PDA

: İmam HÜSEYİN(3.İmam)Kerbela Şehidi


AleviGenç
11-09-2006, 09:14 AM
İMAM HÜSEYİN

İmam Hüseyin, milâdî takvime göre, 625 (626) Medine’de doğmuştur. 10 ekim 680’de Kerbelâ’da şehit edilmiştir. İmam Hüseyin, İslâm peygamberi Hz. Muhammed’in torunudur. Birinci imam Hz. Ali’nin oğlu ve aynı zamanda üçüncü imamdır.

İmam Hüseyin, yaşantısıyla, davranışlarıyla, cesaretiyle sadece İslâm âleminde değil, bütün insanlık için görkemli bir abidedir. İmam Hüseyin’in yaşadığı dönemde zalim Emevi egemenliği hüküm sürüyordu. Emevi iktidarını kurumlaştıran Muaviye, İmam Hüseyin’in babası Hz. Ali’yi ve abisi ikinci İmam Hasan’ı kendi iktidarı için tehlikeli görmüş ve binbir entrikayla onları şehit etmişti. Muaviye ölünce yerine oğlu Yezid’i tayin etmişti. Oğul Yezid’te babasının kanlı iktidarını korumak istiyordu. Muaviye, Hz. Peygamberle yıllarca savaşmış olan, Mekkeli müşriklerin önderi olan bir ailedendi. Hz. Peygamberin hicretinden sonraki dönemde İslâmiyet’in gelişmesi ile beraber bu aile artık Müslümanları yenemeyeceğini görünce takkiye yaparak İslamiyet’i seçmişlerdi. Oysa bilinir ki; bu ve benzer ailelerin amacı gelişen İslâmiyet’in değerlerine sahip olmaktı. Bunlar bu amaçla İslâmiyet’i benimsiyorlardı. Dolayısıyla İslâmiyet’in ilk temsilcileri olanları, yani gerçek Müslümanları saf dışı bırakıyorlardı. Bu müşrikler günümüze değin sürecek bir çatışmanın tohumlarını o zaman başarıyla ektiler. İşte sevgili İmam Hüseyin, böylesi bir çağda ya dedesinin, babasının ve abisinin yolunda gidecekti, yani Hak yolunu bütün zorluklarına rağmen taviz vermeden savunacaktı, ya da müşriklerin temsilcisi Yezid’e boyun eğip, biat edecekti.

İmam Hüseyin, Emevi iktidarının halkı baskı ve zulüm altında inlettiği bu dönemde Küfe kentindeki halktan bir davet aldı. Bu davette Küfeliler artık Yezid’in zulmünden bıktıklarını ve kendisini önder (Halife) olarak kabul ettiklerini belirtiyorlardı. İmam Hüseyin insanları dolayısıyla Küfelileri iyi tanıyordu. Ve giderse başına neler geleceğini biliyordu. Bütün bunlara rağmen İmam Hüseyin kendisine bağlı ailesi ve bir grupla Küfe şehrine doğru yola çıktı. İmam Hüseyin`in yola çıktığını haber alır almaz hemen planlara başlayan Yezid, onu durdurmanın ve kendisine biat ettirmenin yollarını aradı. Yezid 5 (beş) bin kişilik bir orduyla Kerbelâ çölünde İmam Hüseyin’e pusu kurdu. Ordunun komutanları, İmam Hüseyin’e Yezid’e biat ettiğini beyan etmesini istediler. İmam Hüseyin Yezid’e boyun eğmekten ve onun kanlı zulüm iktidarını tanımaktansa şehit olmayı yeğlediğini kararlılıkla Yezid’in gözlerini para hırsı bürümüş askerlerine ve korkup sözlerinin arkasında durmayan Küfelilere haykırdı. Bundan sonrası dünyanın gördüğü en haksız savaşlardan biriydi. Bir tarafta İslâmın peygamberinin torunu, diğer tarafta kanlı iktidarın temsilcileri. İmam Hüseyin’in gücü 72 kişiydi. Yezid’in askerleri ise 5 000. İmam Hüseyin ve arkadaşları şerefli bir şekilde Yezid’in askerlerine karşı direndiler. Ama güç dengelerinin eşitsiz olduğu bu savaşta yenildiler.

İmam Hüseyin aldığı onlarca kılıç ve ok darbesi sonucu yaralı düştü. Yezid’in askerleri vahşete doymuyordu. Ve Yezid’in komutanlarından Şimr İmam Hüseyin`in mübarek başını keserek bir tepsi içinde Şam’daki sarayında Yezid’e sundu. Daha sonra sevgili imamın başı Şam sokaklarında gezdirildi.

Tarihe Kerbelâ olayı olarak geçen bu hadise İslâm aleminde safları netleştirmişti. İmam Hüseyin sadece yaşantısıyla değil, şahadetiyle bütün insanlığa bir mesaj vermiştir. İmam Hüseyin bir semboldür. Yiğitliğin, fedakârlığın, mazlum olmanın sembolü. İmam Hüseyin, verdiği mesajda sonu ne olursa olsun asla ama asla Yezid’e, dolayısıyla zalime ve onun zulmüne boyun eğmeyeceğini bütün dünyaya şahadetiyle kanıtlamıştır. İnsanlık var oldukça İmam Hüseyin var olacaktır.

Adnbaran
21-09-2006, 03:37 AM
Kureyş Muhammed e kucak açtı medine.
Bir ateş mezar oldu kerbala hüseyin e ..."
Nazım Hikmet

Hz.Muhammet!in torunu,Hz. Ali'nin oğlu dur.Ehlibeyt in beşincisi;on iki imamın üçüncüsüdür. 626 yılında dünyaya gelmiştir. 10 Muharrem 680 tarihinde kerbelada şehit düşmüştür.
İsmini dedesi Hz. Muhammet koymuştur. Annesinin karnında altı ay kalmıştır. Zekeriya Peygamber in oğlu Yahya Peygamber in dışında altı aylıkken doğan tek çocuktur .

İmam Hüseyin dedesi Hakka yürüdüğünde altı,babası şehit düştüğünde otuz beş,kerbalada şehit düştüğünde ise elli dört yaşındaydı.

İnsanlık tarihinde bazı isimler vardır. Bu isimler insanlık onurunu bayraktarlığını yapar. Bu isimler işitildiğinde insanların gönülleri sevgi ile aşkla,hüzünle cve coşkuyla dolar.Bu isimler insana insan olduğunu anımsatır. Bu isimler onurun,onurlu yaşamanın inançları için ölmenin,zülme karşı direnmenin, emanete sahip çıkmanın, geleceğe onurlu bir miras bırakmanın simgeleridir.Bu isimler özlemdir,tutkudur,barıştır,kardeşliktir,güzellilkt ir,dirençtir,kavgadır,direniştir,karşı koyuştur,erdemdir,sıcaklıktır,mutluluktur,aşktır,s evdadır. Tarihi bu isimler yazar ,geleceği bu isimler kurar. Zalimler bu isimlere karşıdır. Mazlumlar güçlerini bu isimlerden alırlar. Zulmü bu isimler boğar. Bu isimler aydınlık günlerin müjdecisidir. Bu isimlerle var olunur , bu isimlerle yok olunur. İmam Hüseyin bu isimlerin önderidir. Zalime karşı çıkanın adıdır İmam Hüseyin. Bu isimleri düşmanları duydukları zaman titrerler. İktidarlarını bu isimlerin yıkacaklarını bilirler. Bu isimlerin üstünlüğünü düşmanları bile inkar edemezler. Bu isimleri duyan zalimler kaçacak delik ararlar, İmam Hüseyin sevenleri için gurur , düşmanları için korkudur. Emevileri İmam Hüseyin ismi yıktı. Osmanoğulları'nı İmam Hüseyin'in evlatlarına yaptıkları zulüm yıktı. İslam Tarihi Şah-ı Merdan Ali ismiyle yazıldı. Duaz-ı imamlar bu isme söylendi. Semahlar bu isimle dönüldü. İsyanları bu isim kopardı. Ölümü bu isim hiçe saydı. Kalkan "Ya Ali Medet" dedi. Düşen "Ya Hüseyin" dedi. Bu isim seher yeli gibi okşadı, sam yeli gibi yaktı. Bu ismin uğruna başlar verildi, deriler yüzüldü. Bu isim için kırk bin kişi bir gecede kuyulara gömüldü. Bu isim için insanlar yakıldı. Bu isim için kundaktaki bebekler katledildi. Bu isim için canlar verildi. Bu isim için ölüme gülerek gidildi.

Zulme baş eğmeyi şeref bilenler, bükemedikleri eli öpüp başlarına koyanlar, ne "savaşın üstünü, zalim padişaha karşı doğruyu söylemektir" diyen Hz. Muhammet'in özünü anlar, ne de İmam Hüseyin'in can verişindeki şerefi duyarlar.
"Zalimin zulmüne karşı gelmemek mazluma yapılacak en büyük kötülüktür. Ben zalimlerle birlikte varlık içinde yaşamayı alçaklık, zalime karşı gelerek bulacağım ölümü ise yücelik sayarım diyen İmam Hüseyin'in sözü bunlara hiçbir şey anlatmaz. Bunlarda insanlık onurundan hiçbir iz kalmamıştır. Bunların dini, imanı para ve makamdır. Alçaklığı yücelik sayarlar. Halkı sindirmenin tek yolunun zulüm olduğunu zannederler. Zorbalık bir dağa benzer. Ne kadar zorba olunursa, dağın doruğuna o kadar çabuk ulaşılır. Doruğa yaklaştıkça uçurumların da derinliği artar.

"İnsan, her biat isteyenin önünde eğilmeye alışırsa inanç nerede kalır, onur, şeref nerede kalır?
Sanılmasın ki kibirimdendir. Boyun eğmeyişim Yezit'e Yok, yok... Be gene de gücünü kıracak birilerinin şu dünyada var olabileceğini ortaya koymaya çalışırım. Bu inancımın karşılığında, kanımın akıtılmasına razıyım. Yani kolladığım can değil, inançtır" diyen İmam Hüseyin ile Zalime biat eden zalimden beterdir" diyen Hz. Muhammet bize nasıl davranmamız gerektiğini emretmişlerdir.
Kerbela Meydanı'nda kendisinden yana olanlara "işimizin son derece güç olduğunun farkındasınız. Bazılarınızın telaşa düştüğünü görüyorum. Size izin verdim. Gece karanlığından yaralanarak gidin. Her biriniz Ehlibeyt'imden birinin emrini tutup köylere dağıtın. Düşmanların esas istediği benim. Ben teslim olursam sizin arkanıza düşmezler"diyen İmam Hüseyin'e "Biz bunu yapamayız. Sana bir şey olursa hayatın bizim için ne anlamı kalır. Senden ayrılmayız. Senden sonra yaşamak bize haram olsun. Bu nedenle onlarla savaşacağız. Silahımız olmasa bile taş atarak onlarla mücadele ederiz" diyen Kerbela Şehitleri'nin davranış şekilleri, Anadolu Aleviliği'nin yolunu çizmiştir. İnancımızdaki Ehlibeyt çocuklarını dinsel önder kabul etme, onların yolundan ayrılmama, insana muhabbet zalime boyun eğmeme, sevgi ve barış geleneğinin tohumları Kerbela'da bir destan yazılmıştır. Orada zalim değil mazlum kazanmıştır. Kerbela toprağında ekilmiştir. Kerbela'da bir destan yazılmıştır. Orada zalim değil, mazlum kazanmıştır. Kerbela toprağına zalimin zulmü gömülmüştür. Yezit'in binlerce askerinin karşısında bir avuç Ehlibeyt evladının verdiği onur mücadelesi insanlık tarihinin geleceğini çizmiştir. İnsanlık onurunun öldürülemeyeceği Kerbela Meydanı'nda kanıtlanmıştır. Kerbela Katliamın'dan sonraki günlerde yaşayan olaylar "Mazlumun zalimden öç alacağı gün, zalimin mazluma zulmettiği günden daha çetindir" diyen Hz. Ali'nin sözünün haklılığını perçinlemiştir. Zulmün hiçbir zaman ebedi olamayacağı, zalimin döktüğü kanda boğulacağı Emevilerin, Abbasilerin ve Osmanlıların yıkılışında da görülmüştür. Bizlere düşen görev inancımızın kurucularının bıraktıkları onurlu mirasa sahip çıkmak, bu mirası gelecek nesillere taşımak ve onlar'a layık olmaktır. Ne mutlu ki bize onlar gibi inanıyor, onlar gibi düşünüyoruz.


Kerbela'da bir destan yazılmıştır. Orada zalim değil, mazlum kazanmıştır. Kerbela toprağına zalimin zulmü gömülmüştür. Yezit'in binlerce askerinin karşısında bir avuç Ehlibeyt evladının verdiği onur mücadelesi insanlık tarihinin geleceğini çizmiştir. İnsanlık onurunun öldürülemeyeceği Kerbela Meydanı'nda kanıtlanmıştır.

