:
Alevi Törenleri !!!
astokomlu
19-09-2006, 10:04 AM
karacaahmet.com sitesinden alıntıdır..
Abdal Musa'yı Anma Törenleri
http://www.karacaahmet.com/images/yeni_resim/semah_3.jpg15 bin Alevi-Bektaşi,Abdal Musa'yı anma töreninde,gönül seslerini dile getirdi. Abdal Musa'ya akan canlar Antalya'nın Elmalı kasabasına bağlı Tekke köyünde 250 hane var.Yaklaşık bin olan köy nüfusu,9-10 Haziran tarihlerinde düzenlenen Abdal Musa'yı anma törenlerinde 15bine çıkıyor.Türkiye'nin dört bir yanından gelen canlar konuk ediliyor .Abdal Musa'yla yaşıt olan Uluçınar Meydanı'nda hep birlikte semah dönüyor ,gelenekler canlı tutuluyor. Akdeniz yakası Aydın illeri Kuşlar gider bizim Abdal Musa'ya Cemalin görünce yürüdü dağlar Taşlar gider bizim Abdal Musa'ya Katardan ayrılan turna sürüler Her andıkça sinelerim sızlar İrili ufaklı emlik kuzular Koçlar gider bizim Abdal Musa'ya Baba Kaygısuz'dan almış cehdini Gördün mü İbrahim Ethem vaktini Padişahlar tacı ile tahtını Velim eydür dört dergahtan evveli Seyd Ali,Abdal Musa ,Bektaş-ı Veli Şah Hüseyin aşkına didemin seli Çağlar gider bizim Abdal Musa'ya ABDAL Musa'nın müridlerinden Aşık Veli, pirine olan sevgisini ve saygısını ,tüm Anadolu Alevi-Bektaşileri'nin dili ,gönül sesi ,özlemi olarak işte böyle dile getiriyor.Sahnedeki ozan da onu bugüne taşıyor. Tekke Köyü'nün tören alanında Abdal Musa'nın yaşıtı olduğuna inanılan "ULUÇINAR MEYDANI" tıklım tıklım.Daha sabahın dokuzunda sıcaklık otuz derecenin üstünde .Bağlama eşliğindeki ozanı dinleyen kalabalık kendinden geçmiş durumda .Ozan her "Abdal Musa"dedikçe meydandaki 15 bin Alevi-Bektaşi, önce büyük bir saygı ile ellerinin baş parmağını niyaz edip ,arkasından hep bir ağızdan Abdal Musa'ya olan sevgi ,saygı ve muhabbetlerini ifade etmek için , "Allah ,Allah,Allah,Allah" , "Yetiş ya Abdal Musa"diye meydanı inletiyor. Bir günde artan nüfus Tekke Köyü;Antalyaénın Elmalı kazasına bağlı 250 hanelik bağ ve bahçeler içinde Torosla'rın arka yüzünde şirin biri köy .Normal günlerde bin civarında olan nüfus,bu yılki geleneksel Abdal Musa Törenleri'nin düzenlendiği 9-10 Haziran'da 15 bin kişiyi buldu. Bu köyde birkaç bakkal ve kahveden başka ticari işletme yok sayılır.Ne otel,ne de pansiyon var.Gelen binlerce insanı,Tekke Köyü sakinleri ,evlerinde misafir ediyorlar.Buraya Anadolu'nun hemen hemen her ilinden Alevi Bektaşiler akın akın gelip Pir Abdal Musa'ya saygılı sevgilerini iletiyor,niyaz ediyor,adaklarını sunup kurbanlarını kesiyorlar. Edirne'den Malatya'dan,Tokat'tan ,Adana'dan,Eskişehir'den,Bursa'dan ,Tunceli'den,Ankara'dan gelenleri , otobüslerinin önlerinde asılı bez yazılardan anlamak olası.
