PDA

: Ahmet Yesevi


asli_33
20-09-2006, 04:38 AM
AHMET YESEVÃŽ



Büyük Türk Mutasavvýfý Ahmet Yesevî, Kazakistan'ýn YESÝ þehrinde, yaygýn görüþe göre 1093 yýlýnda doðmuþ ve 1166 yýlýnda ölmüþtür. Ýlk mürþidi Arslan Baba olmuþ, sonra Yusuf-i Hemadanî'ye intisap etmiþtir.

Yesevî, Arapça ve Farsça'yý çok iyi bilmesine raðmen TÜRKÇE'yi seçmiþtir.

Yesevî, eski Türk inanýþlarýnýn kalýntýlarýný Ýslâmiyet ile uzlaþtýrmaya çalýþan, Ýslâm'ý yeni kabul etmiþ insanlara bu dinin sýcak, samimi, hoþgörülü, insan ve tanrý sevgisine dayalý gerçek yüzünü tanýtmýþtýr.

HÝKMET adýný verdiði dörtlüklerinde Yesevî;

Benim hikmetlerim hadîs hazinesidir
Kiþi pay görmese, bil habistir
Benim hikmetlerim süphanýn fermaný
Okuyup bilsen, hepsi Kur'an'ýn anlamý

demektedir.

Büyük Türk mutasavvýfý Ahmet Yesevî, Türk dünyasýnýn yetiþtirdiði önemli þahsiyetlerden ve Türklüðün sembol isimlerinden biridir.

Ahmet Yesevî'nin Türk tasavvuf geleneðinin kurucusu olmasý ve kendisinden sonraki büyük mutasavvýflar, Yunus Emre, Mevlâna, Hacý Bektaþ-ý Veli ve diðerleri üzerindeki etkisi, böylece Anadolu'nun bir Türk Yurdu haline gelmesindeki manevi rolü, Ýslamiyet'i dosdoðru anlayan ve anlatan, sade ve temiz üslubu, güzel Türkçe'mizin mimarlarýndan oluþu, insanlýðýn ihtiyacý olan yüksek deðerleri daha o zamanlar dile getirdiði kardeþliðe, dostluða, sevgi ve hoþgörüye dayalý düþünceleri bilinmektedir.

Türk'lerin Ýslâmiyeti anlama ve algýlama noktasýnda YESEVÃŽ bir ekoldür. Bu açýdan bakýldýðýnda Yesevî, tüm Türk dünyasý için çok önemli bir konuma sahiptir. Kendini tanýma umdesi, kültürünü, dilini, tarihini ve dinini tanýmak Yesevî düþüncesinin özüdür.

Karahan'lý Hükümdarý Saltuk Buðra Kara Han'ýn 950 yýlýnda Ýslâmiyet'i resmî devlet dini olarak kabul etmesi, TÜRK dünyasýnýn önemli bir dönüm noktasýdýr. Ýslâmiyet'i benimseyen Türk'ler, Türk - Ýslâm sentezine dayanan yeni bir kültür sahibi olmuþlar, sosyal nizamlarý ile devlet ve dünya görüþlerine bu kültür ile yeni bir þekil vermiþlerdir.

"Pir-i Türkistan" Ahmet Yesevî, Güney Kazakistan'da, Çimkent þehrine 7 km. uzaklýktaki, bugün Türkistan adý ile tanýnan YESÝ þehrine 157 km. uzaklýktaki Sayram kasabasýnda doðmuþtur. Doðum yýlý bilinmemektedir. Ancak 73 yaþýnda ve 1166 yýlýnda vefat ettiði þeklindeki yaygýn görüþe göre 1093 yýlýnda doðduðu tahmin edilmektedir. Doðum yeri olarak YESÝ þehri de belirtilmekte ise de anne ve babasýnýn Türbe'lerinin SAYRAM'da olmasý, O'nun da Sayram'da doðduðunu düþündürmektedir. Babasý, Hazret-i Ali soyundan Þeyh Ýbrahim isimli bir zatdýr. Annesi ise Þeyh Ýbrahim'in halifesi Musa Þeyh'in kýzý Ayþe Hatun'dur. Rivayetlere göre önce annesini, sonra babasýný kaybeden 7 yaþýndaki Ahmet, ablasýnýn himayesinde büyümüþtür. Yesi'ye gelen Arslan Baba adlý bir mürþit, O'nun tahsil, terbiyesini üstlenir. Bir süre sonra Arslan Baba ölür, Yesevî de o zamanýn önemli kültür ve ilim merkezlerinden olan Buhara'ya gider. Burada Hâce Yusuf-i Hemedani'ye intisap eder ve onun irþadý altýna girer.

Yesevî, mürþidi Hemedanî'nin ölümünden sonra bir süre Buhara'da irþad postuna oturursa da, þeyhinin vaktiyle iþaret ettiði þekilde YESÃŽ'ye döner. Ölene kadar da orada aydýnlatmaya devam eder.

Menkýbeye göre tekkesinin bahçesinde bir çilehane kazdýrýr ve ömrünü burada tamamlar. Daha önce de belirttiðim gibi 1166 yýlýnda vefat ettiði sanýlmaktadýr.

Ahmet Yesevî'nin türbesini Sultan Timur'un yaptýrdýðý bilinmektedir. Rivayete göre, Hoca, Timur'un rüyasýna girip zafer müjdeler. Timur da Türkistan zaferinden sonra Yesi'ye gelir ve Hoca'nýn kabrinin üstüne, bir þükran ifadesi olarak, türbe yaptýrýr. Zamanla harap olan türbe, Þibanî Han tarafýndan onartýlýr. Birçok defa tamir gören türbe, Sovyetler Birliði zamanýnda korumaya alýnýp 1978 de ziyarete açýlmýþ, 1989 yýlýnda türbenin bulunduðu bölge "Tarihi Kültür Koruma Mýntýkasý" olarak ilân edilmiþtir.

Kazakistan baðýmsýzlýðýný kazandýktan sonra, Türkistan þehrindeki bu türbenin restorasyon çalýþmalarý Türkiye tarafýndan 1992 yýlýnda baþlatýlmýþ ve 2 senede bitirilmesi ön görülmüþse de çalýþmalar Temmuz 2000 e kadar sürmüþ ve türbenin açýlýþý Ekim 2000 de Türkistan þehrinin 1500. kuruluþ yýldönümünde yapýlmýþtýr.

Ahmet Yesevî, Anadolu'ya hiç gelmemiþ olmasýna raðmen Anadolu'da tanýnmýþ ve sevilmiþtir. Bektaþî'lik, Mevlevi 'lik, Yunus Emre ekolü Yesevi'den çok etkilenmiþtir.

Anadolu'ya gitmediði bilinmesine raðmen Pülümür'ün Kangallý Köyü'nde Ahmet Yesevî’ye atfedilen bir türbe vardýr. Pülümür'deki bu mezar, Yesevî’nin makamý olarak, halkýn muhayyilesinde geliþmiþ ve türbe O'na atfedilmiþtir.

Bundan baþka, Baskil ilçesinin Tabanbükü Köyü'nde Ahmet Yesevî kolundan gelen Hasan Dede'nin mezarýnýn bulunduðu biliniyor. Bu köyün doðusundaki bir mezarýn da Ahmet Yesevî'ye ait olduðu rivayet edilmektedir.

Þimdi, Yesevî ve Türk diline etkisinden söz etmek istiyorum.

Selçuklular, tarihimizin çok uzun bir dönemini doldurmuþ, büyük bir devlettir. Sýnýrlarý, Orta Asya ve Anadolu'nun büyük bölümünü kapsamýþtýr. Devlete adýný veren Selçuk Bey ve beraberindekilerin Türkçe adlar taþýmalarýna raðmen, son hükümdarlarýn isimleri Keykavus , Keykubat gibi Farsça adlardýr. En önemlisi, Devletin resmî dili Türkçe deðil Farsça'dýr. Selçuklu'nun önemli bir þahsiyeti, Alpaslan'ýn veziri, Nizam -ül Mülk bir Fars'dýr. Adýna kurduðu Nizamiye Medreseleri Farsça vermekte idiler. Bütün bu sebeplerle Selçuklu'da Türkçe avam dili, Farsça ise aydýn ve bilgin dili olmuþtur. Edebiyat ve yazý dili Türkçe deðil Farsça alarak kullanýlmýþtýr.

Bütün bu olumsuzluklar arasýnda Yesi'de bilinçli bir Türk ortaya çýkmýþ, Arapça ve Farsça'yý çok iyi bilmesine raðmen Türkçe'yi seçmiþtir.

asli_33
20-09-2006, 04:39 AM
Yesevî, Ýslâm tasavvufunu esas alan, bilim, edebiyat ve san'ata önem veren bir medrese kurdu. Bu medresenin, konuþma dili, yazýþma dili, þiir ve edebiyat dili, eðitim ve öðretim dili Türkçe idi. Buradan yetiþen binlerce insan Türk Dünyasý'nýn her tarafýna daðýldýlar. Bu yetiþenler, gittikleri her yerde Yesevî'nin Türkçe þiirlerini, yani HÝKMET'lerini tekrar tekrar seslendirdiler. Bu þekilde yeni bir Türk edebiyatý doðdu. Bu arada, Farsça'yý kullananlar, Yesevî'yi, Türkçe yazdýðý için eleþtirmiþlerdir. Yesevî ise bir hikmetinde þöyle demektedir.

Sevmiyorlar bilginler sizin Türkçe dilini
Erenlerden iþitsen açar gönül dilini
Ayet - hadis anlamý Türkçe olsa duyarlar
Anlamýna erenler baþý eðip uyarlar
Miskin hafýz Hoca Ahmet yedi atana rahmet
Fars dilini bilir de sevip söyler Türkçe'yi
Daha sonra, Cengiz'ler, Osmanlý'lar dönemlerinde Türkçe egemen olmuþtur. Bu konuda büyük þair Yahya Kemal "Ahmet Yesevî kim? bir araþtýrýn, göreceksiniz, bizim milliyetimizi asýl onda bulacaksýnýz. " demektedir.

Burada, Ahmet Yesevî'nin ilme ve bilgiye verdiði önemi bir, iki Hikmet'i ile dile getirmek istiyorum:

Ey dostlar, cahil ile yakýn olup
Baðrým yanýp, candan doyup öldüm ben iþte.

Bir baþka hikmetinde ise:

Cahil ile geçen ömrüm nar sakar
Cahil olsan cehennem ondan çekinir
Cahil ile cehenneme doðru kýlmayýn sefer
Cahiller içinde yaprak gibi soldum ben iþte

demektedir.

Þimdi de Yesevî'nin din anlayýþýný irdelemek istiyorum.

Tarih devirlerinde milletimiz bir çok dini kabul etmiþtir. Bunlarýn içinde Þamanizm en önemli yeri kaplasa da Budizm, Musevilik ve Hristiyanlýk da Türkler arasýnda yaygýnlýk kazanmýþ dinlerdir. Bin yýldan beri ise gittikçe geliþen boyutlarda Ýslâm dini Türk'lerin inanç birliðini oluþturan din haline gelmiþtir.

Þamanizm, sadece Türklerin deðil, Asya'nýn birçok halklarýnýn ortak inanç sistemidir. Dolayýsý ile Þamanizm'i Türklerin ulusal dini olarak kabul etmek yanlýþtýr.

Göktürk kitabelerinde, Atalarýmýzýn, bir din anlayýþý bulunduðu açýklamasý vardýr. Bu din, yeri, göðü ve insaný yani bütün varlýklarý yaratan ve yöneten "Bir Tanrý" anlayýþýdýr. Belki de çok daha eskilerden, derinlerden gelen Þamanizm inançlarý "Bir Tanrý" veya "Gök Tanrý" dini ile birlikte yaþamaya devam etmiþtir. Oðuz Han'ýn "Tanrýnýn Birliði" sözünü temel alan bir anlayýþýn yayýcýsý olduðu görüþü de konuya daha açýklýk kazandýrýr.

Bilinen bir gerçektir ki, bir toplumun kabul ettiði yeni bir din, eski inançlarý tümüyle ortadan kaldýramaz. Eski inançlar çok defa yeni inancýn kisvesi altýnda yaþamaya devam ederler. Bu manada Þamanizm'in Türklere ait topluluklarda devam ettiðini görebiliyoruz. Meselâ, atalarýn ruhlarýna evliya kudreti, aðaçlara evliya adý verilerek Þamanizm, Ýslâmî bir kavramla yeniden ifade edilmiþtir.

Bugün, büyük çoðunluðu Müslüman olan Dünya Türklüðünün Ýslâmi anlayýþýnda binlerce yýllýk geçmiþlerini görmekteyiz. Bu hal, Ýslâm'ýn ana ilkelerinden sapma anlamýna gelmemektedir. Söylemeliyiz ki, milletimiz, küçük bir kesim hariç, Ýslâm'ý doðru anlamýþ ve doðru uygulamýþtýr. Bugün, Müslüman milletler içinde en samimi dinî hayatýn milletimizce yaþandýðý bir gerçektir.

Ahmet Yesevî, eski Türk inanýþlarýnýn kalýntýlarýný Ýslâmiyet ile uzlaþtýrmaya çalýþan ve dolayýsý ile kitaplý dinin, yani Ýslâmýn emirlerini tam yerine getiremeyen yeni Müslüman olmuþ insanlara, Ýslâmýn sýcak, samimi, hoþgörülü, insan ve Tanrý sevgisine dayalý, gerçek yüzünü tanýttý.

Ahmet Yesevî, içinde yaþadýðý dönemin Türk toplumunun, bozkýrlarda at koþturan yarý göçebe insanlar olduklarýný, kadýn - erkek, genç - ihtiyar, hareketli, kendi gelenek ve göreneklerini diri tutma yolunda baþarýlý ve mücadele ile geçen bir hayatýn içinde olduklarýný çok iyi biliyordu. Yesevî, bu insanlara fýkýh kurallarý içinde, Arap - Acem kültür etkileri ile boðulmuþ karma karýþýk bir Ýslâm yerine, samimi ve sarsýlmaz bir iman anlayýþýný telkin eden dinî ve ahlâki kurallarý, kendisi Arapça ve Farsça'yý çok iyi bildiði halde, kendi dilleri ile ve daha da önemlisi, onlarýn seviyesinde bir söylem tarzý ile sunmanýn, baþarýnýn temeli olacaðýný, görmüþ ve uygulamýþtýr. Onun için de Türk Boylarý'nýn halk edebiyatýndan alýnmýþ þekillerle insanlar arasýnda dostluðu, sevgiyi, dayanýþmayý, dünyayý Tanrý ve insan sevgisi ile kucaklamayý öðretmiþtir.

Nitekim, Yesevî

asli_33
20-09-2006, 04:42 AM
Benim hikmetlerim hadis hazinesidir
Kiþi pay görmese, bil habistir
Benim hikmetlerim Süphan'ýn fermaný
Okuyup bilsen, hepsi Kur'an'ýn anlamý

demektedir.

Hoca da öteki mutasavvuflar gibi, âlemi ve âlemde var olan herþeyi ilâhi aþkýn eseri olarak gördüðü içindir ki, her þeyi gönülden sevmektedir. Ancak bu sevgi ile Allah'a ulaþýlabileceðini söylemektedir. O'na göre Aþk'sýz, Mevlâyý anlamak mümkün deðildir.

Üstelik Aþk'sýz kiþi gerçek insan deðildir
Dertsiz insan insan deðil, bunu anlayýn
Aþk'sýz insan hayvan cinsi, bunu dinleyin
Gönlünüzde Aþk olursa, bana aðlayýn
Aðlayanlara gerçek Aþk'ýmý hediye eðledim.
Aþk'sýzlarýn hem caný yok, hem imâný,
Resûlullah sözün dedim mânâ hani.

Diyen Yesevî 140 numaralý hikmetinde, ilâhi aþk hakkýndaki görüþlerini,

insanýn samimi inancý ile baðlantýlýyarak anlatýr.

Aþk davasýný bana kýlma, sahte aþýk,
Aþýk olsan, baðrýn içinde göz kaný yok,
Muhabbetin þevki ile can vermese,
Boþa geçer ömrü onun, yalaný yok.