Diyar
01-10-2006, 05:37 AM
Hz.İmâm Hüseyin, Hicret'in 4. yılında Şaban ayının 3.
gününde Medine-i Münevvere'de dünyaya gelmişlerdir. Hz.İmâm-ı
Ali ile Hz.Fâtıma'tüz-Zehrâ'nın ikinci oğullarıdır.

Hz.İmâm Hüseyin'in künyeleri; "Ebû Abdullah", lâkapları;
"Sıbt, Şehit, Tâbi'li emr'illah (Allah'ın emrine uyan),
Zeki ve Mübârek" tir. Hz.İmâm'ın 5 erkek, 3 kız olmak üzere
8 evlâtları olmuştur. Erkek evlâdının üçünün adı Ali'dir;
içlerinden sadece Ali Zeynel Âbidin kendilerinden sonra hayatta
kalmış ve soyları Hz.İmâm Zeynel Âbidin Âli'den
yürümüştür. Ali Ekber ile süt emer bir çağda bulunan Ali Asgar
ise Kerbelâ'da şehit olmuşlardır.

Hz.Peygamber bir hadîslerinde; "Hüseyin bendendir, ben
Hüseyin'denim; Hüseyin'i seveni Allah sever" buyurmuşlardır.
Bu sözü söyleyenin kendi dileğine uyup söz söylemediği,
sözünün vahye uygun olduğu Kurân-ı Kerîm'de; "(3) O,
arzusuna göre söz söylemez. (4) O'nun sözü kendisine vahiy
olunan bir vahiyden başka bir şey değildir" (Necm 3-4. âyetler)
âyetleri ile bildirilen ve yine; "Elbette Rabbin sana ihsân edecek,
sen de hoşnut olacaksın" (Duhâ 5.âyet) âyeti ile müjdelenen iki
cihân serveri, Peygamberlerin sonuncusu ve adı Allah adından sonra
anılan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammed'dir.

Hz.Resûl-ü Ekrem'in, Hz.Fâtıma'nın evlerinin önünden
geçerlerken, Hz.İmâm Hüseyin'in ağladıklarını duyup,
Hz.Fâtıma'ya; "Bilmez misin ki onun ağlayışı beni incitir"
buyurdukları da bildirilmektedir.

Hz.Resûlullah yine bir hadîslerinde;
"Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin iki ulusudur" demiş;
"Babalarının, onlardan da hayırlı" olduğunu buyurmuş ve
onların; "Arşın iki küpesi" mesâbesinde olduklarını
söylemiştir. Hz.Muhammed'in, bu iki göz nûru hakkındaki
hadîslerini yazmaya kalksak ayrı ve büyük bir kitap olur.

Hz.İmâm Hüseyin, babası Hz.Ali'nin yanından hiç ayrılmadı.
Babası ile birlikte Cemel ve Sıffıyn savaşlarına katıldı. Bu
savaşlarda yiğitliğini fazlası ile gösterdi ve kendisine herkesi
hayran bıraktı.

Hz.İmâm Hüseyin dünyaya geldiğinde, Hz.Resûl-ü Ekrem'in;
"Cebrâil'in onun şehâdetini kendilerine haber verdiğini"
bildirdikleri rivâyet edilmiştir. Hz.Peygamber, Cebrâil
Aleyhisselâm'dan bu haberi aldıklarında, İmâm Hüseyin'i
kucaklarına alıp ağlamışlardı. Ümeys kızı Esmâ,
ağlayışlarının sebebini sorunca, Hz.Peygamber; "Azgın bir
tâife, onu öldürecek; onlar şefâatime nâil olamazlar"
buyurmuşlar ve bunu Fâtıma'ya haber vermemesini söylemişlerdi.
Hz.İmâm Hüseyin'in doğumlarından bir yıl sonra
Hz.Peygamber'e, Hz.İmâm Hüseyin'in şehâdeti yine haber
verilmişti. Mü'minler anası Ümmü Seleme'de kendi evinde,
Hz.Resûl-ü Ekrem'in; "İmâm Hüseyin'in Kerbelâ'da şehit
edileceğini" haber verdiklerini bildirmişlerdir.

Hz.İmâm Hüseyin, kardeşleri Hz.İmâm Hasan'ın, Muâviye ile
uzlaştıklarını duyunca, huzûrlarına varıp sebebini
sormuşlardı; aynı zamanda da ağlamaktaydılar. Hz.İmâm
Hasan'ın kardeşine cevapları şu olmuştu; "Bundan önce babam
Hz.Ali'nin uzlaşmasına sebep olan şey, bana da sebep oldu."

Hiç şüphe yok ki bu soru, Hz.İmâm Hasan'a itiraz yollu
sorulmamıştı; böyle bir şey olamazdı da. Ancak Hz.İmâm
Hüseyin'in, bu sorusu ilerideki kıyâmlarına aykırı gibi
görülen bu uzlaşmanın sebebini daha da açıklatmak içindi.

Hz.İmâm Hasan'ın vefâtlarından sonra Iraklılar, Muâviye
aleyhine hareket tasarlamışlar, Hz.İmâm Hüseyin'e bey'at etmek
istemişlerdi. Hz.İmâm Hüseyin'den; "Muâviye ile aramızda
uzlaşma var; onu bozmak olmaz; Muâviye ölünce bu iş için gereken
şeyi yapacağım" cevabını almışlardı.

Hz.İmâm Hüseyin, kardeşleri Hz.İmâm Hasan'ın vefâtlarından 9
yıl sonra ve Muâviye'nin ölümünden 2 yıl önce Mekke'ye
gitmişlerdir. Burada Hâşim oğullarıyla,"Ehl-i Beyt"
dostlarını toplayıp onlara bir hutbe îrâd buyurmuşlar; "Ehl-i
Beyt'e" ve "Ehl-i Beyt" Şîa'sına yapılan zulümlerden
bahsedip demişlerdir ki;

"Bugün ben size bâzı şeyler sormak istiyorum; sözlerim doğruysa
gerçekleyin; değilse yalanlayın; sözlerimi duyun, yazın, yayın;
sonra şehirlerinize boylarınıza dönünce emin olduğunuz,
inandığınız kişilere sözlerimi duyurun, onları çağırın;
çünkü ben, bu gerçeğin sörpüp yıpranmasından, yitip
gitmesinden korkuyorum; ama; «Allah, kâfirler hoşlanmasa da nûrunu
parlatır»" (Saf 8. âyet)

Hz.İmâm bu hutbelerinde;
"Zâlimlerin her tarafı tuttuğunu, Müslümanların onlara âdetâ
kul-köle kesildiklerini, îmansız kişilerin iş başına
geçtiklerini, inananlara acımadıklarını, zayıflara şiddetli
davrandıklarını, bütün bunlara karşı da Allah'ın kendilerine
ululuk ihsân ettiği kişilerin sustuklarını, bu yüzden gazaba
uğramaları ihtimâlinin pek kuvvetli olduğunu anlatmışlar" ve
hutbenin sonunda;

"Allahım" buyurmuşlardı; "Sen bilirsin ki bu sözlerim,
hükmetmeye rağbetimden, mal-mülk elde etmeyi dilediğimden değil;
ancak senin dîninin yollarını göstermek, şehirlerini mâmur bir
hâle getirmek istediğimden. Böylece de mazlûm ve çâresiz
kullarının esenliğe ulaşmalarını, emirlerini, hükümlerini
yerine getirebilmelerini sağlamak istiyorum." Ve sözlerini şöyle
bitirmişlerdi;

"Ey halk, bize yardım etmezseniz, hakkımızda insâfa gelmezseniz,
zâlimler size musallat olurlar; Peygamberimizin dîninin nûrunu
söndürürler. «Allah bize yeter ve ona dayandık, ona yöneldik ve
varıp gideceğimiz onun kapısıdır.» (Âli İmran 173. âyet)"
Görülüyor ki Hz.İmâm Hüseyin kıyâma hazırlanmaktadır.

Muâviye, Hicret'in 54. yılının sonlarında oğlu Yezîd'i,
halîfe olmak üzere yerine seçmişti. O yıl Şam halkı, Yezîd'e
bey'at etmişler; Muâviye, Medine'ye gitmiş orada halka bu
bey'at işini açmış, oğlunu övmüş, halkı bey'ate
hazırlamaya çalışmıştı.

Hz.İmâm Hüseyin ve Hâşim oğulları bey'at etmemişlerdi;
esâsen Hz.İmâm Hüseyin, Muâviye'ye de bey'at etmemiş ve
Hz.İmâm Hasan bu hususta ısrar etmemesini Muâviye'ye söylemiş,
o da kabûl etmişti.

Diyar
01-10-2006, 05:40 AM
Muâviye, Hicret'in 60. yılında, 83 yaşında iken öldü ve yerine
oğlu Yezîd geçti. Yezîd'in o makama geçmesi ile Müslümanlık;
Saltanatı sarayıyla-debdebesiyle, vezirleriyle- nedimleriyle,
ordusuyla-kumandanlarıyla, zindanıyla-cellâdıyla,
ihsânıyla-in'âmıyla, zulmüyle-kahrıyla ve saltanat
hânedanıyla-keyfi idâresiyle, hazînesiyle ve yoksul sürünen
halkıyla kurulmuştu.

Ahlâk selâmeti, bencillikten, benlikten çekinmek esası, insan
birliği ve eşitliği üzerine kurulmuş olan İslâm dîni;
Câhiliyye devrindeki soy-boy rekabetinin yeniden canlanması, halka
emredip dünyayı sömürme gayreti, zenginliğin gözleri
kamaştırması, gönülleri avuç içine alması, meşrû mülkiyetin,
gayri meşrû mâlikânecilik şekline girmesi, yüzünden bu hâle
gelmişti.

Bu dönemde Hz.Resûlullah'ın bıraktığı iki emânetten biri olan
Kur'ân'ı Kerîm'in hükmü isteğe uyduruluyordu; "Ehl-i
Beyt'i" ise her yerde kahrediliyordu artık. Bu zulme karşı
çıkanlar; İslâm'ın esasını korumak için canlarını fedâ
edenler ise İslâm arasına ayrılık sokanlar diye tanıtılıyordu.
Hz.İmâm Hüseyin, Yezîd'in yaptığı bu hareketlerden dolayı,
Medine'de kendilerine rastlayan ve Yezîd'e bey'at etmesini
öğütleyen Mervan'ın sözlerine karşı;

"İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci'ûn" (Biz, Allah'ın
kullarıyız, ancak O'na döneriz, musîbetlerine râzıyız.)
(Bakara 156.âyet) âyetini okuduktan sonra; "Esenlik İslâm'a"
buyurmuş ve "Başımız sağ olsun; çünkü ümmet, Yezîd gibi
birinin hükmü altına girmekle büyük bir belâya uğradı"
demiştir.

Yezîd, Medine Vâlisi Utbe oğlu Velîd'e; "Hz.İmâm
Hüseyin'den hemen bey'at almasını, bu hususta hiçbir
geciktirmeye meydan vermemesini emreden" bir mektup gönderdi. Bunun
üzerine Medine Vâlisi Velîd tarafından, Hz.İmâm Hüseyin'e
derhal haber gönderildi ve çağrıldı.

Hz.İmâm Hüseyin, böyle mühim bir işin, husûsi bir mecliste,
âdetâ gizlice olup bitmesinin doğru olmadığını, halk toplanınca
o vakit ne yapılması gerekse yapılacağını bildirdiler.

Hz.İmâm Hüseyin kendisine yapılan bu resmi bey'ate dâvetten bir
gün sonra, Hicri 60.yılı Recep ayının 29. günü;
Hz.Resûlullah'ın, Hz.Fâtıma'tüz Zehrâ'nın ve "Ehl-i
Beyt'in" kabirlerini ziyaret edip, Medine-i Münevvere'den
çıktılar ve Mekke-i Mükerreme'nin yolunu tuttular. Hz.İmâm
Hüseyin Mekke'ye hareketlerinden önce, Hâşim oğullarına;

"Kendileriyle gelenlerin şehit olacaklarını, fakat kendilerine
uymayıp kalanların da bir fethe, bir huzûra erişemeyeceklerini
bildiren muhtasar bir mektup yazdılar. Ayrıca kardeşleri Muhammed
Hanefiyye'ye yazılı bir vasiyyetnâme verdiler. Bu vasiyyetnâmede
Allah'ın birliğine, Hz.Muhammed'in risâletine, şehâdetle
başlıyor; âhiretin, cennetin, cehennemin gerçek olduğunu
bildiriyor, sonra kıyâmlarının hedefini anlatıyordu; serkeşlik,
fesat koparmak, zulmetmek için kıyâm etmediklerini, cedlerinin
ümmetini düzene sokmak, ma'rufu buyurmak, münkeri nehyetmek,
cedlerinin ve babalarının yolunda yürümek için bu işe
giriştiklerini, amaçlarını kabûl edip dâvetlerine uyanlardan
memnun olacaklarını, kabûl etmeyip kendilerine yardımda
bulunmayanlara, hatta kendileriyle savaşa kalkışanlara, sabırla
karşı duracaklarını, bir tek kişi kalsalar da yine bu yolu
bırakmayacaklarını" ifade ediyorlar; "Ancak Allah'a
dayandıklarını" bildiriyorlardı.

