PDA

: kırklar meclisi hurafe mi?


hak kulu
19-09-2006, 02:06 PM
canlar elimde bir kitap var başllğına aldanıp aldım gerçi içinde aklımın ve gönlümün kabul edip onayladığım şeylerde var karşı çıktığım konularda ve çelişkide kaldığım konularda var
çelişkide kaldığım konuyu sizlerle paylaşamak istiyorum
ama önce kitap hakkın da bilgi verim
yazarı: LÜTFİ KALELİ
KİTAP ADI:ALEVİLİK AKLİDİR AHLAKİ VE İNSANİDİR
bu isim beni çekti
kitabın içerisinde 67.SAYFADA
şöyle bir yazı var


biz, 1-mart-2002 akşamı kanal-7'de ahmet altancoşkunun hazırlayıp sunduğu "iskele sancak" programında alevi inancının dayandığı kırklar meclisini anlatmaya başlayınca, karşımızda oturan prof.dr. hüseyin hatemi ile,prof.dr. niyazi öktenin saldırısına uğradık. onlara göre miraç ve kırklar meclisi bir "hurafe" idi...

evet, bunlarda alevi inancını hurafew saymışlardı.
bunlar,tüm dünyadaki sünni islam toplumunun her yıl recep ayının 27'ci gecesini miraç söylencesinin yıldönümü olarak (ki 2003 yılı miraç olayı,23 eylül gecesine denk geldi)camilerde ve evlerde saygıyla anışlarını görmezden gelir "hurafe" saymazlarda, alevilerin miraç ve kırklar meclisi söylencesini "hurafe" sayıp aşağılarlar...
oysa bu iki prof.etiketli kişi,aleviliğe hiç de yabancı olmayan ,"TÜRK-İSLAM" sentezcilerinin güdümündeki "ALEVİ-İSLAM" söylemli prof. izzettin doğanın cem dergisinde yazılar yazan ve alevilerin toplantılarına katılarak alevilik konusunda konuşmalar yapan kişilerdir...


ewet canlar bu yazıların tamamı yukarıda ismi geçen kitapta yazılıdır. ve sayfa67 dir.

şimdi kafamı karıştıran şu miraç ve kırklara hurafe diyen insanlar nasıl bu kurumdalar ve nasıl tolantılara girip alevilik konusunda konuşmalar yapabiliyor
eğer hurafe ise ki ben buna asla katılmıyorum o zaman insanlar kandırılıyorlarmı. bunu bilmek isterim ve son olarakda şunu belirtmek istiyorum bu şahıs ALEVİ-İSLAM başkalarının güdümünde diye bir idda atıyor
benim merak ettiğim konu da şu neden cem vakfından yada izzettin doğandan yada ALEVİ-İSLAM dan bir yanıt gelmedi yada geldide benmi bilmiyorum gelmişse haberdar olmak istiyorum..
cümlenizin niazı canlar

srdr_ist
21-09-2006, 12:58 PM
can bu konunada yorum yapılmaması enterasan.

Hurafe mi değildir.
Gerçekmi gerçektir.
Kimdir onlar içinde selmanı Farisi de varsa sahabeden inanclı insanlar topluluğu.

Yada 12 imamlar artı28 peygamber her ne dersen de aynı kapı.

Ama bu topluluk arasındaki mantık sırran hakka yakarışı gösterir ki aslında ozaman böyle idi.

Bunu çözmek için doğru olan herkesin inandığı Miraç olayıdır. Bu olay gerçek olmasa Miraç ta sayılmaması gerek.

Hz Ali orda Abuzer Gafferi orda Selman orda herkes orda .

Ayrıca kırklar kendi içinde kırk kişidir peygamberle kırkbir kişidir.
Hz Ali de bir gömlekte iki baş gösterdiğinden bir can olduklarından yine kırk kişi olur ki hakkın kendi zatı yaratma sıfatı ile orda yine kırkbir olur ki konu kendi içinde sağlam yapıdadır.

İnanmak yada inanmamak onlara kalmamış onların hurafe demesi bizi alaka etmez biz cümleyi yoldan ulu görmeyiz sen peygamberliğini yap demiş kırklar yolu süreceğini delil göstermiştir yoksa kırk kişiyiz uluyuz demeye çalışmamışlardır.

Yol Cümleden Uludur.
Bunu anlayacaz bize burda anlatılmak istenen şey budur.

Sevgilerimle

hak kulu
21-09-2006, 01:23 PM
ben asla kırklardan ve miraçtan şüphe etmedim ve etmemde
ancak benim karşı çıktığım hurafe diyerek miracı ve kırkları değil aleviliği yalanlayan bu zihniyeti nasıl olurda inanca dayalı olan bir kurumun yayın organında bu tür insanlar yazılar yazabilir yada nasıl olurda inkar ettikleri inançla ile ilgili konularda söz sahibi olur ve toplantılara girer anlayamadım doğrusu.

poyrazz
21-09-2006, 02:28 PM
Herkes işine geldigi gibi konuşur.Ama bu gerçekleri degiştirmez.Karşısındaki insanın inancını etkilemez.Temiz yürekle inanan insanlarımız, Sevgi ile ibadetlerini yerine getirirler.
Birde şu konu var;Çamur at izi kalsın..Alevi toplumuna lider olarak hizmet eden insanların her hareketi, her sözü,özel yaşamıda dahil toplumu etkiler.
Ben Yenibosna Cemevi yakınlarında oturuyorum.Bunları daha öncede yazdım.TTelekomda teknisyenim.Cemevi kuruldu kurulalı telefonlara hiçbir maddi çıkar gözetmeden baktım ve bakacagım.Tek çıkarım oraya hizmet etmenin gururu ve şerefi..
Bunca senedir İzzettin Doganla tanışmadım.Ama hep gözlemledim.Yanlış bir hareketini görmedim.Birşeyler yapmaya ,hukuk bilgisiyle toplumumuza faydalı olmaya çalıştıgını gözlemledim...
Aynı zamanda Bagcılar Cemevinin Telefonlarıylada ilgileniyorum.Oradaki yönetimi de bilmiyorum.Ama yapılan hizmetleri görüyorum.Bagcılar ve Yenibosna iki ayrı vakıf tarafından yönetiliyor.Vakıflar tüzel kişiliktir.kurumları bireylerle tek düşünmemek gerek..Toplum zaten çürük elmaları sepetten atıyor.
Yönetime kim gelirse gelsin,Hizmetler Hak içindir..İyiyi de kötüyüde insanlar kendine yapar..Ben bu iki Cemevi için konuşuyorum.Çünkü bunları biliyorum.Bir Şahkulu veya Karacaahmet Cemevleri ve yönetimi hakkında bilgim yokki konuşayım. Sevgilerimle..

hak kulu
22-09-2006, 01:04 AM
ALLAH razı olsun hizmetlerinden nerenin yönetimi kötü olursa olsun hizmet amaçlı bişeyler yapan insanlar oldukça kötülerin yeride kalmaz

Zenan_00
23-09-2006, 03:25 AM
Merhaba.. Kırklar ve Miraca yürekten inanırım ben. Unutulmasınki Allah'ın 99 güzel ismi vardır. Bu 99 isminde Allah'ınsıfatları anlatılmaktadır. Allah her şeye gücü yeter ki biz bile bazen akıl sır erdiremeyiz. Miraç ve Kırklar da bunlardan biridir.Miraç Gecesinde izin verseydi Allah kâinat inerdi yere, Ama emir yalnız Cebrail (A.s)'ye gelmiştir ve Cebrail inmiştir yere. Efendimiz Burak isimli bir atla Allah-u Tealayla bizzat görüşmüştür. Ne kadar akıl dışı değil mi?? İnanmayanlar için evet akıl dışı. Ama inananlar için değil!! Dönerken efendimiz miraçtan kırkların kapısına gelir. İşte burada da sırr_ı Hakikat başlar.
Mirac'ı ve Kırklar'ı yok saymak İslamiyet'le bağdaşmaz.4 mezhep diye adlandırılan kişilerin başı zaten İmam Cafer_i Sadık'tır.. İmam Maliki,İmam Hanbeli,İmam Hanefi vs. hayatlarını araştırdığınız zaman hepsinin Ehlibeyt yolunda işkence gördüklerini açıkça görürsünüz. Hepsi de Ehlibeyt için çilelerini çekip öyle edebiyete intikal etmişlerdir. Miraç konusu için Buyruk'u okuyabilirsiniz
Sevgiyle

umut_istanbul
23-09-2006, 03:55 AM
Sunnilerin saçmalıklarına inanıpda bizim en önemli anlatılan olayımız olan 40lara inanmamak saçmalık olur.

Sunnilerdeki saçmalıklar, mucizeler vs, bunlara inananlar unutmayınki Alevilik baskı altında tutulduğu için çok fazla anlatma imkanı olmadı değerlerini. ama KIRKLAR hurafe değildir gerçek hurafeleri şeriatçilerde arayın

Zenan_00
23-09-2006, 05:17 AM
Sunnilerin saçmalıklarına inanıpda bizim en önemli anlatılan olayımız olan 40lara inanmamak saçmalık olur.

Sunnilerdeki saçmalıklar, mucizeler vs, bunlara inananlar unutmayınki Alevilik baskı altında tutulduğu için çok fazla anlatma imkanı olmadı değerlerini. ama KIRKLAR hurafe değildir gerçek hurafeleri şeriatçilerde arayın

Sünnilerdeki saçmalıktan kastın Miraç Olayı ise Miraca biz aleviler de inanırız. Peygamberimiz ondan dolayı Peygamberler Şahıdır: Hiçbir Peygambere nasip olmayan olay O'nda gerçekleşmiştir. Allah-u Teala ile görüşmüştür. Ve aynı zamanda bizim kutsal bildiğimiz Ehlibeyt'tendir

umut_istanbul
23-09-2006, 05:22 AM
Sünnilerdeki saçmalıktan kastın Miraç Olayı ise Miraca biz aleviler de inanırız. Peygamberimiz ondan dolayı Peygamberler Şahıdır: Hiçbir Peygambere nasip olmayan olay O'nda gerçekleşmiştir. Allah-u Teala ile görüşmüştür. Ve aynı zamanda bizim kutsal bildiğimiz Ehlibeyt'tendir

sunnileri niye savunuyorsun bana?

Bak sunniler 40ların cemine hikaye diyorlar. Ama kendi hikayeleri yüüznden bugün şeriat ülkelerinde insanların yaşamları kararıyor. Bu yobaz kafalara karşı çıkmak lazım.

Alevilerin tarihine de sahip çıkmak lazım. Bu sitede 40lar hikayemi diye tartışmak yanlış biz kuşkulanırsak sunni ztn tepemize biner yezitler

Zenan_00
02-10-2006, 09:00 AM
sunnileri niye savunuyorsun bana?

Bak sunniler 40ların cemine hikaye diyorlar. Ama kendi hikayeleri yüüznden bugün şeriat ülkelerinde insanların yaşamları kararıyor. Bu yobaz kafalara karşı çıkmak lazım.

Alevilerin tarihine de sahip çıkmak lazım. Bu sitede 40lar hikayemi diye tartışmak yanlış biz kuşkulanırsak sunni ztn tepemize biner yezitler
Yahu arkadaşım sünnileri savunduğumu nereden çıkardın anlamadım ben. Miraca'da inanırım.Kırklara da inanırım.-Ki bizim deyişlerimizde Miraç Olayı da anlatılır. Buyruk'ta da anlatılır. peygamberimiz Miraca çıkmış mıdır?? Çıkmıştır. Allah ile görüşmüş müdür?? Görüşmüştür. Dönüşte Kırklar'a uğramış mıdır?? Uğramıştır. Eee sorun nerede anlayamadım!! Herşeyi sünnileştiriyorsunuz diye gelmeyin! Hem sünnilerin düşünceside beni ilgilendirmez.. Senin dinin sana benim dinim bana.. Neden hep onları baz alıyoruz. Biraz da kendi düşüncelerimize baksak.

umut_istanbul
02-10-2006, 12:27 PM
Yahu arkadaşım sünnileri savunduğumu nereden çıkardın anlamadım ben. Miraca'da inanırım.Kırklara da inanırım.-Ki bizim deyişlerimizde Miraç Olayı da anlatılır. Buyruk'ta da anlatılır. peygamberimiz Miraca çıkmış mıdır?? Çıkmıştır. Allah ile görüşmüş müdür?? Görüşmüştür. Dönüşte Kırklar'a uğramış mıdır?? Uğramıştır. Eee sorun nerede anlayamadım!! Herşeyi sünnileştiriyorsunuz diye gelmeyin! Hem sünnilerin düşünceside beni ilgilendirmez.. Senin dinin sana benim dinim bana.. Neden hep onları baz alıyoruz. Biraz da kendi düşüncelerimize baksak.

ASlında söylemek istediğim bir nokta var.


Miracda Allahın yanına çıkan Muhammed değil Alidir. sunniler Muhammed çıktı derler halbuki çıkan Alidir. Kaynaklarda var bu dedeler böyle anlatırlar saygılar..

srdr_ist
03-10-2006, 12:41 PM
ASlında söylemek istediğim bir nokta var.


Miracda Allahın yanına çıkan Muhammed değil Alidir. sunniler Muhammed çıktı derler halbuki çıkan Alidir. Kaynaklarda var bu dedeler böyle anlatırlar saygılar..

Deli Gönül Feryad Etme Boşuna Hal Bilmez Kişiye Yar Olamazsın
Bir Mürşide Bağlamazsan Özünü
Hakkın Huzurunda Var Olamazsın Medet Sevdiğim

Vefasız Güzelden Olur Mu Çare
Yoruldum Derdinden Öldüm Bin Kere
Düşme Bir Zalıma Göz Göre Göre
Sen İnsan Olursun Kör OlamazsınMedet Sevdiğim

Akarsu Bülbüller Ötmez Bağında
Dumanlar Eğlenmez Sevdalarında
Aşk Ateşi Yanar Oldu Bağrımda
Yanmış Yüreğime Kar Olamazsın
Medet Sevdiğim


başka lafa gerek varmıdır.

Av.A.Guvercin
03-10-2006, 02:03 PM
ASlında söylemek istediğim bir nokta var.


Miracda Allahın yanına çıkan Muhammed değil Alidir. sunniler Muhammed çıktı derler halbuki çıkan Alidir. Kaynaklarda var bu dedeler böyle anlatırlar saygılar..

Zerdest bu yazilanlari herkes okuyor can. Agzina geldigi gibi yazma lutfen. Bil ki bu yazilanlar birileri tarafindan kopyalanip iste aleviler boyle diyor diye biryerlere sunulabilir. neden buna dikkat etmiyorsun can.

yani ben sana tabancanin yatagin altinda oldugunu soylemem diyen bir konusma senin ki.

Muhammet ve Ali arasindaki iliskiyi her insanin anlayamayacagini da soylerler. Sen nasil anlayabildin merak ettin. Acaba hakikat makamindamisin.

Sen hakikat makamindaysan eger ben hakikat makaminda olmamaliyim ki senin soylediklerini anliyacak kadar Ariflesmemisim.

EL Insaf dikkat.......
#

Saygilarimla

Gökmen
03-10-2006, 10:33 PM
Sevgili ali abime katılıyor ve bu konuda fikir beyan eden arkadaş aslında miraca çıkan Ali'dir demekle,doğrusu Allah'a şirk koşulmakta eğer yüce Allah'ın ortağı olsaydı bu konuda herkes dilediğini dile getirirdi. Oysa onu tenzih ederiz ortak koşanlardan,bazı kitaplarda ve dedelerin böyle söylediği şeklindeki ifade yukarda anlatılan ölçüye uygundur. O sebeple sevgili kardeşim,eğer bilmiyorsanız cem de ibadet edilir iken miraç mersiyesine dikkat ediniz,orda aslında böyle idi gibi bir iafde yer almaz. Kaldı ki bu sır edilmiştir (sır)akıldır.
Sözlerin ve sembolize edilen anlatıların gerçek manalarını kavrama hususunda
dikkat edecek olursan,mirac'a yükselişte birçok hikmetler vardır.
Masalsı kaf dağı da semboldür,kaf dağının ardında olandan haber almak ta kişinin kemaliyeti ile alakalıdır,zülkarneyn de,bilmenin ötesinde gizlerle doludur
rivayet edilen her şey doğru değildir,riayet edilen de,doğru olan şeyi anlama ve
idrak etme,araştırma ve sonuca varma da kişinin gayreti ile mümkün olabilir.
Mühim olan şey gizli tutulmamış,anlaşılması ve tutulması güçleştirilmemeştir.
Bu dünyada kör olan diğer dünyada da kördür,insan özünü bilirse özürden
kurtulur,kendini bilen rabbini bilir,gönül ile Hak teala arasında hicap yoktur,
işte size miraç yolu,işte size ehli beyt yolu..hZ.Muammet s.a.s. ve Hz.Ali bir elmanın iki yarısı gibidir,aynı nurdan halk olunmuş,Hz.Ali'yi seven peygamberimizi
de sevmiştir asla ayrı görmeyiz,biri nübüvvet makamı diğeri velayet makamının sultanıdır.
saygılarımla

Nh+
08-10-2006, 03:43 AM
Muhammed ile Ali'yi kıyaslamanın ölçüsü olamaz.
İslam Muhammed'de zuhur bulmuş, onun ehlibeyti
de devam ettirip yaymıştır.
Hurafenin dine daha sonradan gelen inanç olduğuna
kanaat getirirsek eğer; Kırklar Meclisi'nin tasavvuf
felsefesinin temelini oluşturan insanı kamil'lerin
oldklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Tasavvufa göre sırasıyla taş-toprak, bitkiler yaratıldıktan
sonra Adem ve Havva meydana gelir.Şeytanın nasıl
lanetlendiği, yılanın sürüngen olmaya mahkûm edilmesi,
meleklerin Adem'e secdesi Hacı Bektaşi Veli'nin ünlü eseri
Makalat'ta da zaten vardır.
Muhammed ve Ali ruhlar alemindeyken (elest-i bezm) daha
Adem dahi yaratılmamıştı...
Bu konuyla ilgili birçok nefes,düvazdeh'ler ve deyişler vardır.

Türkmen
08-10-2006, 04:47 AM
merhaba canlar,

kırklar meclisi ve kırklar cemi alevi teolojisinin temelidir. Kırklar cemi ve meclisi hususunda kuşku duymak ya da uyandırmak ALEVİLİĞİN temeline dinamit koymaktır.

Kırklar meclisini nerden biliyoruz ?

yüzlerce binlerce Alevi önderinin nefeslerinden, deyişlerinden biliyoruz.

MİRAÇLAMALARDAN BİLİYORUZ.

ALEVİ OZANLARI, PİRLERİ NEFESLERİNİ HEVA ve heveslerine göre değil, ilahi bir aşkla, batıni keşf ile söylerler. Aslında nefesi söyleyen kişi sadece bir vasıtadır, vesiledir. gerçekte konuşan hakkın ta kendisidir!

bu nedenle nefesleri kaynak kabul ediyoruz. nefesler yüce yaradanın sonsuz vahyinin süreğenliğini gösteren deruni sözlerdir.

kırklar cemine mitoloji diye bakanlar münkirdir!

inanmayanlara / münkirlere ne denir ki !

kırklar cemine inanmayanlar hz. muhammed'in peygamberliğine nasıl inanırlar ?

mümkün müdür bu ?

kırklar cemini mantıksız görmek, hz. muhammedin miracını da mantıksız görmektir.

vahyi, nübüvveti, velayeti inkar etmektir.

kırklar cemine özellikle de din adına karşı çıkmak gerçekten çok hazindir, trajiktir !


