PDA

: Dinsel tanımlar açısından Alevilik


polata
20-09-2006, 09:32 PM
Aleviliği tanımak ve o konuda bilgilenmek için yapılması gerekenlerden biride içerisinde barındırdığı dinsel tanımları yerli yerine koymaktır. Dinsel tanımları doğru ve gerçekçi olarak yapmadığımız sürece Alevilik tanımı içinde gerçekçi bir tanım yapmamız olanaksızdır. İlave olarak bu tanımlar bizi Aleviliği tarihsel açıdan değerlendirmede de yardımcı olacaktır.

Anadolu Aleviliğinin gelişimi, evreleri ve bulunduğu yeri belirlemek açısından önemli olan tanımlar aynı zamanda özellikle son zamanlarda iyice belirginleşen Aleviliğin farklı tanımları ve yeri açısından da önemlidir.

Aleviliğin bir dinsel inanç olarak tanımladığımız takdirde öncelikle din tanımından başlayarak Alevilik içerisinde yer alan veya Aleviliğin konumu açısından önemli olan tanımları yapmamız gerekmektedir.

Din kelimesinin sözlük anlamından başlamak gerekir ise Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre;

din (I) (isim, din b. (***) (di:ni) Arapça d³n ):
1 . Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet:
"Her dinin mabetleri bütün müminlere açıktır."- H. C. Yalçın
2 . din b. (***) Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen:
"Yazık ki bu sanat ve din bahsinde bana arkadaşlık edecek kültürde değil."- R. H. Karay.
3 . mecaz İnanılıp çok bağlanılan düşünce, inanç veya ülkü.

Ardından tanımına bakmamız gerek mezhep ve tarikat kelimesidir. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre;

mezhep -bi (isim, din b. (***) Arapça me£heb):
1 . Bir dinin görüş, yorum ve anlayış ayrılıkları sebebiyle ortaya çıkan kollarından her biri:
"Anasının hatırasına bu derin hürmet, ömrünün sonlarına doğru, babamda âdeta bir mezhep hâlini almıştı."- Y. K. Karaosmanoğlu
2 . mecaz Anlayış, görüş.
3 . eskimiş Öğreti.

tarikat (isim, din b. (***) (tari:kat) Arapça µar³®at):Aynı dinin içinde birtakım yorum ve uygulama farklılıklarına dayanan, bazı ilkelerde birbirinden ayrılan, Tanrı'ya ulaşma ve onu tanıma yollarından her biri:
"Mevlevi tarikatı. Bektaşi tarikatı."-

polata
20-09-2006, 09:33 PM
Bu noktada tanımına bakamız gerek diğer bir kelime de tasavvuftur. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre;

tasavvuf (isim, felsefe Arapça ta¹avvuf):
1 . Tanrı'nın niteliğini ve evrenin oluşumunu varlık birliği anlayışıyla açıklayan dinî ve felsefi akım:
"Bu dil derindir ve birçok tasavvuf deyimleri ile zengindir de!"- F. R.
2 . din b. (***) Kur'an'da önerilen ve peygamberin hayatında uygulamaları görülen hayat tarzını yaşama gayreti, İslam gizemciliği.

Bu noktadan sonra bakmamız gereken kelime tanımları dergah, tekke, mürşit, pir, rehber, talip, mürit gibi tarikat içerisinde kullanılan kelimelerin karşılıklarıdır.

dergâh (isim, eskimiş, din b. (***) (dergâ:hı) Farsça dergÂ¥h): Tarikattan olanların barındıkları, ibadet ettikleri ve törenler yaptıkları yer, tekke.

tekke (isim, tarih Arapça tekye): Tarikattan olanların barındıkları, ibadet ve tören yaptıkları yer, dergâh:
"Hemen her ev yarı saray ve yarı tekke gibi bir şeydi."- A. Ş. Hisar.

mürşit -di (isim Arapça murşid ):
1 . Doğru yolu gösteren kimse, kılavuz:
"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir."- Atatürk.
2 . eskimiş Müritlerine tasavvufu öğreten, sırları ve gerçekleri gösteren tarikat şeyhi.