Aþk baðý sýkýntý çekip yeþertmesen,
Hor görülse nefsini öldürmesen,
"Allah" diyerek içe nuru doldurmasan,
Vallah, billah sende aþkýn eseri yok.

Hak zikrini can içinden çýkarmasan,

Üçyüz altmýþ damarlarýný kýmýldatmasan,
Dörtyüzkýrkdört kemiklerini kul eylemesen,
Yalancýdýr Hakk'a aþýk olduðu yok.

Rahatý býrakýp can sýkýntýsýný hoþlayanlar
Seherlerde canýný incitip çalýþanlar,
Hay-u heves, ben-benliði terk edenler,
Gerçek aþýktýr, asla onun yalaný yok.

Kul Hoca Ahmet, candan geçip yola gir,
Ondan sonra erenlerin yolunu sor,
Allah diyerek, Hakk'ýn yolunda canýný ver,
Bu yollarda can vermesen, imkâný yok.

"Ýlâhi Aþk" Allah'dýr ve bu Aþk'a düþen kiþi, bencillik, gösteriþ, iki yüzlülük, kiþisel çýkar gibi küçük hesaplarý düþünmemek gerekir. " diyen Yesevî, bir hikmetinde:

Nerde görsen gönlü kýrýk, merhem ol,
Öyle mazlum yolda kalsa, yoldaþý ol,
Mahþer günü dergâhýna yakýn ol,

Ben - benlik güden kiþilerden kaçtým ben iþte.

Demektedir. Bütün hikmetlerinde yer alan bir gerçek vardýr ki o da insana verilen büyük deðerdir. Ýslâm tasavvufunda insan, kâinatýn özü alarak kabul edilir. Herþey insan içindir. O halde insana düþen, "Kamil Ýnsan" olmaya çalýþmaktýr. Ahlakýn kemaline ulaþmýya gayret etmektir. Bunun da bir yolu yaratýlmýþlarý sevmek, incitmemek ve incinmemektir. Alçak gönüllü olan insanlar, her hususta samimi olan kiþilerdir.

Yesevî, asýl kavgasýný, sahte þeyhler ve mollalara karþý yapar. Bunlara karþý da

"Talibim" deyip söylerler vallah, billah insafsýz
Namahreme bakarlar, gözlerinde yok insaf;
Kiþi malýný yiyerler, çünkü gönülleri deðil saf
Arslan Baba'nýn sözlerini iþittiniz teberrük
Zâkirim deyip aðlar, Çýkmaz gözünden yaþý;
Gönüllerinde gamý yok, her an aðrýya baþý;
Oyun-hile kýlarlar, malûm Hüda'ya iþi,
Arslan Baba'nýn sözlerini iþittiniz teberrük.

Gibi bir çok Hikmet söylemiþtir.

Yesevî, ilim üzerinde çok durmuþ, inananlarýn aydýn kiþiler olduðunu, bunlarýn bilgisizlikten ve bilgisizlerden kýsaca cahillikten uzak durduklarýný anlatmýþtýr. Ayrýca bir baþka Hikmet'inde: " Bilgisizlik her kötülüðün kaynaðýdýr. " demiþtir. Bir baþka Hikmet'inde ise

Ýlim, iki inci, beden ve cana rehberdir
Can âlimi Hazret'ine yakýndýr
Muhabbetin þarabýndan içer
Öyle âlim, gerçek âlim olur dostlarým,

demiþtir.

Özetle, Yesevî okulunun ana ilkelerini
Allahýn varlýðýna ve tekliðine inanmak,

Kur'ana uymak,

Ýslâm'a dayalý yolda yürümek,

Ýnsanýn kendisini disipline etmesi,

Belli zamanlarda benlik muhasebesi yapmak

olarak özetliyebiliriz.

Ayrýca, Yesevî'liði kabul eden kiþinin de :

Hakk'ý bilmek,

Kalbinde Allah ve Ýnsan sevgisi taþýmak,

Cömert olmak,

Gerçekleri kabul etmek,

Geçer ve doðru bilgili olmak,

Kanaatkar olmak,

Nefsine hakim olmak,

Kendini bilmek,

Gönül gözü ile görmek,

Felsefeye yatkýn olmak gibi hasletleri kendisinde toplamasý gerekiyordu.

Dikkat edilirse, 1000 yýl önce yaþamýþ bir Türk düþünür, kendini bilmeyi, hurafelerden uzak
durmayý, Tanrý'ya inanmayý, kendini geliþtirmeye çalýþmayý, özellikle hoþgörülü olmayý büyük bir açýklýkla ifade etmiþtir.

Yazýmý Ahmet Yesevî'nin büyük takipçisi YUNUS EMRE'nin Pirinden öðrendiðini veciz bir þekilde anlattýðý dörtlükle bitirmek istiyorum.

Çalýþ, kazan, ye, yedir,
Bir gönül ele getir
Bin kâbe'den iyrektir,
Bir gönül ziyareti.

Erol Alpay
29.05.2002

http://www.historicalsense.com

velakad
20-09-2006, 04:43 AM
Varol Aslý abla iyi bir analiz ve sonuç.Bizimle paylaþtýðýn, aydýnlattýðýn ve bilgilendirdiðin için saðol ellerin dert görmesin...

aþk-ý muhabbetle...

A.adar
20-09-2006, 04:45 AM
güzel bie paylaþým ellerin dert görmesin aslý can

polata
20-09-2006, 04:48 AM
Sevgili Aslý,

Þeyh Ahmey Yesevi'yi kim hatýrlayýp foruma ekleyecek diye merakla bekliyordum.

Þeyh Hasan, Þeyh Ahmet, Hünkar Hacý Bektaþ Veli gibi inacýmýzda önemli yeri olanlarýn bir anlamda hocalarý olan büyük düþünürün burada yer almamasý olmazdý.

Paylaþýmýn için teþekkürlerimi sunarým.

asli_33
20-09-2006, 05:55 AM
http://www.karacaahmet.com/images/yeni_resim/ahmet_yasevi_kulliye.jpg

SUYU KAYNAÐINDAN ÝÇENLER Güvercin donunda gelen pir Anadolu ' da Alevi - Bektaþi menakýpnamelerinde ; erenlerin ' ser çeþmesi ' ' Hünkar Hacý Bektaþ Veli ' nin güvercin donuna girerek bugünkü Hacýbektaþ kasabasý olan Sulucakarahöyük ' e geldiði varsayýlýr. Kendisine neden güvercin donuna girerek geldiðini soran erenlere ise Hünkar , ''Eðer güvercinden daha mazlum bir yaratýk bulsaydýk , onun donuna girer gelirdik '' yanýtýný verir. Söylencedeki ''güvercin'' simgesi kadar Anadolu Alevilerinin barýþçýl yanlarýný , barýþtan yana bir dünya özlemi taþýdýklarýný , barýþçýl olduklarýný vurgulayan bir ikinci imge olamaz sanýrým. Anadolu Alevileri , söylencedeki gibi tarih boyunca barýþçý olmanýn faturasýný çok aðýr ödemiþler ve ödemeye de devam etmektedirler. Alevilik , olaðandýþý kabul edilen Sivas , Gazi olaylarý vs. dýþýnda canlýlýðýný çeþitli alanlarda sürdürüyor. Bunlarýn baþýnda , her yýl Anadolu ' nun çeþitli il , ilçe ve köyünde ; tekkesi dergahý , türbesi bulunan Alevi büyükleri için düzenlenen anma ( kutlama ) törenleri geliyor.Ýktidar ve muhalefet partileri milyarlýk seçim bütçelerine karþýn mitinglerde adeta sinek avlarken , küçük köy ve beldelerde düzenlediði törenler týklým týklým doluyor. Bu yazý dizisinde , tüm olanaksýzlýklara karþýn insanlarý sel gibi bu törenlere getiren nedenler üstünde durmaya , analizlerimizi sizlerle paylaþmaya çalýþacaðýz. Bu törenler esas olarak Alevi tarihinde adýndan , yaptýklarýndan , dergahýndan söz edilen kiþilerle ilgili mekanlarda yapýlýyor. Bunlarýn baþýnda ise Anadolu Alevilerince kiþilikleri ve yaþadýklarý dönemde sayýsýz yararlýklarý görülen kiþiler ve dergahlarý baþta geliyor. Anadolu Alevilerinin kutsal kiþilikleri Hacý Bektaþ Veli ' yi , Abdal Musa ' yý , Sücaettin Veli ' yi , kendi adlarýna kurulu külliye ve dergahlarýndan ayýrarak anlatmak olasý deðil. Biz de tarihi kiþilikleri ve onlarý var eden mekanlarý , birlikte tanýtmaya çalýþacaðýz. Halkýn bir umut kapýsý olarak yüzyýllardýr bu kapýlara koþma nedenlerini irdelemeye çalýþacaðýz. Anadolu ' da hangi bölgede olursa olsun yaþlý bir Alevi - Bektaþi ile konuþmaya kalktýðýmýzda , birkaç tümceden sonra size , Aleviliðin kökenini , dedelerinin ve köklerinin Horasan'dan geldiðini , onlaeýnda Ahmet Yesevi ' den el aldýklarýný anlatmaya çalýþýr. Peki , Anadolu Aleviliðinin tarihi kaynaðý açýsýndan adeta genel adres olarak anlatýlan Horasan ve Ahmet Yesevi olayý nedir? Aleviler , hangi milliyetten olursa olsun , neden ýsrarla bu kaynaðý kendilerine çýkýþ noktasý olarak gösteriyorlar? Bu olgu üstünde birazcýk durmaya çalýþalým. Horasan erenlerinin piri Hacý Bektaþ Veli ' nin yaþamýnýn anlatýldýðý Velayetname adlý eserde Ahmet Yesevi , ''99 bin Türkistan pirinin piri '' diye tanýtýldýktan sonra anlatým þöyle devam ediyor: ''Muhammet Hanefi soyundan bir seyittir. 5. Ýmam Ali Rýza ' dan icazet almýþtýr. Türkistan ' a giderek Yesi kentinde bilgin bir kiþiydi , kimse karþýsýna çýkýp onunla bilgi yarýþtýramazdý. Batýn bilgisinde ileriydi.'' Ahmet Yesevi ' nin yaþamý ise þöyle anlatýlýyor : '' Kendisi kaþýk ve keþkül ustasýydý. Öküzün sýrtýna heybesini koyup pazara yollardý. Herkes , heybedekilerin deðerini bilir , kendine gerekli olaný alýp parasýný heybeye koyardý. Öküz , tekkeye dönünce þeyh parayý alýr ve ne gerekiyorsa onu aldýrýrdý.'' Hoca Ahmet Yesevi Türkistan ' da büyük bir tarikat ve dergah piridir. Onun halifeleri Asya ' dan batýya yönelerek Horasan ' ýn çeþitli yerlerinde ve Anadolu ' da çeþitli dergahlar kurup savaþtan ve düþman baskýnlarýndan bunalmýþ halka ''içsel huzur'' ve kardeþlik - sevgi temeli üstüne halký mutlu etmek için çalýþmalar yapmaktadýrlar. Hoca Ahmet Yesevi hakkýnda eldeki belgeler yeterli sayýlmýyor. Ama tarih olaylarýný - destanlar ve menkibeler dahil çeþitli belgelerin ýþýðý altýnda