KIRKLAR CEMİ YOKSA HİÇBİR ŞEY YOKTUR.

ALİ YOKTUR, MUHAMMED YOKTUR, 12 İMAMLAR YOKTUR.

ALEVİLİK YOKTUR.

SEMAHLAR BOŞUNADIR.

MUHARREM ORUÇLARI BOŞUNADIR.

HİÇBİRİMİZ YOKUZ.

ALEVİLER DİYE BİR TOPLULUK YOKTUR !

CEM YOKTUR, CEMEVİ YOKTUR.

İŞTE BU NEDENLE KIRKLAR CEMİNİ İNKAR ETMEK BENCE BÜYÜK KÜFÜRDÜR / MÜNKİRLİKTİR !

Nh+
19-10-2006, 04:03 AM
Alevi insan, aydın insandır...
Bizler İslam'ın özünü yakalayıp, Arap kültüründen
arındırdık ve bilimselleştirdik. İslam'ın bilimle uyuştuğunu
herkesin gözü önüne serdik. Bundan yüzlerce yıl öncesi
bir olay hakkında bu kadar net konuşmak bana akılcı
gelmiyor. Alevi olan dayanaklarını bir takım destanlardan
almamalı. Tabii ki bizim kültürümüzün temelini oluşturuyor
lakin Türkmen dostum bu kadar dogmatik olmamalısın...
Bir şeye körü körüne inanmamak, onu sorgulamak haktır.

aliekber
19-10-2006, 06:14 AM
merhaba canlar,

kırklar meclisi ve kırklar cemi alevi teolojisinin temelidir. Kırklar cemi ve meclisi hususunda kuşku duymak ya da uyandırmak ALEVİLİĞİN temeline dinamit koymaktır.

Kırklar meclisini nerden biliyoruz ?

yüzlerce binlerce Alevi önderinin nefeslerinden, deyişlerinden biliyoruz.

MİRAÇLAMALARDAN BİLİYORUZ.

ALEVİ OZANLARI, PİRLERİ NEFESLERİNİ HEVA ve heveslerine göre değil, ilahi bir aşkla, batıni keşf ile söylerler. Aslında nefesi söyleyen kişi sadece bir vasıtadır, vesiledir. gerçekte konuşan hakkın ta kendisidir!

bu nedenle nefesleri kaynak kabul ediyoruz. nefesler yüce yaradanın sonsuz vahyinin süreğenliğini gösteren deruni sözlerdir.

kırklar cemine mitoloji diye bakanlar münkirdir!

inanmayanlara / münkirlere ne denir ki !

kırklar cemine inanmayanlar hz. muhammed'in peygamberliğine nasıl inanırlar ?

mümkün müdür bu ?

kırklar cemini mantıksız görmek, hz. muhammedin miracını da mantıksız görmektir.

vahyi, nübüvveti, velayeti inkar etmektir.

kırklar cemine özellikle de din adına karşı çıkmak gerçekten çok hazindir, trajiktir !


KIRKLAR CEMİ YOKSA HİÇBİR ŞEY YOKTUR.

ALİ YOKTUR, MUHAMMED YOKTUR, 12 İMAMLAR YOKTUR.

ALEVİLİK YOKTUR.

SEMAHLAR BOŞUNADIR.

MUHARREM ORUÇLARI BOŞUNADIR.

HİÇBİRİMİZ YOKUZ.

ALEVİLER DİYE BİR TOPLULUK YOKTUR !

CEM YOKTUR, CEMEVİ YOKTUR.

İŞTE BU NEDENLE KIRKLAR CEMİNİ İNKAR ETMEK BENCE BÜYÜK KÜFÜRDÜR / MÜNKİRLİKTİR !
-------------------------------------------------------------

ALEVİ OZANLARI, PİRLERİ NEFESLERİNİ HEVA ve heveslerine göre değil, ilahi bir aşkla, batıni keşf ile söylerler. Aslında nefesi söyleyen kişi sadece bir vasıtadır, vesiledir. gerçekte konuşan hakkın ta kendisidir!



gerçekte konuşan hakkın ta kendisidir!


Tasavuf felsefesinin hangi ayetine göre bu sonuca ulaşıyorsun sayın can?

Allah birilerinin yerine geçip de konuşma olgusunun dayanağı nedir?

Bu çok büyük bir iddia olur ne Kuran'la uzlaşır ne Ehli Beyt öğretileriyle, ne 4 kapı 40 makam olgusuyla: hiç bir şeyle uzlaşmaz ki?

Yeni yeni inançlar mı üretiliyor?

Allah peygamber efendimizin bile kalıbına müdahele etmemiştir, indirmek istedikleri zaten vahiy ile inmiştir?

Alevilik adına dayanaksız iddialar ileri sürmek yola zarar verir çekinin bu davranıştan...

yağmur yüreklim
19-10-2006, 06:31 AM
Abuk sabuk bi takım insanların çıkıpta kırklar vs..yoktur demeleri beni hiç bağlamıyor.Çünkü ben zaten neyin doğru,neyin yanlış olduğunu çok çok iyi bilen biriyim..Onların demeleriyle böyle bişeyi yok saymak akıllara zarar verir.

porsor
19-10-2006, 07:20 AM
biz, 1-mart-2002 akşamı kanal-7'de ahmet altancoşkunun hazırlayıp sunduğu "iskele sancak" programında alevi inancının dayandığı kırklar meclisini anlatmaya başlayınca, karşımızda oturan prof.dr. hüseyin hatemi ile,prof.dr. niyazi öktenin saldırısına uğradık. onlara göre miraç ve kırklar meclisi bir "hurafe" idi...

Sayın hak kulu

iskele sancak pırogıramı izlemedim. Kim kırklar meclisi hurafedir demiş doğru süylemiş. Çünkü hz. Muhamedin mirac kısasını Anadolu Alevi ibadeti Cem ve Semahyla ne ilgisi var?

İkincisi ben hz. Muhamedin mirac kısasını defalarca okudum aklıma gelen arapça mirac türkçe merdiven demek. Hz. Muhamed gök yüzüne verdiveni dayamiş ve gök yüzüne merdivenle çıkmış ve Allahyla konuşmuş. Allah 50 vakit namaz farz etmiş. Sonra hz. Muhamed evine geri dönünce hz. Musaya raslar ve hz. Musa hz. Muhamede sorar sen Allahyla konuştun Allah sana ne dedi. hz. Muhamed diyor Allah bana 50 vakit namaz farz eti. hz. Musaya diyor 50 vakit namaz çoktur geri dön Allaha söyle biraz indirim yapsın. hz. Muhamed hz. Musanın aklına uyar tekrar Allahın yanına gider 50 vakit namaz çok olduğunu söyler. Allah bu sefer 50 vakit namazı 40. vakite indirir. hz. Muhamed gider gelir sonunda 5 vakite namazı indirir. Benim bildiyim Allah bir söyler pir söyler ve pazarlık yapmaz bu birincisi. İkincisi müslümanlara göre bu merdiven rivayeti ve 5 vakit namaz doğru olabilir çünkü öyle inanmışlar.

Sayın hak kulu benim sana iki sorum var.
1. değerli Pir Ali Baba hz. Muhamedin mirac kısasının başında kuranda bir ayet kaynak vermiş. Sen kurana inaniyormusun yoksa inanmiyorsun?
2. hz. Muhameden naklen anlatılan hadise inaniyormusun yoksa inanmiyorsun?
Bunu merak ediyorum. Cevaplarsan sevinirim.


Saygılar Porsor

hak kulu
05-11-2006, 01:25 PM
ben kur'anı kerimin varlığına inanıyorum
hadislere gelince kaynağı ehlibeyt ve ehlibeyte tabi olanlar ise inanırım çünki pir'e teslim olmuş candan pir'e zarar gelmez
o nedenle gaffari selman v.s sahabenin bu zamana taşıdığı hadislere inanırım
o ayetin ne olduğunu öğrenebilirmiyim

-dost-
06-04-2009, 03:23 PM
Kırklar meclisinde kimler vardı?

Amistofes
06-04-2009, 11:48 PM
Sevgili Dost .
Kirklar ceminden soru sormussunuz, size soruyoruz, kimler ne icin orada idi?
ask ile

-dost-
06-04-2009, 11:56 PM
Sevgili Dost .
Kirklar ceminden soru sormussunuz, size soruyoruz, kimler ne icin orada idi?
ask ile
Ben bilmiyorum bu da güzel bir soru şimdi ben gidip cem evinde bir dedeye sorarsam ayrıntılı bilgi alabilir miyim ? Açıkçası alevilerin ön yargılarından dolayı soru sormaya çekinir oldum da. Burada sorduğum zaman rahatsızlık hissedildiğini görebiliyorum çünkü.
Peki dede beni ciddiye alır mı , hoş görüyle karşılar mı, kovar mı?

Amistofes
07-04-2009, 12:07 AM
Sevgili Dost.
Kirklar Cemi mecazi anlaminda bir tepkinin asinasidir özünde.

Söyle kisa bilgi vereyim,Gelen baskiya karsin bir reddiyedir, cok farkli anlati vardir, isterseniz Size bir aktarma yapayim bigilenmis olursunuz, aslinda bu sitede aktarilmisligi bulunmaktadir. yeniden alintiliyorum siz dostlar icin, bilgi amaclidir
Saygilarim Insan sevgilerimle

Amistofes
07-04-2009, 12:10 AM
KIRKLARIN CEMİ KISSASI

Rivayettir ki, Hz. Muhammed miraca gidince yolda bir aslan gördü. Çıkarıp hatemi ağzına verdi. Orada nişanı kaldı. Ondan revan oldu. Sidretülmüntehaya erişti. Dosta vasıl oldu. Doksan bin kelamı söyledi. Otuz bini şeriat oldu. Cemi yüzyermidört bin kelam oldu. Altmış bini Ali'de sırroldu.

Hz. Muhammed miractan gelirken Minada bir kubbe gördü. Kapıyı kaktı. İçeri vardı. Kırklardan birisi, «Kimdir» diye sordu. Gaipten bir ses geldi: «Muhammed Nebi geldi» dedi, ol vakit Hz. Muhammed'e yer gösterdiler. Hz. Muhammed oturdu.

O anda Cebrail aleyhusselam geldi. Hatemi çıkarıp önüne koydu. Ol vakit kırklar birden ayağa durdular. Hatem Hz. Muhammed'in yerinde oturdu.

Bu kerre, Hz. Muhammed'in fikrinden bu geçti ki: «Sizler kimlersiniz» deyip bunlara sual eyledi. Ol vakit Hz. Muhammed sual etmekte müşkili var idi. Hz. Muhammed baktı ki, cümlesi bir kıyasta büyüğü hangisi küçüğü hangisi olduğuna müşkilde kaldı. Hz. Muhammed bunlara dedi ki: «Sizin küçüğünüz kimdir ve ulunuz kimdir».

Kırklar eyitti: «Bizim ulumuz küçüğümüz kırktır» deyip, cevap verdiler. Ol vakit Hz. Muhammed eyitti: «Ya kani sizin biriniz noldu» dedi. Kırklar eyittiler: «Seydullaha, gitti» dediler.

Kırklar eyitti: «Ya Muhammed ne çok sordun; dediler, Selmanı da bunda hazır bil ya Muhammed» dediler. Ol vakit Hz. Muhammed bunlardan nişan istedi.

Kırklar eyitti: «Kırkımız birdir, birimiz kırktır» deyip, hemen kırklardan birisi kolunu kaldırdı. Hz. Muhammed neşter vurdu. Kırkından dahi birer damla kan aktı. Ve selman parstan geldi. Bir tane üzüm getirdi. Hz. Muhammed bir üzümü ezdi, şerbet eyledi. Kırklar içti. Cuş ettiler. Hz. Muhammed, sema'a girdi. Şemle başından düştü, kırk pare oldu. Kırklar kuşandılar.

Ol sohbette, Hz. Muhammed bunlara pirlerini ve rehberlerini sordu. Kırklar dediler ki:
-Pirimiz Şah'ı merdan Ali'dir şeksiz, şüphesiz. Ve rehberimiz Cebrail aleyhusselamdır.

Hemen ol sohbet olurken Hz. Muhammed Hz.Ali'nin geldiğini bildi. O anda yere indi. Tecellâ ve temenna edip, Hz.Ali'ye yer gösterdi.

Cümle sahabeler Hz.Ali'nin geldiğini bildi karşılayıp, Hz.Ali'ye tecellâ ve temenna ettiler. Elindeki nişanı, mührü gördüler. Ol vakit dönüp ashaplar dediler ki: «Ya Resulullah, hüda aşkına, bize Hak Süphane ve Taalâ Hazretlerinin sizlere beyan eylediği ne ise, beyan eyle ki, bizler de işitelim» dediler.
O anda Hz. Muhammed onlara buyurdu:
- Ya sahabeler, Hakkın sırrı Hakikattır.
- Hakikat nedir, Ya Resulullah! dediler.
Ol vakit Hz. Muhammed eyitti:
- Hakikat odur ki, dil ile ikrar, kalp ile tasdik edip inanıp, iman getirmek, dedi.
O anda sahabeler eyittiler:
- Ya Resullullah sen buyur biz tutalım dediler.
Ol vakit ki Hz. Muhammed eyitti:
- Ya sahabeler, gelin talip olun ki hakikat kapısında birer rehber tutun ki, Hakk'ın sırlarına agâh olasınız dedi.
O anda sahabeler eyittiler:
- Ya Muhammed, hakikat nedir, dediler.
Hz. Muhammed eyitti:
- Hakikat odur ki evvel özünü yar eyle, ondan ehlini yar eyle, o da olmazsa dilini yar eyle, o da olmazsa cesedini yar eyle, kendini bir pire teslim eyle. Onun emrine iradet getir ki, hakikatı kabul etmiş olasın, dedi.
Ol vakit sahabeler dediler ki:
- Ya Muhammed hakikatı bildir ki, bizler biat kılmağa iradet getirmeğe geldik dediler. Hz. Muhammed eyitti:
- Ya sahabeler, hakikat Şahı Merdan Ali Hakkında geldi, varın Ali'ye iradet getirin, diye buyurdu. Kaynak: Buyruk, sa. 7-10, derleyen Sefer Aytekin, E.B.Y.

Şimdi Buyruk'ta mevcut bulunan Kırkların Cemi'ni incelemeye çalışalım.

1. Yukarıda mevcut bulunan Buyruk'ta görüldüğü üzere, hiç bir kaynak ve delil gösterilmeden Hz. Muhammed'in Miraca gittiğini ve Mirac'tan gelirken, Mina (Mina, Mekke şarkındaki dağlarda, buradan Arafat'a giden yol üzerinde bir yer)'da Kırkların Cemi'ne uğradığını, rivayet edilmektedir.

2. Selman el-Farisi (M. ?-656?) sahabeden ve islam menkibelerinin en tanınmış şahsiyetlerinden biridir. Esir olarak bir yahudiye satılmış, böylelikle Yesrib (Medine)’e gidip, islam dinine girmiş. Nasıl olur da Selman el-Farisi'nin ismi, Kırklar'ın Cemi'nde yer alabiliyor?

3. Bazı kimseler Hasan ve Hüseyin'in de, Kırklar'ın Cemi'nde yer aldığını söylüyorlar. Hasan b. Ali b. Ebu Talib, Ali'nin Peygamberin kızı Fatıma'dan doğan ilk oğludur. Sahih'i Buhari'nin rivayetine göre, hicret'in üçüncü senesinde ramazan (M. Şubat 625) ayında Medine'de dünyaya gelmiştir. Kaynak: Sahih'i Buhari (M.810-869), c. 8, sa.128, D.İ.B.Y.

Hüseyin b. Ali b. Ebü Talib, Ali'nin Peygamberin kızı Fatıma'dan doğan ikinci oğludur. Zübeyr b. Bakkar'ın rivayetine göre, hicret'in dördüncü senesinde 5 şaban (M. 9 Ocak 626) günü Medine'de doğmuştur. Kaynak: Muhammed İbn İsahk (M. 704-769) Siyer, sa. 310-311, A.K. İslam Ansiklopedisi, Leyden tabı mad. Hüyeyin, M.E.B.Y.

Bilindiği üzere, Mirac olayı hicret'ten üç sene önce, Mekke'den vuku bulmuştur. Hasan ve Hüseyin ise, Medine'de doğmuştur. Nasıl olur da Hasan ve Hüseyin'in ismi, Kırklar'ın Cemi'nde yer alabiliyor?

4. İşaret edilmesi gereken ünemli bir husus da, şayet bu olağan üstü mucize doğru ise, neden, Hz. Muhammed ve oniki İmamların hayatlarında ve Arap lisanında, Pir ve Rayver unvanı, Talib (tolıv) kelimesi, Ayin'i Cem ve Semah ibadeti yoktur?

5. Buyruk adlı eser, İmam Ca'fer Sadık, tarafından yazıldığı iddia edilmektedir. Ancak ne arap eserlerinden, ne de avrupa müelliflerin eserlerinde bulunmiyan bu iddia, hiç bir ciddi esasa dayanmamaktadır. Çünkü, imam Ca'fer Sadık, hicret'in 80 (M.699) yahut hicret'in 83 (M.702) senesinde Medine'de doğmuş ve babası Muhammed Bakır'ın yerine, imamete geçmiştir. Siyasette hiç bir rolu yoktur; fakat hadiste derin bilgisi ile şöhret kazanmıştır. Söylendiğine göre, astroloji, elkimya ve diğer ilim'i gaybiye ile de meşgul olmuş ise de, kendisine izafe edilen eserler sonradan yazılmıştır. Kaynak: İbnü'l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c. 5, sa. 474, B.Y. Çeşitli Olaylar. İslam Ansiklopedisi, Leyden tabı mad. Ca'fer, M.E.B.Y.

6. İmam Ca'fer Sadık tarafından yazıldığı iddia edilen "Buyruk" adlı eserin içeriğinden anlaşıldığı üzere, 16'cı asırda yazıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Buyruk adlı eser, Safevi devleti'nin Anadolu'daki hem siyasi, hem de Şi'i mezhebi'nin bir propagandası olduğunu, söylemek pekte yanlış olmaz.

Amistofes
07-04-2009, 12:15 AM
İsra (türkçe, yükseliş veya geceleyin seyhat manasındadır) ve Mirac (aslında "sullam", türkçe, merdiven manasındadır), her iki tabirin menşe'i de Kur'an'ın, isra süresi birinci ayeti ile sabittir.
Kaynak: Muhammed b. İshak (M. ?-767), Siyer, sa. 351-352, A.Y.
Sahih-i Buhari (M.810-869), hadis No: 1551, D.İ.B.Y.
Taberi (M.839-923), Tarih-i Taberi, c. 2, sa. 360-365, E.O.Y.
İbnü'l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c. 2, sa. 52-57, B.Y.

Daha sonraki arap olmayan müslüman memleketlerinde farsça, türkçe, hindce ve malay dilinde Mirac kıssasını işliyen eserler, Hz. Muhammed'in Mirac kıssasının yayılmasına yardım etmişlerdir.

