ozkan_gunduz
07-02-2007, 03:56 AM
Tarih 2 Temmuz 1993, Sıvas’tan gelen haberlerle bir kor ateş düşüyor yüreğimize.
Madımak yanıyor. İnsanlarımız yanıyor. Yüreğimiz yanıyor.
Maraş’lar, Çorum’lar yeniden canlanıyor gözümüzde. Bir daha olmaz sanılan katliamlardan biri daha yaşanıyor.
Gözler, kulaklar Sıvas’a çevrili. Yürekler Madımak’ta atıyor. Madımak’tan yükselen ateşlerle birlikte öfke de büyüyor, sel oluyor sığmıyor yüreklere. Nasıl oluyor bu? Koskoca Sıvas’ın orta yerinde, onlarca insan, diri diri, herkesin gözleri önünde nasıl yakılır?
Ama burası Türkiye! Oluyor işte. Kontrgerilla devletinin onlarca, yüzlerce insanı birden katletmesi, katlettirmesi hiç olmamış, olmayacak şeyler değil. Daha önce de çok yaşadık bunları. 1 Mayıs’larda yaşadık. Maraş’ta, ‚Çorum’da yaşadık. 16 Mart, Bahçelievler, Piyangotepe katliamı gibi onlarca katliamda yaşadık. 16 yıl önce kontrgerilla yine aynı Sıvas’ta katliam planları yapmış ve 15 can almıştı. Kimi zaman resmi üniformalıydı katiller, kimi zaman gerici-sivil faşist, kimi zaman hep birlikte çektiler tetiği, birlikte patlattılar bombayı, birlikte benzin döküp yaktılar aydınlık bedenleri.
12 Eylül’den sonra kimileri bir daha olmaz sanıyordu bunları. Ama devlet aynı devletti. 12 Eylül öncesinde de sonrasında da Susurluk devletiydi. Faşizmin hüküm sürdüğü, Susurluk devletinin iktidarda olduğu yerde katliamlar da bitmeyecekti.
12 Temmuz’larda, 16-17 Nisan’larda yine herkesin gözleri önünde yaşanmadı mı katliamlar? Katledilenler devrimcilerdi. 12 Eylül’den sonra yaşanan onca zulme rağmen belki kimileri hala oligarşinin demagojilerinin, yalanlarının etkisinde “ama onlar silahlı örgüt üyesi” diye düşünmüştü. Belki katliamlar karşısında umursamaz davranmışlar, görmezden gelmişlerdi.
Doğrudur, oligarşi en çok devrimcilere düşmandı. ‚çünkü onlar oligarşinin zulmünün, zorbalığının, sömürünün önündeki en büyük engel, oligarşinin iktidarına karşı en büyük tehdittir. ‚ünkü onlar, tüm baskı, katliam, işkence ve zulme rağmen canlarını orta koyup boyun eğmeyenlerdir. Halkın en yiğit, en gözüpek, en bilinçli evlatlarıdır. Onun için devrimcileri katleder, kaybeder, işkence yapar, idamlara, onyıllarca sürecek tutsaklıklara mahkum ederler. Tıpkı dağlarda, şehirlerde yüzlercesini katlettikleri gibi. Tıpkı bugün Neslihan Uslu, Metin Andaş, Hasan Aydoğan, M. Ali Mandal’ı kaybetmek istedikleri gibi.
Ama Susurluk devletinin tek düşmanı devrimciler değildir. Haklıdan, iyiden, güzelden yana olan, zulme boyun eğmeyen, ilerici, demokrat, yurtsever tüm halka, halkın aydınlarına da düşmandır. İşte Madımak’ı tutuşturan alevler bu düşmanlığın eseriydi. Madımak’ta katledilenler hayatları boyunca ne silahlı bir örgüt üyesi olmuşlardı, ne de silahlı bir eyleme katılmışlardı. Ama Susurluk devletinin hedefi olmaktan kurtulamadılar. Daha önce ve sonrasında da katledilen yüzlerce devrimci-demokrat-aydın insan gibi. Daha önce Maraş’ta, ‚orum’da olduğu gibi. Daha sonra Gazi’de, Ümraniye’de yaşandığı gibi. Bu faşizm gerçeğidir. Faşizm baskı ve zulmünün önünde engel gördüğü, geleceğini isteyen, aydınlığa ışık olan herkese düşmandır.
“Allah allah” sesleri arasında Madımak’ı saatlerce taşlayıp benzin döküp yakanlar, yine Susurluk Devletinin devrime ve devrimcilere karşı besleyip büyüttüğü, önünü açtığı gerici-yobaz-faşist güruhtur. Onların eline taşları ve benzini tutuşturan, bu ülkenin devrimcilerini, demokratlarını, aydınlarını onyıllardır hedef gösteren, katleden, katlettiren Susurluk devletidir.
Onyıllar boyunca devrimcilere, demokratlara, aydınlara karşı gericileri, faşistleri örgütleyip, onlara her türlü desteği veren, halkı katlettiren, katletmelerine göz yuman emperyalizmin uşağı oligarşidir, devlettir, MGK’dır, ANAP, DYP, MHP, BBP, REFAH( Fazilet), DSP, CHP, DTP’siyle tüm burjuva partileridir. Süleyman Demirel, Çiller, Erbakan, Devlet Bahçeli, Muhsin Yazıcıoğlu, Ecevit, Baykal, Cindoruk’lardır.
Bu gerçeği hiç bir zaman unutmamak gerekiyor. Unutmamak ve hesap sormak gerekiyor. ‚ünkü unutmak ve hesap sormamak yeni katliamlara kapı açmaktır. Halkın düşmanlarına cesaret vermektir.