asli_33
20-09-2006, 05:57 AM
yorumlamak ve deðerlendirmek de bir yöntem olarak kabul edildiðine göre , bu olgularý ciddiye almak durumundayýz. Kendisine ''Piri Türkistan '' adý da verilen Ahmet Yesevi ' nin Hakka yürümesinden ( vefatýndan ) sonra dergahýn postuna zahir ve batýn bilgisinde ünlü bir kiþi olan Lokman Parende oturur. Anadolu Aleviliðinin ''ser çeþmesi '' Hacý Bektaþ Veli , Lokman Parende'nin muhibi , öðrencisi ve halifesi olur. Dergahta gördüðü hizmetle yetenekleri , bilgisi , görgüsüyle , hocasýnýn ve diðer derviþlerin sevgisini , takdirini kazanýr. Bundan sonra Halife Lokman Parende , hocasý Ahmet Yesevi ' den kendisine kalan emanetleri , yani taç , hýrka , sofra , çorap , alem ve postu Hacý Bektaþ Veli ' ye teslim eder. Ýcazetnamesini de vererek hilafet makamýna onu oturtur. Ayný yýl Lokman Parende Hakka yürüyünce ( vefat edince ) , Hacý Bektaþ Veli ''postniþin'' olur. Bir süre bu dergahta seyhlik yapan Hoca Bektaþ Veli , hocasýnýn yönlendirmesi üzerine çeþitli yerlerde konaklayýp bir ''Horasan ereni '' olarak Anadolu ' nun yollarýna düþer. Bir barýþ güvercini olup Sulucahöyük'ü kendisine yurt edinir. Kaynaklarýn yazdýðýna göre : Ebulvefa ' nýn 1107 yýlýnda Kakka yürümesinden ( vefatýndan ) sonra ise , bu tarikata baðlý olanlar , Baba Ýlyas Horasani ' nin çevresinde toplanýrlar. Babailer adý verilen topluluk , 13. Yüzyýl baþlarýnda Moðol saldýrýsý üzerine Horasan ' dan göçerek Amasya ' ya yerleþen Baba Ýshak ' ýn çevresinde bir araya gelen ve kendisine aþýrý bir sevgiyle baðlý olan bu batýni topluluk , Selçuklu sultanýnýn katmerli baský ve sömürü düzenine 1239 yýlýnda baþkaldýrýr. Halka mutluluk , eþitlik , özgürlük gibi birtakým haklar saðlayacaklarýný ve topraklarý herkese eþit olarak daðýtacaklarýný , vergileri tümüyle kaldýracaklarýný belirtirler. Babailerin baþkaldýrýsý , 1240 yýlýnda yenilgi ve Baba Ýshak ' ýn katledilmesiyle sonuçlanýr. Kaynaklarda ; Lokman Parende ' nin halifesi olarak Horasan'dan kardeþi Menteþ ile birlikte Anadolu ' ya geldiði kabul edilen Hacý Bektaþ Veli ' nin , Baba Ýshak ' ýn da halifesi olduðu yazýlýr. Babailerin yenilgisinde kardeþi Menteþ ' I de kaybeden Bektaþ Veli , bir süre izini kaybettirir. Sonra Sulucakrahöyük ' e gelerek dergahýný kurar , kapýsýný ardýna dek açar ve aydýnlýk düþüncelerle yeri göðü aydýnlatmaya baþlar. Baþkaldýrýda yenilgiye uðrayan Babaileri çevresine toplar. Bunlara Kalenderi , Haydari , Abdali , Þemsi , Yesevi , Melami , Safevi , Edhemi , Hurufi , Cami , Celali vb. topluluklar da katýlýr. Hacý Bektaþ Veli düþüncesinin toplumsal bakýmdan ortaya çýkýþýný 13. Yüzyýl Anadolu ' sunda aramak gerekiyor. Ama Konya Selçuklu Devleti ' nin Moðollarca çarpýþmasýnýn faturasýný ödeyen halk , Hacý Bektaþ Veli ' nin dergahýnda yükselen barýþ , kardeþlik , eþitlik , özgürlük çaðrýlarýna karþý duyarlý davranmayýp baþka ne yapabilirdi ? Gönüllerce taht kuran bilge insanýn kurmaya çalýþtýðý dünya, insan sevgisine dayanýr. Ýnsanlara aralarýnda ayýrým gözetmeksizin sevgi ve saygý duyulmasýna dayanýr. Onun inanacýna göre insanlarý aydýnlýða götürecek yolun sevgiden geçtiðidir. Hacý Bektaþ Veli'nin yazdýðý kabul adilen yapýtlarý:Makalat Þathiye, Fevaid, Makalat-I Gaybiye, Kelimatý Ayniye, Hurdaname, Uss-ül Hakikat. Ayrýca Hacý Bektaþ Veli'nin hayatýný mitolojik bir anlatýmla anlatan Vilayetname ve Menakýpname adlý yapýtlar vardýr. Horasan'daki bilgi denizi Türkler, Ýslamiyeti, 9-10. Yüzyýlda tanýdýlar. Maceralý, kanlý, acýlý bir yolculuktan sonra Ýslamiyeti kabul Etmek zorunda kaldýlar. Ama bu kabul ediþ týpatýp deðildi. Bedevi Arap toplumu için konulan kurallar, kendileri için oldukça yabancýydý. Onlar, Ýslamiyeti kabul ederken kandi geçmiþ kültürleriyle bir sentez oluþturma yoluna gittiler. Hoca Ahmet Yesevi'nin dergahý Türkistan'da, Horasan'da ve yakýn coðrafyada adeta bir tasavvuf denizi oluþturmuþtur. Ýþte Anadolu'yu, Ýran'I, Mezopotamya'yý ve Balkanlar'I aydýnlatmaya çaloþan dedeler, babalar, "Horasan Erenleri," bu tasavvuf denizinden akan birer ýrmak olmuþlardýr. Ýþte göç yollarý üstünde denizinden akan birer ýrmak olmuþlardýr. Ýþte göç yollarý üstünde önemli bir kavþak olan Horasan'ýn özelliði buradan kaynaklanýyor. Hacý Bektaþ Veli'yi Sarý SaltuK'U Abdal Musa'yý, Hamza Baba'yý, Veli Baba'yý, Kolu Açýk Hacim Sultan'I, Demir Baba'yý ve adýný buradan sayamadýðýmýz nice "Horasan pirlerini" yetiþtiren coðrafya Horasan diyarýdýr. Alevilik, Horasan diyarýnda yetiþen düþüncelerin, duygularýn, inancýn Anadolu ve ön Asya'da yeþermesi, boy atmasý, dal budak salmasý ve meyveye dönüþmesidir. Sonuçta da eþi menendi görülmedik, tadýna doyulmayan aydýnlýk bir dünya düþüncesinin ortaya çýkmasýdýr. Anadolu da aydýnlýk bir düþüncenin erleri olan Aleviler arasýnda, hangi etnik kimliðe sahip olursa olsun Horasan adýnýn anýlmasý, buradan yayýlan düþünce, duygu ve inanç dünyasýna ait ortak deðerlerin, adý geçen tüm toplumu kucaklama özelliðinden ileri geliyor olsa gerektir. Uygarlýklar beþiði Anodolu Türkler dýþýndaki Asya, Mezopotamya ve Anadoluda'ki diðer halklar için de Ýslamý kabul þekli benzer bir yol izledi. Ýþte Anadolu Aleviliðinin tadýna doyum olmayan, eþi emsali baþak yerde görülmedik mayasý, bir uygarlýklar sentezi olarak Anadolu'da bu nedenle oluþtu. Anadolu halký, geçmiþ uygarlýklarýyla Horasan'dan gelen mayayý yeni bir senteze dönüþtürdü. Ýslamiyetin Anadolu ile tanýþmasý, Anadolulaþmamasý gerçekleþince, Ýslamiyet Anadoluca konuþmaya baþlayýnca; Hz Ali, Dede Korkut ve Homeros Dede Anadolu'da tanýþýp kaynaþýnca Anadolu Aleviliði sentezi oluþtu. Horasan ,bugün Ýran sýnýrlarý içinde bulunan bir bölgeye verilen ad. Bu adla anýlan bir de þehir var. Hazar denizi'nin güneydoðusunda yer alan Horasan, Türkistan'ýn güneyinde yer alýyor. Yani Horasan, Türkistan Anadolu Ýpekyolu'nun zorunlu duraðý. Horasan; Türkistan,Özbekistan, Kazakistan'ýn güneye açýlan kapýsý sayýlýr. O bölgenin kavimler kapýsý. Hazar Denizi'nin, bizim Karadeniz büyüklüðünde bir iç deniz olduðu düþünülürse bu kapý daha da anlam kazanýr. Horasan ,Ýran sýnýrlarý içinde olmasýna karþýn orada bugün dahi yaþayan ve Anadolu Alevilerinin geleneklerini sürdüren Aleviler var. Yani Þii olmayan, Anadolu Alevilerinin geleneklerini sürdüren Aleviler var. Yani Þii olmayan, Anadolu Alevileri ile ayný özellikte Alevilik bugünde yaþýyor. Bunlara; "Ali Allahiler" ve "Ehli Haklar'' deniyor.Bunlar Kürt ve Türk kökenli Alevilerdir. Burada bir þeyi yinelemekte fayda var. Aleviliðin kökeninin Horasan olduðu söylenince hemen arkasýndan ''O zaman tüm Aleviler Türktür '' ifadesi her þeyi çözmüyor. Çünkü Horasan ' dan gelen Aleviliði sadece Türk diye adlandýrmak , gerçeði anlatmada tek yanlý kalýyor. Þu anda Horasan ' da yaþayan Kürt Aleviler olmasý demek ki bu sav için yeterli bir anlatým sayýlmaz. Horasan ' dan Anadolu ' ya hem Türk hem de Kürt kökenli Aleviler gelmiþ. Aradan yaklaþýk 800 yýl geçtiði halde bugünde varlýklarýný sürdürdüklerine göre geçmiþte neden olmasýn. Ýstanbul ' da okuyan Ýran' lý bir öðrenciyle tanýþmýþtým. Kendisini Alevi olarak nitelendiriyordu. Ben , ' Yani Þii misin?' diye sorunca , ' Hayýr , Þii deðil Aleviyim ' demiþti.Ben sizin ' Alevilik Olayý ' kitabýnýzý okudum. Biz iþte öyle Aleviyiz.' Merak edip 16 Aðustos' ta geleneksel Hacý Bektaþ Veli'yi anma törenlerine katýlmýþtý. Ýzlenimleri çok ilginçti. Demiþti ki ' Ben kendimi bir Anda Ýran'da ( kendi bölge ve þehirlerinin adýný vererek ) hissettim.' Ama anlattýðý Humeyni Ýran'I deðildi , Aleviliðin hala kýsmen yaþadýðý Alevi Ýran'dan söz ediyordu. 'Bizde de ozanlar var ' diyordu. Pir Sultan ' dan , Hatayi ' den , Kerbela üstüne , 12 imamlar ve Ehlibeyt üstüne nefesler söylerler. Bizde cemevine ' hankah' denir. Bizim de dedelerimiz var. Bizide aþure törenleri Þiilerden farklýdýr , çok anlamlý ve görkemli geçer. Þiiler de , bizim farklýlýðýmýzýn farkýnda , O nedenle bize dokunmazlar. Bizi öyle kabul ederler. Bizde de hankahlarda cem yapýlýr. Bizde de týpký sizdeki dedeler gibi sakal býrakýp hiç traþ olmayan dedeler vardýr. Bizdeki kadýn erkek iliþkileri , Þiilere deðil , sizlere benziyor. Bizde de camiye gidilmez vs , vs…' Ýþte Ýran'da hala yaþayan bu Alevilik , Þah Ýsmail Hatayi döneminde Anadolu'ya koþut olarak yaþayan bu Alevilikti. Çaldýran Savaþý' da Safevilerin yenilgisiyle olaydan sonra Þiileþen Ýran' ýn ardýnda kalan ve 500 yýldýr Þiiliðe karþý direnip yaþamaya çalýþan bu Alevilikti. Anadolu Aleviliðinin kökenine iliþkin saptamalarda Türkistan kadar Kürdistan vurgusunun da sýkça yapýlmasý , bazý kaygý verici çaðrýþýmlara yol açmaktadýr. Çünkü Anadolu hangi ulustan , hangi ýrktan , hangi inançtan olursa olsun , tüm insanlara , tüm derviþlere , tüm ermiþlere kapýsýný ardýna dek açmýþ , onlara derin sevgi ve saygý göstermiþtir.Anadolu bir uygarlýklar zinciridir. Ondan bir halka eksilirse yapý bozulmuþ olur. Anadolu insaný tek renkle yetinmemiþ , baþkalarýndan aldýðýyla kendi özelliklerini yoðurmuþ , ortaya yeni bir öz ve biçim çýkarmýþtýr. Çok tanrýlý , tek tanrýlý tüm dinler , Anadolu ' da buluþmuþ , karýþmýþ , yeni bir inanç ve düþünce tarih sahnesine çýkmýþtýr.

asli_33
20-09-2006, 06:02 AM
Ýþte bu sentezin en belirgin olgusu Alevi Bektaþi düþünce ve inanç bütünlüðüdür. Anadolu Aleviliðinde , Ýslamiyet içindeki Hz. Ali sevgisi ve yandaþlýðýndan kaynaklanan damar , Asya ' dan akan tasavvuf ýrmaðýyla birleþmiþ , yakýn coðrafyalardan bu ýrmaða yeni sular karýþmýþ , Anadolu ' nun klasik uygarlýklarýndan renkler eklenmiþ ve bir sentez ortaya çýkmýþ. Bu olguyu sadece Türkistan kaynaklý göstermeye , Türk - Ýslam sentezine eklemlemeye çalýþanlar yanýlýyorlar. Alevilik esas mayasýný Türkistan ' dan almýþ olsaydý , neden bu maya o coðrafyada tutmamýþtýr? Türkistan ' da yaþayan Ýslam , esas olarak Sünni islam kabul edilen Emevi Müslümanlýðýdýr. Biraz daÞiiliktir. Türkistan ' da esas olarak Alevilik - Bektaþilik yoktur. Türkistan için söylediðimiz Kürdistan için de doðru sayýlýr. Aleviliði ' Kürt kültürünün patlamasý ' olarak niteleyenlerden en az Türk - Ýslamcýlar kadar yanýlgý içindedirler. Çünkü Kürtler , Ýslamý kabul ettikten sonra esas olarak Þafii Müslümanlýðý seçmiþlerdir. Kürdistan ' da Aleviler azýnlýktadýr. Bu nedenle Anadolu Aleviliði , Türk - Ýslam sentezine de , Kürt - Ýslam sentezine de sýðmýyor. Biçilen elbiseler Aleviliðe dar geliyor kanýsýndayým. Alevilik , 72 milleti , 18 bin alemi kendisine yurt edinmiþ bir oluþumdur. Aleviliði bu kulvarýn dýþýna çekip milliyet çiftlerine hapsetmeye çalýþmak , ona karþý saygýda kusur etmektir.

http://www.karacaahmet.com

devrimcem
15-10-2006, 01:46 AM
Ahmet Yesevi


AHMET YESEVI

Horasan okulu olarak anilan bakis acisinin en etkili kisisi Hoca Ahmet Yesevidir.( öl.1166) Ahmet Yesevinin kurdugu tarikat, Yesevilik islam inanci ile Türk gelenek ve görenek inanc ve yasam tarzlarinin gecirdigi zaman süreci icinde gezici dervislerin etkinligi ile hazirlanmis bir ortamda filizlendi. Yesevi taraftarlari zaman icerisindeYeseviye ismiyle anilmaya baslandi.
FUAT KÖPRÜLÜ, nün Ahmet Yesevi ve Yesevilik üzerine aciklamalari:
Bizim kanaatimiza göre Ahmet Yesevi zuhur ettigi zaman Türk alemi epey uzun bir zaman dan beri her halde 1V. Asirdan beri tasavvuf fikirlerine alismis mutasavvuflarin menkibe ve kerametleri yanliz sehirlerde degil göcebe Türkler arasinda bile az cok yayilmisti.Ilahiler siirler okuyan . Allah rizasi icin halka bir cok iyiliklerde bulunan, onlara cennet ve saadet yollarini gösteren dervisleri Türkler eskiden dini bir kutsiye verdikleri ozanlara benzeterek hararetle kabul ederek dediklerine inaniyorlardi.Bu suretle eski ozanlarin yerini ata veya bab ünvanli bir takim dervisler almislardi.
Hz. Muhammedin sahabalarindan olarak gösterilen Arslan bab ile menkibeye göre islam dinini anlamak maksadiyla Türkistandan Cezüretül Araba gelmis ve Ebu Bekirle görüserek islamiyeti kabullenmis olan ozanlar, piri meshur korkut ata ( Dede korkut ) Coban ata iste bunlardan kalmis birer hatirayi yasatiyor.Göcebe Türkler arasinda yani Sirderya kenarinda ve bozkirlarda anladiklari bir lisanla yani basit Türkce ile halka hitab ederek islam analerini akidelerini onlar arsinda yaymaya calisan dervislerin bulundugu muhakkahdi .
Ahmet Yesevinin kendisinden önce gelen dervislere göre daha üstün daha kuvvetli bir sahsiyet oldugunu kabul etmemek mümkün degildir.Ancak eger kendisinden önce gelen nesiller islamiyet inanci ve evrenselligi üzerine zemin yaratmamis olsalardi; onun basarisi bu denli büyük olmazdi
Ahmet Yesevi,Türk tasavvuf sairi tarikat öncüsü (Türkistan Cimkent sayram ? Yesi 1166) Ibrahim adli bir seyhin ogludur. Yedi yasindayken babasinin ölümü üzerine ablasi Gevher
Sehnaz ile Yesiye gitti . Burada bir süre ögrenim gördü.Daha sonra gittigi buharada Hemedanli seyh Yusufun (1049-1140) ögretisini benimsedi . Onun ölümünden bir süre sonra ücüncü halifesi olarak yerine gecti.( 1160 )Seyhin vasiyetine uyarak Yesiye geri döndü ve ölümüne dek orada tasaavvuf ögretisini yaydi .Yeside türbesi ve adina kurulmus hankäh Timur tarafindan görkemli bir yapi haline getirildi. Burasi Ortaasya ve Volga Türklerinin Özbek kazaklarinin kutsal ziyaret yeri oldu.
Kaynak. Büyük larousse. Sayfa 220.
AHMET YESEVI NIN YASAMI ve Yesevi isminin verilisi üzerine Fuat Köprülü su bilgiyi veriyor :Hoca Ahmet Yesevi Türkistindanda Seyram sehrinde dogmustur. Hz. Ali evladindan seyh Ibrahimin igludur. Gevher Sehnaz adinda bir ablasi vardir. 7. yasinda yetim kalir. Manevi bir babadan terbiye alarak büyür. Ashaptan seyh baba Arslan Sayrama gelerek onu irsat eder. 7. yasindan baslayarak onu egitir. Babasi seyh Ibrahimin o civarda kerameti ve menkibeleri ile de taninmis biri olmasinin da yardimiyla gittikce cevresinde benimseniyordu
YESEVI ADINI ALMASI VE ÜNÜNÜN BÜTÜN TÜRKISTANA YAYILMASI:
(Efsaneye göre ) su olaya baglidir;Bu devirde Maveraünnehr ve Türkistanda Yesevi adinda bir hükümdar saltanat sürüyordu. Kisin Semerkantta oturuyor, yazin Türkistan daglarinda yasiyordu.Diger tüm Türk hühümdarlari gibi av meraklisi olan bu hükümdar yazlari Türkistan daglarinda avlaniyordu ve böylece bos zamanini buralarda böyle geciriyordu. Lakin bir yaz kara-cuk daglarinda avlanmak istediginde dagin cok girintili ve cikintili olmasi nedeni ile bunu gerceklestiremiyor avlanamiyordu.Bunun üzerine dagi ortadan kaldirmak istedi. Kendi hükmettigi yerlerde ne kadar seyh varsa ne kadar veli varsa hepsini topladi ve dualari ve berakatiyla bu daglari ortadan kaldirmalarini istedi. Türkistan evliyasi hükümdarlarinin bu istegini kabul ettiler. Ihram baglayip üc güne kadar bu dagin ortadan kalkmasi icin taaruza ve niyaza koyuldular.Fakat taaruz ve niyazlarin umulanin aksine neticesiz kaldi.Sebebini arastirdilar, memlekette ariflerden , velilerden gelmeyen varmi diye? Seyh Ibrahimin oglu Ahmet pek kücük oldugu icin cagrilmadigi anlasildi. Hemen sayrama adamlar gönderip cagirdilar.Cocuk ablasina danisti . Ablasi dedi ki: Babamizin vesiyeti vardir.Senin meydana cikma zamaninin gelip gelmedigini belli edecek sey, babamizin ma-bedi icindeki bagli bir sofradir. Eger onu acmaya kadir olursan, var git meydana cikma zamanin gelmis demektir.
Cocuk ma-bede gitti, sofrayi acti.Hemen sofrayi alarak yesi sehrine geldi.Bütün evliya orada hazirdilar.sofrasinda olan bir tane ekmegi niyaz gösterdi, kabul edip fatiha okudular.Ekmegi meclistekilere bölüp hepsine yetti.Evliyalarindan padisahin umare ve askerlerinden orada 99. bin kisi hazir olmustu. Onlar bu kerameti görünce, Hoca Ahmedin büyüklügünü daha iyi anladilar.Hoca Ahmet babasinin hirkasi icinde, duasinin neticesini bekliyordu. Birden bire gök yüzünden seller bosanmaya basladi . Her yer suya bulandi ve doldu . Seyhlerin seccadeleri dalkalar üzerinde yüzmeye basladi.. Bunun üzerine bagirisip niyaz ettiler.Hoca Ahmet hirkadan basini cikartdi . Hemen firtina gesilerek günes acildi.Baktilar kara-cuk dagi ortadan kalkmis. Simdi orada o dagin yerinde karacuk atli bir kasaba bulunur ki Hoca nin ekser evladinin mesken ve vatanidir.
Bu kerameti gören hükümdar yesevi kendi adinin kiyamete kadar cihanda baki kalmasini temini icin Hocadan niyaz etti.Hoca bu niyazida kabul eyledi ve dedi ki : Alemde her kim bizi severse, senin adinla beraber yad eylesin .Iste bundan dolayi, o günden beri Hoca Ahmet Yesevi adi ile anilir oldu.
Fuat Köprülü, ilk mutasavvuflar adli eserinde; Türklerin islamiyeti Iran üzerinden özellikle acemler araciligiyla aldiklarini söylerken söyle diyor:Islam inanci ve medeniyeti Iran kültürünün merkezi olan Horasan yolu ile Maveraünnehirden geliyordu.Fuat Köprülü nün cografi olarak tanimlamasina katilmakla beraber bazi kaynaklarca Iran Acem etkisinin agir bastigina katilmiyor.Hz Muhammedin ölümünü takip eden yillarda iki önemli görüs farki cikiyor. Bunlardan birinde Arap miliyetci baskilarin ön planda tutuldugu görüs, digeri ise islamiyetin evrensel bir din olarak milliyetcilik ve militarizm zicirinden uzaklastirmak istiyen görüs.Evrenselligi beniseyenler Arap milliyetciliginden kasarak Horasana yerlesenlerdi.Ayrica o yillarda horasan Türklerle meskün bir bölge idi.
Horasan yöresinin bir Türk yöresi oldugu Türklerin gelenek ve göreneklerine bagli olduklari Geleneklerinin evrensel icerik tasidigi Islamiyeti kabullerinde evrensel bakis acisinin kendi eski görenek ve gelenekleriyle uyumlulugunu gözden kasirmamak gerekir.
Bektasilerin düsüncelerine göre Yesevilik bir tarikat gibi kabul edilmis ise de aslinda bir ocaktir.Tarikatin olusumunu gerektiren, özellikler Yesevilikde eksiktir. ( Kisve Tekke , erkanname zikir, riyazet, semah gibi ) tam degildir.Teskilatlanma tam olarak tamamlanmadigindan daha sonralari icinden bazi tarikatlarin dogmasina yol acarken kendi konumunu koruyamamistir.
HORASAN OKULU.
Islamiyetin evrensel bir din oldugunu vurguluyan ve Arap baskisindan kurtulmak istiyenlerce Horasanda bir okul olusmaktaydi. Bu okula Horasan mektebi denilmekteydi. Horasan okulunu olusturanlar islamiyetin yüce fikirlerini Horasanda yaymaya basladilar.Islamiyetin en önemli fikirlerinden biri olan tanriya ortak kosmamak özelligine uyulmak kosulu ile islami inanc ve düsünce sistemiyle mevcut bölge halki olan Türk gelenek ve görenekleri kaynasmaya basladi. Ancak Türklerin töre ve geleneklerinden bazilari tanriya ortak kosuyorsa, o zaman Horasan okulu bu uygulamalari kendi bünyesine almadi.Sonusta islamiyet Türk töresiyle inanciyla birlesmeye basladi.Böylece Horasan okulu Arap etkisinin disinda, bölge halklarinin eski inanc ve yasam kültürünüde icine alan evrensel islam anlayisi ortaya cikti.
Kaynak. K.Bkligi. Bektasilik .