polata
20-09-2006, 09:34 PM
pir (isim (pi:ri) Farsça p³r ):
1 . Yaşlı, koca, ihtiyar kimse:
"Ak sakallı pir, bunları söyleyerek sırra kadem basmış."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . Bir tarikat veya sanatın kurucusu:
"Büyük Itri'ye eskiler derler / Bizim öz musikimizin piri."- Y. K. Beyatlı
3 . zarf Adamakıllı, iyice:
"Bir söyledi ama pir söyledi."- .
4 . mecaz Herhangi bir konuda, bir meslekte deneyim kazanmış, eskimiş kimse.

rehber (isim Farsça rehber):
1 . Kılavuz.
2 . mecaz Birinin doğruyu bulmasına yardımcı olan, yol gösteren kimse veya şey, delil:
"Ben bunları düşünürken rehberim eliyle bir büyük bina gösterdi."- R. H. Karay.

mürit -di (isim Arapça mur³d): Bir tarikat şeyhine bağlanarak ondan tasavvufun yollarını öğrenen, onun doğrultusunda ilerleyen kimse:
"Ankara'ya geldiği zaman Hacı Bayram'ı müritleriyle ovada mahsul toplarken görür."- A. H. Tanpınar.

talip -bi (sıfat (ta:lip) Arapça µ¥lib):
1 . İsteyen, istekli.
2 . isim Genellikle evlenmek isteyen ve bu isteğini evleneceği kimseye bildiren erkek.

Alevilik içerisinde yer alan bütün bu dinsel kelimelerin tanımları bu aşamadan sonra Aleviliğin içerisinde kullanıldıkları yerleri de göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekir.

Bu kelime tanımları Alevilik içerisinde doğru kullanılmış mıdır? Yoksa Alevilik bir tarikat düşüncesi ile mi yapılandırılmışıdır? Bu yapılanma tarihin hangi döneminde meydana gelmiştir? Bu yapılanmaya neden gerek duyulmuştur?
Bu ve benzeri soruların cevaplarını ararken Anadolu Aleviliğinin doğuşu, nedenlerini elbetteki değerlendirmek gerekmektedir. Ancak bu aşamaya gelmeden önce kelime tanımlarının kullanım yerlerine bakmak ve yapıyı oluşturmak gerekir.

polata
20-09-2006, 09:36 PM
Din kelimesinin yukarıdaki sözlük anlamına karşın din kelimesini çeşitli şekilde açıklamak mümkündür ki yalın bir şekilde;

-Cevapsız soruların en basit cevabıdır (yaratılanlar, yaşam, evren gibi),
-Ahlak ve erdem kurallarının işleyişinde araçtır,
-Tanrıya ulaşmak için araçtır,
-Toplumu bir arada tutmak için araçtır,
-İyi ve kötü kavramlarını yerleştirmek içindir,
-Ceza ve mükafatın ilk basamağıdır,
-Hukuk kurallarının sorgusuz kabulünde araçtır,
-Toplum düzenini sağlamak için araçtır,
gibi onlarca şekilde açıklamak veya ifade etmek mümkündür.

Din bir amaç mıdır yoksa bir araç mıdır? Sorguladığımız zaman dinin bir amaç değil aksine araç olduğunu gözlemlemekteyiz. İnsanlığın ilk zamanından itibaren din öncelikle cevapsız soruların cevabı olmuş arkasından düzeni sağlamakta araç olmuştur. İnsanoğlu dinin güzelliklerinden çok cezalandırıcı yönünü rehber kabul etmiştir. Kötülüklerin din ile cezalandırılmış, dinin kuralları doğrultusunda cezalar belirlenmiştir. İnsanın kendi akıl ve vicdanı ile cezalandırma yerine tanrı olgusu ve din çerçevesinde cezalandırmalar yapılmıştır. İyilik ise mükafatı tanrı/tanrılarca verileceği kabulü ile ölüm sonrasına bırakılmıştır.

İnsanoğlunun tarihine bakıldığında ilk başlarda kendisinden daha güçlü gördüğü doğanın oluşumlarını, çeşitli hayvanları veya yıldızları tanrı/tanrılar olarak benimsemiştir. Yıldırım, gökgürültüsü, nehirler, güneş, ay, yıldızlar v.b. tanrı/tanrıları olmuştur. Sorularına cevap bulamadıkça, seslenişlerine karşılık bulamadıkça veya sırrın görülmeyeceğini kabul ile tanrı olgusu görülen, hissedilenden görülemeyen hissedilemeyen doğru kaymıştır. Yine de tanrı/tanrılara şekil arayan insanoğlu ona bir biçim vermek, bir şekle sokmak amacı ile figürler ve heykeller kullanmıştır. Ancak bu döneminde bile genelde tanrıyı tek değil çoğul olarak kabul etmiştir.

