siz goreceksiniz.
Buyrun tayyi bi bir daha getirin iktidara.
Soylediklerinizh ve tavrinizin urunleridir tayyibin yeniden gelecekolmasi. ne alaka demeyin. Gozluklerinizi degistirin usak gozlugu takin gorursunuz.
Sizi artik muhatap almam mumkun degildir.
Ataturk u ve onun rejimini utanmadan Emperyalistlerin usagi yaptiniz. ne gerek vardi canakkalede bunca olume. ne gerek vardi vahdettin in kacmasina. Ne gerek vardi ki dokulen bunca kana. Allahim bu solcular a ne zaman biraz akil vereceksin de mantikli olacak lar.
Sizin gibiler topluma onderlige devam ettikleri surece bu toplum un varacagi tek yer katliamlardir. Ege bunu kendi toplumunuza uygun goruyorsaniz buyrun.
yani bildigimiz marksizmi kafaniza gore yeniden yaziyorsunuz. Sih Sait in Ingilizlerleisbirligi rejimin yipratilmasi icin emperyalizmin oyunu kabul edilmiyor da ataturk un cumhuriyeti emperyalizmin oyuncagi kabul ediliyor.
pes vallahi pes. Bir inwsan bu kadar yanli olabilir.
syagilarimla
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 04:17 PM
http://www.dersim.biz/assets/images/belge1202.jpg
T.C
Dahiliye Vekaleti
Jandarma
Umum Komandanligi
BELGE 3
Ankara
4/6/937
Sayi:15146
Ozu:
Dersim Kiz ve Erkek
Cocuklarinin Yati Mekteplerinde Yetisririlmeleri
Kultur Bakanligina
Bu Gunlerde Dersimde ya pılmağa başlayan İslâhat meyaninda Türk keşafeti olan ve Dersimden oldukça uzak yerlerde kız ve Erkek yati Mekteplerinin de açılması ve bu mekteplerde Dersimden getirilecek olan beş yaşını doldurmus kiz ve Erkekler okutturulup böyütülmesi ve muvezi sarette yetiştirilecek olan bunlar yekdigerile Evlendirilerek Baba ve Analarından mevrus enval ve arazileri içinde birer Türk Yuvası kurmaları temin ve bu suretle Türk Kültürünün Dersimde esaslı bir surette yerleştirilmiş olacağı düşünülmektedir . Çunkü :
Dersim Halki kendilerini Horasandan gelmiş ve Turk olduklarını beyan ederler. Fakat (Kirmanc) denilen ve Fars bozması bir dille konuşan insanlarla fazla temasları neticesi olarak her gün biraz daha ana dil karekterinden uzaklasmislar ve sihi alevilik ve bektasilik bunlar arasinda kolaylıkla da ragbet bulmuştur
Dersimliler Kurt gibi konusan ve fakat henuz onun karekterini hazmetmiyen kendi akideler ile onu yenmege çalişan ve Türk ile Kürt arasında kalmis bir cami'a halindedir . sayeni teessur olan en muhim nokta Dersim anasinin Dersim babasindan evvel kurtlesmeye başlamasıdır. Bunda en muhim saik erkeklerin Civarla temaslari neticesi Türkçeyi öğrenmelerine ragmen. Kadinlarin muhitlerinden bir yere ayrılmamalari yüzünden bir kelime bile Türkçe konuşamamaktadırlar, ve bundan ötürü da çocuklarına Türkçe ogretememekteler.
Binaenâleyn kaninda Turk kanı ekseriyeti olan bu halk kütlesini geriye yani Milli varlıklarına doğru çevirmek için alınacak tedbirler meyaninda ufak çocukların bu gibi leyli mekteplerinde yetiştirilmeleri zaruri ve lüzumlu olduğu Vekâletimizce mutalaa edilmekte olduğundan muktezasina müsaade'i Devletlerini arzelerim ,
Dahiliye Vekili
S.Kaya
Bu yaziyi siteye getirten arkadasi ispata davet ediyorum. Sacmaligin bu kadari olmaz vallahi. Buna dupeduz iftira derler.
Kizilderlilerin ellerinden mi aliyrlar cocuklarini. Cumhuritey boyle bir sey e izin vermez.
her kim bunu soyluyorsa uyduruyordur. Astilar, deyin anlariz, kestile deyin anlariz, katliam yaptilar deyin anlariz.
Ama bu kadari da fazla. Bu bir uydurma. HANGI KANUNUN hangi madde bir ailenin cocugunun alinip sonra bir baskasiyla evlendirilmesin hakkini valilere verir. Bu dupeduz sahtekarlik. Bu kadari fazla protesto ediyorum.
Eger ispatlayamaz isen dost, lutfen bir daka karsima cikma. Eger ispatlar isen bu kadar insanin icersinde Bu valiye agzimi acacak gopzumu yumacak hatta bu vali hakkinda manevi tazminat davasi acacagim aleiler adina.
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 04:29 PM
bak dostum. başkalarının neneleri de ALEVİLER MUM SÖNDÜ OYNUYOR der. Bu söz ne kadar aşağılık ve çirkin ise, senin ninenin sözü de o kadar aşağılık ve çirkindir. Çirkin sözler sahibine aittir. Hiçbir millet, ırk, yada topluluk böylesi genellemeleri haketmez. Dersim Katliamı hakkında birazcık tarihsel belge okursanız sevinirm. Ezber bilgilerle cumhuriyet bekçiliği yapılmaz. Katliamları savunuyorsunuz güzel size yakışmış. Kürtler ne yapmışsa Alevilere, bin beterini 84 yıldır Türkler yapıyor. Neden demiyorsun TÜRKTEN EVLİYA KOYMA AVLUYA...?
Böyle yağma yok kardeşim. İnsan gibi bakmak, insan gibi düşünmek. Kürt düşmanlığı da nedir anlamadım bu sizdeki. Alevilik bir milli kimlik değildir. Türkiye'de milyonlarca Kürt Alevisi vardır. Alevilere kıyan zihniyet sünni-gerici zihniyettir ve ona bu kıyım emrini veren onu yönlendiren teşvik eden ve eylemi sonrası ödüllendiren de TÜRK İKTİDARDIR.
Hadi bunu cevapla arkadaşım. Olayı böyle tartışamayız. Bu katliamlar rejim meselesidir.
TEK DİL, TEK DİN, TEK IRK ...
Herşey bu sloganda saklı. Ve bu slogan cumhuriyet rejiminin sloganıdır valla kusura bakma. Senin hatırın için bu gerçeği yok sayamayacağım.
Yapılan katliamlar kıyımlar hiç gözünüze görünmüyor. Başkaldıranın başı kesilir ha... Yazık diyorum.
HAKKINI ARAMAYAN, HAKKIYLA BİRLİKTE ŞEREFİNİ DE KAYBEDER... Hz. Ali...
ERNESTO KAHRAMAN, KÜBA HALKI KAHRAMAN, VİETNAM HALKI, GÜNEY AFRİKA HALKI NELSON MANDELA KAHRAMAN, ama DERSİM HALKI TERÖRİST...
Bu neyaman çelişki Allah'ım. Bizlere akıl fikir ihsan eyle...
Bulgaristan'daki, Kıbrıs'taki, Nahçıvan'daki Türklerin müslümanların hakkını savunmakta tereddüt etmeyenler, iş Kürtlere ve Alevilere gelince birden faşizan bir söylemle tavır alıyorlar. Bu ne ikiyüzlülüktür yarabbi. Sen bu kullarına hidayet ver yarabbi...
Sayin Gecmisin gongesi Leville nin yazdiklarini okudum ve bir irka yada inanisa bir hakaret goremedim. Bir issyanci diye niyeledigi kisilere atifta bulunuyor. Levillee bir kere sunni biri degil ki. Senden tek farki Cumhuriyete senin gozluklerinle bakmiyor.
Ama senin sozlerinde Leville nin ninesine hakaret var ki, siz ve sizin gibiler bunu hep yaparsiniz SINIRLENDIGINIZ ZAMAN.
Once bunu bir udzeltin derim.
Diger u=yandan ise, sizin uluslasma kavramini ogrenmeden ve de hic okumadan sosyalizm ahkami kesiyorsunuz.
Oncelikle Fransanin bir frank irki olmadigini bilmiyorsun sanirim. 30 degisik kontlugun kapitalistlesme surecinde milletlesmesidir Fransa ve tek dil ve tek millet dogmustur. Kimse asimilasyondan bahsetmez.
Amerika da oyle ve avrupanin bir cokulkesi de oyle.
Isvicre de bunlarin en bariz ornegi.
Siz galiba tek dil tek tek tek diye konusurken millet kavramini irk kavrami ile karistirdiginizdan yani bilerek karistirdiginizdan yani isinize gelmediginden bu konuda kafa bulandirmaya calisiyorsunuz.
Bir de kurtce konusana 5 kurus ceza gibi laf soylemis ve bunu da Cumhuriyete mal etmisler sana gore hapishanede yatanlarin hepsininyaptiklarini da cumhuriyete mal edelim.
Oncelikle leville ile aranizdaki nene meselesini halledin derim dostca ki konusmaya dostca devam edelim. Leville de sizden biri ve siz de ondan birisiniz siz her ne kadar yukarlarda ucsanizda gercek bu.
Saygilarimla
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 04:35 PM
sn polata abim bu konuda size katılmamaktayım..
bu söylencenin bir belgesi varmı
seyit rıza ve şeyh saitin hiç zaman yan yana gelmemiştir.
belge ise bu kitabı bulabilirseniz sevinirim; hıdır göktaş "KÜRTLER-İSYANI TENKİL"
Wengesodiri Lutfen Insaf
Daha kurtluk ve turkluk olaylari tartisilmadan ve dogudaki safi kurtlerin neredeyse tamaminin turkese ve yada adalat pertisine oy verdikleri yani cumhuriyet inkarsisina menderescilerin devami olanpartilerle ciktiklari donemde
102 yasinda vefaat eden buyuklerim bizzat agizlarindan duyardim. O 1970 lerde. Bu insanlarin yalan soylememeleri icin hic bir sebep yok bu gunyazilanlar cizilenler sahte onlar gercek bana.
tabi ki gorusmuslerdir. Gorusmemeleri icin bir sebep de yoktur ama anlasamadiklari da kesindir. Anlasamadiklari sebep de Alevinin kestiginin yenmemesidir. Simdi 68 yillik bir olayi 102 yasinda olen ninem mi daha iyi bilir yoksa dunun yanli arastirmacilari mi. yapmayin.
Kimse dersim katliami olmadi demiyor ya. Sunu iyi anlayin. Kimse savunmuyor olanlar aksine herkes kiniyor. Ama siz rejimi de mahkum edemediginiz icin objektivizmi birakiyor ve farkinda olmadan inandiricilig8inizi zedeliyorsunuz.
Zarariniz kendinize
Saygilarimla
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 04:37 PM
Bak Polata arkadaş,
Şeyh Sait ile Seyid Rıza arasında Şeyh Sait isyanı sırasında böylesi bir görüşme olmamıştır.
Şeyh Sait ve Seyid Rıza, çok önceden beri AZADİ örgütünde, Kürt ulusal talepleri için ortak tavır geliştiren bir cephede aynı safta yeralmışlardır. Dersim'e gittiği falan bunlar uydurmadır. Söylentidir. Kürt halkını kendi içinde parçalayarak muhalif yapıyı zayıflatmaya dönük bir iftiradır.
Şeyh Sait, öyle hafife alınacak yobaz-gerici bir önder değildir. Şeyh Sait İsyanı Lozan'da ihanete uğrayan Kürtlerin bir tepkisidir.
Seyid Rıza'nın, uluslararası cemiyetlere gönderdiği yazıları okursan göreceksin ki, Seyid Rıza da Kürt ulusunun çıkarlarını savunan bir liderdir.
Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası... Okumanızı öneririm.
Şeyh Sait'in, 'Kızılbaşların kestiğini yemem' dediği de yalan, Dersim'e gidip destek istediği de.
Zaten Şeyh Sait ayaklanması aleacele çıkan bir ayaklanmadır ve Dersim Bölgesi ile iletişim kuramamıştır.
Dersim Mebusu Diyap Ağa, Dersim aşiretlerinin isyana katılmaması yönünde uyarıda bulunmuştur ve bu dostane(!) tavrına rağmen, M.Kemal tarafından güzelce ödüllendirilmiş(!)tir...
Lütfen tarih bilmeden konuşmayınız.
Kulaktan dolma bilgilerle, katılırsınız ya da katılmazsınız, inandığı doğrular uğruna canlarını ortaya koymuş insanların arkasından iftiralar atmayınız.
O iftiraların büyükleri, Alevilerin başında ve o çok savunduğunuz cumhuriyet rejimi, gericiliği yobazlığı silmemiş aksine güçlendirmiştir ve o gericiliği, askeri-bürokratik işbirliği ile daha da etkin ve bölge halkı üzerinde baskın güç haline getirmiştir.
Lütfen..
GERÇEKLER KANIYOR...
HAKKINIZ YOK BUNA...
EL İNSAF...
Bu sozlerinizle inandiriciliginiz tamamen gitmistir sayin gecmisingolgesi.
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 04:39 PM
EVET DOSTUM ÇOK İYİ ANLAMIŞSIN. AYNEN DEDİĞİN GİBİ OLMUŞTUR. HADİ GİDİP YOKEDELİM DERSİM'İ DEMİŞLERDİR VE YOKETMİŞLERDİR. BAK İSTEYİNCE NASIL DA ANLIYORMUŞSUNUZ. ALGILARINIZ HEP BÖYLE AÇIK OLSA GÜZEL OLACAK..
Sen hayal goruyorsun. Bu konuyu hic savunmaya kalkma. Bu konunun avukatligini iyi yapamiyor bu masum ve hakli konuyu haksizlastiriyorsun ve batiriyorsun.
Burada Dersimlilere yapilan haksizligin katliamin safi kurtlerle olan bagini bir yana birkip sunnilikle olan bagini da bir yana birakip cumhuriyeti sorumlu tutarak ve ona calisarak bu MASUM HALKIN UGRADIGI KATLIAM I golgeliyorsun. Icersine kattigin gercek disi iddilar insanlar tarafindan katliamin da olmadigi ve senin uydurdugun seklinde bir inanisa yonelmelerine sebep olacak.
Birak dersim katliamini bizler savunalim bizler dile getirelim hic olmaz sa objektif oluruz. Sistem sorunu yaparak sosyalistleri, seriatcilari ve kurtculeri nemalandirmak yerine gercek suclularini yargilanmasini saglayarak bir ibret aniti diktirebilirz belki ve bu yolla butun turkiye bir ibret alabilir. Saygilarimla
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 04:52 PM
tamam. utanman gereken bir durumun yok. Geldiğin köklere geçmişine saygım var. Ama saydığım olayları, katliamları yok ya da geçersiz kılmıyor söylediklerin. Elbette, Türkler, ülkedeki diğer tüm kesimlere elini uzatmalıdır. Bu adaletsizliğe, kıyıma, inkara karşı durmalıdır. Ve ülkemizde hesaplaşılması utanılması gereken olaylar olmuştur. Dedelerimizi biz çekemesek, tarih çekecek hesaba. Ama önce çekilecek bir hesabın olduğunu lütfen kabul ediniz. Kaytarmayınız. Sizin utanılacak bir soyunuz yok doğrudur. Ben de utanmıyorum. Benim dedelerim de tüm bu katliamlarda sürgüne katliama uğrayanlara tardım etmişler. Ama senin ya da benim dedelerimin tavrı, tüm bu acıların yaşanmasını engellememiş, çünkü bir devlet politikası uygulanmış ve yüzleşilmesi gereken de işte bu devlet politikasıdır.
Gururunuzu incitmek istemem, haddime değil. Ama lütfen çöple samanı karıştırmayalım. Ve kendimize kaytaracak boşluk bulmaya kalkmayalım.
Kabul ediyorsun yani, zulüm düzeninin bu güzelim coğrafyayı kana buladığını.
Unutma, milyonlarca Kürt Alevi var bu ülkede. Ve Alevileri kıyanlar, sünni-gerici ittifak ve onun ardındaki devlet örgütlenmesidir. Devlet olmasaydı arkalarında, hesabı sorulurdu.
Saygılarımla...
Farkindamisin bilmiyorum sayin gesmisingolgesi
herkse dersimde yapilanlari kabul ettigi halde sen herkesinkabul ettigini etmedinve direndin. Cunku dersimde yasananlari bir sistem sorunu yapmak amacin ama bunu da basaramadin. basaramayacaksin.
2 bir den iyidir
3 den kotudur.
3 ikiden iyidir 4 den kotudur.
yani padisahlaik rejimininyerine Cumhuriyet gelmeyemiydi. Abdulhamit mi olaydi. O zaman safi kurtlerin hic bir sorunu olmazi zaten. butun valiler emniyet mudurleri ionlardanolurdu zate bu gun oldugu gibi.
Tayyi bin milletvekillerinin yarisi kurt degil mi. Bunlar da hep nur cematine sicak bakan insanlar degil mi.
Merak ediyorum Cumhuriyet rejimine karsi bu insanlarla SIKI bir ittifak icersine fisiki girmis oldugunuzun farkindamisiniz.
Kurt benimkardesim. Turk de oyle. Hepimiz bir arada bir cati altinda yasayacagiz yasalarimizla herkesin hak ve hukukunu garanti altina alarakve pratikde uygulayarak.
Bu guzel duygulara golge dusurucu cigirtkanliklari her kim yaparsa ve illa ki rejimi hedef almaya calisirsa onun uzun vadeye ysayilmis deklere edilmemis bir plani vardir diye dusunmek en dogal hakkimizdir.
Saygilarimizla
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 05:27 PM
Alinti Gecmisingolgesinden
Olay M. Kemal ile bitmiyor. Kusura bakma ama Cumhuriyet, Kürtlerin verdiği destek sayesinde kuruldu. Bunu hiç kimse inkar edemez. Cumhuriyet devrimine karşı TBMM ye karşı en büyük isyanlar, Batı illerinde çıkmıştır. Ve esasen Kurtuluş Savaşı, bu isyanların bastırılması ile geçmiştir çoğunlukla. Cumhuriyet öncesi, Urfa'da Milli aşireti, Sivas'ta Koçgiri aşireti ayaklanmıştır. O Kürt isyanlarını da Kürtler kendileri bastırmıştır.
Kurtler acaba destek verdikleri Cumhuriyete neden simdi karsi olmailar. Bir mantik hatasi yok mu burda. O o zaman hata yaptilar yada simid yapiyorlar.
Cunku Cumhuriyet soyut olarak -konustugumuz bu. Kurulurken iyidir diye desteklendi.
Simdi tu kakailanediliyor.
Iste bunlar Sistemin degil sistemin isletilisinin problem oldugunu konusunu gostermiyormu sizinkendi yazilarinizla.
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 05:38 PM
sayın av. A. Güvercin.
Öyle bir demokratik(!) anayasa ile yönetiliyoruz ki ezilenlerin 'EZiLİYORUZ' demesi bile suç. Haklısınız. Biz kelimeleri seçerken daha dikkatli davranmak durumundayız. Kelimelerin gücüdür ki bir ayağı baş eyleyen, kelimelerin gücüdür ki başı ayak eyleyen.
Uyarınız için teşekkürler. Bundan sonra kendimi tutmak durumundayım. Öyle ya, kanatanların anayasası kanayanların değil. Bu foruma zarar vermek gibi bir niyetim asla olamaz. Düşüncelerimi sert bir dille ifade etmiş olabilirim. Söylediklerimin arkasındayım ama dediğiniz doğru. Bizler kazanmaya çalışmalıyız hassasiyetlerimizi umursayanları. Kaybetmeye değil. Üslubum ve dilimin sertliği eğer gölgeliyorsa ortaya koyduğum gerçekleri, özür diliyorum.
Saygılarımla...
Sacmalamanin bu kadari da fazla; lutfen.Simdi de anayasa dersi vermeyin. Biz docentlige bir basamak dayamisiz o alanda. Anayasaninnasil isledigini biliyoruz. Siz soylediginize bir bakin hele;
Sabahtan beri elestirmeden bahsetmiyorum, Kufretmedigin hic bir yer kalmadi ve hala kufretmeye devam ediyorsun. Devletin butun kademeleri ve Cumhuriyetin kendisi Adolf hitlerin rejimini gecti gitti, Bush un usagi durumuna dusuruldu Yuce Ataturk. Ama halen konusmaya devamediyorsun. Birakin devletin anayasasin9in size mudahaleetmesini site yoneticilerinden dahi uyari almadianiz.
Sizin bu yaptiginiz dolayisiyla okunmus klasik degerleri mantiksiz bir sekilde rastgele orneklere uygulamak denir. 1980 oncesinin solculari bunu hepyaparlardi. Birileri derslerini almislar ve birileri de ayni hamam ayni tas yollarina devam ederler . uzucu.
MHP nin bile degistigi yeni politikalar urettigi yerlede bizim sol ayni politikalarin daha da gerisine gitmis.
Hic olmas sa eski sol Ataturk u anti emperyalist bilirdi.
1960 kadar sistem anti emperyalist bilinirdi.
rejimin Menderesle baslayan ve suleyman demirelle devam eden bir teslimiyetinden soz edilirdi ancak mucadeleninde devam ettiginden soz edilirdi.
Yokdan var eden cumhuriyet in varliklarini hala satiyorlar da bitiremediler. Siz o satanlarla ayni platformda oldugunuzn fakinda biledegilsinz. UZUCU. yani pratik yaptiklarinizla.
Ozgurlugumyokdiyorsun. Sonrada bu kadarini yapiyorsun.
Bu soylediklerini Kraliceye soyleseydin senin IP adresinden ingiliz polisi simdiye kadar 50kere bulmus ve tutuklamisti. yada site yoneticilerini yani bizleri. hala tutuklanmayacagimizin garantisi yok sayenizde.
Hepsi bir yana;
Alevileri adina konusyorsun. Kurtler adina konususyorsun.
Rejime ver yansin ediyorsun.
Sonra da diyorsun ki ben kurt degilim Turk um. Alevi de degilim.
Dostum muhatabim degilsin. Sana tesekkur edenler de muhatabim degiller.
Av.A.Guvercin
22-02-2007, 05:54 PM
Alevilik için ne yaptığımı tartışmak, kibir ve terbiyesizlik olur. Affınıza sığınarak yaptıklarımı kendime saklamak istiyorum.
Ben senin bir alevi olmadigini ve de kurt hic olmadigini duyduktan sonra; bana alevilige destek icin her gun 100 altin versen gine almazdim. Bu olay sinirlerimi hat sayhaya ulastirdi. kendimi cok ciddi aldatilmis ve dalga gecilmishissediyorum. Umarim ne demek istedigim anlarsin.
yaptiklarin kendine kalsin cunku sinirlerimi biraz daha bozacaksin nasil olsa.
Sen once bir ozur borclusun. Butun gecemi sayende bilgisayarin basinda gecirmek zorunda kaldim. uc saat uykuylaise gidecegim ve hakimlerin karsisinda uyuyacagim. Umurumda degil. gerekirse yol icin hic de uyumam.
Ama eger kurt ve alevi olmadigini basta belirterek yorumlarini yapsaydin sana bir kac cumle soyler ve bu kadar zamanimi harcamazdim. yazik.
Sayin Alevi Canlar
yanlis anlamayin. soylediklerimimden. Bu bir tepkidir sadece. Bu alevi olmadiklari halde ve de kurt olmadiklari halde boylesine hareketlerde bulunlara karsi. Mikrofonlarimizi ellerimizden alip bizi bize anlatan bizim cocuklarimizi bizden korumaya kalkanlara karsi.
Bir gun cok sinirlenecegim ve Camioye gidip Imamin yerine gecek ve vaaz vermeye baslayacagim. konusacagim konusacagim. Imami Azam Ebu hanifiyi anlatacagim da anlatacagim. Alevilere gonderecekgim de gonderecegim. Sonra da diyecegim ki ben aleviyim kurdum dersimliyim.
bana Camide ne yaparlardi ise bu dostumuz da ayni zezayi hak etmistir. Konuyu Admine goturecegim cunku benim bir hareket etmek demokrasi adina dogru olmaz cunku sinirlenmis biri olarak taraf siz degilim. Oysa yargi tarafsiz olmali.
Saygilarimla
gecmisingolgesi
22-02-2007, 07:04 PM
Sayın Av.A.Guvercin
16 yaiındayken, yasal bir partinin kuruluş bildirisini dağıttığımız gerekçesi ile Tuncelili bir arkadaşımla gözaltına alınmıştık. 2 gün ban SEN TÜRKSÜN SÜNNİSİN, HADİ O TUCELİLİ KÜRT VE ALEVİ SANA NOLUYOR AZMIŞ ŞEREFSİZ diye küfrede küfrede bildiğiniz malum işkneceleri yapmışlardır.
Ve şimdi görüyorum. Bir başka yerden, 'SANA NOLUYOR' sesi yükselmekte.
Bana birşey olduğu yok.
Olan zaten bu ülkeye olmuş.
Üzerine tartışmaya bile gerek yok demek ki.
Size saygılarımı sunuyorum.
16 yaşında çocuklarını işkence tezgahlarından geçiren bir rejime muhalif olmak, ezilenlerin yanında kendimizce doğru bildiğimiz bilgilerle yer almak suç ise suçluyuzdur ne yapalım.
Alevi ve Kürt değilim. Bunu en başından söyledim. Forumun farklı yerlerinde. Gözünüzden kaçmış. Bunun için de özür dilerim.
Kusura bakmayaın, bir sünni ve Türk'ün gösterdiği savunmacı tavrı gösteremem. Düşüncelerimin kaynaklarını yazılarımda gösterdim. Bunların gerçek olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncelerin gerçek olduğunu düşünmeme karşın, TÜRKLÜĞÜM VE SÜNNİLİĞİM neyi gerektiriyorsa onu mu yapayım? Özür dilerim ben Manifesto arkadaşa saygı duymakla birlikte onunla aynı seçimi yapamayacağım.
Kimseye destek olmak gibi bir derdim yok. Destek kelimesi sevdiğim bir kelime değil. Benim, istediğim felsefe ya da düşünceden etkilenme ve onu savunma gibi bireysel bir hak ve özgürlüğüm var.
Ayrıca üskubum için, gereken özrü dilediğimi düşünüyorum. Siz uyardınız, biraz takılarak, ezilenlerin ezildiğini söylemeye hakkı olmadığı bir anayasadan bahsettim ki 12 Eylül Anayasası demokratik bir anayasa ise bilmemem. O beğenmediğimiz AB sürecinin kazanımları sayesinde son birkaç yıldır birşeyler tartışılabiliyor yoksa kusura bakmayın ama rejimin seçimi kesinlikle ama kesinlikle demokrasi olmayacak idi.
Tamam. Eğer yönetici arkadaşlar da gerekli uyarıyı yaparlarsa, bir daha siteye yorum-yazı eklemeyeceğim.
Tahammül sınırlarınızın bu öfkenize yenildiğini düşünüyorum.
Sizi öfkelendirdiğim için ayrıca üzgünüm.
Ama kapıları açık bırakmayı bilmek gerek.
Hrant Dink'in kanı daha taze duruyor yerde. Bizim demokrasi ülkemizde.
Arkasına dahi bakmaya cesaretimiz yokken, burada fikirlere gayet rahat tavır koyabiliyoruz.
Aydınlığı, karanlıkla uzlaşanlar değil, onun realitesini farkedip, ışığı arayanlar, ışık için mücadele edenler getirir.
Herkese saygılarımı sunuyorum.
Verdiğim rahatsızlık için de özür dilerim.
Hakikaten ne kadar zormuş Türk ve Sünni olup da farklı düşünmek. Bedeli ağır.
Babam hep der,
Yarın birgün ülkede herhangi bir iç savaş çıksa biz herkesin hedefi olacağız:)
Kürt-Türk savaşı çıkarsa Kürtler bizi Türk olduğumuz için, Türkler de Kürtçü olduğumuz için,
Alevi-Sünni kavgası çıksa, Aleviler Sünni olduğumuz için, Sünniler ise Alevi yandaşı olduğumuz için,
Hristiyan-müslüman savaşında, hristiyanlar bizi müslümanız diye öldürür, müslümanlar da dinsiz diye
ya da sağ-sol savaşı...
Bu örneği espri olsun diye verdim. Kimse buradan kendine vazife çıkarıp bu örnekleme için birşeyler yazmaya kalkmasa iyi olur.
Ama Babamın yaptığı bu esprinin demek ki gerçeklik payı varmış.
Özür diliyorum sayın Av.A.Guvercin .
Öfkenizden nasibimizi almak da varmış.
Saygılarımla....
levilee
22-02-2007, 08:44 PM
güvercin abim uzun süredir forumdayız
o yüzden muradımı anlamış olmalıydınız
asla ve asla kürtlere bir şey demiyorum
kastettiğim geçmişingölgesi tipinde kardeşlik adına kışkırtıcılık yapanlaradır
kışkırtıcılığı yapanın kimliğide önemli değil
içimizden mustafa kemaller çıkıyor derken kastettiğim türklük kimliği değil cumhuriyetçi kimliğidir abdullah öcalanlar şeyh saitler derkende kürtlük değil kışkırtıcı bölücü kimliktir
yoksa yılmaz güney,cemal süreya,ahmet arif vb. kürt kökenli bu ülkenin insanı taş üstüne taş koymuş insanları sevmememiz ne mümkün benim cumhuriyet anlayışıma göre bu insanlar sonuna kadar türktür,türk derken cumhuriyetin kastettiği bir etnik köken değil bu vatanın evladı olmaktır ben öyle anlıyorum,
yoksa cemal süreya niye "ankara en iyi kalpli üvey ana" diye yazdıki.....
polata
22-02-2007, 09:34 PM
sn polata abim bu konuda size katılmamaktayım..
bu söylencenin bir belgesi varmı
seyit rıza ve şeyh saitin hiç zaman yan yana gelmemiştir.
belge ise bu kitabı bulabilirseniz sevinirim; hıdır göktaş "KÜRTLER-İSYANI TENKİL"
Bak Polata arkadaş,
Şeyh Sait ile Seyid Rıza arasında Şeyh Sait isyanı sırasında böylesi bir görüşme olmamıştır.
Şeyh Sait ve Seyid Rıza, çok önceden beri AZADİ örgütünde, Kürt ulusal talepleri için ortak tavır geliştiren bir cephede aynı safta yeralmışlardır. Dersim'e gittiği falan bunlar uydurmadır. Söylentidir. Kürt halkını kendi içinde parçalayarak muhalif yapıyı zayıflatmaya dönük bir iftiradır.
Şeyh Sait, öyle hafife alınacak yobaz-gerici bir önder değildir. Şeyh Sait İsyanı Lozan'da ihanete uğrayan Kürtlerin bir tepkisidir.
Seyid Rıza'nın, uluslararası cemiyetlere gönderdiği yazıları okursan göreceksin ki, Seyid Rıza da Kürt ulusunun çıkarlarını savunan bir liderdir.
Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası... Okumanızı öneririm.
Şeyh Sait'in, 'Kızılbaşların kestiğini yemem' dediği de yalan, Dersim'e gidip destek istediği de.
Zaten Şeyh Sait ayaklanması aleacele çıkan bir ayaklanmadır ve Dersim Bölgesi ile iletişim kuramamıştır.
Dersim Mebusu Diyap Ağa, Dersim aşiretlerinin isyana katılmaması yönünde uyarıda bulunmuştur ve bu dostane(!) tavrına rağmen, M.Kemal tarafından güzelce ödüllendirilmiş(!)tir...
Lütfen tarih bilmeden konuşmayınız.
Kulaktan dolma bilgilerle, katılırsınız ya da katılmazsınız, inandığı doğrular uğruna canlarını ortaya koymuş insanların arkasından iftiralar atmayınız.
O iftiraların büyükleri, Alevilerin başında ve o çok savunduğunuz cumhuriyet rejimi, gericiliği yobazlığı silmemiş aksine güçlendirmiştir ve o gericiliği, askeri-bürokratik işbirliği ile daha da etkin ve bölge halkı üzerinde baskın güç haline getirmiştir.
Lütfen..
GERÇEKLER KANIYOR...
HAKKINIZ YOK BUNA...
EL İNSAF...
Sn.wengesodiri,
Bu görüşme ile ilgili kaynaklardan bilgi almaktan daha öte görüşmede yer alanlardan birisinin torunu ile yaptığım görüşmede bahsettiğim olay anlatılmıştır. Bu olayı bana anlatan kişi de ocakzade Alevi-Kızılbaş birisidir. Sanırım bu bilginin yanlış olma olasılığı çok az olsa gerek.
Sn.geçmişingölgesi sizinde yazınızdaki bu konu ile bilgiyi sunmuş oldum.
Ancak yazınızda yer alan Lütfen tarih bilmeden konuşmayınız.cümlesi gereksiz bir hakaretten başka birşey değildir. Bunca sayfa boyunca tarih, sosyoloji, siyasi, toplumsal bilgilerden kıt bir şekilde yazmanıza rağmen şahsınıza yönelik bu tür bir ithamda bulunmadım.
Saygı ve sevgi ile....
polata
22-02-2007, 09:56 PM
Dogrusu sizden daha mantıklı ve doyurucu bir cevap bekliyordum ama görünen oki kendi tarihinizle yüzleşmekten korkmaktasınız.
Ve aynı klasik kelimeler etrafında dönüp dolaşmaktasınız.
Aşkı niyalzarımla.
Sn. Kadir Hoca'm sözünüzde bahsettiğiniz kendi tarihinizle yüzleşmekten korkmamız nası oluyor acaba.
Aşiret resliği, köy sahipliği, ağalık feodal düzen değildir diyen bizler miyiz?
İsyan çıkmamıştır, devlet bir gece aniden Dersim'i basmıştır diyen bizler miyiz?
Klasik kelimelerden bahsetmişsiniz, sorarım size bizler "evet yaşananlar acıdır, katliam olmuştur, isyan ile başlayan olayların neticesinde yaşanan katliamlar, sürgünler güzel şeyler değildir, isyan katliamı meşru kılmaz, katliamda isyanı meşru kılmaz" derken sizler ne diyorsunuz.
İsyan'ı yok saymak, sadece katliama bakmak, cumhuriyet içerisinde birleşip sorunları çözmek yerine, feodal düzeni sürdürmek için köylüsünü heba edenleri sonsuz kahramanlığa çıkarmak ardından da Alevilikten bahsetmek nasıl bir tarihle yüzleşmektir.
Sorarım size Seyit Rıza seyit ise nasıl oluyorda Kürt veya Zaza oluyor? Seyit Rıza köylere sahip iken nasıl oluyorda ağa olmuyor nasıl oluyorda düzen feodal olmuyor? Sorarım size gördünüzmü Kürt veya Zaza Alevilerinin dışında aşiret olgusundan bahseden.
Siz derken kastettiğiniz Türk-Türkmen Alevileri, Kızılbaşları, Çepnileri, Türkmenleri, Tahtacıları, Bektaşileri, Yörükleri ise merak etmeyiniz biz kendi tarihimizle yüzleşiyoruz. Asıl kendi tarihi ile yüzleşmeyen sizlersiniz.
Dersim de yaşanan bir isyanın katliam ile bastırılmasıdır.
İsyan Alevilik adına değil Kürtlük Zazalık adına yapılmıştır. Tıpkı Şeyh Sait isyanındaki etnik unsurlar olduğu gibi Dersim isyanıda etnik unsurlara dayanmaktadır.
Bundan ötürüdür ki Dersim de ki isyanı ve katliamı tek başına, salt Aleviliğe dayandırmayınız. Madem ki Dersim Zaza ve Kürt'tür, madem ki Türk-Türkmen Alevileri bu isyana destek olmamıştır, madem ki Seyit Rıza bağlı olduğu ocaktan bile destek görmemiştir o halde yaşanan isyan Kürt-Zaza isyanından başka birşey değildir.
Bu kısma kadar yazılanları okuduğumda bazı yazılar bende şok etkisi yaratmıştır. Kökeni Dersim olanların veya etnik kimliği Zaza-Kürt olan bazı Alevilerin cumhuriyet ve devlete karşı kin, nefret ve düşmanlığı sanki ayrı bir devlet olma ve ya olurda kurulur ise Şafi-Hanefi Kürt devletinde yer alma isteğini/talebini tetikler gibi. İsyanı görmezden gelip sırf katliama bakmak bu tetiklemeyi bir kat hızlı yapmaktadır.
Dilerim artık sizlerde bazı gerçekleri kabul eder, tarihinizle yüzleşirsiniz.
Saygı ve sevgi ile...
gecmisingolgesi
22-02-2007, 11:56 PM
MEKTUP: Seyit Rıza'nın İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na Yazdığı Mektup
İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na
Sayın Bakan
Yıllardan beri Türkiye Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta, gazete ve yayınlarını yasaklamakta, anadillerini konuşanlara eziyet ederek, Kürdistan’ın bereketli topraklarından gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu’nun çorak topraklarına zorunlu göçler düzenleyerek bu halka zulmetmektedir. Son olarak Türkiye hükümeti kendisiyle yapılan bir antlaşma sonucu bu baskılardan arındırılmış Dersim bölgesine de girmeye kalkışmıştır.
Bu olay karşısında Kürtler göçün uzak yollarında can vermek yerine kendilerini korumak için 1930’da Ararat Tepesi’nde, Zilan ve Beyazıt Ovası’nda olduğu gibi silahlara sarıldılar.
Üç aydan beri ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor.
Savaş olanaklarının eşitsizliğine, yangın bombalarının, boğucu gazların kullanılmasına rağmen ben ve yurttaşlarım Türkiye ordusunu başarısızlığa uğrattık.
Direnişimiz karşısında Türkiye ordusu kasabaları bombalıyor, yakıp yıkıyor (...)
Zindanlar yumuşak başlı Kürt halkıyla dolup taşıyor, aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor ya da Türkiye’nin tecrit edilmiş bölgelerine sürülüyor.
(...) Üç milyon Kürt, sesimden ekselanslarına sesleniyor ve hükümetinizin manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı sizden istirham ediyor.
Sayın Bakan en derin saygılarımın kabulünü rica ederim.
Dersim Generali
Seyit Rıza
http://f25.parsimony.net/forum62148/messages/23767.htm
http://www.gelawej.org/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=376
gecmisingolgesi
22-02-2007, 11:59 PM
http://www.gelawej.org/modules.php?n...owpage&pid=376 linkinden alıntıdır.
Bu konu, Sey Rıza`nın Dersim`deki son günlerinin irdelendiği Mehmet Gülmez`in „Dersim`ra ve Dare Estene Seyit Rıza“ (Dersim`den Darağacına Seyit Riza) isimli çalışmasında da yer alıyor.