Türkmen
15-10-2006, 03:32 AM
sayýn aslý - 33

Dedeler dedesi, Türkistan piri hoca Ahmet yesevi Hazretlerini bu foruma taþýdýðýnýz için candan teþekkürler.

asli_33
05-02-2007, 04:05 AM
Yrd. Doç. Dr. Ali YAMAN

Yesevilik Araþtýrmalarý Üzerine Deneme

Bu makale yazarýn Yesevilik konusunda çalýþmaya baþlamasý sonrasýnda 2002 yýlý baþýnda bir genel rapor gibi Kazakistan’ýn Türkistan þehrinde hazýrlanmýþ ve ayný yýl yayýna baþlayan Türkologya Dergisi’nde yayýnlanmýþtýr.[2] Hiç þüphe yok ki eksiklikler vardýr. Daha sonra bu eksikliklerimizi hem kaynak taramalarý ile hem de alan araþtýrmalarý ile tamamlamaya çalýþtýk.Almatý, Çimkent, Türkistan, Biþkek Taþkent, Namangan, Semerkand gibi önemli merkezlerdeki kütüphanelerde yaptýðýmýz kaynak taramalarý ile kendimizi daha da geliþtirmeye çalýþtýk ve hala da çalýþmaktayýz. Bu süreçte ortaya çýkan diðer makalelerimizi de sizlere sitemizden ulaþtýrmaya devam edeceðiz.

Konunun uzmanlarýnýn da ifade ettiði üzere, Ýslam’ýn hem bir din hem de bir yaþam biçimi olarak varlýðýný halk arasýnda sürdürmesinde sufî tarikatlerin sürekli ve sistemli çalýþmalarý birinci derecede rol oynamýþtýr. (Bennigsen, 1988: 76) Bu gerçek Orta Asya’da da, Kafkaslar’da da, Balkanlar’da da, Anadolu’da da böyle olmuþtur. Bu sufî tarikatlerden Türk tarihi bakýmýndan en önemlisi olan Yesevîlik ve onunla ilintili konularda yapýlan araþtýrmalarýn sorunlarý üzerine bir deðerlendirme yapmak ve bu konudaki sorunlarý ele almanýn çözüm üretmek için önþart olduðuna inanýyoruz.

Sadece Türkistan ve çevresinin deðil bütün Türk dünyasýnýn “kýble-i duasý”[3] olan Ahmet Yesevi ve onun öncülüðünde oluþturulan deðerler ve onunla ilgili diðer konularýn aydýnlatýlmasýnýn Türkoloji araþtýrmalarý bakýmýndan önemi büyüktür. Çünkü Anadolu'da ve diðer coðrafyalarda yaþayan Türklerin kökleri Yesevîlikle doðrudan ilgilidir. Ne var ki bugüne kadar bu konuya gereken önem verilmemiþtir denilebilir. Tabi bunun da bir çok nedenleri bulunmaktadýr. Bugün Türk topluluklara yönelik tarihi, sosyolojik, antropolojik ve disiplinlerarasý araþtýrmalar yapýlmaksýzýn Yeseviliðin Anadolu’da ve diðer coðrafyalardaki etkisi anlaþýlamaz. Biz bu makalemizde bu konudaki sorunlarý ele alýrken, bu zamana kadar yapýlan çalýþmalarý, bu çalýþmalarda yer alan belli baþlý tezleri ve bu tezlere iliþkin görüþlerimizi ifade edeceðiz.

“Hoca Ahmet Yesevi ve Yesevi Yolu hakkýnda kim ne dedi, ne yazdý, onun ve onunla ilintili konularla ilgili hangi konular çözümlendi, hangileri çözümlenemedi?” þeklinde özetlenen sorunlarýn yanýtlarýnýn bulunabilmesi ancak bütün kaynaklar toplandýktan sonra mümkün olabilecektir. Kazakistan’da ve Orta Asya’nýn diðer ülkelerinde Yesevilikle ilgili araþtýrmalar artmakta olup yakýn gelecekte çok daha fazla sayýda konuyla ilgili araþtýrmanýn ortaya çýkacaðý söylenebilir. Biz burada bu konulara iliþkin genel bir deðerlendirme yapmak istiyoruz.

Bu konudaki araþtýrmalarý ile yeni bir dönem baþlatan öncü bilim adamý, merhum Prof. Fuad Köprülü “...Hoca Ahmed Yesevî kuvvetli þahsiyetiyle, Türkler arasýnda asýrlarca yaþayan büyük bir tarikat kurdu ki, bu bir Türk tarafýndan ve Türkler arasýnda kurulmuþ olan ilk tarikattir...” (Köprülü, 1993a: 114) diyerek konunun önemine yýllar önce dikkat çekmiþti. Yesevîliðin yüzyýllar içerisinde yaþadýðý geliþim gözönüne alýndýðýnda görülecektir ki, bu kavram sadece bir tarikat adý olmanýn ötesinde edebiyata, inanca ve topluma ait birçok unsuru yapýsýnda bulunduran bir büyük deðerler manzumesine dönüþmüþtür. Genel olarak söylemek gerekirse Yesevîlik yayýldýðý coðrafyalarda farklý adlar alsa da sahip olduðu öz hiç deðiþmemiþtir. Bize göre bu öz, onun insan sevgisini esas alan bir anlayýþ olmasýdýr ve bu nedenle de evrenseldir. Ýþte bu yapýsý nedeniyledir ki, yüzyýllar da geçse, deðiþik coðrafyalarda da olsa kendini yeniden var etmekte ve uyum saðlamaktadýr.

Orta Asya’nýn farklý bölgelerinden Anadolu’ya ve baþka yerlere yüzyýllar süren bir göç yaþayan Türkler, bütün bu zaman içerisinde onlarý birarada tutan dil ve inanç gibi toplumlarda temel kimlik belirleyici unsurlarýný asla býrakmamýþlardýr. Bu konudaki titizlikliklerini bugün bile Anadolu’da ve diðer Türk topluluklarýn yaþadýklarý bölgelerde sürdürmektedirler. Bu durum sayesindedir ki Anadolu’daki ve diðer bölgelerdeki Türk topluluklarýn arasýna tarihin çeþitli zamanlarýnda birçok coðrafî, siyasî ve dinî ayrýlýklar girmesine karþýn bütün bu ayrýlýklar aralarýnda varolan ortak bilinci ortadan kaldýramamýþtýr. Bu süreklilik zamansal ve mekânsal deðiþmelere karþýn Türklerin Yesevîlikten günümüze ulaþan birleþtirici deðerlerinin ne kadar saðlam temeller üzerinde durduðunu açýkça göstermektedir.

Bir toplumun inancýna, kültürüne ve diline sahip çýkmasý onun ayný zamanda en temel insan haklarýna da sahip çýkmasýdýr. Türk topluluklar bu haklarýný yüzyýllardýr yaþadýklarý bütün olumsuzluklara karþý titizlikle korumaya çalýþmaktadýrlar. Alan araþtýrmalarý yaptýðýmýz Anadolu’nun ve Kazakistan’ýn birçok yerinde bugün olmuþ eski Türk inanç ve geleneklerine sosyal yaþamýn her alanýnda rastlamak mümkündür. Zaman zaman topluma dayatýlmaya çalýþýlan çeþitli siyasî ve dinî ideolojiler Türk toplumunun yapýsýna iþlemiþ bulunan ve bir süreklilik halinde devam eden deðerleri bu zamana kadar etkileyememiþtir. Zaman içerisinde kurulan Türk devletlerinden Arap, Fars vd. yabancý etkilere kapýlanlar da olmuþtur. Öyle ki bu etkiler yönetenlerle yönetilenler arasýnda büyük uçurumlarýn da meydana gelmesine yol açmýþtýr. Saraylarda farklý bir dille konuþulur ve yazýlýrken, normal halk kitleleri bu gidiþattan etkilenmeksizin dilinden ve geleneklerinden vazgeçmemiþlerdir. Yüzyýllardýr siyasal iktidarlarýn güç mücadelelerine dayanan ve Türk topluluklar üzerinde kötü izler býrakan hatalarýný, halkýmýz zaman içinde çok bilinçli olarak düzeltmekte ve çözümlemektedir. Eðer böyle olmasaydý bugün yaþayan Türk devletlerinden hiçbiri varolmayý baþaramazdý. Bu baþarý hiç þüphesiz yöneticilerden çok gelenek ve törelerini yüzyýllar boyunca koruyan ve nesilden nesile aktaran halk kitlelerine aittir. Yüzyýllara yayýlan bir zaman süreci içerisinde Yesevîlik esaslarý halkýn gönlünde nesilden nesile aktarýlagelmiþ ve aktarýlmayý da sürdürecektir. Yesevî geleneðinin halkalarýndan olan Hünkâr Hacý Bektaþ-ý Veli nasýl Anadolu’daki Yesevîliðin yani Alevi-Bektaþi geleneðinin serçeþmesi ise, bu geleneðin en ulu kiþisi Hoca Ahmet Yesevî de yüzyýllardýr süregelen etkisi ile bütün Türk topluluklarýnýn hiç kuþkusuz serçeþmesidir. Vilayetnâme’ye göre Hacý Bektaþ-ý Veli’yi Anadolu’ya serçeþme kýlan da yine Ahmed Yesevî’nin kendisidir.

asli_33
05-02-2007, 04:09 AM
Giriþ

Önemli sayýda müslüman nüfusu barýndýran Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliði’nin (SSCB) -1917 Ekim Devriminden parçalanmasýna kadar ki dönem içerisinde- bu nüfusa yönelik politikasýný genel olarak ifade etmek gerekirse din karþýtý ve baskýcý olduðu söylenebilir. Ancak SSCB idarecileri zaman zaman iç ve dýþ politik yararlar saðlamak üzere, islam dininin müslüman topluluklar üzerindeki nüfuzundan yararlanmak üzere onu kullanmaktan da geri durmamýþlardýr. (Holt, 1970: 627-643) Oldukça karmaþýk bir idarî yapýlanmaya sahip bulunan SSCB, çok sayýda federe cumhuriyet, özerk cumhuriyet, özerk bölge ve ulusal bölgeden oluþmaktaydý. Bu idarî birimlerin içerisinde çok sayýda dinî ve millî farklýlýklara sahip halklar yaþamaktaydý. Bu karmaþýk devletin varolabilmesi, doðal olarak resmi ideoloji dýþýndaki, dinî ve millî duygularýn, Sovyet ideolojisi içerisinde eritilmesi siyaseti ile mümkün olabilirdi. SSCB’nin daðýlmasýna kadar izlenen din ve milliyetler politikasý bu þekilde özetlenebilir. Bu politika içerisinde Ýslam ve Türklük konusu özel bir öneme sahip olagelmiþtir. Þöyle ki SSCB nüfusunu oluþturan halklarýn önemli bir bölümü Ýslam dinine mensup ve zaman içerisinde Azeri, Kazak, Özbek, Kýrgýz, Tatar gibi adlarý önplana geçmiþ, Türk halklardan oluþmaktaydý. Bunun SSCB bakýmýndan hayati bir sorun olduðunun bilincinde olan Sovyet idarecileri, Türklük ve müslümanlýðýn birleþtirici bir rol oynamamasý için sistemli bir siyaset izlemiþlerdir. Bu siyaset içerisinde “Ahmet Yesevî” ve “Türkistan” kavramlarý önemli yere sahiptir. Buna karþýn dinî ve millî deðerlere iliþkin düþüncelerin halklar arasýnda içten içe yaþamasýnýn önüne geçilememiþtir. Devletin en büyük idari birimden en küçüðüne kadar sözkonusu olan kamusal alandaki yasaklama ve ideolojik önlemleri, aile içi eðitim, tarikatlerin yarý açýk/gizli çalýþmalarý[4] (Kur’an kurslarý vb.) yoluyla giderilmeye çalýþýlmýþtýr. Kimlik belirleyici deðerlerin kýsýtlandýðý bu dönemde Ahmed Yesevî gibi simgesel kiþilikler ve onun düþünceleri çerçevesinde oluþturulmuþ Yesevîlik gibi halkýn manevi dünyasýna hakim olan akýmlar, dinî ve millî bilinci ayakta tutan en önemli unsurlar olmuþlardýr.