İşaret edilmesi gereken en ünemli husus, bazı kimseler, Ayin'i Cem ve Semah'ın menşe'i, Hz. Muhammed'in mirac kıssası'na izafe etmeye çalışmaktadırlar. Ancak ne Kur'an'ın, isra süresi birinci ayetinden, nede sahabelerden rivayet edilen hadislerde bulunmiyan bu iddia hiç bir ciddi esasa dayanmamaktadır.

Hz. Muhammed'in mirac kıssasını Mekke'den Kudüs'e kadar olan kısmı bu sürede şöyle anlatılır: Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid'i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid'i Aksa'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir. Kur'an'ın, isra süresi, ayet 1.

Şimdi yukarıda mevcut bulunan isra süresinin bu birinci ayetini inceleyelim. Kuldan Hz. Muhammed'in kasdedilmiş olduğu umumiyetle kabul edilmektedir ve bundan şüphe etmek içn de bir sebep yoktur. Mescid'i Haram'ın Mekke'deki mabed olduğu Kur'an'daki ifadeden sabittir. Fakat Mescid'i Aksa neresidir? Hz. Muhammed, nasıl olur da Kudüs'te kain bir mabede al-Mescid al-Aksa diyebilir?

Amistofes
07-04-2009, 12:17 AM
Muhammed miracın yoluna girdi
Bu sır, gayet sır içinde sır idi
ABDAL MUSA

muhmmed direkt değil bir binekle başka yere götürülüyor .. oradan yükseltiliyor. bu bineğe burak diyorlar. oradan başka bineğe, sonra başka bineğe,,, yanılmıyorsam 4 binek değiştiriyor. refref denen bir binek daha var.

Kırklar bu sırada gerçekleşiyor deniyor. Aslında pirin dediği gibi sır içinde sır var sırda da değil. Belli ki aleviler bilinen bir kadim gerçeği miracı bahane ederek buna monte etmişler.

İşin esprisi muahmmedin değiştirdiği bu bineklerin nasıl olduğu ve ne olduğu hakkında kesin birşey yok. Herşeye kadir tanrı neden direkt kulunu yanına almak yerine 4 binek değiştirtme gereği duyuyor?

Binekler yalan değil adları var 4 tane yanılmıyorsam ama ben ikisini hatırlıyorum BURAK VE REFREF... bugün bile insan kıtalar veya şehirler arası yolculukta farklı ulaşım araçları kullanıyor.. bilemem

sır içinde sır var... Aleviler sevgili hasan harmancının varoluş konusunda dediği gibi "yaşam karbonla canlıdan cansıza sonra tekrar canlıya geçiyor.. PEKİ ALEVİLER BUNU NEREDEN BİLİYORDU" diyorya aynen öyle...

Sır içinde sır ifadesi işte alevilerin bildikleri kadim bir gerçeği miraç için monte etmesiyle alevilkte önemli yer tutuyor. Belli ki miraç kadimde gerçekleşen bir olayın tekrarıdır.

PEKİ ALEVİLER İNSANLIĞIN BÜTÜN BU SIRLARINI

NEREDEN BİLİYORLAR?


Kadın sırtına binilmiş bir resim, denildiği gibi ak sakallı dedenin sırtına binecek değilya...

Şunu çok merak ediyorum:

Herşeye kadir tanrı neden muhammede OL deyip yanında oldurtmamış da binekler değiştirtiyor?

GARİP!

Alevi pirine kulak verelim:

Muhammed miracın yoluna girdi
Bu sır, gayet sır içinde sır idi
ABDAL MUSA

Sır içinde sır ne demek? Ahanda yukarda resim var. Tanrı gel demiş muhammed atlamış gitmiş. Sır içinde sır nerde canlar sırda değil?

Alevi pirleri yine bu olayla birşeyler anlatıyor bence... konuşulsun bu konu!

Bakın alakasız olmayan ama aykırı olan bir örnek... Bir semavi dinin kutsal kitabından:


<< (Tevrat Hezekiel 1-4)

“Ve otuzuncu yılda, dördüncü ayda, ayın beşinci gününde, ben Kebar Irmağı yanında sürgünler arasında iken vaki oldu ki gökler açıldı… ve baktım, ve işte, kuzeyden buran yeli, durmadan ateş saçan bir bulut geliyordu, çevresinde parıltı ve ortasında sanki ateş ortasında ışıldayan maden. Ve onun ortasında dört canlı yaratık benzeri çıktı. Ve onların görünüşü şöyle idi: onlarda insan benzeyişi vardı ve her birinin dört kanadı vardı. Ve ayakları doğru ayaklardı ve ayaklarının tabanı buzağı ayağının tabanı gibiydi ve cilalı tunç gibi parıldamakta idiler ” >>

Tevrat: ve tanrı benzeyişimize göre insan yapalım dedi

Sümerler: nintu kili karıştıracak ve böylece tanrı ile insan karışıcak...

Aleviler: Kırkların birine neşter vuruldu (neden bıçak değil neşter? neşter tıb sahasında kullanılan bir alet değil midir?)

Kutsal bir kitaptan bu ayet. Binek bu binek olmasın sakın? yada içindeki buzağı tabanlılar........................


Muhammed miracın yoluna girdi
Bu sır, gayet sır içinde sır idi
ABDAL MUSA

Alevi pirleri carbonu, devriyeyi, kırkları, güneşi, ışığı biliyorlar. Emin olun Mirac içindede birşey anlatıyorlar.

Kesip atmayın, sorgulayın SIR İÇİNDE SIR VAR!

Amistofes
07-04-2009, 12:19 AM
Sevgili dost.
Umarim cesitli aktarimlardaki yorumlar ile bu bilgiyi sizler ile paylasmak yarar saglamis olur. ask ile
Saygilarim Insan sevgilerimle

MeLekk
07-04-2009, 12:23 AM
Ben bilmiyorum bu da güzel bir soru şimdi ben gidip cem evinde bir dedeye sorarsam ayrıntılı bilgi alabilir miyim ? Açıkçası alevilerin ön yargılarından dolayı soru sormaya çekinir oldum da. Burada sorduğum zaman rahatsızlık hissedildiğini görebiliyorum çünkü.
Peki dede beni ciddiye alır mı , hoş görüyle karşılar mı, kovar mı?

dost can neden böyle düşündügünü anlamış degilim:confused:
hiç bir dedemizin kimseyi soru soruyo diye hakir görmesi,kovması söz konusu olamaz...

:) saygılarımla...

Alevi_İpar_24
07-04-2009, 01:55 AM
Sayın Amistofes ;
Kadim inanç dediğiniz nedir. Nasıl bir tanımı var açıklarmısınız. Şamanist mani dinlerinde inanc şeklini açıklar mısınız. Bunu Aleviliğe monte edin bakalım. Daha önemlisi Kuran dan ve de Alevilik öğretisinde ortak hallerini çıkarmanız lazım.
İslam denince Sünnilik midir. Böyle ise zaten ne sırra gel nede hakikatten konuşmanın manası yoktur.
Tasavvufun ilmin asıl kaynağı doğumudur batı mıdır?
Miraç bir kez mi yaşandı?
Hepsinden önemlisi Alevilik inancının temelinden yaşantısına kadar . Alevilik nedir. Nerden başlar inancın başı sonu . Bir anlatalım şu muamma yı çözelim. Şimdiden cevapların için teşekkürler.
sevgiler saygılar ..

-dost-
07-04-2009, 01:59 AM
dost can neden böyle düşündügünü anlamış degilim:confused:
hiç bir dedemizin kimseyi soru soruyo diye hakir görmesi,kovması söz konusu olamaz...

:) saygılarımla...
Sevgili melek ben bu siteye gelmeden önce sanırdım ki sadece sünniler alevilere ön yargılıdır. Ne yazıkki yaşayarak öğreniyorum ki bu ön yargılar karşılıklıymış. Üstelik ön yargılar yüzünden bir soru sorduğumda ya da bir düşüncemi söylediğimde ard niyet aranıyor.
Bulunduğum yerde bir cem evi var ama soru sormaya çekiniyorum şahsen ne yapayım. :(
Oysa öğrenmek istiyorum, inanıp inanmamam önemli değil, sadece anlamak istiyorum.


Bu arada sevgili Amistofes aşağıdaki bilgileri müsait bir zamanda okuyacağım teşekkürler arkadaşım.

Amistofes
07-04-2009, 02:02 AM
Sevgili Alevi Ipar,
Sevgili can , yazina baslamadan önce avartamdaki niki yanlis yazmissiniz,
Bu yanlisin düzeltilmesi gerekiyor.
Ayrica simdiye kadar bunca yazidan sonra, köken denilen cikis noktasi /sercesmesi ni siz hala cözemedinizmi,?

Dün yazmistim . biz kenara cekilir sizden duymak isteriz, cünkü biz henüz ilk olkul degil ali olkulundan oldugumuzuda ima etmistiniz, o yüzden haddimizide biliriz, sizi dinleriz,,
hele siz yaziniz, bizde gerektigi yerlerde eksiklerimizi yada düsüncelerimizi karsilkli tahammüle ile aciklar , bu karmasik muammaligida cözmüs oluruz,
Siz den beklemekteyiz sevgili Alevi IPAR 24.
saygilarim Insan sevgilerimle

Amistofes
07-04-2009, 02:10 AM
Sevgili Ipar, Samanist, mani, zerdüst, islam, budizm ve diger dinler ile Ezoterik,batini doktrinlerini buraya aktarmistim , Sitede kayitlidir bir göz atarsaniz daha saglikli olur kanisini tasimaktayim,
Cünkü Hace Bektas Veli Pirin dedigi gibi herkes ,Kabi kadar deryadan almasini bilir, gene Hz Mevlananin söylemine göre benim dehaligim senin anladigin kadardir,
sevgili can, bilgiler oldukca bu sitede muazzamdir ask ile
Saygilarim Insann sevgilerimle

Alevi_İpar_24
07-04-2009, 03:42 AM
Sevgili Alevi Ipar,
Sevgili can , yazina baslamadan önce avartamdaki niki yanlis yazmissiniz,
Bu yanlisin düzeltilmesi gerekiyor.
Ayrica simdiye kadar bunca yazidan sonra, köken denilen cikis noktasi /sercesmesi ni siz hala cözemedinizmi,?


Dün yazmistim . biz kenara cekilir sizden duymak isteriz, cünkü biz henüz ilk olkul degil ali olkulundan oldugumuzuda ima etmistiniz, o yüzden haddimizide biliriz, sizi dinleriz,,
hele siz yaziniz, bizde gerektigi yerlerde eksiklerimizi yada düsüncelerimizi karsilkli tahammüle ile aciklar , bu karmasik muammaligida cözmüs oluruz,
Siz den beklemekteyiz sevgili Alevi IPAR 24.
saygilarim Insan sevgilerimle

Sayın Amistofes;
Hakikatin ne olduğunu çözmek için tarafsız olmanız lazım.
Dinleri bile bir birinden ayırmadan gözlemlememeniz ve de ilim çıkarmanız lazım
çok mu zor şekil a ve d nin alt kümesine bakacak olursanız imkansız. Elin oğlu bir kaç sırrı çözmüş ama işin içinden çıkamamış
sizde bir bakın google video da Zeitgeist alt yazılı diye bir belgesel var onu seyretmenizi öneririm (parasal yerinden değil dini konusu )Hz İsa vede Musa dan bahseden yerinden
sonuna yazınıza bakılacak olursa işkembeyi kübra bizde ise bu tanımı yapan sizde pek kenara çıkacak durum yok. Kurandan haberdarsınız ikra süresini biliyorsunuz. Senden birkaç kişiden başka şikayetçi varmı dır tarihe gerilere doğru bakmak lazım.
Ayrıca kuranı anlamayanların fikir yürüttükleri icmalar kıyaslar Alevilikte geçerli değildir. Alevilikte kuranın ana konusunu algılama vardır buda bizi herkesten ayırır zaten devamı
Kuranda düzensizlik dediğin nedir belli değil ama Turan Dursun gibi zamanlara takılıp ana fikrin den ve de öğüt veren korkutan haber veren ödüllendiren kuranı kendimize yol gösterici mi algılayacağız mantığımızla aslında istediğimiz şeyi mi bulmaya çalışacağız.
Alevilikte kadimin ilki şunu asla unutmayın ki insanlığın ilk mesajı olan TEVHİD dir. Bunu kuran da sonlandırırız. Ana fikride ilkin budur. Bunu anlamak için kuranı işin enteresan yanı dinleri bilmek lazım önce ve senin kadim dediğin yine insanlıkla aynı zamanda eş güdümle hep gelmektedir. Ters olan ise bize biz bilmediğimiz halde biliyoruz dememiz. Anlamıyoruz o halde kıyasa icmaya bizede lazım artık ana fikri çözemiyorsak fikir yürütüp hüküm vermemiz lazım
Son olarak
Alevilik kendi gibi Allah Muhammede inanlar o inancı çözemediler. mantığını fikrini kaybettiler. Nesimi gibi zatların derisini yüzdiler Nesimi derisini sırtına alıp 12 adım yürüdü lakin yüzülen Nesiminin derisidir Ruhu değildir.
Alevilik şu haliyle bakınca acaba Alevilikte hangi ruh kaldı demek geciyor içimden. kurandna ayetlerin yetkililer tarafından açıklanması kıyassa bu açıklananların içinden en doğru açıklananı seçmek..Sevgiler

beyazkus
07-04-2009, 04:11 AM
canlar elimde bir kitap var başllğına aldanıp aldım gerçi içinde aklımın ve gönlümün kabul edip onayladığım şeylerde var karşı çıktığım konularda ve çelişkide kaldığım konularda var
çelişkide kaldığım konuyu sizlerle paylaşamak istiyorum
ama önce kitap hakkın da bilgi verim
yazarı: LÜTFİ KALELİ
KİTAP ADI:ALEVİLİK AKLİDİR AHLAKİ VE İNSANİDİR
bu isim beni çekti
kitabın içerisinde 67.SAYFADA
şöyle bir yazı var


biz, 1-mart-2002 akşamı kanal-7'de ahmet altancoşkunun hazırlayıp sunduğu "iskele sancak" programında alevi inancının dayandığı kırklar meclisini anlatmaya başlayınca, karşımızda oturan prof.dr. hüseyin hatemi ile,prof.dr. niyazi öktenin saldırısına uğradık. onlara göre miraç ve kırklar meclisi bir "hurafe" idi...

evet, bunlarda alevi inancını hurafew saymışlardı.
bunlar,tüm dünyadaki sünni islam toplumunun her yıl recep ayının 27'ci gecesini miraç söylencesinin yıldönümü olarak (ki 2003 yılı miraç olayı,23 eylül gecesine denk geldi)camilerde ve evlerde saygıyla anışlarını görmezden gelir "hurafe" saymazlarda, alevilerin miraç ve kırklar meclisi söylencesini "hurafe" sayıp aşağılarlar...
oysa bu iki prof.etiketli kişi,aleviliğe hiç de yabancı olmayan ,"TÜRK-İSLAM" sentezcilerinin güdümündeki "ALEVİ-İSLAM" söylemli prof. izzettin doğanın cem dergisinde yazılar yazan ve alevilerin toplantılarına katılarak alevilik konusunda konuşmalar yapan kişilerdir...


ewet canlar bu yazıların tamamı yukarıda ismi geçen kitapta yazılıdır. ve sayfa67 dir.

şimdi kafamı karıştıran şu miraç ve kırklara hurafe diyen insanlar nasıl bu kurumdalar ve nasıl tolantılara girip alevilik konusunda konuşmalar yapabiliyor
eğer hurafe ise ki ben buna asla katılmıyorum o zaman insanlar kandırılıyorlarmı. bunu bilmek isterim ve son olarakda şunu belirtmek istiyorum bu şahıs ALEVİ-İSLAM başkalarının güdümünde diye bir idda atıyor
benim merak ettiğim konu da şu neden cem vakfından yada izzettin doğandan yada ALEVİ-İSLAM dan bir yanıt gelmedi yada geldide benmi bilmiyorum gelmişse haberdar olmak istiyorum..
cümlenizin niazı canlar


Sevgili can sayin Kaleli kitap yazmasini biliyorda,o oturumda o kisilere 40 larin gercegini anlatamiyor sa bu kalelinin acizligi dir.Kitap yazmaya bu zatin hakki yok,ben bir fikiri savunamiyorsam insanlari kandirip bir takim ilgi cekici deyimlerle baslik yapip kazanc pesindeysem bence bu sayin Kalelinin acizliginden kaynaklanmistir.

Bakin ben cemin en büyügünün kabede tutuldugunu savunuyorum.Nasilmi:?

Hacca gidenlerle yaptigim sohbetlerde Kabede Ezan okununca kabeyi tavafta olanlar oldugu yerde saf tutup namaza duruyorlar.Sordum ya kadinlar nerede saf tutup namaz kiliyor.? cevap;Kari koca yanyana safa girip namaza durduk dediler.Kabede böyle bir ayrim yapilmiyorda ,camide yapiliyor sorusuna hocalar bile cevap veremiyor.Haaaa o zaman Aleviler Islamin özüdür deyimimiz 1.ci derecede hakliligini ortaya koymuyormu.O zaman bu kirklara yok diyen,Hurafe diyenlere soralim Allah yalniz kabede mi duruyor.? Kabede hersey oluyorda baska yerlede niye olmuyor,baska yerlerde hasaa Allah yokmu demezlermi adama.?Gercegin demine Hüüüüüü.....