Gülmez, kitabında bu olayı Sey Rıza`nın ikinci karısı Bese`nin kardeşi olan ve sürekli olarak onun yanında bulunan, hem korumalığını ve hem de elçiliğini yapan Hemê Boxi (Türkçesi: Boği) ile konuştuğunu şu cümlelerle ifade ediyor:
„Hemed amca, Şeyh Said, savaştan önce Dersim`e geldi mi? Sey Rıza`nın yanına geldi mi, gelmedi mi? Sey Rıza`dan yardım istedi mi, istemedi mi?`
Bu soruyu sorduğum zaman yanımızda daha başkaları da vardı.
Hemedê Boxî aynen şöyle yanıt verdi:
`Hayır, hayır! Haşa, haşa! Vallahi iftiradır, billahi iftiradır. Biz Şeyh Said''i Dersim''de hiç görmedik. Şeyh Said hiç Ağdad''a, Sey Rıza''nın evine gelmedi. Şeyh Said''i ne duyduk, ne de gördük. Sê Said olayını söyle duyduk biz:
Mart`ın ortasıydı. Hozat`tan bir elçi geldi, dediler ki Hasan Hayri`den mektup getirmiş.
Sey Rıza mektubu okuttu, baktık ki Hasan Hayri mektubunda `Şeyh Said ve çevresi başkaldırmış, Elazığ`ı almışlar. Diğer tarafta da Şeyh Said kuvvtleri Diyarbekir üzerine yürümüşler. Biz burada da Şeyh Said`in yanındayız, birlikteyiz. Elinizden geldiği ölçüde acele ederek yörenizdeki hükümet merkezlerine el koyun,` diyor.
Sey Rıza altına bir kaç kelime yazdıktan sonra mektubu Kalan reisi Ali Ağa`ya yolladı. Sey Rıza:
`Ali Ağa hal-mecal böyledir. ... Ben gidiyorum, biz Hozatı kuşatacağız, sen de Kalû, Boliyû, başka da kimleri yanına alabileceksen al, Erzincan`ı kuşat. Hiç değilse Erzincan`dakileri meşgul et ki, oradan Şeyh Said`e karşı kuvvet gitmesin.`
`Sabahleyin haber salındı, çok kişi toplandı, Sey Rıza`yi kızağa bindirdik ve Xaçelîye`ye gittik. Geceyi Xaçelîye`de geçirdik. Yine o gece de çevreden çok sayıda insan geldi. Silahı olanlar bir araya toplandılar, Sabahleyin Sey Riza`yı yine kızakla yola çıkardık, Hozat yakınında Dewrês Cemalû`lara ait bir mezra var, oraya götürdük. O gece Sey Rıza Hozat`ta bulunan hükümetin gücü, devlet askerinin miktarı hakkında bilgi getirmesi için Hozat merkezine elçi yolladı. Ne var ki öteden haber geldi. Hasan Hayri çektiği telgrafta... `Şeyh Said güçleri geri dönüp Palu`ya çekilmişler,`demiş.
Bunu üzerine Hozat`a saldırmadan geri döndük,“ diyor (Mehmet Gülmez, Dêrsim''ra ve Dare Estene Seyit Rıza, Zend Yayın, Kasım 1996, ‹stanbul, s.158. Kirmancca`dan Türkçeye çeviri: Munzur Çem).
İşin ilginç yanı, bu gelişmeyi doğrular nitelikte bilgiler resmi belgelerde de yer alıyor:
Örneğin, 3. Ordu Müfettişliğinin 28/2/341 (1925) tarih ve 347 numaralı şifresinde şöyle denliyor:
"Dersim Ekradı''nın* bilhassa Karaballı**, Feratuşağı***, Abbasuşağı aşiretlerinin Bitlis, Hozat veya Pertek''i basmak konusunda yaptıkları müzakerelerinde, evvela Hozat''ı basarak mahpusları tahliye ettikten sonra Pertek''i basmaya karar verdikleri pek mevsuk olarak haber alınmıştır." (M. Bayrak, Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri, s.280)
Aynı Müfettişliğin 1.3.941 81925) tarih ve 358 numaralı şifrede ise şu satırlar yer alıyor:
"Elaziz''in sukûtu üzerine Dersim''de galeyan olup Kürtlerin vilayet merkezinde toplanmaya başladıkları, bazı memurinin irticayı andırır sözler söyledikleri, Şeyh Şerif ve Dersim Mebus-u sabıkı Hasan Hayri imzasile Elaziz''de rüesaya gelen telgrafta Elaziz''de asayişin ihlal edilmemesinin bildirildiği, garbi Dersimlilerin iş bu taşkınlıklarına karşı şarki Dersim ve bilhassa Mazgirt aşairinin lehinde samimi tezahürat gösterdikleri,..
Çemişkezek kazasının dün Ekrat tarafından ihata olduğunu kısmen kaza içinde müsademe başladığı tarafeynden dört beş telef olduğu,
Dersim Kürtlerinin bilahassa Karaballı, Fratuşağı, Abbasuşağı aşiretlerinin Evvela Hozat''ı basmak müzakeresinde bulundukları öğrenilmiştir." (M. Bayrak, age, s.280)
gecmisingolgesi
23-02-2007, 12:05 AM
Sayın Polata
Kulaktan dolma bilgilerin her zaman alternatif söyleniş biçimleri de vardır. Açıkçası, ben bir Dersimliden Şeyh Said'in 'Lızılbaşların kestiği yenmez' dediğini duyduğumda bile bana pek mantıklı gelmemişti. Şüpheyle yaklaşmıştım. Şeyh Saitle görüşenlerin çocuklarının yaşadıklarını söylediği halde ben inanma konusunda ikircikli kalmıştım. Olaya, resmi tarih tezinin içimizde yarattığı duvarlarla bakınca bile ters geliyor. Biz, her alanda düşmanlık üreten bir neslin çocuklarıyız. Her alanda ve konuda ötekiler yaratmak genetiğimizdendir. Ben de bu olayı Kürtler içerisinde bir ötekileştirme operasyonu olarak düşünmüştüm.
Tekrar ediyorum. Tarihsel araştırma ve makaleleri de gözden geçirmek gerekiyor. Çünkü, Şeyh Said'in söylediği iddia edilen söz, yenilir yutulur cinsten bir söz değildir.
Umarım eklediğim linkler, yararlı olmuştur.
Bilgi her zaman gerçeğe gider. Eninde sonunda.
Saygılarımla...
hınıslı
23-02-2007, 12:47 AM
Kendi öz güçleriyle bir şey yapamayanlar "Doğruysa"ki inanmıyorum dün ingilizlerden istedikleri yardıma karşılık gelmedi,
Ama bugün ABD den Irakda yardımı alan işbirlikçiler yarın ABD ile birlikte Anadolu topraklarındada aynısını yapacaklardır..
Düne kadar marksisit olduğunu iddia edenler bu gün ABD bizim en iyi dostumuz demeye kadar işi vardırdı,
Buna karşın hala dalkavuk Türk radikal solu acaba bunlardan daha ne kadar faydalanaırız mantalitesi ile yalakalığı bir türlü bırakmaz oldu...
Geçmişe gölge edip durmayınız beyefendi bu gün savunduğunuz yapıların içinden neler çıktığı belli inkarcılık hat safhada...
Siz sazınızı çalın türkünüzü söyleyin ama geçmişe gölge etmeyin sayın miras yediler...
Eklediğin linklerde hangi yanda belli,
nasıl yansız olsunki olsaydı hepimize faydalı olurdu...
polata
23-02-2007, 01:30 AM
MEKTUP: Seyit Rıza'nın İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na Yazdığı Mektup
İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na
Sayın Bakan
Yıllardan beri Türkiye Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta, gazete ve yayınlarını yasaklamakta, anadillerini konuşanlara eziyet ederek, Kürdistan’ın bereketli topraklarından gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu’nun çorak topraklarına zorunlu göçler düzenleyerek bu halka zulmetmektedir. Son olarak Türkiye hükümeti kendisiyle yapılan bir antlaşma sonucu bu baskılardan arındırılmış Dersim bölgesine de girmeye kalkışmıştır.
Bu olay karşısında Kürtler göçün uzak yollarında can vermek yerine kendilerini korumak için 1930’da Ararat Tepesi’nde, Zilan ve Beyazıt Ovası’nda olduğu gibi silahlara sarıldılar.
Üç aydan beri ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor.
Savaş olanaklarının eşitsizliğine, yangın bombalarının, boğucu gazların kullanılmasına rağmen ben ve yurttaşlarım Türkiye ordusunu başarısızlığa uğrattık.
Direnişimiz karşısında Türkiye ordusu kasabaları bombalıyor, yakıp yıkıyor (...)
Zindanlar yumuşak başlı Kürt halkıyla dolup taşıyor, aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor ya da Türkiye’nin tecrit edilmiş bölgelerine sürülüyor.
(...) Üç milyon Kürt, sesimden ekselanslarına sesleniyor ve hükümetinizin manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı sizden istirham ediyor.
Sayın Bakan en derin saygılarımın kabulünü rica ederim.
Dersim Generali
Seyit Rıza
http://f25.parsimony.net/forum62148/messages/23767.htm
http://www.gelawej.org/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=376
Sn.geçmişingölgesi,
Eklediğiniz bu mektup bilinen bir mektuptur. Mektubun son kısmında yer alan isim ve ünvan kabul edilmeyen bazı gerçekleri açıklanması bakımından önemlidir.
Bir kez daha yinelemek isterim ki Dersim'de yaşanan acılar, ölümler, sürgünleri kimse yok saymıyor, kimse isyan nedeni ile bu acıları meşrulaştırmıyor.
Yaşananların tek tarafını alıp durum değerlendirmesi yapmak yanlı bir davranış olmakla kalmayıp kimilerinin ekmeğine yağ sürmek, kin ve husumet yaratmaktan öteye geçmeyecektir.
gecmisingolgesi
23-02-2007, 01:56 AM
Kendi öz güçleriyle bir şey yapamayanlar "Doğruysa"ki inanmıyorum dün ingilizlerden istedikleri yardıma karşılık gelmedi,
Ama bugün ABD den Irakda yardımı alan işbirlikçiler yarın ABD ile birlikte Anadolu topraklarındada aynısını yapacaklardır..
Düne kadar marksisit olduğunu iddia edenler bu gün ABD bizim en iyi dostumuz demeye kadar işi vardırdı,
Buna karşın hala dalkavuk Türk radikal solu acaba bunlardan daha ne kadar faydalanaırız mantalitesi ile yalakalığı bir türlü bırakmaz oldu...
Geçmişe gölge edip durmayınız beyefendi bu gün savunduğunuz yapıların içinden neler çıktığı belli inkarcılık hat safhada...
Siz sazınızı çalın türkünüzü söyleyin ama geçmişe gölge etmeyin sayın miras yediler...
Eklediğin linklerde hangi yanda belli,
nasıl yansız olsunki olsaydı hepimize faydalı olurdu...
Linklerin yanlılığı yansızlığı anlatmak istediğim şeyi gölgedi sanırım.
ABD konusundaki tespitlerinizi üstüme almıyorum. Sizinle parale düşünüyorum.
Kürt kuyrukçuluğu ya da Alevi kuyrukçuluğu yapanlar, Kürtlerin de Alevilerin de zarar görmesine neden oldular. Bu tespitinze katılıyorum.
Ben, bölgede iddia edildiği gibi gerici-feodal ilişki tarzının tasfiye edilmesine dönük bir harekat değil, tam tersine günümüze dek süren ve devletle güçlü bağlarla desteklenmiş aşiretçi-tarikat bağlantılarının kökleştirilmeye çalışan bir harekat olarak algılıyorum. Çünkü 84 yıl sonra bile Kürt illerinde ciddi bir feodal yapı gücünü korumaktadır.
Bizler, geçmişi anlamak ama tüm doğruları ortaya koyarak anlamak durumundayız ki bir daha tekerrürler yaşanmasın.
Tekerrürü kader kılan, ders almayışımızdır. Ülkemizdeki tüm toplumsal kesimlerin, birarada yaşamaya dönük ciddi bir eylemliliğe girmesi, bazı yaraların sarılması, bazı kötü izlerin tedavi edilmesi ve halkları düşmanlaştırma politikasının terkedilerek, kültürel zenginliğimiz, tarihsel geçmişimiz ve birlikteliğimize vurgu yapılarak, yeni bir demokratik-laik-katılımcı-eşitlikçi bir anayasa düzenlenmesi ve çağdaş insani değerlere normlara yakışan bir toplumsal dönüşümün gerçekleştirilmesini çözüm reçetesi olarak sunuyorum.
Kürtler kurtulmadan Türkler kurtulamaz, Türkler kurtulmadan Kürtler kurtulamaz. Çünkü sorun ortak. Birbirinden bağımsız değil. Dayanışma bağlarının güçlendirilmesi gerekiyr. TArihi değiştiremeyiz ama ondan öğrenebiliriz.
Emperyalizmin Ortadoğu politikalarına verilecek en iyi yanıt, kendi arasında diğerini ötekileştiren ve düşman ilan eden anlayış değil tam tersine tüm bölgeyi sahiplenen ve Ortadoğu haklarının kaderini eline almasına dönük ortaklaşmacı bir tavır geliştirmek olacaktır. Zaten emperyalizm, bölgesel düşmanlıkları kaşıyarak, zayıflatıp daha sonra da etki altına almıyor mu her yeri?
İnsanlık açık bir tehlike ile karşı karşıya.
Her milletten, inançtan, düşünceden insan, uluslararası şirketlerin sermaye birikimlerini arttırmak için kışkırttıkları savaşlar nedeniyle her açıdan bir yokoluşun eşiğindedir.
Kürtleri ötekilemeden, onlarla ortak paydlarda buluşarak emperyalizme iyi bir yanıt verilmelidir.
Yoksa düşmanlık üretmek, Türkiye'ye de en büyük ihanettir...
Saygılarımla
gecmisingolgesi
23-02-2007, 01:57 AM
KÜRT İSYANLARI" ÜZERİNE / Munzur Çem (1)
Bir süre önce Ahmet Kahraman`ın „Kürt İsyanları“ (Tedip ve Tenkil) isimli kitabı elime geçti. Evrensel Basım Yayın tarafından basılan kitap, Ekim 2003 tarihini taşıyor. Kitap ta Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan 1938 tarihine kadar geçen Kürt direnişleri hakkında bir hayli bilgi ve çok sayıda belge yer almaktadır.
', '
Doğrusu, kitabı okumaya başladığımda, onunla ilgili yazı yazmak gibi bir düşüncem yoktu. Ancak okuduktan sonra, bütünü üzerine olmasa da, ötekilerine oranla daha yakından ilgilendiğim Dersim direnişiyle ilgili bölümdeki kimi noktaları, böyle bir makalede ele almayı bir zorunluluk olarak gördüm. Öyle gördüm, çünkü söz konusu bölümde, bana göre düzeltilmesi gereken bir hayli yanlış bilgi ya da açıklığa kavuşmamış olmasına rağmen kesin olarak kanıtlanmış gibi sunulan şeyler var.
Yazar, 1925 Kürt ulusal direnişinden bahsederken, „Şeyh Said, Kürtlerin birliği için 1924 yazında Dersim`e uzanıyor, efsanevi lider Seid Riza`yla da buluşuyordu,“ diyor.
Bu saptamadan sonra ise buluşmanın nasıl gerçekleştiğine ilişkin bilgiler veriliyor. Yazarın belirlemelerine göre Şeyh Said, görüşmeyi organize etme işini Palu`lu Şeyh Şerif´e veriyor. Şeyh Şerif de Nazımiye ilçesine bağlı Civarek (Sarıyayla) (doğrusu Cıvrak M.Ç.) köyünden Seid Bertal Efendi`yi Çarekanlı Mustafa Paşa`ya gönderiyor ve sonuçta da Seid Rıza ile yakın dost olan Mustafa Paşa görüşmeyi gerçekleştiriyor. Görüşme, Mustafa Pasa`nın köyü olan Ağuyasini yaylasında ve bütün Dersim ileri gelenlerinin katılımıyla yapılıyor. Yazar bu arada görüşmenin gerçekleşmesi için aracılık eden Seid Bertal Efendi`nin 1938`de bir tesadüf eseri olarak kurtulduğunu da belirtiyor.
Hemen şunu belirteyim ki Şeyh Said ile Sey Rıza arasında görüşme yapıldığına dair bilgiler ilk kez bu eserde yer almıyor. Bu, öteden beri sözlü planda söylenegelen ve üzerinde çokça spekülsyon yapılan bir konudur. Ben de yıllardır bununla ilgili gerçeği öğrenebilmek için olanaklarım ölçüsünde çaba harcamaktayım. Doğrusunu söylemek gerekirse vardığım sonuç, böyle bir görüşmenin gerçekleşmediği, bu yönde söylenenlerin hayal ürünü şeyler oldukları şeklindedir. Neden bu sonuca vardım, bunu biraz açmak istiyorum.
1. Çocukluğumda, bir çok kişiden Şeyh Said`in Kureşan aşiret reisi Alîyê Gaxi ile görüştüğünü duymuştum. Bunlara, „Hotay Serra Usivê Qurzkizî“ kitabında anıları dile getirilen Usıvo Qurzkij da dahildir. Ne var ki onun konuya değinmesi, anıların basımından sonraki bir tarihe rastladığı için kitapta yer alamadı. Şeyh Sait`in Sey Rıza ile görüştüğü yolundaki bilgiye çok sonradan, Dersim`in başka yörelerinde karşılaştım. Bu arada, söz konusu görüşmeyi yapan kişinin Çarekan Beyi Mustafa Bey olduğunu söyleyenlere de rastladım. Demek oluyor ki Şeyh Said ile lider pozisyonunda görüşen kişi konusunda bizzat Dersimliler arasında görüş birliği yok. Her yöre, kendi yöresinin etkin kişisiyle görüşüldüğünü söylemektedir.
2. Görüşme yeri de buna paralel olarak değişiklik gösteriyor. Kimilerine göre görüşme Sey Rıza`nın konağında, kimilerine göre Aliyê Gaxi`nin evinde, kimine göre Kutu Deresi`nde, kimine göre ise Çarekan bölgesinde gerçekleşmiş.
3. Halk arasında Çarekanlı Mustafa Bey`e, „Mıstefa Beg“, „Mire Mıstefa“ ya da sadece Mire (Mir) denilmektedir. Ona Mustafa Paşa denildiğine ilk kez yazarın kitabında tanık oldum. Bu ailenin genel ismi ise „Çê Sosên Begî“ (Sosên Bey Ailesi) dir.Çarekan Beyi Mustafa oldukça varlıklıydı, devletle ilişkileri çok iyiydi. Onun, bütün bu ilişkileri bir tarafa bırakarak kendisi için son derece riskli olabilecek böyle bir görüşmeye aracılık, ondan da öte ev sahipliği yapması hayli güç gibi geliyor bana.
4. Cıvrak köyünden Bertal Efendi ya da Bertalê Alîyê Gulavi`nin Şeyh Şerif tarafından Mustafa Bey`e elçi olarak gönderilmesi de inandırıcı gözükmüyor. O dönemde Bertal Efendi ailesi (Çê Alîyê Gulavî ) ile Mustafa Bey`in arası çok gergindi. Aralarında on yıllarca süren bir kavga vardı. Derken bir ara iki aile arasında barış yapılması söz konusu oluyor. Bertal Efendi`nin de küçüğü olan Memed`in ısrarla karşı çıkmasına rağmen, o an aşiret reisliği yapmakta olan büyük kardeş Süleyman Ağa (Silemanê Alîyê Gulavî), Mir ile barışmayı kabul ediyor. Memed`in karşı çıkma gerekçesi ise şu: „Mir, açık çatışma ile başa çıkamadığı rakipleriyle barış antlaşması yapıyor, onları tedbirsiz davranmaya itiyor ve arkasından da darbeyi vuruyor. Bu Sosên Beg ailesinin geleneksel politikasıdır. Kendisine kafa tuttuğunuz için Mir bizi af etmez. Fırasat bulur bulmaz intikam almak ister, barışmıyalım,“ diyor.
Barışın ardından küçük kardeşin dedikleri gerçekleşiyor ve hem de Mir Mustafa onu (Memedi) öldürtüyor.
Bütün bu nedenlerden ötürü de Bertal Efendi`nin böyle bir aracılğı üstlenmesi, Mir`in ise kabul etmesi olanaksız denilecek kadar güç bir şey.
Beri taraftan, Gimgim (Varto) yöresinde Cibranlı aşireti ile Hormekan (Kürtçe orijinali: Xormek) aşireti arasında süregelen düşmanlık ve çatışmalar biliniyor. Dersim`deki Hormekanların buna ilgisiz oldukları söylenemez her halde. Aşiretin iki kolunun oldukça sıkı diyaloğ içerisinde oldukları ve Gımgım`da yerleşik Hormek liderlerinin şıkışık dönemlerde Dersim`deki Civrak köyüne geldikleri ve orada kaldıkları bilinmektedir. Genç Yazar Deniz Gündüz de derleme sonucu yazdığı „Kilama Pepugî“ kitabında bu ilişkileri irdeliyor. Gımgım`daki Hormekan ve Cibran aşiretleri arasında süregelen kanlı çatışmalar ortada iken, Ãey Sait`in de Cıbran aşireti ile yakın ilişkileri, hatta evlilik nedeniyle Halit Bey`le akrabalığı biliniyor iken Dersim`deki Hormek reisleri bölye bir görüşmeye aracılık edebilirler mi? Aşiretsel ilişkiler açısından olaya bakıldığında, Gımgım`daki Hormekanlıların şiddetle karşı oldukları bir şeyin Dersim`deki akrabaları tarafından yerine getirilmesi mantığa ne derece uygun düşer, üzerinde düşünmek gerekir.
Bu arada yazar, Bertal Efendi`nin adını „Seid Bertal“ şeklinde veriyor ki, onun adının önünde „Seid“ sıfatının ya da isminin olduğunu ilk kez duyuyorum. O, halk arasında „Bertal Efendi“ ya da „Bertalê Alîyê Gulavî“ olarak biliniyor.
Kitap`ta, Şeyh Said ile Dersimliler arasındaki görüşmenin Mustafa Bey`in köyü „Ağuyasini“ yaylasında yapıldığı belirtiliyor. Oysa, saptayabildiğim kadarıyla o yörede bu isimde bir köy ya da yayla yok. Mir`in oradaki merkez köylerinden biri Ãênîaxan (Türkçe okunuşu: Ãeniağan)`dır. Burada bahsi geçen köy de bu olsa gerek.
Kitabın yazarı, toplantıya katılanlardan biri olan Usênê Sêydî ya da Sey Usên`in yeğeni Kahraman Aytaç`ın ağzından, Sey Rıza`nın yanına Baytar Nuri ile AlişÃªr`i alarak gittiğini söylüyor. Oysa Baytar Nuri ne Kürdistan Tarihinde Dersim kitabında böyle bir konuya değiniyor, ne de anılarında. Bu tür bir görüşme yapılmış olsa M. Nuri Dersimi neden bahsetmesin?
Yine söz konusu görüşmenin yapıldığına dair bilgiye resmi belgelerle devlet yanlısı yayınlarda rastlanmaması da dikkat çekicidir.
Yazar, Bertal Efendi için, „.. Civarek, 1938 yılında yakılıp yıkılarak halkı kurşundan geçirilecek, Bertal Tanrıverdi, rastlantı sonucu kurtulabilecekti,“ (s. 68) derken de yanılgıya düşüyor.
Burada bahsi geçen Bertal Efendi ailesinin öteki bireyleri Remedan köyünün yanıbaşında Hîra Gewre`de katledilirlerken kendisi de Nazımiy`den yola çıkratıldı ve ilçenin bir kaç kilometre kuzey-doğusuna düşen Vilê Kewlî semtinde öldürüldü. Usivo Qurzkij, görgü tanığı olarak anılarında bu olayı anlatıyor. Yani 1938`de tesadüf eseri olarak kurtulan Bertal Tanrıverdi o değil, 1925`lerde henüz çocuk yaşta olması gereken yeğen Bertal`dir (Daha geniş bilgi için bak, Çem, Munzur, Hotay Serra Usivê Qurzkizî, Weşanên Deng, s. 65 ve devamı).
Sey Rıza ile Şeyh Said arasında yapıldığı söylenen görüşme hakkında bu güne kadar bir çok kişi ile konuştum ki bunlar arasında bizzat Sey Rıza`nın torunu Ali Rıza Polat ile Sey Rıza`yı yakından tanıyan kişiler de vardı; ancak hiç kimseden kesin olarak böyle bir görüşmenin yapıldığına dair bir bilgi alamadım. Konuştuğum kişilerden bazıları konu hakkında bilgileri olmadığını söylerken, bazıları sadece duyduklarını ifade ettiler. Torun Ali Rıza Polat`ın yanıtı da „Öyle söylüyorlar ama kesin bilmiyorum“ şeklinde olmuştu.
Bu konu, Sey Rıza`nın Dersim`deki son günlerinin irdelendiği Mehmet Gülmez`in „Dersim`ra ve Dare Estene Seyit Rıza“ (Dersim`den Darağacına Seyit Riza) isimli çalışmasında da yer alıyor.
Gülmez, kitabında bu olayı Sey Rıza`nın ikinci karısı Bese`nin kardeşi olan ve sürekli olarak onun yanında bulunan, hem korumalığını ve hem de elçiliğini yapan Hemê Boxi (Türkçesi: Boği) ile konuştuğunu şu cümlelerle ifade ediyor:
„Hemed amca, Şeyh Said, savaştan önce Dersim`e geldi mi? Sey Rıza`nın yanına geldi mi, gelmedi mi? Sey Rıza`dan yardım istedi mi, istemedi mi?`
Bu soruyu sorduğum zaman yanımızda daha başkaları da vardı.
Hemedê Boxî aynen şöyle yanıt verdi:
`Hayır, hayır! Haşa, haşa! Vallahi iftiradır, billahi iftiradır. Biz Şeyh Said''i Dersim''de hiç görmedik. Şeyh Said hiç Ağdad''a, Sey Rıza''nın evine gelmedi. Şeyh Said''i ne duyduk, ne de gördük. Sê Said olayını söyle duyduk biz:
Mart`ın ortasıydı. Hozat`tan bir elçi geldi, dediler ki Hasan Hayri`den mektup getirmiş.
Sey Rıza mektubu okuttu, baktık ki Hasan Hayri mektubunda `Şeyh Said ve çevresi başkaldırmış, Elazığ`ı almışlar. Diğer tarafta da Şeyh Said kuvvtleri Diyarbekir üzerine yürümüşler. Biz burada da Şeyh Said`in yanındayız, birlikteyiz. Elinizden geldiği ölçüde acele ederek yörenizdeki hükümet merkezlerine el koyun,` diyor.
Sey Rıza altına bir kaç kelime yazdıktan sonra mektubu Kalan reisi Ali Ağa`ya yolladı. Sey Rıza:
`Ali Ağa hal-mecal böyledir. ... Ben gidiyorum, biz Hozatı kuşatacağız, sen de Kalû, Boliyû, başka da kimleri yanına alabileceksen al, Erzincan`ı kuşat. Hiç değilse Erzincan`dakileri meşgul et ki, oradan Şeyh Said`e karşı kuvvet gitmesin.`
gecmisingolgesi
23-02-2007, 01:59 AM
devamı
`Sabahleyin haber salındı, çok kişi toplandı, Sey Rıza`yi kızağa bindirdik ve Xaçelîye`ye gittik. Geceyi Xaçelîye`de geçirdik. Yine o gece de çevreden çok sayıda insan geldi. Silahı olanlar bir araya toplandılar, Sabahleyin Sey Riza`yı yine kızakla yola çıkardık, Hozat yakınında Dewrês Cemalû`lara ait bir mezra var, oraya götürdük. O gece Sey Rıza Hozat`ta bulunan hükümetin gücü, devlet askerinin miktarı hakkında bilgi getirmesi için Hozat merkezine elçi yolladı. Ne var ki öteden haber geldi. Hasan Hayri çektiği telgrafta... `Şeyh Said güçleri geri dönüp Palu`ya çekilmişler,`demiş.
Bunu üzerine Hozat`a saldırmadan geri döndük,“ diyor (Mehmet Gülmez, Dêrsim''ra ve Dare Estene Seyit Rıza, Zend Yayın, Kasım 1996, ‹stanbul, s.158. Kirmancca`dan Türkçeye çeviri: Munzur Çem).
İşin ilginç yanı, bu gelişmeyi doğrular nitelikte bilgiler resmi belgelerde de yer alıyor:
Örneğin, 3. Ordu Müfettişliğinin 28/2/341 (1925) tarih ve 347 numaralı şifresinde şöyle denliyor:
"Dersim Ekradı''nın* bilhassa Karaballı**, Feratuşağı***, Abbasuşağı aşiretlerinin Bitlis, Hozat veya Pertek''i basmak konusunda yaptıkları müzakerelerinde, evvela Hozat''ı basarak mahpusları tahliye ettikten sonra Pertek''i basmaya karar verdikleri pek mevsuk olarak haber alınmıştır." (M. Bayrak, Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri, s.280)
Aynı Müfettişliğin 1.3.941 81925) tarih ve 358 numaralı şifrede ise şu satırlar yer alıyor:
"Elaziz''in sukûtu üzerine Dersim''de galeyan olup Kürtlerin vilayet merkezinde toplanmaya başladıkları, bazı memurinin irticayı andırır sözler söyledikleri, Şeyh Şerif ve Dersim Mebus-u sabıkı Hasan Hayri imzasile Elaziz''de rüesaya gelen telgrafta Elaziz''de asayişin ihlal edilmemesinin bildirildiği, garbi Dersimlilerin iş bu taşkınlıklarına karşı şarki Dersim ve bilhassa Mazgirt aşairinin lehinde samimi tezahürat gösterdikleri,..
Çemişkezek kazasının dün Ekrat tarafından ihata olduğunu kısmen kaza içinde müsademe başladığı tarafeynden dört beş telef olduğu,
Dersim Kürtlerinin bilahassa Karaballı, Fratuşağı, Abbasuşağı aşiretlerinin Evvela Hozat''ı basmak müzakeresinde bulundukları öğrenilmiştir." (M. Bayrak, age, s.280)
*Arapça da Kürtler demektir.
** Dersim`de bu isimde bir aşiret yok. Burada kastedilen Qerebaliyan aşireti olsa gerek.
** * Dersim`de konuşulan Kürtçenin her iki lehçesinde de aşiretlerin sonuna „lı“ son eki ile „uşağı“ sözcüğü gelmez. Bunlar Türkçeye ait formlardır ve yanlış olarak kullanılmaktadır. Kürtçenin söz konusu her iki lehçesinde de bu aşiret isimleri „an“ çoğul eki ile biterler. Usivan, Demenan, Balîyan, Ãadîyan, Qerebalîyan gibi. Ancak Ãadiyan örneğinde de görüldüğü gibi, isim sesli harfle bittiği taktirde sonek „an“ ile arasına „y“ bağlantı harfi olarak girer ve sonek „yan“ şeklini alır. Dersim`de „an“ son ekinin „û (ûn) ve „o (on)“ olmak üzere iki değişik formu daha var ki çoğunlukla „û (ûn)“ soneki ile biten form kullanılır. Demenû, Balîyû Qerebolîyû vs.
Öte yandan Civrak köyü ile benim doğup büyüdüğüm köy birbirlerine komşu sayılırlar. Ailemle Bertal Efendi ailesi arasında ötedenberi güçlü dostluk bağları var. Eğer yukarıda bahsedilen görüşme gerçekleşmiş olsaydı, bunun bizim çevrede bilinip konuşulmaması mümkün olmazdı. Bahsi geçen döneme ilişkin sıradan olayları dahi bilen ve günlük yaşamda sürekli konuşan insanlar bu derece önemli bir konuya neden hiç değinmesinler?
Yöremizde, 1925 ulusal direnişi sırasında Mire Mustafa`nın tutumu ile ilgili olarak şunlar söyleniyordu ki bunu bizzat babamdan da dinlemişimdir.
Direniş başlar başlamaz, İsmet İnönü Erzincan`a geliyor, Mir ile görüşüyor, kendisine kirvelik teklifinde bulunuyor ve böylece onun harekete vereceği muhtemel bir desteğin önünü kesmiş oluyor.
Ner var ki direnişten sonra Mustafa Bey yine de sürgüne yollanıyor. Bunun nedenini yine babam dahil bizden önceki kuşaktan insanlar, „Evet, Mustafa Bey Ãey Said`e destek olmadı ama devletin istediği şekilde karşı da çıkmadı. O nedenle de devlet sürgün etti kendisini.“ Tabi bütün bunlar belgelere dayalı bilgiler değil, yöre insanı tarafından anlatılan şeyler.
Bu arada şunu belirteyim; Şeyh Said ile Dersimliler arasında yapıldığı söylenen görüşmelerin tümünde anlatılan ortak bir hikaye var. Güya Şeyh Said, konuk olduğu evin sahiplerinden (kimine göre Sey Rıza, kimine göre Alîyê Gaxî, kimine göre ise Mustafa Beg), yemek yapılmak üzere kesilmek istenen hayvanları kesmemelerini istemiş, onları kendi adamlarına kestirtmek istemiş. Nedeni de Dersimlilerin kızılbaş olması ve onların kestiği hayvanın etini haram kabul etmesiymiş. Doğrusu, bu iddia da bana hiç gerçekçi gelmiyor. Ãahsen bunu iki nedene bağlı olarak ortaya çıkmış olabileceğini düşümekteyim. Birinci ve ağırlıklı ihtimal, bunun bizzat devlet eliyle ortaya atılmış olmasıdır. Özellikle de, devletin gönlüne göre ısmarlama „tarih yazarlığına“ soyunanların bu gibi konularda ne kadar „üretken“ olduklarını göz ardı etmemek gerekir. İkincisi ise Şeyh Sait önderliğindeki ulusal direnişe destek vermeyen ya da karşı çıkan, kimi dersimlilerin kendi tutumlarına haklılık kazandırmak için, yani savunma psikolojisi ile yarattıkları bir bahane olması ihtimalidir.
Görüşme ile ilgili yukarıda değindiğim birbirinden farklı görüşlerin yanısıra, Şeyh Said`in bu tür bir davranışta bulunmasına inanmayı güçleştiren başka nedenler de mevcuttur. Her şeyden önce Şeyh Said, Türk sömürgecilerinin yaygınlaştırmaya çalıştıkları gibi sıradan, bilinçsiz ve gerici biri değildi. Bir din adamıydı ama oldukça iyi eğitimi olan bilinçli ve ateşli bir yurtseverdi o. Oturduğu Hınıs`ta bir hayli kızılbaş vardı, daha doğrusu onlarla komşuydu. Onun, bu kesime karşı düşmanca ya da küçük düşürücü yönde bir tutumu olduğuna ilişkin her hangi bir bilgi ya da kanıt yok elde. Tersine oldukça dostane ve barışçıl bir komşulukları olduğu söyleniyor. Zaten „Halkın davasını zafere götürmek için gerekirse kömünistlerden de yardım alınır“ diyerek çevresindeki din adamlarını ikna eden ve bu yolda çaba harcayan birinin, yukarıda belirtildiği tarzda dar görüşlüce bir davranış sergileyebileceğine inanmak için cidi bir neden yok. Kaldı ki bu Kürt geleneklerine o kadar aykırı ki bırakalım Şeyh Said`î, sıradan biri dahi böyle bir şeyi kolay kolay yapmaz. Devlete karşı bir başkaldırı hareketi planlayan ve bu amaçla Dersimlilerin desteğini almaya giden biri, bunu yaptığı zaman baltayı kendi ayağına vurduğunu da bilir her halde. Düşünün; birinin evine gidiyorsunuz, elini sıkıyor, ekmeğini yiyip suyunu içiyor, yatağında yatıyorsunuz ama sıra hayvan kesmeye gelince „Ben sizin kestiğinız hayvanın etini yemem, bırakın benim adamların kessinler,“ diyorsunuz, inanılacak şey mi?
Yazının çerçevseini aşmasına rağmen yeri gelmişken kendi yöremde yaşananlardan da hareketle, din farkının bu olaydaki rolüne kısaca değinmek istiyorum. İstiyorum, çünkü 1925 direnişiyle ilgili olarak yazanların önemlice bir kesimi, Doğu Dersim ve Gımgım (Varto) yörelerinde, kimi aşiretlerin 1925`de direnişçilere karşı çıkmış olmalarını alevi-sünni çelişkisine bağlama eğilimindedirler ve daha da önemlisi, sonraki nesiller içerisinde bu görüşe inanların sayısı bir haylidir.
Yine bu noktaya değinirken, Doğu Dersim`li Alevi Kürt aşiretlerinin 1925 direnişine karşı tavırlarının oldum olası abartılarak yansıtıldığını da önemle belirtmek gerekir. Gerçek şu ki ortada kimilerince dile getirildiği tarzda geniş çaplı bir karşı çıkış yoktu. Doğu Dersimliler, bu direniş sırasında esas olarak sessiz kaldılar. Hatta o günün sınırlı haberleşme olanakları nedeniyle kısa süren ayaklanma sona ererken içlerinden bir çoğu ne olup bittiğini anlamaya fırsat bile bulamamışlardı.
Beri taraftan, bu stırların yazarı öteden beri sırf dinsel nedenlere bağlı olarak çatışma ve savaşların çıkabileceğine inanlardan değil. Tarihte, dinsel görünüm verilen hangi çatışmaya bakarsanız bakın, onun altında yatan başka nedenler vardır. Din, ekonomik ve politik nedenlerle çıkan bu tür çelişki ve çatışmalarda taraftar toplamak, başka bir deyişle kitleleri yönelndirmek için kullanılan bir araç olmaktan öte bir ol oynamıyor.
Üzerinde durmakta olduğumuz somut olayda da durum bunun tersi değil. Ne, Kiği ve Depe (Karakoçan) yöresini de dahil ettiğim Dersim`in doğu kesiminde, ne de daha doğuda yer alan Gımgım (Varto) Xinus (Hınıs) yöresinde; bazı Kürt aşiretlerince Ãey Sait önderliğindeki 1925 ulusal direnişine karşı sergilenen tavrın temelinde din farkı etkeni yatıyordu. Neden ya nedenler başkaydı.
Örneğin Hormekan aşiretinin tavrını ele alalım: Bu aşiretin, öteden beri Cibran aşireti ile sorunları olduğu, aralarında kanlı çatışmaların yaşandığı bilinmektedir. Hamidiye Alaylarından birinin Cibranlılar tarafından kurulması ve bu sayede elde edilen güçle sünni olsun, alevi olsun komşu aşiretler üzerinde baskıların arttırılması, söz konusu çelişki ve çatışmaları daha da büyüttü, oldukça uç noktaya götürdü. İki aşiret arasında yaşanan sorunların din farkından değil, kimi ekonomik ve sosyal nedenlerden kaynaklandığı ise olaya objektif yaklaşan her kesin kabul edebileceği bir gerçektir.