Mü'minler anası Ümmü Seleme;
"Oğulcağızım, Irak'a gitmekle beni hüzünlere boğma; çünkü
ben ceddinden; «Oğlum Hüseyin Irak'ta, Kerbelâ denilen yerde
şehit edilecek» sözünü duydum" demişti.

Hz.İmâm Hüseyin:
"Ana" buyurmuşlardı; "Vallâhi ben bunu daha iyi biliyorum,
çâre yok, öldürüleceğim ben; öldürüleceğim günü, beni kimin
şehit edeceğini, nereye defnedileceğimi, «Ehl-i Beyt'im»den
kimlerin şehit edileceklerini, hepsini biliyorum; istersen şehit
edileceğim ve defnolunacağım yeri sana da göstereyim"
buyurmuşlar ve Kerbelâ yönünü işaret eylemişlerdi.

Hz.İmâm Hüseyin, Hicret'in 60.yılı Şaban ayının 4.günü
Mekke'ye vardı. Bunun üzerine Kûfe'liler, Hz.İmâm Hüseyin'e
yardım edeceklerine söz vermişler, kendilerine Irak'a gelmeleri
için mektuplar yollamaya başlamışlardı.
Hz.İmâm Hüseyin, kendilerinden önce Kûfe'ye amcaları Akiyl'in
oğlu Müslim'i, ahvâli anlamaya, halktan kendilerine bey'at
almaya ve sonucu kendilerine bildirmeye memûr ederek göndermişlerdi.

Müslim Akiyl, Medine'de Hz.Peygamber'in kabrini ziyaret ettikten
sonra Kûfe'ye yöneldi ve oraya ulaştı. Kûfeliler Muhtar'ın
evinde, Hz.İmâm Hüseyin adına Müslim Akiyl'e gelip bey'at
etmeye başladılar. Çeşitli rivâyetlere göre; Müslim'e onsekiz
veya yirmisekiz bin kişi bey'at etmişti.

Diyar
01-10-2006, 05:44 AM
Muâviye, Hicret'in 60. yılında, 83 yaşında iken öldü ve yerine
oğlu Yezîd geçti. Yezîd'in o makama geçmesi ile Müslümanlık;
Saltanatı sarayıyla-debdebesiyle, vezirleriyle- nedimleriyle,
ordusuyla-kumandanlarıyla, zindanıyla-cellâdıyla,
ihsânıyla-in'âmıyla, zulmüyle-kahrıyla ve saltanat
hânedanıyla-keyfi idâresiyle, hazînesiyle ve yoksul sürünen
halkıyla kurulmuştu.

Ahlâk selâmeti, bencillikten, benlikten çekinmek esası, insan
birliği ve eşitliği üzerine kurulmuş olan İslâm dîni;
Câhiliyye devrindeki soy-boy rekabetinin yeniden canlanması, halka
emredip dünyayı sömürme gayreti, zenginliğin gözleri
kamaştırması, gönülleri avuç içine alması, meşrû mülkiyetin,
gayri meşrû mâlikânecilik şekline girmesi, yüzünden bu hâle
gelmişti.

Bu dönemde Hz.Resûlullah'ın bıraktığı iki emânetten biri olan
Kur'ân'ı Kerîm'in hükmü isteğe uyduruluyordu; "Ehl-i
Beyt'i" ise her yerde kahrediliyordu artık. Bu zulme karşı
çıkanlar; İslâm'ın esasını korumak için canlarını fedâ
edenler ise İslâm arasına ayrılık sokanlar diye tanıtılıyordu.
Hz.İmâm Hüseyin, Yezîd'in yaptığı bu hareketlerden dolayı,
Medine'de kendilerine rastlayan ve Yezîd'e bey'at etmesini
öğütleyen Mervan'ın sözlerine karşı;

"İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci'ûn" (Biz, Allah'ın
kullarıyız, ancak O'na döneriz, musîbetlerine râzıyız.)
(Bakara 156.âyet) âyetini okuduktan sonra; "Esenlik İslâm'a"
buyurmuş ve "Başımız sağ olsun; çünkü ümmet, Yezîd gibi
birinin hükmü altına girmekle büyük bir belâya uğradı"
demiştir.

Yezîd, Medine Vâlisi Utbe oğlu Velîd'e; "Hz.İmâm
Hüseyin'den hemen bey'at almasını, bu hususta hiçbir
geciktirmeye meydan vermemesini emreden" bir mektup gönderdi. Bunun
üzerine Medine Vâlisi Velîd tarafından, Hz.İmâm Hüseyin'e
derhal haber gönderildi ve çağrıldı.

Hz.İmâm Hüseyin, böyle mühim bir işin, husûsi bir mecliste,
âdetâ gizlice olup bitmesinin doğru olmadığını, halk toplanınca
o vakit ne yapılması gerekse yapılacağını bildirdiler.

Hz.İmâm Hüseyin kendisine yapılan bu resmi bey'ate dâvetten bir
gün sonra, Hicri 60.yılı Recep ayının 29. günü;
Hz.Resûlullah'ın, Hz.Fâtıma'tüz Zehrâ'nın ve "Ehl-i
Beyt'in" kabirlerini ziyaret edip, Medine-i Münevvere'den
çıktılar ve Mekke-i Mükerreme'nin yolunu tuttular. Hz.İmâm
Hüseyin Mekke'ye hareketlerinden önce, Hâşim oğullarına;

"Kendileriyle gelenlerin şehit olacaklarını, fakat kendilerine
uymayıp kalanların da bir fethe, bir huzûra erişemeyeceklerini
bildiren muhtasar bir mektup yazdılar. Ayrıca kardeşleri Muhammed
Hanefiyye'ye yazılı bir vasiyyetnâme verdiler. Bu vasiyyetnâmede
Allah'ın birliğine, Hz.Muhammed'in risâletine, şehâdetle
başlıyor; âhiretin, cennetin, cehennemin gerçek olduğunu
bildiriyor, sonra kıyâmlarının hedefini anlatıyordu; serkeşlik,
fesat koparmak, zulmetmek için kıyâm etmediklerini, cedlerinin
ümmetini düzene sokmak, ma'rufu buyurmak, münkeri nehyetmek,
cedlerinin ve babalarının yolunda yürümek için bu işe
giriştiklerini, amaçlarını kabûl edip dâvetlerine uyanlardan
memnun olacaklarını, kabûl etmeyip kendilerine yardımda
bulunmayanlara, hatta kendileriyle savaşa kalkışanlara, sabırla
karşı duracaklarını, bir tek kişi kalsalar da yine bu yolu
bırakmayacaklarını" ifade ediyorlar; "Ancak Allah'a
dayandıklarını" bildiriyorlardı.

Mü'minler anası Ümmü Seleme;
"Oğulcağızım, Irak'a gitmekle beni hüzünlere boğma; çünkü
ben ceddinden; «Oğlum Hüseyin Irak'ta, Kerbelâ denilen yerde
şehit edilecek» sözünü duydum" demişti.

Hz.İmâm Hüseyin:
"Ana" buyurmuşlardı; "Vallâhi ben bunu daha iyi biliyorum,
çâre yok, öldürüleceğim ben; öldürüleceğim günü, beni kimin
şehit edeceğini, nereye defnedileceğimi, «Ehl-i Beyt'im»den
kimlerin şehit edileceklerini, hepsini biliyorum; istersen şehit
edileceğim ve defnolunacağım yeri sana da göstereyim"
buyurmuşlar ve Kerbelâ yönünü işaret eylemişlerdi.

Hz.İmâm Hüseyin, Hicret'in 60.yılı Şaban ayının 4.günü
Mekke'ye vardı. Bunun üzerine Kûfe'liler, Hz.İmâm Hüseyin'e
yardım edeceklerine söz vermişler, kendilerine Irak'a gelmeleri
için mektuplar yollamaya başlamışlardı.
Hz.İmâm Hüseyin, kendilerinden önce Kûfe'ye amcaları Akiyl'in
oğlu Müslim'i, ahvâli anlamaya, halktan kendilerine bey'at
almaya ve sonucu kendilerine bildirmeye memûr ederek göndermişlerdi.

Müslim Akiyl, Medine'de Hz.Peygamber'in kabrini ziyaret ettikten
sonra Kûfe'ye yöneldi ve oraya ulaştı. Kûfeliler Muhtar'ın
evinde, Hz.İmâm Hüseyin adına Müslim Akiyl'e gelip bey'at
etmeye başladılar. Çeşitli rivâyetlere göre; Müslim'e onsekiz
veya yirmisekiz bin kişi bey'at etmişti.

Kûfelilerden Ümeyye oğulları tarafını güdenler, Kûfe Vâlisi
Numân'ın bu hâle bir çare bulamayacağını, çetin birinin
Kûfe'ye Vâli olarak gönderilmesini Yezîd'e bildirdiler. Yezîd
bunun üzerine Ubeydullah İbn-i Ziyad'ı Kûfe'ye Vâli tâyin
etmişti. Ubeydullah Kûfe'ye vardığının ertesi günü, halkı
mescide toplayıp; "Kimin evinde Yezîd'e isyân eden biri
bulunursa onu, evinin kapısında astıracağını" söyledi; onları
korkuttu. "Kendisine yardım edenlere para-pul vereceğini"
söylemeyi de ihmal etmedi.

Diyar
01-10-2006, 05:44 AM
Kûfe'de bulunan Müslim Akiyl, bunu duyunca Muhtar'ın evinden
çıkıp, Urve oğlu Hânî'nin evine gitti. Hânî, Ali
dostlarındandı. Ubeydullah'ın adamları ise her yerde Müslim'i
arıyorlardı. Sonunda Müslim'i "Ehl-i Beyt" dostlarından bir
kadın evine aldı. Kadının oğlu ise gizlice bu haberi
Ubeydullah'a ulaştırdı. Ubeydullah, hemen Eş'asoğlu'nu
yetmiş kişiyle gönderdi, evi kuşattılar. Müslim Akiyl kaldığı
evden çıkıp tek başına onlarla savaşa başladı, karşısına
çıkanlardan vurduğunu düşürüyordu. Bu savaşta Müslim
Akiyl'in yardımcısı da yoktu. Bu arada Müslim Akiyl yaralar
almış, kan içindeydi, yine de savaşıyordu. "Ehl-i Beyt"
düşmanları damlara çıkmışlardı; Müslim Akiyl'e taş
yağdırıyorlardı. Sonunda Müslim Akiyl'i tuttular ve
Ubeydullah'ın yanına götürdüler. Ubeydullah'ın adamları
Müslim Akiyl'i Hükümet konağının damına çıkardılar.

Müslim Akiyl; "Allahım" buyurdu; "Bizi aldatan, bize yalan
söyleyen bu toplumla aramızda sen hükümcü ol." Sonra Hicâz'a
döndü; "Selâm sana yâ Hüseyin" dedi. Bu sözlerden sonra
Müslim Akiyl Hazretlerini orada şehit ettiler. Müslim Akiyl Hicretin
60.yılı Zilhicce ayının 8. günü şehit edildi.

Hz.İmâm Hüseyin'de o gün "Ehl-i Beyt'i" ile Irak'a doğru
yola çıkmışlardı. Hz.İmâm Mekke'de kan dökülmemesini
istiyordu. Biliyordu ki; Yezîd kan dökmekten çekinmeyecekti. Bunu
kardeşi Muhammed'e de anlatmıştı.
Kardeşi Muhammed; "Peki" dedi; "Bari bu çoluğu-çocuğu
götürme."

Hz.İmâm Hüseyin, kardeşine:
"Rüyada Hz.Peygamber'i gördüğünü, Irak'a gitmesini
emrettiğini, Allah'ın kendisini kana bulanmış, çoluğunun
çocuğunun esir edilmiş olarak görmek istediğini" bildirdiğini
söyledi. Hz.İmâm bu konuda diğer yakınlarının ricâlarına da
aynı cevabı verdi.

Hz.İmâm Hüseyin, Yezîd'e bey'at etmemeyi ve bu zâlim iktidara
karşı gelmeyi, îmanı ve İslâm'ı korumayı kendisine farz
bilmişti.

Hz.İmâm Hüseyin; Cuma hutbelerinde, Hz.Ali'ye ve "Ehl-i
Beyt'e" hâşâ sövmeyi ve zulmü âdet edinen bu toplumun
haksızlığını; kendine, evlâdına ve ayâline yapılan bu
zulümleri; Müslümanlara yaymak, gerçeği-hakikatı gözü açık
olanlara, gönüllerinde îman bulunanlara bildirmek; izzetle ölmenin,
zilletle yaşamaktan çok üstün olduğunu İslâm ve insanlık
tarihine kanıyla yazmak istiyordu.

Hz.İmâm Hüseyin, Kûfe'ye hareketlerinden önce topluluğa şu
kısa hutbeyi beyân buyurmuşlardı:

"Hamd Allah'a, Allah neyi dilerse o olur; güç kuvvet, ancak
onunla elde edilir. Salât-ü selâm Resûl'üne.