Amistofes
07-04-2009, 04:20 AM
Sevgili Canlar.
Erzincan Basköylü Pir Hadani den.
İki ana yolu vardır. Biri Havva ana yolu, diğeri Naciye ana yoludur. Biri lanettir, diğeri rahmettir. Bu yollar birbirine hiç karışmadı. Baştan da ayrıydılar, şimdi de ayrıdırlar. Biz Naciye ana yolundan geldik. Bize Naciye Güruhu derler. Aslımız 73’tür, 72’ye hiç dahil olmadık. Bizim dinimiz, mezhebimiz yoktur, Yol’umuz vardır, sevgidir. Dinler ve mezhepler 72’de vardır. Çünkü aralarında Şeytan vardır. Şeytan onları böldü, birbirine düşürdü. Biz bu kavgalara hiç karışmadık. Hiçbir zaman başkalarının kapısına dayanarak bizden olacaksınız demedik. Bizim bildiğimiz, güttüğümüz Yol: Ay Naci’dir, güneş Naciye’dir. Naci Naciye’nin kocasıdır. Ay Ali’dir, güneş Fatıma’dır. Ali Fatıma’nın kocasıdır. Ali’nin, Naci’nin bir adı da Şit’tir. Hayat Naci ile Naciye’den doğdu. Bunlar da Erenlerin söyledikleridir. Biz ırklar yolundan değil Kırklar Yol’undan gideriz. Yol’u öğrenmek için Başköylü Seyyid Hasan Efendi’nin “Hakk’ın Emri Rızası” kitabını okumak gerekiyor. Birkaç kuru söz ile cevher anlaşılamaz.
Doğrudur, dinin sahibi Allah’tır. Adem’in ve Havva’nın, Şeytan’ın da sahibi Allah’tır. Adem ile Havva’dan doğan 72 milletin arasına Şeytanı gönderen kendisidir. Şeytan Havva’yı kandırmış, yasak meyveyi birlikte Adem’e yedirmişlerdir. Adem ile Havva cennet sürgünüdürler. Evet, dinin sahibi Allah’tır. İnsanları dinlere ve mezheplere bölen odur. İnsanlar, Hıristiyan, Müslüman, Musevi gibi dinlerdendirler. Her birinin ayrı kitabı vardır. Bu dinler ve mezhepler birbirini kırmaktadırlar. Müslümanlar Hıristiyanları, Museviler Müslümanları öldürmektedir. Allah ise seyretmektedir. Doğrudur, dinler ve mezhepler 72’de vardır.
Hakk Erenlerinin ise dini ve mezhebi yoktur. Yol vardır. Yol din değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Allah’a bağlı değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Hakk’a bağlıdır. Hakk Yol’unda dinin ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda Şeytan’ın ne işi var?
Allah dinin sahibidir. Allah doğrunun ve yanlışın sahibidir. Hayır ve Şer Allah’tandır. Her ikisi de bir gömlektedir, birbirlerini yemektedirler. Şer Havva’dır, Hayır ise Adem’dir. Adem Hayır’dır ama Havva’nın koynundadır. Bu yüzden Hayır lekelidir. Şer’in koynundaki Hayır’dan hayır gelir mi?
Hakk Erenlerinin yolu Hakk’a bağlıdır. Hakk doğruluğun sahibidir, eğri yoktur. Hakk Yol’unda din yoktur.
Evrenin hakimi Hakk’tır. Hakk İkrar ve İman’dır. Hakk Erenleri ikrar ve imanı bilirler, Hayır ve Şer ile işleri yoktur. İkrar ve İman birdir, bir gömlektedir. Hakk hakikattir, hakikat doğruluktur ve halkımızın kalbinde bir noktadır. Nokta Hakk’tır. Hakk Erenlerinin yolunda, evlilikte kadın ve erkek birbirine ikrar verir. Yol’a alınırken de ikrar vardır. Şeytan ceme giremez. Çünkü cemde sorgu-sual vardır. Hakk Erenleri Naciye evlatlarıdır.
Dünyaya iki geliş yolu vardır. Biri lanettir, diğeri rahmettir. Biri yaratılmışta, diğeri doğmuştadır. Yaratılanlar Adem ile Havva’dır ve Allah’a tabidir. Allah dünyanın sahibidir. Dünyadaki bütün doğru ve yanlıştan sorumludur. Hakk ise evrenin hakimidir ve doğrudur. Naci ile Naciye Hakk’a tabidir. Hakk ile Allah arasında ikrar vardı. Allah ikrarı bozmuştur. Ateşi bir yana bırakmış, ademi çamurdan yapmıştır. Sır kâtibi Şeytanı azdırmıştır. Şeytan kötü yola düşmüş, insanı Yol’dan çıkartmaya çalışmaktadır.
Ulu divan kurulacak. Sorgu sual olacak, Hakk yolundan çıkanlardan hesabını soracak! Hakk ile ikrarı bozan Allah Ulu Divan’da hesap verecektir. Ulu Divan’da ak defterde yazılı olanlar, yani Hakk’ı söyleyenler kurtulacak; kara defterde yazılı olanlar, yani Allah’ı söyleyenler hesaba hazır olsunlar!
Hakk Erenlerinin Yol’unda doğruluk vardır. Yani doğruluk Hakk’tır. Gidilecek Yol Naci ile Naciye yoludur. Naci ile Naciye yolu Kubbei Rahman’dan gelmektedir, bu yüzden Hakk’tır. Yol’un din ile Adem ve Havva ile ilişkisi yoktur.
Hakk Erenleri’nin yolu başka bir âlemden gelmektedir ve Hakk’tır. Başta da ayrıydı, şimdi de ayrıdır.
Tüm bu belirlemeler üzerine bizim Islam ile ne gibi bir bagimiz olabilirki?
Saygilarim Insn sevgilerimle Amistofes

Amistofes
07-04-2009, 04:24 AM
Sevgili Ipar .
Sana en güzeli Basköylü Hasaniden alintilar ile yeniden okumani ve daha net anlamani saglamak olacaktir ne dersiniz,?
Sayet isterseniz aktarmakta hic bir mahsuru yoktur.
bu yazilar bizzat yol erenlerinindir,
saygilarim Insan sevgilerimle

Amistofes
07-04-2009, 04:28 AM
Sevgili dostlar.
sizlere aktaracagim bir canimizin yazilarini sizlerle paylasmak isterim.
Kendisi Kuran Fikih ve icmai, tevhid uzmanidir.
Öylesine duyumsalliklar ile degil bizzat arastiran ve akedemisyendir.
saygilarimla
Bu forumda çok güzel linkler(kısımları) mevcut ama ben genelde Alevilik üzerinde durarak bazı olguları açıklamaya çalışacağım.Forumda genelde Alevilik ile ilgili olmak üzere fikirlerimi bilgilerimi aktarmaya çalıştım.

Kendim Aleviliğin içinde olan Hurufi inancı içerisindeyim harabi nesimi şah hatayi gibi büyük mazlum halkların dilleri gibi güruhu Naci ve vahted-i vucuda inana biri olmakla beraber saçmalayan yalanlayan egemen güçlerin haricinde sümerden tutunda Anadolu atalarımız olan Hititler luviler r Persler Urartular gibi eski uygarlık ve din öğretilerine hala içimizde olduğunu gören biriyim birilerinin bunu kabullenmemesi gerçekleri değiştirmez ..

İnançları sorgulamak yanlışlıkları veya eksiklikleri göstermek bazen kabulü olmayan fikirler eylemler olarak ta ortaya çıkmıştır.Buda bilgiyi saf temiz halde süzerek aktarma anlama ile ilgilidir.Bilgiyi saf temiz halde süzerek anlama ile ilm ile bilerek bilim ile bilmek gerekmektedir.Okulda aldığım teorik bilgilerin bana mesleğimde ne kadar yararlım olacağını çalıştığım yerlerde işe emeğini veren bireylerden pratikle anlayacağımı kavradım.Yani dinsel bir anlatımla şöyle diyebiliriz Allahı bilmek teoriktir ama onu içinde yaşamak secde ettirdiği ruh verdiği ademe saygıdan ve sevgiden dolayısı ile hakka saygı olacağını bilen davranışlarla pratiğe geçtiğini gördüm bu anlayışta her toplumun ve bireyin değiştiği kişinin içindeki Allah ile yüz yüze gelerek bir Allah çizdiğidir.

Ben şunu biliyorum bunu biliyorum bak ben burada yazıyorum diyerek kendi kendimi küçük duruma düşürmeyi de kendime yapılan bir hakaret olarak algılarım ben insanların eğitiminden çok kalplerine bakarım ve öğle mazlum insanlara alevi derim.

Tanrının sesini kendi ruhumda duymaya başladığım ve bu sözleri ancak ben kendi anlamında seyri alemde görerek anlamaya idrak etmeye başladığımdan günü her şeyin sıfırladım ve hayata bakmayı değiştirdim.Evet tanrıyı aramak fenafillah olarak tanrıyı aramak…

Benim hiçbir dinim yok hiçbir kitabımda, varsa yoksa adem-i ve hak her kitabı bir gördüm bir bildim içinde insanlık olan her şey benim kitabımdır.

İşte bu vücut şehrine her dem giresim gelir
İçindeki sultanın yüzünü göresim gelir
İşitirim sözünü göremezem yüzünü
Yüzünü görmekliğe canımı veresim gelir.

Yunusun bu beyti ruh halim ile yunusla örtüşmektedir…

Burada mistik anlayışımdan mucize değil bil hasıl bilimsellikle düşünerek nedenlere doğru yolculuktur asıl olan.İnsan zekası bilimin icatları ve mucizeleri ortaya çıkarttıkça ruhsal mistiklerin iflas ettiğini bazı toplumlarda görmekteyiz önemli olan bu mistik anlayışı günün bilimselliği ve ahlakı yapısına entegre etmektir.

Kutsal kitap saydığımız bilinen kitaplar ancak bir ibret dersi vermek dikkat çekmek uyarmak ilahi büyüklüğü anlatmak doğanın durumu ve geçmiş tarihle misaller verir.Bakıldığında bunların alt ve üst bilimiyle uğraşmaz.Bumlar daha sonraları insanların elinde kök salarak gelişir ve zamanla da bir yer ve inceleme alanı olarak yer alır.

Geçmişin bilinmezleri şimdiden bilimsellik nedeni ile sıradan oldu hatta bunlar dünyanın çoğu yerinde konuşulmuyor bile bizimde şu anda konuştuklarımızda aynı olaydan nasiplenecek ve konuşulmayacaktır.Mesela nahl süresi 79 geldiği dönemde yerçekimi olayının tanrının anlatması olasılığı varmıdır.Hayır ama tanrı kendi haşmetini bir başka şekilde o gün anlatmıştır o gün öğle kuranı anlayanlar bu gün başka anlayarak yer çekimine olayı biçerler.İspanyol ibn rüşd dediği gibi ayetleri tartışmalı derin bir felsefeye oturtmadıkça tanrının tüm emirleri zamanla kaybolacaktır ki bunu varidatta Bedrettin acaba bu kuran tanrı sözümüdür fikirlerinden dolayı dinden de mezhepçiler tarafından aforoz edilmiştir.Ama bu gün anlıyoruz ki çok doğru şeyler yapmışlar bunu sadece samimi aleviler anlıyor Şiileşen veya asimle olan Alevilerde ne yapacaklarını yönlerini şaşırmış bir tarafa yamanmanın peşinde.Bunu şii değiştirilmiş alevi tarihi ve kaynaklarından yapmaları da yanlışlıklarını ayrıca tetikleyerek yaşayan toplumun kültürünü özünü unutmuş durumdadırlar.

Tüm yakın toplumlar bir birleriyle her konuda etkilenmiştir ama yazılı ve sözlü tarih ile arkeoloji manasını iyi kavramak gerekir yeri geldiğinde şii anlayış tevratta ki ilyayı Hz.ali yapıyor yeri gelince bir nur oluyor Muhammed ile ali yeri gelince de resulün sözü olan “ali tüm resullerle geldi benle de farş oldu ”sözünü anlamak için Aleviliği 15 YY. dayandıranlara arap alisine yakıştıranlara da ne demeli bilmem sonuç itibariyle Alevilik ne sunni nede Şiiliğin arasında değil bu inançların doğru olanlarını almış kendi eski inançlarını ile beraber harmanlamıştır.

İyi bilirim ki çocukken de ataşe çiş yapma tükürmemize büyüklerimiz kızarlardı şimdi anlıyorum ki Hitit ve Zerdüşt dinsel bir inancın hala içimizde Alevilerin içinde yaşadığı en basit örneği değimlidir.

Eski uygarlıkları egemen yalancı tarihçilerin kafalarına göre yorumlayarak kısıtlı olarak tek taraflı yanlı bilgiler ile kabullenmemesi beni pek alakadar etmiyor güç kimde ise o konuşuyor ama önemli olan asimle olmamak çıkarlara esir olmaktır.İsraillerin ve uydurukçuların yazdığı çıkarcı şii ve sunni asimle İslam tarihide günümüzde Alevilerin gözünde yok olduğu unutmamak gerekir kim inanmak istiyorsa inansın oda ayrı bir ne konu.

Şunu iyi bilmekteyim nasıl Şii ve Sünni Hz.Aliler farklı anlatılıyorsa bir Anadolu halkı olarak ta benim alimde bu anlayıştaki gibi ayrıdır ne şii nede sünnidir..

Yaşasın emeği kabe bilenler, yaşasın insanı kabe tutanlar mazlum halkları savunanlar her dili dini rengi bir gören canlar canım aleviler…

Amistofes
07-04-2009, 04:30 AM
Fırka-i Naciye/BaşKöylü Hasan Dede

--------------------------------------------------------------------------------

“Işık bilgidir.

Bazı bilgiler vardır ki çarpıcıdır, sudur, akıcıdır…
Zor günlerden geçilmektedir.
Şehirlere çıkan halkımıza karanlıklar dayatılmaktadır.
Halkımızın gittiği yol sorgu-sual üzerinedir.
Sorgu-sualin ne olduğuna Mürşit/Pir işaret etmektedir.
Bilgi ve bilinç Mürşit/Pir'den geliyor.
O, davanın sahibidir.
Sırrı Hakikat Kapısı'ndan geçen Başköylü Seyyid Hasan Efendi,
insan var oldukça var olacak olan Yolu aydınlatıyor.”(Ü.Öztürk)




Alevîliğin teolojisi üzerine bir temel eser:

“HAKK’IN EMRİ RIZASI” (Başköylü Seyyid Hasan Efendi)


Elli yıl öncesine kadar neredeyse tamamı köylerde yaşayan, kendi içinde dede-talip ilişkisi ve görgü-sorgu sistemine dayalı kapalı bir toplum oluşturan Aleviler, sosyo ekonomik koşulların zorlamasıyla giderek artan biçimde kentlere göç ettiler; çiftçiliği bırakıp, işçi, memur oldular.

Ocaklar hiyerarşisi içinde Alevileri kapalı toplum biçiminde var eden sistem, Cumhuriyetin getirdiği yeni değerler, köylere yol, okul yapılması, devletin elinin giderek en ücra yerlere uzanması, jandarma kontrolleri gibi unsurların da etkisiyle özellikle 1950’lerden itibaren zaten gevşemeye, kan kaybetmeye başlamıştı. 1960’lardan itibaren artan büyük kentlere göçler ve daha çok erkek nüfusun çalışmak için yurt dışına gitmesi yanında, 1970’li yıllarda kitlesel olarak benimsenen sol siyasal hareket, Aleviliğin kurumlarının ve inançsal boyutunun adeta ortadan kalkmasına yol açtı.

Dünyada ideolojilerin etkisi giderek azalırken, Türkiye’de özellikle “sol”un ağır yara aldığı 1980 askeri darbesinden sonraki dönemde, Alevi toplumu bir kimlik arayışına girdi. Bir “aslına rücû” dönemi başladı. Özellikle 1990’lı yıllarda hızla çoğalan örgütleriyle, yayın organlarıyla ve açıkça Alevi kimliğine vurgu yapan etkinliklerle deyim yerindeyse bir “Alevi uyanışı” gerçekleşti.

Ancak yüzyıllardır egemenlerin, resmi ideolojinin dışladığı, bu yüzden kurumlarını güçlü ve legal biçimde oluşturamayan, bir yazılı kaynağı dahi bulunmayan bu inancın, kökenine, teolojik boyutuna, hatta ne olduğuna ilişkin, deyim yerindeyse “Körlerin fili tarifi”ni andıran bir tartışma süreci başladı. Aleviliğin “ne olduğu” konusunda karşıt görüşler çarpışır oldu. Gelinen süreçte; biri Aleviliğin “İslam’ın bir kolu”, diğeri ise “Ayrı bir inanç sistemi” olduğunu savunan iki kutup ortaya çıktı. Ancak ne Aleviliğin “İslam” olduğunu savunan kesim bu yolun teolojik çerçevesinin Kuran’la, sünnetle, hadisle bağdaştığını kanıtlayacak tatmin edici bir açıklama getirebiliyor, ne de ayrı bir yol olduğunu savunanlar bu yolun teolojik çerçevesini yeterince ortaya koyabiliyor.

* * * * * * *


“Damla’nın İçindeki Gerçek-Alevilerin Büyük Sırrı” kitabıyla bu alanda güçlü bir ışık yakan Yazar Ünsal Öztürk’ün başında bulunduğu Yurt Kitap-Yayın, aynı konuda yeni ve önemli bir adım daha attı. Yayınevi, Erzincan Başköylü Seyyid Hasan Efendi’nin (1896-1973) eski yazı ile kaleme aldığı el yazmalarını günümüz Türkçesiyle kitaplaştırarak yayınladı. “Hakk’ın Emri Rızası” adıyla yayınlanan bu eser, Aleviliğin teolojisi konusunda bir kaynak kitap niteliğinde. Kitabı, Hüseyin Boy yayına hazırlamış. Araştırmacılar, Aleviler, konuyla ilgilenenler, bu kitapta Hasan Efendi’nin kimi açık, kimi üstü kapalı ve sembollerle verdiği bilgiler sayesinde bu yolun gerçek teolojik temellerini öğrenme, kavrama, algılama olanağı bulabilecek. Ancak bu bir popüler eser değil. Kitabı doğru anlamak için, Pîr’in kullandığı İslamî kavram ve kişi adlarına yüklediği anlamları ve kullandığı metaforik söylemi iyi kavramak, semboller dilini çözmek gerekiyor.


Yazar Ünsal Öztürk, kitaba yazdığı önsözde, “…Pek çok Alevinin belki de ilk kez duyacağı kavramlar da tartışılmaktadır. Bütün değerler sorgu suale tabi tutulmakta, dokunulmayacak konulara dokunulmaktadır: Naci ile Naciye, Rahmet deryası, Nur Deryası, Hakk Kapısı, yetmiş üç, üç yüz altmış altı gibi kavramlar; Üçler, Beşler, Yediler, Kırklar, Kudret Kandili, Kubbeyi Rahman, Başköylü Hasan Efendi’nin anlatımıyla açığa çıkmaktadır. İnsanlığın temel tartışma konusu olan insana Alevilerin nasıl baktığı da açığa çıkmaktadır…” bilgisini veriyor.



Kitapta, Başköylü Hasan Efendi’nin, Aleviliğin teolojisine ilişkin açık, net ve çok önemli ifadeleri var. İfadelerinden İlmi Câvidan’ı bildiğini yani aynı zamanda Hurufî olduğunu anladığımız Hasan Efendi, “Secde insanadır ve cemâl cemâledir. İnsanın cemâli (yüzü), Hakk’ın cemâlidir”.…. “Hakkın cemalini görmek isteyenler aynada kendi yüzlerine baksınlar” diyor.

Tıpkı “Tuttum aynayı yüzüme, Ali göründü gözüme” diyen Bektaşî Mehmet Hilmi Dedebaba gibi.

Tıpkı, “Yaratılan, yaratılmış olandır. Ben O ve O benim” diyen Muhyiddin İbni Arabî, “Enel Hakk” diyen Hallac-ı Mansur gibi….

Bu da bize Aleviliğin tüm vahdet-i vücutçu Batıni (ezoterik) ekollerle bir ve aynı olduğunu gösteriyor.

Pir, “Cenabı Hakk yerde, gökte yoktur, insanlarda mevcuttur. Bu manaya eremeyenler kendilerini Hakk’ın emri ile ispat edemeyenlerdir. Herkes bu sırra eremez” ifadesiyleTanrı-insan ilişkisini daha açık biçimde tarif ederken, bunu ancak ikrar verip yola girdikten sonra, tüm kademeleri geçip sırrı hakikate erenlerin gerçek anlamda kavrayabileceğini vurguluyor. Ancak yine de Pir, “Hakkın var olduğunu ispat eden insanlardır”, “İnsan olmazsa Hakk da olmaz” demeden de geçemiyor.

Hasan Efendi’de daha önce bilmediğimiz ve İslam’dan olduğu gibi diğer tasavvufi ekollerden de çok ayrı bir teoloji çerçevesi dikkatimizi çekiyor. Pir, “doğum”u “Hakk” (gerçek) olarak görüyor. “Yaratılış kapısının ispatı”nın olmadığını belirten Hasan Efendi, “Yaratılan ancak kendini doğumda ispat edebilir. Doğumda ispat olmayan ispatsızdır… Her ne ararsanız doğumdadır.” diyor.