Bu nedenle de Hormekan aşiretinin, Ãey Sait önderliğindeki harekete karşı aldığı tavır aslında yeni bir şey değildi. O, yukarıda bahsi geçen olayların bir devamı, daha doğrusu zincirin yeni bir halkasını teşkil ediyordu ki daha önce de değinildiği gibi bunun da asıl nedeni kimilerinin klişeleşmiş sözlerle tekrarladıkları gibi sünnilere karşı alevilerin duyduğu bir tepki değildi. Nitekim, yörenin alevi aşiretlerinden Avdelan, Hormekan ve Lolan aşiretlerinin tersine direnişe destek verdi. Hormekan liderlerinden ünlü silahşör Zeynel`in, durumu güçleştiğinde bir sünni olan İbrahim Paşa`nın yanına gitmesi ve bir süre orada barınması da söz konusu alevi-sünni kangası tezini çürüten etkenlerden biridir.
gecmisingolgesi
23-02-2007, 02:00 AM
Doğu Dersim`e gelince; iyi tanıdığım bu yörede, bazı grupların 1925 direnişine karşı çıkmış olmalarının da yine din farkı ile ilgisi yoktu. Bir kere bu bölgede, direnişe tavır alanlar sadece alevilerden oluşmuyordu; sünnilerden de aynı tavrı sergileyenler vardı. Örneğin, Dersim`in Xiran ve Sadiyan aşiretleri Kurmancca konuşan alevi, Ãixmamdanların Sêydikan kolu ve Kurêşanlar Kirmancca (Zazaca) konuşan alevi, onlara komşu Oxî `li (bu günkü Karakoçan) Necip Ağa ise Kurmancca konuşan bir sünni idi. Bunun da ötesinde, alevilerle sünniler öteden beri bu yörelerde yan yana ya da iç içe yaşamaktaydılar ve dinsel açıdan birbirlerine karşı son derece saygılıydılar. O bölgeden biri olarak, bu güne kadar her iki kesim arasında dine dayalı bir sürtüşmeye rastlamadığımı, duymadığımı altını çizerek belirtmek isterim.
1925`deki o olayları bilen ve hatta bizzat çatışmalara katılmış olanlardan dinlediklerim var. Bunların içerisinde de din farkını kendi davranışlarına neden olarak gösteren bir tek kişiye rastlamadığımı belirtmek isterim. Onlar, alevi-sünni çelişkisini ağızlarına almazken, çok sıradan nedenler ve basit çıkarlarla o işi yaptıklarını her fırsatta ve bazan da ironik bir tarzda dile getiriyorlardı.
Bir örnek olmak üzere „Usivê Qurzkizî“nin anılarından kısa bir bölümü buraya almak istiyorum:
„... Bunun üzerine, yani o şekilde adam öldürünce, Haydar firar etti. (...) Aradan bir süre geçtikten sonra Şeyh Sait ihtilali baş gösterdi. O ihtilal çıkınca da devlet beklemedi, kim kendisine yardım eder de Şeyh Said`e karşı savaşırsa her türden suçu afedilecek diye ilan etti. Haydar da bu olayı fırsat olarak gördü, devletten yana tavır aldı ve Şeyh Sait güçlerine karşı savaştı. Tabi bizim yöreden çok sayıda kişi aynısın yaptı. Örneğin, Seter`den Dewrês İvrayim, Hesenê Hemedî, Usêno Qız, ... Doğrusunu söylemek gerekirse Kiği tarafında alevi olsun, sünni olsun bir hayli Kürt bir araya gelip devlete destek verdiler.“ (Munzur Çem, Hotay Serra Usivê Qurzkizî, Deng Yayınları, 2002 İstanbul, s. 13. Kirmanckiden çeviren Munzur Çem)
Burada sözü geçen Haydar, Usivo Qurzkiz ile akrabadır. Seter köyünden aynı işi yapanların tümü yine onun yakından tanıdıklarıdır. Grubun liderliğini yapan kişi ise bu olaydan 13 yıl sonra, yani 1938`de iki karısı ve gelini ile birlikte kurşuna dizilerek, oğlu İmam Hesen ise başı kesilerek katledilecek olan Dewrês İvrayim (Ãvrayîmê Hesenî) idi. Dewrês Ãvrayîm , o yöredeki kureşanların lideri olup tıpkı Haydar gibi çeşitli eylemlerinden ötürü devletçe aranan biriydi. Ve yine onun da direnişçilere karşı devletten yana tavır takınmasında, aftan yararlanmaktan başka her hangi bir düşüncesi yoktu.
Alevi Kürtler içerisinde, 1925 direnişine karşı çıkmış din adamı ya da aşiret reislerinin aslında Aleviliği hiç de umursamadıkları, o yılların başka bir çok olayı karşısında takındıkları tutum da açığa çıkartıyor. „Doğu İlleri ve Varto Tarihi“ nin yazarı Hormekanlı M. Şerif Fırat ile Malatya`nın „ünlü“ Doğan Dedesi`ni buna örnek olarak verebiliriz. Şeyh Sait`in Alevilere hiç bir zararı dokunmadığı halde ona karşı savaşan bu ikili 1921, 1926, 1930 ve 1037-38`de Alevi Kürtler soykırıma uğratılırlarken seslerini çıkarttılar mı? Hayır. Onlar, Aleviliği yok sayan, Alevi ibatedini yasaklayan ve alevileri katleden; Dersim halk türkülerinde sürekli Yezit ve Mervan ile özdeşleştirilen soykırımcıların saflarında yer aldılar, kim iktidara geldiyse onun adamı oldular.
Peki M. Şerif Fırat ile Doğan Dede gibilerini, böylesine gözükapalı bir tarzda kendi halkının katillerinin hizmetine girmeye iten nedenler neydi acaba? Bu, soyut bir çıkarcılık ya da kişilik zaafının bir sonucu muydu, yoksa bizzat bu kişiliğin ortaya çıkmasına ve şekillenmesine de neden olan başka etkenler mi mevcuttu? Bu satırların yazarının görüşü ikincisinden yanadır; yani bahsi geçen ikilide somutlaşan tutumun, kökleri daha gerilere giden kimi tarihi ve toplumsal koşulların bir sonucu olduğu şeklindedir.
Bilindiği gibi, Gımgım (Varto) ve Malatya yörelerinde yaşayan alevi Kürtler, kendilerini sünni Osmanlı devleti dönemindeki baskı ve tahribatlara karşı savunabilmek için gerekli olanaklara sahip sayılmazlardı. 1923 yılında kurulan yeni devlet ise „Cumhuriyet“ adıyla doğuyor ve biçimsel de olsa laik gözüküyordu. Bu nedenle de onun, Sünni Osmanlıya karşı tepkici olan o yörelerin Alevi Kürtlerinin hiç değilse bir bölümü tarafından sempatiyle karşılanmasında ve desteklenmesinde anlaşılmayacak bir şey yoktu. Bu tutum, onlara sadece ekonomik ve politik avantajlara sahip olmanın yollarını açmıyor, aynı zamanda bir hesaplaşma ve geçmişin öcünü almayı da olanaklı kılıyordu. İşte gerek Gimgim yöresi Hormekan ve Lolan aşiretlerinin gerekse Malatya’lı Doğan Dede`nin yeni devletin yönetimine destek vermiş olmalarının altında yatan temel etkeni bu noktada aramak gerekir. İşin gerçeği , onlar Ãey Sait`e karşı oldukları için değil, fırsat çıkmışken yeni devletle ilişkileri düzeltme, ona dayanarak kendi çıkarlarını ve geleceklerini sağlama alma düşüncesiyle böyle bir yola girdiler.
Elbet bu tutum, Dersim`in çoğunluğunun 1925 direnişine karşı sergilediği tutumla bağdaşmıyor, çelişiyor. Daha önce verilen bilgilerden de anlaşılacağı gibi 1925 direnişi sırasında doğu yörelerinde kemalist rejime sağlanan sınırlı destek bir yana bırakılırsa, Dersim`in merkez bölgeleri harekete karşı sessiz kaldılar, batı bölgelerinde ise sempati ile bakıldı ve ondan da öte fiili destek verilmesi yönünde hazırlıklar yapıldı.
Peki Dersim`i böyle bir tutum sergilemeye iten neydi? Bunun başlıca nedeni, Dersim`in cografik olarak Malatya ve Gimgım-Hınıs yörelerine daha avantajlı bir durumda olması, Osmanlı döneminin tahribatlarından buralar kadar etkilenmemesi ve ayrıca kendisini dış tehlikelerden koruyabilecek belli bir güce sahip olmasıydı. Uzunca bir süredir Osmanlı devleti ile mücadele içerisinde olan Dersim, gerektiğinde yeni devlete karşı da aynı şeyi yapabileceğine inanıyordu. Ayrıca dersimliler bakımından yeni kurulan devlet, yani T.C. ile Osmanlı arasında fazlaca bir fark yoktu. Tersine yeni devletin aşırı Türk milliyetçiliği üzerine şekillenen politikası, fazladan bir kuşku ve endişe kaynağıydı. Kaldı ki Ankara hükümetinin 1921 yılında Dersim´in batısında yer alan Koçkiri de yapmış olduğu soykırım, bütün tazeliği ile gözlerinin önünde duruyordu onların.
Ãimdi, bu noktayı bir kenara bırakalım ve kitapla ilgili değerlendirmeye devam edelim. Kürt İsyanları`nın yazarı, Sey Rıza`nın halkla ilişkilerinden ve mütevazi kişiliğinden bahsederken, „Riza yerine `Rızo`diye cağrılıyordu. Dersim`in tartışmasız lideri haline geldiğinde bile o halkın `Rızo“suydu` diyor. (s. 222)
Sey Riza`nın mütevazi bir kişiliğe sahip olduğu tartışma götürmez. Bu, onu tanıyan hemen her kesin üzerinde birleştiği bir noktadır.
Ancak A. Kahraman bunu öyle sunuyor ki sanki Sey Rıza`ya her zaman ve her kes tarafından bu şekilde hitabedilmiş gibi bir hava doğuyor. Bu, gerçegi yansıtan bir saptama değil. Sey Rıza`ya halk arasında esas olarak „Rayver“ diye hitap edilir. Belirli durumlarda, diyelim ki kızgınlık anında, bir sorunu haletsin diye yanına gidildiğinde ve özellikle nazı geçenler tarafından kendisine „Rizo“ diye seslenilir. Bu „Rızo!“ şeklindeki hitapla ilgili olarak bana anlatılan yaşanmış bir olayı aktarayım:
Bir ara Kurêşan aşireti ile Sey Rıza tarafı (Ãixhesenanlar) arasında büyük bir kavga meydana geliyor. Bir süre sonra ise barış toplantısı (cemat) yapılmasına karar veriliyor ve toplantı gerçekleşiyor. Seyit Riza bir ara bakıyor ki Kurêşan aşiretinin batı kolunun (Hozat-Ovacık yöresi) lideri Sey Usê (Seit Hüseyin) kapının yanıda oturuyor. Bunun üzerine kendisaine sesleniyor ve „Sey Usê qey uza lewê Çêverî de nîsta ro?“ (Sey Usê neden kapının yanında oturuyorsun“ diyor. Ötekisi ise buna karşılık „Cayê mi kî lewê çeverî yo, tawayê nêbeno Rayver“ (Benim yerim de kapının yanı, bir şey olmaz Rehber) diyor.
Tartışmalar sırasında Sey Rıza karşı tarafı haksız bir noktaya getiriyor ve işte tam o anda Sey Usê oturduğu yerden „Rizo hala uza de vinde“ (Hele orada dur Rızo) diye sesleniyor. Sey Rıza buna karşılık „Nê Sey Usê, heqa to çin a, cayê to peyê çeveri yo (Hayır Sey Usê senin konuşmaya hakkın yok, yerin kapının arkasıdır,“ diyor. İşte Sey Usên`in burada ona „Rızo“ demesi, ikisi arasında dostane ilişkilerin bulunması ve Sey Usên`in ona nazının geçmesidir.
Sey Rıza`nın özel yaşamından bahsedilen bölümde ise onun üç kez evlendiği belirtiliyor. Yazara göre ilk karısı Zêyne, 1920´de oluşturulan TBMM de miletvekilliği yapan Diyap Ağa`nın kızıdır (s.223).
Doğrusu Sey Rıza`nın Zeyne adında bir karısı olduğunu ilk kez duyuyorum. Torunları dahil, kendisini tanıyan bir çok kişi ile onun yaşamı üzerine yaptığım konuşmalarda bana hep iki kez evlendiğinden bahsedildi. İlk karısı Ele (Elif), ikincisi ise Bese`dir. Ele`nin Diyap Ağa`nın kızı olduğu ise bilinmektedir. Kitapta bu konuda yazılanları okuduktan sonra yeniden sordum, konuştuğum kişiler bu bilgileri bir kez daha doğruladılar, yani Sey Rıza üç değil, iki kez evlenmiş.
Yazar, Sey Rıza`nın Ele`den Hıdır, Şeyh Hasan, Baba, Bıra İbrahim ile Reşik Hüsêyin olmak üzere beş erkek çocuğu dünyaya geldiğini belirtiyor. Sey Rıza`nın Hıdır isminde oğlu olduğunu bu güne kadar hiç duymamıştım. Bu satırları okuduktan sonra bir daha sordum, hiç kimse doğrulamadı. Yazar, bir yerlerden yanlış bilgi almış olmalı. Ayrıca Baba ile Bıra İbahim iki ayrı kişi değil, Sey Rıza`nın ilk karısı Elif`den doğan üç oğlundan ortancasının değişik iki adıdır. Yani ortanca oğluna hem „Bava İvrayim“ deniliyor, hem de „Bıra İvrayim.“
gecmisingolgesi
23-02-2007, 02:01 AM
Yazar, Sey Rıza`nın son karısı Bese`den çocuğu olmadığını belirtiyor ki bu bilgi de doğru değil. Sey Rıza`nın Bese`den çocukları vardı.
A. Kahraman, Türk basınında Sey Rıza`nın karısı Bese`den çok bahsedildiğini söyledikten sonra „Besê, eşinin yanında savaşarak öldü,“ diyor.
Eğer bu savaştan, Sey Rıza ile birlikte olmak, ondan uzaklaşmamak kastediliyorsa yazılanlar doğrudur. Bese son ana kadar Sey Rıza ile birlikteydi. Fakat eger anlatılmak istenen, onun silah kullandığı ise yanlıştır. Sey Rıza`nın karısı Bese silah kullanmış değil. Silahşör olarak ün salmış Dersimli Bese, Xozmerage köyünden demenanlı Mirzali`nin karısı olan „Besa Siyaye“ (Kara Bese)´dir. Kara Bese, 1940`lı yıllarda Dersim dağlarında ele geçti, sürgüne yollandı ve sonradan Elazığ`da öldü.
Kahraman, kitabının bu bölümde Dersim-Rus ve Dersim-Ermeni ilişkileri üzerinde dururken de Avukat Kahrman Aytaç`ın ağzından aktardıkları arasında şu ilginç cümleler göze çarpıyor:„Seid Rıza, Sansa vadisinin tutulması görevini, aşiretinden Çamurekli Zeynal Ağa`ya (Altıntaş), Dersim`in en savaşkan, en gözü pek asiretleri olan Heyderanlar, Alanlar, Balaban, Demenan ve Kureşanları da emrine veriyor.`
„Zeynel Ağa, Sansa vadisine yerleştikten sonra, Rus ordusu ve askerlerinin teçhizatını yakından görüyor. Gördükleri karşısında şaşırıyor. Çünkü Rusa askerlerinin elinde toplar, makineli tüfekler var...`
„Zeynel Ağa Seid Rıza`ya gidiyor. Gördüklerini anlatıyor. Seid Rıza `Ne yapalım yani, vaz mi geçelim?`deyince silahları Ruslardan alacağını söyleyip ayrılıyor. Rus karargahı ile ilişki kuruyor. Komutanla görüşmek istediğini bildiriyor. İsteği kabul oluyor. Zeynel Ağa komutanın yanına gidince, `sizinle alıp veremediğimiz bir şey yok“ şeklindeydi. Biz Kürdüz. Bizim sorunumuz Osmanlıyla. Bağımsızlık için yıllardan beri mücadele halindeyiz. Ama silah bakımından güçsüz olduğumuz için amacımıza ulaşamıyoruz. Eger silah yardımı yaparsanız, bu kez basarıya ulaşmamız mümküm olacaktır.“
Yazar‘ ın yine aynı kaynağa dayanarak aktardığına göre, Rus Komutan Zeynel`i dinledikten sonra, konuyu değerlendireceklerini söyleyip kendisini geri gönderiyor. Bir süre sonra da ise çağırıyor ve 117 katır yükü silah ve giyecek veriyor. Dersimliler de Ruslardan aldıkları bu silahlarla Erzincan üzerine yürüyerek Rusları vuruyorlar. (s. 230-231)
İKİNCİ BÖLÜM
Doğrusu insan bu satırları okuyunca, bu kadar çok yanlışın nasıl bir araya getirildiğini anlamakta güçlük çekiyor.
Her şeydan önce Çamurekli Zeynel, Seyit Rıza`nın aşiretinden değil. Yani şixhesenanlı değil, kureşanlıdır. Sey Rıza`nın bölgesi ile Zeynel`in köyü birbirlerine oldukça uzak mesafedeler. Dersim`i ve oradaki aşiret ilişkilerini bilenler, Seit Rıza`nın kendi aşireti dışındaki aşiretlerden birini çağırıp söylendiği tarzda görev vermesi hayli zordur ki zaten pratikte de Zeynel`e bu tür bir görev verilmiş değil.
Doğrusu insan bu satırları okuyunca, bu kadar çok yanlışın nasıl bir araya getirildiğini anlamakta güçlük çekiyor.
Her şeydan önce Çamurekli Zeynel, Seyit Rıza`nın aşiretinden değil. Yani şixhesenanlı değil, kureşanlıdır. Sey Rıza`nın bölgesi ile Zeynel`in köyü birbirlerine oldukça uzak mesafedeler. Dersim`i ve oradaki aşiret ilişkilerini bilenler, Seit Rıza`nın kendi aşireti dışındaki aşiretlerden birini çağırıp söylendiği tarzda görev vermesi hayli zordur ki zaten pratikte de Zeynel`e bu tür bir görev verilmiş değil.
Ayrıca Çamurekli Zeynel`in bağlı olduğu Kureşan aşiretinin o dönemki tartışmasız reisi Alîyê Gaxî idi ve bu günkü Dersim merkez ilçeye bağlı Şovayige köyünde oturmaktaydı. Doğu Dersim`de onun etkinliği, Batı Dersim`de yaşamakta olan Sey Rıza`dan çok daha fazlaydı. Bu nedenle de Kurêşanlılar ile birlikte hareket etmek için Sey Rıza`nın görüşeceği kişi, sadece iyi bir silahşor olan ve yönetici role sahip bulunmayan Zeynel değil, Alîyê Gaxî olurdu. Sey Rıza`nın Batı Dersim`deki Kureşanlı muhatabı ise Sey Usên (Usênê Sêyd) idi.
Yukarıdaki satırlarda göze çarpan diğer bir nokta da, Zeynel`in Sansa vadisine gittikten sonra Ruslarla karşılaştığı ve onların ellerindeki silahları da o zaman gördüğü şeklindedir. Oysa Ruslar bölgeye adım atar atmaz Dersimlilerle yüz yüze gelmiş ve Dersim`in kuzey hattı boyunca, Kiğı`dan Erzincan`a kadar uzanan bölgede aralarında irili-ufaklı diziyle çatışma yaşanmış, bir o kadar da görüşme yapılmıştı.
Bu çatışmalar sırasında ne tek cephe vardı, ne de tek cephe komutanlığı. Değişik bölgelerde, aşiretler gruplar halinde cepheler açmışlardı. Diyelim ki Kiğı-Plemuriye (Pülümür) hattındaki cephe komutalarından biri ünlü Çarekan Beyi Mustafa Bey idi. Bir diğeri, Sünni Kürt aşiretlerinden olup Kurmanca lehçesi konuşan Kiği`ye bağlı Pagasure köyünden Usên Ağa idi. Yörenin alevi aşiretlerinden bazıları da Usên Ağa ile birlikteydiler ki bu satırların yazarının mensubu olduğu aşiret de bunlar arasındaydı. Haydaran, Alan, Demenan, Balaban ve Kureşan aşiretlerinin Zeynel`in emrine verildikleri belirlemesi de tümüyle gerçek dışıdır. Daha önce de belirttiğim gibi ne Sey Rıza`nın bu tür bir görevlendirmeyi yapabilecek gücü ve yetkisi vardı, ne Zeynel böyle bir komutanlık görevini üstlenebilecek konumda biriydi, ne de sözü edilen aşiretler bunu kabul ederlerdi. Alîyê Gaxî, Plemuriye (Pülümür) hattında etkin olan kişilerden biriydi. Buna karşılık Sey Rıza asıl olarak Ovacık-Hozat bölgesinde ön plana çıkmış ve Erzincan üzerine yürüme sırasında da tartışmasız lider haline gelmişti.
Ruslarla Dersimliler arasında Pülümür cephesinde geçen çatışmaları anlatırken özellikle de Areyan (Arêzan/Arêzû) aşiretinden oluşan kolun gösterdiği olağanüstü başarıyı gözden uzak tutmamak gerekir.
Beri taraftan, Rus Ordusunun komutanıyla görüşen kişi Çamurekli Zeynel değil, onun karşısında saygıyla eğildiği Alîyê Gaxî idi. Halk arasında da iyi bilinen ve sık sık anlatılan bu olayı, Alîyê Gaxî`nin torunu Kazım şu sözlerle dile getiriyor:
„Evet, onun bu alanlarda da hayli çalışmaları olmuş. Örneğin, 1. Dünya Savaşı sırasında, Rus Ordusu Plemuriye tarafında Soya Tole`ye kadar ilerlediğinde, o gidip Rus komutanla konuşmuş. Yeri gelmişken şunu da söylileyim, Aliyê Gaxi Türkçe bilmiyormuş ama Ermeniceyi rahat konuşuyormuş. Ruslarla görüşmelerinde de Ermenice konuşmuş, Ermeni tercümanlar aracılık etmiş, çevirmişler.
Aliyê Gaxi, o görüşmeler sırasında Rus komutana diyor ki "Biz Türk değiliz, Kürdüz. Türklerle aramız bozuk ve onlarla savaş halindeyiz. Dersime girmeyin, bize destek olun, silah verin direnelim ki Türk zulmünden kurtulalım." Orada bu konuda anlaşmaya varıyorlar ve Ruslardan epey silah ve cephane alıyor. Türk devletinin sürekli bize düşmanca davranması ve sonunda da katletmesinin nedenlerinden biri budur.
Öte taraftan büyük dedem Ruslarla anlaşmaya varmış ama Dersimlilere de, "Tedbirlerinizi alın, tuzağa düşmeyelim. Ola ki Ruslar yarın-öbür gün sözlerinde durmaz olsunlar, böyle bir şey olduğu taktirde savaşırız," demiş. (Munzur Çem, Tanıkları Diliyle Dersim`38, Peri Yayınları, Mart 1999, İstanbul, s.164)
Bu görüşmenin, halk arasında çokça anlatılan bir de mizahi yanı var ki o da şöyledir: Aliyê Gaxi Rus Komutanla görüştüğünde, Komutan ona:
„Bak Ali Ağa, biz devletiz bu kadar silah ve askeri gücümüz var ama yine de Türklerle baş etmekte bu kadar zorlanıyoruz. Onlarla savaştığınızı söylüyorsun, peki sizin neyiniz var, onlarla nasıl başa çıkıyorsunuz?“
Alîyê Gaxi buna aynen şu yanıtı veriyor:
„Servê pîye mi bo, name juyî ra, ey kîseme, qersuna dey cême pê ayê bînî kîseme“ (Babamın başı için, birini öldürüyoruz, sonra onun kurşununu alarak ötekini öldürüyoruz).
Komutan bu sözleri duyunca gülmüş ve „Sizin işiniz çok zor Ali Ağa“ demiş.
Yazar, kaynak olarak başvurduğu Kahraman Aytaç`tan aktarmalara şu satırlarla devam ediyor:
„Hazırlıklar tamamlandıktan sonra, Dersim`liler Seid Rıza`nın önderliğinde Erzincan üstüne yürümeye başlıyor....
„... Dersim`liler şehri kuşatma altına alıyorlar. Şehirdeki komutan, yardım göndermesi için Karakoçan`daki karargaha haber veriyor. Karakoçan`daki Rus birlikleri harekete geçiyor. Fakat Sansa deresine geldiklerinde şaşkınlık içersinde ateşle karşılaşıyorlar. Aldatıldıklarını anlıyor ama, çok geçtir...“ (s.232)
Depe ya da Türkçeleştirilmiş ismiyle Karakoçan, Elazığ-Bingöl yolu üzerinde ve Elazığ`a bağlı bir ilçedir. Eğer bu metinde bahsi geçen „Karakoçan“ bu ilçe ise yukarıdaki bilgiler tümüyle yanlış demektir. Çünkü 1. Dünya Savaşı sırasında Ruslar Dersim`in güneyine düşen Karakoçan`a kadar gelmemiş, orada karargahları da olmamış ve dolayısıyla da yukarıda belirtilen tarzda her hangi bir olaya yaşanmamış. Sansa Vadisi ise Dersim`in kuzeyinde Karasu nehrine açılan bir vadidir.
Yazar, bundan sonra ki yakın dönem için Sey Riza`dan bahsederken de şunları yazıyor:
„1919 yılında, Ankara`ya kafa tutan tutumundan hemen sonra, ajan-provokatörler meydana salınmış, `dokunulmaz` olmadığı kanıtlanırcasına didilmiş, etkisi kırılmıştı. O artık bir sözüyle Dersim`i ayağa kaldıran lider değil, sözü fazla dinlenmeyen, etrafına söz geçiremeyen bir adamdı (s. 240)
Bu değerlendirmenin de gerçeği yansıttığı söylenemez. Yazarın „Ankara`ya kafa tutma“ sözleriyle, onun M. Kemal ve çevresi ile ilişkilerini kastettiği açıktır. Elbet Sey Rıza, M. Kemal`in faaliyetlerinden memnun değildi, ona her hangi bir destek de sunmadı. Bu yüzden de, kendisine yapılan milletvekilliği önersini red etti.
Peki o dönemde „meydana salınan“ ajan-provokatörler kimlerdir? Bunlar nerede, nasıl ve hangi eylemleriyle Sey Rıza`yı „sözü dinlenmeyen bir adam“ haline getirmeyi başarmışlar acaba?
gecmisingolgesi
23-02-2007, 02:02 AM
Beri taraftan eğer Sey Rıza bu durumda olan biri ise nasıl olur da 1924 yılında Şeyh Said ile yapıldığı söylenen görüşmeyi Dersimliler adına en ön planda yürüten „efsanevi lider“ olabiliyor?
Sey Rıza, 1918`de Erzincan`ı kuşatıp alırken arkasında büyük bir güç vardı çünkü koşullar buna uygundu. Aslında yakın tarihimizdeki bu olayın ciddi olarak irdelenmeye ihtiyacı var. Öyle ya 1915 soykırımı sırasında Ermeni halkına büyük destek veren, onları koruyan Dersimliler, 1918`de nasıl oldu da birden bire böylesine ters bir noktaya geldiler ve bu kez onlarla çatıştılar? Gerçi Dersimlilerin savaşı sivil halkla değildi ama yine de yöre Ermenileri bir bütün bundan etkilendiler ve bir hayli zarar gördüler. Dersimli Baytar Nuri, Sey Rıza`nın bu harekata girişmesi nedeninin, sadece Erzincan yöresindeki Kürtleri korumaya yönelik olduğunu belirtiyor. Peki silahlı Ermeni güçlerden Kürtlere yönelik böyle bir tehdit gerçekten söz konusu muydu, araştırmak gerekir. Kanımca Ermeniler de, Kürtler de o dönemde uzağı görebilen sağlıklı bir politika izleyemediler. Savaşta, Osmanlıları yenen Rusya`nın desteğine büyük ölçüde bel bağlamış olan Ermeni yöneticilerin, Kürtleri ve onların taleplerini fazla önemsemediklerini hatta bir çoğuna karşı çıktıklarını söylemek yanlış olmaz. Sovyet devriminin patlak vermesi ve Rus ordusunun geri çekilmesi hazırlıksız yakaladı onları. Kürtler ise aynı şekilde ne Ermeni-Kürt ilişkilerini bozmak için Osmanlı paşalarının oynadıkları oyunları, ne de Ermenilerle çatışmanın gelecekte kendileri için yaratabileceği tehlikeyi görebildiler. Politik körlük olarak nitelendirilmesi gereken bu tutumun, her iki halka neye mal olduğunu anlatmaya gerek yok sanıyorum.
İşte bu koşullarda Ruslar kendiliğinden geri çekilir ve Ermeniler de silah zoruyla bölgeden çıkarıldıktan sonra Dersim, yine eski haline dönüyordu. Ne var ki böyle bile olsa Sey Rıza o dönemde de yörenin en saygın liderlerinden biri, hatta en önde olanı olma durumunu korumaktaydı. Qoçkiri katliamı sırasında ve sonrasında devletle onun muhatap olması ve görüşmeleri yürütmesi de zaten bunu kanıtlıyor.
Yazar, „Şeyh şerif, şey Said`in istemi üzerine Dersimlilerin yansız kalmaları için girişimde bulunuyordu...`
`Bu arada Karaballı aşiretinin reisi Celalzade Mehmet Efendi` ye de `Hareketsiz durmaları` için telgraf çekiyorlardı.
`Hasan Hayri Bey, bu telgraf gerekçe gösterilerek bir yıl sonra idam ediliyordu.
`İdam üzerine, Kocuşağı aşireti, Hasan Hayri`nin oğlunun önderliğinde ayaklanınca Türk ordusu 1926 yılında Pülümür`e giriyor, isyancıları şiddetle cezalandırıyordu.“
Kanımca, „Şeyh Sait dersimlilerin tarafsız kalmalarını istiyordu,“ belirlemesi, o günkü gerçeği tam olarak yansıtmıyordu. Şeyh Sait`in bu konudaki tutumunu, dersimlililerin harekete fiilen destek vermelerini, diğer bir deyişle ayaklanmaya katılmalarını sağlamak, ancak bu gerçekleşmediği taktirde tarafsız durmalarını temin etmek şeklinde özetlemek gerçekçi olur kanısındayım.
Nitekim, Şeyh Sait adına harekete müdahale etme yetkisine sahip olduğu bilinen Darahini eski inzibat Memuru Hasan Fehmi Bey`in, kendisine ve bir kopyası da Elazığ Cephesi Komutanı Şeyh Şerif`e yazdığı bir mektupta Dersim ve Kiğılılarla ilgili olarak söyledikleri şu sözler de bu tespitin doğruluğunu açıkça ortaya koyuyor:
„Dersimliler, Kiğılılar malumu alinizdir ki benden uzaktırlar. Bunları daire-i ittifaka (işbirliği ve güç birliğine) getirmeleri için evvel ahir Çanlılara (ÇenŞeyhleri), o cephe kumandanına, Şeyh Şerif Efendi`ye yazmış ve yazıyorum. Bilcümle muhalifleri ittifaka getirmeleri ve bu bapda son derece çalışmalarını tebliğ etmiştim ve yine de edeceğim.“ (Dr. M. Nuri Dersimi, Hatıratım, Öz-Ge Yayınları, 1992, M. Bayrak tarafından eklenen bölümden, s. 245)
Öte yandan, 1926 yılında Qocan/Qozan (Türkçesi: Kocan) aşiretine karşı gerçekleştirilen askeri operasyon ile Hasan Hayri`nin idamı arasında herhangi bir bağ yok. Elbet genel olarak Türk ordusunun 1925 direnişi bölgesinde yarattığı vahşet Dersimliler arasında endişeye ve huzursuzluğa yol açmıştır ki bu devletin belgelerine de yansıyor. Ama 1926 yılında yaşanan askeri harekat, bu durumun neden olduğu bir başkaldırıya yanıt değil. Bu saptamayı yaptıktan sonra, şimdi de gelelim yazarın belirlemesindeki öteki yanlışların sıralanmasına.
1. Hasan Hayri`nin oğlunun Qocan aşiretinin başına geçmesi söz konusu değildir. Çünkü onun ne bu işi yapabilecek yaşta ve yetenekte oğlu var ne de Qocan/Qozan dışarıdan birinin gelip başına geçmesini kabullenecek bir aşiretti. Yeri gelmişken Hasan Hayri`nin Qerebaliyan aşiretine mensup olduğunu ve babasının daha önceleri Dersim`den göç edip Kayseri`nin Sarız ilçesine yerleştiğini belirtelim.
2. Qocan aşireti Dersim`in güneydoğusunda Boxazê Ali (Ali Boğazı) yöresinde Çemişgezek ilçesi sınırları içerisinde yaşamaktadır. Plemurîye (Pülümür) ise Dersim`in kuzey-doğusundadır. Dolayısıyla bu aşiretin Pülümür`de savaş yapması maddeden olanaklı değil. Zaten 1926 askeri harekatı Pülümür`de değil, Ali Boğazı çevresinde gerçekleşti.
3. Ayrıca 1926 yılında, o yörede şu veya bu şekilde her hangi bir isyan yoktu. İşin gerçeği , Kemalist yönetim 1925 ulusal direnişi nedeniyle bölgeye büyük miktarda askeri güç yığmışken bir ara Dersim üzerine yürümeyi de düşünüyor, ancak kimi iç ve dış nedenlerden ötürü sonradan böyle bir saldırıdan vazgeçiyor ve sadece Qocan aşiretine yöneliyor.
Devletin neden bu aşireti seçtiği sorusunun yanıtı ise yine önemlidir. Devlet, ilk elde Qocan aşiretini seçti, çünkü bu aşiret Osmanlı devletinden sürekli uzak duran, ona karşı direnen aşiretlerin başında geliyordu. Onun T.C.`ye yönelik tutumu da bundan farklı değildi. Bu aşiretin lideri İdare İvrayim`in, 1920`de faaliyete geçen Ankara`daki Mecliste parlamenter olarak yer alması için Mustafa Kemal`den giden öneriyi, „Ben Osmanlı Çeşmesinden su içmem“ deyip red etmesi de bu tutumun en açık örneklerinden birini oluşturmaktadır. Yine Qocan aşireti 1921 Koçkiri Kürt ulusal direnişine açık destek vermiş Dersim aşiretlerinden biriydi. 1925 direnişi sırasında da buna benzer tutumunu açığa vurmuş, hatta Çemişgezek`te kimi eylemlere girişmişti. Nitekim ,1926 harekatının başında bulunan Albay Mustafa Muğlalı da bir bildirisinde onlar için „Dersim`in milli kahramanları olarak bilinen“ sözlerini kullanmak suretiyle bir bakıma bu gerçeği dile getiriyor.
gecmisingolgesi
23-02-2007, 02:02 AM
Öte yandan, yıllarca Qocan aşiretinin başında bulunmuş olan yurtsever insan İdare İvrayim Ağa bir yıl önce, yani 1925`te ölmüştü. Devlet, Ovacık ve Hozat yöresi aşiretlerinden büyükçe bir bölümünü ya doğrudan yanına çekmek ya da tarafsız kalmalarını sağlamak suretiyle sağladığı avantajdan da yararlanarak bu yurtsever ve direnişçi gücü yok etmek istiyordu. Yapılan şeyin planlanmış bir jenosid olduğu, Kürt düşmanlığıyla ünlü cephe komutanı Mustafa Muğlalı`nın bir bildirisinde şöyle ilan ediliyordu:
"Şimdiye kadar melunca hareketlere devam eden, canavarlığın ve haydutluğun timsali olan Koçuçağı aşiretinin tedip ve tenkiline kesin surette karar verilmiştir."
(Genel Kurmay bşk. Türkiye Cumhuriyeti`nde Ayaklanmalar, s. 176)
İşte bu düşüncelerle yola çıkan devlet, 1926 yılının sonbaharı başlarında Qocan aşiretine karşı büyük bir askeri saldırıya girişti, Qocanlar ise buna karşı aynı şiddette direndiler. Üç ay süren çatışmalar, birliklerin karşılaştığı sert direniş, devlete destek söz vermiş olan Dersim aşiretlerinin bir süre sonra bu işten vaz geçmeleri ve kış mevsiminin yaklaşması üzerine, amaca ulaşamadan sona erdi. Bu dönemde, Qocan aşireti liderleri arasında, yönetici olarak en önde olanı ise İdare Ivrayim Ağa`nın büyük oğlu Seyidxan Ağa`ydı.
Yeri gelmişken, 1920-24 döneminde milletvekilliği yapmış olan Diyap Ağa`nın , söz konusu operasyonun düzenlenmesi için çaba harcadığını, o yörenin insanlarından duyduğumu da belirtmeliyim. Doğruluk derecesi için kesin bir şey söyleyemem ama onun rakip bir aşireti bu yolla saf dışı etmeyi düşünmesi pek ala mümkündür.
Yazarın, kitabının daha sonraki sayfalarında (243 ve devamı) Baytar Nurdi`den alıntılar yaparak anlattığı 1927 tarihli harekat, aslında bu harekattır. Dr. M. Nuri Dersimi`nin „Kürdistan Tarihinde Dersim“ kitabında söz konusu harekatın 1927 yılında yapıldığı belirtilmiş. Bu tarih ya bir yanlış hatırlama ya da dizgi hatası sonucu olarak böyle yazılmış, doğrusu 1926`dır.
Kitabın 256. sayfasında, yazar, M. Nuri Dersimi`den yaptığı bir alıntıyla Sey Riza`nın oğlu Bra İvrayim`in, Hozat`ta gidip yöneticilerle görüştüğünü ve oradan dönerken Kurmay Başkanı şevket`in hazırladığı bir plan sonucu Deşt`de Qirxan aşireti tarafından öldürüldüğünü belirtiyor. M. Nuri Dersimi bu olayı da zaman açısından yanlış veriyor. Sey Rıza`nın oğlu Bira ya da Bava İvrayim, Abdullah Alpdoğan`ın Umumî Müfettiş ve sıkıyönetim komutanı olarak bölgeye gelmesinde çok önce, 1933 yılında öldürüldü. Öldürüldüğü yer Qirxanlılara ait Sine köyü idi. Bu işte rol oynayan kişi ise Kurmay Başkanı Şevket değil, Xozat (Hozat) Kaymakamı Kazım`dı. Sey Rıza`nın yeğeni Rayvero Qop (Rehber Qop)`un devlet tarafından bu işte kullandığı Dersim`de genel olarak kabul gören bir görüştür.
Kitabın 257. sayfasında bir Dersimli`nin ağzından 1937 harekatından önce Dersim`de „Kahmut“ (doğrusu Gaxmut“tur)`ta yeni bir ilçe kurulduğu belirtiliyor ki bu bilgi de yanlışlık var. Şimdiki il merkezinin bulunduğu bu yerin adı Mamekiye ya da Kalan`dır, Gaxmut değil.