İnsanoğlunun yaşamının ilk gününden bu zaman kadar bir çok inanış girmiş olmasına karşın günümüzde kabul gören dinler vahy dinleridir ki bunda da etken yine sırların oluşudur. Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık dünya üzerinde en yaygın dinler olduğu ve bu üçünün de vahy inancına dayandığı düşünüldüğünde insanoğlunun bilinmeye/sırlara daha çok inandığı sonucu çıkmaktadır. Bu üç dinin dışında bilinen Budizm ise vahy edilen kitap inanışı dışında yer alıp insan veya insanlar tarafından düzenlenen veya şekillenen bir dindir. Üç vahy dini her ne kadar yaratıcının vahy ile gönderdiği kitaba dayansa da uygulamaları açısından insanların şekillendirdiği bir yapıda hüküm sürmektedirler.

polata
20-09-2006, 09:37 PM
Bu noktadan sonra mezhep ve tarikat tanımlarını değerlendirmek gerekir. Kısaca mezhepler dinlerin içerisinde farklı felsefelerin, düşüncelerin ve inançların çıkması ile oluşmuştur. Mezheplerin dinsel söylemler de yetersiz kaldığı, bütünsel birlikteliği sağlayamadığı noktalarda daha sıkı bağlarla birbirine bağlanmış toplulukların oluşumu ile şekillenir. Bir diğer ifade ile Arapça yol anlamına gelen tarik kelimesinin cem (çoğul) halidir, yollar anlamındadır. Kişinin nefsinin terbiye edilmesi suretiyle Allah'a ulaşmasını sağlayan İslam orijinli ve İslam akidesi üzerinde yürüyen kişi veya kişilerin birliktelik gerçekleştirdiği gönüllü örgütlenme diye de tanımlayabiliriz. Tasavvuf ise tarikat ile benzer anlamlar taşımakla birlikte;İslam felsefesi ve Platon’un felsefi anlayışıyla beslenip şekillenen "tanrı-insan-evren" bütünlüğünü savunan görüş olarak özetleyip mana alemi ile ilgili bir duyuş, düşünüş, ve inanış sistemi, bu sistemde sadece Allah’ın birliği değil, Allah’ın varlığı ve onun yegane mutlak varlık olduğu esasına dayanan bir oluşum olarak tanımlayabiliriz. Tekkelerin çıkışında da Tasavvuf büyük rol oynamış ve bu doğrultuda Allah’a varma yollarını heyecan ve aşk esasına bağlayan tekkeler meydana çıkmış ve sufiler tekkelerde toplanmışlardır.

Aleviliğin içerisinde kullanılan dergâh, tekke, mürşit, pir, rehber, mürit ve talip kelimeleri görüleceği üzere tarikat kurumu içerisinde yer almakta ve kullanılmaktadır. O halde akla gelen soru Alevilik bir tarikat mıdır?
İşleyiş ve yaklaşım olarak tarikat gibi görülmesine rağmen bu sorunun cevabını evet olarak vermekte zordur. Tarikat işleyişinde esas olan ibadettir. Sufi inanışı doğrultusunda ki tasavvufi tarikat olgusunda amaç yaşam içerisinde yaratıcı ile bir olabilmek, ona ulaşabilmek kısaca vahdet-i vücut’tan vahdet-i mevcut’a geçebilmektir.

Bunun oluşumu sevgi ve ibadet olgusu ile olabilir ki bu da toplu ve bireysel ibadetler ile olabilmektedir. Toplu ibadet her tarikat içerisinde farklı isim ve ritüellerle yapılmaktadır. Çoğunda esas olan ibadetin dinsel bir müzik ve ritim eşliğinde yapılmasıdır. Alevilik içerisinde yer alan Ayin-i cem de bu anlamda tarikat yaklaşımına uygun olarak bir toplu ibadettir.

Toplu ibadetin amacı toplu şekilde yol’u sürdürmek, maneviyatı artırmak, güçlü bir birlikteliği sağlamak, birlik kuvvetini oluşturmak, sıkı bağların sürekliliği sağlamak olarak gözlemlene bileceği gibi sıkı bağlarla birbirine bağlı topluluğun denetimini de yapmaktır.