Unutmayalım ve hesap soralım
Madımak yanıyor. İnsanlarımız yanıyor. Yüreğimiz yanıyor.
Maraş’lar, Çorum’lar yeniden canlanıyor gözümüzde. Bir daha olmaz sanılan katliamlardan biri daha yaşanıyor.
Gözler, kulaklar Sıvas’a çevrili. Yürekler Madımak’ta atıyor. Madımak’tan yükselen ateşlerle birlikte öfke de büyüyor, sel oluyor sığmıyor yüreklere. Nasıl oluyor bu? Koskoca Sıvas’ın orta yerinde, onlarca insan, diri diri, herkesin gözleri önünde nasıl yakılır?
Ama burası Türkiye! Oluyor işte. Kontrgerilla devletinin onlarca, yüzlerce insanı birden katletmesi, katlettirmesi hiç olmamış, olmayacak şeyler değil. Daha önce de çok yaşadık bunları. 1 Mayıs’larda yaşadık. Maraş’ta, ‚Çorum’da yaşadık. 16 Mart, Bahçelievler, Piyangotepe katliamı gibi onlarca katliamda yaşadık. 16 yıl önce kontrgerilla yine aynı Sıvas’ta katliam planları yapmış ve 15 can almıştı. Kimi zaman resmi üniformalıydı katiller, kimi zaman gerici-sivil faşist, kimi zaman hep birlikte çektiler tetiği, birlikte patlattılar bombayı, birlikte benzin döküp yaktılar aydınlık bedenleri.
12 Eylül’den sonra kimileri bir daha olmaz sanıyordu bunları. Ama devlet aynı devletti. 12 Eylül öncesinde de sonrasında da Susurluk devletiydi. Faşizmin hüküm sürdüğü, Susurluk devletinin iktidarda olduğu yerde katliamlar da bitmeyecekti.
12 Temmuz’larda, 16-17 Nisan’larda yine herkesin gözleri önünde yaşanmadı mı katliamlar? Katledilenler devrimcilerdi. 12 Eylül’den sonra yaşanan onca zulme rağmen belki kimileri hala oligarşinin demagojilerinin, yalanlarının etkisinde “ama onlar silahlı örgüt üyesi” diye düşünmüştü. Belki katliamlar karşısında umursamaz davranmışlar, görmezden gelmişlerdi.
Doğrudur, oligarşi en çok devrimcilere düşmandı. ‚çünkü onlar oligarşinin zulmünün, zorbalığının, sömürünün önündeki en büyük engel, oligarşinin iktidarına karşı en büyük tehdittir. ‚ünkü onlar, tüm baskı, katliam, işkence ve zulme rağmen canlarını orta koyup boyun eğmeyenlerdir. Halkın en yiğit, en gözüpek, en bilinçli evlatlarıdır. Onun için devrimcileri katleder, kaybeder, işkence yapar, idamlara, onyıllarca sürecek tutsaklıklara mahkum ederler. Tıpkı dağlarda, şehirlerde yüzlercesini katlettikleri gibi. Tıpkı bugün Neslihan Uslu, Metin Andaş, Hasan Aydoğan, M. Ali Mandal’ı kaybetmek istedikleri gibi.
Ama Susurluk devletinin tek düşmanı devrimciler değildir. Haklıdan, iyiden, güzelden yana olan, zulme boyun eğmeyen, ilerici, demokrat, yurtsever tüm halka, halkın aydınlarına da düşmandır. İşte Madımak’ı tutuşturan alevler bu düşmanlığın eseriydi. Madımak’ta katledilenler hayatları boyunca ne silahlı bir örgüt üyesi olmuşlardı, ne de silahlı bir eyleme katılmışlardı. Ama Susurluk devletinin hedefi olmaktan kurtulamadılar. Daha önce ve sonrasında da katledilen yüzlerce devrimci-demokrat-aydın insan gibi. Daha önce Maraş’ta, ‚orum’da olduğu gibi. Daha sonra Gazi’de, Ümraniye’de yaşandığı gibi. Bu faşizm gerçeğidir. Faşizm baskı ve zulmünün önünde engel gördüğü, geleceğini isteyen, aydınlığa ışık olan herkese düşmandır.
“Allah allah” sesleri arasında Madımak’ı saatlerce taşlayıp benzin döküp yakanlar, yine Susurluk Devletinin devrime ve devrimcilere karşı besleyip büyüttüğü, önünü açtığı gerici-yobaz-faşist güruhtur. Onların eline taşları ve benzini tutuşturan, bu ülkenin devrimcilerini, demokratlarını, aydınlarını onyıllardır hedef gösteren, katleden, katlettiren Susurluk devletidir.
Onyıllar boyunca devrimcilere, demokratlara, aydınlara karşı gericileri, faşistleri örgütleyip, onlara her türlü desteği veren, halkı katlettiren, katletmelerine göz yuman emperyalizmin uşağı oligarşidir, devlettir, MGK’dır, ANAP, DYP, MHP, BBP, REFAH( Fazilet), DSP, CHP, DTP’siyle tüm burjuva partileridir. Süleyman Demirel, Çiller, Erbakan, Devlet Bahçeli, Muhsin Yazıcıoğlu, Ecevit, Baykal, Cindoruk’lardır.
Bu gerçeği hiç bir zaman unutmamak gerekiyor. Unutmamak ve hesap sormak gerekiyor. ‚ünkü unutmak ve hesap sormamak yeni katliamlara kapı açmaktır. Halkın düşmanlarına cesaret vermektir.
Unutmayalım ve hesap soralım