Kitabın 259. sayfasında, „Aşiret reisleri, sorunu Seid Rıza ile konuşmaya karar veriyorlar ve Dersim`in tüm aşiret liderlerini Halbori gözelerinde toplantıya çağırıyordu. Halbori toplantısı Seid Rıza`nın yeniden ortaya çıkışıydı,“ denilmesi de gerçek durumu ifade etmiyor. Her şeyden önce, aşiret reislerinin, bahsi geçen dönemde Sey Rıza ile topluca görüşme yönünde bir talepleri yok ve böyle bir toplantı da yapılmamış. Söz konusu toplantıyı, Sey Rıza bakımından bir yeniden ortaya çıkış diye nitelendirmek de yerinde olmaz. Çünkü Sey Rıza sahneden hiç çekilmedi ki yeniden çıkışı da söz konusu olsun. Olayın aslı şu: Baytar Nuri ama özellikle de AlişÃªr`in de çabalarıyla yıllarca sürdürülen bitmez tükenmez uğraşıya rağmen birlik çalışmaları Dersim`de başarıya ulaşamamıştı. Tehlikenin günden güne artarak yaklaştığını gören Sey Rıza, bölgede sıkıyönetim ilan edilmesi üzerine bu yöndeki çalışmalarını arttırmış, Hozat ve Ovacık aşiretlerinden bir bölümüyle anlaşmaya varmış, ittifak yapmıştı. Halvoriye (Halboriye) gözelerinde yapılan toplantı ve yemin ise esas olarak merkez ve Doğu Dersim aşiretleriyle aynı şeyi yapmayı amaçlıyordu. Buna katılan aşiret reislerinin sayısı dörttü: Kureşan aşireti büyüğü Alîyê Gaxî, Batı Dersim Kureşanlarının büyüğü Usênê Seydî, Demenan aşireti adına Cevrayîl Axayê Arekîye, Usivan aşireti reisi Qemer (Kamer) Ağa`ydı. Hatta Kamer Ağa`nın suyun çokluğunu ve karşıya geçişin zorluğunu bahane ederek Munzur`un kıyısından geri döndüğü, kendi adına konuşma yetkisini ise Usênê Seydî`ye verdiği de söylenmektedir.
gecmisingolgesi
23-02-2007, 02:03 AM
Yazar, bu arada 1937 harekatı sırasında, teğmen İsmail Hakkı`nın öldürülüşüne değiniyor ve teğmenin köprüden geçerken üzeri aranan ve hakarete uğrayan Yusufan aşireti reisi Kamer Ağa`nın oğlu Fındık tarafından öldürüldüğünü belirtiyor (s. 262ve 263). Ne var ki işin gerçeği öyle değil. Olayın aslı şöyle:
1937 baharında asker adım adım Dersim`in içlerine doğrun ilerlerken, büyükçe bir askeri birlik Harçige çayının batı kıyısına geçiyor. Demenan ve Haydaran aşiretleri, Kureşan ve Usıvan (Yusufan) aşiretlerinin de desteğiyle geniş bir saldırı başlatıyorlar. Çok yoğun çatışmalar yaşanıyor ve askeri birlik oldukça zor duruma düşüyor. Çünkü Dersim kuvvetleri köprüyü de ateş altına almış, birliklerin geri çekilmelerine izin vermiyorlar.
Genel Kurmay yayınları arasında yer alan „Türkiye Cumhuriyeti`nde Ayaklanmalar“ isimli kitabın 384, 385 ve 386. sayfalarında bu çatışmalarla ilgili detaylı bilgi var. Bu kaynakta, söz konusu geri çekilme harekatı ile ilgili olarak şunlar söyleniyor:
„9 ncu Seyyar Jandarma Taburunun 1 nci, 2 nci ve 3 ncü Bölükleri ile Tabur Karargahı Harçik suyunun doğusuna geçmişler, köprünün batısında ve köprü başında artçı olarak sadece bir makinali tüfek mangası bırakılmıştı. 29 Nisan saat 09 00`da başlayan bu çekilme, eşkıyanın baskısı altında bir hayli güç olmuş ve tabur bir miktar zaiyat vererek suyun doğusunda Kizge köyü civarında toplanmıştı.“
Kendisi o yöreden olan Memê Jêle`nin derlediği ve başka kişiler tarafından da doğrulanan bilgilere göre, askeri birlik nehrin batısında sıkışıp kalınca, büyük dini otoriteye sahip olan ve devletle de öteden beri iyi ilişkileri bulunan Muxundîye (Muhundu) lu Seyid Usên`den yardım isteniyor. Seyid Usên ilk elde Haydaran bölgesine giderek Hıdır Ağa (Xidê Alê Ãsme)`den yardım istiyor. Ne var ki Hıdır Ağa, sözün Kamer Ağa (Qemer Ağa)`da olduğunu söylüyor ve Seyid Usên`i geri gönderiyor. Sêyîd Usê, daha sonra Xozmerege (Hozmerek) köyünden demenanlı bir kadının yardımıyla çatışma bölgesine gidiyor.
Orada görüşmeler yapılırken devlet hesabına çalışan „ünlülerden“ Ali Yıldırım da devreye giriyor. Dersimliler, askeri birliklerin yöreyi terk etmesini ve Mazgirt`ten daha güneye çekilmesini istiyorlar. Bu arada yine dersimliler, bozdukları telgraf hattının onarılmasına da izin veriyorlar ve böylece Elazığ`daki Abdullah Alpdoğan`la konuşma şansı ortaya çıkıyor. Alpdoğan`nın, Dersimlilerin istemlerinin kabul edildiğini, yemin billah ederek ve „namus sözüdür“ diye kesin bir dille bildirmesi, ayrıca Seyid Usên`in de kefil olması üzerine birliklerin geri çekilip nehrin doğu yakasına geçmelerine izin veriliyor.
O akşam, varılan anlaşmayı yazılı hale getirmek üzere Alîyê Gaxî`nin oğlunun konağında bir araya geliyorlar ancak Tabur Komutanı olan Binbaşı böyle bir belgeyi imzalamaya yanaşmıyor ve „Devletin bir şerefi ver, üç-beş eşkıya ile anlaşma mı yapacak?“ türünden sözler sarf ediyor.
Seyîd Usê, daha sonra etrafına, „Biz anlaşma yapmak üzere konuşurken, Binbaşı tabancasını çıkarttı ve alnıma dayadı, bu yüzden de anlaşmayı imzalayamadık,“ diyecekti.
Binbaşı bununla da yetinmiyor ve bu arada dersimlilerin kararlılıklarını ölçmek için de kimine göre teğmen, kimine göre ise üsteğmen olan İsmail Hakkı komutasında bir birliğe yeniden karşıya geçme emrini veriyor. Birlik, köprüyü geçmeye çalıştığı sırada Dersimliler ateş açıyorlar ve ilk ateşte İsmail Hakkı bir grup asker vuruluyor. Onu vuran kişi ise yazarın belirttiği gibi Fındık Ağa değil, Korkez köyünden kureşanlı Memo`dur. Ne var ki Memo orada bir kurnazlık yaparak İsmail Hakkı`yı vurur vurmaz „Tpuurr, mi ra Findiq Axa vanê“ (Heeyt, bana Fındık Ağa derler) diye bağırıyor. İşte bu bağırma olayı, sorumluluğun Fındık Ağa`ya yüklenmesine neden oluyor. Korkez`li Memo, sonraki günlerde bu tavrının nedenini „Baktım ki Qemer Ağa (Fındık`ın babası) biraz yan çiziyor, oğlunun ismini verdim ki mecbur kalsın kavgaya girsin“ şeklinde açıklıyor.
Kitapta, Faik Bulut`un „Dersim Raporları“ isimli çalışmasından, Sey Rıza`nın emireri olduğunu söylenen F. Doğan`ın ağzından gelişmeler aktarılırken de Demenan aşiretinden bahsediliyor ve „Aşiretin en yiğit elemanları olan Ãbişî Seyik Ali, Hesê Gene, Memê Kek`ın oğlu Hıdır ve kardeşleri, Kamer Ağa`nın oğlu Hüseyin ...“ belirlemesinde bulunuluyor. Bunlardan son ikisi yeni duyduğum isimlerdir, doğruluk derecesiyle ilgili olarak bir şey söyleyemem. Baştaki ikisi ise gerçekten de Kürt ulusal direnişinin bu yöredeki unutulmaz isimlerindendirler. Ancak bunların da isimlerinin yazılışında yanlışlık var. Doğrusu şöyledir: Ãvisê Sêykalî, Hesê Gewe ya da Hesê Gewa Qerî.
1937 yılındaki çatışmalarla ilgili olarak kitabın 276. sayfasında yer alan şu satırlar da üzerinde durulmayı gerektirecek nitelikteler:
„...Bahtiyar aşireti hedef haline geldiğini görünce 1937 yılında Hozat`ta cephe açmış, Seit Rıza’nın yanında savaşa girmiş, çatışma alanı genişlemişti. Bir süre sonra aynı bölgedeki Yukarı Abbas, Karabal ve Ferhat aşiretleri savaşa katılmış, Onları Nazımiye bölgesindeki Haydaran ve Mazgirt`teki Demenan ile Yusufan aşiretleri izlemişti.“
Önce buradaki bir kaç özel ismin orijinalini vermekle başlayalım işe. Yukarıdaki „Bahtiyar, Abbas, Karabal ve Ferhat“ isimlerinin Kürtçe asılları sırasıyla Bextîyaran (Beytîyarû), Abasan / Avasan (Avasû / Abasû), Qerebalîyan / Qerebolîyû ve Ferhadan / Feratû`dur.
Qerebaliyan (Qereboliyû) ve Ferhadan (Feratû) aşiretleri, ne 1937 yılında ne de 1938`de savaşa girdiler. Onlar bunun tersine çatışmaların tamamen dışında kaldılar. Bu yüzden de yukarıdaki alıntıda yer alan konuya ilişkin bilgi gerçeği yansıtmıyor.
Bextîyaran aşireti için yapılan „... hedef haline geldiğini görünce cephe açtı“ tarzındaki görüşe de katılmak hayli güç. Bextîyaran (Bahtiyaran) aşireti, 1937`den önce Sey Rıza ile ittifak yapmış aşiretlerden biriydi. Aşiretin liderliğini yapan Şahan Ağa, o dönemde ortaokulu okumuş yurtsever bir insandı. Bu olaya bakışı, aşiretsel ilişkileri aşan bir çerçevedeydi. Bütün bu nedenlerden ötürü de Bextîyaran aşiretinin çatışmaya katılması için kendisinin hedef haline geldiğini görmesine gerek yoktu. Türk devletini ve onun amaçlarını iyi bilen Şahan Ağa, 1937 baharında askeri harekat başlar başlamaz, direnişe geçti.
gecmisingolgesi
23-02-2007, 02:05 AM
279. sayfada ise Alişer için „İlksor dağında, kullandığı mağaranın önünde, „heval“ (arkadaş) diye hitap ettiği eşi Zarife`yle oturuyordu,“ deniliyor.
Bu bilgide de bir yanlışlık var. Zira Alişer`in bulunduğu mağara „İlksor“ (doğrusu İksor olacak) dağında değil, Tujîk Bava ya da Sultan Bava`nın eteklerindeki „Mixara Palexine“ (Palaxıne Mağarası) idi. Katledilişinden sonra halk bu mağaraya „Mixara AlîşÃªr Efendî“ (AlîşÃªr Efendî Magarası) adını verdi.
Kitabın yazarı, AlîşÃªr`in katledilişini anlatırken de kimi önemli hatalara düşmektedir (s.279-280).
Örneğin, AlişÃªr ile Rayvero Qop arasında kirvelik olduğunu belirtiyor ki bu doğru değil. Alişer ile kirve olan, Sey Rıza`nın öteki yeğeni Zeynelê Alîyê Topî (Zeynel Top)`dir. Zeynel, oğlunu AlişÃªr`in eteğinde sünnet ettirmiş.
AlişÃªr`i katleden ekibin başında yer alan kişi ise kitapta belirtildiği gibi Rayvero Qop değil. İşin doğrusu şöyle: Rayvero Qop ile o yörede savaşmakta olan 17. Tümen Karargahı, olayı birlikte planlamışlar. Ner var ki Rayver`in kendisinin AlişÃªr`in yanına gitme şansı yoktu. O nedenle de bu işi halletme görevi, yine o sıralar amcası Sey Rıza`ya yüz çevirmiş olan Zeynel Top`a verildi. Zeynel Top, her ne kadar Sey Rıza`ya karşı devletle aynı saflarda bulunuyor idiyse de aralarındaki kirvelik bağı nedeniyle AlişÃªr`e sokulabilirdi ve öyle de oldu. AlişÃªr katletmeye giden ekibin başında Zeynel Top, ikinci planda da yine aynı aşiretten Halvorîye`li Mistê Sure vardılar.
Zeynel, mağaraya gitmeden Sey Riza`nın yanına gidiyor ama Sey Riza o an ki ihanetçi tutumu nedeniyle kendisiyle konuşmuyor. Zeynel, „Amcam izin verirse aşireti kurtaracağım“ tarzında sözler ediyor ve ayrılıyor. O gider gitmez de Sey Rıza „Aşireti kurtaracağım“ sözüyle yeğeninin neyin peşinde olduğunu çıkartmaya çalışıyor. Epeyce düşündükten sonra aklına, onun AlişÃªr`e kötülük yapabileceği geliyor ve beklemeksizin bir kaç silahşör gönderiyor ancak onlar mağaraya vardıklarında AlişÃªr ile Zarife çoktan öldürülmüşlerdi. Yoksa yazar`ın belirttiği gibi, Sey Rıza karşıda oturup dürbünle bakarak onların mağaraya sokulduklarını görmüş değildi.
Yine Rayver`in o sırada saf değiştirdiği ve direnişçilere katılıyor gözüktüğü şeklindeki bilgi de geçeği ifade etmiyor. Rayver, söylendiği dönemde böyle bir şey yapmadı. Zaten o derece deşifre olmuş ve tecrit edilmişti ki böyle bunu yapabilme şansına sahip değildi. Kitabın 286. sayfasında Sey Riza ailesinden öldürülen kişilerin sayısı 47 olarak veriliyor. Dersimli görgü tanıkları bu rakkamın 29 olduğunu söylüyorlar. Resmi belgelerde ise 30 rakkamı var (G. Kurmay a.g.e. s. 406).
Yeri gelmişken, bu bir kişilik farkın nerden geldiğini de belirtelim. Katledilenlerden biri Sey Rıza`nın oğlu Six Hesen (Şıh Hasan)`nin karısıydı ve hamileydi. Katliam sırasında kurşunlar onun karnını parçalamış, bebeğin vücudu kısmen dışarıya çımıştı. İşte Dersimliler doğmamış olan o bebeği rakama dahil etmezken, Türk ordu kaynakları tersini yaptılar ve bu nedenle de onların verdiği rakam 29 yerine 30 oldu. Resmi yayınlarda „şaki“ olarak nitelendirilen 30 kişiden 3ü erkek, 6 tanesi kadın, 21i ise çocuktu.
Hazır söz bu noktaya gelmişken Sey Rıza`nın devletin eline düşmesi konusuna da kısaca değinmek istiyorum. Bilindiği gibi bu konuda iki ayrı görüş var. Bir görüşe göre Sey Rıza teslim olmuş, bir görüşe göre ise aldığı davet üzerine görüşmeye giderken tutuklanmış.
Daha önce de bahsi geçen Sey Rıza`nın ikinci karısı Bese`nin kardeşi Hemê Boxî (Hemê Boği)`nin verdiği bilgiye göre,1927 yılının eylül ayı başlarında Erzincan`dan iki adam kendi evine gelmiş. Adamlardan birini o ana kadar hiç görmemişmiş ama ötekini gözü ısırmış fakat uzun uzadıya düşünmesine rağmen bir türlü çıkartamamış. Tabi sonunda konuklarına kim olduklarını sormuş ve onlardan biri kendi isminin cansal (Cansalê Bavû) olduğunu, arkadaşınınkinin ise Mahmud olduğunu söylemiş. Cansal ismini duyunca karşısındakini hatırlamış ev sahibi. O, 1921`deki Qoçkiri direnişinin kırılmasından sonra Erzincan Valisinin yazdığı mektubu Sey Rıza`ya getiren Cansal`dan başkası değilmiş. Cansal`ın, eskiden Sey Rıza ailesine talip olan bir ailden olduğunu da belirtelim.
Bu arada konuk Vali`den mektup getirdiğini ve Sey Rıza`yı görüp kendisine vermek istediğini söylemiş. Hemê Boxî ise ne olur, ne olmaz diye düşünerek „Sey Rıza`dan haberimiz yok. Gizleniyor ama nerede kaldığını bilmiyoruz,“ şeklinde yanıt vermiş. Tabii bir yandan bunları söylerken bir yandan da Sey Rıza`ya haber ulaştırıp görüşünü sormuş. Sey Rıza`nın kabul etmesi üzerine, Cansal gece yanına götürülüyor ve o da mektubu kendisine veriyor. Sey Rıza mektubu okuyor, bir süre sohbet ettikten sonra Cansal gerisin geriye Erzincan`a dönüyor.
Mektupta, „daha fazla kan dökülmesini önlemek“ amacıyla Sey Rıza görüşmeye davet ediliyormuş. Sey Rıza uzun uzadıya düşündükten sonra, gitmeye karar vermiş. (Konuyla ilgili daha geniş bilgi için Mehmet Gülmez`in „Dêrsim ra ve Dare Estene Seyit Rıza“, kitabının 105-115. Sayfalarına bakılabilir.)
Sey Rıza`ya en yakın kişilerden biri tarafından verilen bu bilgi, hükümet kanadından görüşme isteğinin geldiğini doğruluyor. Burada esas olan, yaşamı boyunca devlete güven duymamış olan Sey Rıza`nın, neden Valinin mektubunu ciddiye alıp Erzincan`a gittiği sorusuna yanıt aramaktır.
Bunun yanıtını, Dersim`in o anki durumunu ve Sey Rıza`nın pozisyonunu göz önünde tutarak vermek gerekir. Dersim`de durum nasıldı? Daha önce, kendisiyle birlikte davranacaklarına, yani işgalci saldırıya karşı direneceklerine söz vermiş ve yemin etmiş olan aşiretlerden büyük bir kesimi, verdikleri sözde durmamış, o ana kadar savaşa katılmamışlardı. Sey Rıza`nın en büyük iki destekçisi olan AlişÃªr ile Şahan Ağa yine Dersimliler eliyle katledilmişlerdi. Rehber Qop`tan sonra, öteki yeğeni Zeynel Top da devletle uzlaşmıştı. Düşman propagandası önemli ölçüde etkili olmuş ve „Sey Rıza inat ediyor, devletle görüşmüyor, böyle giderse sonumuzu getirecek“ tarzında serzenişler başını almış gidiyordu. İşte bu koşullarda sonuç alma şansı çok küçük de olsa önüne çıkmış olan fırsatı red etmedi, daha doğrusu edemedi ve bir bakıma bile bile ölüme gitti o. Yola çıkmadan önce yanındakilere döne döne „Bu benim sonum olabilir, beni darağacına götürebilir ama yine de bir şans var, onu denemek istiyorum,“ demesi de bunu gösteriyor.
Yazar, Elazığ`daki „dava“ sonucunda idam edilenler arasında Usivan (Yusufan) reisi Qemer (Kamer) Ağa ile ve Haydaran reisi Qemer (Kamer) Ağa`nın isimlerini verirken de yanılgıya düşüyor. Her iki Kamer Ağa da idam değil, ömür boyu hapis cezasına çarptırıldılar ve Yusufanlı Kamer Ağa Bolu, Haydaranlı Kamer Ağa ise İzmir`de cezaevlerinde yaşamlarını noktaladılar.
Sonuç olarak söylenebilecek şey şudur. Kürt İsyanları, bir hayli emek sarf edilerek hazırlanmış bir calışmadır. Ne var ki bu yazının da ortaya koyduğu gibi, onda küçümsenemeyecek ölçüde yanlışlıklar var. En azından benim üzerinde durduğum bölümler bakımından durum böyledir. Söz konusu çalışmaya katkı sağlayacağı düşüncesiyle hazırlanmış olan bu yazının, kitabın yazarı tarafından bundan sonrası için göz önünde tutulacağını umarım.
Not:Eklediğim link yanlı olabilir. Ama bu makale, bence değerlendirmeye değer bir makaledir.
polata
23-02-2007, 02:15 AM
http://www.gelawej.org/modules.php?n...owpage&pid=376 linkinden alıntıdır.
Bu konu, Sey Rıza`nın Dersim`deki son günlerinin irdelendiği Mehmet Gülmez`in „Dersim`ra ve Dare Estene Seyit Rıza“ (Dersim`den Darağacına Seyit Riza) isimli çalışmasında da yer alıyor.
Gülmez, kitabında bu olayı Sey Rıza`nın ikinci karısı Bese`nin kardeşi olan ve sürekli olarak onun yanında bulunan, hem korumalığını ve hem de elçiliğini yapan Hemê Boxi (Türkçesi: Boği) ile konuştuğunu şu cümlelerle ifade ediyor:
„Hemed amca, Şeyh Said, savaştan önce Dersim`e geldi mi? Sey Rıza`nın yanına geldi mi, gelmedi mi? Sey Rıza`dan yardım istedi mi, istemedi mi?`
Bu soruyu sorduğum zaman yanımızda daha başkaları da vardı.
Hemedê Boxî aynen şöyle yanıt verdi:
`Hayır, hayır! Haşa, haşa! Vallahi iftiradır, billahi iftiradır. Biz Şeyh Said''i Dersim''de hiç görmedik. Şeyh Said hiç Ağdad''a, Sey Rıza''nın evine gelmedi. Şeyh Said''i ne duyduk, ne de gördük. Sê Said olayını söyle duyduk biz:
Mart`ın ortasıydı. Hozat`tan bir elçi geldi, dediler ki Hasan Hayri`den mektup getirmiş.
Sey Rıza mektubu okuttu, baktık ki Hasan Hayri mektubunda `Şeyh Said ve çevresi başkaldırmış, Elazığ`ı almışlar. Diğer tarafta da Şeyh Said kuvvtleri Diyarbekir üzerine yürümüşler. Biz burada da Şeyh Said`in yanındayız, birlikteyiz. Elinizden geldiği ölçüde acele ederek yörenizdeki hükümet merkezlerine el koyun,` diyor.
Sey Rıza altına bir kaç kelime yazdıktan sonra mektubu Kalan reisi Ali Ağa`ya yolladı. Sey Rıza:
`Ali Ağa hal-mecal böyledir. ... Ben gidiyorum, biz Hozatı kuşatacağız, sen de Kalû, Boliyû, başka da kimleri yanına alabileceksen al, Erzincan`ı kuşat. Hiç değilse Erzincan`dakileri meşgul et ki, oradan Şeyh Said`e karşı kuvvet gitmesin.`
`Sabahleyin haber salındı, çok kişi toplandı, Sey Rıza`yi kızağa bindirdik ve Xaçelîye`ye gittik. Geceyi Xaçelîye`de geçirdik. Yine o gece de çevreden çok sayıda insan geldi. Silahı olanlar bir araya toplandılar, Sabahleyin Sey Riza`yı yine kızakla yola çıkardık, Hozat yakınında Dewrês Cemalû`lara ait bir mezra var, oraya götürdük. O gece Sey Rıza Hozat`ta bulunan hükümetin gücü, devlet askerinin miktarı hakkında bilgi getirmesi için Hozat merkezine elçi yolladı. Ne var ki öteden haber geldi. Hasan Hayri çektiği telgrafta... `Şeyh Said güçleri geri dönüp Palu`ya çekilmişler,`demiş.
Bunu üzerine Hozat`a saldırmadan geri döndük,“ diyor (Mehmet Gülmez, Dêrsim''ra ve Dare Estene Seyit Rıza, Zend Yayın, Kasım 1996, ‹stanbul, s.158. Kirmancca`dan Türkçeye çeviri: Munzur Çem).
İşin ilginç yanı, bu gelişmeyi doğrular nitelikte bilgiler resmi belgelerde de yer alıyor:
Örneğin, 3. Ordu Müfettişliğinin 28/2/341 (1925) tarih ve 347 numaralı şifresinde şöyle denliyor:
"Dersim Ekradı''nın* bilhassa Karaballı**, Feratuşağı***, Abbasuşağı aşiretlerinin Bitlis, Hozat veya Pertek''i basmak konusunda yaptıkları müzakerelerinde, evvela Hozat''ı basarak mahpusları tahliye ettikten sonra Pertek''i basmaya karar verdikleri pek mevsuk olarak haber alınmıştır." (M. Bayrak, Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri, s.280)
Aynı Müfettişliğin 1.3.941 81925) tarih ve 358 numaralı şifrede ise şu satırlar yer alıyor:
"Elaziz''in sukûtu üzerine Dersim''de galeyan olup Kürtlerin vilayet merkezinde toplanmaya başladıkları, bazı memurinin irticayı andırır sözler söyledikleri, Şeyh Şerif ve Dersim Mebus-u sabıkı Hasan Hayri imzasile Elaziz''de rüesaya gelen telgrafta Elaziz''de asayişin ihlal edilmemesinin bildirildiği, garbi Dersimlilerin iş bu taşkınlıklarına karşı şarki Dersim ve bilhassa Mazgirt aşairinin lehinde samimi tezahürat gösterdikleri,..
Çemişkezek kazasının dün Ekrat tarafından ihata olduğunu kısmen kaza içinde müsademe başladığı tarafeynden dört beş telef olduğu,
Dersim Kürtlerinin bilahassa Karaballı, Fratuşağı, Abbasuşağı aşiretlerinin Evvela Hozat''ı basmak müzakeresinde bulundukları öğrenilmiştir." (M. Bayrak, age, s.280)
Sn.geçmişingölgesi,
Sizede ilginç gelmedimi, hiç görüşmemelerine karşın Seyit Rıza kendisine gelen bir mektup üzerine Şeyh Said'e yardım ediyor. Şeyh Said in güçleri Palu'dan çekilmemiş olsalar Seyit Rıza ve adamları Hozat'a saldıracaklar.
gecmisingolgesi
23-02-2007, 02:21 AM
demek ki aralarında bir mesele yok. Böyle bir sonuç da çıkarılabilir.
gecmisingolgesi
23-02-2007, 02:23 AM
Ben tarihsel belgelerin tartışma sürecine dahil edilmesinin, bazı çarpıtmalara ve yanlı (lehte ya da aleyhte) yorumlara açıklık getireceği inancındayım. Bu olaylar, çok yönlü olaylardır. Tek bir boyutuyla ele aldığımızda işin içinden çıkmak olanaklı olmayacaktır.
O günün tarihsel koşullarını da hesaba katarak değerlendirme yapmak, daha nesnel ve gerçekçi sonuçlara götürecektir bizi.
Saygılarımla...
levilee
23-02-2007, 02:42 AM
seyit rıza şeyh sait ile beraber hareket etmişse
kimse kusura bakmasın o zaman onun aleviliği nerde kaldı
bende olsam orada safım şeyh sait değil mustafa kemal olurdu....
gecmisingolgesi
23-02-2007, 02:59 AM
seyit rıza şeyh sait ile beraber hareket etmişse
kimse kusura bakmasın o zaman onun aleviliği nerde kaldı
bende olsam orada safım şeyh sait değil mustafa kemal olurdu....
Bağlantıyı kuramadım. Alevi olması, Şeyh Said e destek vermesine neden engel olsun ki?
Yine sapla saman karıştırılıyor. Alevilik etnik bir kimlik yada millet adı değildir. O dönem ki isyan için istediğiniz tarafı tutun ama 'Seyid Rıza'nın Aleviliği nerede kaldı' tarzı bir cümle duygusal yönü ağır basan bir cümledir.
Ahmet Kaya öldüğünde bir arkadaşın annesi şey demişti;
'Ahmet Kaya gibi bir insan nasıl Alevi olabilir ki.O kadar iyi bir insan Alevi olamaz.'
Temennilerimiz ve gerçeklik birbirinden farklı.
Gönül isterdi ki ta o süreçte bu sorunlar adil ve hakkaniyetle çözümlenseydi biz de halen bu cümleleri kuruyor olmasaydık.
Saygılarımla...
levilee
23-02-2007, 03:17 AM
arkadaşım sen alevi olmadıgın için anlamakta zorluk çekiyorsun galiba
alevilik etnik bir kimlik değildir evet
etnisite zaten bizim hayata bakısımızda değildir
alevilik yüzyıllardır şeyh saitlerin karşısındadır
ve karşısında olmaya devam edecektir...
gecmisingolgesi
23-02-2007, 03:28 AM
sayın levilee,
Peki sizin çözüm öneriniz ve değerlendirmeniz nedir? Neden 84 yıldır Kürt Sorunu olduğu yerde sayıyor, hala Cem evleri yasal statüye kavuşmamış, azınlıkların mülk edinme hakları sınırlandırılmış? Neden şeriatçı-gerici-ırkçı düşünce ve zihniyet, toplumsal alanın tümünde etkin, devletin tüm aygıtlarına sızmış? Ve neden ülkemizde bir Alevi, Ermeni, Arap, Rum, Süryani ya da Kürt bir binbaşı, vali veya üstdüzey bir bürokrat yok. Devletin sürekli müdavimi olanlar, özellikle 12 Eylül darbesi ile devlet kurumlarına çöreklenen gerici güçlerdir. Ve bu insanların son 27 yılda Türkiye Cumhuriyeti'ne uyguladıkları politikalar nedeniyle ne büyük zararlar verdikleri de aşikardır...
Gerçekten fikrinizi merak ettiğim için soruyorum. Mustafa Kemal Atatürk'ü eleştirdiğimizde İnönü yaptı diyor çoğu arkadaş, İnönü'yü eleştirdiğimizde Adnan Menderes hedef tahtasına oturtuluyor ve 27 MAyıs darbesi meşrulaştırılıyor. M. Kemal Atatürk'e laf söyletmeme hakkınzı suçu İnönü'ye atarak kullanıyorsunuz ama başka bir platformda İnönü eleştirilince bu kez ona da laf söyletmiyorsunuz. Hakikaten kafalar karışıyor..
Neden 84 yıldır Cumhuriyet ile hedeflenen toplumsal devrimi ve aydınlanmayı tamamlayamadık?
Neden zihniyetimiz büyük oranda gericiliğin etkisi altında?
Neden sorunlar ilk günkü kadar sıcak ve taze duruyor?
Bu sorular önemli sorular bence. Almanya 2 dünya savaşında 2 kez yıkıldı ama kendini her anlamda toparladı. Rusya dünyanın en yoksul ve eğitimsiz köylü nüfuslu devleti iken, Ekim Devrimi olduktan 20 yıl sonra büyük bir kalkınma ve değişim geçirerek dünya gücü haline geldi.
Japonyaya atılan atom bombası ve daha nica örnek verilebilir. 2. dünya savaşında (emperyalist paylaşım savaşı) darmadağın olan Avrupayı da ekleyeyim.
Kendi tarihimizle hesaplaşmamız her anlamda zorunlu.
M. Kemal'in hedeflediği devrimler neden gerçekleştirilemedi?
Türkiye Cumhuriyeti tarihini anlayabilmek için yanıtlanması gereken soru budur...
Saygılarımı sunuyorum....
gecmisingolgesi
23-02-2007, 03:31 AM
arkadaşım sen alevi olmadıgın için anlamakta zorluk çekiyorsun galiba
alevilik etnik bir kimlik değildir evet
etnisite zaten bizim hayata bakısımızda değildir
alevilik yüzyıllardır şeyh saitlerin karşısındadır
ve karşısında olmaya devam edecektir...
Alevilik gericiliğin karşısındadır. İnsanları inançlarına göre değerlendirmez. Kimseye de kendini dayatmaz. İnsan paydasında buluşur. Önceliği insan olan her türden düşünce veya inanç sahibi ile ortak noktada buluşur.
Şimdi Şeyh Sait isyanını tartışmaya açarsak bu iş uzar gider. Başka bir başlıkta tartışırız Şeyh Sait İsyanı'nı...
Ama unutma...
Bugün Lübnan'da, Aleviler, Şiiler, Sosyalistler, Dürziler ve Nusayriler, Hizbullah saflarında savaşmaktadırlar.
Bunu anlayabilirsen beni de anlayacaksın...
gecmisingolgesi
23-02-2007, 03:33 AM
Lübnan Hizbullah ı ile Türkiye'de derin devletin kurduğu Hizbullah arasında sadece isim benzerliği vardır. Aynı Hizbullah değildir. Türkiye'deki bir kontra örgütüdür.
Lübnan Hizbullah'ı, liberal bir parti programına sahiptir ve dünya ezilenleri tarafından da sahiplenilmektedir...
levilee
23-02-2007, 03:45 AM
şimdide hizbullahcımı olduk
demekki sizin aydınlamadan anladıgınız kaos isyan başkaldırı kan
kusura bakma siz buna bu pazarda müşteri bulamazsınız
şeyh saitlerle işbirliği yapan alevi artık alevilikden çıkmış demektir
lübnan bizim için bir modelmidir
sizin için olabilir bizim için değil
azınlık hakları verilmiyormus
hangi haklar pardon
benden daha kötü durumda olan
bir kürt,ermeni,rummu var bu memlekette
ankarada git bir bak bakalım kızılaydaki işyerlerinin çoğu kimlere ait
bir sürü kürt arkadasım var allah daha cok versin hepsinin durumu imkanı benden kat kat iyi
ne diyor devlet ey türk sen niye zor koşullarda yasıorsun asil evladım sensin deyip beni zenginleştirip onu yoksullastırıormu bırakın allah askına
ankarada ne kadar bar,cafe,dükkan var kimlere ait
bu memlekette inşaat sektörü kimlerin elinde
altlarında mercedeslerle bmwlerle gezen
lüks villalarda oturanlar kimler
bir bak bakalım
onlar ağlasın mazlumuz diye
du bakalım belki bende ölmeden kiradan kurtulup basımı sokacak bir ev
ayagımı yerden kesecek bir dört teker alırım....
polata
23-02-2007, 03:57 AM
Lübnan Hizbullah ı ile Türkiye'de derin devletin kurduğu Hizbullah arasında sadece isim benzerliği vardır. Aynı Hizbullah değildir. Türkiye'deki bir kontra örgütüdür.
Lübnan Hizbullah'ı, liberal bir parti programına sahiptir ve dünya ezilenleri tarafından da sahiplenilmektedir...
Sanırım bu liberal proğramından ötürü kadın'ına değer veril miyor, bundan ötürü akıl ve bilime dayalı yaşam değilde dine dayalı yaşam seçiliyor.
Neyse asıl konumuz 1937 Dersim, öncesi ve sonrası ile, yaşananları ile, sorumluları ile. Lübnan Hizbullahı dünya ve ortadoğu açısından ilgi çekici olsada nurası için hiçte beni ilgilendirmiyor.
asli_33
23-02-2007, 04:15 AM
Resmi tarihe göre, Kürtler 1803'ten 1914'e kadar 12 defa ayaklandılar. Sonuçlardan biri, Türkçü Osmanlı aydınlarından Naşit Hakkı'nın dediği gibi, Osmanlı'nın Alevi Kürtlerin yurdu "Dersim'e sefer edip zafer eyleyememesi" oldu. Sünni Kürtlerle II. Mahmud'un başlattığı zorunlu askerlik uygulaması ve 1858 Arazi Kanunu ile bozulan ilişkileri ise ne Abdülhamid'in Hamidiye Alayları ne de Aşiret Mektepleri düzeltebildi. Cumhuriyet kadroları ise işi kökten halletmeye kararlıydı. Gerçi, 1921 Koçgiri İsyanı'nı "Türkiye'de Zo (Ermeniler) diyenleri temizledik. Lo (Kürtler) diyenlerin köklerini de ben temizleyeceğim" diyen Sakallı Nurettin Paşa komutasındaki Topal Osman'ın gönüllüleri şiddetle bastırdı, ama Mustafa Kemal'in sonraki tutumu gayet yumuşak oldu. İdama mahkum edilen 117 kişiden elebaşları hariç hepsi affedildiği gibi, bazı Dersim ağaları mebus olarak Ankara'ya davet edildi. Ne yazık ki bu barış hali kısa sürdü. Bir süredir Diyarbakır havalisinde "din elden gidiyor" yolunda vaazlar veren varlıklı ve eğitimli Kadiri şeyhi Said'in, 13 Şubat 1925'de Bingöl'ün Piran köyündeki evine sığınan altı asker kaçağını almak üzere gelen jandarma birliğine ateş açmak zorunda kalmasıyla erken patlayan isyan önemli bir dönüm noktası oldu. Şeyh Said'in yandaşlarına şöyle seslendiği rivayet olunur: "Artık bu işi durdurmak elimde değildir. Ne netice verirse versin harekata devam edeceğiz. Kürtlerin bulundukları yerleri Türklerin elinden alacağız. Topraklarımız verimlidir. Madenlerimiz çoktur, bunlardan yararlanacağız." (Uğur Mumcu, Kürt-İslam Ayaklanması). Şeyhin konuşmalarındaki ulusal ve dinsel temalara tam o günlerde yerel beylere ödenen Aşar vergisinin kaldırılmasından kaynaklanan feodal öfkeyi de eklersek, bu isyanın arka planını biraz daha iyi kavrarız.
Tedip ve tenkil
İlginçtir, Genel Kurmay belgelerinde, 1924-1938 döneminde yaşanan 17 Kürt isyanının yarısı "ayaklanma" diye tanımlanırken, diğer yarısı "harekat", "tedip" (terbiye etme) ve "tenkil" (örnek olarak ceza verme) olarak adlandırılır. Tedbir diye akla gelen ise, önde gelen Kürt ailelerini ülkenin Batı vilayetlerine sürmektir. Ancak 1927 ve 1929 tarihli tehcir yasaları caydırıcı olmayınca, Mayıs 1926 ile Eylül 1930 arasında fasılalarla gerçekleşen üç Ağrı ayaklanması dolayısıyla son derece sert bir yasa çıkarılır. Olaylara müdahale eden güvenlik güçlerinin nelerden muaf olduğuna dair bir fikir vermek için 1930 tarihli 1850 sayılı yasanın ilk maddesine bakalım: "20 Haziran 1930'dan 10 Aralık 1930'a kadar, devlet ya da vilayet temsilcileri, askeri ya da sivil yetkililer, jandarma ya da korucular ya da üst makamlara yardım eden veya tek başlarına hareket eden siviller tarafından, Erzincan Vilayeti'ndeki Pülümür ve Birinci Müfettişlik bölgesi dahil olmak üzere, Erciş, Zilan, Ağrı Dağı ve çevreleyen bölgelerde meydana gelen isyanların takibi ve bastırılması sırasında tek başına ya da topluca işlenen cinayetler ve diğer eylemler suç olarak görülmeyecektir." Yani atış serbesttir! Nitekim üçüncü ayaklanmayı izlemek üzere bölgeye giden yarı-resmi Cumhuriyet gazetesinin yazarı Yusuf Mahzar, 16 Temmuz tarihli haberinde müjdeyi verir: "Ağrı Dağı tepelerinde kovuklara iltica eden 1500 kadar şaki kalmıştır. Tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türk'ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Eşkiyaya iltica eden köyler tamamen yakılmaktadır. Zilan Harekatı'nda imha edilenlerin sayısı 15.000 kadardır. Zilan deresi ağzına kadar ceset dolmuştur..."