Ahmet Yesevi ve onun görkemli ziyaretgahý, din karþýtý bir ideolojiyi benimsemiþ bulunan Sovyet, idaresi zamanýnda bile Türk ve baþka halklarýn çekim merkezi olmayý sürdürmüþtür. Bunu bizzat Gordlevsky gibi Sovyet alimleri ifade etmektedirler. (Gordlevsky, 1932: 57) Orta Asya’nýn ve bütün Türk dünyasýnýn hem sosyal hem dinsel anlamda en kutsal þahsiyeti olan Ahmed Yesevî’nin türbesinin de bulunduðu külliye hakkýnda Sovyet mimari tarih ve arkeoloji uzmanlarýnýn kapsamlý çalýþmalarýnýn olduðu bilinmektedir. (DeWeese, 1999: 507) Rus bilgini M. E. Masson da ilk kez 1930’da Taþkent’te yayýnlanan makalesinde türbenin tarihini ayrýntýlarýyla vermektedir.[5] Bütün bu çalýþmalara karþýn konunun sosyal ve tarihi boyutu hakkýnda yeterli çalýþmalar yoktur.[6] Belki de bu belli bir politikanýn sonucuydu. Bu konuda en fazla yayýnýn yapýldýðý Türkiye’de bile Yesevîliðin tarihi, sosyal ve dinî yönleri hakkýnda çalýþmalar yapýlmakla birlikte yeterli olmaktan uzaktýr. Bu önemli konuya gereken önemi vermek, uzun vadeli araþtýrma planlarý çerçevesinde çalýþmalar yapmak ve konunun ihmaline yol açan politikalarý boþa çýkarmak zorundayýz.

SSCB’nin daðýlmasý sonrasýnda dinî ve millî deðerlere olan ilgi gittikçe artan bir trend izlemektedir. Bu baðlamda Türk dünyasýnýn hem sosyal hem dinsel anlamda en kutsal þahsiyeti olan Ahmed Yesevî'nin türbesinin de bulunduðu yer olan Türkistan kentinin, Kazakistan'ýn baðýmsýzlýðýný kazanmasý sonrasýnda büyük bir geliþme gösterdiði bilinmektedir. Türkistan ve çevresindeki gözlemlerimi, Orta Asya’daki diðer bölgelere iliþkin yazýlanlarla birleþtirdiðim zaman, son on yýlda Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerinde dinsel deðerlere doðru giderek artan bir eðilim olduðunu söyleyebilirim. Bu eðilim daha önce pek bilinmeyen lokal öneme sahip dini mekânlarýn daha da tanýnmasýna yol açtýðý gibi, varolanlarýn da restorasyonuna ve daha da geliþmesine neden olmaktadýr. Bununla baðlantýlý bir diðer eðilim ise, dini ve milli deðerleri ele alan yayýnlara karþý halkýn artan ilgisidir. Buna paralel olarak, bu konularda Kazak ve Özbek Türkçelerinde çok sayýda kitap yayýnlanmakta ve ilgiyle okunmaktadýr. (Örneðin: Mirhaldaroglý, 1992; Buhari, 1993; Kojayev, 1997) Son yýllarda Türkistan þehrinin tarihine iliþkin çalýþmalarýn da yapýldýðý görülmektedir.[7]

asli_33
05-02-2007, 04:10 AM
Türkistan ve çevresinde çok sayýda ziyaret bulunmaktadýr. Sadece Sayram Kenti bile bu konuda ayrý bir araþtýrma konusu olabilir. Halk arasýnda da burada “sansýz bab” yani sayýsýz ziyaret olduðu ifade edilmektedir. Sovyet idaresi zamanýnda bir çoðu kapalý ve bakýmsýz olan bu camiler ve ziyaretler baðýmsýzlýk sonrasýnda halk tarafýndan giderek artan oranda ilgi görmektedir. Buralarda artýk molla, müfti, sopu, hoca, imam, iþan ve çýrakçý olarak adlandýrýlan din görevlileri ve türbedarlar da görev yapmakta ve bu mekânlar giderek daha bakýmlý hale gelmektedirler. Türkistan ve çevresinde hatta daha da genellersek tüm Orta Asya ve Kafkaslarda Sovyet dönemi ardýndan dinî bir uyanýþ sözkonusudur. Bu uyanýþta yeni camilerin yapýlmasý kadar, evliya, ata, bab[8] (baba), batýr[9] ünvanlý ziyaretlere olan halkýn artan ilgisi de önemli rol oynamaktadýr. Halk bu ziyaretler sýrasýnda orada bulunan din görevlilerinden veya çýrakçýdan ziyaret ettiði yere iliþkin bilgilerin yanýsýra dini bilgiler de almaktadýr. (Bu ziyaretler hakkýnda örn. bkz. Turýsov, 1992; Mirhaldaroglý, 1997) Bu þekilde bugün artýk baðýmsýz olan eski SSCB topraklarýnda bilginin ve dinin yeniden inþa faaliyetinde bu kiþiler çok önemli iþlevler görmektedirler. Sade halk, inanca iliþkin konularý onlarýn kanalýyla öðrenmektedirler ve bu süreç uzun süre de bu þekilde devam edecektir. Araþtýrmacý olarak bize düþen yeniden yapýlanan dini deðer ve kurumlarý gözlemleyerek, çok dinamik bu süreci ayrýntýlarýyla anlayabilmek, yorumlayabilmek ve karþýlaþtýrabilmektir.

Zamansal ve Coðrafi Yaygýnlýk Sorunu:

Yesevîlik araþtýrmalarý konusundaki en önemli sorun konunun kapsamlý olduðu kadar bu kapsamlý konunun yüzyýllar yayýlan zamansal ve coðrafi geniþliði sorunudur. Bu zorluðu gidermenin yolu da yine bilimsel yöntemle olanaklýdýr. Deðiþik alanlarda uzman araþtýrmacýlarýn yapacaklarý uzun vadeli ve titiz çalýþmalarla konunun aydýnlatýlmasý sözkonusudur. Yeter ki hem bu araþtýrmacýlar konularýnda uzman olsunlar ve hem de bu araþtýrmalara çalýþmalarý için gerekli bilimsel ortam ve kaynaklar saðlansýn. Bu zamansal ve coðrafi yaygýnlýk sorununun giderilmesinin bir diðer yolu da farklý üniversite ve araþtýrma merkezlerinde bu konuda araþtýrma yapan bilim adamlarýnýn bilgi-belge ve görüþ alýþveriþinde bulunabilmeleridir. Bunun en olaðan yolu da bu bilim adamlarýný bir araya getiren sempozyum, konferans, kongre vb. bilimsel toplantýlarýn bu açýdan deðerlendirilmeleridir.


Ahmed Yesevî’nin büyük hatýrasýna dayanýlarak Türkiye ve Kazakistan devletleri tarafýndan kurulan Ahmed Yesevî Uluslararasý Türk-Kazak Üniversitesi’nde bu konularýn araþtýrýlmasý için Türkoloji Enstitüsü kurulmasý oldukça anlamlýdýr. Yesevîlik gibi kapsamlý bir konunun bu amaçla kurulmuþ bir enstitü içerisinde, deðiþik bilim dallarýnda uzman araþtýrmacýlarca ve disiplinlerarasý bir bakýþ tarzýyla ele alýnmasýnýn yararlý sonuçlarý olacaktýr. Zamanla bu enstitü bilim dünyasýna yeni bulgular ve araþtýrmalar sunacak ve Yesevîlik araþtýrmalarý konusunda dünyanýn farklý üniversitelerindeki bilim adamlarýnýn da yararlanabileceði bir araþtýrma merkezi durumuna gelecektir.

Yesevîliðin zamansal ve coðrafi yaygýnlýðýnýn bilimsel araþtýrmalar bakýmýndan çeþitli zorluklarý olmasýna karþýn, yapýlacak araþtýrmalarýn sonuçlarý bakýmýndan da çok zengin verilerin elde edilmesi ve bilim adamlarýnýn hizmetine sunulmasý imkanýný yaratacaktýr. Þöyle ki Yesevîlik, doðduðu yer olan Türkistan bölgesinden Türk topluluklar aracýlýðýyla farklý coðrafyalara taþýnmýþ, Orta Asya’dan Balkanlara uzanan büyük coðrafi alanda zaman içerisinde kökleþmiþtir. Bugün Türkiye, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kýrgýzistan, Rusya Federasyonu, Ýran vd. ülkelerin sýnýrlarý içerisinde yaþamakta olan Türk topluluklarýn yaþamlarýnda Yesevîlik özünü yitirmeden, çok farklý kültürel dokular oluþturarak zengin bir þekilde yaþamaktadýr. Eðer bu büyük coðrafi alanda farklý adlar alsa da özü Yesevîlik olan deðerlerimiz bilimsel yöntemlerle ortaya konabilirse, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaþlarýnýn tarihimiz ve kültürümüze iliþkin baþlattýklarý bilimsel çabalarýn devamý yönünde önemli bir adým daha atýlmýþ olacaktýr.

asli_33
05-02-2007, 04:11 AM
Yesevîlik Araþtýrmalarýnda Kaynak Sorunu:


Yesevîlik konusundaki verilerin önemli bir bölümü sýnýrlý sayýda olan yazýlý kaynaklara dayandýðýndan yanlý bilgileri yinelemekten ve konunun sadece bir yönünü ele almaktan ve genellemekten öteye gidememektedir. Burada öncelikle bu konuda sadece yazýlý kaynaklara dayanýlarak yapýlacak deðerlendirme ve yorumlarýn neden yetersiz olacaðýný açýklamaya çalýþacaðým.


Merhum Prof. Dr. Fuad Köprülü’nün “Türk Edebiyatýnda Ýlk Mutasavvýflar” adlý çalýþmasý ve oradaki kaynaklar Ahmed Yesevî ve Yesevîlik hakkýndaki araþtýrmalarýn temeli durumundadýr. Rus alim Gordlevsky bile Ahmed Yesevî hakkýndaki makalesinde Köprülünün bu çalýþmasýný tamamlamaya çalýþtýðýný ifade etmektedir. (Gordlevsky, 1932: 57) Köprülü bilge bir bilim adamý olarak daha sonraki yýllarda yaptýðý çalýþmalarýnda önceki çalýþmalarýnda varolan eksiklikleri hiç çekinmeden belirtmiþ ve bilim dünyasýna bu konuda da örnek bir þahsiyet olarak geçmiþtir. Prof. Köprülü “Türk Edebiyatýnda Ýlk Mutasavvýflar” adlý çalýþmasýnda, elinde o zaman bulunan belgeler doðrultusunda, Bektaþi menakýbnamelerine ve Vilayetnâme”ye fazla itibar etmediðinden Yesevîlik ile Bektaþilik arasýnda gerçek bir bað olmadýðýný ifade etmiþti: “...Ayinlerinde Türkçe’nin – Arapça ve Farsça yerine – tarikat lisaný olmasý, týpký Yesevîlerde olduðu gibi halk vezni ve lisaniyle yazýlmýþ sade Türkçe ilahilerin aralarýnda pek çok tutunmasý gibi dýþ benzeyiþlere raðmen Bektaþilik’le Yesevîlik arasýnda hiçbir hakiki bað mevcut deðildir...” (Köprülü, 1993a: 112) Ancak daha sonraki çalýþmalarýnda elde ettiði yeni belgeleri de dikkate alan Köprülü bu fikrini deðiþtirerek bunu çalýþmalarýnda özellikle belirtmiþtir. Þöyle ki “... O halde artýk Hacý Bektaþ Veli’nin tarihsel kiþiliðini kaplayan meçhuliyet perdelerini kaldýrmaya baþlayabiliriz. Bu tanýnmýþ sufi hakkýnda þimdiye kadar yapýlan Avrupa araþtýrmalarý, ona dair bilgilerin legendaire(rivayet türünden) bir mahiyette olduðunu, Bektaþilik teþkilatýna ancak miladi XVI. yüzyýldan beri tesadüf edildiðini meydana koymuþtu. (Jacob ve onu izleyenlerin görüþleri) Biz de “Türk Edebiyatýnda Ýlk Mutasavvýflar”da bazý yeni belgelere dayanarak, Jacob’un nazariyelerini tadil ve tashih ederek, bu zamaný yarým ve hatta bir yüzyýl daha geriye götürme gereðini göstermiþ ve Hacý Bektaþ’ýn VII. yüzyýlda Anadolu’da yetiþmiþ bir meczup olup, Osmanlý padiþahlariyle görüþmediðini, ve týpký bu görüþmeler gibi kendisine isnad olunan “Makalat” ve “Vilayet-name”lerin sonradan uydurulduðunu eklemiþtik. Halbuki o zamandan beri elde ettiðimiz birtakým yeni belgeler, oradaki görüþ noktalarýmýzý da tadil gereðini isbat etti...Bektaþilik araþtýrmalarý için gözönünde tutulacak bir nokta da, þimdiye kadar tamamen uydurma sayýlan “Vilayet-name”nin her halde tarihsel bir esasa dayandýðý meselesidir. Kuvvetli bir tarihsel eleþtiriye tabi tutmak suretiyle ondan büyük yararlar saðlanabileceðini “Bektaþilik Tarihi” adýyla hazýrladýðýmýz eserde bizzat denedik...” (Köprülü, 1995b: 8-9) Yine Köprülü, “Türk Edebiyatýnda Ýlk Mutasavvýflar” adlý çalýþmasýndan sonra yayýnladýðý Ýslam Ansiklopedisi’ne yazdýðý ve “Edebiyat Araþtýrmalarý” adlý kitabýnda da yer alan “Ahmed Yesevî” hakkýndaki makalesinde de önceki çalýþmalarýndaki bazý eksiklikleri þu þekilde düzelme gereði duymakta ve Yesevîlik konusundaki araþtýrmalarda izlenecek yolu açýkça göstermektedir:

asli_33
05-02-2007, 04:12 AM
“...Türk Edebiyatýnda Ýlk Mutasavvýflar’ý yazarken, gerek Ahmed Yesevî’nin sufîyane þahsiyetini, gerek Yesevî tarikatinin hüviyetini tamamiyle nakþibendî kaynaklarýnýn gösterdiði þekilde tasvir etmiþtim. Halbuki Babaî, Hayderî ve Bektaþî an’anelerinin Ahmed Yesevî hakkýndaki rivayetleri þüphesiz tarihi hakikate daha yakýndýr. Ýlk Mutasavvýflar’ýn neþrinden sonra Bektaþiliðin menþeleri hakkýnda yaptýðým araþtýrmalar ve elde ettiðim yeni vesikalar bana bu hususta kat’î bir kanaat vermiþtir. Binaenaleyh burada Ahmed Yesevînin tasavvufi þahsiyeti ve Yeseviye tarikatinin ilk asýrlardaki hususi karakteri hakkýndaki verilecek izahat ilk mutasavvýflar’dakinden tamamiyle farklý olacaktýr... ” (Köprülü, 1993b: 212) O halde demek oluyor ki Köprülü’nün bizzat kendisi “Türk Edebiyatýnda Ýlk Mutasavvýflar” kitabýnda yazdýklarýnýn büyük ölçüde nakþibendi kaynaklarýna özellikle de Hazinî’nin “Cevâhiru’l-Ebrâr Min Emvâc-ý Bihâr” adlý eserine dayanýlarak yazýldýðýný ve bunun yanlýþlýðýný anladýðýný ve Ýslam Ansiklopedisi’ne yazdýðý “Ahmed Yesevî” maddesinde bu yazdýklarýnýn dýþýnda kaynaklarý esas aldýðýný belirtmektedir. Burada Köprülü bu konuda çalýþacak bilim adamlarýna konuya nasýl bakýlmasý gerektiðini bizzat kendi çalýþmalarýyla göstermektedir. Ancak ne hikmetse bu öðüdün bu zamana kadar pek tutulmadýðý da açýkça ortadadýr. Ayrýca Melikoff ve Gordlevsky gibi araþtýrmacýlar da Bektaþiliðin, Yeseviliðin Anadolu’daki mirasçýsý olduðunu ifade etmektedirler. (Melikoff, 1993: 157; Gordlevsky, 1988: 322)

Yesevîliðin Bektaþi menkýbe, gelenek vb. ananeleri doðrultusunda incelenmesi henüz yapýlmýþ deðildir. Merhum Köprülü’nün de yýllar önce belirttiði gibi Ahmed Yesevî ve Yesevîlik ancak bu kaynaklarla doðruya en yakýn bir þekilde anlaþýlabileceði gibi, Anadolu Türkleri ile onlarýn yüzyýllardýr baðlantýlý olduðu diðer Türk topluluklarla olan sosyo-kültürel yakýnlýklarýný anlamanýn yolu da bu konuya doðru bir bakýþý zorunlu kýlmaktadýr. Bize göre Yesevîlik üzerine çalýþan araþtýrmacýlarýn birçoðunun çalýþmalarýnda bilerek veya bilmeyerek, Prof. Köprülü’nün sonraki yýllarda yaptýðý ve yukarýda alýntýlarýný verdiðim düzeltmeler dikkate alýnmamýþtýr. Örneðin, Hazinî’nin “Cevâhiru’l-Ebrâr Min Emvâc-ý Bihâr (Yesevî Menakýbnamesi)” eserini yayýnlayan Cihan Okuyucu’nun bu kitaba yazdýðý giriþte Prof. Köprülü’nün sonra yazdýðý makalelerinde dile getirdiði yeni düþüncelerine deðinmeden “Türk Edebiyatýnda Ýlk Mutasavvýflar” kitabýný esas almasý da oldukça dikkat çekicidir. Oysa bu yeni bulgularýn ifade edilmesi bu yayýnlanan eseri önemsiz kýlmazdý.