Biz de İstanbul'dan gelmiştik.Otobüs katarları döne döne Toroslar'ı aşıp Abdal Musa'ya varıyordu.İstanbul'dan toplam sekiz otobüs ve onu aşkın özel gelmişti Tekke Köyü'ne. Karacaahmet Dergahı İstanbul'da Abdal Musa'ya hareketten önce Karacaahmet Dergahında sabah yedide buluştuk.Yaşlı,genç,kadınlı,erkekli heyecanlı bir kalabalık vardı .Birçoğu Abdal Musa'ya ilk defa gitmenin heyecanını yaşıyordu.Önce Karacaahmet Türbesi ziyaret edilip niyaz ediliyor,dualar edilip ,hayırlı yolculuklar dileniyordu. Anadolu Alevileri'nin;bin yıla yakın bir süredir,bu topraklarda inançları yüzünden uğramadıkları kötülük kalmamıştı.Osmanlı'nın ve Cumhuriyet'in kuruluşunda büyük büyük yararlılık göstemelerine rağmen Osmanlı'nın Yavuz Sultan Selim'le birlikte aşırı meshepçi bir tarzda sünnileşmesi'nden bu yana birçok katliama uğradılar.İnançları yüzünden ,yaşam tarzları yüzünden ,düşünce yapıları ve hayat felsefeleri yüzünden ,düşünce yapıları ve hayat felsefeleri yüzünden çok kötü günler yaşadılar.Ve ne yazık ki hala da yaşınıyor. Çünkü Anadolu Aleviliği ,doğuştan bugüne dek,her türlü toplumsal haksızlığa karşı başkaldırmış olmalarının cezasını çok ağır tarzda ödemiştir.Son yıllardaki toplumsal çalkıntıdan gene en ağır fatura Aleviler'e çıkmıştır..
astokomlu
19-09-2006, 10:06 AM
Türbedeki kalabalıktan hangisiyle sohbete başlasam, bir yarasını hemen açıveriyordu.Bir araştırmacı 12Eylül'de;siyasi nedenlerle içeri alınanlarla ilgili;Alevi mi Sünni mi,türünden kayıtlar tutulduğunu söylemişti.Hatta bu dönemde siyasi sorgudan geçen yaklaşık 750bin kişiden 500 bininin Alevi kökenli insanlar olduğu yolundaki söylentiyi ister istemez anımsadım.Şahkulu önündeki kalabalığın önemli bir bölümü kimi Çorum olaylarından ,kimi Sivas kimi Maraş'tan kaçıp İstanbul'a gelmiş insanlardan oluşuyor.Evlat acısı İstanbul'dan yola çıkmadan önce tanık olduğum bir olay beni çok düşündürdü ve etkiledi.Yola çıkmadan önce tüm kitle Karacaahmet Türbesi'nde ki Konukevi'nde biraraya geldi.Dede önce dili döndükçe Abdal Musa'yı anlattı.Arkasından dua etti ve son olarak uzun bir "gülbenk"çekti.Çekilen gülbenkte bir dizi dua ve temenni vardı.Dede ailelere sağlık diliyordu ,aile yuvalarına birlik,dirlik diliyordu.Mal ,mülk sahibi olmayı diliyordu. Bütün bu iyi dilekler sırasında cemaat de "Allah Allah"diyerek bu dileklere katılıyordu.(Alevi inancında amin denilmez ,Allah, Allah denilir.) Dede;"Şah-ı Merdan Ali evlat acısı vermesin" deyince,Konukevi'nde öyle canhıraş bir "Allah Allah ,Allah Allah," sesleri yükseldi ki,tüylerim diken diken oldu.Bazı analar hışkıra hışkıra ağlamaya başladı .Ordakiler, o kadar çok evlat acısı görmüştü ki, artık böylesi bir acıyı yaşamak istemiyorlardı.Bu durum beni çok sarstı. Yolculuk başlıyor Derken otobüslere binildi ve yola koyulduk.Programda Abdal Musa'dan önce ,Aleviler'ce kutsal sayılan bazı türbelerin ziyaret edilmesi de yer alıyordu. Bunların başında Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda büyük emekleri geçen Şeyh Edebali'nin Bilecik'teki türbesi vardı. Şeyh Edebali ;Ahi-Bektaşi dervişlerindendir.Fakat Sünni Osmanlı anlayışı Edabali ve Dursun Fakih gibi Ahi-Bektaşi Türk dervişlerini ehli sünnet mensubu gibi lanse edilmiştir.TRT deki "Kuruluş" adlı dizide bu iş çok pervasızca ypılmıştır.