“Hakikat yedidir, bunlar dört kalıp, üç noktadır. Kalıplar; ateş, toprak, su ve havadır. Noktaları can, canan ve çobandır”

Hasan Efendi’nin “dört kalıp” olarak tarif ettiği ateş, toprak, su ve hava, “Anasır-ı Erbaa”, “Dört unsur”, “Evrenin Dört Mimarı” gibi adlarla bütün ezoterik doktrinlerde, tasavvufi ekollerde vardır. Pir’in can, canan ve çoban sembolleri de baba, anne ve çocuğu ifade ediyor. Buradan su sonucu çıkarıyorum: Tüm insanlar evrendeki bu dört temel unsurdan oluşmuştur (vücuttaki yapı taşları) ve doğarak gelirler. Gerçek, doğumdadır.

Zaten kendisi de “Doğum anne ve babadan olduğu için yaratılmışın kapısı anne ve babadır” diyor.

Aslında Alevilik de doğumladır. Çünkü Hasan Efendi’nin deyimiyle “Mürşitten doğmayan talip olamaz”. Kişi, ikrar verip yola girdiğinde bu doğum gerçekleşir.


Hasan Efendi’nin, Aleviliğin teolojik çerçevesinin İslam’la ilgisinin bulunmadığının kanıtı niteliğindeki şu ifadeleri de dikkat çekici:

.“Allah insanların kalbindedir”

.“Allah’ın ispatı evlada tabi olanlardadır, çünkü Allah’ı onlar var edip gösteriyorlar”

.”Hakk’ı kendisinde görmeyen her kim olursa olsun kördür”

.“Aşikare Şeytan yoktur, Şeytan içimizdeki nefsi emarelerdir”

“Can ölür, ruh ölmez. Ruhu mekansız eden yanlış, yaramaz, olmaz, haram maddelerdir. Ruhu kalıptan kalıba sokan, insan kalıbından çıkaran haram maddelerdir.”

“Baki olanlar için ölüm yoktur; çürük değil sağdırlar”

“İnsanların evi hem kendisine cennettir ve hem de karısı kendisine huridir. İnsanlar cenneti cehennemi kendi evlerinde kazanıyorlar”

Kitapta, Hasan Efendi’nin yer yer sembolik bir anlatım dili, içrek bir söylem kullandığı da dikkati çekiyor. O tür bölümlerden birinde şöyle diyor:

“Hasanî, dünyanın karı (kadın) olduğunu batında görmüştür ve sağında solunda iki tane de erkeği vardır. Hasanî kendisini gizleyerek arkadaşını gösterdi. Hasanî gördü ki bunlar geldiler, arkadaşı alıp hemen götürüp kapının çengeline astılar. Sonra geldiler ki Hasani’yi de götürüp asacaklardı; Hasani bunlara çok yalvardı, ancak dinlemediler. Bunun üzerine Hasani ikrârını çağırdı, ikrârı içeri girince dünya kaçtı ve böylece Hasani’yi ikrârı kurtarmış oldu.”

Yazıyı yine O’nun anahtar nitelikteki ifadeleriyle bitirelim:

“Yer, gök yok iken doğuş yolu ile gelenler, Hakk’ın emri rızası ile kılınan nikahtan doğmuş, Hakk’ı kendilerinde mevcut görmüş, kendilerini haklamış, Hakk olduklarını doğuşta ispat etmişler ve Hakk’ın emriyle gelmişlerdir. Hak doğuşta doğanların babasıdır, rıza da anasıdır. Kılınan nikahtan doğmuşlar, anaları, babaları birdir ve ayrı gayrıları yoktur….Hak kendini doğuşta doğanlardan ispat etmiştir. Doğuş olmazsa Hakk’ı ispat eden yoktur…”

Amistofes
07-04-2009, 04:31 AM
Cevap: Kökler

--------------------------------------------------------------------------------

İslam dinine göre Allah; varlığı ezeli ve ebedi olan, eşi, ortağı ve benzeri bulunmayan yaratıcıdır. İslam’a göre Allah varken, başka hiçbir şey yoktu ve Allah, yarattıklarından hiçbirine benzemez.

İslam’a göre evreni yaratan, yoktan var eden Allah ise kalıcıdır. Evren ile Allah arasında öz bakımından ayrılık vardır.
Batıni öğreti bu görüşü benimsemez. Batınilere göre kalıcı (ezeli ve ebedi) olan Tanrı tarafından yaratılmış ne varsa onunla eş niteliktedir. Çünkü yaratılan, yaratanın bütün özelliklerini yansıtır. Yaratılan, yaratanın görüş alanına çıkmasından, kendisini görünür hale getirmesinden başka birşey olmadığı için, ikisi arasında öz ayrılığı yoktur. Öyleyse yaratılanla, yaratan eş varlık düzeyindedir, birbirinin iki ayrı görünüş türüdür. Yaratılan evren, yaratan Tanrı’da vardır (vahdeti vücud).

Batıni öğretide Allah ve yarattıklarının tümü bir varlık olarak kabul edilir. Vücud Birliği (Vahdeti Vücud) yaratanla yaratılanın aynı olduğu görüşüdür. İslam ile taban tabana zıt olan bu görüş Batıni öğretinin temel esasıdır.

Vahdeti Vücud düşüncesi günümüzde Alevilik diye adlandırılan ekolün de içinde yer aldığı Batıni doktrinlerin temel anlayışıdır.
İslam dinine göre evren yoktan yaratılmıştır ve gelip geçicidir. Esas olan “öteki dünya”dır. (Ahiret).

Batıni öğretiye göre ise yaratılma olayı Allah'ın özünden gelen, dışa vuran bir fışkırmadır (Südur); yoktan var ediş değildir. Alevilere göre Tanrısal sudur şöyle gerçekleşmiştir :

"Tanrı ilk aşamada kendi bilincinde değildi. Kendisini seven ve bilme ihtiyacı içinde olan Tanrı, üst düzeyde bir bilince ulaşmak için kendisiyle yabancılaştı. Özünden hiçbir şey kaybetmeksizin tüm evren, bir ışık ve sevgi yumağı olan Tanrıdan fışkırdı.

İkinci aşamada Tanrının kişiliğinin üç farklı yönü ortaya çıktı. Hermes rahipleri bu üçlemeye Osiris, İsis ve Horus derken Hristiyanlar, Baba-Oğul ve Kutsal ruh olarak kabul ettiler. Aleviler ise İslam’a eklemlenme sürecinde üçlemeyi Allah- Muhammed- Ali diye adlandırdılar.

Üçüncü aşamada "Aklı Evvel" ortaya çıktı. Aklı Evvel, tüm evreni ve bu arada dünyayı kaostan kurtarıp düzenli bir forma sokan kutsal güçlerin bütünüydü ve niteliğinden dolayı ona, "Evreni inşa eden usta" da denilmekteydi.

Adem, yeryüzünde vücut bulan Tanrısal yansımaydı. Yani mikrokozmostu. Tanrının kendisini bilmesi için insana, özellikle de Kamil İnsana ihtiyacı vardı. Çünkü, Tanrısal Nur ile birleştiğinde deneyimlerinden, düşüncelerinden yararlanarak Tarısal bilincin artmasını sağlayacak biricik varlık Kamil İnsandı.

Aleviler, Kamil İnsan hedefine ulaşmak için Tanrıdan fışkıran ruhların gelişmek zorunda olduklarına inanırlar.

Südurun ilk sonucu olarak mineraller oluşmuştur. Devrin ileriye doğru devam etmesi gerekmektedir. Minerallerden bitkiler, bitkilerden hayvanlar meydana çıkmış ve hayvanların en üst basamağındaki maymundan da insan türemiştir. Ruhun, Kamil İnsan hedefine ulaşana kadar devamlı beden değiştirdiğine, insanların yeryüzündeki yaşamlarının Kamil İnsan hedefine ulaşmak için yegane yol olduğuna, bu nedenle de insanların iyi ve dürüst olmaları gerektiğine de inanılmaktadır.

Alevi inancına göre Tanrısal nura ulaşmadan önce her ruh şu 14 aşamayı geçmek zorundadır(*)

1- Cansız maddelerin ruhu,
2- Bitkilerin ruhu,
3- Hayvanların ruhu,
4- Şeytanların ruhu,
5- Cinlerin ruhu,
6- İnanmayanların ruhu,
7- İnananların ruhu,
8- Dindarların ruhu,
9- Ermişlerin ruhu,
10- Evliyaların ruhu,
11- Peygamberlerin ruhu,
12- Meleklerin ruhu,
13- Evrensel ruh,
14- Evrensel Hikmet

Alevi_İpar_24
07-04-2009, 04:32 AM
Sevgili Ipar .
Sana en güzeli Basköylü Hasaniden alintilar ile yeniden okumani ve daha net anlamani saglamak olacaktir ne dersiniz,?
Sayet isterseniz aktarmakta hic bir mahsuru yoktur.
bu yazilar bizzat yol erenlerinindir,
saygilarim Insan sevgilerimle

Sayın Amistofes ; Memnun olurum paylaşımlarınızı bekliyorum. Eyvallah can .
Sevgiler saygılar ..

Amistofes
07-04-2009, 04:32 AM
Cevap: Kökler

--------------------------------------------------------------------------------

açalim ...



Alıntı:
Hak Allah demek değildir. Hak ile Allah arasındaki ikrarı Allah bozdu. Adem’i çamurdan yaptı. Meleklerine Adem’e secde kılmalarını istedi. "

Bu soruya bir açiklik getirmek için sikça kullandigim harabinin bir deyisini yine siraliyorum;


Daha Allah ile cihan yok iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakk''a hiçbir layık mekan yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik

Burada bilinen gunumuz Islam Allahindan bahsedilmiyor. Burada gunumuz Islam Allahi yok. Burada olan Batiniligin içinde yasayan TANRI-INSAN bazindaki Ilahdir. Aleviler bu yaratici gucu Tanri evren insan birlekteligini saglayip yine Insanda bulmusdur. Yani kendilerinde. Yani yaratici guç olan ilah INSANDADIR, INSANDIR. Onu kendi içlerine alip mihman eylemislerdir. Alevilik buna deyiserinde HAK der. Islamin Allahi ile Aleviligin Hakki arasindaki farkda burada baslar. Islamdaki Allah-KUL, Alevilikdeki ise TANRI-INSAN, yani Hak.





Kendisinin ismi henüz yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik

Allah ile burda birleştik
Nokta-i amaya girdik birleştik
Sırr-ı Küntü kenzi orda söyleştik
İsmi şerifini Rahman eyledik

Aşikar olunca zat ü sıfatı
Kûn dedik var ettik bu semavatı
Birlikte yarattık hep kainatı
Nam ü nişanını cihan eyledik

Yerleri gökleri yaptık yedi kat
Altı günde tamam oldu kainat
Yarattık içinde bunca mahlûkat
Erzakını verdik ihsan eyledik

Asılsız fasılsız yaptık cenneti
Huri gılmanlara verdik ziyneti
Türlü vaidlerle her bir milleti
Sevindirip şad ü handan eyledik

Bir cehennem kazdık gayetle derin
Laf ateşi ile eyledik tezyin
Kıldan gayet ince kılıçtan keskin
Üstüne bir köprü mizan eyledik

Goruldugu gibi, bu dizeye kadar geçen zaman diliminde cennet ve cehennemin yapilmasini, dunyanin bir kaç gunde yaratildigi, yada yaratilmadigi fikirlerini, Cennet koprulerinin icat edilmesini, vb bir çok olgulari ALLAH yaratti denmiyor. "YARATTIK" deniyor. "Biz yapdik"

Tum bunlar insan aklinin eserleriydi. Gelisen, yasayan tum inançlarin geride birakdikalriydi. Cennet ve cehenem olgusu Islam ile mi çikdi? Hayir. gunde 5 vakit namaz 4 semavi dinden once yasanmamis miydi? EVET. Dunya uzerinde iyilik ve kotuluk gibi terimler daha onceki inançlarda islenmemis miydi? EVET. Gunumuz Islam ibadet olgulari Islam ve diyer dinlerden çok once yasayan Sabilerde yok muydu? VARDI. Bu ve benzeri tanimlar, yani gunumuz semavi dinlerinin inanç temelleri hernekadar peygamberleri tarafindan Allah tarafindan indirilmis bir yeni bir emir gibi gorunsede geçmis kavim, inanç ve kulturlerde Allahin, Peygamberlerin, olmadigi donemlerde bulunmus ve yasaniyorlardi.



Gerçi Kün emriyle var oldu cihan
Arş-ı Kürsü gezdik durduk bir zaman
Boş kalmasın diye bu kevnü mekan
Ademin halkını ferman eyledik

KUN, Siiri KUNT, (Patlama, ataes toprak su, yada BINBANG teorisi) Gerçi biz cihanin patlama ile olusdugunu biliyorduk ve bu patlama sonunda olusan dunyada (Ars-i Kursude) yuzbinlerce yil gezip durduk amma Ademin halkini kabul etmek zorunda kaldik.

Aleviler bu tarihden itibaren Islamin allah olgusunun basladigini savunur. Islamik allah olgusu bu tarihden once YOKDUR. Bu tarihin baslamasi ile batini dinler hizla musteri keybederken zahiri dinler buyuk bir hizla yayilmaya baslarlar.

Bu tarihinden sonra zahiri dinlerin Allahi Adem ile Havva olayinin baslamasindan sonra yeryuzune iner. Allah zahiri dinlerde bu tarihde yeryuzune iner çunku onu yeryuzunde yasatan INSANDIR. Yanliz yeryuzune inen bu allah heryerde olgugu, tum bilinmezliklerin biliniri oldugu halde bilinmeyen tek seydirde. Bu, insanlik tarihinin ADEM ile HAVVADAN cogaldigina inandirilan ALLAH olgusu, bu olgudan once var olan Alevilerin TANRI-INSAN yani HAK olgusuna ters dusmekdeydi aslinda. Bu anlamdada kul-Allah iliskisine dayanan, korku emir ve ysaklar uzerine kurulu kurallari dayatan, asla gorulmeyen asla dusunulemeyen bu Allah olgusu o gune degin gelmis batiniligin (Aleviligin) Tanri-insan olgusu ile çelisiyordu. BAtini olan insanlarla (HAK OLAN INSANLARLA) Hak arasindaki ikrari (ICLERIDE OLAN ILAHI GUCU) yeni dogan bu ALLH-KUL olgusu bozmAkdaydi...


İrfan olan bilir sırrı müphemi
İzhar etmek için ism-i azamı
Çamurdan yoğurduk yaptık ademi
Ruhumuzdan bir ruh revan eyledik

Ademi yaratan Allah degil yine insandi. Adem, bir insandan dogmusdu. "Ruhumuzdan bir RUH REVAN EYLEDIK, derken Ademin ruhunun yine kendisi gibi olan bir insanin ruhundan revan eyledigine isaret ediyor.



Adem ile Havva birlik idiler
Ne güzel bir mekan bulduk dediler
Cennetin içinde buğday yediler
Sürdük bir tarafa puyan eyledik

Adem tarihinden sonra Peygamberler donemi basladi.




Alevilikde 3ler, 5ler, 7ler, 12ler, 40lar (Islam ve ezoterizm bakislari)

--------------------------------------------------------------------------------

Amistofes
07-04-2009, 04:36 AM
Cevap: Kökler

--------------------------------------------------------------------------------

Naci ve Naciye Guruhu .

--------------------------------------------------------------------------------

Aleviligin Islam içi/disi oldugu tartismalari bizleri surekli yeni bilgiler edinmek için arastirma ve sorgulama ile yuz yuze birakti. Ilk onceleri korka korka ileri surdugumuz soylemlerimize bizlerde inanmakta zorluk çektik. Ama nasil olurda milyonlarca insan gibi degildik? NAsil olurda milyonlarca insanin disinda kalan terimleri arastiriyor, sorguluyor, beynimize kazinmis olan egemen devlet ve din anlayislari ile yer degistiriyor, bunlarin dogruluklarina inaniyorduk?

Ellerimizde pekte belirgin olmayan kaynaklar ile, karanliklar içinde isik'a kosmak için en derin kaynaklari arastirmaya, simgeleri, sembolleri, rakamlari incelemeye basladik. Tartistik... ,tartistik...

Insanlara, Alevilik felsefesinin yaratilis olayina islam gibi bakmadigini anlattik. Insanlara, Alevilik felsefesin Adem ve Havva masalina inanmadigini anlattik. Ve gun, Pirlerimizin bizlere biraktiklari kaynaklara ulastigimiz gun olunca, bu kaynaklari defalarca okuyup inceleyince dogru yolda oldugumuza bir kez daha emin olduk. Olay tami tamina buydu. Yuzyillardir Pirlerce saklanilan sirlardan biride buydu. Simdi tanimlari anlamak için ilk once naci ve naciye guruhu ile ilgili Pirlerimizin soylemlerine bakalim;



Adem ve Havva = Islam
--------
NAci ve NAciye = Alevilik
____________________________________






"Allah Adem’i çamurdan yaparken, Hak Ehli Erenleri babalarýnýn belinde döl idiler...

Yer gök yok iken iki derya vardý. Biri rahmet deryasýydý, biri nur deryasýydý. Rahmet deryasýndan nur deryasýna gidecek yol yoktu. Bir gün rahmet deryasýndan nur deryasýna iki damla su düþtü. Önce Kubbe-i Rahman’a geldiler. Daha sonra cennet yolu ile, Hak Kapýsý’ný Haklayarak Dünya’ya geldiler.

Hak Ehli Erenleri Adem ile Havva’dan gelmezler. Yaradýlýþa inanmazlar. Hak Ehli Erenlerinde doðuþ kavramý vardýr. Doðuþ için iki cins gereklidir. Hak Ehli Erenleri Naci veya Naciye güruhudur.

Hak Naci ile Naciye’nin arasýnda, yani anne ve babanýn arasýnda, su damlasýnýn içinde gizlidir. Hak ölümsüzdür. Hak gendir.

Pir BAskoylu HAsan Efendi"

NAci ve NAciye olayini anlayabilmek ve ALevilik felsefesindeki yerini anlayabilmek için bu terimlerin hangi simgeler altinda islenmis oldugunu bilmeliyiz. NAci ve Naciye isimleri birer simgedirler. Ornegin;

Naci-NAciye
Ay-Gunes
Can-Canan

Naci ve Naciye ile anlatilmak istenilen iki ayri insandan gunumuze gelmis insanlik degil, iki ayri insan arasindaki dogus sirri.

Alevilik sirlari arasinda yer alan bu olay naci ve naciye guruhu olarak isimlendirilmistir.

Yeryuzunde var olan ve ozelliklede 4 kitapli dinler tarihi ile iyice tabulasma halini alan yeryuzunun bilinmez, gorulmez bir guç halindeki Allah tarafindan yaratildigi ve ilk insanin ise yine bu Allah tarafindan yaratildigi fikri ile Aleviligin bu olaylara bakis açilari birbirleri ile çatisir. Cunku tek tanrili dinler ve Islam insani Allah yaratmistir derken, Alevilik felsefesi ise insanlar Naci ve Naciye guruhundan olusmuslardir demektedir.


Peki nedir bunlar?
Su alintiya dikkat çekelim;

"Hak Ehli Erenleri doðumu bilirler. Anne rahmindeki bebeðin hareketini bilirler.