"O bölgeye ayıracak zaten fazla para yoktu. Yani ülkenin olanakları bu kadardı ancak, özellikle de fazla yatırımdan kaçınılırdı. 'Bunları uyandırmamalıyız, yol yaparak, okul yaparak milliyet hissi uyandırılmamalı' yaklaşımı egemendi. Fevzi Çakmak, 'ne okulu bunların cahiliyle baş edemiyoruz, okumuşu ile nasıl baş edeceğiz' demişti". Bu sözler 1932-1948 arasında emniyet teşkilatında görevler alan, 1965-1978 arasında ise aralıklarla dışişleri bakanlığı yapan İhsan Sabri Çağlayangil'e ait. (Anılarım, 1990) Fevzi Çakmak'ın "o bölge" dediği yer ise şimdiki adı Tunceli olan Dersim. 1928-1932 arasında birkaç kez silahlarını ve bölgeye sığınmış Koçgiri isyancılarını teslim etmeleri için sıkıştırılan Dersimliler yine Naşit Hakkı'nın deyimiyle "kapılarını misilsiz bir inatla içerden kilitleyince", asırlık kilidi ne pahasına olursa olsun açmaya yeminli olan devletin aklına dahiyane (!) bir fikir gelir: Aralık 1935'de Tunceli Kanunu çıkarılır ve Dersim'in adı Tunceli olarak değiştirilir. Ocak 1936'da Elazığ, Tunceli, Erzincan, Bingöl, Sivas, Malatya, Erzurum ve Gümüşhane illerini kapsayan Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kurulur ve başına Dersim Valisi ve Kumandanı sıfatıyla, Koçgiri şahini Sakallı Nurettin Paşa'nın damadı Abdullah Alpdoğan atanır. Tunceli yasak bölge ilan edilir, giriş çıkışlar özel izne tabi tutulur. Ve görünen köy kılavuz istemez, gerginlikler sonucu çıkan küçük çatışmaları Koçgiri isyanının lideri Alişer Bey'le aynı aşiretten olan Şeyh Rıza liderliğindeki kalkışma izler. Diyarbakır'dan kalkan uçaklar (Mustafa Kemal'in manevi kızı Sabiha Gökçen de pilotlardan biridir) yöreye bombalar yağdırır. Sonuçta 31 Ağustos 1938'e kadar isyanın liderleri ele geçirilir ve bölge tümüyle boşaltılır.
Çağlayangil anılarında, "Elazığ'da bekleyen beyaz donlu 6,000 Doğulu Pertek'teki Singeç köprüsünün açılışına giden Mustafa Kemal'den Seyit Rıza'nın hayatını bağışlanmasını istemesin diye" her türlü hukuk ilkesini çiğneyerek, tatil günü, gece demeden, otomobil farlarının ışığı altında isyancıların davasını alelacele nasıl sonuçlandırdığını pek güzel anlatır. Mahkemenin verdiği 11 idam cezasının dördü yaşlılık gerekçesi ile 30 yıla çevrilmiş, Seyit Rıza ve altı yandaşının idam hükmü 18 Kasım 1937'de Elazığ Buğday Meydanı'nda infaz edilmiştir. Ölülerin bedenleri ise Elazığ'da dolaştırılır ve "mezarları türbe olmasın diye" yakılır. Yıllardır resmi tarihçilerce tekrarlanan, Seyit Rıza'nın idama giderken "Yaşasın Kürdistan!" dediği meselesine Çağlayangil şöyle açıklık getirir: "Son sözünü sorduk, 'kırk liram ve saatim var, oğluma verirsiniz' dedi. Oğlunun asılacağını bilmiyordu.(.) Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti. 'Evladı Kerbelayıh. Bihatayıh. Ayıptır. Zulümdur. Cinayettir' dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü, çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu infazını gerçekleştirdi". Kürt beylerinden Nuri Dersimi ise bu sözlerin Zazaca olmadığına dikkat çekerek, Seyid Rıza'nın sadece Zazaca "şerefsiz ve yalancı hükümet" dediğini iddia eder. Başbakan İsmet İnönü idamdan sonra "Dersim müşkilesinden kurtulduk" der. Tahminlere göre 110 bin nüfusu olan Dersim'in 72 bin kişisi ülkenin değişik bölgelerine sürülür. Dağlara sığınanların mücadelesi 1946 affına dek sürer, bölgenin yasak bölge olmasına ise ancak 1948'de son verilir.
kızılırmak
23-02-2007, 04:20 AM
Sivas'ı anma etkinlikleri ile ilgili Grup Devinim diye soruşturursanız belki birkaç şey görürsünüz. Lütfen ısrar etmeyin. Alevilik, benim için çok ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Onun için ne yaparsam yapayım Aleviliğe layık olamam. İnsan olmamızın önünde en büyük engel, kibirimizdir. Bencilliklerimiz, takıntılarımız, komplekslerimiz, başkaları adına duyduğıumuz kaygılardır. Alevilik için ne yaptım? Ne yaparsak yapalım aslında tüm insanlık, insan olma bilinci kazanana kaar, pek birşey yapmış sayılmayız.
Saygılarımla...
hiç bir sivas etkinliğini kaçırmadım grup devinimide anma etkinliklerinde görmedim.Ezilen insanların her zaman arkasındayız bu ülkede kürtlerin ezildiği pek söylenemez,en çok ezilen kesimde biz alevilerizdir.Ogün samastın Türk oluşu beni zerre kadar bağlamıyor insan kılığına girmiş hayvan Türk yada kürt olsan ne fayda önemli olan insani duyguları taşımaktır...
asli_33
23-02-2007, 04:29 AM
VALİ CEMAL BEY : “HOCALAR KIŞKIRTIYOR”
Vali Cemal (Bardakçı) Hamdi Bey kadar sert değildi. Cemal Bey, Dersim Alevileri ile dostluk ilişkileri kurmayı da başarmıştı. Diyarbakır Valisi Cemal Bey, soygunların “yaşama duygusu ve endişesinden kaynaklandığı” kanısındadır. Dersimliler’den silah toplamak, uzun sürecek bir gerilla savaşını başlatır; üstelik Türk kanı ve parası yok olurdu.
Çare, okul açmak, yol yapmak, yöreye bayındırlık hizmetleri götürmekti. Birde Seyit Rıza’nın Elazığ’a yerleştirilmesi gerekiyordu. Bu önlemler alınırken mezhep ayrımları aşağılama konusu olmamalıydı.
İBRAHİM TALİ BEY
Birinci Umum Müfettişi İbrahim Tali Bey, 1928 yılı Temmuz ayında Dersim’i gezmiş ve 1930 yılında bu geziden elde ettiği izlenimlerle İçişleri Bakanlığı’na uzun bir rapor yazmıştır.
MAREŞAL ÇAKMAK “DERSİM’E KOLONİ YÖNETİMİ!...”
Dersim ile ilgili bütün raporlar, Genel Kurmay Başkanı Mareşal Çakmak’a sunulmaktaydı.
Mareşal, yapılan “tedip hareketleri”nin bir sonuç verdiği kanısında değildi. Mareşal’a göre “Dersim Cahildi!...” Dersim’e eşkıya ruhu hakimdi.
Mareşal, Dersim’in yollarla öteki kentlere bağlanmasını ilk ve önemli olarak görüyordu.
HALİS PAŞA: “HEDEF TÜRKLÜK, SÜNNİLİK, ALEVİLİK OLMAMALI...”
Halis Paşa Mareşal Çakmak kadar sert değildi. Paşa Pülümer’de çocukların Türklük’ten söz eden kitapları gürül gürül okumalarından, izlenecek yoluda bulduğunu söylüyordu.
Dersim’in il yapılması, yerli memurlardan devlete bağlı olanların görevlendirilmeleri, emekli subayların kaymakam ve nahiye Müdürleri olarak görevlendirilmeleri, Dersim’in bütün yolarının yapılması, bütün ilçe merkezlerinde ilkokullar açılarak Türk ve Türklüğün terkin edilmesi....
Koçuşağı ve Pülümür Ayaklanmalarının bastırılmasından sonra bütün dikkatler Dersim’e çevrilmişti. Malatya, Sivas ve Erzincan’da ardarda soygunlar yapılıyordu.
İsmet Paşa Hükümeti kararlıydı. Dersim Harekatı başlayacak ve “Şekavet” son bulacaktı.
İçişleri Bakanı Şükrü Kaya 1931 sonbaharında bölgede Umumi Müfettiş İbrahim Tali, Kazım, Osman ve Kenan Paşalar ile incelemeler yaptıktan sonra Başbakanlığa 18.11.1931 günü raporunu sunmuştu.
Şükrü Kaya raporunda, Dersim’lilerin eşkıya baskınlarından ve soygunlardan yakındıklarını anlatıyordu.
Hedef, Dersim ağalarıydı. Dersim ağalarının en güçlüsü ve en etkiliside Seyit Rıza’ydı.
HEDEF: SEYİD RIZA ....
Dersim’li “Şeyh Hasenan” Aşireti reisi, Ocak sülalesinden Seyid İbrahim’in oğlu Seyid Rıza yörede günden güne etkinliğini artırmaktaydı.
Seyid Rıza, Yukarı Abbas Uşağı Aşireti’nin Reisiydi. Tunceli dağı eteklerindeki Ağdat Köyünde yaşamaktaydı.
İçişleri Bakanı Şükrü Kaya raporunda Seyid Rıza’dan yakınmaktaydı. Şükrü Kaya Dersim aşiretinin 18-20 bin silahı olduğunu söylüyordu. Bu nedenle ivedi ilk önlem silahların toplanmasıydı. İkinci önlem, Aşiret ağalarının ve aşiret ağası olabileceklerin Dersim’den uzaklaştırılmasıydı. Üçüncü önlem olarakda “Dersim’de topraksız ve ağaların esiri köylülerin mahallen ve naklen topraklandırılması” öne sürülüyordu.
Bütün bu önlemler ancak ve ancak askeri bir harekat ile gerçekleştirilebilirdi. Bakan, bu harekat içinde bir tarih belirlemişti. 1932 yılının ilk elverişli mevsimi.
Bakan Şükrü Kaya “Dersim’in Islahı” konusunda iki aşamalı bir plan yapmıştı. Birinci aşamada silahlar toplanacaktı. İkinci aşama, aşiret reislerinin "Tedibi" yani cezalandırmalarıydı.
Dersim’de ağalar vergi’de vermiyorlardı. Ne vergi veriyorlardı, ne askere gidiyorlardı, silah toplanırken asker kaçaklarıda yakalanmalı ve batı illerinde askerlik görevlerini yapmak üzere askere alınmalıydılar.
1932 yılındaki bu çalışmaların ilk ürünü İskan Kanunu’ydu. İskan Kanunu, 1932 yılı 27 Nisan günü Bakanlar Kurulu’nca görüşülmüş, 2 Mayıs 1932 günü de TBMM’ne sunulmuştu. Yasa’nın TBMM’nden çıkması için iki yıl beklenmişti.
4 Temmuz 1927 tarihinde çıkarılan “Bazı Eşhasın Şark Mıntıkasından Garp Vilayetlerine Nakillerine Dair Kanun” ile Diyarbakır ve Ağrı çevresinden 1400 kişi Batı illerine sürülmüştü.
1927 yılındaki sürgünden sonra İskan Kanunu ile daha büyük bir sürgün listesi hazırlanıyordu.
İskan Kanunu tasarısının sunuluş gerekçesinde, “Cihan tarihinde büyük muhaceret sellerini ve akıntıları yapanların başında Türkler ve Turani Kavimler olduğu” ileri sürülmektedir.
Gerekçede, Hilafetin Osmanlılara geçmesinden sonra müslümanlığın, fetih yolu ile ele geçirilen ülkelerde Türklüğün temsiline engel olduğu anlatılıyordu.
Gerekçeye göre 17.yy’dan sonraki yenilgilerden sonra Osmanlı İmparatorluğunun sınırları daraldıkça yabancı egemenliğinde yaşamak istemeyen Türkler, işgalci devletlerin izledikleri siyaset yüzünden memleketlerini terk ederek üç yüz yıldan beri göç etmektedir.
Gerekçede daha sonra Tanzimat döneminde yapay bir Osmanlılık yaratıldığını, “dini ve emperyalist saltanatın bünyesinin”de aslında “milli temsil siyaseti”ne aykırı düştüğü, imparatorlukta birbirleriyle bağdaşmayan unsurların yan yana bulunmalarına ve bu toplulukların kendi aralarındaki çelişkilerin sürmesine bağlandığı anlatılıyordu.
OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E...
Yasa tasarısının gerekçesinde Hükümetin dokuz yıl içinde “Türk nüfusunu kemiyet ve keyfiyetçe inkişaflandırmaya” yönelik nüfus siyaseti izlediği anlatılmakta ve bazı illerde kilometre başına en az 2, en çok 147 kişinin düştüğü belirtilerek yasanın ne amaçla çıkarıldığı açıklanmaktadır.
Tasarıda yörükler ve aşiretlerden ve yurttaşlara verilecek topraklardan söz ediliyor. Yasanın tek amacı Kürt ırkı ile ilgili geniş kapsamlı bir eritme planını uygulamaya koymak değidir. Yasa bir değil birkaç amaçla çıkarılmıştır.
Amaçlardan biri yurt dışından gelen göçmenlerin Türkiye’nin hangi bölgelerine yerleştirilecekleri, diğeri ise çingene, yörük ve aşiretlerin yerleştirilmeleri ile ilgilidir.
AŞİRET AYRICALIKLARI KALDIRILIYOR
Aşiret ağalarının ellerinden topraklarını alıp yoksul köylülere dağıtmak bir toprak devrimidir!
Türkiye’de topraksız köylülere toprak dağıtma konusu 1930’lu yıllardan beri hep gündemdedir. 1934 yılında Şükrü Kaya tarafından hazırlatılan yasa taslağı hem Tarım Bakanlığı hem Danıştay tarafından geri çevrilmiştir. Atatürk, 1936 yılında TBBM açılış konuşmasında toprak reformu yapılması gereğine değinmiş, Atatürk’ün bu isteğine karşın bu konuda bir yasa hazırlanıp sunulmamıştır.
Uğur Mumcu(kürt dosyası)
polata
23-02-2007, 04:30 AM
Tahminlere göre 110 bin nüfusu olan Dersim'in 72 bin kişisi ülkenin değişik bölgelerine sürülür. Dağlara sığınanların mücadelesi 1946 affına dek sürer, bölgenin yasak bölge olmasına ise ancak 1948'de son verilir.
İlginç 110.000 nüfusu olan Dersim de 72.000 kişi sürülüyor, 80.000 kişi ölüyor, elbet bunların dışında orada kalanlarda vardır. Nüfus olarak nerede ise Türkiye'nin büyük kentleri arasına girecek....
gecmisingolgesi
23-02-2007, 04:36 AM
Hizbullah'ın üniversiteleri var ve bu üniversitelerin öğrencilerin %55i kadındır. Ben Hizbullah ı örnek gösterirken bizim için bir örnek manasında da kullanmadım. Sadece farklı düşünce, inanç ve ideolojiden insanlar, İsrail e karşı Hizbullah ı destekliyor. Burada bir çelişki var ise o çelişkiyi, bilgi sahibi olarak koymak gerek. Bi araştırma yaptıktan sonra gerekli bilgileri foruma eklerim. Benim anlatmak istediğim, farklı yelpazeler ortak çıkarlar noktasında birleşebilir. Bu dönemsel de olabilir kalıcı da. Kalıcılığı belirleyen şey, asgari müştereklerde birleşmektir.
kızılırmak
23-02-2007, 04:39 AM
İlginç 110.000 nüfusu olan Dersim de 72.000 kişi sürülüyor, 80.000 kişi ölüyor, elbet bunların dışında orada kalanlarda vardır. Nüfus olarak nerede ise Türkiye'nin büyük kentleri arasına girecek....
size kısa bir örnek vereyim Alevilerin kökeni Tuncelidir derler ben buna inanmıyorum.Ben Çarekan aşiretindenim iyide araştırdım çarekanlılar Elazığın Palu ilçesindeki 4-5 tane olan alevi köyünden zamanla Erzincanın Tercan ilçesine gelmişler oradanda Sivas'a ve başka illere göç etmişler.Tunceli ile uzaktan yakından alakamız yok.Bunu Tuncelilere sorarsanız Dersim sürgünü derler saygılar...
asli_33
23-02-2007, 04:44 AM
Hizbullah'ın üniversiteleri var ve bu üniversitelerin öğrencilerin %55i kadındır. Ben Hizbullah ı örnek gösterirken bizim için bir örnek manasında da kullanmadım. Sadece farklı düşünce, inanç ve ideolojiden insanlar, İsrail e karşı Hizbullah ı destekliyor. Burada bir çelişki var ise o çelişkiyi, bilgi sahibi olarak koymak gerek. Bi araştırma yaptıktan sonra gerekli bilgileri foruma eklerim. Benim anlatmak istediğim, farklı yelpazeler ortak çıkarlar noktasında birleşebilir. Bu dönemsel de olabilir kalıcı da. Kalıcılığı belirleyen şey, asgari müştereklerde birleşmektir.
Sayın can Hizbullah'ı nasıl ve ne için kim desteklerse desteklesin sonuçta terör örgütü ..üniversiteleri var demişsin burda ne amaçla gençleri yetişltirdikleri belli ..yakın dönemde bu örgütün neler yaptığını bilmekteyiz Türkiye'de ..
"Hizbullah İran askeri istihbaratının desteğiyle 1982 yılında Lübnan'da Şii bir İslam devleti kurmak amacıyla faaliyete geçti.
Örgüt İran ile bağlarını, Şii dünyasının lideri olan bu ülkenin İsrail işgaline karşı yürüttüğü mücadelesine verdiği destekle açıklarken İran Devrim Muhafızları'ndan aldığı desteği de gizlemiyor. Hizbullah'ın siyasi doktrini de Humeyni söylemi üzerine kurulu: 'Büyük Şeytan' la savaş...
Günümüzde Rus yapımı Katyuşa roketleriyle Güney Lübnan'daki İsrail mevzilerine saldırılar düzenleyen Hizbullah'ın, 70 binin üzerinde sempatizan kitlesi olduğu sanılıyor. Hizbullah, Güney Lübnan'da 4 binin üzerinde silahlı milis gücü ve dünya çapında eylemler düzenleyen yüzlerce teröristiyle, Lübnan'daki en güçlü örgüt konumunda.
Hizbullah'ın örgütsel yapısı, katı bir hiyerarşik düzen göstermiyor. 17 kişiden kurulu yüksek şÃ»ra kolektif liderlik kadrosunu oluşturuyor. Örgütün idari merkezleri de Lübnan'da Bekaa vadisinde yer alan eğitim kampları, Güney Lübnan'daki bölgesel üsler, Beyrut'un güney mahallelerinde yer alan eylem planlama bürosu ve Tahran'daki komuta merkezi olarak gösteriliyor.
Hizbullah'ı yaratan İran'ın yanı sıra Suriye, Libya ve Sudan'ın da örgütle ilişkileri olduğu biliniyor. Hizbullah tedhiş eylemlerini Kanada'dan Fildişi Sahili'ne Afganistan'dan İngiltere'ye dek yaymış durumda. Örgütün yaygın olarak eylemler düzenlediği bir diğer ülke de Türkiye. Hizbullah'ın uluslararası eylemlerinde, İran elçilik yetkililerinden destek aldığı savunuluyor.Hizbullah'ın, Filistin'de Hamas, Cezayir'de İslami Selamet Cephesi gibi köktendinci örgütlerle de bağlantısı bulunuyor. "
levilee
23-02-2007, 04:59 AM
yoksulluk kürt illerinde had safhadadır doğrudur
ama sen diyarbakır yozgattan mardin ıspartadan yoksuldur diyebilirmisin....
o kadar zengin kürt vatandaş var hangisi memleketine el atıyor
mecliste türkden çok kürt var hangisi ne yapıyor
kanunlarmı mani oluyor
geçiniz efendim geçiniz
o saydıgınıs sorunlara sadece kürtler değil tüm vatandaş muhatap....
hınıslı
23-02-2007, 05:59 AM
Linklerin yanlılığı yansızlığı anlatmak istediğim şeyi gölgedi sanırım.
ABD konusundaki tespitlerinizi üstüme almıyorum. Sizinle parale düşünüyorum.
Kürt kuyrukçuluğu ya da Alevi kuyrukçuluğu yapanlar, Kürtlerin de Alevilerin de zarar görmesine neden oldular. Bu tespitinze katılıyorum.
Ben, bölgede iddia edildiği gibi gerici-feodal ilişki tarzının tasfiye edilmesine dönük bir harekat değil, tam tersine günümüze dek süren ve devletle güçlü bağlarla desteklenmiş aşiretçi-tarikat bağlantılarının kökleştirilmeye çalışan bir harekat olarak algılıyorum. Çünkü 84 yıl sonra bile Kürt illerinde ciddi bir feodal yapı gücünü korumaktadır.
Bizler, geçmişi anlamak ama tüm doğruları ortaya koyarak anlamak durumundayız ki bir daha tekerrürler yaşanmasın.
Tekerrürü kader kılan, ders almayışımızdır. Ülkemizdeki tüm toplumsal kesimlerin, birarada yaşamaya dönük ciddi bir eylemliliğe girmesi, bazı yaraların sarılması, bazı kötü izlerin tedavi edilmesi ve halkları düşmanlaştırma politikasının terkedilerek, kültürel zenginliğimiz, tarihsel geçmişimiz ve birlikteliğimize vurgu yapılarak, yeni bir demokratik-laik-katılımcı-eşitlikçi bir anayasa düzenlenmesi ve çağdaş insani değerlere normlara yakışan bir toplumsal dönüşümün gerçekleştirilmesini çözüm reçetesi olarak sunuyorum.
Kürtler kurtulmadan Türkler kurtulamaz, Türkler kurtulmadan Kürtler kurtulamaz. Çünkü sorun ortak. Birbirinden bağımsız değil. Dayanışma bağlarının güçlendirilmesi gerekiyr. TArihi değiştiremeyiz ama ondan öğrenebiliriz.
Emperyalizmin Ortadoğu politikalarına verilecek en iyi yanıt, kendi arasında diğerini ötekileştiren ve düşman ilan eden anlayış değil tam tersine tüm bölgeyi sahiplenen ve Ortadoğu haklarının kaderini eline almasına dönük ortaklaşmacı bir tavır geliştirmek olacaktır. Zaten emperyalizm, bölgesel düşmanlıkları kaşıyarak, zayıflatıp daha sonra da etki altına almıyor mu her yeri?
İnsanlık açık bir tehlike ile karşı karşıya.
Her milletten, inançtan, düşünceden insan, uluslararası şirketlerin sermaye birikimlerini arttırmak için kışkırttıkları savaşlar nedeniyle her açıdan bir yokoluşun eşiğindedir.
Kürtleri ötekilemeden, onlarla ortak paydlarda buluşarak emperyalizme iyi bir yanıt verilmelidir.
Yoksa düşmanlık üretmek, Türkiye'ye de en büyük ihanettir...
Saygılarımla
Ha bak böyle enternasyonalist ol başıma taç yapayım seni, Çünkü senin bu söylemini kürt ideolojisi savunucusu deyip diğerini öteletenler ne yazıkki sitede mevcut şu an itibariyle tanımadığın için farkında olmadan bol bol paslaşıyorsun...
gecmisingolgesi
23-02-2007, 07:46 AM
Katil 'milliyetçi', 'öteki' terörist!
Azmettirenden mermiyi verene, eline bayrak tutuºturandan tetikçisine hepsi yakalansa da onlar 'örgütlü terörist' değil de, 'milliyetçi duygularla cinayet iºleyen çocuklar' oluyor. Mehmet Deste ve Mehmet Bakır ise silahsız da olsalar, tek bir eylemleri de olmasa 'terörist' sayılıp hapis yatıyor
Radikal 19/02/2007 (1749 kiºi okudu)
CELAL BAªLANGIÇ (E-mektup
Yolları Kuºadası'nda kesiºmiºti iki 'Almancı' Mehmet Desde ve Mehmet Bakır'ın. Tunceliliydi Mehmet Desde. Yoksul bir ailenin çocuğuydu. Babası Garip 1969'da çalıºmak için Almanya'ya gitmiºti. Üniversiteye giremeyen Mehmet de 1979 yılında, 20 yaºındayken babasının yanına göçmüºtü. Bir hastanede hastabakıcı olarak çalıºıyordu Mehmet. Evlenmiºti, bir kızı olmuºtu, Alman yurttaºlığına geçmiºti.
Babası Garip 2002'de Almanya'da ölünce cenazesini getirmek için gelmiºti Türkiye'ye. "Babamın cenazesini Denizli'de toprağa verdik. Önceden tanıdığım Ömer Güner, Kuºadası'nda otel iºletiyordu. Cenazeyi getirmeden önce kendisine telefon ettim. İzmir'den Denizli'ye gitmek için araba istedim. Havaalanına getirdi arabayı. Babamı defnettikten sonra arabayı vermek için Kuºadası'na gittim. O akºam Mehmet Bakır'la tanıºtım." Hozatlıydı Mehmet Bakır. Babası Almanya'da iºçiydi. 16 yaºındayken gitmiºti Almanya'ya. 24 yıldır oradaydı. Serbest gazetecilik yapıyordu. Uluslararası Basın Kartı sahibiydi.
Her yıl olduğu gibi 2002'de de ailesini ziyarete gelmiºti Türkiye'ye. Üç hafta kalmıºtı Altınoluk'ta. Tatilinin bitmesine yakın bir de Kuºadası'nı görmek istemiºti Mehmet. Hayatında ilk kez İzmir'den geçip Kuºadası'na gitti. Bir otele yerleºti. Otelde kalan bazı müºterilerle, otel sahibiyle tanıºtı. Hatta birkaç gece birlikte olup eğlendiler.
Amacı, geldiği gibi ºehirlerarası bir otobüse binip Altınoluk'a dönmekti. Tatili bitiyordu çünkü. Otelde tanıºtığı, kendisi gibi Almanya'da yaºayan, hatta Alman yurttaºı olan Mehmet Desde'ye ºehirlerarası bir otobüse binip Altınoluk'a döneceğini söyledi. "Dur bakalım" dedi Mehmet Desde "Ben otel sahibiyle bir konuºayım. Belki arabasını verir, ben de oraları gezmek istiyorum. Seni de Altınoluk'a bırakırız." Otomobile binip yola çıktılar.
Dört gün iºkenceli sorgu
"İzmir çıkıºında polis tarafından durdurulduk. 'Hakkınızda ihbar var' demekle yetindiler. Üstümüz, eºyalarımız ve otomobil arandı. Herhangi bir suç aleti yoktu. Buna rağmen bizi bırakmayacaklarını ve ºubeye götüreceklerini söylediler. İzmir Bozyaka'daki Terörle Mücadele ªubesi'nde bile neden gözaltına alındığımız söylenmedi."
Dört gün sürer sorguları. Ağır iºkence gördüklerini savlarlar. ݺkence iddialarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar taºırlar. Altı ay tutuklu kalırlar. 2002 Temmuz'undan bugüne dek yani 4,5 yıl sürer yargılanmaları. Yurtdıºına çıkıºları yasaklanır. Eºleri, çocukları ve iºleri Almanya'da kalmıºtır. Ancak kaçmayı da denemezler.
Yargılanmaya baºlandıkları DGM'ler kaldırılır, yargılandıkları Terörle Mücadele Yasası değiºtirilir ama yargılanmaları bitmez. Sonunda haklarında verilen 2'ºer yıl 6'ºar aylık hapis cezası Yargıtay tarafından onaylanır. Haklarında verilecek kararı Mehmet Bakır İstanbul'da, Mehmet Desde de İzmir'de bekliyordu.
Bu arada Mehmet Bakır, mesleğini Türkiye'de de sürdürmüº, Güney Dergisi'nin yayın yönetmenliğini üstlenmiºti.
Önceki gün ailesi, dostları, arkadaºları 78'liler Giriºimi'nin öncülüğünde Makine Mühendisleri Odası'nın lokalinde bir araya gelerek, devlete olan 18 aylık net hapis cezasını çekmek üzere cezaevine girmek için İzmir'e gidecek olan Mehmet Bakır'a bir uğurlama gecesi yaptı. Konuºmalar yapıldı, ºarkılar ve türküler söylendi, oyunlar oynandı; Mehmet Bakır'la 18 ay sonra görüºmek üzere vedalaºmadılar, ayrıldılar.
Mehmet için düzenlenen gecede annesi Güllü, güçlükle konuºtuğu Türkçesiyle "Benim oğlum masumdur. Böyle devlet olur mu?" diye soruyordu.
Mehmet Desde ve üç arkadaºıyla birlikte Bolºevik Parti (Kuzey Kürdistan/Türkiye) adlı 'silahsız terör örgütü'ne üye olmaktan 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Mehmet Bakır'ın bu sürece itirazı vardı.
"Bu dava eski Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesine göre açılmıºtı. Bu 7. madde 'silahsız terör örgütleri' için uygulanan bir maddeydi. Yapılan değiºiklikle bu madde ortadan kaldırıldı. Ben ve diğer sanıklar yürürlükten kaldırılan bir yasaya dayanılarak mahkûm edildik. Eski yasada 'silahlı' ve 'silahsız' örgüt ayrımı yapılıyordu. Yeni yasada bir örgütün 'terör' örgütü olabilmesinin temel ölçütü olarak, cebir ve ºiddetin eylem/fiil olarak kullanılmasını zorunlu görüyor. Buna rağmen davada yargılanan sanıklar hakkında böyle bir iddia getirilmedi. Bu karar yasada olmayan 'manevi cebir' suçlamasına dayanarak verildi, yazılı hukukun dıºına çıkıldı."
Mehmet Bakır'ın itiraz noktaları çok. "Mahkeme heyeti de adı geçen dosya da 'cebir ve ºiddet' kullanımının olmadığını kabul etmektedir. Ancak mahkeme yine de 'manevi cebir' kavramını üreterek olmayan bir ºeyi varmıº gibi yaparak karar vermiºtir. Gerek yerel mahkemenin savcısı beraat istemiº ve gerekse Yargıtay Cumhuriyet Baºsavcılığı bu değiºikliği dikkate alarak verilen hükmün bozulmasını talep etmiºtir." ݺkence ve kötü muamele yapanlar hakkında verdiği ºikâyet dilekçelerinin çoğuna takipsizlik kararı verildiğini bazılarının sonuçlarının kendisine ve avukatına tebliği dahi edilmediğini anlatıyor Mehmet Bakır.
'Susma hakkı' = 'Örgüt tavrı'
"21 yıl önce kurulmuº örgüt bizimle birlikte yeniden kurduruldu ve önce örgüt kurmaktan ceza verildi. Bozulacağı belli olan bir karar verilerek davanın uzaması istendi. ªahsım adına somut iddia bile edilecek hiçbir kanıt yoktur, olmamıºtır. 9 Temmuz'da gözaltına alındığımız anda, ben ve Mehmet Desde'nin bulunduğu arabada en ufak bir suç aleti bulunmadı. Bunlar arama tutanağında böylece yer almasına rağmen polisin mahkeme için düzenlediği fezlekede 'arabada örgütsel malzeme bulundu' diye yazıp uyduruk da olsa hiçbir somut iddia bile ileri sürmemiºti. Polisteki sorgunun kötü muamele ve iºkenceli geçmesi mahkemeyi hiç ilgilendirmemiº, 'susma hakkı'nın kullanılması, istenen düzmece suçlamaların dahi kabul edilmemesi polis fezlekesine 'örgüt tavrı' olarak yansımıº, bu da mahkeme için dayanak sayılmıºtır. Baskı ve iºkence ile alınan kimi aleyhteki polis ifadeleri mahkemede tümden reddedilmesine rağmen cezaya dayanak yapıldı."
Uluslararası Af Örgütü bu mahkûmiyetler için 'Acil Eylem Çağrısı' yaptı ve iºkence altında alınan ifadeler temel alınarak adil olmayan bir yargılama sonucu mahkûm olanları 'düºünce suçlusu' olarak nitelendireceğini açıkladı.
Bu güne kadar her türden düºünce suçuna katıldıklarını ancak 'ºiddet'e hiçbir zaman arka çıkmadığını açıklayan Düºünce Suçu'na Karºı Giriºim de sanıkların dosyada tek kanıt olmadan mahkûm edildiğini öne sürerek Mehmet Desde'nin 'terörist filan olmadığı'nı ilan etti:
"Polis ne getirdiyse savcı kabullenmiº, mahkeme de öyle. Mehmet Desde'nin sol görüºlü olmaktan baºka tek suçu, iºkencecilerini yargılatacak kadar ileri gitmesi."
ªimdi tek umut Yargıtay Baºsavcılığı'nın avukatların baºvurusu üzerine Yargıtay 9. Dairesi'nin kararının kaldırılması için bu kararı yeniden incelemek üzere Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na göndermesinde.
Ancak; azmettirenden mermiyi verene, bayrağı eline tutuºturandan tetiği çekene kadar hepsi yakalansa da bazılarının 'örgütlü terörist' değil de 'milliyetçi duygularla cinayet iºleyen tek baºına çocuklar' sayıldığı bir ortamda, 'ötekiler' haklarında yeterli kanıt olmasa da 'terörist' sayılmaktan öyle kolay kurtulabilirler mi?
Radikal Gazetesi'nden alınmıştır.
Kadir Hoca
23-02-2007, 08:40 AM
Sn. Kadir Hoca'm sözünüzde bahsettiğiniz kendi tarihinizle yüzleşmekten korkmamız nası oluyor acaba.
Aşiret resliği, köy sahipliği, ağalık feodal düzen değildir diyen bizler miyiz?
İsyan çıkmamıştır, devlet bir gece aniden Dersim'i basmıştır diyen bizler miyiz?
Klasik kelimelerden bahsetmişsiniz, sorarım size bizler "evet yaşananlar acıdır, katliam olmuştur, isyan ile başlayan olayların neticesinde yaşanan katliamlar, sürgünler güzel şeyler değildir, isyan katliamı meşru kılmaz, katliamda isyanı meşru kılmaz" derken sizler ne diyorsunuz.
İsyan'ı yok saymak, sadece katliama bakmak, cumhuriyet içerisinde birleşip sorunları çözmek yerine, feodal düzeni sürdürmek için köylüsünü heba edenleri sonsuz kahramanlığa çıkarmak ardından da Alevilikten bahsetmek nasıl bir tarihle yüzleşmektir.
Sorarım size Seyit Rıza seyit ise nasıl oluyorda Kürt veya Zaza oluyor? Seyit Rıza köylere sahip iken nasıl oluyorda ağa olmuyor nasıl oluyorda düzen feodal olmuyor? Sorarım size gördünüzmü Kürt veya Zaza Alevilerinin dışında aşiret olgusundan bahseden.
Siz derken kastettiğiniz Türk-Türkmen Alevileri, Kızılbaşları, Çepnileri, Türkmenleri, Tahtacıları, Bektaşileri, Yörükleri ise merak etmeyiniz biz kendi tarihimizle yüzleşiyoruz. Asıl kendi tarihi ile yüzleşmeyen sizlersiniz.
Dersim de yaşanan bir isyanın katliam ile bastırılmasıdır.
İsyan Alevilik adına değil Kürtlük Zazalık adına yapılmıştır. Tıpkı Şeyh Sait isyanındaki etnik unsurlar olduğu gibi Dersim isyanıda etnik unsurlara dayanmaktadır.
Bundan ötürüdür ki Dersim de ki isyanı ve katliamı tek başına, salt Aleviliğe dayandırmayınız. Madem ki Dersim Zaza ve Kürt'tür, madem ki Türk-Türkmen Alevileri bu isyana destek olmamıştır, madem ki Seyit Rıza bağlı olduğu ocaktan bile destek görmemiştir o halde yaşanan isyan Kürt-Zaza isyanından başka birşey değildir.
Bu kısma kadar yazılanları okuduğumda bazı yazılar bende şok etkisi yaratmıştır. Kökeni Dersim olanların veya etnik kimliği Zaza-Kürt olan bazı Alevilerin cumhuriyet ve devlete karşı kin, nefret ve düşmanlığı sanki ayrı bir devlet olma ve ya olurda kurulur ise Şafi-Hanefi Kürt devletinde yer alma isteğini/talebini tetikler gibi. İsyanı görmezden gelip sırf katliama bakmak bu tetiklemeyi bir kat hızlı yapmaktadır.
Dilerim artık sizlerde bazı gerçekleri kabul eder, tarihinizle yüzleşirsiniz.
Saygı ve sevgi ile...
Tarihinizle Yüzleşmekten korkmasanız katliamcıların Avukatlığına soyunup Zalimden yana olmazsınız,ki bu Aleviliğin doğasına aykırıdır.
Bu kısma kadar yazılanları okuduğumda bazı yazılar bende şok etkisi yaratmıştır. Kökeni Dersim olanların veya etnik kimliği Zaza-Kürt olan bazı Alevilerin cumhuriyet ve devlete karşı kin, nefret ve düşmanlığı sanki ayrı bir devlet olma ve ya olurda kurulur ise Şafi-Hanefi Kürt devletinde yer alma isteğini/talebini tetikler gibi. İsyanı görmezden gelip sırf katliama bakmak bu tetiklemeyi bir kat hızlı yapmaktadır.[/
Sakın sizde Vatan Millet Sakarya Edebiyatına başlamayın bunu size hiç yakıştıramam.
Dilerim artık sizlerde bazı gerçekleri kabul eder, tarihinizle yüzleşirsiniz.
Bizim tarihimiz meydanda Katledidik ama bak hala burdayız .
Fazla söze hacet yok aslında yüreğinizdekini tamamiyle meydana döktünüz.
Aşkı niyazlarımla.