Şeyh Edebali Sünni değildir. Alevi köylerine cami Bilecek'teki türbenin hemen yanına da bir cami yaptırılmış.Caminin yapılış tarihi 1500'lü yıllara dayanıyor.Alevi köylere cami yaptırma politikası Anadolu'da 500 yıl önce uygulanmaya konulmuştur.Anadolu'da nerede bir Bektaşi türbe ve külliyesi varsa ,hemen yanına bir cami oturtulmuştur.Aleviler'in ibadet için camiye gitmedikleri bilindiği halde... Ankara Keskin'deki Hasan Dede Türbesi,Hacı Bektaş'ı Veli Türbesi,Sultan Şücaattin Veli Türbesi,Seyit Battal Gazi ve Abdal Musa Türbesi için de durum böyledir.Adı geçen tüm külliyelerin yanıbaşına birer cami inşa edilmiştir. Bilecik'te Şeyh Edebali ,Dursun Fakih ile kızı Balhun Hatunve diğer dervişlerin türbeleri ziyaret edildi,dualar okundu ,lokmalar dağıldı ve yola devam edildi. Tarih,Abdal Musa'nın Buhara'dan gelen Kırk Abdallar'dan biri olduğunu yazar. Gönül dostu bir savaşçı 14'üncü yüzyılda, Osmanlı Devleti'nin ilk devirlerinde Yeniçeri Ocağı'nın kuruluşuna adının karıştığı anlatılan Abdal Musa'nın, Bursa'nın fethinde büyük kahramanlıklar gö sterdiği, Geyikli Baba ile Bursa'da bulunduğu sırada kendisine makam verildiği,ancak Bursa'nın Sünni Osmanlı'nın merkezi olmasından sonra Antalya civarındaki Tekke Köyü'nde dergah kurduğu rivayet edilir. İkinci durak;Eskişehir-Seyit Gazi beldesindeki Seyit Battal Gazi Türbesi'ni ziyaret oldu. Türbede dede öncülüğünde kısa bir cem yapıldı.Gülbenkear okundu. Bağlama eşliğinde Hz.Ali,Ehlibeyt ve Kerbele şehitleri ile ilgili ağıtlar,deyişler ,okundu.Dede ve bir ana tevhit Çekti. Burdan sonra yolumuz;Eskişehir Aslanbeyli Köyü'ndeki Sultan Şücaattin Veli Türbesi'ne Ulaştı. Şücaattin Veli geleneksele anma törenleri Mayıs ayında olurmuş. Oraya binlerce Alev-i Bektaşi gelir. Cemler kurulur, semahlar dönülür ve adaklı kurbanlar kesilirmiş. Şücaatin Veli Türbesi'nde bizi Nevzat Dede karşıladı. Kurbanlar kesildi ve kazanlar Kaynadı.Gelenler türbe ve çevresini gezip, ziyaretlerini edinceye kadar kurbanlar da pişti. Cem yapıldıktan sonra kurbanlar yenildi. Bahçede Nevzat Dede ve eşinin güzel ve yanık Sesleri ile Hz Ali ve Kerbela Şehitleri üstüne okudukları mersiyeler,ağıtlar tüm canları Etkiledi, duygulandırdı ve birçoğunu ağlattı.Gece saat 10:00 olmuştu. Antalya yönüne Yola koyulduk. Nevzat Dede Sultan Şücaattin Türbesi'nin kazanını kaynatmaya devam Ediyordu. Otobüslerdeki tüm canlar birbirlerine sevgi ve saygı ile davranıyorlardı. Bu durumu otobüs şo Förümüz de saptamış olacak ki, "Aleviler birbirlerine karşı çok saygılı, sevgili davranıyorlar. Bu yanlarına hayranım. Geçen yıl Hacı Bektaş'a da grup götürdüm. Çok memnun kaldım..
Gene olursa severek giderim. Bize Aleviler'i yanlış tanıtmışlar. Çok sabırlı,sakin ve saygılı İnsanlar. Yolculuktan sonra otobüs de çok temiz kalıyor."diyerek duygularını dile getirdi. Evet, gerçekten insanlar birbirine karşı çok insani, saygılı ve sevecen bakıyorlardı. Bu da savundukları felsefeden olsa gerekti. Çünkü; Alev-i Bektaşi inancında en kutsal varlık insan Ve en yüce sevgi de insan sevgisidir. Aleviler bu olguyu en güzel şu dizelerde dile getirirler: Ellerin kabesi var Benim kabem insandır Kuran da kurtaran da İnsanoğlu insandır. Türbeyi ziyaret Sabah güneşi ile birlikte uzun yolları arkada bırakarak Tekke Köyü'ne ulaştık Otobüslerimiz Doğruca Abdal Musa Türbesi'nin bahçesine geldiler. Halk akın akın türbeyi ziyarete koyuldu. Anadolo'nun dört bir yanından işini gücünü bırakıp, dağları,taşları,uzun yolları aşıp gelen bu İnsanlar buralarda ne arıyorlar? Asırlardır süren bu sevgi ve saygı selinin kaynağı nedir? Bu Büyük insan kimdir?