Ölüm, genç kızın boynuna takılan gerdanlık gibi Âdem
oğullarının boyunlarına takılmıştır; onlara ezelden
yazılmıştır. Yâkub, nasıl Yûsuf'u özlediyse ben de
geçmişlerimi öylesine özlemişimdir ve ulaşacağım şehâdet
yerini Allah benim için hazırlamıştır. Allah'ın kudret
kalemiyle yazılmış olan ölümden kurtuluş yoktur. Biz «Ehl-i
Beyt», Allah'ın rızâsına uymuşuz; ondan râzıyım; belâsına
sabrederiz; sabredenlerin ecirlerine ereriz. Hz.Resûlullah'ın
bedeninden bir parçanın ondan ayrılmasına imkân yoktur; o kutluluk
yerinde cennette onunla beraberdir; onun gözü, bizimle
aydınlanacaktır; vaadine, bizimle vefâ edecektir. Bize canını
fedâ etmeye, bizimle can vermeye hazır olanlar, Allah'a
kavuşacaklarına tam inançla inanmış bulunanlar, bizimle gelirler;
ben Allah dilerse sabahleyin hareket ediyorum."

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; Hz.İmâm Hüseyin bu kıyâmın
-karşı duruşun- sonunda, kendilerinin de, kendilerine uyanların
da şehit olacaklarını kesin olarak biliyorlardı.

Burada özetle şunu arz edelim ki; Hz.İmâm Hüseyin bu kıyâmıyla
-karşı duruşuyla-; dîni ihyâ etmiş -yeniden diriltmiş- ve
"Ehl-i Beyt'e" karşı yapılan zulümleri, dîne karşı
olanların zâlimliklerini gözler önüne sermiştir.

Hz.İmâm'a, Kûfe'den gelen birisi Müslim Akiyl'in şehâdet
haberini verdi. Hz.İmâm Hüseyin bu şehâdet haberini alınca;

"İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci'ûn!" (Biz Allah'ın
kullarıyız, ancak O'na döneriz, musîbetlerine râzıyız.)
(Bakara 156.âyet) dedi ve pek kederlendi, ağladı.

Bu gelen haber üzerine Hz.İmâm Hüseyin'e, Kûfe'ye gitmeyelim
diyenler oldu. Bu arada Müslim Akiyl'in çocukları;

"Yâ İmâm" dediler; "Kûfelilerden Müslim'in kanını
almayınca bizim dönmemiz mümkün değildir! Hiç kimse gitmese bile
bari biz gidelim, ya intikam alırız, ya şehâdete erişiriz."

Hz.İmâm:
"Bunlardan sonra, yaşayışta hayır yok" dedi. Sonunda hepsi
Kûfe'ye gitmeye azmettiler.

Yine rivâyet ederler ki; Hz.İmâm Hüseyin yolda giderlerken bir
yerde konaklamış, Zeyneb'in dizine mübarek başını koyup uykuya
dalmıştı. Birdenbire sıkıntı ile uyandı. Nemli gözlerinden yaş
dökülüyordu.
Ümmü Gülsüm dedi ki:
"Yâ Hüseyin niçin ağlıyorsun!"
Hz.İmâm cevap verdi:
"Şimdi düşümde dedem Hz.Peygamber'i gördüm. Ağlayarak bana
dedi ki; «Ey Hüseyin! Birbirimize kavuşmamız yaklaştı!»"
Ümmü Gülsüm ağladı. Oğlu Ali Ekber babasına sordu:
"Ey İmâm, düşmanlarımızla çarpıştığımızda Hak bizim
tarafımızda mıdır, yoksa onların tarafında mı?"
Hz.İmâm:
"Kulların dönüp mânevi huzûruna varacağı Allah'a andolsun"
buyurdu; "Hak bizdedir, biz Hak ile beraberiz" dedi.
Ali Ekber:
"Babacığım" dedi; "Hak bizde olduktan sonra ölümden ne
pervâmız olabilir. Her ne cefa düşünülmüş olsa da gam
değil!"

Hz.İmâm bu sözler üzerine oğluna hayır duâda bulundu. Hz.İmâm
buradan da yola devam ederek "Katkatane" denilen bir yere indiler.
Hz.İmâm burada bütün askerlerini topladı. Onlara Müslim
Akiyl'in şehit olduğunu ve Kûfelilerin ihânet ettiklerini
açıkladıktan sonra şöyle buyurdu:

"Ey kavmim! Kûfelilerin ahidlerini bozarak Müslim Akiyl'i şehit
ettikleri kesin suretle anlaşıldı. Yezîd'in askeri vuruşmak ve
öldürmek için etrafımızı çepeçevre sarmıştır. Biliyorum ki,
şehit olmak gerçeği bana zafer ve nusret vermez, şecâat gayreti de
geri dönmeyi câiz görmez. Herhâlde bu belâ denizine dalmak lâzım
geliyor. Sizin hepinize ruhsat ve izin veriyorum. Kurtuluş kapıları
kapanmadan kendinizi selâmete doğru çekip bu tefrikadan emin
olunuz."

Rivâyet olunur ki; Hz.İmâm Hüseyin'in bu sözlerinden sonra o
topluluktan o vakte kadar hatırlarında henüz dünyadan faydalanmak
şüphesi kalanlar, Hz.İmâm'la alâkayı kestiler. Sevgi davasında
sabit kalanlar ise Allah'ın yazdığı kazâ ve kadere râzı olup
şöyle figân ettiler:

"Ey doğru yolu gösteren! Ey sırât-ı müstakimin yol
göstericisi! Biz senin yanında hidâyet yolunun yolcusu iken, bize
imtihanla tasalanma çölünün yolunu gösterme." Gerçekten de bu
zamanda saâdetle şakavet birbirinden ayrıldı. Saîd ile şakî
imtihanla belli oldu.

Hz.İmâm Hüseyin yola devam ederken sahrada, Riyâhi oğlu Hur'un
askerleri ile karşı karşıya geldi. Hz.İmâm bunların hallerini
tahkik etmek için o askerlerin başbuğlarının çağrılmasını
buyurdu. Riyâhi oğlu Hur, hiç çekinmeden Hz.İmâm'ın karşına
geldi.

Hz.İmâm onun ismini, hûviyyetini sordu ve;
"Ey Hur, bizim lehimiz için mi, aleyhimiz için mi geldin? Yâni
bana yardıma mı, yoksa benimle cenge mi geldin?"

Hur cevap verdi:
"Yâ İmâm! Ubeydullah İbn-i Ziyad tarafından senin yanında
bulunmaya ve senin Kûfe'den başka bir yere gitmene müsâade
etmemeğe memurum!"

Hz.İmâm:
"Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh (Allah'tan başka kuvvet ve
kudret sahibi yoktur)" dedi ve ilâve etti; "Ey Hur. Şimdi namaz
kılalım, sonra nereye gideceksek oraya gidelim!"

Hur cevap verdi:
"Ey Resûl'ün oğlu! Sen zamanın imâmısın, imâmlık et sana
uyalım."

Hz.İmâm, Hur'a:
"Allah sana iyilik versin!" dedi.

Hep beraber namaz kılındıktan sonra Hz.İmâm Hüseyin Allah'a
hamd-ü senâ, Resûl'üne salât-ü selâmdan sonra beliğ bir hutbe
beyân buyurdu ve Kûfe ahalisini kendisine muhatap tutarak vaazını
şöyle sürdürdü:

"Ey Muhammed ümmeti! Benim, Yezîd'in boyunduruğu altına girmem
münasip görülmeyip, onun makbûl sayılmayan itâatinin altına
geçmediğim apâşikâr anlaşılmıştı. Mekke'de karar kılıp
oturuyordum. Siz ey Kûfeliler, bana tevâtürlü mektuplar
gönderdiniz. Sevgi ve saygı arzettiniz. «İmâmımız, uyacak
kimsemiz yok!» diyerek benim buraya gelmeme lüzûm gösterdiniz.
Eğer hâlâ o kararda iseniz ben bana lâzım olanı yaptım. Siz de
kendinize düşeni yapınız. Eğer saâdet mülküne gitmekte dünya
sevgisi çölünün dikeni eteğinize yapışmış ise ve
yaptığınız işe pişman iseniz yolumun dikeni olmayın! Geldiğim
gibi dönüp gideyim. Çünkü ben bu diyâra gelmeyi savaşmak ve
öldürmek için kendi re'yimle, arzumla istemiş değilim. Kan
dökülmesine de râzı değilim."

Hur:
"Ey Ali oğlu Hüseyin, benim bu mektuplardan haberim yoktur" dedi.

Hz.İmâm:
"Senin haberin yoksa askerinin arasında haberleri olanlar çoktur"
dedi. Sonra o mektupları orada hazır bulunanlara gösterdi, onları
utandırdı.

Bu sırada Kûfe tarafından altı kişi acele ile gelerek, Ubeydullah
İbn-i Ziyad'dan Hur'a bir mektup getirdiler. Gelen mektupta;
"Hz.İmâm Hüseyin'in hemen hücum edilip yakalanarak Kûfe'ye
getirilmesi" isteniyordu. Hur o mektubu okuduktan sonra mektubu
Hz.İmâm Hüseyin'e göstererek dedi ki;
"Ey Haşîmi Peygamberinin kıymetlisi! Ubeydullah İbn-i Ziyad senin
hususunda ne kadar ihtimâm ediyor. Ben senin hakkında ne tedbir
alayım diye hayretteyim ve eğer seni affedip bıraksam Ubeydullah
İbn-i Ziyad'dan korkarım. Eğer sana kıyarsam Allah'ımdan
korkarım. Ama Allah korkusu, Ubeydullah İbn-i Ziyad korkusuna
galiptir. Fakat vuruşma ve öldürüşmenin anlaşmaya, arkadaşlığa
döneceğini ve Hak'kın bana size tâbi olmanın devleti içinde
saâdeti müyesser edeceğini umarım. En iyisi şudur ki, gece
karanlığı bastığı zaman göçüp ne tarafa murad ederseniz
gidersiniz."

asli_33
01-10-2006, 07:34 AM
Gonca58 can konuyu detaylı olarak ele aldığın için teşekkür ederim...