Turkuz
23-02-2007, 09:52 AM
ya bu isin cilgi cikti,ermeni soykirim sayfasindan cok derssim soykirim sayfasi olusacak yakinda,her yerde aglama,yakarma,bir onceki tartismalarda sahsin biri "Tarihin en buyuk katliamlarindan biri"diye dersim olayini sunmustu.arkadas tabiki milyon icin 6 sifir,on milyon icinde 7 sifir lazim olacagini bilemeyecek kadar cahildi.tarihde olan soykirim ve katledilmeler hakkinda da bilgisi olabildigince dar olmaliki boyle bir soylemde bulunmusdu.
youtube gidiyorum,zaza ve zazalara ozel aleviligin propagandasi(artik pir sultanin deyisleri bile zazaca,onun bir kurt direnis hareketcisi oldugunu iddia etmeleri tesaduf degil),uluslarasi foruma gidiyorum ermenilere yalvaran dersimli oldugunu iddia eden sahislara rastliyorum,wikepedia ada alevivligin tanimina bakiyorum,dersim aleviligi entirely(tamamen)farklidir,soylemiyle karsilasiyorum,nereye baksam,nereye gitsem onlar.iyi aleviyiz,hosgoruluyuz diyoruz,kucagimizi aciyoruz,saygi duydugumuz insanlari cellat,saygi duydugumuz kurumlari ocu yapiyorlar.
agalarina laf etmezler ama onlar yuzde 90 lara kadar okuma yazma olanagini saglayan devlete demedik birakmiyorlar.
ne bicim is,ne tur akilli bir insan agalik,derebeylik yonetimini ozlemle anar,ne tur insan ona okuma olanagi saglayan devlete kufreder.
kamer genc gibi adami dypden milletvekili yapan zihniyeti,toreyi sorgulamaz.
bizim halkimiz boyle,vuran kirani severler,iyilik yapana kotuluk ederler.bakalim safi akrabalariniz beraber devlet kurdugunuzda size nasil davranacklar ,merak ediyorum
gecmisingolgesi
24-02-2007, 12:56 AM
soykırım kelimesi neden bu kadar ağırımıza gidiyor ki? soykırımın tanımını yaparsak, bir kimseye, gruba ya da insan topluluğuna, sırf farklı bir etnik köken, inanç ya da kimlikten olduğu için yapılan kötü muamele, sürgün, kıyım, baskı ve katliam, soykırım tanımı içerisindedir.
Türkiye'de, farklılıkları yüzünden ama sırf farklılıkları yüzünden ete buda dokunmayanların bile ciddi problemlerle karşılaşmadığını söyleyebilecek bir arkadaş varsa onu bilemem ama bence soykırım kelimesi, yapılanların vahametini anlatmak açısından anlamlı bir kelime.
Burjuva medyanın yarattığı kavramsal iç boşaltmalarla konuşmasak kendi bakış açımızla olayları nasıl gördüğümüzü yansıtsak daha yakışacak bize.
Ülkemizde yapılan kıyım ve katliamların haddi hesabı yok.
Anti-demokratik uygulamalar, işkenceler, gözaltında kayıplar, fail-i meçhul cinayetler, aydınlara, gazetecilere suikastler, körüklenen milliyetçi-mezhepçi çatışmalar...
Siz soykırım deseniz de demeseniz de bu süreçlerin gerçekliği ortada.
Soykırım yaftasından korkması gerekenler, rahatsızlık duyması gerekenler bizler değiliz. Tam tersine bize bu insanlıkdışı uygulamaları yapanlar aklasın kendilerini. Onlar adına avukatlık yapmayalım. Onların kaygıları bizim kaygılarımız değildir. Bizler, gerçeğin, hakkın ve adaletin peşindeyiz.
Saygılarımla...
Turkuz
24-02-2007, 01:43 AM
soykırım kelimesi neden bu kadar ağırımıza gidiyor ki? soykırımın tanımını yaparsak, bir kimseye, gruba ya da insan topluluğuna, sırf farklı bir etnik köken, inanç ya da kimlikten olduğu için yapılan kötü muamele, sürgün, kıyım, baskı ve katliam, soykırım tanımı içerisindedir.
Türkiye'de, farklılıkları yüzünden ama sırf farklılıkları yüzünden ete buda dokunmayanların bile ciddi problemlerle karşılaşmadığını söyleyebilecek bir arkadaş varsa onu bilemem ama bence soykırım kelimesi, yapılanların vahametini anlatmak açısından anlamlı bir kelime.
Burjuva medyanın yarattığı kavramsal iç boşaltmalarla konuşmasak kendi bakış açımızla olayları nasıl gördüğümüzü yansıtsak daha yakışacak bize.
Ülkemizde yapılan kıyım ve katliamların haddi hesabı yok.
Anti-demokratik uygulamalar, işkenceler, gözaltında kayıplar, fail-i meçhul cinayetler, aydınlara, gazetecilere suikastler, körüklenen milliyetçi-mezhepçi çatışmalar...
Siz soykırım deseniz de demeseniz de bu süreçlerin gerçekliği ortada.
Soykırım yaftasından korkması gerekenler, rahatsızlık duyması gerekenler bizler değiliz. Tam tersine bize bu insanlıkdışı uygulamaları yapanlar aklasın kendilerini. Onlar adına avukatlık yapmayalım. Onların kaygıları bizim kaygılarımız değildir. Bizler, gerçeğin, hakkın ve adaletin peşindeyiz.
Saygılarımla...
birincisi soykirim kelimesinde bilerek,planli bir sekilde bir grubu yok etme amaci gudulur,sizde benzer seyler demissiniz.eger bu amac olsaydi bugun bu ulkede bir tane zaza yada dersimli kalmazdi.isyan sirasinda devletle ayni safda yer alanlari unutuyorsunuz.eger belli bir millet,grub,yada mezhepe gore planli bir oldurme olsaydi,devlete yardim yapan kurt kokenli gruplarda oldurulur,belli mezhep olsaydi turkmen alevileride katledilirdi.libos yazarlarin dedigi gibi ozur dileyin ne olacak propagandasi ni ben almayayim,saol,siz de kalsin.
ikincisi ben kendi yaptigimla gurur duyan kendi hatamdan dolayi ozur dileyen bir kisiyim,nicin baska birisinin yaptigi yanlisdan dolayi ozur dileyim.
eger demek istediginiz ermeniler katledildi,simdi tazminat odeme zamaniysa o zaman dediklerinizi acik soyleyin.
ne hikmetse,zamaninda bulgaristanin yarisi turk iken osmanli-rus savasindan sonra goc ettirilen,yollarda oldurulen turklerden kimse bahsetmez,nedense kibrisda turkler oldurulurken kimse konusmazdi,bugun bile ozur dilenmez,olaya yol acanlar degil,olaya mudahale edenler suclu olur.ne hikmetse ermenistan azerbaycanin yuzde 10 mu 30 numu isgal eder kimse bir sey demez,hocaliyi yaparlar,o da ne derler,ulkede bir kac kurd disinda musluman birakmazlar ama kimse gormez.
yanibasinizda katliamlar olur,dunya ses cikarmaz,uluslarasi yasalar cikartirlar katliamlarini legallestirmek icin ama bir ulkenin kendini korumak icin yaptiklari soykirim olur,nasilda savasdan sonra bile yuzbinlerce insanda olusan ermeni nufusu vardi?antepde,marasda fransizlar yardim eden ermeniler degildi sanirim?TABI nasil soykirimsa soykirimdan sonrar dunyada milyonlarca insandan olusan bir ermeni diasporasi olusur.yani osmanli bu insanlari oldurmek istedide olduremedi mi?
sizler icin onemli degil yanlislik yapilmis ya siz onu soykirim diye tanimlayin.
sizler yakinda ermenilerin propagandasi olan hitlere de akli zaten turkler vermisidi kabul edin dersiniz.
nasil yurdisi arenada ermenileri borazanligini yapan iki eski azili(diyecegim) solcu(osmanlicayi bilmeyen tarihci bozuntulari,biri koc uni de ogretim uyesi)varsa turkiyedede ayni borazanligi yine solcular yapiyor gibi.
hınıslı
24-02-2007, 01:52 AM
Soykırımı tanıyın geçmişde olmuş veya olmamış Tam bir Türk devleti olmayan osmanlının yükünü vebali varsa vebalini Şimdiki Türkiye Cumhuriyetine yükleyin sonra torunlarınınzın torunlarına kadar tazminat ödemek için borçlansın aşağıda israil yukarıda israil kadar güçlü yeni bir Ermenistan..konuya bak alllah aşkın nerden nereye geldi...
buzkral
17-02-2008, 02:15 AM
paylaşmn için saol. gerçekler hep gizleiyor fakat iş işten geçtikden sonra gerçekler ortaya çıkarılıyor yada kaybolup tamamen unutuluyor. şu verdiğin bilgileri ilk defa okuyorum yani şı şekilde bire bir verilerek. 21. Ocak 2007 şu tarihde kamera kayıtlarıyla bi açıklama yapılmş yani kayıtlar zarar görmediyse
gazetelere veya televizyonlara çıkması gerekirdi halkı bilgilendrmek maksatlı ama görüyorumki halen gizlemeye devam edilen cok şey var gmrmeyede gerek yok artk bilmedğimz gizlenen o kadar çok şey varki. :(
mordema62
17-02-2008, 03:41 AM
dersimdeki isyan, isyan deyildir bir halkin direnisidir. binlerce sene surmekte olan gelenek ve goreneklerini surdurmektir. o zaman neden 38 de katliam oldu derseniz cunku dersim tarihinin ilk yenilgisini aldi turkler ilk defa dersime girdiler ve cok pahliya mal oldu, bu direnisin yenilgisinin buyuk payi ginede biz dersimlileriz icimizde ilk defa ihanetlik oldu bunuda coktandir bekliyen gozu donmus insan diyemiyecegim kisiler tarafindan faydalanarak hic acimadan binlerce senelik geneleklerimizi yasam kulturumuzu, insanlarimizi dusunemiyecek sekilde yok ettiler. zaten bunu yapan insanlarin, kendilere cevresine vatanina bile ise yaramiyan, kendi ozunu onutmus insanlikta cikmis kisilerdir. onutmuyalimki dersime sayisiz kadar sefer yapildi, yanlizca 1850 den itibaren 106 sefer yapilmis ama birturlu dersime girilmemistir. ve bu yanliz osmanliyi deyil yeni turk cumhuriyetininde en buyuk derdi olmustur. bunun nedenlerinden biriside dersim herzaman turklerin elinden ezilen halklari kurtarmistir: ermeniler gibi, turkmen alevileri gibi etc...
o zaman ortaya bu cikiyor eyer dersim 38 de yenilimmeseydi katliam olmamisti ve belkide bu tarih ertelenmis olmustu.
Ne yazikki katliama ugrayan butun halklar birbirlerine cok bagli olmuslar ama biz dersimliler haric.
Derviscemal
17-02-2008, 05:20 AM
Pirim Seyit Rıza sen dersim alevilerin Pirisin. Dersime aleviliğe yapılan bu zulum senin dediğin gibi kerbela olayıdır..
Kerbelanın evlatlarıyız... Demen Alevi inancını sürdüğün ve öncüsü olduğunun kanıtıdır. Bugün salt kürt olarak gösterilmek istensende dersim bölgesi kırmanc zaza alevilerin yaşadğı bir yerdir.. Askerlerin çoğunun şafi kürt olmasının tek nedeni ise şafi kürtlerin büyük bölümünün alevilerin katli vacip olduklarını düşünmeleridir.
Kerbelanın evlatlarıyız yazıktır günahtır ayıptır...
alieren2000
17-02-2008, 06:11 AM
dersimdeki isyan, isyan deyildir bir halkin direnisidir. binlerce sene surmekte olan gelenek ve goreneklerini surdurmektir. o zaman neden 38 de katliam oldu derseniz cunku dersim tarihinin ilk yenilgisini aldi turkler ilk defa dersime girdiler ve cok pahliya mal oldu, bu direnisin yenilgisinin buyuk payi ginede biz dersimlileriz icimizde ilk defa ihanetlik oldu bunuda coktandir bekliyen gozu donmus insan diyemiyecegim kisiler tarafindan faydalanarak hic acimadan binlerce senelik geneleklerimizi yasam kulturumuzu, insanlarimizi dusunemiyecek sekilde yok ettiler. zaten bunu yapan insanlarin, kendilere cevresine vatanina bile ise yaramiyan, kendi ozunu onutmus insanlikta cikmis kisilerdir. onutmuyalimki dersime sayisiz kadar sefer yapildi, yanlizca 1850 den itibaren 106 sefer yapilmis ama birturlu dersime girilmemistir. ve bu yanliz osmanliyi deyil yeni turk cumhuriyetininde en buyuk derdi olmustur. bunun nedenlerinden biriside dersim herzaman turklerin elinden ezilen halklari kurtarmistir: ermeniler gibi, turkmen alevileri gibi etc...
o zaman ortaya bu cikiyor eyer dersim 38 de yenilimmeseydi katliam olmamisti ve belkide bu tarih ertelenmis olmustu.
Ne yazikki katliama ugrayan butun halklar birbirlerine cok bagli olmuslar ama biz dersimliler haric.
Degerli Can,
Yillardir Dersim katliamini duyuyorum, ama bir türlü gercek sebebini ögrenemedim. Resmi bilgiler yok, Devlet susuyor herkez kendi bildigini anlatiyor.
Benim duyduklarim genelinde *** taraflarinin düsünceleri Onlar Seyit Riza'nin Kürdistan kurmak icin ayaklandi diyorlar Bu dogrumu? Birde Alevilik icin ayaklandi Alevi Devleti kurmaya kalkti diyenler var. Bunlarin hangisi dogru?
Saygilarla
Derviscemal
17-02-2008, 06:23 AM
Degerli Can,
Yillardir Dersim katliamini duyuyorum, ama bir türlü gercek sebebini ögrenemedim. Resmi bilgiler yok, Devlet susuyor herkez kendi bildigini anlatiyor.
Benim duyduklarim genelinde *** taraflarinin düsünceleri Onlar Seyit Riza'nin Kürdistan kurmak icin ayaklandi diyorlar Bu dogrumu? Birde Alevilik icin ayaklandi Alevi Devleti kurmaya kalkti diyenler var. Bunlarin hangisi dogru?
Saygilarla
*** devletimi bu saçmalıkları kim söylüyor sana ya.. Hangi karaktersiz söylüyor.. Yukarıda yazdım Seyit Rızayı kürt lider oalrak göstermek isteyenler bugünkü kişilerdir o bir alevi piridir..
Konuyla ilgili forumumuzda açıklamalar vardır lütfen oralardan bilgi edininiz..
illegal
17-02-2008, 07:12 AM
Degerli Can,
Yillardir Dersim katliamini duyuyorum, ama bir türlü gercek sebebini ögrenemedim. Resmi bilgiler yok, Devlet susuyor herkez kendi bildigini anlatiyor.
Benim duyduklarim genelinde *** taraflarinin düsünceleri Onlar Seyit Riza'nin Kürdistan kurmak icin ayaklandi diyorlar Bu dogrumu? Birde Alevilik icin ayaklandi Alevi Devleti kurmaya kalkti diyenler var. Bunlarin hangisi dogru?
Saygilarla
herkes dersim katliamini farkli bir sekilde yorumlar
kimisi kürdistan devleti kurmasina imkan verilmemesi icin bu katliam yapildi der kimiside
kürt mücadelesine baglar vs ama
akli basinda bir arastirici yada kisi cikip demezki dersim isyanin temel kaynagi
alevilik inancina vurulan bir balyoz oldugunu
bu balyoza direnen direnisci seyit riza ve taraftarinin verdigi amansiz mücadelenin yaninda ihanetcilere devletin alavere dalavere hillebazliklarida eklendiginde bu direnisin aci sonu gözler önüne rahatlikla geldigini,
dersim isyanini pir sultan abdalin osmanliya karsi direnisi kerbelada hz hüseyinin muaviye zümresine karsi direnisi gibi algilamak lazim
ne kadar katliamin siyasi boyutu ön plana alinsada arka planda daha cok seyler var
bugün akp nin aleviler üzerinde yürüttügü buna sözümona alevilerinde önayak oldugu türlü hilebazliklari göz önüne alin
ve dersim katliamiyla birlikte akp fettullah familyasiyla birlikte yan yana getirin
aradaki tek fark günümüz alevileri bunun silahla yada isyanlarla cözüm olmayacaginin noktasinda bulusmalaridir
düsünsene bugün aleviler arasinda bile ziyaretgah olarak kabul edilen agac tas vs gibi kutsanmis yerleri pirlerin dedelerin kerametlerini bir cesit sihirbazliklar olarak niteleyenler varsa dersim katliamini sorgulamak yerine bu tür alevilere bunlari asilayanlari sorgulamak lazim
yok allahtan baska hic kimseden medet ummam vs gibi dinci yobaz agizlariyla ortalik yerde dolanan alevileri sorgulamak lazim
dersim katliami bir anlamda buna benziyor devletin kurdugu diyanete dersim alevilerini iyilikle tipis tipis gelecegini sandi ama yanildi ardindan bildik hillekarliklar ve satin aldigi satilmislarla dersim de tasi tasin üstünde birakmadi
bugün kürtler yada *** lilar dersimi sahipleniyorsa dersimlileri sevdikleri icin degil
dersim direniscilerini örnek almaya calismalarindan dolayidir
varsin desinler seyitriza kürttür dersim kürdistanin eyaletidir vs
devlet bunlara biraz sus parasi verse hemen yönlerini cevirirler
mordema62
17-02-2008, 07:28 AM
Degerli Can Derviscemal,
Bende gercekleri ögrenmeye calisiyorum, o zaman alevi devleti kurmak icinmi ayaklandi?
ali eren can
Seyit rıza hakkında sıkça anlatılan olaylardan biri de şudur: ünlü kürt isyancı Şeyh sait dersim aşiretlerini de isyanda arkasına almak için dersim'e gelir. Dersim aşiretlerini arkasına alması için seyit rıza'yı ikna etmesi gerekmektedir. Seyit rıza ziyaret edilir. Seyit rıza gelen misafirlere kurban kesmek ister.( bu dersimde önemli bir gelenektir)Seyit rıza adamlarına kurbanı kesin diye buyurduğunda şeyh sait "durun" der." Kurbanı benim adamlarım kessin." ertesi gün olur. şeyh sait, seyit rıza'ya "antlaşma imzalayalım mı?" der. Bunun üstüne seyit rıza durur ve şöyle der: "sait,sen antlaşmayı dün kurbanla birlikte kestin!". Olay şundan ibarettir. Şeyh sait ve aşireti şafidir ve şafilikte alevinin elinin değdiği şey mundar(pis) sayılmaktadır. Şeyh sait istediğini alamadan dersimden ayrılır. bu şekilde düşünen kürt olan kişiler varken nasıl kürdüstan kurmayı düşünecek ler öyle bir şey olsaydı emin olki şuanki gibi olmaz dıı.
hayır seyit rıza halkını koruamk istedi zulüme ,işkenceye ,baskıya karşı ama biernevide başara bildi bence unutulmaz unutul maması lazım.
dersim olayları ile ilgili koular var kitalar var ,bir göz atmanı tavsiye edebilirim cann
mordema62
17-02-2008, 07:39 AM
'Dersim Harekati'
Kaynak:http://ansiklopedi.turkcebilgi.com
Dersim (bugünkü Tunceli) ve çevresinde devlete karşı girişilen İsyanlar sebebiyle düzenlenen siyasi, idari ve askeri harekat. Osmanlılar zamanında Dersim yöresi halkı diğer yerlere nazaran özel bir statüye tabiydi. Dersim’de Ocaklık ve Yurtluk adı verilen idari birimlerin başında aşiret reisleri bulunuyordu. Gerek çevrelerinden gördükleri itibar, gerekse devletin kendilerine verdiği bazı yetkiler sebebiyle güçlü duruma gelen aşiret reisleri merkezi devlet otoritesine karşı zaman zaman başkaldırdı. Tanzimat ile Doğu Anadolu’da yapılan idari düzenleme sırasında Dersim, Hozat merkez olmak üzere Dersim sancağı adıyla Erzurum vilayetine bağlandı. Ancak kendilerine has idare tarzına alışmış olan Dersim bölgesi halkı yeni düzenlemeye karşı çıktı. Daha sonra bir ara Erzurum vilayetinden ayrılarak bir vilayet haline getirilen Dersim 1862’de mamüretü’l-aziz (Elazığ) Vilayetinin kurulmasından sonra bu vilayetin bir sancağı haline getirildi. Bu durum karşısında güç durumda kalan hükumet, denetimi sağlamak asker ve vergi toplamak için aşiret reislerine rütbe ve nişanlar dağıtarak onları ede etmeye çalıştı. Bölgede devlet otoritesinin yaygınlaştırılmasından rahatsız olan aşiret reisleri devlete karşı topluca isyan ettiler. Yaklaşık bir yıl süren isyan hükumet kuvvetlerince bastırıldı. İsyancıların başı olan Hüseyin Bey tutuklanarak Vidin kalesine sürüldü, oğlu Ali Bey de Erzincan’da ikamet etmeye mecbur edildi. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sebebiyle Dersim yöresindeki askeri kuvvetler Erzurum’a gönderilince aşiret reisleri yeniden isyan ettiler. Bu isyanlar Kurt İsmail Paşa, Samih Paşa daha sonra da Gazi Ahmed Muhtar Paşa tarafından bastırıldı. Dersim de müstakil vilayet haline getirildi.
Bu dönemde Ermeni komitacılarının da tahrikiyle (kışkırtmasıyla) isyanlar tekrar başladı. 1885 senesinde Ali Şefik Paşa idaresinde bölgeye gönderilen kuvvetler uzun süren çarpışmalardan sonra ayaklanmaları şiddetle bastırdılar. Ancak köklü bir ıslahat yapılmadığından ayaklanma ve eşkiyalık hadiseleri önlenemedi. Sultan İkinci Abdülhamid Han aşiret reislerinin gönüllerini alarak elde etmeye çalıştığı gibi, bölge halkından asker toplayarak “Hamidiye Alayları” adıyla yeni askeri birlikler kurdu. Böylece bölge halkının güvenlik ve emniyetini sağlamaya çalıştı. Ancak çeşitli tahrikler sebebiyle eşkiyalık ve şiddet hareketleri devam etti. Kureyşanlı, Koçuşağı, Şamuşağı ve Resikli aşiretlerinin birleşmeleri neticesinde 1907 senesinde büyük bir isyan hareketi ortaya çıktı. Kureyşanlı aşireti Kığı köylerine, Koçuşağı, Şamuşağı ve Resik aşiretleri de Kemah ve Çemişkezek köylerine saldırdılar. Elazığ Redif Tugayı kumandanı Neşet Paşa asiler üzerine giderek ayaklanmayı bastırdı. Fakat bir yıl sonra bu aşiretler öc almak için yeniden başkaldırdılar. Ayaklanmaların gelişerek genişlediği sırada İkinci Meşrutiyet ilan edildi. Harbiye Nezareti Dördüncü Ordu kumandanlığından aşiretlerle anlaşarak eşkiyalık hareketlerine son verilmesini istedi. Bazı aşiret reisleri anlaşarak merkeze boyun eğerken, bazıları ise cezalandırılarak kontrol altına alındılar. Fakat tekrar bazı taşkınlık hareketleri ortaya çıkınca Dersim bölgesi hakkında verilecek karara esas olmak üzere Ferik Ali Paşa ile Şuray-ı Devlet azası Mustafa Bey gerekli incelemeyi yapmakla vazifelendirildiler. Yapılan inceleme neticesinde düzenlenen rapor üzerine Meclis-i Meb’usan tarafından Dersim bölgesinde ıslahat yapılması kararlaştırıldı. 1909 senesinde Müşir İbrahim Paşa Dördüncü Ordu kumandanı olarak Dersim’e gönderildi. Ovacık yakınlarında Ordugahını kuran İbrahim Paşa aşiret reislerinden hükumetin emirlerini dinleyeceklerine dair söz aldı. Boyun eğmeyen Haydaranlı aşireti üzerine kuvvet gönderdi. Askeri harekattan sonra bölgede sükun ve emniyet sağlandıysa da 1911 senesinde Pülümür çevresinde başlayan ayaklanma Haydaranlı aşiretinin de katılmasıyla genişledi. İki ay süren bir direnişten sonra bastırıldı. Balkan Savaşı sırasında ufak hareketler dışında bir isyan hareketi olmadı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusların Doğu Anadolu’da giriştikleri işgal hareketi sürerken 1916 senesinde Doğu Dersimde Kureyşan aşiretinin önderliğinde, bölge aşiretleri ayaklandılar. Nazımiye isyancıların eline geçti. Mazgirt, Pertek ve Çarsancak çevreleri baskın ve talana uğradı. Galatalı Şevki Bey kumandasındaki 13. Tümen, yaklaşık bir ay süren harekat neticesinde bölgede geçici de olsa kontrolü ele aldı.
Kurtuluş Savaşı sırasında 1921’de meydana gelen Koçgiri aşireti isyanına Dersim bölgesi halkı katılmadı. Bunda Kuvay-ı Milliye taraftarı ve TBMM üyesi Diyap Ağa ile diğer bazı aşiret reislerinin etkisi oldu. Osmanlı Devletinin Dersim’e hakim olmaya çalıştığı 1860 yılından Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Dersim’de birçok olaylar olmuş ve bunlardan bazıları tenkil harekatını gerektirmişti. 1877’den bu yana yapılan tedip hareketleri arasında 1907 ve 1908 yıllarında yapılanlar iyi düşünülerek tertiplenmiş ancak bunların neticelerinden faydalanılamayarak Dersim’in özellikle Birinci Dünya Harbinde eline geçirdiği silahlarla daha zararlı bir duruma girmesine sebebiylet verilmişti. Cumhuriyet döneminde 1925 senesindeki Şeyh Said isyanına katılmayan Dersim bölgesi halkı 1930’da başlayan Ağrı İsyanına katıldı. Ovacık kazası halkından ve Dersim bölgesinde nüfuzlu bir Derebeyi olan Seyid Rıza’nın adamları çapulculuk ve eşkiyalık ettikleri vergi vermemekte direndikleri için icra vekilleri heyeti (Bakanlar Kurulu) Danzig nahiyesinin Aşgirih, Gürk, Dağbey ve Harsi köylerine karşı harekat düzenlenmesini kararlaştırdı. İsyancılara Haydaranlı aşiretiyle, Mazgirt’teki Demenalı ve Yusufanlı aşiretleri de katılınca isyan hareketi kısa zamanda yayıldı. Girişilen askeri harekat neticesinde isyan bastırıldı.
Daha sonra bölgede idari ve sosyal reformların yapılması kararlaştırıldı. 1935’te 2884 sayılı Tunceli vilayetinin idaresi hakkında Kanun çıkarıldı. Buna göre Tunceli iline korgeneral rütbesinde bir zat vali ve komutan olarak tayin edilecekti. Aynı zamanda Dördüncü Umum Müfettiş Sıfatını alan valinin geniş idari, askeri ve adli yetkileri vardı. Asayişi ve sükunu sağlama açısından gerekli gördüğü durumlarda ilde yaşayan kişileri ve aileleri il sınırları içinde bir yerden başka bir yere göndermeye, il sınırları içinde oturmalarını yasaklamaya yetkiliydi.
Kanunun uygulamaya başlamasıyla 1937 senesi başlarında olaylar çıktı. Kureyşan aşireti reisi ve kendisine Dersim generali sıfatını yakıştıran ve İngiliz hükumetinden yardım isteyen Seyit Rıza önderliğinde, asker ve vergi vermek istemiyen aşiretlerce yeni bir isyan başgösterdi. Cumhuriyet hükümeti, Dördüncü Ordu müfettişliğinin kurulmasını, Komutanlığına Abdullah Alpdoğan’ın getirilmesini ve Dersim bölgesinde geniş bir harekata girişilmesini kararlaştırdı. Ayaklanmaya Kureyşan aşireti dışında Haydaran, Yusufhan ve Demenan aşiretlerinden meydana gelen 5000 kişilik bir isyancı grubu katıldı. Ayaklanma hareketi Harsik köprüsünün yıkılması, köprüyle Kahnut bucağı arasındaki telefon hattının kesilmesiyle başladı. Bu sırada Suriye sınırında ve sınıra yakın bölge ve illerde de benzeri olaylar görüldü. Bölgede emniyet ve asayiş sağlanamadı ve otorite kurulamadı. Milletler Cemiyeti tarafından Hatay’a bağımsızlık kararı verilmesinden sonra, TBMM’de yapılan müzakerelerde bu gelişmelerin başta Fransa veFransa’nın mandası altındaki Suriye tarafından kışkırtıldığı ileri sürüldü. Başbakan İsmet İnönü, Tunceli ilinde iki yıldır uygulanan reform proğramının bölgede huzuru sağlamaya yönelik olduğunu belirtti. Fakat bölgede hükümete karşı direniş başgösterdi. Mart 1937’de olayların genişlemesi üzerine askeri harekat başlatıldı. 13 Eylül 1937’de sona eren harekat neticesinde ayaklanma bastırıldı. Devrin başbakanı İsmet İnönü tarafından yapılan açıklamaya göre isyancılardan 250 kişi ölü olarak ele geçirilirken 1000 dolayında kişi de teslim oldu. Askeri harekattan sonra isyancılar hakkında yapılan yargılama 15 Kasım 1937’de sona erdi. İsyan hareketinin elebaşısı durumunda olan Seyit Rıza ile birlikte yedi kişi idam edildi. Çok sayıda isyancı ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldılar. Ama olaylar yine durmadı. 1938’de yeni ayaklanmalar çıktı. Bunun üzerine ikinci bir askeri harekata girişildi. Eylül 1938’de ayaklanma tamamen bastırıldı. Harekat esnasında ve harekat sonunda, isyancıların kulandığı silahların Fransız ve İngiliz yapısı silahlar olduğu ve isyancıların Fransa ve İngiltere’den büyük destek gördüğü ve isyanın başlatılmasında büyük rol oynadıkları ortaya çıktı. Ayrıca bu isyancılar Hatay meselesi ile ilgili olarak Fransız ve İngilizler tarafından tahrik edildiği ve Türkiye’nin iç gailelerle meşgul edilmesi hedeflendiği tesbit edilmiştir.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
alieren2000
17-02-2008, 07:50 AM
ali eren can
Seyit rıza hakkında sıkça anlatılan olaylardan biri de şudur: ünlü kürt isyancı Şeyh sait dersim aşiretlerini de isyanda arkasına almak için dersim'e gelir. Dersim aşiretlerini arkasına alması için seyit rıza'yı ikna etmesi gerekmektedir. Seyit rıza ziyaret edilir. Seyit rıza gelen misafirlere kurban kesmek ister.( bu dersimde önemli bir gelenektir)Seyit rıza adamlarına kurbanı kesin diye buyurduğunda şeyh sait "durun" der." Kurbanı benim adamlarım kessin." ertesi gün olur. şeyh sait, seyit rıza'ya "antlaşma imzalayalım mı?" der. Bunun üstüne seyit rıza durur ve şöyle der: "sait,sen antlaşmayı dün kurbanla birlikte kestin!". Olay şundan ibarettir. Şeyh sait ve aşireti şafidir ve şafilikte alevinin elinin değdiği şey mundar(pis) sayılmaktadır. Şeyh sait istediğini alamadan dersimden ayrılır. bu şekilde düşünen kürt olan kişiler varken nasıl kürdüstan kurmayı düşünecek ler öyle bir şey olsaydı emin olki şuanki gibi olmaz dıı.
hayır seyit rıza halkını koruamk istedi zulüme ,işkenceye ,baskıya karşı ama biernevide başara bildi bence unutulmaz unutul maması lazım.
dersim olayları ile ilgili koular var kitalar var ,bir göz atmanı tavsiye edebilirim cann
Degerli Can,
Bilgiler icin tesekkürler. Bence Dersim kaatliamini herkez kendi siyasi cikarlari cercevesinde anlatiyor. Ama bir gercek var oda Seyit Riza halki icin kendini kurban etmistir. Bizim gözümüzde o bir Alevi Lider, Önder ve Pirdir.
saygilarla
mordema62
17-02-2008, 10:48 AM
evet can obir alevidir kimse aksisini ikda edemez can
saygılar
Aneurysm
24-02-2008, 04:16 AM
Seyit rıza alevidir ama cahil bir alevidir.Kürtlerin gazina gelerek Devlete karsi ayaklanmiştir.O kadar cahildirki azıcık kisiyle Türkiyeyi yıkacagini sanmiştir olan Alevi Türkmenlere olmuştur.Bende Tunceliliyim ama bu katliami Seyit rıza yüzünden hak ettik.Herkes bunu kabul etmeli !! Ayrica katliama dur emrini Atatürk vermiştir !!
munzur_dersim
24-02-2008, 09:34 AM
Seyit rıza alevidir ama cahil bir alevidir.Kürtlerin gazina gelerek Devlete karsi ayaklanmiştir.O kadar cahildirki azıcık kisiyle Türkiyeyi yıkacagini sanmiştir olan Alevi Türkmenlere olmuştur.Bende Tunceliliyim ama bu katliami Seyit rıza yüzünden hak ettik.Herkes bunu kabul etmeli !! Ayrica katliama dur emrini Atatürk vermiştir !!
Desene o milislerden biride sizlersiniz sizi kan emiciler sizi....
alieren2000
24-02-2008, 01:07 PM
Seyit rıza alevidir ama cahil bir alevidir.Kürtlerin gazina gelerek Devlete karsi ayaklanmiştir.O kadar cahildirki azıcık kisiyle Türkiyeyi yıkacagini sanmiştir olan Alevi Türkmenlere olmuştur.Bende Tunceliliyim ama bu katliami Seyit rıza yüzünden hak ettik.Herkes bunu kabul etmeli !! Ayrica katliama dur emrini Atatürk vermiştir !!
Degerli Can,
Bizler katliami hak etmedik, Katliami hak edecek ne yaptik. Evet Bir isyan olmustur ama bu sekilde bastirilmasini insanlarin yok edilmesi gerekmezdi.
Isyan cok agir bir sekilde kanli bastirilmis. Insanlarimiz yargisiz infaz edilmislerdir.
Serkan umut
24-02-2008, 10:37 PM
Dersimde bir katliam yaşanmışdır, burda tekrar nedenlerine gelişen olaylara yada yorumlara göre kendi düşüncemi yazmıyacam!!
Çünkü dikkatımı çeken bir durum var bu itirafda
Şimdi bu itiraf çogu sitede mevcut, ama benim anlamadıgım yazıya dökülen bu itirafın kamera kayıtlarının nerde oldugu, çünkü yazının içinde söylenenlerin kameraya kaydedildigi söylemi var!!
Kamera kayıtlarıda izlenirse belki görsel olarakda bilgi zenginligi olur diye düşünüyorum!!
Bekleyelim bakalım kamera kayıtlarıda çıkcakmı!
ŞerwanéGel
24-02-2008, 11:21 PM
Seyit rıza alevidir ama cahil bir alevidir.Kürtlerin gazina gelerek Devlete karsi ayaklanmiştir.O kadar cahildirki azıcık kisiyle Türkiyeyi yıkacagini sanmiştir olan Alevi Türkmenlere olmuştur.Bende Tunceliliyim ama bu katliami Seyit rıza yüzünden hak ettik.Herkes bunu kabul etmeli !! Ayrica katliama dur emrini Atatürk vermiştir !!
Sen Dersimlilerin ayak tozuna kurban ol.Seyit Rıza'ya kurban ol.Seyit Rıza devlete karşı neden ayaklanmış ? Onu da bir söyle bilelim.İdama giderken bile '' ayıptır,günahtır,Kerbela evladıyız,suçumuz yoktur '' diyerek katledilmiştir.Katlima dur emrini veren Atatürk'tür çünkü katliam aylarca sürmüştür o zamanki nüfus durumlarına göre 80.000 insanın katledildiği ve onbinlercesinin Denizli,Balıkesir,Bodrum,Manisa taraflarına sürgüne gönderildiği,anasız babasız kalan çocukların da sünni ailelere devşirme olarak verilmiştir.Yani ittihatçıların,Turancıların amaçları yerine gelmiştir bu yüzden de aylarca süren katliama dur emri verilmiştir.
Bu katliamın emrini veren,planını çizen,organize eden bizzat Atatürk'tür.Sitenin bir çok yerinde bunun belgeleri var,Trabzon Atatürk evinde Atatürk'ün çizdiği katliam projesi hala duruyor,katliamcılara Atatürk tarafından verilen madalyalar bir gurur sembolü olarak hala sergileniyor.
ŞerwanéGel
24-02-2008, 11:24 PM
Pirim Seyit Rıza sen dersim alevilerin Pirisin. Dersime aleviliğe yapılan bu zulum senin dediğin gibi kerbela olayıdır..
Kerbelanın evlatlarıyız... Demen Alevi inancını sürdüğün ve öncüsü olduğunun kanıtıdır. Bugün salt kürt olarak gösterilmek istensende dersim bölgesi kırmanc zaza alevilerin yaşadğı bir yerdir.. Askerlerin çoğunun şafi kürt olmasının tek nedeni ise şafi kürtlerin büyük bölümünün alevilerin katli vacip olduklarını düşünmeleridir.
Kerbelanın evlatlarıyız yazıktır günahtır ayıptır...
Askerlerinin çoğunun şafi kürt olduğunu iddia ediyorsunuz dayanağınızı merak ettim . Bu kanıya nereden vardınız ? Bizimle paylaşırsanız biz de seviniriz.
Serkan umut
24-02-2008, 11:34 PM
Askerlerinin çoğunun şafi kürt olduğunu iddia ediyorsunuz dayanağınızı merak ettim . Bu kanıya nereden vardınız ? Bizimle paylaşırsanız biz de seviniriz.
Siz konu başındaki o itirafnameyi bir okuyun ondan sonra burda dayanak arayın bu sözlere!!
ViLike
24-02-2008, 11:36 PM
Seyit rıza alevidir ama cahil bir alevidir.Kürtlerin gazina gelerek Devlete karsi ayaklanmiştir.O kadar cahildirki azıcık kisiyle Türkiyeyi yıkacagini sanmiştir olan Alevi Türkmenlere olmuştur.Bende Tunceliliyim ama bu katliami Seyit rıza yüzünden hak ettik.Herkes bunu kabul etmeli !! Ayrica katliama dur emrini Atatürk vermiştir !!
hasta halimle güldürdün ya benı cok saol walla :D :rolleyes:
seyit rızaya cahil demen normal sen kendını görmemişsin daha..tavsiye aynaya bi bak;)
ve birazda oku araştr ama sadece devlet arşivini değil onların ne kadar dogru oldugunu (!) hepimiz ii biliyoruz.
sen tuncelilisin belli dersimli olamassın zaten kendı özünü inkar ediyosn
katledilenler türkmen aleviymiş pehh.. saçmalada bukadar olmaz yha
şoven agızlara bak bu konusmalarla nerden prim alcaksın acaba ?
tum dersımlıler herkes seyit rızayı pir olarak kabul eder bazı denggesizler dısında.
bu katliamı hak mı etmişiz ya bu kadarda harbiden pess biraz daha aklı selim yorum yap yaw neler saçmalıosun senn..
sen kendı şahsın adına kabul et katlıamı engelleyen yokk baskaları adınada yorum yapma.
ViLike
24-02-2008, 11:41 PM
katliam alevi katlıamıdır.
herkes gerçeği biliyor bosuna inkar etsenızde suçlunun kim oldugu belli daha da laf etmeye gerek yok.
önder olabilr sizin için ama her yaptıgı dogru olcak diye birşey yok oda insandı hatasız kul olmaz demişler büyük hatalrından biriydi dersim katliamında binlerce masum canın olmesinde suçu vardı.
adam androit robot vs. deill hatası vardı. dönemin onderiydi ama hiç bişeyden haberi yoktu buna cocuk inanmaz yapmayın..