astokomlu
19-09-2006, 10:07 AM
Abdal Musa Sultan Türbesi,Anadolu Alev-i Bektaşileri'nce kutsal sayılan, sevgi ve saygı duyulan Hac-ı Bektaşileri'nce kutsal sayılan, sevgi ve saygı duyulan Hacı Bektaş-ı Veli Türbe Si'nden sonra en büyük ziyaretgah olarak kabul edilen bir türbe. Abdal Musa Sultan 14'üncü yüzyılda Elmalı'da yaşamıştır. Tarihi kaynaklar; Abdal Musa'nın Buhara'dan gelen Kırk Abdallar'dan biri olduğunu, babasının, Hacı Bektaş-ı Veli'nin Amcası olan Haydar Ata'nın oğlu Hasan Gazi'nin olduğunu yazar. Anası, Ana Sultan,kızkardeşi ise Hüsniye Bacı'dır. Gene yazılı kaynaklar, Abdal Musanın bir süre Hacı Bektaşta pir evinde Kadıncık Ana nın yanında kaldığını bildirir.14'üncü yüzyılda Batı Anadolu da şöhret kazanan Ablüler dal Musa'nın , Osmanlı nın ilk devirlerinde Yeniçeri Ocağının kuruluşuna da adı karıştığı rivayetler arasındadır. Ayrıca, İkinci Osmanlı Padişahı Orhan Gazi zamanında Bursa'nın fethinde büyük kahramanlıkları görüldüğü çeşitli fetihlere katıldığı, Geyikli Baba ile birlikte Bursa'da bulunduğu sırada kendisine makam verildiği, Bursa'nın Sünni Osmanlı'nın merkezi olması ile orayı terkedip Denizli, Aydın taraflarına geldiği ve oradan da Antalya civarına geçip Elmalı Tekke Köyü'nde çeşit kerametler göstererek dergahını bu köyde açtığı bilinir, anlatılır. Kendisi şairdir, savaşçıdır, keramet sahibidir, felsefecidir, gönül dostudur. Bunlardan başka Hacı Bektaşı Veli'nin önde gelen halifelerindendir. Alev-i Bektaşi-lerce kutsal sayılan on iki posttan on birinci olan "Ayakçı Postu " Şah Abdal Musa postudur.Günümüze kadar gelmiş özdeyişleri vardır. Rumeli'de serçeşme (kumandan) olduğu, tahta kılıç ile taşı ikiye böldüğü de anlatılan rivayetler arasındadır. 600 yıllık külliye Karşımızda duran; köyün başında büyük bir bahçenin içinde yeşiller arasında Abdal Musa Türbesi'nin bulunduğu bu külliyenin 600 yıllık bir tarihi var. Bu gün bir oda ve önündeki salondan oluşan türbe çok ihtişamlı bir geçmişe sahip Bu kısmı köyün yaşlılarından dinleyelim: Köy geçmişte daha da bağ ve bahçelikmiş, evler ahşap örtülüymüş. Köy halkı hiç vergi vermezmiş. Dergaha gelen, yer, içer, gidermiş. Tekkenin tamiri, bakımı dervişlerin ve konukların tüm ihtiyaçlarını köylüler temin edermiş. Köylüler bugün vergi ödüyorlar, ama diğer hizmetler gene en sevecen bir şekilde veriliyor. Bu dergah geçmişte çok büyükmüş Dergaha iç içe yedi kapıdan geçildikten sonra ulaşılırmış. Abdal Musa Sultan; dört bin adımlı bir bağ ortasında, üstü çam tahtaları ile kaplı, kagir bir kubbe altında yatarmış. Türbe üstündeki altın alem beş saatlik yoldan görülürmüş. Külliyenin çevresinde geniş bağ ve bahçeler misafirhaneler, meydanlar, kiler ve mutfaklar varmış. Tekke'de, dergahta 500 civarında mücerret derviş oturmuş. Mutfakta 40 derviş hizmet vermiş.Erzak dolu 20 ambar varmış.Misafirhanenin üstünde konak ,altında ise 200 atın kalabileceği büyüklükte ahır varmış.Her gün yüzlerce misafir gelirmiş.Türbeye ilk gelene "Baba Çorbası"ikram edilirmiş.Bu tekke o kadar işlermiş ki ,yapıldığı günden beri mutfağında ateş sönmezmiş. Tekkenin çok zengin vakıfları varmış:Evliya Çelebi'nin