ceto
30-10-2006, 04:57 AM
Büyük Filozofu ve Kuran Müfessiri Allame Tebatebaî'nin Kalemiyle:
İmam Hüseyin'in Aşk ve Fedakârlık Dolu Hayatı
İmam Hüseyin (a.s) Hz. Ali (a.s) ve Peygamber-i Ekrem’in kızı Hz. Fatıma’nın (a.s) ikinci oğludur. Hicretin dördüncü yılında dünyaya geldi. Büyük kardeşi İmam Hasan Mücteba (a.s) şehit olduktan sonra Allah’ın emri ve kardeşinin vasiyeti üzerine imamet makamına ulaştı.
İmam Hüseyin (a.s) on yıl imamet etti. Yaklaşık altı ay dışında bu müddetin tümü Muaviye’nin hilafeti zamanında en zor koşullar, acı durumlar ve en ağır baskılar altında geçti. Çünkü birinci olarak dini hükümler toplumda değerini kaybetmiş, hükümetin istekleri, Allah ve Resulünün düsturlarının yerini almıştı. İkinci olarak da Muaviye ve dostları mümkün olan bütün yollara başvurarak Ehl-i Beyt’i ve taraftarlarını ezip Ali’nin (a.s) ismini yok etmek istiyorlardı. Ayrıca Muaviye, oğlu Yezid’in hilafet temellerini atıp pekiştiriyordu. Halkın bir kısmı, hiçbir dini esas ve kurala kayıtlı olmadığından Yezid’in hilafetine razı değillerdi. Muaviye’de muhalefetlerin çoğalmasını önlemek için daha fazla baskıya başvuruyordu.
İmam Hüseyin (a.s) isteyerek veya istemeyerek bu karanlık günleri arkada bırakıyor ve Muaviye tarafından yapılan her çeşit ruhsal işkence ve baskılara katlanıyordu. Hicretin altmışıncı yılında Muaviye öldü ve oğlu Yezid babasının yerine oturdu. Biat meclisinin kurulması, Araplar içerisinde saltanat, emirlik ve sair önemli konularda bir gelenekti. Toplum, özellikle da halk içinde tanınmış kişiler bu konularda sultana yahut Emire biat eli veriyorlardı. Biatin ardından itaatsizlik etmek bir kavim için büyük ar ve zillet sayılırdı. Aynı zamanda imzaladığı şeye boyun eğmekten kaçmak, kesin suç olarak bilinirdi. Hz. Peygamberin siretinde de baskı olmaksızın yapılan anlaşma ve ahit muteber sayılmıştır.
Muaviye hayattayken tanınmış şahsiyetlerden Yezid’e biat almıştı. Fakat İmam Hüseyin’e (a.s) dokunmayıp, biat teklifinde bulunmamıştı. Özellikle oğlu Yezid’e şöyle vasiyet etti: “Hüseyin bin Ali biat etmezse fazla ısrar etme ve öylece kalsın.” Çünkü Muaviye meselenin önünü arkasını ölçebilmekteydi.
Ancak Yezid, gururu ve pervasızlığı sonucu, babası ölünce onun vasiyetini unutup, Medine valisine, “Hüseyin’den benim hilafetim için biat iste, etmezse başını Şam’a gönder” diye emir verdi. Medine valisi Yezid’in isteğini İmam Hüseyin’e (a.s) duyurunca İmam ondan bu konuda düşünmesi için zaman aldı ve geceleyin ailesini de alarak Mekke’ye hareket etti. İmam İslam’da resmen emniyetli ve güvenceli yer olarak ilan edilen Allah’ın Haremi (Mekke’ye) sığındı.
Bu olay hicretin 60. yılında Recep ayının sonları ve Şaban ayının başlarında vuku buldu. İmam Hüseyin (a.s) yaklaşık dört ay Mekke’ye sığınarak yaşadı. Bu haber yavaş yavaş İslam ülkelerine yayıldı. Bir taraftan, Muaviye devrindeki haksızlıklara razı olmayıp, Yezid’in hilafetine karşı çıkanlar İmam Hüseyin’in (a.s) yanına gelip yardım edeceklerine dair söz veriyorlardı, bir taraftan da Irak’tan, özellikle Kûfe halkı aralıksız olarak mektup gönderip İmam Hüseyin’in (a.s) Irak’a gelip Müslümanlara önderlik ederek zulüm ve adaletsizliği yok etmesini ısrarla istiyorlardı. Elbette bu durum Yezid için çok tehlikeli idi.
İmam Hüseyin (a.s), hac mevsimine kadar Mekke’de ikamet etti. Müslümanlar İslam ülkelerinden grup grup hac amellerini yapmak için Mekke’ye akın ettiler. Bu arada İmam, Yezid’in kendisini öldürmek için hacı kılığında gizli bir grubu gönderdiği haberini aldı. Bunlar amel sırasında ihram elbiseleri altına gizledikleri silahlarla İmam Hüseyin’i şehit edeceklerdi.
İmam Hüseyin (a.s) hac amellerini yarıda keserek (rivayete göre umre haccına geçiş yapıp tavaf, sa’y amellerini yerine getirdikten sonra ihramdan çıkmışlardır), bir toplantıda kısa bir konuşma yapıp Irak’a hareket edeceğini bildirdi. Bu konuşmada şehit olacağını da bildirdi. Müslümanlardan onun yardımına koşmalarını ve bu hedef yolunda kanlarını vermelerini istedi. Ertesi gün de ailesi ve dostlarını alarak Irak’a yöneldi.
İmam Hüseyin (a.s) biat etmemeye kesin kararlıydı. Bu yolda şehit olacağını da iyi biliyordu. Yaygın fesat ortamı, fikirsel çöküş ve genel olarak toplumun tümü özel olarak da Iraklıların iradesizliği ile gücünü pekiştirmiş olan Ümeyye Oğullarının büyük ve korkunç savaş gücünün kendisini yaşatmayacağını biliyordu.
Tanınmış kişilerden bir grup, İmamın yanına gelip bu hareket ve kıyamın tehlikesini hatırlattılar. Fakat İmam cevaplarında şöyle buyurdu: ‘‘Ben biat etmeyeceğim. Zulüm ve fesat hükümetine boyun eğmeyeceğim. Nereye gitsem, nerede olsam beni öldüreceklerini biliyorum. Mekke’den ayrılmamın nedeni ise, kanımın dökülmesiyle Kâbe’nin hürmetinin zedelenmesini önlemektir.’’
İmam Hüseyin (a.s), Kûfe yoluna koyuldu. Daha Kûfe’ye bir kaç günlük yol varken, Kûfe’ye gönderdiği elçisinin ve tanınmış sadık dostlarından birinin, Yezid’in valisi tarafından şehit edilip yine onun emriyle ayaklarına ip bağlanarak, Kûfe sokaklarında gezdirildiğini duydu. Kûfe ve yöresinin sıkıca gözaltına alındığını ve İmam’la savaşacak teçhizatlı bir ordunun hazırlandığını duyunca, ölümden başka bir yol kalmadığını anladı. İşte burada şehit olmak için kesin karar aldığını açıkça belirtti ve Kûfe’ ye doğru yol almaya devam etti.
Kûfe’nin yaklaşık olarak yetmiş kilometre yakınlarında Kerbela ismindeki bir çölde Yezid’in ordusu onları ablukaya aldı. Sekiz gün burada kaldılar. Bu sırada günden güne abluka çemberi daralıyor ve sürekli düşmanın sayısı çoğalıyordu. Bilahare İmam (a.s), ailesi ve çok az sayıdaki ashabıyla birlikte, otuz bin kişiden oluşan ordunun muhasarasında kaldı.
Bu birkaç gün içinde İmam Hüseyin (a.s), ordusunun yerlerini ayarlayıp dostlarını tasfiye etmeye karar aldı. Kısa bir konuşmada ashabına seslenerek şöyle buyurdu: “Bizim ölüm ve şahadetten başka bir yolumuz yoktur. Ben biatimi sizden kaldırdım. Gitmek isteyen, gecenin karanlığından faydalanıp kendisini bu tehlikeli meydandan kurtarsın. Çünkü onlar bir tek beni öldürmek istiyorlar.”
Daha sonra ışıkların söndürülmesini emretti. Maddi maksatlar için İmam Hüseyin (a.s)’a koşulanlar ayrılıp dağıldılar. Sadece hak âşıklarından çok azı (40 kişiye yakın) yaren ve Beni Haşim’den olan akrabaları kaldılar.
İmam Hüseyin (a.s), yine kalanları toplayıp konuştu ve şöyle buyurdu: “ Sizden her kim isterse gecenin karanlığından faydalansın ve kendisini tehlikeden kurtarsın. Onlar bir tek beni istiyorlar.’’ Fakat bu defa İmam’ ın vefalı dostları bir bir kalkıp, biz hiçbir zaman senin önder olduğun hak yolundan dönmeyeceğiz, elimiz kılıç tutana, damarımızda kan akana dek savaşıp senin hürmetini koruyacağız, senin temiz eteğinden kopmayacağız, diye çeşitli beyanlarda bulundular.

ceto
30-10-2006, 04:58 AM
Muharrem ayının dokuzuncu gününün sonlarında son teklif (biat veya savaş) düşman tarafından İmam’a ulaştı. İmam (a.s.), o geceyi ibadet için mühlet alıp yarınki savaşa hazırlandı.
Hicretin 61. Yılı Muharrem ayının 10. günü İmam, bir avuç dostlarıyla (toplamı doksan kişiden azdı. Kırk kişi önceden yanında olanlar, otuzdan biraz fazlası savaş günü ve gecesi düşman ordusundan dönenler ve diğerleri de İmam’ın Haşimî akrabaları; örneğin oğulları, kardeşleri, kardeşinin ve kız kardeşinin oğulları ve amcaoğullarıydı) sayısız düşman ordusu karşısında saf oluşturdular ve savaş başladı.
O gün sabahtan akşama kadar savaştılar. İmam Hüseyin, Haşimî gençleri ve sair dostları son nefere kadar şehit oldular. (Şehitlerin içinde İmam Hasan’ın (a.s) iki küçük oğlu, İmam Hüseyin’in bir küçük oğlu ve daha kundakta olan bir yavrusunu da saymalıyız.)
Savaş bittikten sonra düşman ordusu, İmam’ın (a.s) haremini yağmaladılar ve çadırları ateşe vererek şehitlerin başını kesip elbiselerini çıkardılar. Cesetleri defnetmeden, sığınaksız kızlardan ve kadınlardan oluşan Ehl-i Beyt esirlerini şehitlerin başlarıyla birlikte Kûfe’ye doğru yola koydular. (Esirlerin içinde erkek olarak İmam Hüseyin (a.s)’ın yirmi iki yaşındaki oğlu İmam Zeynel Abidin (a.s) ağır hasta olarak, bir de onun oğlu İmam Muhammed bin Ali ve İmam Hasan’ın (a.s) oğlu Hasan-ül Müsenna bulunuyorlardı. Hasan-ül Müsenna savaşta ağır yaralı olarak şehitlerin içinde kalmıştı fakat son anlarda yaşıyor olarak bulundu. Düşman komutanlarının birinin arabuluculuğuyla başı kesilmedi ve esirlerle birlikte Kûfe’ye götürüldü). Kûfe ‘den de Dimeşk ‘e, Yezid‘in yanına götürüldüler.
Kerbela vakası, kadınların esir alınıp şehirlerde gezdirilmesi ve (esirler içinde bulunan) Hz. Ali’nin (a.s) kızı Hz. Zeynep ve İmam Zeynel Abidin’in Kûfe ve Şam’daki toplantı yerlerinde konuşmaları ile birlikte, Ümeyye oğullarını rezil etti ve Muaviye’nin yıllarca yaptığı propagandayı etkisiz bıraktı. Hatta Yezid, Kerbela’da memurları eliyle yapılan bu işlerden kendisini temizlemeye çalıştı. Kerbela vakıası, etkisi geç olmasına rağmen, Ümeyye oğullarını saltanattan düşürmekle birlikte, Ehlibeyt sevgisinin kökleşmesinde büyük bir etkendi. Kerbela olayının kısa vadeli etkisi ise çeşitli kıyamlar ve bunun yanı sıra da on iki yıl süren kanlı savaşlardır. Öyle ki, İmam Hüseyin’ in (a.s) katillerinden hiçbiri intikamdan kaçıp kurtulamadı.
Tarihin İmam Hüseyin (a.s) ve Yezid’le ilgili bölümünü okuyup o zamanın hâkim sistemini araştıranlar bilirler ki, İmam’ın tek seçeneği şehit olmaktı. İslâm dininin apaçık ezilmesine neden olan biat, hiçbir koşulda İmam Hüseyin için mümkün değildi.
Çünkü Yezid, İslâm dinine ve kanunlarına saygı göstermemekle yetinmeyip, İslâm’ı açıktan açığa ezmeye çalışan bir hâkimdi.
Hâlbuki ondan öncekiler, dine, din adına muhalefet ediyorlar ve zahirde dine saygı gösteriyorlardı. Hatta halkın inandığı Peygamber (s.a.a.) ve sair dini şahsiyetlere yardım edip, onların yanında bulunmuş olmakla övünüyorlardı.
Bunları göz önüne aldığımızda, bazı tarihçilerin İmam Hasan ve İmam Hüseyin hakkında ortaya sürdüğü görüşlerin yanlışlığı ortaya çıkıyor. Deniliyor ki: İmam Hasan ve İmam Hüseyin iki değişik tabiata sahiptiler; İmam Hasan sulhsever idi. Kırk bin askeri olmasına rağmen barışı kabul etti. Fakat İmam Hüseyin savaşçı bir ruha sahipti ve savaşı tercih etti. Kırk kişi adamı olmasına rağmen Yezid‘le savaşa kalkıştı.
Bu söz yanlıştır, çünkü görüyoruz ki Yezid’e biat etmeyi kabul etmeyen İmam Hüseyin (a.s), on yıl boyunca kardeşi gibi Muaviye’ nin hükümeti döneminde yaşadı, ama hiçbir zaman muhalefet göstermedi. Gerçekten de İmam Hasan ve İmam Hüseyin (Allah’ın selamı üzerlerine olsun) Muaviye ile savaşsalar da öldürüleceklerdi ve onların ölümünün İslâm’a hiçbir (ciddi) faydası olmayacaktı. Çünkü kıyam, kendisini doğru yolda gösteren, sahabelik vasfına sahip, vahiy yazarı ve müminlerin dayısı olarak tanınan, her türlü kurnazlığa başvuran Muaviye’nin siyaseti karşısında etkili olmayacaktı. Kaldı ki elindeki imkânları kullanıp, onları kendi dostları vasıtasıyla öldürterek sonra yas tutmaya başlayabilir ve kanlarını almaya kalkabilirdi. Nitekim üçüncü halifeye de aynen böyle yapmıştı.
Allame Muhammed Hüseyin Tebatebaî

ceto
31-10-2006, 07:10 AM
Imam Hüseyinhttp://www.abkd.de/images/pcp.gifhttp://www.abkd.de/images/pcp.gifhttp://www.abkd.de/images/pcp.gifhttp://www.abkd.de/images/hzhuseyin2b_158.jpg (http://www.abkd.de/images/hzhuseyin2b.jpg)