Bir an için bir “Yesevî Menakýbnamesi”nin Köprülü’nün “müteassýb sünnî nakþbendi derviþi” olarak nitelediði (Köprülü, 1972: 143) Tacikistanlý ve nakþibendî olan Hazini deðil de Alevi-Bektaþi geleneðine baðlý bir Baba veya Dede tarafýndan yazýldýðýný düþünelim. Hiç kuþkusuz Yeseviliðe iliþkin bilgiler Hazinî’nin eserinden çok daha farklý bilgiler içerecekti. Kaldý ki Hazinî o kadar tutucu fikirlere sahiptir ki “...Padiþah hariç Rum (Anadolu) halkýný maneviyata ilgisizlikle suçlamaktadýr...” (Okuyucu, 1995: V) Nakþibendiliði benimsemiþ ve doðal olarak eserine de yansýtmýþ Hazinî’nin Anadolu’daki atalar, babalar aracýlýðýyla islamý benimsemiþ halk topluluklarýna olumlu bakmamasýný olaðan karþýlamak gerekir. Ýþte bütün bu gerçeklere karþýn Hazinî’yi esas almak suretiyle Yeseviliði anlamak ve anlatmak bilimsel deðil ancak duygusal olsa gerek.

asli_33
05-02-2007, 04:13 AM
Yesevilik araþtýrmalarýnda dikkat edilmesi gereken bir diðer konu ise Ahmet Yesevi’nin yaþadýðý dönem ve yakýn dönemlere iliþkin bilgiler veren Arap, Rus, Avrupalý vd. seyyahlarýn verdikleri bilgilerin titiz bir þekilde incelenmesi gerekliliðidir. Uzun dönem Sovyet idaresinde kalan bölgeye iliþkin Sovyet araþtýrmacýlarýn çalýþmalarýnýn da elde edilerek incelenmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak Yesevîliði anlamanýn yolu objektif bir bakýþ açýsý ile doðru kaynaklarý esas almaktan geçmektedir. Yesevîliðe iliþkin sözlü ve yazýlý bütün bilgi ve belgeler toplanmalý, daha sonra bu bulgular disiplinlerarasý bir bakýþ ile deðerlendirilmelidir. Bana göre dinbilim, sosyoloji, tarih, antropoloji, halkbilim gibi deðiþik alanlarda uzmanlardan oluþan bir bakýþ açýsý ile konunun anlaþýlabilmesi mümkündür. Deðiþik kütüphanelerde bulunan Divan-ý Hikmet yazmalarý, Yesevîlikle ilgili bilgiler içeren Nakþî ve Bektaþî menakýbnameleri ve Türk topluluklar arasýnda bugün hala yaþayan Yesevîlikle ilgili bilgiler öncelikle ulaþýlmasý gereken bilgilerdir. Bunlar konumuz açýsýndan birincil kaynaklardýr. Bunlardan sonra ise Yesevîlik konusunda bilgiler içeren her türlü kitap, makale ve yayýnlar gelmektedir. Bu bulgularýn belli bir merkezde toplanmasý ayný zamanda Yesevîlikle ilgili bütün kaynaklarýn toplandýðý bir araþtýrma kitaplýðýnýn da oluþmasýný saðlayacaktýr.


YANLI BAKIÞ SORUNU



Bize göre bugün Yesevîlik araþtýrmalarýnýn önündeki en önemli sorun yukarýda da kýsmen deðindiðimiz tarafgirlik sorunudur. Bu konuda çalýþan üniversite içinden veya dýþýndan araþtýrmacýlar konuya taraflý baktýklarý sürece pek fazla bir yol alýnamayacaðý muhakkaktýr.

Bu tarafgirlik araþtýrmacýlarýn etnik veya dinsel mensubiyetlerinden kaynaklanabileceði gibi, konunun yayýldýðý coðrafi ve zamansal geniþliðine hakim olamamaktan da kaynaklanmaktadýr. Araþtýrmacý ya Yeseviliði kendi dini, etnik kimliði doðrultusunda ele almakta veya belli dönemler ve coðrafi alanlar konusunda yoðunlaþmýþ olmasýndan dolayý konunun bu yönünü genelleyerek belli sonuçlara varmaktadýr. Bir diðer sorun da bu konuda varolan boþluðu doldurmak üzere aceleci yargýlarda bulunulmasýdýr. Yesevîlik konusunda þimdilik kesin ifadelerden kaçýnmakta yarar vardýr. Þöyle ki, konunun bir çok tarihi yönü tam olarak aydýnlanmamýþ ve Ahmet Yesevî’ye atfedilen hikmetlerin edisyon kritiði bile tam olarak yapýlmamýþtýr. Kaldý ki bu hikmetlerin bir bölümünün Ahmet Yesevi’den sonraki devirlerde yazýldýðýný anlamak için sözlerine bakmak yeterli olacaktýr.


Yesevîlik konusunda çalýþan akademisyenlerde çeþitli önyargýlarýnýn olmasý ve bunu doðal olarak araþtýrma sonuçlarýna yansýtmalarý, yapýlan çalýþmalarý kýsa vadede olmasa bile orta ve uzun vadede mutlaka tartýþmalý hale getirecektir. Örneðin bu konuda yanlý bakýþa iliþkin Prof. Ocak’ýn þu deðerlendirmesi dikkat çekicidir: “Ýþte Türkler’in Ýslam’ý kabulü, bu kabulün tasavvufi bir nitelikte vuku bulduðu gibi çok önemli bir olayýn bugüne kadar, genel ve ütopik çerçevelerin ve siyasî tarih sýnýrlarýnýn dýþýna çýkýlarak bütün yönleri ve teferruatý ile gerçekçi bir biçimde yetmiþ yýldan beri hala incelenememiþ olmasý Türk tarihçiliði ve ilahiyatçýlýðý adýna doðrusu çok þaþýrtýcýdýr

asli_33
05-02-2007, 04:14 AM
Türkiye’de muhafazakar tarihçilik ve ilahiyatçýlýk anlayýþý bu meseleyi hep teðet geçmiþ ve yaptýðý araþtýrmalarda Ýslam’ýn yayýldýðý yerlerdeki eski kültürleri, özellikle dini-mistik kültürleri, bu kültürün sosyo-ekonomik altyapýsýný ve hele bunlarýn oralar halkýnýn Ýslamî anlayýþ ve yorumlarý üzerindeki etkilerini bazan bilerek görmezlikten gelmiþ, bazan farkýna varmamýþ, vardýysa önemini kavramamýþ yahut ciddi ve derinlemesine bir þekilde incelemekten hep kaçmýþtýr. Bunun yerine, problemsiz dört baþý mamur, her zaman ve her yerde ideal Ehl-i Sünnet kalýplarýna uygun mükemmel bir islamlaþma sürecini varsaymýþ, yorumlarýný hep bu varsayým üzerine bina etmiþtir.” (Þeker - Yýlmaz, 1996: 589-590) Türkiye’de konuyla ilgilenen ilahiyatçý ve edebiyatçý akademisyenlerin çoðu iþte bu yukarýda özetlenen þekilde meseleyi ele almýþtýr. Bu görüþe göre “Ahmet Yesevî, Sünniliðin/Hanefiliðin ihyasý için uðraþmýþ bir tarikat kurucusudur”. Bu yönde birkaç örnek alýntý meseleyi daha rahat anlamamýzý saðlayacaktýr: “Mürþidi Þeyh Yusuf Hemedani gibi Ahmed Yesevî de Hanefî Sünnî bir alimdir...Bir inanç sistemi ve yaþama biçimi olan Yesevîyye tarikatýnýn temelinde iki þey bulunmaktaydý. Bunlar “ilim ve hikmet” ile “Hanefî fýkhý”dýr...” (Caným, 1996: 10) “...Hikmetler tahlil edildiðinde görülür ki, bunlarýn hemen hemen bütününe türlü ifadelerle yansýmýþ ve sinmiþ olan ruh, dolayýsýyla Yesevilik tarikatýnýn esasýný teþkil ettiðinde þüphe bulunmayan öz þeriate ve ehl-i sünnet mezhebine tam baðlýlýktýr...” (Tulum, 1999: 206-207) “...Bir mürþid ve ahlâkçý hüviyetiyle onlara þeriat hükümlerini, tasavvuf esaslarýný, tarikatýnýn âdâb ve erkânýný öðretmeye çalýþmak, Ýslâmiyet’i Türklere sevdirmek, Ehl-i sünnet akidesini yaymak ve yerleþtirmek baþlýca gayesi olmuþtur... Ýslam þeriatýna ve Hz. Peygamberin sünnetine sýký sýkýya baðlý olan Ahmed Yesevi’nin þeriat ile tarikatý kolayca telif etmesi, Yesevîliðin Sünni Türkler arasýnda süratle yayýlýp yerleþmesinin ve daha sonra ortaya çýkan birçok tarikatlara tesir etmesinin baþlýca sebebi olmuþtur...” (Eraslan, 1989: 161) “...Ahmet Yesevî de týpký mürþidi Yusuf Hemedânî gibi Hanefî mezhebinde bir fatih, bir þerîât âlimi olduðundan þerîâtle tarikât daima kaynaþmýþtýr...” (Anonim, 1986: 45) Konunun çerçevesi ve sýnýrlarý bu þekilde çizildikten sonra ne yazýk ki geriye sadece bu çerçevenin içini dolduracak olan verilerin ele alýnmasý kalmaktadýr.

Ýslam’ýn benimsenmesi esnasýnda ve sonrasýnda ortaya çýkan inançlararasý ve kültürlerarasý etkileþimin görmezden gelinmesi doðal olarak meseleleri anlamamýzý zorlaþtýrmaktadýr. Ýslam da yayýlmasý sýrasýnda pek çok yerel inanç ve kültürü benimsemiþ kendi bünyesi içerisine almýþtýr. Bunda garipsenecek veya rahatsýz olunacak bir durum yoktur. Eski Türk inançlarý ve gelenekleri yeni din içerisinde yaþamayý sürdürmüþtür. Artýk onun bir parçasý olmuþtur ve bugün bile bu inanç ve geleneklerin yaþamakta olanlarý bulunmaktadýr. Bunu görmek için halk inanç ve geleneklerine genel bir bakýþ bile yeterli olacaktýr. Ahmet Yesevi’nin hikmetleri içerisinde eski Türk inançlarý ile baðlantýlý birçok unsur dikkat çekmektedir.[10] Biz Yesevîlik konusuna iliþkin yanlý bakýþ meselesine bazý sorularla karþýlýk vermek istiyoruz. Eski Türk inançlarýndan kamlýk, Gök Tanrý kültü, atalar ve doða kültleri gibi inançlarýn bugün Türkler arasýnda deðiþik þekillerde hala yaþýyor olmasýný görmezden gelmek mümkün müdür? Bektaþi kaynaklarýnda yeralan Ahmet Yesevî’ye iliþkin bilgileri görmezden gelmek mümkün müdür? Yeseviliðin sadece Sünni topluluklar deðil Anadolu’da Alevi-Bektaþi topluluklar eliyle de yaþatýlýyor olmasýný görmezden gelmek mümkün müdür? Anadolu’daki Alevi Ocaklarý ile Ahmet Yesevî arasýndaki iliþki ve bunun yüzyýllardýr yaþatýlýyor olmasýnýn hiçbir önemi yok mudur?

Bu konudaki örnekler arttýrýlabilir. Ahmed Yesevî’nin halifelerinden olan ve Sûfî Daniþmend’e atfedilen Mir’atü’l-Kulûb adlý eserde “...Rasulûllah (s.a) buyurur ki: Ölmeden evvel ölünüz....” (Tosun, 1997: 73) “...Nitekim Hz. Peygamber (s.a) buyururlar: (Hak Teâlâ) sizin sûretlerinize bakmaz ama kalplerinize bakar. Ve yine þöyle buyururlar: Mü’minin kalbi, Rahmân’ýn Arþ’ýdýr ve mü’minin kalbi Râhman’ýn evidir. Hz. Peygamber (s.a) lutfedip böyle buyurdular...Binâenaleyh, bu özellikteki gönül belki Kâbe’den daha üstün olur, onun için Kâbe’yi Hz. Ýbrahim binâ etti, gönlü ise Rabbü’l-celîl binâ etti. Bu görünen Kâbe’ye tüm yaratýklar nazar eder ama gönle (sadece) Hak Teâlâ nazar eder...” (Tosun, 1997: 74) ifadeleri yeralmaktadýr. Bu ifadeler Alevi-Bektaþi geleneðinde varolan esaslarla uyum içerisindedir. Þöyle ki “ölmeden evvel ölmek” ve “gönül Kâbesi” Alevi-Bektaþi ozanlarýnýn deyiþlerinde sýk sýk geçer. Menakýb ve Buyruk kitaplarý da bu konulara özellikle dikkat çekerler.

asli_33
05-02-2007, 04:15 AM
Ýmam Hüsâmeddîn Hüseyin b. Ali Sýðnakî (Öl. 1311) tarafýndan yazýlmýþ olan ve Ahmed Yesevi’ye iliþkin menkýbeleri içeren en eski eser Menakýb-ý Ahmed-i Yesevî adlý eserdir. Bu eserde yeralan þu ifadeler de dikkat çekicidir. “...Biliniz ki, Þeyh Ahmed Yesevî 170 kâmil ve mükemmil pîre hizmet edip icâzet, tarîkat ruhsatý ve ta’lîmât almýþ, onlarýn herbirinden hýrka giymiþ, ayrýca cehrî zikir, semâ ve raks izni almýþlardý....avam halkýn irþad usûlünü öðrenip abdallar zümresinden oldu ve çehâr darb vurdular (saç, sakal, býyýk ve kaþlarýný kestiler)...40 sene Kalenderîler ile seyahat edip, abdâllar, evtâd, Hýzýr ve Ýlyâs ile arkadaþlýk ettiler... ” (Tosun, 1998: 78-79) Yine ayný eserde yeralan “...Tekkelerinde kadýn erkek (birlikte) raks ederlerdi (zikir eþliðinde semâ ederlerdi). Ansýzýn Arap (ülkeleri) yönünden bir cemaat kýrk derviþle birlikte geldiler. Halife Ahmed’e: “Kadýn erkek zikir ve semâ ediyorlar, bu nasýl olur? diye sordular. Halife Ahmed bir ateþi pamuða sardý, kutuya koyup aðzýný kapattý ve onlarýn eline verdi. Onlar kendi memleketlerine döndüler. Mýsýr’ýn (bir) þehrinde, büyük camide, kalabalýk bir insan topluluðu içinde (kutuyu) açtýlar. Gördüler ki ateþ pamuða zarar vermemiþ hatta hiç tesir etmemiþtir. Dediler ki: Hâce Ahmed bize bir iþaret verdi yani “bizim sohbetimizde kadýn erkek iþte böyledir” (beraber olmalarý gönüllerine zarar vermez) demek istedi. Arap þeyhleri: “Halife Ahmed bizim pîrimizdir” dediler.” (Tosun, 1998: 79) ifadelerinde de Anadolu’daki Alevi-Bektaþi geleneðinin bugün hala yaþattýðý ritüellere iliþkin izler görmekteyiz. Eski Türk geleneklerdeki kam-ozan geleneðinin temelini oluþturan müzik (kopuz) ve söz birlikteliði bugün Alevi-Bektaþi topluluklarda ibatette (Ayin-i Cem) bile saz ve söz birlikteliði þeklinde yaþamaktadýr. Yine zikir benzeri özellikler, sema/semah ve kadýn erkeðin ibadete birlikte katýlmasý da Alevi-Bektaþi ibadeti olan cemlere has özelliklerdir.