Hak döllenmiþ yumurta içinde gizlidir.

Hak Ehli Erenleri üçleri, beþleri, yedileri, kýrklarý bilirler.
Bu bilimsel bir süreçtir.
Dinle bir ilgisi bulunmamaktadýr.
Üç; insandýr, vücut-kan ve iradedir.
Beþ; ateþ, toprak, su ve rüzgar ve insandýr.
Yedi; ateþ, rüzgar, su ve toprak; can, canan ve çobandýr.
Sonuç olarak çocuktur.
Çocuk gelecektir.
Hak gerçektir.
Hak çocukta vücut bulmaktadýr.
Þeytan nefste, Hak çocukta vücut bulur.
Üçler, beþler, yediler budur.
Peki, altý olursa ne olur?
Meydan boþ kalýr.
Ýnsanlýk süreci durur.
Yedi þarttýr.
Yedi olmaz ise kýrklar olmaz.

Vücudu olmayan yoktur. Görünmeyen yoktur.

Amistofes
07-04-2009, 04:37 AM
Hak Ehli Erenlerinin cenneti, cehennemi yoktur. Her &thorn;ey insandad&yacute;r ve bu dünyadad&yacute;r. Do&eth;um normal bir süreçtir. Bu yüzden Hak Ehli Erenleri birbirlerinin cemallerine, kalplerine, kalplerindeki bir noktaya taparlar.

Hak Ehli Erenleri ta&thorn;a, havaya, puta tapmazlar. Birbirlerine, Erenler divan&yacute;na taparlar.

Hak Ehli Erenlerinde tövbe yoktur, s&yacute;r vard&yacute;r.


Adem ile Havva sürgündürler. Allah onlar&yacute; cennetinden sürdü, Dünya’ya ç&yacute;r&yacute;lç&yacute;plak geldiler. Havva 36 do&eth;um yapt&yacute;. Her do&eth;umu bir erkek bir k&yacute;zd&yacute;r. Toplam 72 etmektedir. Dünyaya gelen 72 millet Adem ile Havva’n&yacute;n çocuklar&yacute;d&yacute;r ve sürekli ibadet yapmakta, tövbe etmektedirler, çünkü onlar sürgündür. &Yacute;badet ve tövbe onlar&yacute; tekrar cennete götürecektir.

Üçlerin, be&thorn;lerin, yedilerin toplam&yacute; k&yacute;rkt&yacute;r. K&yacute;rklar ise k&yacute;rkt&yacute;r, k&yacute;rk bir de&eth;ildir. K&yacute;rk bir ise birdir. K&yacute;rk bir yoktur.

Hak Ehli Erenlerinin tüm felsefesi s&yacute;r üzerine kurulmu&thorn;tur.

Tek tanr&yacute;l&yacute; ve çok tanr&yacute;l&yacute; hiçbir dinin gereklerini yerine getirmezler.

Örne&eth;in namaz k&yacute;lmazlar, oruç tutmazlar, hacca gitmezler, kiliseye girmezler...

Putlar&yacute; yoktur, tözleri yoktur.

Hak Ehli Erenleri birbirlerine taparlar, birbirlerinin cemallerine, kalplerine, kalplerindeki bir noktaya taparlar ki bu do&eth;ruluktur.

Pir, Bas Koylu HAsan Efendi"

Simdi baska kaynaklar ile devam edelim. Aleviligin yaratilis yalanina inanmadigini, sureklilik içinde sirlarini Pirleri tarafindan sakladigini kanitlayan su dizelere bakalaim;


"F&yacute;rka-i Naciye, Hakk&yacute;n emri r&yacute;zas&yacute;nda olanlard&yacute;r ve 40 haftada bir, Hakk&yacute;n divan&yacute;nda dar olur, pirleri taraf&yacute;ndan sorgu sual edilirler.

Sorulan sorgu, Hakk&yacute;n emr-i r&yacute;zas&yacute;nda ne kadar olunup olunmad&yacute;&eth;&yacute;yla ilgilidir. Hakk&yacute;n emri ve r&yacute;zas&yacute;nda olmayanlar “CEM” evine al&yacute;nmazlar. Ancak, cem yerinde sorulan soru ve verilen ceza; ahret gününde sorgu da edilmez, cezada verilmez. Zira insan&yacute;n kâr&yacute;, kazanc&yacute;, sermayesi dünyad&yacute;r. Ahrette sorgu sual yap&yacute;laca&eth;&yacute;, sadece bir kand&yacute;rma olup, milleti birbirine dü&thorn;man edip k&yacute;rd&yacute;ran alacalar&yacute;n uydurdu&eth;u bir &thorn;eydir. Bunlar&yacute;n sözleri yaland&yacute;r. Dünyada kaybolan ahrette bulunur mu? Dünya, insana en büyük sermayedir. Ve nihayet do&eth;u&thorn; dünya içindir. Do&eth;u&thorn; olmazsa dünya bo&thorn;tur. Dünya insans&yacute;z, insanda dünyas&yacute;z olmaz. Do&eth;anlar sermayesini dünyada al&yacute;r.

Pir Hasan Sani, "

ve baska bir kaynak;

" Bu güne dek insanl&yacute;k, iki kol üzere gelmi&thorn;lerdir. Biri NAC&Yacute;YE ANA koludur; di&eth;eri ise HAVVA ANA koludur. Bu kollar birbirinden ayr&yacute;d&yacute;r. Bu kollar&yacute;n Allahlar&yacute; da ayr&yacute;d&yacute;r. Havva kolunun Allah’&yacute; yarat&yacute;lm&yacute;&thorn;larda; Naciye kolunun Allah’&yacute; da DO&ETH;U&THORN;TA ispat olur. Do&eth;u&thorn;ta kendini ispat etmeyenin kendisi de yok, nam&yacute; da yoktur. Yok olanlar, dünyada kendini ispat etmeyenlerdir. Yoktan yarat&yacute;lm&yacute;&thorn; olanlard&yacute;r. Anas&yacute;n&yacute;n do&eth;um kap&yacute;s&yacute;na Hakk Kap&yacute;s&yacute; demeyenler cenabet olanlard&yacute;r. &Yacute;nkâr defterine kay&yacute;t dü&thorn;enlerdir. KEND&Yacute;N&Yacute; TANI EY TAL&Yacute;P!
Özünü, nefsini, h&yacute;rs&yacute;n&yacute; öldür. Öldür ki yeniden do&eth;umun olsun. Yeniden do&eth;mak uyanmakt&yacute;r. Uykuyu terk et! Uyanmak kendin bilmektir. Kendi bilmeyen Hakk&yacute; bilir mi? Hakk&yacute; kendisinde görmeyen bo&thorn; kovand&yacute;r. Bu kovan &thorn;eytan&yacute;n evi olup, bal&yacute; yoktur. Hakk&yacute; tan&yacute;yanlar, Hakk&yacute; kendisinde haz&yacute;r ve mevcut görenlerin kovanlar&yacute; bal ile doludur. Hakk onlar&yacute;n emrinde ve onlara sahip. Onlar&yacute; gezdiren dola&thorn;t&yacute;ran, her bir fena fiillerden, kötü hallerden saklay&yacute;p, bekleyen Hakk’t&yacute;r. Pir Nizar Daylemî "



Kisaca soyle ozetlemek gerekirse NAci ve NAciye ile anlatilmak istenilen ilk insanlarin 3-5 gunde belirsiz bir ilahi guç taraindan yaratildigi degil, yine var olan iki insan ile dogumlar araciligi ile olustugudur.

Alevilik felsefesinde Hak-Muhammed-ALi uçlemesi içinde saklanilan sirda burada yatmaktadir. Uçlemenin asli,

can-canan-coban'dir.

Or;
Kendini görmiyen kör mür&thorn;üd olurmu ? ( 38)
Taus-u Melek´te Alim-i ulema idi
...
Can gözü ile görmiyen kal&yacute;r karanl&yacute;kta
Canan´a ermeyen mür&thorn;üd olurmu ?

...
Güruhu Naciye özümü kattim
Insan sifatinda cok geldim gittim
Bülbül oldum firdevs baginda öttüm
Bir zaman gül icin zara düs oldum

...
Gayrudur her milletten bu bizüm milletimiz
Hic dinde bulunamadi din ü diyanetümüz
Bu din ü diyanetde dünya ve ahiretde
Yitmis iki milletde ayridur ayatumuz



Can gözü ile görmiyen kal&yacute;r karanl&yacute;kta
Canan´a ermeyen mür&thorn;üd olurmu ?

Can (ERKEK) Canan'a (KADIN RAHMINE) ermeden MURSUD (çoban "COCUK") olmaz...


Damladaki sir;
Can-canan-coban

CAN (erkek-ali)-CANAN (kadin-ali) = COBAN (insan-ALI)

Ali adi altinda saklanan sirda burada yatiyor


Alevi inancinda tanrisal varlik Ali ismi altinda saklanan INSANDIR. Insan ile ana teslis olusdurulur. Yukaridada dedigimiz gibi;

ana-baba-çoban = çobandir.

ANA (naciye) Yaratici olandir. Yaratilani kendi RAHMINDE YARATANDIR. YARATICI OLAN en buyuk VARLIK KADINDIR !!

BABA (naci)Yaratici olandir. Yaratilani, yaratanin RAHMINDE yaratmasini saglayandir.

COBAN Yaratilandir, (yaratacak olan)

BAs koylu Hasan efendi VArligin Dogusu adli kitabinda soyle deyinmekdedir bu konuya;

"Baba mayay&yacute; ana sütüne katar, ana rahminde vücut tutar. Mayalanan maya 40 gün mayada kal&yacute;r. 41. gün vücut has&yacute;l olur.”

Mayalanma 40 gün süruyor.
41. gününde insan&yacute;n ilk &thorn;ekli olu&thorn;uyor.
&Yacute;lk insan&yacute;n olu&thorn;umu 40. günden sonra, 41. günde gerçekle&thorn;iyor.
Anne rahminde bebe&eth;in ilk nüvesi tamamlan&yacute;yor."


Bu olayi anlayabilmek için olaya bakisiniz degil, nereden baktiginiz onemlidir. Cunku sayet bu olaya islam ve tek tanrili dinler yada tabular gozu ile bakar iseniz belirli çikmazlara tikanir kalirsiniz.


Niye mi?
Mantikli açiklama mi?
Hac Süresi’nin 5. Ayeti “Biz sizi topraktan, sonra az bir sudan yaratt&yacute;k” der.

Peki gerçekten Alevilik felsefesi buna inan&yacute;yor mu?"


Degiserek gelisen insan 40 bin yil once atesi kullanmasini ogreniyor. Yerlesik duzene geçmesini, ve bilgi birikimine baslamasi ise son 30 bin yillik bir surecde elde edebiliyor. Yapilan kazilarda elde edinilebilinen bulgulara gore insanlarin uygarligi yakalamasi ise, 10 bin yil oncesine dayaniyor.


Tum bu olgularin içinde
Ademden Hz Muhammede yapilacak soy seceresinde en fazla kaç kusak gorulebilecegini arasdirsak 50 yada 100 u geçmez.

100 kusak farzeder ve her kusagin 50 yil yasadigini sayar ve hatta ortaya çikan rakami 2 ile çarpip yine kendisiyle topladiktan sonra hz Muhammedden sonra gunumuze kadar geçen zamanida eklersek 21400 yil eder ki bu bile bilimin gosterdigi insan olusumu tarihi olan 40 bin yilin ancak yarisinda kalabiliyor.

Iste bu yuzden Alevilik felsefesi Allahin bir kaç gunde dunyayi ve insanlari yarattigi fikrine inanmamistir. Cunku yaratilis bilime ters dusmekdedir.

kaynak;
Pir BAs Koylu Hasan Efendi
Pir Nizar Daylemî
Pir Hasan Sani

Amistofes
07-04-2009, 04:38 AM
Her seyden önce sunu bilmelisiniz,Insan dogarken yalin dir yani rengi, dini, dili, gelenek , görenek olmadan dogan iki bacakli varliktir.

Insan hangi ebeveyn yani Aile ve yasadigi yer küresinin kosullarina göre hem fiziksel, yani fizyolojik dis yapi denilen anatomik yapi, tüm bu belirlemeleri gen, denilen so ycekimi ve aldigi proteinler yani besinler ile sürec icerisinde evrim denilen tekamül ile olusur,Burasi sosyolojiktir.
Sahip oldugu ailenein yasam kosullarina göre , inanc denilen sistematik yapisina göre daha dogrusu gelenek, görenek denilen adetlere göre ic dünyasinda gelisir,
Insan anatomisindeki bes duyular ile görme, dokunma, tatma, isitme ´ve koklama ilede var olur,
Insan petogojik yani ögrenen varliktir,
Bu ögrenmeler saptamalar bes duyu ile gelisir var edilir.
Birde insanin ic dünyasi dedikleri tin yada ruh yada ic ben , ego denilen yapiya sahiptir,(ic alem)
Korku, kaygi , süphe, gibi benzer soyut kavramlara sahiptir, burasi piskolojidir.
Yani her seyi yaratan insanin kendisi dir,
burayada felsefe denir,
Felsefe soru sormaktir , nicin , neden ,nedensellik , bilim.
simdi yeniden soralim dogan insanin dili , dini, irki olabilirmi?
Peki kim bunlari veriyor,? yadanerden aliyor,nasil gelisiyor?
Gene her seyi insanin kendisi , ve de kendisini yaratiyor.bu sorularada dialektik, materyalist denir.
O zaman sunu deriz ; tüm bunlari veren nedir,<?
us denilen akildir.!
ic muhakeme denilen vicdandir,!
Demekki iki bacakli olan varlik düsünebilen, fark eden , fark ettiginide fark edendir,
yoksa bu vasiflar olmazsa sadece iki bacakli yiyen icen ve affiniz ile pisleyen bir varliktan ibarettir, ( homosapin),Burada daha iyi anlaman icin felsefeyi okumanizi isterim. Googelden ögrenilebilir Felsefenin ilkeleri diye yazarsaniz ögrenirsiniz,
ki Din nedir? bilim nedir?
Insani kismen izah etmege calistik.
Bu kavramlari ögrenmeden alt yapi olmadan anlayamazsiniz,
O yüzden sabir ile biraz metanet le sürec icerisinde burdan inaniyorumki yeni dogmus bir cocuk gibi ögrenirsiniz, bizde öyle yaptik.
bu günlük bu kadar olsun.

Amistofes
07-04-2009, 04:40 AM
Cevap: Kökler

--------------------------------------------------------------------------------

Enel-Hakk


Alevilik, akli bir inanctir, iman esasli inanclar ise, nakli inanctir.

Alevilikteki inanma, iman etme esasina dayali olmayip, tapinma usülü ile gerceklesmez. Sadece hizmet etme söz konusudur. Bu yüzden , Cem’lerde 12 hizmet yürütülür. Iman’a dayali bir inanc olmayisi ile imanin sartlariyla alakali olabilecek hic bir kaide ve kuralida kabul etmez.

Alevilikte iman degil, Us „Akil“ birinci sirada yer alir. Tasavvuf da „Akil Hak“ tir. Hak, tanrisal etkin güc dür. Aleviligin yolu hak yoludur.

Akil süzgecinden gecemeyen hic bir haksizligin ve uygulamanin kabulü söz konusu degildir.


Hey erenler pazarým var
Hal ehline hal satarým
Terazim, tartým bulunmaz
Doyumuna bal satarým

Tezgah üstü söz söylerim
Sözümü gülle peylerim
Hasmý sitemi neylerim
Ben dikensiz gül satarým

Erenler bir pazar kurdum
Hak hak dedim döndüm durdum
Aþkýn mühürünü vurdum
Dost zarfýna pul satarým

Ben sarrafým inci düzdüm
Gevher denizinde yüzdüm
Akýl süzgecinden süzdüm
Cevri aklý kul satarým
(Cevri)


“Devriye” denilen” varolus cemberi ile baslatilan ( Akli evvel) ilk akil Hakk’in dönüsümüne basladigi ilk tasavvuf asamasidir. Burada henüz iman denilen kavram olusmamistir. Bir mekansizlik söz konusudur. Sezgisel akilla anlasilabilir. “Gayb”terimi ile de anlatilmaya calisilan ve anlatilmak istenilen mekanin ve zamanin disinda kalan, Tanri’nin durumunu belirtmek icin kullanilan tasavvufdaki “lamekan” sözcügü ile anlatilan tanrisallik kavrami önsüz ve sonsuzdur.



Akil’la baslayan evrim, dönüsümünü en son „Fenafillah“ asamasiyla noktalar.Gercekligin en yüksek asamasina ulasmak icin, görünür varliklardan kopma, siyrilma, Insani-i Kamil’ligin doruk noktasinda, bir bakima yalniz tanrisal olanla yetinmedir.


Fenafillah asamasina ulasmis olan kisi, özünde, cevresinde, sadece Tanri’nin bulundugunu kavramis olur, bu asamada „ ben, sen“ gibi sözcükler „bir’lige” aykiri oldugundan ikilik yarattigindan gecersizdir.


Kisi sadece baslangicta yine kendisi olan özüne geri dönebilmisse,Tanrisal özü ile yani asli ile tekrar birlesmistir. Tasavvuf’da bunun özetlenmis haline Enell-Hakk denir.
Saygilarimla

Amistofes
07-04-2009, 04:41 AM
BİLİM İLE DİN



Soru 97: Bilim ile din ne yönden bağdaşmaz?
Soru 98: Teolojinin tepkisi neye yöneliktir?
Soru 99: Teolojinin «Bilimsellik» savı geçerli midir?
Soru 100: Barışma olanağı var mı?



Soru 97: Bilim ile din ne yönden bağdaşmaz?