İmam Hüseyin (a.s)
İmam Hüseyin (Seyyid-üş Şüheda), Ali (a.s) ve Peygamber-i Ekrem'in kızı Hz. Fatıma'nın (a.s) ikinci oğludur. Hicretin dördüncü yılında dünyaya geldi. Büyük kardeşi İmam Hasan Mücteba (a.s) şehit olduktan sonra Allah'ın emri ve kardeşinin vasiyeti üzerine imamet makamına ulaştı.İmam Hüseyin (a.s) on yıl imamet etti. Yaklaşık altı ay dışında bu müddetin tümü Muaviye'nin hilafeti zamanında en zor koşullar, acı durumlar ve en ağır baskılar altında geçti. Çünkü birinci olarak dini yasalar toplumda değerini kaybetmiş, hükümetin istekleri, Allah ve Resulünun isteklerinin yerini almıştı. İkinci olarak da Muaviye ve dostları bütün mümkün yollara baş vurarak Ehl-i Beyt'i ve Şiileri ezip, Ali'nin (a.s) ismini yok etmek istiyorlardı. Ayrıca Muaviye, oğlu Yezid'in hilafet temellerini atıp pekiştiriyordu. Halkın bir kısmı Yezid'in hiç bir şeye bağlı olmadığından onun hilafetine razı değillerdi. Muaviye de muhalefetlerin çoğalmasını önlemek için daha fazla baskılara başvuruyordu.
İmam Hüseyin (a.s) ister istemez bu karanlık günleri geçiriyor ve Muaviye tarafından yapılan her çeşit ruhsal işkence ve baskılara katlanıyordu. Hicretin altmışıncı yılında Muaviye öldü ve oğlu Yezid babasının yerinde oturdu.
Biat meclisi, Arapların içerisinde saltanat, imaret ve sair önemli konularda bir genelekti. Toplum özellikle tanınmış kişiler bu konularda sultana yahut emire biat eli veriyorlardı. Biatin ardından itaatsizlik etmek o kavme ar ve zillet sayılırdı. Aynı zamanda imzaladığı şeyden kaçmak kesin suç olarak bilinirdi. Hz. Peygamberin siresinde de bu, baskı olmadan yapılırsa geçerli kılınmıştır.
Muaviye hayattayken tanınmış kişilerden Yezid'e biat almıştı. Fakat İmam Hüseyin'e (a.s) dokunmayıp, biat teklifinde bulunmamıştı. Özellikle oğlu Yezid'e vasiyet etti ki "Hüseyin b. Ali biat etmezse fazla ısrar etme ve öylece bırak kalsın." Çünkü Muaviye meselenin önünü ve arkasını iyice algılayabilmişti.Ancak Yezid, gururu ve çekinmemezliği sonucu babası ölünce onun vasiyetini unutup, Medine valisine emir verdi ki, İmam Hüseyin'den benim hilafetime biat etmesini iste, etmezse başını Şam'a gönder.Medine valisi Yezid'in isteğini İmam Hüseyin'e (a.s) duyurunca İmam ondan bu konuda düşünmesi için vakit aldı ve geceleyin ailesini de alarak Mekke'ye hareket edip İslam'da resmen emniyetli ve güvenceli yer olarak ilan edilen Allah'ın Haremi'ne (Mekke'ye) sığındı.
Bu olay, hicretin altmışıncı yılında Recep ayının sonları ve Şaban ayının evvellerinde vuku buldu. İmam Hüseyin (a.s) yaklaşık dört ay Mekke'ye sığınarak yaşadı. Bu haber yavaş yavaş İslam ülkelerine yayıldı. Bir taraftan Muaviye devrindeki haksızlıklara razı olmayıp Yezid'in hilafetine karşı çıkanlar İmam Hüseyin'in (a.s) yanına gelip yardım edeceklerine dair söz veriyorlardı. Bir taraftan da Irak'tan özellikle Kufe şehrinden aralıksız mektup gönderip İmam Hüseyin'in (a.s) Irak'a gelip Müslümanlara önderlik ederek zulüm ve adaletsizliği yok etmesini ısrarla istiyorlardı. Elbette bu durum Yezid için çok tehlikeli idi.
İmam Hüseyin (a.s) hac mevsimine kadar Mekke'de ikamet etti. Müslümanlar İslam ülkelerinden grup grup hac amellerini yapmak için Mekke'ye akın yaptılar. Bu arada İmam Yezid'in onu öldürtmek amacıyla hacı kılığında bir grup memur gönderdiği haberini aldı. Bunlar amel sırasında ihram altına gizledikleri silahlarla İmam Hüseyin'i şehit edeceklerdi.
İmam Hüseyin (a.s) hac amellerini yarıda keserek bir toplantıda kısa bir konuşma yaptı ve Irak'a hareket edeceğini bildirdi. Ve bu konuşmada şehit olacağını da hatırlattı. Müslümanlardan onun yardımına koşmalarını ve bu hedef yolunda kanlarını vermelerini istedi. Ertesi gün de Ehl-i Beyt'i ve dostlarını alarak Irak'a doğru hareket etti.
İmam Hüseyin (a.s) biat etmemeğe kesin kararlıydı. Bu yolda şehit olacağını da iyi biliyordu. Umumi fesad, fikri inhitat ve toplumun özellikle Iraklıların iradesizliğiyle pekiştirilen Ümeyye oğullarının büyük ve korkunç savaş gücünün onu yok edeceğini biliyordu.
Tanınmış kişilerden bir grup, İmamın yanına gelip bu hareket ve kıyamın tehlikesini hatırlattılar. Fakat o hazret cevaplarında şöyle buyurdu: "Ben biat etmeyeceğim. Zulüm ve fesat hükümetine boyun eğmeyeceğim. Nereye gitsem, nerede olsam da beni öldüreceklerini biliyorum. Mekke'den ayrılmamın nedeni ise, benim kanımın dökülmesiyle Kabe'nin hürmetinin kırılmamasıdır."
İmam Hüseyin (a.s) Kufe yoluna koyuldu. Daha Kufe'ye birkaç günlük yol varken Kufe'de Yezid'in valisi tarafından, kendi elçisinin ve tanınmış gerçek dostlarından birinin şehit olup valinin emri ile ayaklarına ip bağlanıp Kufe sokaklarında gezdirildiğini duydu. Kufe ve yöresinin sıkı gözaltına alındığını ve İmam'la savaşacak mücehhez bir ordunun hazırlandığını duyunca ölümden başka bir yol kalmadığını anladı. İşte burada şehit olmak için kesin karar aldığını açıkça belirtti. Kufe'nin yaklaşık olarak yetmiş kilometre yakınlarında Kerbela ismindeki bir çölde Yezid'in ordusu onları ablukaya aldı. Sekiz gün burada kaldılar. Bu arada günden güne abluka çemberi daralıyor ve sürekli düşmanın sayısı çoğalıyordu. Bilahare İmam (a.s) çok az ashabıyla birlikte otuz bin kişiden oluşan ordunun muhasarasında kaldı. Ve Kufe'ye doğru hareketini devam ettirdi
Bu bir kaç gün içinde İmam Hüseyin (a.s), ordusunun yerlerini ayarlayıp dostlarını tasfiye etmeye karar aldı. Ashabına seslendi. Kısa bir konuşmada şöyle buyurdu: "Bizim ölüm ve şahadetten başka bir yolumuz yoktur. Ben biatımı sizden kaldırdım. Gitmek isteyen, gecenin karanlığından faydalanıp kendisini bu tehlikeli meydandan kurtarsın. Çünkü onlar bir tek beni öldürmek istiyorlar."
Daha sonra ışıkların söndürülmesine emir verdi. Maddi maksatlar için İmam Hüseyin'e (a.s) koşulanlar sahneyi terkedip dağıldılar. Fakat hak aşıklarından çok azı (40 kişiye yakın yaranı) ve Beni Haşim'den olan akrabaları kaldılar.
İmam Hüseyin (a.s) yine kalanları toplayıp konuştu ve şöyle buyurdu: "Sizden her kim isterse gecenin karanlığından faydalansın ve kendisini tehlikeden kurtarsın. Onlar bir tek beni istiyorlar." Fakat bu defa İmamın vefalı dostları bir bir kalkıp, çeşitli beyanlarla cevap verdiler ki, biz hiçbir zaman senin önder olduğun hak yolundan dönmeyeceğiz. Senin temiz eteğinden kopmayacağız. Ve elimiz kılıç tutana, kan damarımızdan akana dek savaşıp, senin hürmetini koruyacağız.
Muharrem ayının dokuzuncu gününün sonlarında son teklif (ya biat ya savaş) düşman tarafından İmama ulaştı. Hazret o geceyi ibadet için vakit alıp yarınki savaşa hazırlandı.
Hicretin 61. yılı Muharrem ayının 10. günü İmam, bir avuç dostlarıyla (toplamı doksan kişiden azdı. Kırk kişi önceden yanında olanlar ve otuzdan biraz fazlası savaş günü ve gecesi düşman ordusundan dönenler, diğerleri de İmamın Haşimi akrabaları. Örneğin oğulları, kardeşleri, kardeşi ve bacısı oğulları ve amcası oğullarıydı) sayısız düşman ordusu karşısında saf çektiler ve savaş başladı.
O gün sabahtan akşama kadar savaştılar. İmam Hüseyin (a.s), Haşimi gençleri ve sair dostları son kişiye kadar şehit oldular. (Şehitlerin içinde İmam Hasan'ın (a.s) iki küçük oğlu, İmam Hüseyin'in bir küçük oğlu ve daha kundakta olan bir yavrusunu da saymalıyız.)
Savaş bittikten sonra düşman ordusu, İmam'ın (a.s) haremini yağma ettiler ve çadırları ateşe vererek şehitlerin başını kesip elbiselerini çıkardılar. Cesetleri defnetmeden Ehl-i Beyt esirlerini teşkil eden sığınaksız kızları ve kadınları, şehitlerin başlarıyla birlikte Kufe'ye doğru hareket ettirdiler. (Esirlerin içinde erkek olarak İmam Hüseyin'in (a.s) yirmi iki yaşındaki oğlu dördüncü İmam Zeynelabidin (a.s) ağır hasta olarak, bir de onun oğlu beşinci İmam Muhammed b. Ali ve İmam Hasan'ın (a.s) oğlu Hasan-ül Müsenna da bulunuyorlardı. Hasan-ül Müsenna savaşta ağır yaralı olarak şehitlerin içinde kalmıştı. Fakat son anlarda diri olarak bulundu. Düşman komutanlarının birinin arabuluculuğuyla başı kesilmedi ve esirlerle birlikte Kufe'ye götürdüler.) Kufe'den de Dimeşk'e, Yezid'in yanına götürüldüler.
Kerbela vakıası, kadınların esir alınıp şehirlerde gezdirilmesi, (esirler içinde bulunan) Hz. Ali'nin (a.s) kızı (Zeynep) ve dördüncü İmamın Kufe ve Şam'daki toplantı yerlerinde konuşmaları Ümeyye oğullarını rezil etti ve Muaviye'nin yıllarca yaptığı tebligatı etkisiz bıraktı. Hatta Yezid, Kerbela'da memurları eliyle yapılan bu işlerden kendisini temizlemeye çalıştı. Kerbela vakıası, etkisi geç olmakla beraber Ümeyye oğullarını saltanattan düşürmekle birlikte Şia'nın kökleşmesinde büyük bir amildi. Gösterdiği en yakın etki çeşitli kıyamlar ve bunun yanı sıra da on iki yıl süren kanlı savaşlardır. Öyle ki, İmam Hüseyin'in (a.s) katillerinden hiçbiri intikam pençesinden kurtulamadı.
Tarihin İmam Hüseyin (a.s) ve Yezid'le ilgili bölümü okuyup o zamanın hakim sistemi üzerinde araştırma yapan kimse bilir ki İmamın bir yolu seçmekten başka bir seçeneği yoktu. O da şehit olmaktı. İslam dininin apaçık bir şekilde ezilmesine neden olan biat, hiçbir koşulda İmam Hüseyin için mümkün değildi.
Çünkü Yezid, İslam dinine ve kanunlarına saygı göstermemekle yetinmeyip, İslam'ı ezmeğe korkusuzca tezahür eden bir kişiydi.
Fakat geçmişleri (babası), dinin kanunlarına din adına muhalefet ediyor ve zahirde dine saygı gösteriyorlardı. Hatta halkın inandığı Peygamber (s.a.a) ve sair dini şahsiyetlere yardım edip, onların yanında bulunmalarıyla iftihar ediyorlardı.
İşte buralardan, bazı tarihçilerin İmam Hasan ve İmam Hüseyin hakkında ortaya sürdükleri görüşlerin yanlış olduğu aydınlığa kavuşmuş oldu. Bazıları diyorlar ki İmam Hasan ve İmam Hüseyin iki değişik tabiata sahiptiler. İmam Hasan sulhsever idi. Kırk bin askeri olmasına rağmen barışı kabul etti. Fakat İmam Hüseyin savaşı tercih etti. Nasıl ki kırk kişi olmasına rağmen Yezid'le savaşa kalktı.

ceto
31-10-2006, 07:11 AM
Çünkü görüyoruz ki Yezid'e biat etmeği kabul etmeyen İmam Hüseyin (a.s) on yıl kardeşi gibi Muaviye'nin hükümeti döneminde yaşadı (Kardeşi de on yıl yaşamıştı) Ama hiçbir zaman muhalefet etmedi. Gerçekten de İmam Hasan ve İmam Hüseyin Muaviye ile savaşsalar da öldürüleceklerdi ve bunların ölümü İslam'a hiçbir faydası olmayacaktı. Kendisini doğru yolda gösteren, sahabe, vahiy yazarı ve müminlerin dayısı tanıtan ve her hileye başvuran Muaviye'nin siyaseti karşısında etki etmezdi.
Kaldı ki elindeki imkanları kullanıp onları kendi dostları vasıtasıyla öldürtüp kendisi yas tutabilir ve kanlarını almak isterdi. Nitekim üçüncü halifeye de aynı muameleyi yapmıştı.