Türk Dünyasýna Ahmet Yesevi’nin etkileri ve zamanla bu etkilerin yaþadýðý deðiþmeler konusu da oldukça büyük önem taþýmaktadýr. Alan araþtýrmalarým doðrultusunda söyleyebilirim ki Anadolu’da kendini Ahmet Yesevi Ocaðý’ndan sayan topluluklar olduðu gibi, onun öðrencisi Hacý Bektaþ Veli’yi serçeþme kabul eden büyük bir halk topluluðu bulunmaktadýr. Daha önce Anadolu’da ve/veya dünyanýn baþka yerlerinde bu konularda yapýlan araþtýrmalar ile Kazakistan’daki toplumsal yapýda varolan benzerlikler ve farklýlýklar bilimsel teknikler (özellikle sosyolojik ve antropolojik yöntemler) kullanýlmak suretiyle incelenmelidir. Bu incelemeler kütüphane ve kaynak çalýþmasýnýn yanýsýra katýlýmcý gözleme dayalý alan araþtýrmalarý ile desteklenmeli ve bu þekilde yayýnlanmýþ kaynaklardaki verilerin de test edilmesi söz konusu olmalýdýr. Bu baðlamda Türkistan ve çevresi coðrafyada varolan inançlarla ilgili pratikler, yaþam tarzlarý, oluþturulan sosyal kurumlar (Örn. aile ve din) ve bu kurumlarýn zaman içerisinde gerçekleþtirdikleri iþlevler, menkýbeler vb. sözlü veriler gibi verileri ana hatlarýyla saptamak, betimlemek, anlamak ve yorumlamak gerekmektedir.



Aradan geçen yüzlerce yýl, bugün Anadolu ve Balkanlar’ýn çeþitli bölgelerinde yaþamakta olan Türk topluluklara anayurtlarýndan taþýyarak yaþattýklarý Yesevîliðe iliþkin geleneklerini unutturamamýþtýr. Yaptýðým alan çalýþmalarýndan biliyorum, Tokat, Sivas, Tunceli, Elazýð, Erzincan ve Malatya’da Ahmed Yesevî ile menkýbeler halkýn zihninde bugün olmuþ canlýlýðýný korumaktadýr. Örneðin Tokat ve çevresinde etkin olan Alevi Ocaklarýndan Hubyar Ocaðý’na adýný veren Hubyar Sultan’ý, Ahmed Yesevî’nin okuttuðuna ve yetiþtirdiðine inanýlmaktadýr. Ahmed Yesevî ve Hubyar Sultan’a iliþkin menkýbeler nesilden nesile aktarýlarak günümüze dek ulaþmýþtýr. Yine Doðu Anadolu bölgesindeki Alevi ocaklarýndan birinin adý, “Ahmed Yesevî Ocaðý” olup, kendilerini Ahmed Yesevî soyuna baðlayan dedesoylu aileler bulunmaktadýr. Anadolu’da birçok Dedelerle yaptýðým görüþmelerde çeþitli ocaklara adýný veren erenlerin Ahmed Yesevî ile olan baðýnýn vurgulanmasý da oldukça anlamlýdýr.[11]

asli_33
05-02-2007, 04:16 AM
Sonuçta Yesevîlik konusunda sýnýrlý sayýda yazýlý kaynaðýn olmasý, menkýbevi ve/veya sözlü gelenekten elde edilen kaynaklardan yararlanýlamamasý ve konuya belli açýlardan bakýlmasý tarafgirliðe yol açan nedenlerdendir. Bu sorunu gidermenin yegane yolu deðiþik bilim dallarýnýn devreye girmesi ve konuya disiplinlerarasý bir bakýþýn getirilmesi ile mümkündür. Konuya sadece belli perspektiften bakmak sorun yaratmaktadýr. Türkiye’de akademik çevrelerde daha çok edebiyatçýlar ve ilahiyatçýlarýn konuya eðildiði görülmektedir. Bu durum konunun sosyolojik, folklorik, antropolojik ve tarihi yönlerinin çok az ele alýnmasý sonucunu doðurmuþtur. Örneðin konuya yönelik dini bir bakýþ açýsý olayý sadece Nakþibendilikle iliþkilendirmekte ve konu buradan öteye gidememekte adeta týkanmaktadýr. Yine bu bakýþ açýsýyla ilgili önemli bir nokta ise yukarýda da ifade ettiðim, þamanlýk vb. eski Türk inançlarýnýn Yesevîlikteki yeri ve islamlaþmadan sonra da Türkler arasýnda biçim deðiþtirmek suretiyle de yaþamaða devam ettiði gerçeðinin görmezlikten gelinmesidir. Türkler islamý benimsemiþler ancak þamanlýk, atalar kültü, doða kültleri vb. eski inançlarýný da býrakmamýþlardýr. Bu konularýn ayrýntýlý olarak incelenmesi gerekmektedir.



Yesevîlik Araþtýrmalarýnda Sözlü Geleneðin Önemi
Sadece yazýlý kaynaklara baktýðýnýz zaman orada büyük ölçüde kentlerde hakim seçkinlerin anladýðý ve sunduðu Yeseviliði bulabiliriz. Göçebe, yarý göçebe ve eðitim kurumlarýndan yoksun içine kapanýk yaþam þeklini yüzyýllardýr yaþatagelmiþ halk topluluklarýnýn anladýðý ve yaþattýðý Yeseviliði bu yazýlý kaynaklarda bulamayýz. Eðer bugün Yesevîliðe dair birtakým özellikler Türkler arasýnda hala yaþýyorsa bu yine ata geleneklerine, edebiyatlarýna titiz bir þekilde sahip çýkan bu sade halk kitlelerinin sayesindedir. Halk zihninde ve sosyal yaþamýnýn her alanýnda yaþamakta olan Yesevîlikle ilgili unsurlarýn, farklý coðrafyalarda yaþayan bu halk topluluklarý gözlemlenerek ortaya çýkarýlmasý gerekmektedir. Sözlü geleneðe iliþkin verileri toplamanýn ve deðerlendirmenin de kendine özgü sorunlarý bulunmaktadýr. 1929 yýlýnda Türkistan’ý ziyaret eden Gordlevsky bunu þu þekilde ifade etmektedir: “Koþullar dinsel etnografik þekliyle bakmak için pek iyi deðil. Ýnsanlarýn arasýndaki güvensizliði ve þüpheyi kaldýrmak için çok zamana gerek var ve ben Türkistan þehrinde iki gün kaldýðýmda çok az malzeme toplayabildim. Ýnsanlar rivayetlerin kötü koruyucularýdýr. Rivayetleri bilen susuyor. Ýyi bir koruyucu ile karþýlaþmadým...” (Gordlevsky, 1932: 57)



Prof. Köprülü “Türk Edebiyatýnda Ýlk Mutasavvýflar” adlý çalýþmasýnda Ahmed Yesevî ve Yesevîlikle ilgili olarak nakþibendi kaynaklarýný esas almakla birlikte özellikle Ahmed Yesevi’nin menkabevi hayatýný anlatýrken (Köprülü, 1993a: 27-59) Bektaþi menakýbnamelerinden de sýk sýk alýntý yapmaktadýr. Köprülü’nün sonradan yazdýðý ve yukarýda alýntý yaptýðýmýz üzere Bektaþi kaynaklarýna göre, Ahmed Yesevî ve Yesevîlik bilgilerinin yeniden deðerlendirilmesinin zamaný gelmiþtir. Bu konuda da Köprülü’nün yýllar önce ifade ettiði gibi: “...Yeseviyye’nin ilk teþekkülüne ait bilgimizin yetersiz oluþu yüzünden, onu iyi anlamak için menkabelere baþvurmak zorundayýz...” (Köprülü, 1972: 144)

asli_33
05-02-2007, 04:17 AM
Burada Yesevilik araþtýrmalarýnda sözlü geleneðin önemini göstermek üzere Türkiye’deki Yesevi Yolu izbasarlarý olan Alevi-Bektaþilerden sözetmek istiyorum. Anadolu’daki Alevilik ve Bektaþiliði, tarihsel ve sosyal koþullarýn doðal bir sonucu olarak, yazýlý olmaktan çok sözlü geleneðe dayalý eski inançlarýn islami þekiller altýnda yaþamaya devam ettiði bir halk islamý olarak tanýmlayabiliriz. Bu topluluklar yüzyýllarca sosyal ve siyasal nedenlerle kýrsal alanda kapalý bir toplumsal yaþam sürmek durumunda kalmýþlar ve bu durumun doðal bir sonucu olarak kendine özgü toplumsal kurumlarýyla temelde sözlü anlatým geleneðine dayanmýþlardýr. Sözlü geleneðin etkisinin, Alevî gruplara nazaran kasaba, þehir vb. daha geliþmiþ alanlarda yaþayan Bektaþî gruplarda da ayný þekilde varolduðu, ancak onlarda yazýlý kaynaklarýn daha fazla olduðu bilinmektedir.

Yesevîliði Anadolu’ya getirenler Hacý Bektaþ-ý Veli, Abdal Musa, Geyikli Baba ve Sarý Saltuk gibi derviþler olmuþtur. Ýkisi de bugün Alevi-Bektaþi kitlelerin büyük saygý duyduðu erenlerdir. XV. yy.ýn sonlarýnda Firdevsî tarafýndan yazýlmýþ olan Menakýb-ý Hacý Bektaþ-ý Veli veya Hacý Bektaþ-ý Veli Vilayetnâmesi adlarýyla bilinen eser Yesevîlikle ilgili bilgi veren en önemli eserdir. Hacý Bektaþ-ý Veli Vilayetnâmesi, yine Hacý Bektaþ Veli’ye atfedilen Kitabu’l-Fevaid adlý eser ve Hacým Sultan Vilayetnâmesi Ahmed Yesevî ve Hacý Bektaþ-ý Veli baðýný ortaya koyan önemli kaynaklardýr. Vilayetnamelerde Ahmed Yesevî’ye gösterilen sevgi baþka yerde yoktur. Hacý Bektaþ-ý Veli Vilayetnâmesi’nde Hacý Bektaþ-ý Veli’nin Ahmet Yesevî’nin halifelerinden Lokman Perende’nin halifesi olduðu belirtilir. Türklere has bu tarikat olan Yesevilik ve Bektaþilik’te ibadetlerde kullanýlan dilin Türkçe oluþu, zikir meclislerine kadýnlarla erkeklerin birlikte katýlmasý, Türk halk vezniyle ve diliyle yazýlmýþ ilahilerin büyük raðbet görmesi, kadýnlarýn çarþaf giymemesi gibi adetlerle, kuþ (turna veya güvercin) donuna girip uçmak, kayalarý ve taþlarý harekete geçirmek ve münafýklarý hayvan þekline koymak gibi menkýbeler her iki tarikatýn ortak noktalarýndan sadece birkaçýdýr. (Mürsel Öztürk, 1998: 222)

Alevi-Bektaþi köylerinde yapýlan araþtýrmalarda, daha çok Dede evlerinde ve tanýnmýþ dergahlarda ve bazý tanýnmýþ kitaplýklarda genel olarak þu kitaplarýn varolduðunu bilinmektedir. (Daha ayrýntýlý bilgi için bkz.: M. Yaman, 2000: XI-XIII) Bunlar elyazmasý olabildiði gibi Osmanlý son döneminde matbaada basýlmýþ olanlarý da vardýr. Ayrýca Alevî-Bektaþîlerde bulunan kitaplarýn adlarýný Birge, Yusuf Ziya, Yýlmaz, Çaðatay, Gölpýnarlý ve Ýsmail Hakký gibi araþtýrmacýlarýn da ifade ettikleri bilinmektedir. (Birge, 1982: 60; Yusuf Ziya, 1930: 78-79; Yýlmaz, 1948; 56, 101; Çaðatay, 1993: 671; Gölpýnarlý, 1936; 389; Ýsmail Hakký, 1935: 56) Alevî-Bektaþîlerde bulunan kitaplarýn Yesevîlik konusunda veriler elde edilebilecek olanlarýný þu þekilde özetleyebiliriz:


1. “Cönk” ve “Divan” kitaplarý: Alevi Ozanlarýnýn nefes ve deyiþlerinin yer aldýðý kitaplardýr.


2. “Buyruk” kitaplarý: Ýmam Cafer ve Þeyh Safiyûddin Erdebilî’ye atfedilen Buyruklarda Alevi-Bektaþiliðin inanç esaslarý yeralýr.


3. “Velayetname”, “Makalat” ve “Fevaid” kitaplarý: Velayet-name-i Hacý Bektaþ-ý Veli ve Fevaid Hacý Bektaþ-ý Veli’nin soyunu, Ahmed Yesevî ile baðýný, müritleri ve diðer erenlerle yaþadýðý olaylarý menkýbevi bir þekilde konu alýr. Makalat-ý Hacý Bektaþ-ý Veli ise daha çok dinsel konularý iþler. Fevaid ise öðütlere yer verir.


4. Seyyid Ali Sultan, Hacým Sultan, Þücaettin Veli, Demir Baba, Otman Baba, Koyun Baba, Virani Baba gibi erenlerin menkýbelerini anlatan risale, menakýbname ve velayetname kitaplarý:


Þüphesiz yukarýda verilen bu geleneksel kaynaklardan Yesevîliðin Anadolu’da nasýl bir dönüþüme uðradýðý yolunda önemli bilgiler elde edilebilir. Yarý-tarihi ve menkýbevi kaynaklardan da bilimsel bir inceleme ile çok önemli bilgilerin elde edileceðini Köprülü yukarýda alýntý yaptýðýmýz “Bektaþiliðin Menþe’leri adlý makalesinde açýk bir þekilde ifade etmekteydi. Köprülü burada menkýbevi bilgilerin yeraldýðý eserlerden de yararlý veriler elde edebileceðini ifade etmiþ olmaktadýr ki, birçok konuda bu uygulanmalýdýr. Bu zamana kadar ne yazýk ki yukarýda sunduðumuz ve yüzyýllarca geleneksel Alevi yörelerinde baþvuru kaynaðý olmuþ bu kaynaklardan araþtýrmacýlarca tam anlamýyla yararlanýlmamýþtýr, hatta uzmanlarca birçoðu günümüz türkçesiyle karþýlaþtýrýlmalý ve bilimsel olarak henüz yayýnlanmýþ deðildir.