Serkan umut
24-02-2008, 11:49 PM
İnönü vurun dedi’
Çiftçi, katliam emrini kimin verdiğini de açıklıyor. Çiftçi, katliam emrini Atatürk’ün değil İnönü’nün verdiğini söylüyor: ‘Niçin katlettiğimiz bilmiyorum. Askere gitmedikleri söyleniyordu. Kürtler miydi, gavurlar mıydı bilmiyorum. Savaşıyorduk. Onlar bizi, biz onları öldürüyorduk. Atatürk savaşın çıkmaması için çok çabaladı. Atatürk kırmadı, Atatürk öldükten sonra İnönü dedi ki vurun. 38’de isyan tamamen bastırıldı.’
.
Burda Mustafa Kemal yok bu katliamı organize etti yok katliam emrini verdi diye, kimse kendi kendine yorum yapmasın!!
Bu katliamın bire bir tanıgı bakın neler söylemiş burda, hatta bizzat katliamın içinde bulunan bir şahıs hem katliam emrini veren insan, sonuna kadar kırın der bakın ne diyor bu tanık Atatürk kırmadı savaşın çıkmaması için Atatürk öldükden sonrada kimin kırdıgınıda söylüyor tabii kendincemi söylüyor oda bir muaama!!!
Burda katliamdan bahsediyorsak 30 bin insanı katili apo yuda unutmayalım, son 25 yıldır bu adam katliam yapıyor ne kadar kürt varsa kırdı geçirdi, sonrada yakalanınca şerefsizce benim annemde türktü her türlü işbirligine hazırım diyerek beş para etmez canı için davasını bile sattı!!!
Serkan umut
25-02-2008, 12:06 AM
katliam alevi katlıamıdır.
herkes gerçeği biliyor bosuna inkar etsenızde suçlunun kim oldugu belli daha da laf etmeye gerek yok.
önder olabilr sizin için ama her yaptıgı dogru olcak diye birşey yok oda insandı hatasız kul olmaz demişler büyük hatalrından biriydi dersim katliamında binlerce masum canın olmesinde suçu vardı.
adam androit robot vs. deill hatası vardı. dönemin onderiydi ama hiç bişeyden haberi yoktu buna cocuk inanmaz yapmayın..
Bu katliama sırf alevilik duygusu ile yaklaşırsanız dediginiz gibi hemen katliamı kimin yaptıgını biliriz!!
Ben orada yaşanan katliamı bir sebepe dayandırmak istemiyorum binlerce halkım öldürüldügü ve katledildigi açıkdır!!
Fakat gerçekleride söylemek lazım, bu katliama neden olan isyanıda araşdırmak lazım, hala bile gidin dersime aşret agalarının bazı yerlerde açıkcası gücünü- hissedersiniz kaldıki dersim osmanlıdan bu yana o bölgede özerk bir yönetim gibi yönetilmiş ve feodalitenin aşiret agalıgı ve şeyh ligin önemli bir güç oldugunu görürsünüz!
Cumhuriyetin ilanından sonra Mustafa kemalın devriminde feodalite olamazdı, bu anadolunun her tarafı içinde geçerlidir bakın şeyh sait isyana çerkez ethem isyanına hepside kendi feodal yapılarını devrimden üstün görmek istemiş ve devrime meydan okumaya çalışmış insanlardır!!
Seyit rızada zaten o bölgenin en güçlü feodal aşiret agasıydı, vede cunhuriyetin kendi topraklarında kanunları olmasını istemiyordu, çünkü ordaki tek güçün kendi olmasını savunuyordu, zaten bu katliama sepep olan isyanıda başlatan odur yaptıgı saldırı ile buda ir gerçekdir!!
Ne yazıkki onun bu güç gösterisini, isyanını bastırmak isteyenler, vahşice ne kadar masum halk varsa saldırmışlar öldürmişlerdir kadın erkek çocuk demeden!!
Dersim bizim içimizde bir kanayan yaradır kimse bunu inkar edemez, bize orda yapılanlar seyit rızanın dedigi gibi Kerbeladır, ama o kerbela evladıda bir hata yapmışdır!!
ViLike
25-02-2008, 12:20 AM
dersimde hiç bi zaman ağalık ile yönetilmemiştir yanlısnız var.
Dersim'in heryerini gezin hiçbi aşiret agasının gücünü hissedemessiniz cunku yoktur.
halkın başkaldıran asi olması ile bölücü olarak nitelendirilip yılanın başını küçükken ezmeli misali öldürüldüler sebep..kocaman bi hiççç
iyi ezberlemişsinz devletin kaynaklarından olayları da cogu yalanlarla hiç bi yere varılmaz
isyan yoktu isyanı yaratırdı bazı şahıslar..
kendi halinde bi bolgede kimseyle sorunu olmayan ama suç olarakda itaat etmeyen bi bolge biraz basına buyruk bi bolge diye yapıldı bunları yalan mı ?
ne rejime karsı cıktılar ne ataturke tek yaptıkları osmanlıdan beri hiç bi egemenlık altına girmedikleri gibi ataturkunde emrıne girmedi buda pürüz yarattı bazıları içinn.. köktenn temızlemek için bahanelerle KATLİAM yapıldı.
benım okudugum kaynaklar salt dogruları tarafsız dogruları içeren ve bizzat yasayanlardan duydugum dersim katliamı acı,zulum,ölüm..
sizinki yorumlarınızdanda anlasılacagı gibi belli tarafın tuttugu bazı kişi ve kurumları korumak amacıyla beyaz(!) yalanlarla süslenmişş dersim katliamı
Dersim bizim içimizde bir kanayan yaradır kimse bunu inkar edemez, bize orda yapılanlar seyit rızanın dedigi gibi Kerbeladır, ama o kerbela evladıda bir hata yapmışdır!!
hatası başına buyruk olması ve egemenlık altına girmemesiyse.. kurban olayım ben pirime. en güzel hatayı yapmış..en azından insan katletmemiş.
polata
25-02-2008, 01:26 AM
dersimde hiç bi zaman ağalık ile yönetilmemiştir yanlısnız var.
Dersim'in heryerini gezin hiçbi aşiret agasının gücünü hissedemessiniz cunku yoktur.
halkın başkaldıran asi olması ile bölücü olarak nitelendirilip yılanın başını küçükken ezmeli misali öldürüldüler sebep..kocaman bi hiççç
iyi ezberlemişsinz devletin kaynaklarından olayları da cogu yalanlarla hiç bi yere varılmaz
isyan yoktu isyanı yaratırdı bazı şahıslar..
kendi halinde bi bolgede kimseyle sorunu olmayan ama suç olarakda itaat etmeyen bi bolge biraz basına buyruk bi bolge diye yapıldı bunları yalan mı ?
ne rejime karsı cıktılar ne ataturke tek yaptıkları osmanlıdan beri hiç bi egemenlık altına girmedikleri gibi ataturkunde emrıne girmedi buda pürüz yarattı bazıları içinn.. köktenn temızlemek için bahanelerle KATLİAM yapıldı.
benım okudugum kaynaklar salt dogruları tarafsız dogruları içeren ve bizzat yasayanlardan duydugum dersim katliamı acı,zulum,ölüm..
sizinki yorumlarınızdanda anlasılacagı gibi belli tarafın tuttugu bazı kişi ve kurumları korumak amacıyla beyaz(!) yalanlarla süslenmişş dersim katliamı
hatası başına buyruk olması ve egemenlık altına girmemesiyse.. kurban olayım ben pirime. en güzel hatayı yapmış..en azından insan katletmemiş.
Sn.Dersimliduygu62,
dersimde hiç bi zaman ağalık ile yönetilmemiştir yanlısnız var.
Dersim'in heryerini gezin hiçbi aşiret agasının gücünü hissedemessiniz cunku yoktur diyorsunuz. Aşiret ve aşiret ağasının olduğu bir yerde ağalığın ve ağalık ile yönetilmenin olmadığını söylemek, ilri sürmek yanlış değil mi?
Bir bölgede feodal düzeni yansıtan aşiret sisteminden, ağalıktan bahsediyorsak doğaldır ki orada bunların yönetimsel yansımalarıda olacaktır.
Süngüden Kurtuldum Ama
Sürgünlükten Kurtulamadım
Emirali Yağan
Anlatıcı: Şıxhesên kızı Cêmila
Kayıt: C. Taş & H. Ayrılmaz
Kırmançki Yazımı: Cemal Taş (Ez Sungi ra Xeleşiya, Surgıniye ra Nêxeleşiya)
Türkçesi: Emirali Yağan
Ben Xeçeli köyünde yeryüzüne geldim. Abasan Aşireti, Baba Ocağı'ndan Sıxhesen'in kızı, Seyd Rıza torunuyum. Dedem Seyd Rıza'nın (en büyükleri babam Şıxhesen, ortancası Bava ve en küçükleri Hüseyin adlarıyla) üç oğlu, beş de kızı vardı. Üç köyün sahibiydik. Bu köylerden biri Ağdat, biri (Dere Arêy) Değirmen Deresi, değeri Zenika'idi. Dedem Ağdat'ta otururdu. Baba bazen Ağdat'ta, bazen Değirmen Dere'de kalırdı. Babam Şıxhesen Zenka'da otururdu.
dersimlierenler
25-02-2008, 04:32 AM
dersim katliamında hamile kadınların karınlaını deşmişler olmaza yaaaaaaaa olamazzzzzzzzzz ya olamazzzzz
dedebatan
25-02-2008, 04:32 AM
Arkadaşlar onu bunu bilmem de dersim halkıyla onur duyuyorum onlarala gurur duyuyorum baskılara şantajlara boyun eğmeyen bağımsız aydın ve de onurlu insanları yeri orası fahri bir dersimli olarak sizleri tüm içtenliğimle selamlıyorum dersim halkı...
cebar
25-02-2008, 08:23 AM
burda bazı arkadaşlar çok ama çok boş konuşuyor dersimde katliyamı hak ettik gibi laflar da etmiş.
m kemal oraya a alp doganı yolladıgında türkiye oluşum aşamasındaydı.
aleviligin tarihini araştırmayanlarda var kürt tarihini araştırmayanda var.
nekadar vampirce düşünüyorsunuz.
alevi köylerini bombalayan sabiha gökcen.
çocuk katilleri ne karşıydınız hani.
insan katillerine karşıydınız hani.
sizin agzınız kan kokuyor hiçbir insan ölümleri onaylayamaz.
dersimde türk köyü dedikleri halavar orası 3 köy kadar sünni köyü.
saga sola saldırmayın.
aleviler türk degil olamaz tarihte bunlar hepsi yazıyor.
türkler gelip alevilerin içine girip asimile olbilir aleviyiz diyebilir.
4 binyıllık tarihi var bu topraklarda alevilerin.
kürtlerin 5 binyıllık tarihi var kimi kandırmaya çalışıyorsunuz karşınızda çocukmuvar herkesi kendiniz gibi tarih cahilimi zannediyorsunuz.
bu pılatform bazı şeyleri tartışmak için uygun degil yoksa yazılacak çokşeyvar.
yazsam ne olur gerçi anlayacak kaç insan var kaçı anlayışla karşılayacak.
katilleri savunmak katiller kadar suçlu olmaktır.
katliyamı hak ettik diyen özellikle sen insani duygularını yitirmişsin.
dersim katliyamının emrini verende durduranda aynı kişi.
seyit rıza cahildiyen ukala dünyadan haberin yok .
burda biraz sitemkar konuştum çünkü bugün vatanımızı almak isteyenlere karşı nasıl karşılık verirsek.
onlarda o dönem vatanını almaya gelenlere karşı koydu.
tc ozaman yoktu yeni oluşuyordu o topraklar başkasına aitti ozaman.
alieren2000
25-02-2008, 08:29 AM
burda bazı arkadaşlar çok ama çok boş konuşuyor dersimde katliyamı hak ettik gibi laflar da etmiş.
m kemal oraya a alp doganı yolladıgında türkiye oluşum aşamasındaydı.
aleviligin tarihini araştırmayanlarda var kürt tarihini araştırmayanda var.
nekadar vampirce düşünüyorsunuz.
alevi köylerini bombalayan sabiha gökcen.
çocuk katilleri ne karşıydınız hani.
insan katillerine karşıydınız hani.
sizin agzınız kan kokuyor hiçbir insan ölümleri onaylayamaz.
dersimde türk köyü dedikleri halavar orası 3 köy kadar sünni köyü.
saga sola saldırmayın.
aleviler türk degil olamaz tarihte bunlar hepsi yazıyor.
türkler gelip alevilerin içine girip asimile olbilir aleviyiz diyebilir.
4 binyıllık tarihi var bu topraklarda alevilerin.
kürtlerin 5 binyıllık tarihi var kimi kandırmaya çalışıyorsunuz karşınızda çocukmuvar herkesi kendiniz gibi tarih cahilimi zannediyorsunuz.
bu pılatform bazı şeyleri tartışmak için uygun degil yoksa yazılacak çokşeyvar.
yazsam ne olur gerçi anlayacak kaç insan var kaçı anlayışla karşılayacak.
katilleri savunmak katiller kadar suçlu olmaktır.
katliyamı hak ettik diyen özellikle sen insani duygularını yitirmişsin.
dersim katliyamının emrini verende durduranda aynı kişi.
seyit rıza cahildiyen ukala dünyadan haberin yok .
burda biraz sitemkar konuştum çünkü bugün vatanımızı almak isteyenlere karşı nasıl karşılık verirsek.
onlarda o dönem vatanını almaya gelenlere karşı koydu.
tc ozaman yoktu yeni oluşuyordu o topraklar başkasına aitti ozaman.
Degerli Cebar,
O topraklar kime aitti, bize degilde. 1937 de Dersim Türkiye'nin bir parcasiydi.
Serkan umut
25-02-2008, 08:31 AM
aleviler türk degil olamaz tarihte bunlar hepsi yazıyor.
türkler gelip alevilerin içine girip asimile olbilir aleviyiz diyebilir.
4 binyıllık tarihi var bu topraklarda alevilerin.
kürtlerin 5 binyıllık tarihi var kimi kandırmaya çalışıyorsunuz karşınızda
.
Ne alaka şimdi aleviler Türk olamaz tarihde bunların hepsi yazıyor, oldu olası arap alevilerinide kökünü Kürt yapsaydın tam olsaydı!!
Burda zerdüşlükle Alevilik arasında bag kurmayı bırakın artık kim kendini nasıl hissediyorsa odur, böyle türkler gelip alevi olamaz diye hala tartışılan tarihi kesin yargıya taşımayın!!
Alevilligi ne türkler tekeline alabilir neden Kürtler burda tarih dersi verirken kaynaklarla, yapılan ataşsırmaları buraya sunarak ver ondan sonra kendince hükümde bulun!!
cebar
25-02-2008, 08:49 AM
Ne alaka şimdi aleviler Türk olamaz tarihde bunların hepsi yazıyor, oldu olası arap alevilerinide kökünü Kürt yapsaydın tam olsaydı!!
Burda zerdüşlükle Alevilik arasında bag kurmayı bırakın artık kim kendini nasıl hissediyorsa odur, böyle türkler gelip alevi olamaz diye hala tartışılan tarihi kesin yargıya taşımayın!!
Alevilligi ne türkler tekeline alabilir neden Kürtler burda tarih dersi verirken kaynaklarla, yapılan ataşsırmaları buraya sunarak ver ondan sonra kendince hükümde bulun!!
odonemde tc ne olarak kuruldu kürtler kılık kıyafetleriyle BMM girmişlerdi.
beraber bir devrim yapıldı ardından katliyam .
odönem dersimde katledilenler türklerle nerelerde kimlere krşı savaştı bunu tarşh yazıyor.
serkan umut .. sen katlıyamı hakettik lafıyla kendini ortaya koymuşsun zaten.
yazmadıgım halde tarihten biraz haberin ver gibi beni hemen anladın.
peki cumhuriyet kurulmadan önce kime ayitti oralar kimlerindi hala o halk orda.
türk kültürü taşıyan dersimde kaç köyvar git bak.
ordaki çocukları katletmek insanları kadınları.
sen bunu anlayamazsın.
bugün tc kurulbu elbette bizim devletimiz.
ama odönem katlettiler bugünde yaparlar yapmayacaklarının garantisini veremezsin.
bugün bu katliyamıyaşayanlar akrabalarım.
katliyamı durdyran m kemal . kimse emir vermedigini durdurmaz.
katliyamı yapanlara madalya taktı.
bu isim bişey ifade etmiyormu.APTULLAH ALPDOGAN.
sen gerçekleri biliyorsunda ortaya koymak işine gelmiyor.
Serkan umut
25-02-2008, 09:02 AM
odonemde tc ne olarak kuruldu kürtler kılık kıyafetleriyle BMM girmişlerdi.
beraber bir devrim yapıldı ardından katliyam .
odönem dersimde katledilenler türklerle nerelerde kimlere krşı savaştı bunu tarşh yazıyor.
serkan umut .. sen katlıyamı hakettik lafıyla kendini ortaya koymuşsun zaten.
yazmadıgım halde tarihten biraz haberin ver gibi beni hemen anladın.
peki cumhuriyet kurulmadan önce kime ayitti oralar kimlerindi hala o halk orda.
türk kültürü taşıyan dersimde kaç köyvar git bak.
ordaki çocukları katletmek insanları kadınları.
sen bunu anlayamazsın.
bugün tc kurulbu elbette bizim devletimiz.
ama odönem katlettiler bugünde yaparlar yapmayacaklarının garantisini veremezsin.
bugün bu katliyamıyaşayanlar akrabalarım.
katliyamı durdyran m kemal . kimse emir vermedigini durdurmaz.
katliyamı yapanlara madalya taktı.
bu isim bişey ifade etmiyormu.APTULLAH ALPDOGAN.
sen gerçekleri biliyorsunda ortaya koymak işine gelmiyor.
Cebar burda benim agzımdan çıkmayan sözleri çıkmış gibi gösterme, ben dersim katliamını hakettik diye bir söz söylemedim nedenlerini ve sonuçları ile yazdım yorumu, nasıl başladıgı neden başladıgını yorumladım!!
Yakışık degil senin bu yatıgın şimdi bu tartışmada böyle yazılamayan şeylerle birbirimizi suçlayacaksak tartışmanın bir anlamı yok forumda!!
Cumhuriyet kurulmadan önce kime aitdi oralar diye cümle kurmuşsun andolunun ortasında dersim krallıgı yada padişahlıgımı vardı, orasıda osmanlıya aitdi ama osmanlıdan özerk biryapısı vardı, osmanlı nasıl eyaletlere belirli haklar tanımışsa derdim içinde aynısı geçerliydi, kendi kanunları ile yönetilirdi oralar!!
Peki o feodalitenin ve aşiret agalrının güçleri ile yönetilen o bölgenin osmanlı yıkıldıkdan sonra kime ait olması gerekiyordu tabiki cumhuriyete, Devrim oaraya kendi kanunlarını götürmeye çalışdı bunda daha normal nasıl bir siyaset uygulanabilirki!!
O kadar emperyalist ülkelerle savaşacam ben cumhuriyet devrimini yapacam ama anodulun ortasında bir aşiret reisii kendi krallıgını ilan edecek yok, gücünü korumaya çalışacak bu ne kadar mantıklı sorarım sana!
Serkan umut
25-02-2008, 09:03 AM
ZİYA GÖKALP'TEN ABDULLAH ÖCALAN'A
Kürtçe ya da Zazaca konuşan Türkmenler'in varlığını yadsıyanlar aslında Türkmen aşiretlerinin Kürtleşmesi gerçeğini kabul etmeyen bir anlayışa sahipler. Bu düşünce sahipleri Kürt aşiretlerinin Türkleşmesini kabul ederler. Ama tersini yani Türk aşiretlerinin Kürtleşmesini kabul etmezler. Türkmen aşiretlerinin Kürtleşerek Zazaca ya da Kurmanci öğrenerek varlıklarını sürdürdüklerini kabul etmezler. Onların aslında Kürt ya da Zaza olduklarını varsayarlar.
Halbuki bu olay tarihte çeşitli defalar görüldüğü gibi sosyolojik olarak mümkündür. Çeşitli millet ve milliyetlerin tarihte sıkça dil değiştirdikleri görülmüştür. Resmi dilleri İngilizce olan Hindistan, Pakistan hiçbir zaman İngiliz olmamıştır. Dilleri İngilizce olan İspanyollar, Portekizliler hiçbir zaman İngiliz olmamışlardır. Tarih boyunca Türkler de çok dil değiştirmişlerdir. Dil değiştirmek milliyetini de değiştirmek anlamına gelmez.
Ziya Gökalp;(7) "Türkmenler’e dair yaptığım tetkikatten çıkan neticeye göre, bir çok yerlerde Türkmen aşiretleri Kürtleşmiştir. Mesela Diyarbekir’de Karacadağ'da yaşayan Türkan/ Terkan' /Kürtçe: Türkmenler) aşiretinin bütün fertleri Oğuz ilinin Beydili boyuna mensup halis Türk olduğunu bilirler. Bununla beraber, Türkçe'yi unutarak onun yerine Kürtçe'yi ikame etmişlerdir. Bu aşiretlerden Karakeçili aşireti ise, Osmanlılar'ın ecdadı Kayı boyu ile akrabalık iddiasında bulunmakla beraber kendilerini Kürt zannetmektedirler."
Ziya Gökalp bu konuya ilişkin adı geçen kitapta sayısız örnek vermektedir. Bir örnekte de; "Yine Siverek'te Bucak isminde bir nahiye vardır ki Zazaca konuşur. Halbuki Lazkiye'de Bucak ve Bayır ismindeki nahiyeler Türkçe konuşur" diye yazıyor.
Ziya Gökalp'in bu konudaki tespitlerine yıllarca karşı çıkıp savaş açanlar bakın şimdi neler yazıyorlar. Aşağıdaki yazılanlar da Abdullah Öcalan’ın (8) savunmasından; "Türkmen akınlarının XI. Yüzyılda Kürtler’in yoğun yaşadıkları coğrafyaya akın etmeleri iki halk arasında yoğun bir kaynaşmaya yol açtı. Kürtler’in nisbeten yerleşik konumları bu yüzyıllarda daha çok Türk boylarının erimelerine yol açıyordu." diyen Öcalan yazının devamında; "Türk üst tabakaları, yerel siyasal kültürle bütünleşip çoğunlukla hakim olurken, alt tabaka daha çok Kürtler içinde erimeyi yaşıyordu." açıklamasında bulunuyor.
Türk basınında; "Kürtleşmiş Türk" ya da "dağlı Türk"ifadelerine Kürtçülük adına yıllarca karşı çıkıp dalga geçenlere bakın Öcalan Türkler’in Kürtleşmesi'nde olduğu gibi ne cevap veriyor: "Kürt-Türkü veya Türk Kürdü böyle oluşuyor. Belirgin bir özellik olarak bunu sürekli göz önüne getirmek, sağlam objektif değerlendirmeler için büyük önem taşır. Türk- Kürt kardeşliğine-böyle bilimsel yaklaşmak büyük önem taşır."
Bugüne kadar Ziya Gökalp ya da o çizgide bu konuyu savunanlara ırkçı, Türkçü vs. diyenlere karşı Öcalan artık "bilimsel yaklaşım"adını veriyor.
Böylece; Kürtçe ya da Zazaca konuşan Aleviler’in süreç içinde bu dilleri öğrenebildiği, onların aslen Türkmen olabilecekleri en azından sosyolojik olarak kabul edilebilmelidir.
Serkan umut
25-02-2008, 09:05 AM
ALEVİLERİN ETNİK KİMLİĞİ
Alevilik, Sünnilik, Hıristiyanlık, Musevilik, Katolik, Ortodoks vs. ayrımları dinsel ayrımlardır. Türk, Kürt, Ermeni, Arap, Arnavut vs ayrımlar ise etnik ayrımlardır.
Alevilerin dinsel kimlikleri gibi, etnik kimlikleri de bu konudaki araştırmacıları oldukça ilgilendirmiştir.
Martin Van Bruinessen de bunlardan birisidir.” Alevi Kürtler’in Etnik Kimliği Üzerine Tartışma”(1) başlıklı yazısında Bruinessen şöyle yazıyor:” Ritüel dili olarak neredeyse tamamen yalnız Türkçe kullanan ve hatta çoğu Türkçe aşiret adlarına sahip olan Kürtçe ve Zazaca konuşan Alevilerin varlığı bir çok yazarın izahat kabilinden hayal gücünü meşgul etmiş bir vakadır. Hem
Türk, hem de Kürt milliyetçilerinin bu grupların muğlak kimliklerini kabul etmekte güçlükleri olmuş ve bunlar sıkıcı ayrıntıları örtbas etmeye çalışmışlardır.”
Bruinessen’in yukarıda yazdıklarından şu sonuçlar çıkıyor. a) Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler’in neredeyse tamamı ibadet dili olarak Türkçe konuşuyorlar. b) Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler’in çoğu Türkçe aşiret adları taşıyorlar. c) Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler’in bu ikili kimlik belirtileri Kürt milliyetçileri ve Türk milliyetçilerinin kendilerinin kaygıları yönünde ilgisini çekmiştir.
Bu yazılanlardan bazı çıkarsamalar yapmak gerekirse; Aleviliğin Türklerle tanışması İslamla tanıştığı yıllara yani 10-11. Yüzyıla dayanır. Demek ki bu kitle Alevilikle tanıştığı yıllarda Türkçe konuşuyormuş. Ritüel dili yani ibadet dili o yıllardan kalmış olabilir. Daha sonra Kürtçe ya da Zazaca öğrense de Türkçe’nin yerini alamamış. Türkler’in Anadolu’daki Osmanlı ile ilişkileri düşünüldüğünde Osmanlı’nın Kürdü ya da Ermeniyi Türkleştirmesi olasılığı yok. Tam tersine Osmanlı Türk ve Alevi karşıtı olduğu için Alevi Türkmen’in canını, malını kurtarması için Kürtçe ya da Zazaca konuşan bölgeye sığınması daha büyük olasılıktır. Bruinessen’in Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler için “muğlak kimlik” nitelemesi bu durumdan kaynaklanıyor olabilir.
Araştırması bu kesime; Muş,Varto ve Hınıs bölgelerinde yaşayan; Kurmanci konuşan Lolanlıları saydıktan sonra bunlara;Dersim Şeyh hasan Aşireti ile akraba olduklarını kabul eden Koçgiri Aşireti’ni de ilave ediyor.
Serkan umut
25-02-2008, 09:05 AM
Bruinessen;Tunceli yöresindeki Aleviler’in dinsel ayinlerde kullandığı dille ilgili olarak ise; “Bununla birlikte daha özgül Alevi dinsel adetleri Dersimliler’i, Alevi Türkler’e yakınlaştırır. Gülbank ya da nefeslerinin çoğu Türkçe’dir;Ve 1920’den önce de kesinlikle öyleydi.”Dedikten sonra bu dediklerine tanık olarak Dersim bölgesini iyi bildiğine inandığı iki kişiyi gösteriyor. Nuri Dersimi ve ; “Erzincan Valisi olan ve bölgeyi çok iyi bilen Ali Kemali’ye , hiç kürtçe gülbank yoktur.” diyor.
Bruinessen; “Dersim Alevilerini Türkler’e yakınlaştıran bir diğer adet, merkezi Hacı Bektaş araştırmacı Moineux-Seel (1914:66) tarafından da Dersim dışındaki en önemli hac merkezi olarak gösterilmiştir” diyor. Buna ek olarak ta; “Bununla birlikte Batı , Dersim’deki üç küçük seyit soyu , Ağuçan ,Derviş cemal ve Sarı Saltuk’un Hacı Bektaş’ca tayin edilen halifenin neslinden geldiklerini “ söylüyor.
Osmanlı belgelerinde Cevdet Türkay’ın (2); “Konar- göçer Türkmen Ekradı taifesinden ,”göçmen Türkmen Kürtler” olarak yani Kürtleşmiş Türkler’den söz etmesine de değinen Bruinessen Dersim’in kimliği ile ilgili olarak şu tesbitleri de yazıyor:
Dersimliler ‘in nereden geldikleri sorusunu akla getirir ve hem resmi tarih ekolüne bağlı olanlar ,hem de liberaller olmak üzere ,bir çok Türk akademisyence bu soruya verilen cevap , bunların Kürtleştirilmiş (ya da Zazalaştırılmış ) Kızılbaş Türk aşiretleri olduğudur. Batılı akademisyenlerce de hiç sorgulanmadan kabul edilmiştir. (Örneğin Melikof 1982 a:145)”
Bruınessen'ın Dersimliler’in nereden geldiği varsayımında bulunurken bunlara Kürtleştirilmiş veya Zazalaştırılmış Kızılbaş Türk aşiretleri denmesinin Osmanlı belgelerinde olduğu gibi Batılı akademisyenlerce hatta kendi kanaatimce: "Bu varsayım o kadar mantıklı görünür ki" demesi ciddiye alınmayacak tesbitler değildir.
Bruinessen. "Yüzyıllar boyunca izleri sürülebilecek olan bazı aşiretler dillerini Türkçe"den Kürtçe’ye ya da tam aksi şekilde değiştirdiler; bu aşiretlerin mensuplarının kompozisyonları da zamanla kaymış olabilir' dedikten sonra; "yalnız bir tek büyük Dersim aşiretinin, Balaban'ın Türk olduğu, Yörükan taifesinden olduğu söylenir Balaban aşiretinin Zazaca konuşmasına rağmen, bugünkü komşularının kabul eder göründükleri bir ad" diyor.
Serkan umut
25-02-2008, 09:07 AM
Bu tespitten de; Balaban aşiretinin Türk olduğu, Alevi olduğu ama buna karşın Zazaca konuştuğu anlaşılıyor Yani; Zazacayı sonradan öğrenen bir Türk aşireti olduğu savı doğrulanıyor.
Bruinessen; konu ile ilgili yazısına, araştırmacı Taylor'dan da saptamalar almış. Yazıda deniyor ki; "Taylor'a (1868:318) halihazırda Şeyhhasan aşiretinin aslen Horasan'dan olduğu ve Dersim'e yakın zamanda Malatya yakınındaki Alacadağ bölgesinden geldiği söylenmiştir".
Taylor'un verdiği bu bilgi başka kaynaklar tarafından da doğrulanıyor Şeyhhasan'ın Arapgir Onarlı köyünden Dersim'e geldiğini ve köyünün yaşadığını, köydeki belge ve bilgilerin bunu doğruladığını biliyoruz. Başka bir şeyde biliniyor Dersim'de Zazaca konuşan Şeyhhasan aşiretinin Malatya'daki köyünde Zazaca konuşan bir tek kişi yoktur. Bu da Zazaca'nın sonradan öğrenildiğini gösterebilir.
Yazının devamında Bruınessen; "Yalnızca Şeyhhasan değil, ama bazı başka Dersim aşiretleri (İzol, Hormek ve Şadi) de, temel seyit soyları Kureyşli ve Bamaseran gibi yüzyıllarca önce Horasan'dan gelmiş olduklarını iddia ederler" diyor.
Bruinessen; Kürtçe veya Zazaca konuşan Alevi aşiretlerinin kökeninin Kürt veya Zaza olduğu tezini savunanlara hatta onların Horasan'dan geldiklerinden beri Zazaca ya da Kürtçe konuştukları iddiasına karşı şöyle yazıyor: 'Horasan Aleviler'in anayurdu olarak bilinir. Dersimi (N. Dersimi) bunun yanısıra, bu aşiretlerin bölgeye vardıklarında halen Zazaca konuştuklarını, hatta kendi zamanında bile sözde seyitlerin Türkçe konuşmadıklarını vurgular." dedikten sonra bu yaklaşımı için "Bu aşiretlerin Türk olduğunu iddia ederek teyit için Horasan bağlantısını gösteren" düşüncelere karşı bir tepkisel tavırdır" diyor ve sonra 1930 larda bile birkaç aşiretin Moğol işgalinden önce Doğu Anadolu'ya gelen Celalettin Harzemşah'ın askerlerinin ardılları olduğu söylenir.
Serkan umut
25-02-2008, 09:08 AM
1930 yıllarındaki bir Türk istihbarat raporundan şöyle sözediyor: "Pülümür bölgesindeki yaşlı erkeklerin hala Celalettin Harzemşah'a dair efsaneleri hatırladıklarını Büyük Baba Dağı'nın onun mezarı olarak sayıldığını ve bu yüzden aynı zamanda Sultan Baba olarak ta bilindiğini kaydeder." diyen Bruınessen bu olayın doğru olup olmadığı konusunun tartışmalı olduğunu yazadursun, Pülümür kökenli dikme dede Pir Ahmet Dikme 1999 Kasımında "Haykırıp Duyuramadıklarım"(3) adını verdiği kitapta konu ile ilgili bakın ne yazıyor: "Moğolların baskılarına dayanamayarak yurdunu terk etmek zorunda kalan Muhammet oğlu Celalettin Harzemşah' ta yer yer çarpışarak, batıya doğru ilerler ve bir çatışmada yaralanır. Yaralı olarak dostu ve sırdaşı olan Şeyhhasan’ ın yanına gelir ve orada bir Kürt tarafından öldürülür. Öldürüldüğü haberini alan 2. Alaattin Keykubat şöyle der "Celalettin Harzemşah bir Kürt babayiğidinin elinde can verdi. Allaha hamdü senalar olsun." (Bilal Aksoy, Tarihsel Süreç İçerisinde Tunceli S. 134-135) dediğini aktardıktan sonra Pülümürlü dede Pir Ahmet Dikme;öyle yazıyor: "İşte bu şekilde öldürülen Celalettin Harzemşah, bizdeki kaynaklara göre, beraberindeki oğlu Mehmet'i Şeyhhasan'a emanet eder. Şeyhhasan evvela saygı duyduğu dostu Celalettin'in naaşını götürüp Dojik Dağı’nın zirvesine defneder ondan sonra da Celalettin'in oğlunu kendi himayesine alır, üç dört yıl sonra da Mehmet'i kendi kızı ile evlendirir."
Harzemşahların Türkistan'dan gelen Türkmen boylarından Beydilli Türkmen aşiretine mensup bir kol olduğu da bu yazılanlara eklenirse durum daha açıklık kazanabilir. Pir Ahmet Dikme işte bu tarihsel alt yapıyı bilerek kalkıp şöyle yazabiliyor: "Munzur dediği dağın güney yakasında bir tek Kürt yoktur.
Serkan umut
25-02-2008, 09:09 AM
Orada yaşayan Şeyhhasan aşireti tamamen Horasan kökenli Türkmenler’dir. Daha doğuya, Pülümür'e doğru gelindiğinde ise, Areli, Lolanlı, Şahvelanlı, Kemanlı, Çerekanlı ve daha bir çok aşiret oturmaktadır Bu aşiretlerden hiç biri Kürt değildir. Tamamı Türk kökenli aşiretlerdir. Ben bu konuyu her platformda tartışmaya hazırım." diyor 1937 doğumlu bugün 63 yaşında olan Pir Ahmet Dikme Dede.
Bruinessen; Bingöl, Muş, Varto da yaşayan çoğu Hormek, Lolan ve Balaban aşiretine mensup Aleviler için "Kendilerini Kürt addetmeye daha az meyillidirler." dedikten sonra geleneksel düşmanları, hem milliyetçi, hem Sünni Kürt nitelikli Şeyh Sait isyanında yer aldıkları zaman bu aşiretler, özellikle Hormek ve Lolan Kürtlere karşı çıkarak Kemalist hükümetle kaderlerini birleştirdiler. (Fırat 1570-1945)" Bu aşiretlerin önde gelenlerinin kendilerini tanımlama biçimi için ise; "Bu aşiretlerin egemen seçkinlerinin bir kısmı, en azından 1930'lardan bu yana kesin olarak kendilerini Türk olarak tanımladılar" diyor.
Bruinessen; Jandarma Genel Komutanlığı tarafından hazırlanan bir raporda şu bilgilerin yer aldığını yazıyor: "Zaza Aleviler’e gelince: Bunlarda mezhep ve ibadet dili Türkçe'dir. Ayinlere iştirak edenler Türkçe konuşmak mecburiyetindedir. Bu mecburiyettir ki Alevi Zazalık asırlardan beri ihmal edildiği halde Türklükten pek de uzaklaşmamış Dersim Alevileri arasında cevap istememek şartı ile Türkçe meram anlatmak mümkündür." dendikten sonra raporda 20- 30 yaşlarından yukarı olanlarla Türkçe ile anlaşmak mümkün iken 10 yaşından küçük çocuklarla Türkçe konuşmak imkanı ortadan kalkmak üzeredir dendiği yazıyor. Raporun sonlarına doğru ise; "Bu netice Dersim Alevi Türkleri'nin de benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konuşana tesadüf edilemiyeceğine delildir." diye yazıyor
Serkan umut
25-02-2008, 09:12 AM
Bruınessen'in yazdıklarından ve Jandarma Genel Komutanlığı raporundan çıkan sonuç; Türkçe'nin unutulduğu onun yerine Zazaca veya Kurmanci'nin hakimiyet kurduğudur. Demekki; Aleviler önce Türkçe biliyorlar. Türkçe'nin yerini zamanla Kürtçe ya da Zazaca alıyor. Bu durum, Türk Tarihi, Osmanlı Alevi ilişkileri, Osmanlı Kürt ilişkileri ile de koşut sayılır. Osmanlı’da kuruluş yıllarında Türkmen ağırlığı vardı. Bu Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar devam etti. Dönme Devşirme geleneği Osmanlı'da hakim oldukça Türkmen düşmanlığına koşut olarak Alevi düşmanlığı da arttı. Türkmen’in önünde iki yol vardı. Ya Sünnileşip ümmetleşecekti veya "katli vacip"ti. İşte Osmanlı'ya karşı bitip tükenmeyen Celali ayaklanmaları böyle başladı. Merkezi otoritenin güçleri karşısında yenilen Türkmen'in canını kurtarmak için önünde tek yol kalmıştı. Kuş uçmaz kervan geçmez dağ köylerine yerleşmek, Türkçeyi derhal unutup Kürtçe ya da Zazacayı öğrenip canını kurtarmak. İşte Horasan Türklerinin Kürtleşme macerası böyle başlıyor.
Bruinessen, yazısının bir yerinde; "Taylor’a göre Dersimliler aslen pagan bir Ermeni neslin ardıllarıdır" diyor. Bu iddiaya göre ise, Dersimliler Ermenidir anlamı çıkıyor. Dersim'de Doğu Anadolu'nun çeşitli yörelerinde olduğu gibi Türklerin gelmesinden önce çeşitli Hıristiyan topluluklar yaşıyordu. Bunları Türkler gelince hemen sihirli bir güç ile yokedecek değillerdi. Bu farklı kültürler yüzyıllarca yan yana yaşadı. Birbirini karşılıklı olarak etkilediler. Ve bu süreç günümüze dek geldi.