leyla can
09-12-2006, 12:16 AM
Hazreti Hüseyin´in Sehaveti



Hz.Muhammed´in kizi Hayrannisa Fatimatinzehra oglu Hüseyin bini Ali kerem Allahu Vecheyi bir gün misafirlerini agirlayip Taam ederken kölesi bir tas sicak corba getirirken ayagi dösemeye dolasip elindeki tasta bulunan yagli yemek Hz. HÜseyin´in mübarek basina döküldügü zaman kölesine hisim ile bakti.Köle dahi utanir bir yüzle Kazmimul gayz dedi.Hz.Hüseyin dahi hirsimi hazmettim zarari yok dedi.Köle(VEL AFINA EMINNAS)dedi.Hz.Hüseyin evet Ceddim Muhammed´in sünneti üzerine senin suclarini af ettim buyurunca köle tekrar (VALLAHÜ YÜHUBBÜL MUHSININ)Ayetini okudu.Hz.Hüseyin Allah hakki seni azat ettim ve sana cariyemi de nikah ettim ve malimdan mal da verdim buyurdu.Iste bir sorgu ve hasp sirasinda hem af edip hem de azat etmesi Incil´deki Hz. Isa´nin af edenler af edilir emrini ve hem Kur´an da oldugu üzere sucu af edenler Allahin makbulü olup habiplik mertebesini kazanir.
Kur´an da nasip alma sirasinda sorulur Hakkiniz var ise bildirin.Iste bu hak bagislamasi O sirada olur ki Hz.Muhammed Buyurmustur:
(MUTI KABLE ENTEMUT)Hadisi kudusini anaram ölmeden evel ölenler her davasini Hakka havale etmis olduklarindan davalarini sucluya bagislarlar.Onlar bütün varliklarini birakanlardir.Iste müminler haklarini birbirlerine bagislayip birbirlerinden riza olarak manevi ve ruhani nasip alirlar.Buna tasavvufta (BAKAYI BILLAH) denir ki: Hz. Isa Incil´i Serif´te vahi olan kitabinin 3 ncü Bäb´in 2 nci Ayetinde buyurmustur:
Ölmek üzere olan baki seyleri kuvvetlendir.Cünkü Allah´in indinde senin islerini ikmal edilmis bulmadim.Birbirindenerenler riza olduktan sonra ibadet baslar.

ALI SEFA
Kitab: Kanli Kerbela Yollarinda
EHLIBEYT Kervani
Basim : 1991

mert4610
16-01-2007, 04:41 AM
Ya Allah ! Ya Muhammed ! Ya Ali !

leyla can
16-01-2007, 06:58 AM
ben biliyorum ki bu yazi okunmayacak ama icimden geldi yazmak istedim...Allah´tir yaradanimiz,Hz.Muhammed tir son peygamberimiz...Ali dir yolunu süreriz Hz Hüseyini bir baska severiz,Kurban olayim sana can Hüseyin,
senki gözlerin önünde yavrulariyin, sehitligine tanik oldun,
senki can dostlarini sehit verdin,
Senki Hür sehidi yolumuza getirttin ilk sehit verdirttirdin bu yolda,
senki Hz Hasanimin emanetlerini sehit verdin hepsini gözlerin önünde katlettilerde biat etmedin zalim yezide...
Senki Zeynep anamin o feryadini,figanini dinledin cirpinircasina sahit oldun,
senki aslan gibi Celal Abbasin kollarinin kesilmesine ,sehit olmasina sahit oldun..
Sabrina hangi sabir karsi gelebilirki acaba yok böyle bir sabir dünya üzerinde..
Senin adina edilen dualar kabul olmazmi
Sana bas koyan canlari Allah görmezmi
görür bu gün olmasa yarin görür..

yezide lanet olsun
Sehitlerimize Allah rahmet eylesin..
Yine yasi matemimiz geliyor tutan canlarin yaslari kabul olsun..
iyiki Aleviyim ,iyiki Hz Aliyi, Hz hüseyini,Ehlibeyti taniyorum onlarin sevgisini tada biliyorum Allahim ne gurur ,ne güzel bir duygu sana sükürler olsun rabbim...saygilar...

alevi angel
22-01-2007, 10:24 AM
emeğinize yüreğinize sağlık canlar...

yAgmur58
18-07-2007, 02:41 AM
Hüseyin'e Kurban!!!
Su getirdim gözlerimle, yaran saram ellerimle
ŞAH HÜSEYİNİM Kerbelam ben bak SANA GELDİM CAN SANA GELDİM...
Emeklerinize sağlık Eyvallah dostlar!

dersim_station
18-07-2007, 08:09 AM
aktarim icin eywallah dostt sagolasin

Gizem_bn
20-07-2007, 02:05 AM
Canlar hepinizin emeğine ellerine sağlık paylaşım için teşekkürlerr

melek58
24-07-2007, 12:25 AM
Eğer bu tarafın kerbelada olsaydı sana GÖZLERİYLE su taşırdı ya HÜSEYİN...

Muhammed Ali
13-08-2007, 06:09 AM
Lébbeyk Yâ Hüseyin(a.s)(Emret Yâ Hüseyin)

Hz.Hüseyin ve Şiâ'larına(Yarenlerine) Selam olsun!!!

Eslem
17-09-2007, 05:04 AM
hz hasan hz. hüseyinin hikayesini birde nihat hatipoğlundan dinleyin derim eğer sünni fikirlere değer veriyosanız tabiki

huseyn esedi
18-09-2007, 04:59 AM
Slm Canlar şunu Bilinki Imam Hüseyin Kadar Büyük Bir öndere Layik Olamayiz Bizler O Imamki
<zilletle Yaşamaktansa ölmeyi Yeğlerim> Sözüyle Bize Zincir Vurmuştur Biliyoruzki Ağamiz Mevlamiz Imam Aliden Ve Yarenlerinden Sonra Daha Fazla Baski Ve şiddet Vardi Buna Rağmen Ne Imam Hüseyin Nede Yarenleri Vaz Geçmedi Uğraştan Yilmadan Direndiler Zalime Işte Budur Gerçek Ehli Beyt Ve Taraftarliği O Imam Ki Kucağinda Alti Aylik Askarini şehit Verdi O Zalimlerki En Pis Naselin Bile Yapmadiğini Imama Reva Gördüler Ve Tek Söz Yeter Imami Davet Edipte Sonra Para Ve Dünya Mali Için Imami şehit Edenlere < Hristiyanlar Kendi Imamlarini öldürmediler Nasil Oluyorda Müslümanlar Kendi Imamlarini öldüre Biliyorlar> Işte Ibret Işte Imamet

zaza kazim
04-11-2007, 06:00 AM
can dost emegine saglık saol varol

58zarafalcon84
17-01-2008, 03:14 AM
Saolun Hepinizin Emeğine Sağlik..

AleviNeval
21-01-2008, 05:29 AM
canlar sağolun..

tuerkay
21-01-2008, 10:09 AM
ben biliyorum ki bu yazi okunmayacak ama icimden geldi yazmak istedim...Allah´tir yaradanimiz,Hz.Muhammed tir son peygamberimiz...Ali dir yolunu süreriz Hz Hüseyini bir baska severiz,Kurban olayim sana can Hüseyin,
senki gözlerin önünde yavrulariyin, sehitligine tanik oldun,
senki can dostlarini sehit verdin,
Senki Hür sehidi yolumuza getirttin ilk sehit verdirttirdin bu yolda,
senki Hz Hasanimin emanetlerini sehit verdin hepsini gözlerin önünde katlettilerde biat etmedin zalim yezide...
Senki Zeynep anamin o feryadini,figanini dinledin cirpinircasina sahit oldun,
senki aslan gibi Celal Abbasin kollarinin kesilmesine ,sehit olmasina sahit oldun..
Sabrina hangi sabir karsi gelebilirki acaba yok böyle bir sabir dünya üzerinde..
Senin adina edilen dualar kabul olmazmi
Sana bas koyan canlari Allah görmezmi
görür bu gün olmasa yarin görür..

yezide lanet olsun
Sehitlerimize Allah rahmet eylesin..
Yine yasi matemimiz geliyor tutan canlarin yaslari kabul olsun..
iyiki Aleviyim ,iyiki Hz Aliyi, Hz hüseyini,Ehlibeyti taniyorum onlarin sevgisini tada biliyorum Allahim ne gurur ,ne güzel bir duygu sana sükürler olsun rabbim...saygilar...


Okuduk Can.

Eyvallah.

rockemalist
21-01-2008, 10:29 AM
yaa canlar farabinin kerbela şehitleri adlı kitabında bi isim geçiyor. sanırım hüseyin hakiki idi tam hatırlayamıyorum. hz. ali efendimizin kardeşi olarak geçiyor. bilen varsa beni bi aydınlatabilir mi?

karçiçegi
23-01-2008, 12:24 AM
bilgiler için teşekürler dostlar...

Fukara-i Abdal
23-11-2008, 05:30 AM
Ol Muhammed'in Nuru Güneşi,
İmam Hüseyin'im Sana Sığındım,
Şah-ı Merdan'ın Biricik Nefesi
İmam Hüseyin'im Sana Sığındım

*ebru*
30-12-2008, 03:29 AM
Evvel baştan Muhammede salevat
Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru
Ecel gelmiş pervaneler dönmeye
Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru
Hasan’la Hüseyin, Ali’nin oğlu
Şehidler yoluna giderler doğru
İmam Zeynel, İmam Hüseyin oğlu
Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru
Muhammed Bakır’ın aldık keremin
Caferi Sadık’ın sürelim demin
Musa Kâzım alsın gönlümüz gamın
Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru
İmam Rıza’dan ola inayet Taki’den,
Naki’den ere hidayet Hasan-ül Askeri
Şah-ı Velayet Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru

ŞAH HATAYİ’m der beri gel aman
Müminin kalbinden çıkmasın iman
Ahiri zamanda Mehdi-i Zaman
Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru

*ebru*
30-12-2008, 03:30 AM
Evvel baştan Muhammede salevat
Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru
Ecel gelmiş pervaneler dönmeye
Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru
Hasan’la Hüseyin, Ali’nin oğlu
Şehidler yoluna giderler doğru
İmam Zeynel, İmam Hüseyin oğlu
Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru
Muhammed Bakır’ın aldık keremin
Caferi Sadık’ın sürelim demin
Musa Kâzım alsın gönlümüz gamın
Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru
İmam Rıza’dan ola inayet Taki’den,
Naki’den ere hidayet Hasan-ül Askeri
Şah-ı Velayet Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru

ŞAH HATAYİ’m der beri gel aman
Müminin kalbinden çıkmasın iman
Ahiri zamanda Mehdi-i Zaman
Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru

melek58
13-04-2009, 04:01 AM
............
Mümin olan, Mümin yasını çeker
Muharrem ayında göz yaşı döker
Ahu figanımız mahşerde biter
Hüseyin, Hüseyin, Şahım Hüseyin

Hüseyin, Hüseyin, Şahım Hüseyin
Karanlık gecede Mah’ ım Hüseyin
Resul’ ü Ekrem’ in Nur-i Ayini
Feryadım, figanım, ahım Hüseyin

Biat etmez Ebu Süfyan kavmine
Boyun eğmez İbn-i Ziyad zalime
Şah Hüseyin kıyam eder zulüme
Hüseyin, Hüseyin, Şahım Hüseyin

Hüseyin, Hüseyin, Şahım Hüseyin
Karanlık gecede Mah’ ım Hüseyin
Resul’ ü Ekrem’ in Nur-i Ayini
Feryadım, figanım, ahım Hüseyin

Kul Seyidim figan eder dem-a dem
Yanar bağrım, kan yaş akıtır Didem
Her günüm aşure, her günüm matem
Hüseyin, Hüseyin, Şahım Hüseyin

Hüseyin, Hüseyin, Şahım Hüseyin
Karanlık gecede Mah’ ım Hüseyin
Resul’ ü Ekrem’ in Nur-i Ayini
Feryadım, figanım, ahım Hüseyin.

Seyit İyidoğan

pala
14-04-2009, 11:56 AM
hak yolundayız HÜSEYNİM... dönen dönsün biz dönmeyiz yolumuzdan..

pala
14-04-2009, 12:01 PM
selam sana ŞEHİTLER SERDARI İMAM HÜSEYİN

Ametist7474
02-05-2009, 08:20 AM
hz hüseyin in yezit ile olan savaşının gerekçesi islamın değiştirilmesi midir yoksa yezitin baskıcı ve kanlı iktidarımıdır ?