Laplace'ın Göksel Mekanik (Traite de Mecanique Celeste) adlı yapıtını okuyan Napoleon, kitapta Tanrı'dan hiç söz edilmediğini söyleyince, ünlü astronom, «Benim öyle bir hipoteze gereksinmem olmadı,» diye karşılık verir. Tanrı'ya inancın yersel buyurganlara büyük güç sağladığı görüşünü taşıyan Napoleon'un bu yanıta tepkisinin ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak ünlü komutanla dönemin ünlü bilim adamı arasında geçen bu konuşma teoloji ile bilim arasındaki ilişkiyi yalın bir biçimde ortaya koymaktadır.
Din kapsamı geniş bir etkinliktir; kökeninde psikolojik bir olaydır: kişinin yüce bir varlığın anlayış, sevgi ve koruyucu gücüne sığınarak yalnızlık, korku ve yetersizlik gibi duygulardan kurtulma, yaşamına anlam bulma gereksinimlerini karşılamaya; ona erinç ve doygunluk sağlamaya yönelik inanç ve tapınma biçimlerinden oluşur. Bu yönüyle din, insan doğasına özgü kimi köklü «ruhsal» gereksinimleri yansıtmaktadır. Bir başka yönüyle din, kişilerin davranış biçimleriyle toplumsal ilişkileri düzenleyici kuralları içeren kurumsal bir dizgedir; belli bir ahlâk geleneğini temsil eder.
Din değindiğimiz psikolojik ve sosyal işlevlerinde bilim-dışı bir etkinliktir; bilimle ters düşmesi diye bir sorun yoktur. Ne var ki, dinin bilimle kesişen, ikisi arasında sürekli çatışmaya yol açan bir üçüncü yanı vardır. «Teoloji» diye bilinen bu etkinlik metafiziksel türden bir öğretiyi; evreni anlamaya, olup bitenleri açıklamaya yönelik kendine özgü bir «bilimsellik» savını içerir. Teolojide, Tanrı kavramını oluşturan koruyucu, sevecen, bağışlayan, vb. antropomorfik öğelerin yanı sıra, yaratan, düzenleyen ve bilen öğeleri büyük ağırlık taşır. Teolog evrene ilişkin tüm bilgilerin (hiç değilse, Tanrı'nın insan için yeterli gördüğü bilgilerin) kutsal kitapta verildiği savındadır. Onun gözünde «bilim» kutsal kitabı anlamak, yorumlamak, Tanrı'nın insan için öngördüğü öğretileri yaymak etkinlikleriyle sınırlıdır. Oysa Laplace'ın yanıtında dile getirilen bilim amacı, yöntemi ve sonuçları bakımından bu anlayışla bağdaşmaz bir etkinliktir. Bilim olgusal dünyayı, «dünya ötesi» bir nedene, Tanrı'ya giderek değil, olgusal nesne ve ilişkilere yönelik hipotezler oluşturarak açıklama yoluna gider. Deyiş yerindeyse, bilim bir bitmeyen «sınama - yanılma - sınama» sürecidir: yanılma, yanlışlanma olasılığına açıktır. Tanrı'yı üstü örtük de olsa dışlayan, soyük ağırlık taşır. Teolog evrene ilişkin tüm bilgilerin (hiç değilse, Tanrı'nın insan için yeterli gördüğü bilgilerin) kutsal kitapta verildiği savındadır. Onun gözünde «bilim» kutsal kitabı anlamak, yorumlamak, Tanrı'nın insan için öngördüğü öğretileri yaymak etkinlikleriyle sınırlıdır. Oysa Laplace'ın yanıtında dile getirilen bilim amacı, yöntemi ve sonuçları bakımından bu anlayışla bağdaşmaz bir etkinliktir. Bilim olgusal dünyayı, «dünya ötesi» bir nedene, Tanrı'ya giderek değil, olgusal nesne ve ilişkilere yönelik hipotezler oluşturarak açıklama yoluna gider. Deyiş yerindeyse, bilim bir bitmeyen «sınama - yanılma - sınama» sürecidir: yanılma, yanlışlanma olasılığına açıktır. Tanrı'yı üstü örtük de olsa dışlayan, sonuçları kutsal kitapların içerdiği «mutlak doğrular»la çelişen bilimin din için bir tehlike oluşturduğu teologların gözünden hiçbir zaman kaçmamıştır. Nitekim ilk çağlardan günümüze dek teologların sanat, ethik ve felsefede yeniye açılma girişimleri gibi, bilimi de sınırlama, sindirme, dahası yok etme yolunda ellerindeki tüm olanakları kullanmaktan geri kalmadıklarını görüyoruz. Bilim tarihi, özellikle bilimlerin başlangıç dönemlerinde yer alan teolojik baskıların çarpıcı örnekleriyle doludur.
Bu çalışmanın amacı teolojinin «bilimsellik» savını irdeleyerek din ile bilim ilişkisindeki temel soruna açıklık getirmektir. Ancak daha önce örgütsel dinin bilime karşı tarih boyunca sürdürdüğü baskı, yıldırma ve yok etme girişimlerine kısaca değinmeyi yararlı görmekteyiz.
Bilimin gelişmesi kimi kültürel koşulların, bu arada özellikle doğayı anlama ve denetim altına almaya yönelik belli bir düşünce ortamının oluşmasına bağlı kalmıştır. Bu ortamın oluşmasına başlıca engelin geçmişte olduğu gibi bugün de teolojiden geldiği kolayca yadsınamaz. Modern bilim teolojiye karşın bir gelişmedir. Teoloji dinsel metafiziktir; evreni Tann kavramına dayanarak anlamlı kılma, açıklama girişimidir. Teolojik açıklamayı bir tek fırça vuruşuyla resim yapmaya benzetebiliriz. Tanrı kavramı öylesine geniş ve yüklü tutulmuştur ki, açıklama kapsamı dışında kalan hiçbir olgu gösterilemez. Bilimin ortaya çıkışı, her şeyi açıklayan bir kavramın aslında hiçbir şeyi açıklamadığı gerçeğinin sezinlemesini beklemiştir. Teoloji ileri sürüldüğü gibi evrensel doğrulan içeren bir bilim olsaydı, ona ters düşen yeni bir bilimin etkinlik kazanmasına olanak olabilir miydi?
Bir başka nokta da şu: bilim ile din arasındaki çatışmanın başlangıçtan beri tek yönlü bir tepkiden, teolojinin «doğruları» tekelinde tutma, insan düşüncesi üzerinde kurduğu egemenliği koruma kaygısından kaynaklandığını görüyoruz. Bilimle dinin tarih boyunca karşılıklı etkileşim içinde olduğunu vurgulayan seçkin bilim tarihçisi Sarton, din ile teolojiyi birbirinden ayırarak şöyle demektedir: «Bu etkileşim çoğu kez bir saldırı biçimi almış, gerçek bir savaşa dönüşmüştür. Ne var ki, aslına bakılırsa, bu savaş bilim ile din arasında bir savaş değildir (çünkü ikisi arasında bir savaş olamaz); bu savaş bilimle teoloji arasındadır. ... Genellikle veba, kolera salgını, deprem, savaş, kıtlık gibi olguların ardından gelen dinsel fanatizm çoğu kez hırçın biçimler almıştır. ... Öte yandan, bilgi birikiminin kuşaktan kuşağa aktarılmasında, kimi dönemlerde, din adamlarının oynadığı olumlu rolü görmezlikten gelmemeliyiz. Bunun en iyi örneğini, ikinci İskenderiye ekolü ile IX. yüzyıl arasındaki karanlık dönemde bulmaktayız. Diyebiliriz ki, bilimin ilerlemesini değil ama korunmasını Latin ve Yunan kiliseleriyle Nesturilerin klasik birikime sahip çıkmalarına borçluyuz.»**

Modern bilimin gelişmesini önemli ölçüde Musevi-Hıristiyan geleneğinin Batı düşüncesi üzerindeki etkisine bağlayan yazarlar da vardır. Örneğin, bilim tarihindeki çalışmalarıyla tanınan Hooykaas, «Mecazi olarak,» diyor, «bilimin bedensel bileşenleri Yunan geleneğinden kaynaklanmış olabilir, ama vitamin ve hormonları İncil kökenlidir.»***

Ne var ki, bu tür görüşleri ileri sürenlerin genellikle tartışma götüren bir varsayımdan, teolojiden soyutlanmış, araştırma ve öğrenmeye açık bir din varsayımından kalktıkları söylenebilir. Gerçekten dinin salt bir inanç, iyiye ve doğruya yönelik bir saygı duygusu kimliğiyle bilime ters düşeceği kolayca düşünülemez. Nitekim İslam dini medreselerin kurulmasıyla birlikte teolojinin ağırlık kazandığı döneme gelinceye dek bilim, matematik ve felsefe için elverişli bir ortam sağlamıştır****.

* Bu Bölüm'deki dört soruyu oluşturan metin, daha önce, «Felsefe Açısından Bilim ile Din» başlığıyla, Felsefe Tartışmaları, I. Kitap (Aralık 1987, İstanbul)'da yayımlanmıştır.
** George Sarton, The Life of Science, Freeport N.Y.: Books F ör
Libraries Press, 1948, s. 38.
*** R. Hooykaas, Religion and the Rise of Modern Science, Scotüsh
Academic Press, London, 1972, s. 162.
**** İslam bilginlerinin VII. yüzyıldan başlayarak Yunan düşüncesiyle temas kurmalarında Nesturilerin etkisi büyük olmuştur. (Bkz. C. Yıldırım, Bilim Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1983, s. 71.)

Soru 98: Teolojinin tepkisi neye yöneliktir?

Amistofes
07-04-2009, 04:42 AM
Teolojinin özgür düşünceye, yeni arayış ve açılmalara karşı gösterdiği olumsuz tavrın kökeninde yatan nedir? Kimi bilimsel buluşlar neden sert, kimi kez azgın tepkilerle karşılanmış, yasaklanarak gözlerden uzak tutulmak istenmiştir? İnsanları yanlışlardan korumak için mi? Örneğin, biri çıkıp suyun bayır aşağı akmadığını, buzun soğuk değil sıcak olduğunu, güneşin dünyayı değil dünyanın güneşi aydınlattığını ileri sürse herkes gibi teologlar da gülüp geçmekle yetinir. Oysa, daha üçyüz yıl öncesine değin arzın güneş çevresinde dönen sıradan bir gezegen olduğunu söylemek, ya da, jeolojik bulgulara dayanılarak gezegenimizin yaşını belirlemek, insanın birkaç bin yıl önce değil, milyonlarca yıl süren bir evrim sürecinde ortaya çıktığını ileri sürmek, teologların gözünde bağışlanmaz suçtu. Çünkü bu türden bulgular «kutsal doğrular»a ters düşüyordu. Bunun belleklerden silinmeyen çarpıcı örneğini kopernik teorisine gösterilen tepkilerde bulmaktayız. Dinde reform hareketinin öncüleri bile teolojik dogmalara ters düşen yeni teoriyi içlerine sindirmek şöyle dursun, kızgınlıklarını açığa vurmaktan kendilerini alamamışlardı. Kopernik'i «yeni yetme bir astrolog» diye küçümseyen Luther, halkın bu ne dediğini bilmeyen kişiye kulak vermesini yadırgayarak şöyle demişti: «Bu budala, tüm astronomi bilimini alt-üst etme özentisine kendini kaptırmış. Ama boşuna bir çaba; çünkü, kutsal kitapta Joshua'nm yer küresine değil, güneşe yerinde durmasını buyurduğu yazılıdır.» İncil'de, «dünya da kurulmuştu, hareket edemezdi artık!» tümcesini anımsatan Calvin de tepkisini, «Kopernik'i Kutsal Ruhun yetkisinin üstüne çıkarma kimin haddine düşmüş!» gözdağıyla belirtmişti. XVIII. yüzyıl teologlarından Wesley daha da ileri giderek astronomideki yeni gelişmeleri bir tür dinsizlik saymıştı.
Kendisi de bir din adamı olan Kopernik karşılaşacağı tepkileri göz önünde tutmuş olmalı ki, Papa'ya ithaf ettiği kitabının yayınlanmasından uzun süre kaçınmış; dahası, kitabın basım işini üstlenen Osiander'in önsözünde yer alan şu açıklamayı yerinde bulmuştu: «Dünyanın güneş çevresinde döndüğü savı yalnızca bir hipotez olarak ileri sürülmüş, doğruluğu söz konusu değildir.»
Görülüyor ki, teolojiden gelen tepki, herkesin bildiği doğruların yadsınmasına değil, «kutsal doğrular» diye zihinlere yüklenmiş birtakım dogmalara ya da metafiziksel öğretilere ters düşen bilimsel buluşlara yönelikti. Güneşin varlığını yadsımak teologlarla birlikte kimseyi rahatsız etmez. Oysa, Tanrı'nın varlığına ilişkin ılımlı bir kuşkuyu, dolaylı da olsa, açığa vurmak bağışlanmaz bir suçtur. Nedeni açıktır: teolojik öğretilerin kuşku, irdeleme ya da özgür tartışmaya dayanma gücü yoktur. «Açıklama» diye ortaya konan a priori öğretilerin sarsılmasıyla, onlara dayalı egemenliğin yitirilme korkusu teolojiyi bir «ölüm-kalım» savaşımına itmişti. Öyle ki, Russel’ın belirttiği gibi, «Kuramsal matematik dışında her bilim varolma savaşımı vererek işe koyulmak zorunda kalmıştır. Astronomi Galileo'nun, jeoloji Buffon'un kişiliğinde mahkûm edilmişti. Bilimsel hekimliğin, uzun süre, kilisenin ceset üzerinde teşrih çalışmalarına karşı durması yüzünden, gelişme olanağı bulamadığını biliyoruz. Darwin cezasız kaldıysa, sahneye çıkışının gecikmiş olmasındandır. Ama bugün bile Katolik kilisesiyle Tennessee eyaletinin yasa koyucularının gözünde evrim tiksinti yaratan bir kavramdır. Bilimin gelişmesinde her adım güçlükle atılmış; atılan her yeni adım, bugün bile, geçmişteki yenilgilerinden hiç ders almamış gibi, bağnazlığın direnişiyle karşılaşmaktadır.»*

(Giordano Bruno'yu ateşte ölüme, sağlığını ve görme yetisini yitirmiş Galileo'yu ileri yaşına karşın ev hapsine mahkûm etmiş dinsel fanatizmin günümüzde, özellikle İslam dünyasında, yeni bir başkaldırma eyleminde olduğunu görmekteyiz. İslamda fanatizm XI. yüzyılda Gazali ile başlamıştır. Gazali, Filozofların Yıkımı adlı kitabında İslam teolojisi dışında kalan tüm düşünce etkinliklerine karşı militan bir tavır almıştır. Bu tavnn etkisi ülkemiz ortaöğretim programlarında felsefe ve mantık derslerine ilişkin yapılan son değişikliklerde açıkça yansımaktadır.)
Kuşkusuz bilimsel gelişmelere karşı teologların tepkisi her zaman doğrudan olumsuz olmamıştır. Özellikle bilimsel bulguların kolayca göz ardı edilemediği durumlarda teologların ya yeni bir yoruma, ya da, durumu kurtarıcı sözde hipotezlere başvurduğunu görmekteyiz. Bunun çarpıcı bir örneğini XIX. yüzyılda teolog Gosse verir. Gosse dünyanın yaşına ilişkin yadsıyamadığı jeolojik bulgular karşısında, «Tanrı evreni yarattığında her şeyi sanki çok eskiymiş gibi düzenlemiştir,» diyerek teolojiyi kurtarmaya çalışır. Öyle ki, örneğin, «Kayalara daha yaşlı bir görünüm vermek için içleri fosille doldurulmuş, katmanları volkanik püskürmeler ya da tortul birikimler sonucu oluşmuş gibi yapılanmıştır.»** Ne ki, Gosse'ın bilimsel bulgularla teolojiyi bağdaştırma yolundaki bu çabası, beklediği ilgiyi teologlar arasında bile bulmaz. Deneyimli teologlar direnişlerini daha ustaca yöntemlerle sürdürmenin gereğini bir kez daha anlamışlardır, herhalde!

* Bertrand Russell, The Art of Philosophising, Littlefield, Adams
ana Co., Totowa, N.J., 1974, s. 18.
** Bertrand Russell, Religion and Science, Oxford University Press, London, 1935, s. 69.

Soru 99: Teolojinin «Bilimsellik» savı geçerli midir?

Teoloji her dönemde evrenin, kesin doğruları içeren tüketici açıklamasını verdiği savmı taşımıştır. Görünümdeki tüm çekingenliğine karşın, bugün de bu savdan vazgeçmiş değildir. Gerçi Batı'da XVII. yüzyıldan bu yana üstünlük giderek artan ölçüde bilimin eline geçmiştir. Ancak çağdaş bilim ve felsefede kimi yeni gelişmelerin teolojiye yeni bir umut ışığı getirdiği söylenebilir. Fizikte klasik mekaniğin «paradigma» statüsünü yitirmesi bilimin yenilgisi olmasa bile bir anlamda geri çekilmesi diye yorumlanmıştır. Felsefede, dinsel ve metafizik öğretileri anlamsız sayan mantıkçı pozitivizm etkisini yitirirken «anlamsın anlamına ilişkin daha esnek yeni çözümlemelerin etkinlik kazanması teologları yüreklendirmiştir.* Bugün teolojiye daha açık bir düşünce ortamında olduğumuz söylenebilir. Ne var ki, bilim ve ona dayah teknolojinin atılımları sonucu önemli ölçüde prestij kaybına uğrayan teolojiye yeniden «bilimsel» bir temel oluşturma çabası başarılı olabilir mi? Başka bir deyişle teolojinin «bilimsellik» savına geçerlik kazandırılabilir mi?
Dine akılcı bir temel bulma eski bir arayıştır. Katolik dünyasında bugün bile etkisini sürdüren skolastik düşünce, Hıristiyanlığa böyle bir temel oluşturma çabasının ürünüdür. Hıristiyanlık uzun süre, Yeni Platonculuğun da etkisiyle, doğaya yönelik çalışmalara kapalı kalmıştır. Ortaçağ karanlığında, «İnanmak için anlamak gerekir.» «Gerçeğe giden yol kuşkudan geçer.» sözleriyle ilk kez akıl ve bilimin önemini vurgulayan Abelard (1079 - 1142), o zamana kadar dışlanmış olan Aristoteles bilim ve felsefesine kapıyı aralar. Daha sonra dini Aristoteles'le temellendiren skolastik düşüncenin kurucusu, Thomas Aquinas, bilgi edinmenin iki kaynağından, inanç ile «doğal» akıl yürütmeden söz eder**, inanç kutsal kitaba dayanan bir bilgi türüdür. Doğal akıl yürütme ise, yetkin örneğini Aristoteles'in verdiği gözlem verilerini işlemeye yönelik bir çalışmadır. Aquinas bu iki bilgi türünün bağdaştırılabileceği, daha doğrusu dinsel dogmaların, kutsal kitaba başvurmaksızın, salt akıl aracılığıyla ispatlanabileceği görüşündeydi. Nitekim Summa Theologica adlı ünlü yapıtında Tanrı'nın varlığını ispata yönelik, kimi teologların gözünde bugün bile geçerliğini sürdüren, beş argüman bulmaktayız. Teoloji medrese eğitimi aracılığıyla İslam dünyasında, skolastizm öğretisiyle Hıristiyan dünyasında tam bir egemenlik kurar. Daha sonra Rönesans ve Reformasyonu yaşayan Batı'da bile kilise uzun süre özgür düşünce ve arayışları baskı altında tutmaktan, sakıncalı bulduğu bilimsel kuramlara, XVII. yüzyıl ortalarına gelinceye dek yasak koymaktan vazgeçmez. İslam dünyasında ise teolojik bağnazlık hiçbir zaman tümüyle kırılamamıştır.
Sorumuza dönelim: Teolojinin «bilimsellik» savının dayanağı var mıdır?