Alevilikte dedelik ocak geleneği ile yaşar. Babadan oğula geçerek yaşar Sahte dede veya ocakzadeler türemediği sürece dede ocaklarının bozulma şansı çok azdır. Bu nedenle Dersim bölgesinde dede ocaklarının tümü kendilerinin Horasan'dan gelen Türkmen aşireti olduğunu savunur. Dede ocaklarının Ermeni veya Kürt olma olasılığı hiç yok denecek kadar küçük bir olasılıktır. Ama çeşitli tarihsel karmaşa dönemlerinde Hıristiyan topluluklar - Ermeni, Kafkas, Rum, Rus vs. Dersim'e veya herhangi bir Alevi yerleşim merkezine yerleşmiş olanların yanına sığınmış olabilir.
Serkan umut
25-02-2008, 09:13 AM
Nitekim nüfus sayımlarına baktığımızda örneğin 1885 nüfus sayımlarında Dersim'e bağlı Mazgirt kazasında; 32.998 kişinin; 22.177sini Müslüman kesim oluştururken, 10.637 kişiyi Ermeni Gregoryanlar oluşturuyor.
Araştırmacı Ali Kaya; Dersim Tarihi(4) adlı kitabında; İbni Batuta'nın 1333-34 yıllarında Kuzey Dersim'e uğradığında iki Türkmen kabilesi olan Karakoyunlu ve Akkoyunlular’ ın birlikte Moğollar’la sürekli savaştıklarını belirtiyor. (S.125) Bu kalıntıları bugün Dersim yöresinde mezartaşlarındaki koç resimlerinde izlemek mümkün. Yine Ali Kaya aynı araştırmasında; "Alaattin Keykubat Bağı'nı ziyaretinde Şeyh Mansur’a bir secere vermiştir. Bu secere, Mazgirt ilçesinin Şöbek köyünde Seyyit Cafer oğullarının evinde muhafaza edilmektedir. Secere ile ilgili ise okuyucuya şu bilgiyi vermektedir. "Bu secerede 12 aşiretin Türk aşiretleri olduğu söylenmektedir. Bunlardan Hıran (Cafer'in kardeşi olup Ali dost oğullarıdır) Koçgiri, İzol aşiretlerinin yanı sıra Hormek aşiretinin de Şöbek köyünde oldukları söylenmektedir." diyerek Ali Kaya bu konuda verilen bilgileri doğrulamaktadır.
Serkan umut
25-02-2008, 09:14 AM
MELİKOFF NE DİYOR
Alevilik araştırmaları denilince İrene Melikoff (5) adından sözetmemek olur mu? Peki bu konuda Prof. Melikoff ne düşünüyor? Melikoff'a göre; Kürtçe ya da Zazaca konuşan Aleviler Kürt ya da Zaza mı? Yoksa Türk mü? Bakalım bu konuda Melikoff ne yazmış.
"İlk Safeviler’in taraftarlarının adı olan, fakat giderek horlayıcı 'asi zındık', hatta 'Kürt' anlamlarına gelmeye başlayan Kızılbaş deyiminin yerini, oldukça yakın bir tarihte Alevi sözü almış bulunuyor. Bununla birlikte, Aleviler'in büyük bölümü Türk olduğu halde günümüzde Alevi deyimi de aynı anlama doğru çekilmektedir."
Türk sözünün kaba, küçültücü, yaban, köylü anlamı üstünde dururken "İslam'a girmiş, Müslüman olmuş, Selçuklu hanedanı gibi, kültürü İranlılaşmış kentli Türk ile, henüz İslamlaşmamış veya yeterince İslamlaşmamış göçer ya da yarı göçer Türk arasındaki uyuşmama dolayısıyla birincisine Müslüman; ikincisine Türk' denmiştir' diyor.
Bugün Erzincan, Sivas, Elazığ, Muğla- Ortaca gibi yerlerde Sünni Türk'e Türk denmesi ama aynı yöredeki Alevi Türk'e "Kürt" denmesi bu örnekleri anımsatmıyor mu? Ama Ege'deki Alevi ise kendini tanıtırken Alevi kelimesini kullanmadan; "Türkmenim" diyor.
Melikoff; sosyal anlamda kullanılan Türk ve Kürt sözcükleri için düşüncelerini şöyle sürdürüyor: "Nasıl Kaşgarlı Mahmut’un gösterdiği gibi, tat sözcüğü Müslüman olmayan Uygur'u belirtiyor idiyse, Türk de İslamlaşmamış olana deniyordu' diyor ve devam ediyor: "Bu sözcüğün etnik anlamda değil, sosyal bir anlamda kullanıldığı açıktır. Aynı olgu bugün de belli bir ölçüde etnik olmaktan çok, sosyal bir ayrım anlamı ile kullanılan; ve aşiret bağları hala canlı, cemaat dışı bir İslam inanışı ile belli bir yaşam tarzını sürdüregelen Anadolulu anlamında "Kürt" deyimi ile karşımıza çıkar" dedikten sonra Kürtçe konuşan Alevilerin nitelendirilmesine geliyor Melikoff diyorki;
Serkan umut
25-02-2008, 09:16 AM
Araştırmalarım beni Kurmancı denen ve Kürtler olarak tanınan insanlar arasında kalmaya götürdü. Töreleri Orta Asya'ya kadar uzanan Türk töreleri idi. Ölümle ilgili adetler. Al inanışı. Türklerin On iki hayvanlı takvimlerine eski yeni yıl bayramları olan Hızır bayramının kutlanması vb. Sorduğumda, kaynaklarımdan biri bana, 'Soy olarâk biz Kürt değiliz, fakat inançlarımız dolayısıyla eza gördük, dağlara sığındık, Kürtlere karıştık ve Kürtler olarak adlandırıldık' dedi.
Melikoff bu sözü söyleyen kişinin hangi aşirete mensup olduğunu ise şöyle yazıyor:
"Bunu söyleyen, bir çok ayaklanmada etkinliği bulunan tanınmış Kürt aşireti Koçkırı'lardandı. Artık aramızda bulunmayan Ömer Lütfi Barkan’a şüphelerimden sözettiğim zaman, bana, Koçkırı adının, dil yönünden Türkçe olduğunu ve Akkoyunlu, Karakoyunlu vb. adlandırmalarla karşılaştırılabileceğini işaret etti. Bunlar, sahip olunan sürülere göre verilmiş, Türk aşiret adlarıdır." Diyor.
Ord. Prof. Dr Ömer Lütfi Barkan sosyal bilimlerde sosyal tarihte, Osmanlı tarihi konusunda ciddiye alınması gereken bir bilim adamıdır. Prof. Dr İrene Melikoff konu ile ilgili bulgularını düşünüp taşındıktan sonra bir anlamda hocası ile birlikte yorumluyor ve şu sonuca varıyor.
"Sonuç olarak, bu boylara verilen 'Kürt' adı, Alevi Kürtler’de bulunmakla birlikte, onların tümünün Kürt kökenli olması gerektiğini göstermez. Kürtler' in çoğu Şafii mezhepten gerçek Sünnidirler. Aleviler’ e takılan 'Kürt' lakabı ancak sosyal bir değer taşır, belli bir yaşam biçimini gösterir, resmi Sünniliğe uymayan, aşiret adetleri hala canlı olan ve kendi içlerine kapanmış olarak yaşayan cemaatleri ifade eder' diyor.
Yani Melikoff; sosyolojik olarak bir Kürt'ün de Alevi olma olasılığına karşın, Koçgiri aşiretinin Kürt olmadığını, Türk kökenli Kürtçeyi sonradan öğrenen bir Türkmen aşireti olduğunu söylüyor.
Koçgiri konusunda araştırması olan tarihçi Baki Öz de bu konuda Ömer Lütfi Barkan ve İrene Melikoff'u doğrulamaktadır O'da araştırması sonucu; Koçgiri aşiretinin Orta Asya'dan Anadolu’ya gelen bir Türkmen aşireti olduğunu esasen İzolu olduklarını Dersim'den buraya gelip yerleştiklerini Şeyhhasan aşireti ile akrabalık ilişkilerinin bulunduğunu sonradan Kürtleşen bir Türkmen boyu olduklarını yazıyor.(6)
cebar
25-02-2008, 09:21 AM
sen osmanlıyı dünyanın hakimi sanıyorsun.
o dönemde barzanci şimdinin barzani diye anılan aşiret reislerinin ataları
osmanlı adına ta mısara kadar gitmiş şimdi mısır kürtlerinmi diyelim.
bugün rusyada kürt köyleri var hepsine kürtmü diyelim.
tarihi bize anlatma ben nerden geldigimi ne oldugumu çok iyi biliyorum.
bir kaç soyu bozuk .xart xurt diyor . bazıları ermeni dönmesi diyor.
alık var mantık var ben tunceliliyim diyenler kendi köylerinizde türklere ayit kalıntı olarak ne var tarihte.
nasıl olurda osmanlının bir parçası ama hiç osmanlı yazıtları yok.
ermenilerinvar.
milyonlarca hani onlar bizim dese acaba derim ama osmanlı nere dersim nere.
boşuna anlatıyorsun.
alevi katliyamı yapan bir ırk benim ırkım olamaz.
dersim halkı okadar cahil bir halk degil tarihini bilir unutmaz ve unutturmaz bu katliyamcıları.
Serkan umut
25-02-2008, 09:22 AM
Şimdi senin ve benim düşündüklerimin hepsi tarihin bize verdikleri kadardır dogru yada yanlış ama ben bu konuyu çok araşdırdım ve halada araşdırıyorum!!
Benim aslım koçgiri yani dersimden gelmişiz bizde, hangi yaşlı alevi insanına sorsam burda akraba oldugum yada olmadıgım çogunlugu biz aslında türküz diyorlar!!
Birde derdim halkında dımıli olan çoktur onlar kendilerini ne kürt olarak görürler nede Türk, buda benim hep ilgimi çekmişdir dımıli olan bir arkadaşım varsa sanırım bizi daha iyi bilgilendirir kökenlerine yönelik!!
Benim sana yazımda olan tepkim aleviligi kürtlerin tekeline almaya çalışman, bu saatden sonra böyle söylemler hem türk alevisini hem kürt alevisini kışkırtır birbirne bırakalım herkes kendini ne hissediyorsa o olsun!!
Tarihi araşdıralım ama birbirimize aslında sen alevi degilsin ben aleviyim demeyi bırakalım lütfen!!
Serkan umut
25-02-2008, 09:32 AM
sen osmanlıyı dünyanın hakimi sanıyorsun.
o dönemde barzanci şimdinin barzani diye anılan aşiret reislerinin ataları
osmanlı adına ta mısara kadar gitmiş şimdi mısır kürtlerinmi diyelim.
bugün rusyada kürt köyleri var hepsine kürtmü diyelim.
tarihi bize anlatma ben nerden geldigimi ne oldugumu çok iyi biliyorum.
bir kaç soyu bozuk .xart xurt diyor . bazıları ermeni dönmesi diyor.
alık var mantık var ben tunceliliyim diyenler kendi köylerinizde türklere ayit kalıntı olarak ne var tarihte.
nasıl olurda osmanlının bir parçası ama hiç osmanlı yazıtları yok.
ermenilerinvar.
milyonlarca hani onlar bizim dese acaba derim ama osmanlı nere dersim nere.
boşuna anlatıyorsun.
alevi katliyamı yapan bir ırk benim ırkım olamaz.
dersim halkı okadar cahil bir halk degil tarihini bilir unutmaz ve unutturmaz bu katliyamcıları.
konu başlıgını okursan o itirafları yapan şafii kürt kardeşim, biz katliamları yaparken orda bir türk köyü vardı o köye dokunulmadı diye bir cümle görürsün!!
Ben hiçbir zaman kürtlerin kartdan kurttan geldiklerini söylemedim, bu söz bu lafı söyleyenlere söyliyen bana degil!
Alevi katliamını yapan benim ırk olamaz diyorsun ama itirafda katliama karışanların genelde şafi kürtler oldugu söylenirken komutanların türk oldugu ifade edilmiş!!
O zaman sence bu itiraf bir düzmecedenmi ibaret!!
Serkan umut
25-02-2008, 09:37 AM
Ayrıca osmanlıya yüzyıllardır vatanlık yapmış bir anadolu ile işgal ettigi mısırı yemeni arabistanı örnekleme, dersim neresi yemen neresi, tabiki osmanlı anadoluya hakimdi!!
Serkan umut
25-02-2008, 10:06 AM
boşuna anlatıyorsun.
alevi katliyamı yapan bir ırk benim ırkım olamaz.
.
Bu söylemine cevap olarak sana dersim katliamına katılan şafii kürt kardeşimin dediklerini anımsatmışdım ama cevap verme gereksimi duymadın!!
Desene benim kürt kardeşim, aslında türkmüş urfanın türklerindenmiş hatta çogunlun kürt askerlerin oldugu bu savaşa katılanlarda türkmüş adam 112 yaşında olunca bunamış olabilir belki!!
Senin bu yukardaki söyleminden böyle bir sonuç çıkarıyorum ben!!
Bak şeyh sait isyanı için destek isterken şeyh saitden aralarında nasıl bir konuşma geçmiş bu yazı forumdada vardı ama bende bulamadım bir türlü!!
tarihi söylemlerden anlaşıldığı üzere, şeyh said ayaklanma çıkarmadan evvel seyit rıza'ya gitmiş ve destek istemiştir. bu esnada kendisi şafii mezhebine bağlı şeyh said, misafirlerine hürmet ve saygı gösteren seyit rıza ve adamlarının kendileri için keseceği kurbanları kabul etmemiş
- siz bırakın biz keseriz, demişler ve öylede yapıp kurbanları yemişlerdir. bu olay konuyu şuraya getirmekte. şeyh sait alevi olan insanların kestiği etin mındar-haram olduğu için böyle bir teklifte bulunmuş ve ricası geri çevrilmemiştir. şeyh sait'in seyit riza'ya dönüp
- ne diyorsun bize katılacak mısınız, bizi destekleyecek misiniz, sözüne karşı
- siz o desteği dün kestiniz, cevabını almış ve oradan ayrılmıştır.
Sen hala alevi katliamını yapan benim ırkım olamaz de, araya din girince ne kardeşlik kalıyor neden ırkdaşlık!!!!!
Aytekinercan
25-02-2008, 11:43 AM
pes doğrusu bu yaşta ne palavralar sıkmış rahmetli.
------------------------
'Kış mevsimiydi. Köylere operasyona çıkıyorduk. Operasyona gittiğimiz köyleri önce çembere alırdık. Bu sırada köyün çevresine yerleşen isyancılar üzerimize taş atıyorlardı. Atılan taşlar çığa sebep oluyordu. Çığ yüzünden çember dağılır, düzenimiz bozulur, zayiatlar oluşurdu. Bazen 100 askerin öldüğü olurdu çığ yüzünden.
---------------
bahse girerim tunceliyi görmemiştir bile.kışları ne kadar çetin geçtiğini bilmeyen biri ;kış günü direnen insanların taş attığını atılan taşlarla çığ olduğunu ve zaiatlar olduğunu anlatmış metrelerce kar altından taşı nasıl buldular merek ettim.
---------------------------
arkadaşlar böyle taraflı yazılara aldanmayın inönüde kürt değilmiydi,askerde kürt,ölende kürt nasıl oluyor kimi kime anlatıyor. maksat Atatürk'e çamur atmaksa halt etmişler tarih okusun bilmeyenler.
Dersim olaylarının neden çıktığı ne maksatı taşıdığı bilinmeli
Atatürk ve silah arkadaşlarının suçlanarak bu isyanın nedeni ve sebebi gibi gösterilmeleri yanlış bence.
1927 tarihinde dersimde meydan gelen bazı rahatsızlıkları çözmek için devlet tarafından yollar köprüler yapılmış aşiret dışı köylülere tarım yapabilmeleri için toprak verilmiş okullar açılmış ve aşiretlerin tüzel kişilikleri kaldırılmış 1935 yılında dersim adı Tunceli olarak değiştirilmiş , valilik ve komuta yetkileri birleştirilerek Türkiye ‘nin bir ili olarak düzenlenmiştir.
Bu gelişmeler orada yaşayan bölgeye tamamen hakim olan vergi vermeyen,askere insan göndermeyen kafalarına göre halktan vergi alan özel silahlı güçler kuran topluluklar haline gelmiş aşiretleri rahatsız etmiş ve 1937 de ayaklanmışlardır.
Ve bu ayaklanmalarda maalesef ağır kayıplarla tarihe geçmiştir.
Aşiretlerin kendi menfaat ve çıkarlarına ters düştüğü için çıkardığı isyanlar sonucunda suçsuz insanlarda hayatını kaybetmiştir. Buna rağmen aşiret başında olan insanlar ve düzeni bozanlar kahraman ilan edilip türkiyenn bütünlüğünü korumak için isyanı bastıran Atatürk ve silah arkadaşlarına laf söylemek yanlıştır.
evet dersimde çok canımız yanmıştır.yapılan zülümler vardır isyanın bastırılmasında yanlışlıklar yapılmış içimizde büyük acılar bırakmıştır.
suçsuz yere hayatını kaybeden insanları unutmamlıyız.
saygılarımla
Aneurysm
27-02-2008, 05:33 AM
Arkadaşlar, aleviler Atatürk düşmani yapmak isteyenlerin oyununa gelmeyin.Dedigim gibi Seyit riza kürtlerin gazina gelerek isyana kalkışmış ve katliam olmuştur.Bir alevi Vatanını milletini, bu vatanın kurucusu YÜCE ATATÜRK'ü sever.
Mustafa Kemal
27-02-2008, 08:41 AM
burda bazı arkadaşlar çok ama çok boş konuşuyor dersimde katliyamı hak ettik gibi laflar da etmiş.
m kemal oraya a alp doganı yolladıgında türkiye oluşum aşamasındaydı.
aleviligin tarihini araştırmayanlarda var kürt tarihini araştırmayanda var.
nekadar vampirce düşünüyorsunuz.
alevi köylerini bombalayan sabiha gökcen.
çocuk katilleri ne karşıydınız hani.
insan katillerine karşıydınız hani.
sizin agzınız kan kokuyor hiçbir insan ölümleri onaylayamaz.
dersimde türk köyü dedikleri halavar orası 3 köy kadar sünni köyü.
saga sola saldırmayın.
aleviler türk degil olamaz tarihte bunlar hepsi yazıyor.
türkler gelip alevilerin içine girip asimile olbilir aleviyiz diyebilir.
4 binyıllık tarihi var bu topraklarda alevilerin.
kürtlerin 5 binyıllık tarihi var kimi kandırmaya çalışıyorsunuz karşınızda çocukmuvar herkesi kendiniz gibi tarih cahilimi zannediyorsunuz.
bu pılatform bazı şeyleri tartışmak için uygun degil yoksa yazılacak çokşeyvar.
yazsam ne olur gerçi anlayacak kaç insan var kaçı anlayışla karşılayacak.
katilleri savunmak katiller kadar suçlu olmaktır.
Alevilik nedir diye sorduğumuzda kaynağı ve kökeni bellidir.Alevilik,1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra Anadolu'ya gelen Türkmen aşiretleri içindeki İslam'ı Ahmet Yesevi Ocağından öğrenmiş inanç önderleri tarafından yayılmasıyla günümüze gelmiştir.Alevilik bir kültür gibi görmek ancak inançsız bir insanın yorumu olabilir.Alevilik bir inançtır, kürt ise bir ırktır. Doğu Anadolu'da yaşayan Alevi toplumuna yönelik inancını tahrip etmeye yönelik en iyi çalışma Aleviliğin Kürt kültürü olarak anlatılmasıdır.
Alevilik,Hz.Ali ile başladığına göre yaklaşık 1400 yıllık geçmişi var. Anadolu'da ömrünü tamamlamış bir çok kültür geldi geçti.Bir çok inanç kayboldu.Fakat Anadolu'nun son sahibi Türkmenler Anadolu'ya Aleviliği getirdi.
Tarihi okurken tarafsız okumalısınız.Osmanlının 1475-1918 yılına kadar Türkleri aşağılaması gibi bugün de Anadolu topraklarında yaşamış;yaşamını Kurtuluş Savaşı'nda yitiren insanlara borçlu olan bir takım kişiler geçmişi iyi algılamalıdır.
Tunceli'de yaşananları kimse sevinçle karşılayamaz. Fakat geçmişte hadiseler bize ancak ders çıkarmamızı sağlar.Kin ve öfkeyle kalkıp bir devlete şimdi kafa tutacak olsanız ancak kendinize zarar verirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti'ne küfür ederek,her ortamda kötüleyerek ancak ABD gibi emperyalist devletlerin ekmeğine yağ sürersiniz. Bunu yaparken de ne Alevi toplumuna hizmet etmiş olursunuz ne de kendinizi yüceltirsiniz.
polata
27-02-2008, 09:45 PM
cogu aşiretin agası yok olsada o filimlerde cıkan zulüm eden agalardan olmamıslardır hiç bi zaman
el insaf ya dersimliyim dersım hakkındada bilgim olsun
gördüklerim duyduklarım okuduklarımda cabası
ağalık ile yönetiliodur ama orda cewap werdıgım msjda demek istediğim zulum etmez agalık basksı kurmaz.
Sn. dersimliduygu62,
Daha önceki mesajınızda yazdığınıza bakıyorum,
dersimde hiç bi zaman ağalık ile yönetilmemiştir yanlısnız var.
Dersim'in heryerini gezin hiçbi aşiret agasının gücünü hissedemessiniz cunku yoktur. demiştiniz. Şimdi ise ağalığın olduğunu ama baskıcı olmadığını yazıyorsunuz.
Ağalığı baskıcı ve baskıcı olmayan diye ikiye ayırmak sosyolojik açıdan doğru olamayacağını düşünüyorum. Sonuçta ağa yani toprak sahibi, ekonomik güç, feodal sistemin başı demek. Gücün tek elde toplandığı bir sistem olan ağalığın baskıcı, baskıcı olmayan diye ayıramayız.
Baskıcı olan zorla köylüye toptağı işletir, baskıcı olmayan ise siz bilirsiniz mi der?
Siz bugüne bakıp geçmişi değerlendirirseniz, feodal yapının unsuru olan ağalığı bu şekilde aykıır ayrımlara tabi tutarsanız doğaldır ki "Dersim'de ki ağalar baskıcı değildi" dersiniz. Aşiret yapısı içerisinde unutulmaması gereken bireylerin, toplumun bu sistemin içindeki genel baskısına (gelenek, anane) maruz kaldığı gibi feodal liderin de (ağa, aşiret reisi v.b.) baskısına (ekonomik, sosyal statü gibi kaynaklarla) maruz kaldığı bir gerçektir.
A.adar
27-02-2008, 10:05 PM
BIRAKINDA KENDİ SORUNLARIMIZ KENDİMİZ TARTIŞALIM
Sosyal mı?, ekonamik mi? kültürel mi? sizler 80 yıldı beri kan göz yaşın dan başka ne bıraktınız bize akıl vereceğinize aklınız kendinize saklayın dersimde aşiret varmış eee ne olmuş aşiretleer bir birin kırmış da başka biz size özgürlük vereceğizverin baklaım rengini soramadım
Bir toplumu dilini kültürünü inancını yasaklmak ne olduğunu bilmiyorsunuz çünkü sizin ne diliniz nede kültürünüz nede inancınız için katlıyamlar yapıldı nede insanlar yakıldı hadi size başarlar
cebar
27-02-2008, 11:37 PM
Bu söylemine cevap olarak sana dersim katliamına katılan şafii kürt kardeşimin dediklerini anımsatmışdım ama cevap verme gereksimi duymadın!!
Desene benim kürt kardeşim, aslında türkmüş urfanın türklerindenmiş hatta çogunlun kürt askerlerin oldugu bu savaşa katılanlarda türkmüş adam 112 yaşında olunca bunamış olabilir belki!!
Senin bu yukardaki söyleminden böyle bir sonuç çıkarıyorum ben!!
Bak şeyh sait isyanı için destek isterken şeyh saitden aralarında nasıl bir konuşma geçmiş bu yazı forumdada vardı ama bende bulamadım bir türlü!!
tarihi söylemlerden anlaşıldığı üzere, şeyh said ayaklanma çıkarmadan evvel seyit rıza'ya gitmiş ve destek istemiştir. bu esnada kendisi şafii mezhebine bağlı şeyh said, misafirlerine hürmet ve saygı gösteren seyit rıza ve adamlarının kendileri için keseceği kurbanları kabul etmemiş
- siz bırakın biz keseriz, demişler ve öylede yapıp kurbanları yemişlerdir. bu olay konuyu şuraya getirmekte. şeyh sait alevi olan insanların kestiği etin mındar-haram olduğu için böyle bir teklifte bulunmuş ve ricası geri çevrilmemiştir. şeyh sait'in seyit riza'ya dönüp
- ne diyorsun bize katılacak mısınız, bizi destekleyecek misiniz, sözüne karşı
- siz o desteği dün kestiniz, cevabını almış ve oradan ayrılmıştır.
Sen hala alevi katliamını yapan benim ırkım olamaz de, araya din girince ne kardeşlik kalıyor neden ırkdaşlık!!!!!
iki gün izinliydim yazamadın bana cevap demişsin sana aha yazdım cevap bekliyorum şimdi.
bugün a öcalan neden yargılanıyor.
en başta çocuk katılı diyorsunuz vesaire ülke olarak diyoruz.
peki bunu kendimi yaptı yok kendisine baglı örgütmensupları .
madem yapmadı neden yargılanıyor.
olmuş senin pazarın onu şafi kürtler yapmış.
yahu kimi kandırıyorsunuz.
bu şafi kürtler kimin askeriydi.
kimin adına katliyam yaptılar.
siz kendi katilinizi kahraman gösteriyorsunuz .
başkasına atıp tutuyorsunuz.
bunları bana anlatma xart xurt zamanı bitti dünya türkdegil arkadaşın biri demişti.
bana sen neden yazdıklarıma cevap yazamadın.
dersimde okadar kalıntı var neden başka uygarlıklara ayit tarih çıkıyorda.
neden türklere ayit hiç bişey yok.
neden hiç türk köyü yok.
neden hiç türk kültürünü taşıyan bir köy yok.
sana cevap veriyorumda işine gelmiyor cevaplamak.
madem sizin kahramanlarda çocuk katili.
sabiha gökcen gibi.birsürü köy bombalamış binlerce cocuk katletmiş.
ama siz bukadar sizi katlleri savunuyorsunuz ya anlamıyorum.
neden işinize gelmiyor sizin insani duygularınızı almışlar sanki.
baksanıza katilleri nasıl savunuyorsunuz.
piirim seyyit rıza..UNUTMA SENİN İÇİN TERERÜST OLAN BAŞKA BİR HALKIN ÖZGÜRLÜK SAVAŞCISI OLA BİLİR..
ister kabul et ister etme.
cebar
27-02-2008, 11:44 PM
Alevilik nedir diye sorduğumuzda kaynağı ve kökeni bellidir.Alevilik,1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra Anadolu'ya gelen Türkmen aşiretleri içindeki İslam'ı Ahmet Yesevi Ocağından öğrenmiş inanç önderleri tarafından yayılmasıyla günümüze gelmiştir.Alevilik bir kültür gibi görmek ancak inançsız bir insanın yorumu olabilir.Alevilik bir inançtır, kürt ise bir ırktır. Doğu Anadolu'da yaşayan Alevi toplumuna yönelik inancını tahrip etmeye yönelik en iyi çalışma Aleviliğin Kürt kültürü olarak anlatılmasıdır.
Alevilik,Hz.Ali ile başladığına göre yaklaşık 1400 yıllık geçmişi var. Anadolu'da ömrünü tamamlamış bir çok kültür geldi geçti.Bir çok inanç kayboldu.Fakat Anadolu'nun son sahibi Türkmenler Anadolu'ya Aleviliği getirdi.
Tarihi okurken tarafsız okumalısınız.Osmanlının 1475-1918 yılına kadar Türkleri aşağılaması gibi bugün de Anadolu topraklarında yaşamış;yaşamını Kurtuluş Savaşı'nda yitiren insanlara borçlu olan bir takım kişiler geçmişi iyi algılamalıdır.
Tunceli'de yaşananları kimse sevinçle karşılayamaz. Fakat geçmişte hadiseler bize ancak ders çıkarmamızı sağlar.Kin ve öfkeyle kalkıp bir devlete şimdi kafa tutacak olsanız ancak kendinize zarar verirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti'ne küfür ederek,her ortamda kötüleyerek ancak ABD gibi emperyalist devletlerin ekmeğine yağ sürersiniz. Bunu yaparken de ne Alevi toplumuna hizmet etmiş olursunuz ne de kendinizi yüceltirsiniz.
hanki tarihten bahsediyorsun .
geçmiş biyana hala öldürülüyorsun.
çorum maraş sivas bunlar da katliyam.
daha ders çıkaramadınmı yoksa haberinmi yok.
ne dediginizi bilmiyorsun.
devletler korumak için vardır.
eger beni katlediyorsa benim devletim olamaz.
cebar
27-02-2008, 11:48 PM
konu başlıgını okursan o itirafları yapan şafii kürt kardeşim, biz katliamları yaparken orda bir türk köyü vardı o köye dokunulmadı diye bir cümle görürsün!!
Ben hiçbir zaman kürtlerin kartdan kurttan geldiklerini söylemedim, bu söz bu lafı söyleyenlere söyliyen bana degil!
Alevi katliamını yapan benim ırk olamaz diyorsun ama itirafda katliama karışanların genelde şafi kürtler oldugu söylenirken komutanların türk oldugu ifade edilmiş!!
O zaman sence bu itiraf bir düzmecedenmi ibaret!!
bak dersim hakkında demek bilgin yok oşafi kişinin sözlerini örnek veriyorsun.
bende sana söyledim o köyler sunni köyleri.
onlar full kürtçe konuşuyor ondan dokunmadılar sunnidiye.
A.adar
28-02-2008, 12:03 AM
Alevilik nedir diye sorduğumuzda kaynağı ve kökeni bellidir.Alevilik,1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra Anadolu'ya gelen Türkmen aşiretleri içindeki İslam'ı Ahmet Yesevi Ocağından öğrenmiş inanç önderleri tarafından yayılmasıyla günümüze gelmiştir.Alevilik bir kültür gibi görmek ancak inançsız bir insanın yorumu olabilir.Alevilik bir inançtır, kürt ise bir ırktır. Doğu Anadolu'da yaşayan Alevi toplumuna yönelik inancını tahrip etmeye yönelik en iyi çalışma Aleviliğin Kürt kültürü olarak anlatılmasıdır.
Alevilik,Hz.Ali ile başladığına göre yaklaşık 1400 yıllık geçmişi var. Anadolu'da ömrünü tamamlamış bir çok kültür geldi geçti.Bir çok inanç kayboldu.Fakat Anadolu'nun son sahibi Türkmenler Anadolu'ya Aleviliği getirdi.
Tarihi okurken tarafsız okumalısınız.Osmanlının 1475-1918 yılına kadar Türkleri aşağılaması gibi bugün de Anadolu topraklarında yaşamış;yaşamını Kurtuluş Savaşı'nda yitiren insanlara borçlu olan bir takım kişiler geçmişi iyi algılamalıdır.
Tunceli'de yaşananları kimse sevinçle karşılayamaz. Fakat geçmişte hadiseler bize ancak ders çıkarmamızı sağlar.Kin ve öfkeyle kalkıp bir devlete şimdi kafa tutacak olsanız ancak kendinize zarar verirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti'ne küfür ederek,her ortamda kötüleyerek ancak ABD gibi emperyalist devletlerin ekmeğine yağ sürersiniz. Bunu yaparken de ne Alevi toplumuna hizmet etmiş olursunuz ne de kendinizi yüceltirsiniz.
Bir insana hasta olursa Dr. gider Ama sen onu bile yapamıyorsun Türklerin Anadoluya girişiyle Alevilik Anadoluya gelmiş
1-Kendini inkar eden anlayış miladaları kafasında yaratır tarihi yokeder'
2-Alevilik anadoluda vardı çünkü BEŞBİN YILDIR DERSİM ve DERSİMLİLER Anadoluda vardır.Ancak yanlış anımsamıyorsam150 yıl önce sizde dersimde göçmüşsünüz kendine ihanet eden ancak bu beklenir
3- Aleviliğe en büyük zararı ulusalcılığa bağlayan beyin garbanları bir şeyler anlatmak çok zor olması gerek
4-Dersim hakında yazdıkların enfesle kınıyorum
astokomlu
28-02-2008, 01:39 AM
Arkadaşlar, aleviler Atatürk düşmani yapmak isteyen pisliklerin oyununa gelmeyin.Dedigim gibi Seyit riza cahili kürtlerin gazina gelerek isyana kalkışmış ve katliam olmuştur.Bir alevi Vatanını milletini, bu vatanın kurucusu YÜCE ATATÜRK'ü sever.
Seyyid Rıza cahil olduğu için adamlarıyla rusları Dersimden sınıra kadar sürdü değil mi ?
Seyyid Rıza cahil olduğu için Fransızların bölgede kurmak istediği devlet oyununu bozmak için teslim oldu değil mi ?
Seyyid Rıza cahil olduğu için inancı uğruna canını verdi değil mi ?
Dersimliyim diyorsun.. Dersim kurtulmuşsa Seyyid Rıza sayesindedir..
http://www.alevileriz.biz/showthread.php?t=35522
Seyyid Rıza'ya cahil demek kendi cehaletiniz örtmekten başka birşey değildir..
cebar
28-02-2008, 01:54 AM
bunlar adam olmaz olmayacak.
okadar boş sözler sarf ediyorlarki.
kimin cahil oldugunu anlaya biliyoruz.
seyyit rızaya dil uzatan aptal . adam gibi konuş.
sen seyit rızayı asanların ırkındansın belli.
senin ırkın köylere bomba yagdırdı.
çocuk kadın demediniz.
tarih boşuna barbar demiyor sizin gibilere.
sizin konuşmaya hakkınız yok.
siz konuşamazsınız katiller konuşamaz.
masum insanları katledenler konuşamaz.
tarihten haberinizyok,
kendi katillerinize devrimci diyorsunuz.
başkasınınki tererüst oluyor.
insani bilincinizi yitirmişsiniz.
tek önderim seyyit rıza.
senin için tererüst olabilir benim özgürlük savaşcım.
yagmurockk
28-02-2008, 04:25 AM
emri atatürk ve silah arkadaşlarının verdiği ortada .....
polata
03-03-2008, 04:26 AM
Bir insana hasta olursa Dr. gider Ama sen onu bile yapamıyorsun Türklerin Anadoluya girişiyle Alevilik Anadoluya gelmiş
1-Kendini inkar eden anlayış miladaları kafasında yaratır tarihi yokeder'
2-Alevilik anadoluda vardı çünkü BEŞBİN YILDIR DERSİM ve DERSİMLİLER Anadoluda vardır.Ancak yanlış anımsamıyorsam150 yıl önce sizde dersimde göçmüşsünüz kendine ihanet eden ancak bu beklenir
3- Aleviliğe en büyük zararı ulusalcılığa bağlayan beyin garbanları bir şeyler anlatmak çok zor olması gerek
4-Dersim hakında yazdıkların enfesle kınıyorum
Sn. Adar,
2-Alevilik anadoluda vardı çünkü BEŞBİN YILDIR DERSİM ve DERSİMLİLER Anadoluda vardır. Bu konuda detaylı aydınlatıcı bilgi verirseniz sevinirim.
Duvar
03-03-2008, 07:32 AM
Dersim katliamında görevli olan bir erin emir komuta zincirinden haberdar olması ve o dönemde mecliste olup bitenlerden haberdar olması size biraz abartı gelmiyormu canlar.
Yani nihayetinde bir,General değil ordu komutanı degil ve gelen bu katliam emrinin kim tarafından verildiğini nasıl bilebiliyor burası çok ilginç.
Bence bu tür spekülatif sözleri önemseyeceğinize dönemin meclis tutanaklarını araştırın ve hakikati ordan öğrenin çünkü meclis tutanakları yalan söylemez.
Mesela bu bir örnektir eğer konuyu bilmek isteyenlere bir şey ifade ediyorsa.
sadece dersim değil ki diğer katliamlardan da devletin haberi vardır.madımak a baktıgımız zaman bunu görebiliriz devletin polisi beldıye askeri engellememıs olanları ve olacaklara gözyumup yataklık etmiştir
virane
07-03-2008, 01:53 AM
Seyyid Rıza cahil olduğu için adamlarıyla rusları Dersimden sınıra kadar sürdü değil mi ?
Seyyid Rıza cahil olduğu için Fransızların bölgede kurmak istediği devlet oyununu bozmak için teslim oldu değil mi ?
Seyyid Rıza cahil olduğu için inancı uğruna canını verdi değil mi ?
Dersimliyim diyorsun.. Dersim kurtulmuşsa Seyyid Rıza sayesindedir..
http://www.alevileriz.biz/showthread.php?t=35522
Seyyid Rıza'ya cahil demek kendi cehaletiniz örtmekten başka birşey değildir..
Bu da birilerine kapak olsun.Ellerine sağlık can.
seda g
07-03-2008, 06:46 AM
katliam emri İnönü den çıkmıştır diye düşünüyorum. Ama bilmediğim daha doğrusu bildiklerimden emin olmadığım birşey var. 38isyanı neden başlamıştır? bu konuda bilgisi olanlardan cevap bekliyorum.
zapata625
07-03-2008, 11:51 AM
Mustafa Kemalin böyle bir emri verdiğine ihtimal vermiyorum.Kurtuluş savaşında Düşmanı atmak için Mustafa Kemale destek veren alevilere ATA nın böyle bir emri vermediğine eminim.
cebar
07-03-2008, 12:20 PM
açıkcası devlet bütün eylemleri gazla copla dagıta biliyorda neden bunlara izin vedi diye biraz düşünmelidir insan.
bunca katliyamın içinde hala haberim yok diyen insanlar var ben yanarım buna yanarım.
resmen yapılan katliyamların totlamı bir soykırımdır.
bilmezseniz bile araştırın.
çünkü sordugunuz soruları anlatmak çokzor kulaktan duyma laflarla bazı şeyler ögrenilmiyor.
Mustafa Kemal
07-03-2008, 12:24 PM
hanki tarihten bahsediyorsun .
geçmiş biyana hala öldürülüyorsun.
çorum maraş sivas bunlar da katliyam.
daha ders çıkaramadınmı yoksa haberinmi yok.
ne dediginizi bilmiyorsun.
devletler korumak için vardır.
eger beni katlediyorsa benim devletim olamaz.
o kadar çok kin besliyorsun ki insanlara sonucunda sen zarar göreceksin.Eline al mavzerini dağa çık ve kurtar milletini:) Geçmişte bir çok olay yaşandı.Yaşanmaya da devam edecektir. Aleviler geçmişinden ders alsaydı zaten sürekli katledilmezdi. Siyasi söylemlerle,insanları etnik farklılığından faydalanarak düşman etmek bir ALEVi'nin harcı değildir.Emri kimin verdiği değil,bugün Tunceli'nin durumu önemlidir.
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.