Ancak burada dikkati çeken husus toplu ibadetin sürekliliğidir. Tarikat esasında ibadet yaratanla birlikteliği sağlamak, ona ulaşmak, onunla bütünleşmek v.b. açılardan önemlidir. Genel olarak ocakların yer almadığı köy ve yerleşim yerlerinde toplu ibadet olan ayin-i cem yılda 1-2 sefer yapılmaktadır. Bu sayı tarikat oluşumu açısından yeterli midir?

polata
20-09-2006, 09:38 PM
Bir diğer önemli nokta ise tasavvufi tarikatların genelinde geçerli olan 4 kapı olayıdır. Makamları değişiklik gösterse bile kapılar aynıdır ve bunlar şeriat, tarikat, marifet ve hakikattir.

Şeriat kelimesinin anlamı Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre;

şeriat (isim, din b. (***) (şeri:at) Arapça şer³¤at): Kur'an'daki ayetlere, Hz. Muhammed'in sözlerine dayanan İslam kanunu, İslam hukuku.

Ancak tarikat anlamında şeriat kapısı henüz tarikata girmemiş sıradan insanların bulunduğu ve dinin gereklerinin yanı sıra tarikata adım atmadan önce kendi nefsi üzerinde belirli ilerlemeler kaydeden ve tarikata aday kişilerin bulunduğu kapıyı işaret eder. Bu anlamda şeriat kapısını geçmeyen birisinin tarikat kapısına dolayısı ile tarikata girmesi imkansızdır.

Alevilik de kişinin bir dedeye bağlanması ve onun rehberliğinde, önderliğinde yol’u sürdürmesi esastır. Dede kelimesi bir anlamda mürşit’tir. Dedeye bağlanan Alevi onun taliplerinden birisi olmuştur. Anadolu Alevi inancında dede evlad-ı Resul’dür yani soyu Hz. Ali’ye bağlanmak zorundadır. Bazı kesimlerce ise bu soy bağlılığı Hz. Ali ve Hz.Fatma’ya dolayısı ile Hz.Muhammed’e olmak zorundadır. Bu durum öncelikle Alevilerce altıncı İmam Cafer-i Sadık tarafından yazıldığına inanılan gerçek adı Menakıb-ül Esrar Behcet-ül Ahrar olduğu beyan edilen Buyruk da yer almaktadır.

İmam Cafer-i Sadık buyruğu nerede ise başından sonuna kadar tarikat işleyişini ele alıp değerlendirmek, uygulamalar konusunda belirleyici kurallar vermektedir. Alevilikte içerisinde yer alan ve şu andan nerede ise bütün Anadolu Alevilerce bir nevi pir kabul edilen Hacı Bektaş Veli’ye ait olan Makalat da bir tarikat olgusunu, felsefesini vermekle birlikte Buyruk kadar uygulamalar konusunda örnekleme ve kurallar içermemektedir. Bundan da önemlisi Makalat da mürşit’in Ehl-i Beyt soyundan olması gibi bir kural yer almamaktadır. Aksine Makalat’a göre kişi şeriat ve tarikat kapılarının ardından mürşit makamı olan marifet makamına ulaşır. Bir anlamda kişinin soyu mürşit olmasında belirleyici değildir.

polata
20-09-2006, 09:39 PM
Makalat’a göre kişi öncelikle şeriat kapısında ki makamları geçtikten sonra ancak tarikat kapısına ulaşabilir. Bir anlamda o zaman ancak tarikata bağlanabilir. Tarikata bağlanmadan önce aşılması gereken kapı şeriat kapısıdır ve makamlarıdır.

Bu noktaya kadar olan bilgileri genel olarak değerlendirmek gerekir ise Alevilik içerisinde kullanılan kelimelerin büyük çoğunluğu tarikat uygulamalarından gelmektedir. Bu aşamada tarikat uygulaması olarak görülebilecek olan Alevilik ancak bazı uygulamalar nedeni ile de tarikat olarak değerlendirilemez.
Alevilik içerisinde yer alan ancak aslında tarikat yapısı içerisinde bulunan dergah, tekke, mürşit, pir, mürit ve talip gibi kelimelerin Alevilik içerisinde bulunmasının ve kullanılmasının nedeni nedir?