Sadece elyazmasý veya basýlý olan geleneksel kaynaklarýn incelenmesi yeterli olmamakta dili, kültürü, inancý yaratan, yaþayan ve yaþatan insan topluluklarýnýn da bunlarý nasýl yaþattýklarýna bakýlmalýdýr. Kaynaklarda yeralan bilgiler halkýn yaþattýðý deðerlerle birlikte incelenmediði sürece eksik olmaktan kurtulamayacaklardýr. O halde Yesevîliðin anlaþýlabilmesi bakýmýndan hem metinlerin hem de sözlü geleneðin incelenmesi saðlýklý bilgilere ulaþabilmemiz bakýmýndan zorunludur.

asli_33
05-02-2007, 04:19 AM
Yesevilik Bibliyografyasýnýn Hazýrlanmasý
Yesevîlik konusunda yapýlacak çalýþmalarýn bir diðer boyutu da bibliyografya konusudur. Çeþitli dillerde yapýlabilecek taramalarla Ahmet Yesevi hakkýnda kapsamlý bir bibliyografya çalýþmasýna büyük bir ihtiyaç vardýr ve en kýsa zamanda gerçekleþtirilerek kitap olarak yayýnlanmalýdýr. Bu amaçla,

1.Dünyanýn farklý üniversite ve araþtýrma kurumlarýnda bu konuda çalýþan bilim adamlarýndan da yardým istenmelidir. Bunun için yazýþmalar yapýlmalýdýr.

2.Ýnternette Ahmet Yesevi ve onunla ilgili konularda geniþ bir tarama yapýlmalý, basýlý ve yazma eserlerin yanýsýra online kaynaklar ve internette konuyla ilgili varolan siteler ve makaleler de yayýnlanacak bibliyografya çalýþmasýnýn içinde yer almalýdýr. Hatta olanak olursa internette Yesevîlik araþtýrmalarý yayýnlanmalý, çalýþmalar üniversitelerin sitelerinde oluþturulacak bir bölümde bilim dünyasýna sunulmalýdýr.

3.Kazakistan, Türkiye ve diðer ülkelerdeki Üniversite ve diðer kitaplýklarda bu konuda tarama yapýlabilecek araþtýrmacýlar bulunmalý ve yardým istenmelidir.

4.Bibliyografyada bulunan kaynaklar farklý dillerde olacaðýndan bu konuda farklý dilleri bilen uzmanlardan oluþan bir komisyona gereksinim olacaktýr.

5.Toplanan bibliyografik veriler alanýnda tanýnmýþ bibliyografya kitaplarý incelenerek düzenlenmeli ve uluslararasý standartlarda hazýrlanmalýdýr. Bu veriler bu konuda kullanýlan bibliyografya programlarýndan da yararlanýlarak bilgisayara girilmelidir ve bu þekilde sýnýflandýrýlmasý daha da kolay olabilecektir.

6.Bibliyografik veriler konularýna, yazar soyadýna, veya türüne göre çeþitli þekillerde sýnýflandýrýlarak verilmeli ve bu çalýþmanýn sonunda mutlaka bir indeks de yer almalýdýr. Yayýnlanacak kitaptaki giriþ bölümü deðiþik dillerde verilmeli ve bu þekilde dünyadaki farklý üniversitelerin öðretim üyelerinin yararlanabilmesi kolaylaþtýrýlmalýdýr.

Sonuç
Yesevîlik araþtýrmalarýna yönelik çalýþmalar yapýsý gereði uzun vadeli planlanmalýdýr. Konunun kapsamý ve disiplinlerarasý niteliði bunu gerektirmektedir. Bu þekilde çok daha verimli çalýþmalar yapýlacaðý muhakkaktýr. Kýsa vadede yapýlmasý ve sonuç alýnmasý düþünülen çalýþmalarýn baþarýsýzlýða uðramasý kaçýnýlmazdýr.

Özellikle Kazakistan’daki ve diðer Türk dünyasýndaki üniversitelerde öðrenim gören master ve doktora öðrencileri Ahmet Yesevi ve Yesevi Yolu hakkýnda yapýlacak araþtýrmalara özendirilmelidir. Ancak bu þekilde konunun gelecekteki uzmanlarý yetiþebilecektir. Günümüzde Ahmet Yesevi ve etrafýnda oluþmuþ deðerler üzerinde uzmanlaþmýþ araþtýrmacýlara ihtiyaç bulunmaktadýr. Ahmet Yesevi ve Türkistan ve çevresi tarihi, edebiyatý ve halkbilimine iliþkin sözlü ve yazýlý kaynaklar üzerinde yapýlacak çalýþmalar teþvik edilmelidir.

Sonuç olarak bugün yazýlý kaynaklarýn yanýsýra, Türk topluluklar arasýnda sözlü geleneðe yönelik sosyolojik, antropolojik ve disiplinlerarasý araþtýrmalar yapýlmaksýzýn Yeseviliðin Türk Dünyasýnýn farklý coðrafyalarýndaki etkileri anlaþýlamaz. Halk zihninde ve sosyal yaþamýnýn her alanýnda yaþamakta olan Yesevîlik hakkýndaki verilerin, farklý coðrafyalarda yaþayan bu halk topluluklarý gözlemlenerek ortaya çýkarýlmasý gerekmektedir. Daha önce Anadolu’da ve/veya dünyanýn baþka yerlerinde Yesevîlik hakkýnda yapýlan araþtýrmalar ile Türklerin yaþadýðý bölgelerdeki toplumsal yapýda varolan benzerlikler ve farklýlýklar bilimsel teknikler (özellikle sosyolojik, antropolojik ve folklorik yöntemler) kullanýlmak suretiyle incelenmelidir. Bu incelemeler kütüphane ve kaynak çalýþmasýnýn yanýsýra katýlýmcý gözleme dayalý alan araþtýrmalarý ile desteklenmeli ve bu þekilde yayýnlanmýþ kaynaklardaki verilerin de test edilmesi söz konusu olmalýdýr. Bu baðlamda Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar ve diðer Türk topluluklarýn bulunduðu alanlarda varolan inançlarla ilgili pratikler, yaþam tarzlarý, oluþturulan sosyal kurumlar (Örn. aile, din...) ve bu kurumlarýn zaman içerisinde gerçekleþtirdikleri iþlevler, menkýbeler vb. sözlü veriler gibi verileri ana hatlarýyla saptamak, betimlemek, anlamak ve yorumlamak gerekmektedir. Ahmet Yesevi ve onun temellerini attýðý deðerler bizim geçmiþimiz, bugünümüz ve geleceðimiz bakýmýndan büyük önem taþýmaktadýr. Bu konularda yapýlacak araþtýrmalarý desteklemek Kazakistan ve Türkiyeli aydýnlarýn en baþta gelen görevi olmalýdýr.

AsA
18-02-2007, 10:52 AM
"Sünnet imiþ, kafir olsa da insaný incitme
Gönlü katý, kalp incitenden Allah þikayetçidir..."
ahmet yesevi

teþekkürler

aleviesra24
23-04-2007, 03:03 AM
Canlar ben Þeyh Hasan Ocaðýndaným...Þeyh Hasan (onarlý), Ahmet Yesevi ocaðýndanmý geliyor...Orasýný anlamadým...Yani bu durumda ben Ahmet yesevi ocaðýndanmý oluyorum...Bilen biri kýsaca anlatabilirse çok sevinirim...

egeli alihan
23-04-2007, 03:18 AM
birsürü seyh hasan var alevi esra asli güzel deyimleriniz sagolasin

44akarsu44
06-12-2007, 10:22 AM
Canlar ben Þeyh Hasan Ocaðýndaným...Þeyh Hasan (onarlý), Ahmet Yesevi ocaðýndanmý geliyor...Orasýný anlamadým...Yani bu durumda ben Ahmet yesevi ocaðýndanmý oluyorum...Bilen biri kýsaca anlatabilirse çok sevinirim...

ben kisaca anlatmaya calisayim:


Bundan sonra "Þeyh Ahmet Verani" olarak ün salar. Þeyh Ahmed Veran'nin Þeyh Hasan'dan sonra Þeyh Ahmed adýnda bir oðlu daha olur. Þeyh Ahmed Verani 10-12 yaþlarýna gelen iki oðlunu amcazadesi olan Hâce Ahmet Yesevi (Ö.1167/9) dergâhýna eðitim ve öðretim için verir.

Pir Hoca Ahmed Yesevinin iki yigine Seyh Hasan Seyh Ahmed yada Ahmed Yesevi De denmekdedir Malatyada bulunan Seyh Hasan Köyünde Seyh Ahmed dede ocagi yada hoca ahmed yesevi ocagi da denmekdedir bu köyde seyh ahmed dedenin torunlarindan teslim abdal ocagi da vardir biz seyh hasan asiretindeniz ama ocak degil.....

MuratEngin
07-12-2007, 03:50 AM
.
44akarsu44 can'a tesekkur ediyoruz verdigi bilgiler için.

Canlar ben Þeyh Hasan Ocaðýndaným...Þeyh Hasan (onarlý), Ahmet Yesevi ocaðýndanmý geliyor...Orasýný anlamadým...Yani bu durumda ben Ahmet yesevi ocaðýndanmý oluyorum...Bilen biri kýsaca anlatabilirse çok sevinirim...

Aleviesra24 can, zamani gelince tum bu ocaklar ve asiretler ustune genis anlamda yazilar yazacagim.
O zaman anlarsin...:)

ali-haydar
22-01-2008, 11:30 AM
teþekkürler canlar. saðolasýnýz.

yolumuzu aydýnlatanlardan birisidir pir ahmet yesevi .

44akarsu44
28-01-2008, 12:26 PM
gecen nete gezerken cok ilginc bir yaziya rasladim benim büyük babanem dogumu 1890 Hatice Gültekin su bilgileri vermis


. Hatice Gültekin; "Ben bu köylüyüm, burada doðdum ama, aslýmýz Selçuk. Nuþabur'dan, Horasan'dan gelmedir. Ecdadýmýz Garipler Mezarlýðý'nda bulunan Þeyh Ahmet Yesevi ile birlikte buraya gelmiþtir. Þeyh Ahmet Yesevi Horasan'dan atmýþ olduðu yanmýþ köseði (odun) Fýrat kenarýnda bugünkü köyün yerine düþmüþ, burada göðermiþ, o'da ecdadýmýzla birlikte burayý vatan tutmuþlar." Bu ifadelerden de anlaþýlacaðý gibi köy halký Horasan'dan gelen bir Türkmen boyundandýr. Büyük bir ihtimalle Keban Ilçesi'nin Gökbclen Köyü'nde bulunan "Pir Hasan Zerrafi" ile ayný yýllarda yaþamýþlardýr. Ahmet Yesevi, ayný tarikata baðlý kiþilerle birlikte bu köye gelerek burayý vatan tutmuþlardýr.


yazinin tamami:
AHMET YESEVÝ VE ÞEYH HASAN TÜRBESÝ Tarih: 1/28/2003
________________________________________

Baskil Ilçesi'nin 60 km. batýsýnda bulunan Tabanbükü (Þeyh Hasan) Köyü'ndendir. Bu köy daha önce Karakaya Baraj alaný içinde kaldýðýndan þimdiki yerine sonradan nakledilmiþtir. Ahmet Yesevi Türbesi eski Tabanbükü Köyü'nün kuzeydoðusunda bulunan Garipler Mezarlýðý'nýn ortasýnda bulunuyordu. Karakaya Barajý Kurtarma Kazýlarý esnasýnda Fýrat Üniversitesi Tarih Bölümü Öðretim görevlilerinden Beþir Aþan Bey'in gösterdiði büyük gayretler sayesinde bu türbe yeni kurulan Tabanbükü Köyü Mezarhðý'na nakledilmiþtir.
Dikdörtgen plânlý olarak yapýlan Ahmet Yesevi Türbesi'nin iç tavaný tonozlu olup, aynca duvarda bir mihrap niþi vardýr. Türbeye üç basamaklý merdivenden çýkýldýktan sonra girilir. Kapýnýn üzerinde "Pir-i Pirân Serçeþmey-î Mürþidan Hoca Ahmet Yesevi, D. 1103 Ö. 1163" yazýlý mermerden bir levha bulunmaktadýr. Bu yazý sonradan latince harflerle yazýlmýþtýr. Türbenin içerisinde yanyana iki mezar vardýr. Bu mezarlardan biri Ahmet Yesevi'ye, diðeri de Ahmet Ycscvi'nin kardeþi Þeyh Hasan'a ait olduðu söylenir. Tabanbükü Köyü'nün diðer adý olan "Þeyh Hasan Köyü" ismi bu zattan dolayýdýr. Salnamelerde "Þeyh Hasan Baba", "Þeyh Hasan Rezzakî" olarak geçer. Türbeye bitiþik ikinci bir türbe daha vardýr ki, bu da Ahmet Yesevi Türbesi gibi kagir olarak inþa edilmiþtir. Mezar þahidesinde "intikale ila Rahmetülahi El Merhum El Maðfur Devir Ali Bin Süleyman Dede Bin Teslim Abdal" ibaresi yer almaktadýr. Bu mezar Ahmet Yesevi soyun¬dan gelen Teslim Abdal'ýn lorunu Derviþ Ali'ye aittir. Yaþadýðý tarih ise 1700'lü yýllardýr.

AHMET YESEVÝ KÝMDÝR?

Ahmet Yesevi isminden de anlaþýlacaðý üzere Yesevi tarikatýna mensup bir þeyhtir. Kitabeye göre 1103 yýlýnda doðmuþ, 1163 yýlýnda vefat etmiþtir. Doç. Dr. Beþir AÞAN bu köy hakkýnda yaptýðý bir araþtýrmada Hatice Gültekin isimli ve 1890 doðumlu köy halkýndan olan bir kadýndan bize þu bilgileri aktarmaktadýr. Hatice Gültekin; "Ben bu köylüyüm, burada doðdum ama, aslýmýz Selçuk. Nuþabur'dan, Horasan'dan gelmedir. Ecdadýmýz Garipler Mezarlýðý'nda bulunan Þeyh Ahmet Yesevi ile birlikte buraya gelmiþtir. Þeyh Ahmet Yesevi Horasan'dan atmýþ olduðu yanmýþ köseði (odun) Fýrat kenarýnda bugünkü köyün yerine düþmüþ, burada göðermiþ, o'da ecdadýmýzla birlikte burayý vatan tutmuþlar." Bu ifadelerden de anlaþýlacaðý gibi köy halký Horasan'dan gelen bir Türkmen boyundandýr. Büyük bir ihtimalle Keban Ilçesi'nin Gökbclen Köyü'nde bulunan "Pir Hasan Zerrafi" ile ayný yýllarda yaþamýþlardýr. Ahmet Yesevi, ayný tarikata baðlý kiþilerle birlikte bu köye gelerek burayý vatan tutmuþlardýr. Bu ifadelere göre onun doðum yeri Horasan'dýr. Alýmel Yesevi ismine ge¬lince; Yesevi Tarikatý'nýn kurucusu Ahmet Yesevi isminin bu zatta bulunmasý tesadüfi deðildir. Bi/cc babasýnýn Yesevi'ye baðlý bir mürid olmasý nedeni ile bu isim verilmiþ olabilir. Aynca onun Ahmet Yese-vi'nin soyundan olma ihtimali de vardýr. Kardeþi Þeyh Hasan'da týpký kardeþi gibi ayný tarikatýn þeyhidir. Pir Hasan Zerrafi'de olduðu gibi onun isminin sonuna da tarikat geleneðince "Rezzaki" sýfatý eklen¬miþtir, bu köye ismini verdiðine göre o da önemli bir þahsiyettir. Bu zatlar hakkýnda elimizde maalesef geniþ bir bilgi bulunamamaktadýr.

Kandemir
28-01-2008, 12:55 PM
Þeyh Hasan ve kardeþi Þeyh Ahmed Piri Türkistan Ahmet Yesevi'nin dergâhýnda yetiþtiler zaten.

Ayrýntýlý bilgi:

TÜRKMEN ÝNANÇ ÖNDERÝ : ÞEYH HASAN
(SULTAN ONAR, OCAKLARI ve AÞÝRETLERÝ) (http://www.alevibektasi.org/ismail_onarli6.htm)

Kandemir
09-02-2009, 12:56 PM
Þeyh Edebalilerin, Lokman Parendelerin, Hacý Bektaþ Velilerin, Yunus Emrelerin, Þeyh Hasanlarýn ve daha nice Ulu Alperenlerin yetiþmesine vesile olan Türkistan Piri, Þah-ý Türkistan Ahmet Yesevi'ye selam olsun...