Amistofes
07-04-2009, 04:49 AM
Bu soruyu yanıtlamak için (1) «bilimsel» dediğimiz etkinliği diğer düşünsel etkinliklerden ayırt etmeyi sağlayan ölçütü belirlememiz, (2) Teolojinin «bilimsellik» savını doğrulamaya yönelik argümanları bu ölçüte vurarak değerlendirmemiz gerekir.
Bilim karmaşık bir etkinliktir; bir tek belirlemeyle yeterli bir ölçütü verilemez, kuşkusuz. Ancak sorunu basite indirgeme pahasına şu kısa belirlemeyle yetinebiliriz: Bilimsel kuram, hipotez ve betimlemeler olgusal içeriklidir; doğruluk değerleri (doğru ya da yanlış oldukları) nesnel olarak yoklanabilir***.
İmdi teolojik öğretileri içerik, yaklaşım ve sonuçları yönünden bu ölçüte vurduğumuzda ne görüyoruz? Örneğin, teolojinin özünde yer alan «Tanrı'nın yar olduğu» savını alalım. Teologların, Tanrı'nın var olduğunu birtakım argümanlarla ispatlama yoluna gittiğini biliyoruz. Çeşitli kategorilere ayrılan bu argümanlar, öncüllerinin niteliğine göre a priori ve a posteriori diye iki ana grupta ele alınabilir. Birinci grup argümanlar, doğruluğu apaçık sayılan ilkelerden ya da tanımlardan kalkmakta; ikinci grup argümanlar, evrenin genel özelliklerini, kimi çarpıcı doğal olguları, dinsel ya da mistik deneyimleri kanıt olarak kullanmaktadır. Ayrıntılara girmeksizin, iki grubu birer örnekle temsil edeceğiz.
«Yetkinliğin varlığı içerdiği» a priori ilkesine dayanan «ontolojik argüman», ilk gruba giren tipik bir örnektir. Buna göre, Tanrı tanım gereği tam yetkindir. Tam yetkinlik için varlık gereklidir; öyleyse, Tanrı vardır.
Biçimsel yönden geçerli olan bu çıkarım, Tanrı'nın varlığını gerçekten ispatlamakta mıdır? Tam yetkinliğin varbğı içerdiği neye dayanılarak ileri sürülmektedir? Üstelik, varlık bir yüklem değildir; yetkinliği oluşturan özelliklerden biri sayılamaz. Daha önemlisi «Tanrı»yı «tam yetkin» diye tanımlayarak bundan onun varlığını çıkarmak, bulmak istediğimiz hazineyi önceden arayacağımız yere saklamaya benzemiyor mu? Kaldı ki, ontolojik argüman mantıksal olarak kusursuz olsa bile, yukarda koyduğumuz bilimsellik ölçütünü karşılamaktan uzaktır. Öncülleri tanımsal doğru olan bir çıkarımın sonucu olgusal içerikli olamaz. Nitekim, «Tanrı vardır,» önermesini olgulara giderek yoklamaya olanak yoktur.
İkinci grup argümanlar, Tanrı'nın var olduğu savını bir tür empirik hipotez olarak doğrulamaya yöneliktir. Yukarda örneğini verdiğimiz türden mantıksal ispatların yetersizliği karşısında kimi teologların empirik verilere giderek Tanrı inancını temellendirme yoluna gittiğini görüyoruz. Tennant bu yaklaşımı, «Doğal teoloji indüksiyonla olgulardan yola çıkar; öncülleri, bilimin yerleşik genellemeleri ölçüsünde sağlam, doğruluğu herkesçe bilinen önermelerden oluşur,» diye dile getirmektedir. Ona göre, «Empirik kafalı teologlar ... dünyayı diledikleri biçimde görmekten kaçınır, olup bitenlere kendilerini sergileme ve gerçeği söyleme fırsatı tanırlar. Olgusal dünyayı göz ardı edip, soyut spekülasyonlara dayalı düşünce dizgeleri oluşturmak, bilime olduğu gibi doğal teolojiye de ters düşen bir tutumdur.»****

Tennant'ın «doğal teoloji» dediği yaklaşımın ne ölçüde bilimsel olduğunu belirlemek için, bu alanda benzerleri arasında en güçlü argüman olarak bilinen «kozmolojik argüman»! ele alalım. Buna göre doğa (bilimlerde de varsayıldığı gibi) nedensel bir düzen sergilemektedir. Ne ki, bilimlerin incelediği, doğa yasalarında dile gelen düzen kendi içinde yeterli değildir. Düzenin işleyiş ve sürekliliğini tam açıklığa kavuşturmak için kendi dışında bir gücü varsayma gereği vardır. Doğa kendi içinde olup bitenleri açıklama olanağından yoksundur.

Doğanın «düzenli işleyiş»inden Tanrı'nın varlığına giden bu argüman üç sayıltı (varsayım) içermektedir: Bildiğimiz dünyada, (1) nedensiz hiçbir olgu yoktur, (2) her olgunun nedeni kendi dışında bir olgudadır. (Başka bir deyişle, dünyada hiçbir şey uğradığı değişikliğin nedenini tam olarak kendi içinde taşımaz.), (3) nedensel bağıntı sonsuza dek geriye uzanamaz. Doğal teoloji, bu üç sayıltının birlikte, nedeni kendi içinde bir ilk yetkin nedenin varlığını zorunlu kıldığı, ancak öyle bir ilk nedenin dünyamızın yeterli bir açıklamasını verdiği savındadır.
Etki gücünü yadsımadığımız bu argüman bir ispat değildir; ulaşılan sonuç, mantıksal geçerlikten yoksun olduktan başka, öncülleri oluşturan sayıltıların doğruluğu kesin olmaktan uzaktır, ilk iki sayıltı David Hume'den günümüze değin, sürekli tartışılmıştır; pek çok filozofun dayanaksız, dahası keyfi bulduğu bu sayıltılar, kuantum teorisinde «belirsizlik ilkesi»nin ortaya çıkmasıyla büsbütün sarsılmıştır. Üçüncü sayıltıya gelince, bu da ilk ikisinden daha sağlam değildir. Nedensiz bir ilk neden niçin zorunlu olsun? Evrende sonsuz bir güç olarak sunulan Tanrı'ya olanak varsa, nedensel bağıntının sonsuza dek geriye gidişine neden olanak görülmesin? Denebilir ki, nedensel bağıntı dizisinde her olgu bir önceki olgunun etkisine gidilerek açıklanmakta, oysa, dizi dışında bir ilk etkene gitmeksizin dizinin tümünü açıklamaya olanak yoktur. Bir kez, bilim, hiç değilse bugünkü aşamasında olgusal dayanağı son derece zayıf, üstelik açıklamalarında başvurma gereği duymadığı bir sayıltıyı irdeleme yoluna niçin gitsin? Sonra, dizinin tümünü bilinen yöntemle açıklamayı ilkede olanaksız kılan bir neden gösterilebilir mi? Diziyi oluşturan olguların her biri açıklanabiliyorsa, tümü neden açıklanamasın?

* Pozitivistler için teolojik önermeler bilişsel (cognitive) anlamdan yoksun sözde savlardı. Oysa sözcüklerin anlamım kullanım ya da işlevlerinde arayan Wittgenstein ve onu izleyen filozofların yaklaşımı pozitivistlerin dar tutulan anlam ölçütünü aşarak metafizikle birlikte teolojiye de geçerlik olanağı açmıştır.
** Aguinas'ın, XII. yüzyılda İspanya'da yetişen biri Müslüman, diğeri Musevi iki filozoftan esinlendiği söylenebilir. İbni Rüşt İslamiyet i, Maimonides Museviliği Aristoteles felsefesiyle akılcı bir temele oturtma çabasını göstermiş, ancak bağnaz, çevrelerin direnişi ikisini de başarısız kılmıştı. (Bkz. W.C. Dampier, A History of Science, Cambridge University Press, 1966, s. 77.)
*** Ölçüt olarak verdiğimiz bu belirlemenin «normatif» nitelikte olduğu gözden kaçmamalıdır; geçerliliği bilim felsefecilerinin «konsensus»una bağlıdır, kuşkusuz.
**** F.R. Tennant, Philosophical Theology, Vol. H, (Cambridge, 1928-30) s. 78-79.

Soru 100: Barışma olanağı var mı?

saygilar,insan sevgilerimle


Sevgili Ipar can, bu alintilari senin icin özel yolluyorum,

Amistofes
07-04-2009, 05:16 AM
Sevgili Canlar.
Erzincan Basköylü Pir Hasani Nizar Basköylüden
İki ana yolu vardır. Biri Havva ana yolu, diğeri Naciye ana yoludur. Biri lanettir, diğeri rahmettir. Bu yollar birbirine hiç karışmadı. Baştan da ayrıydılar, şimdi de ayrıdırlar. Biz Naciye ana yolundan geldik. Bize Naciye Güruhu derler. Aslımız 73’tür, 72’ye hiç dahil olmadık. Bizim dinimiz, mezhebimiz yoktur, Yol’umuz vardır, sevgidir. Dinler ve mezhepler 72’de vardır. Çünkü aralarında Şeytan vardır. Şeytan onları böldü, birbirine düşürdü. Biz bu kavgalara hiç karışmadık. Hiçbir zaman başkalarının kapısına dayanarak bizden olacaksınız demedik. Bizim bildiğimiz, güttüğümüz Yol: Ay Naci’dir, güneş Naciye’dir. Naci Naciye’nin kocasıdır. Ay Ali’dir, güneş Fatıma’dır. Ali Fatıma’nın kocasıdır. Ali’nin, Naci’nin bir adı da Şit’tir. Hayat Naci ile Naciye’den doğdu. Bunlar da Erenlerin söyledikleridir. Biz ırklar yolundan değil Kırklar Yol’undan gideriz. Yol’u öğrenmek için Başköylü Seyyid Hasan Efendi’nin “Hakk’ın Emri Rızası” kitabını okumak gerekiyor. Birkaç kuru söz ile cevher anlaşılamaz.
Doğrudur, dinin sahibi Allah’tır. Adem’in ve Havva’nın, Şeytan’ın da sahibi Allah’tır. Adem ile Havva’dan doğan 72 milletin arasına Şeytanı gönderen kendisidir. Şeytan Havva’yı kandırmış, yasak meyveyi birlikte Adem’e yedirmişlerdir. Adem ile Havva cennet sürgünüdürler. Evet, dinin sahibi Allah’tır. İnsanları dinlere ve mezheplere bölen odur. İnsanlar, Hıristiyan, Müslüman, Musevi gibi dinlerdendirler. Her birinin ayrı kitabı vardır. Bu dinler ve mezhepler birbirini kırmaktadırlar. Müslümanlar Hıristiyanları, Museviler Müslümanları öldürmektedir. Allah ise seyretmektedir. Doğrudur, dinler ve mezhepler 72’de vardır.
Hakk Erenlerinin ise dini ve mezhebi yoktur. Yol vardır. Yol din değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Allah’a bağlı değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Hakk’a bağlıdır. Hakk Yol’unda dinin ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda Şeytan’ın ne işi var?
Allah dinin sahibidir. Allah doğrunun ve yanlışın sahibidir. Hayır ve Şer Allah’tandır. Her ikisi de bir gömlektedir, birbirlerini yemektedirler. Şer Havva’dır, Hayır ise Adem’dir. Adem Hayır’dır ama Havva’nın koynundadır. Bu yüzden Hayır lekelidir. Şer’in koynundaki Hayır’dan hayır gelir mi?
Hakk Erenlerinin yolu Hakk’a bağlıdır. Hakk doğruluğun sahibidir, eğri yoktur. Hakk Yol’unda din yoktur.
Evrenin hakimi Hakk’tır. Hakk İkrar ve İman’dır. Hakk Erenleri ikrar ve imanı bilirler, Hayır ve Şer ile işleri yoktur. İkrar ve İman birdir, bir gömlektedir. Hakk hakikattir, hakikat doğruluktur ve halkımızın kalbinde bir noktadır. Nokta Hakk’tır. Hakk Erenlerinin yolunda, evlilikte kadın ve erkek birbirine ikrar verir. Yol’a alınırken de ikrar vardır. Şeytan ceme giremez. Çünkü cemde sorgu-sual vardır. Hakk Erenleri Naciye evlatlarıdır.
Dünyaya iki geliş yolu vardır. Biri lanettir, diğeri rahmettir. Biri yaratılmışta, diğeri doğmuştadır. Yaratılanlar Adem ile Havva’dır ve Allah’a tabidir. Allah dünyanın sahibidir. Dünyadaki bütün doğru ve yanlıştan sorumludur. Hakk ise evrenin hakimidir ve doğrudur. Naci ile Naciye Hakk’a tabidir. Hakk ile Allah arasında ikrar vardı. Allah ikrarı bozmuştur. Ateşi bir yana bırakmış, ademi çamurdan yapmıştır. Sır kâtibi Şeytanı azdırmıştır. Şeytan kötü yola düşmüş, insanı Yol’dan çıkartmaya çalışmaktadır.
Ulu divan kurulacak. Sorgu sual olacak, Hakk yolundan çıkanlardan hesabını soracak! Hakk ile ikrarı bozan Allah Ulu Divan’da hesap verecektir. Ulu Divan’da ak defterde yazılı olanlar, yani Hakk’ı söyleyenler kurtulacak; kara defterde yazılı olanlar, yani Allah’ı söyleyenler hesaba hazır olsunlar!
Hakk Erenlerinin Yol’unda doğruluk vardır. Yani doğruluk Hakk’tır. Gidilecek Yol Naci ile Naciye yoludur. Naci ile Naciye yolu Kubbei Rahman’dan gelmektedir, bu yüzden Hakk’tır. Yol’un din ile Adem ve Havva ile ilişkisi yoktur.
Hakk Erenleri’nin yolu başka bir âlemden gelmektedir ve Hakk’tır. Başta da ayrıydı, şimdi de ayrıdır.
Tüm bu belirlemeler üzerine bizim Islam ile ne gibi bir bagimiz olabilirki?
Saygilarim Insn sevgilerimle Amistofes

Sürgün_24
11-04-2009, 09:36 PM
KırkLar MecLisi hurafeyse , aLeviLik dünyanın en büyük masaLı demektir !

eskihisar
18-11-2009, 03:13 AM
Bunu çözmek için doğru olan herkesin inandığı Miraç olayıdır. kırklar meclisi gerçek olmasa Miraç ta gerçek sayılmaması gerek.

paniel
18-11-2009, 04:56 AM
Miraç Sınırlı(karşılıklı ) sevgiden karşılıksız(sınırsız) sevgiye(aşka) varıştır.Kırklar ise bu yolda çekilen çilelerin dolaylı olarak anlatımıdır.Şayet kırklar hurafe ise bütün dinler hurafedir.Halbuki biz bunlara hurafe değil mefhum deriz. Hemde en yüce insani mefhumlardır.Ama bunları anlatımları yada okundukları gibi anlarsak şayet çok yanılırız.Başlarız 0 zaman yok benim kaynağım sahih seninkiler yalan hurafe.Karşımızdakide bizimle aynı kafada ise oda bize tersini söyler durur.
Hu diyelüm gerçeklerin demine
Gerçeklerin demi nurdan sayılır
On iki imamın giren bezmine
Muhammed Aliye yardan sayılır

Üç gün imiş şu dünyanın safası
Safasından artık imiş cefası
Gerçek erenlerin nutku nefesi
Biri kırktır kırkı birden sayılır

Gerçek aşık menzilinde durursa
Eksikliğin kendi özünde bilirse
Çırağ gibi yanıp Şemi erirse
Ol aciz olsada erden sayılır

Şah Hatayi ider Bağdattır vatan
İkilükten geçip birliğe yeten
Erenler yoluna kıylu kal katan
Yolu dikenlidir hardan sayılır
Aşkı niyaz ederim.

sedat
18-11-2009, 08:17 AM
kocaman bir saçmalıkdan başka bişey değildir..beyni olmayanların yada beyni olupta saçmalığa çalışanların düşüncelerdir tamamen.

Sürgün_24
18-11-2009, 08:57 AM
kocaman bir saçmalıkdan başka bişey değildir..beyni olmayanların yada beyni olupta saçmalığa çalışanların düşüncelerdir tamamen.

Kırklar meclisini inkar eden bir alevi ilginc , siz aleviyim demeyin bence !

Birde beyinsiz demissin kırklar meclisine inanlara pes , bu ne cürret böyle , saygısızlıkta sınır tanımıyorsunuz bakıyorumda ...

Allah ıslah etsin sizi ...

paniel
18-11-2009, 08:57 AM
kocaman bir saçmalıkdan başka bişey değildir..beyni olmayanların yada beyni olupta saçmalığa çalışanların düşüncelerdir tamamen.

Evet çok haklısınız. Pir Sultan Abdallar, Fuzuliler,Genç Abdallar, Kaygusuz Abdallar,Hatayiler,Harabiler ,Sersem Aliler ,Kul Himmetler,Mevlanalar,Şemsler,Hallaclar ........v.s hepsinin beyinleri yoktu ,yada beyinleri olsada saçmalığa çalışıyordu.Zaten Lakaplarındanda belli değilmi?

Cemal Parlak
18-11-2009, 01:43 PM
AMİSTOFES KARDEŞİMİZ DEMİŞ Kİ; "Hakk Erenlerinin ise dini ve mezhebi yoktur. Yol vardır. Yol din değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Allah’a bağlı değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Hakk’a bağlıdır. Hakk Yol’unda dinin ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda Şeytan’ın ne işi var?"

Ben bu cümlede şunu anlayamadım. Hakk demek Allah demektir, 'Hakk Erenlerinin Yolu niçin Allah'a bağlı olmasın? Hakk yolunda dinin ne işi var olur mu hiç? İnançla olup da dinsiz bir insan düşünemiyorum. Meleklerin bir dine mensup olma gibi bir durumu olmaz, ancak onlarda zaten Allah'a tam teslim olmuş varlıklardır. Kullar nasıl Allah'ın yolunda olmasın. Bu çok garibime gitti.

Bu yazıda demek istenen nedir acaba?

paniel
19-11-2009, 02:48 AM
Kırklar meclisi denilen mefhum Alçakta ve yüksekte yatan erenlerdir. Bu erenler ise İnsanı kamilin nefsidir.Onun için Kırkı birdir biri kırktan sayılır denilmiştir.
Kırk arapça Çeldir.Çel ise aynı zamanda çiledir.Nefsi büyük olan insan ise Çile çeker Ve manen yanar. Yanmaklada yok olmaz aksine Nefsi dahada büyür.
Yandı bu gönlüm
Yandı bu gönlüm
Yanmada derman
Buldu bu gönlüm (Hacı Bayramı Veli)

Eğer aşık isen yare
Sakın aldanma ağyare
Düş İbrahim gibi nare
Bu gülşende yanar olmaz(seyfullah dede)

Yanan gönül bu şekilde safiyet kazanıp temizlenirki işte buda Nefs atının güçlenmesidir.İşte maneviyat denilen yolculuğuda o at yapar.

Kırklar kasesinden bade nuş ettim
Gönül mesken tuttu meyhanelerde
Dünyanın varından feramuş ettim
Sureta kalmılşam Gamhanelerde

Üçlerin destini biz eyledik bus
Ten içinde canım kaldı bir fanus
Bir piri azizden alındı nüfus
İlmi yekta vardır irfanelerde

Seyrani o melek halin takın
Adem adem olur hem aynel yakin
Harabat ehline hor bakma sakın
DEFİNE BULUNUR VİRANELERDE
Aşk ile

S-e-r-k-a-n
19-11-2009, 03:59 AM
kocaman bir saçmalıkdan başka bişey değildir..beyni olmayanların yada beyni olupta saçmalığa çalışanların düşüncelerdir tamamen.
belkide siz BEYİNLİLERİN kaçırdığı bir nokta vardır. belkide bu anlatımlar simgesel anlatımdır!

az edebiyat okuyunda mit ne demektir öğrenin!

kanlıbey
19-11-2009, 06:51 AM
belkide siz BEYİNLİLERİN kaçırdığı bir nokta vardır. belkide bu anlatımlar simgesel anlatımdır!

az edebiyat okuyunda mit ne demektir öğrenin!

Lütfen altına imzamı atmama müsade edermisiniz...

silopya
12-01-2010, 02:47 AM
bu mecliste kimler varmış
17 kadın var deniyor bu 17 kadın kimdir?