Bu sorunun cevabını Anadolu Aleviliğinin tarihsel süreci içerisinde aramak gerekmektedir. Öncelikle aranacak cevap Anadolu Aleviliğinin doğuş nedenleri, oluşumunda ki etkiler ve inançlar nelerdir. Doğuş nedenleri ve ortaya çıkışı konusunda değişik düşüncelerin genelde ortak buluştuğu nokta Anadolu Aleviliğinin geçmiş inançları, gelenek ve ritüelleri sürdürdüğü yönündedir. Bazı önemli noktalarda bu görmek mümkün olduğu gibi kimi uygulamalarda da bunun örnekleri yer almaktadır. Alevilik içerisinde yer alan inanç, gelenek, ritüellerin örneklerini geçmiş Türkmen inanış ve yaşam biçiminde görebileceğimiz gibi yeri gelsin Anadolu kaynaklı olanlarını da görmek mümkündür. Değişkenliğin nedenlerinden en önemlisi uygulamalar açısından Aleviliğin yöresel bazda farklılıklar göstermesidir.

Anadolu Aleviliğin içerisinde yer alan tarikat tanımlarının Bektaşilik ile bağlantısı bulunmakta mıdır? Bektaşiliğin kuruluşu ve tarikat yapısına kavuşması ile bu tanımlar Anadolu Aleviliğine mi girmiştir?

Anadolu Aleviliği bugün için Bektaşilik ile bir anılmasına karşın tarihsel açıdan birdir demek yanlış olur. Bektaşilik kurucusu Hacı Bektaş Veli’nin Makalat’ında görüleceği üzere bütünü ile tasavvufi bir anlayışa sahip bir tarikattır. Her ne kadar doğuş dönemi açısından Türkmen topluluğu içerisinde yer almış olmasına bir anlamda Aleviliğin içinden çıkmış olmasına karşın Alevilik ile aynı konumda değerlendirilmesi yanlış olacaktır.

Nerede ise son yüz yıl öncesine kadar Alevilik ile Bektaşilik ayrı dinsel tanımlardır. Bunu örneklemek gerekir ise Anadolu da yer alan ocakların büyük bir kısmı Bektaşi dergahına bağlı değildir. Bektaşi dergahına bağlı olmayan bu ocakların dedeleri de doğal olarak kendilerini Bektaşi dergahına bağlı saymamışlardır. Dedelik incelemelerinde Anadolu da ocakzade, çelebi ve babağan olarak adlandırılan üç tür dedelik görülecektir. Büyük çoğunluğu oluşturan ocakzade dedeler kimi yerde birbirine bağlı ocaklardan çıkmışlardır.
Bu açıdan Alevilik içerisinde yer alan bu tarikat tanımlarının Aleviliğe giriş noktası Bektaşiliğin kuruluşu dönemi olarak görülmemektedir. Şayet bu tanımlar Bektaşiliğin kuruluşu ve akabinde bir tarikat olarak yer alması ile Aleviliğe girmiş olsaydı dedelerin büyük bir kısmının ocakzade değil en azından çelebi olması, ocakların Bektaşi dergahına bağlı olması gerekirdi.

Bu durumda akla gelen ikinci tarihsel nokta Safavi devletinin Anadolu Alevileri ile irtibata geçtiği ve Erdebil dergahı ile yayılmaya başladığı 15. ve 16. yy olabilir mi sorusu gelmektedir.


Ali Polat

Rojaazme
02-06-2007, 11:37 AM
Alevilik de kişinin bir dedeye bağlanması ve onun rehberliğinde, önderliğinde yol’u sürdürmesi esastır. Dede kelimesi bir anlamda mürşit’tir. Dedeye bağlanan Alevi onun taliplerinden birisi olmuştur. Anadolu Alevi inancında dede evlad-ı Resul’dür yani soyu Hz. Ali’ye bağlanmak zorundadır. Bazı kesimlerce ise bu soy bağlılığı Hz. Ali ve Hz.Fatma’ya dolayısı ile Hz.Muhammed’e olmak zorundadır. Bu durum öncelikle Alevilerce altıncı İmam Cafer-i Sadık tarafından yazıldığına inanılan gerçek adı Menakıb-ül Esrar Behcet-ül Ahrar olduğu beyan edilen Buyruk da yer almaktadır

eline yüregine sağlık can abim...

jaramılali
02-06-2007, 01:14 PM
polata can eyvallah yüregine sağlık

Saygılar

Sidalyaren
02-06-2007, 02:01 PM
Dinsel Tanımlamalar,da Alevilik Farkı Boyutlar Kazanmış ..

Verdiğin Bilgiler İcin Tsk Agbim..Kalemine Saglık...