Ametist7474
05-05-2009, 11:38 AM
İMAM HÜSEYİN

İmam Hüseyin’in yaşadığı dönemde zalim Emevi egemenliği hüküm sürüyordu. Emevi iktidarını kurumlaştıran Muaviye, İmam Hüseyin’in babası Hz. Ali’yi ve abisi ikinci İmam Hasan’ı kendi iktidarı için tehlikeli görmüş ve binbir entrikayla onları şehit etmişti. Muaviye ölünce yerine oğlu Yezid’i tayin etmişti. Oğul Yezid’te babasının kanlı iktidarını korumak istiyordu. Muaviye, Hz. Peygamberle yıllarca savaşmış olan, Mekkeli müşriklerin önderi olan bir ailedendi. Hz. Peygamberin hicretinden sonraki dönemde İslâmiyet’in gelişmesi ile beraber bu aile artık Müslümanları yenemeyeceğini görünce takkiye yaparak İslamiyet’i seçmişlerdi. Oysa bilinir ki; bu ve benzer ailelerin amacı gelişen İslâmiyet’in değerlerine sahip olmaktı. Bunlar bu amaçla İslâmiyet’i benimsiyorlardı. Dolayısıyla İslâmiyet’in ilk temsilcileri olanları, yani gerçek Müslümanları saf dışı bırakıyorlardı. Bu müşrikler günümüze değin sürecek bir çatışmanın tohumlarını o zaman başarıyla ektiler. İşte sevgili İmam Hüseyin, böylesi bir çağda ya dedesinin, babasının ve abisinin yolunda gidecekti, yani Hak yolunu bütün zorluklarına rağmen taviz vermeden savunacaktı, ya da müşriklerin temsilcisi Yezid’e boyun eğip, biat edecekti.

İmam Hüseyin, Emevi iktidarının halkı baskı ve zulüm altında inlettiği bu dönemde Küfe kentindeki halktan bir davet aldı. Bu davette Küfeliler artık Yezid’in zulmünden bıktıklarını ve kendisini önder (Halife) olarak kabul ettiklerini belirtiyorlardı. İmam Hüseyin insanları dolayısıyla Küfelileri iyi tanıyordu. Ve giderse başına neler geleceğini biliyordu. Bütün bunlara rağmen İmam Hüseyin kendisine bağlı ailesi ve bir grupla Küfe şehrine doğru yola çıktı. İmam Hüseyin`in yola çıktığını haber alır almaz hemen planlara başlayan Yezid, onu durdurmanın ve kendisine biat ettirmenin yollarını aradı. Yezid 5 (beş) bin kişilik bir orduyla Kerbelâ çölünde İmam Hüseyin’e pusu kurdu. Ordunun komutanları, İmam Hüseyin’e Yezid’e biat ettiğini beyan etmesini istediler. İmam Hüseyin Yezid’e boyun eğmekten ve onun kanlı zulüm iktidarını tanımaktansa şehit olmayı yeğlediğini kararlılıkla Yezid’in gözlerini para hırsı bürümüş askerlerine ve korkup sözlerinin arkasında durmayan Küfelilere haykırdı. Bundan sonrası dünyanın gördüğü en haksız savaşlardan biriydi. Bir tarafta İslâmın peygamberinin torunu, diğer tarafta kanlı iktidarın temsilcileri. İmam Hüseyin’in gücü 72 kişiydi. Yezid’in askerleri ise 5 000. İmam Hüseyin ve arkadaşları şerefli bir şekilde Yezid’in askerlerine karşı direndiler. Ama güç dengelerinin eşitsiz olduğu bu savaşta yenildiler.



hz hüseyin , zulme karşı durarak büyük bir insanlık dersi vermiştir . bugün bile örnek gösterilebilecek bir davranış sergilemiştir . verdiği mücadelenin sebebine bakılacak olursa baskıcı bir iktidarın haksız uygulamaları gözükmektedir . yani ramazanda niye 30 gün oruç tutuyorsunuz , niye ramazanda bayram yapıyorsunuz , niye 5 vakit namaz kılıyorsunuz , niye çok eşlisiniz diye bir itiraz gözükmüyor . o halde hz hüseyin in islam uygulamaları ile yezitin islam uygulamaları arasında bir fark yoktur demek hiçte yanlış olmaz . yanılıyor muyum ??

Ametist7474
04-09-2009, 10:18 AM
hz hüseyin , zulme karşı durarak büyük bir insanlık dersi vermiştir . bugün bile örnek gösterilebilecek bir davranış sergilemiştir . verdiği mücadelenin sebebine bakılacak olursa baskıcı bir iktidarın haksız uygulamaları gözükmektedir . yani ramazanda niye 30 gün oruç tutuyorsunuz , niye ramazanda bayram yapıyorsunuz , niye 5 vakit namaz kılıyorsunuz , niye çok eşlisiniz diye bir itiraz gözükmüyor . o halde hz hüseyin in islam uygulamaları ile yezitin islam uygulamaları arasında bir fark yoktur demek hiçte yanlış olmaz . yanılıyor muyum ??

hatırlatma ...

Fukara-i Abdal
04-09-2009, 10:29 AM
Sence Fark Olmasa Ametist Şiilik ikle Sunnilik bu kadar ayrımı yaşarmıydı ?

Eğer aynı ise Neden Kerbela Vakası Sunnilikte ÖN PLANDA değil ?

Anadolu Aleviliğinde Ön Planda ?

Aynı düşünce Olsa idi

Kur'an hükümlerine Göre Bir Mümini Öldürmek EN BÜYÜK GÜNAHLARDANDIR
Demeki

Yezit Kerbela Kıyım'ını yaparken Bu Ayeti es geçmiş olmasın ?

demeki ama İslami uygulama değil HÜKÜMDARLIK anaışı ile kendii din ideolojisini kullanarak değişiklilklere sebep vermek .......

Ametist7474
04-09-2009, 10:38 AM
Sence Fark Olmasa Ametist Şiilik ikle Sunnilik bu kadar ayrımı yaşarmıydı ?

Eğer aynı ise Neden Kerbela Vakası Sunnilikte ÖN PLANDA değil ?

Anadolu Aleviliğinde Ön Planda ?

Aynı düşünce Olsa idi

Kur'an hükümlerine Göre Bir Mümini Öldürmek EN BÜYÜK GÜNAHLARDANDIR
Demeki

Yezit Kerbela Kıyım'ını yaparken Bu Ayeti es geçmiş olmasın ?

demeki ama İslami uygulama değil HÜKÜMDARLIK anaışı ile kendii din ideolojisini kullanarak değişiklilklere sebep vermek .......

sunnilik ve şiilik dediğin ayrım ne zaman gelişti acaba ? bugün sunni ve şiilerin arasındaki ayrım o zaman hz hüseyin ile yezit arasında yaşanıyor muydu ?

bugün aleviler ramazan orucu yoktur diyorken acaba hz hüseyinde yezite ramazan orucu islamın orucu değildir diyor muydu ?

yada yezite neden 5 vakit namaz kılıyorsun diye hesap soruyormuydu ?

benim öğrenmek istediğim şeyler bunlardır ?

Mücahit34
04-09-2009, 10:31 PM
http://www.youtube.com/watch?v=ioR4CAGiydo

Mücahit34
04-09-2009, 10:54 PM
Tarih: 10 Muharrem 61

Yer: Irak-Kerbela

Taraflar: İmam Hüseyin ve 72 kişilik Ehl-i Beyt hanedanı; Ömer b. Sad komutasında binlerce kişilik savaş ordusu.

Dönemin idarecisi: Emevi devletinin emiri Yezid b. Muaviye ve bölgenin valisi Ubeydullah b. Ziyad

Katliam nedeni: Hak ve adaletin yerini keyfiliğe bıraktığı, haramların açıkca işlenmeye başlandığı, saltanat sefasının sürüldüğü bir düzende İmam Hüseyin’in Yezid’e biat etmeyip ‘Zillet içinde yaşamaktansa izzetli bir hayatı’ tercih etmesi.

Sonuç:Ehl-i Beyt hanedanından 72 şehid. Yezid ordusundan 88 ölü ve bir o kadar da yaralı. Ama asıl önemlisi kalplerin yarası, ümmetin hiç dinmeyecek gözyaşı ve kapanmayacak yarası..

Şimdi gelelim günümüze;

Tarih: 1 Muharrem 1430

Yer: Filistin-Gazze

Taraflar: Hamas’lı bir avuç Müslüman; Öbür tarafta en modern ve ölümcül silahlara sahip azgın İsrail ordusu.

İdareci: Çağdaş Yezet’liğe soyunmuş İsrail diktatörleri..

Katliam nedeni: Hak ve özgürlükler peşinde koşup daha insanca yaşamak için işgalci ve Siyonist İsrail karşıtı olmak.

Sonuç: Masum yavruların da içlerinde bulunduğu yüzlerce Filistin’linin katledilmesi.

Görüyorsunuz; sadece tarih, yer ve isimler farklı değil mi? Zihniyetler, karakterler, tavır ve davranışlar hep aynı. Bir tarafta zalim, ceberrut ve tektipçi bir zihniyet; öbür tarafta adaletli, merhametli ve hakkaniyetli bir zihniyet. Adem’in iki oğlu Habil ve Kabil gözlerimizin önüne geliyor: Dünyalık bir hırs uğruna gözü dönmüş Kabil’e, ‘sen beni öldürsen bile ben sana elimi kaldırmam, çünkü ben masumum’ diyebilecek kadar şefkat ve merhamet sahibi Habil..

Kim demiş Kabiller, Ebu Lehebler, Yezidler öldü diye; Ebu Cehiller kıtalar dolaşıyor..

Kim demiş hicret bitti diye; Hacer’ler yeni İsmail’ler peşinde..

Kim demiş Kerbela kapandı diye; Yezidlerin dünyasında her yer Kerbela..

Kim demiş Hüseyin kaybetti diye; Hasanlar dillerde Hüseyinler gönüllerde, Yezidlere karşı onlar her yerde.
Bir yerde hak ve adalet yerini zulme, keyfiliğe bırakmışsa orada Yezid zihniyeti var demektir. Yine ister Müslüman olsun isterse olmasın kişi, nefsinin esiri olmuşsa, onda Yezid hasleti kalmış demektir. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumun yanında zalime karşı koyma sorumluluğumuz vardır. Yine bizim inancımıza göre; haksızlık karşısında hakkını aramayan, hakkıyla birlikte şerefini de kaybeder.

Gerek tarihteki gerekse günümüzdeki Yezidlere lânetler yağdırırken, onların hâl ve hareketlerini benimsemek ve uygulamak, çok ciddi bir çelişki olmalıdır. Ve yine Hz. Hüseyin’ e ağıtlar yakıp gözyaşı dökerken onun ruhunu ve mesajını algılamadan, uğrunda canını verdiği prensipleri hayata geçirmeden yaşamanın da fazla bir anlamı olmayacağını düşünüyorum. Dünya durduğu müddetçe Yezid zihniyeti ve onun hainlik eden ardılları devam edecektir. Önemli olan Hüseynî duruş ve tavrı sergileyebilmektir.

Hz. Hüseyin’in, İslam’ın izzeti ve ikbâli için canını ve kanını ortaya koyduğu; adalet, cesaret, fedakarlık, ahde vefa, haksızlığa karşı durma, dünyevi menfaatler için eğilip bükülmeme gibi ulvi hasletleri hayata geçiremediğimiz müddetçe, ‘Her yer Kerbelâ, her gün Aşûra’ olmaya devam edecektir.

Ve yine Müslümanların mezhep, meşrep ve törelerini dinlerinin önüne geçiren taassuplarını kırıp İslam kardeşliğini ve vahdâniyetini sergileyemedikleri müddetçe de aynı akıbet kaçınılmazdır.

İslam’dan ve insanlıktan nasibini almamış Yezidlerin kol gezdiği ve mezhep-meşrep ayırmadan Müslümanları toptan silmeye ahdettği bir zamanda, Müslümanların artık ortak değer ve paydalarını ön plana çıkarıp geleceği hep birlikte inşaya yönelmekten başka çareleri gözükmemektedir.
Hislerimize tercüman olan bir alıntıdır.

paniel
05-09-2009, 12:27 AM
Her iki tarafta Müslümandır.Birbirlerinden çok zor ayırt edilebilirler.Ama Birisi nefse karşı zalim olmayan Helali harama çevirmeyen diğeri ise Nefse zalim ve haramı helal yapan nefsin zalim gurubudur.Kerbela olayı Nefs kavminde ortaya çıkan acı bir haldir.Hz Abbasın şahadeti Taşıma suyla değirmenin dönmeyeceğinin anlatımıdır. Ve oradaki Olaylar Emevi devrinde haksızlığa uğrayan İnsanı kamil olanların halidir.Hz Hasanın karısı tarafından zehirlenerek öldürülmesi demek kandaki zehirlenmedir. Kan ise Düşüncedir Düşüncedeki zehirlenme Umutsuzluktur,bedbinliktir. Yalnız Hz Huseynin şahadeti Umutsuzluk değildir. Çünkü onun temiz kanı Yüzyirmi dörtbin peygamberin günahlarının temizlenmesi dolayısıylada kefaretidir.İşe Buda rıza makamıdır.Şahadetin İdrakidir. Halbuki Hazreti Hasanda Şahadetin ACISI vardır.Diğer Taraftan İmam Zeynel Abidinin kurtarılması Bu Kötü Hale rağmen İnsaniyetimizi hala içimizde muhafaza edebilmektir.Selamlar.