yazdığına göre ,tekkenin mal varlığı ;onbinden çok koyun ,bin manda ,on kadar deve,yedi katar katır,bini aşkın sığır,yedi yüz kısrak ,yedi değirmen ,bağlar,bahçeler ve dağlarki korulardan oluşuyormuş. Bugün bu tekke,toplam 30 metre kareye sığdırılmış durumda .Ama O'nun sevgisi,saygısı milyonlarca insanın kalbine öyle yer etmiş ki,600 yıl geçmesine rağmen gene dolup taşıyor .Adeta bir insan seline sahne oluyor. İşte sabahın gündoğumu ile birlikte otobüslerimiz bizi bu türbenin önüne bıraktı.Grubumuzdaki bir arkadaşımız geçen yıl da geldiği için bizi geçen yıl misafir kaldığı eve götürecekti. Türbenin dış bahçe eşiği oldukça yüksek .Alevi inancında eşiğe basmak günah .Eşik özel olarak yüksek tutulmuş ki ,bilmeyenler de basmasın diye .Basmaya kalkanların kafası kapı doğramasını "niyaz etmek"zorunda kalıyor. Alevilerde cem törenleri ALEVİ-Bektaşilerin cemaatle birlikte yaptığı ibatede cem denir.Cem töreni,önceden hebr verilen insanların katılımı ile olur.Ceme Alevi-Bektaşi din adamları olan dedeler veya babalar önderlik ederler. Cem evinde bir araya gelen kadınlı erkekli topluluğa dede önderlik eder.Bağlama eşiliğinde ,zakir adı verilen ozan tarafından ,Hz.Muhammed,Ali Ehlibeyt ,12 İmamlar ve Kerbela katliamı üzerine deyişler, mersiyeler,dualar okunur.Bu okunan eserler genellikle Fuzuli'nin,Şah Hatayi'nin ,Pir Sultan Abdal,Yunus Emre ve diğer Alevi-Bektaşı ozanlarındır. Dede ,cemde halkın sorularını da dinler,küskünler,dargınlar barıştırılır.Aleviler şeriata inanmadıkları için,Osmanlı döneminde sorunlar bu cemlerde kurulan halk mahkemeleri denen yöntemle çözülürdü. Cem sürecinde herkes halka halinde yüz-yüze bakacak tarzda oturur.Halk namazı adı verilen tek veya iki rakatlı namaz secde edilir.Kadınlı erkekli bağlama eşiliğinde semah dönülür.12 hizmet adı verilen hizmetler yerine getirilir.Kurban kesilir,lokmalar dağılır.Cem ,dedenin izini ile biter.Bu cemler bazı yerlerde halen devam etmektedir.Yarı gizli olarak.Bu cemlere katılımlarına göre Birlik Cemleri veya Görgü Cemleri adı verilirBazı yöresel farklılıklara rağmen esas olarak felsefe ve düşünsel yapı aynıdır.Cemler Anadolu alevilerine özgü bir ibatet biçimidir.Kaynağının Hz.Muhammed'in Miraç'ta Kırklar Cem'inden kaldığına inanılır.Aleviler;camiye gitmezler.Camide kılınan 5 vakit namazı ve cami olayını İslamiyete aykırı bulurlar. Buz gibi yemyeşil bir göl kenarında canlar semah dönüyor,dostluk döne döne semaya çıkıyor. Uçar Su'da canlı tutulan dostluk Tekke Köyü'nün her yanı Abdal Musa ile ilgili anlatılan rivayetlerle dolu .Uçar Su efsanesi de bunlardan biri.Abdal Musa'yı anma törenlerinden önce ,Uçar Su efsanesinin geçtiği rivayet edilen Yeşilgöl'e yolculuk yapılıyor.Canlar ,Yeşilgöle'ün kıyısında ,cem töreni sonrası semah dönüyorlar . Dergahın önü ana baba günü... Önce Abdal Musa'ya yüz sürülüp öpülüyor,sonra dizüstü sürünerek içeri giriliyor. Abdal Musa'nın sandukasının etrafında insanlar saygı ile sevgi ile dönüyorlar. Öperken ağlayanlar, kapanıp yüz sürenler... Dertlerine derman,yaralarına merhem arayanlar... Dedenin uzunca okuduğu mersiye ve gülbenk çekmesi tüm içerideki canları çok etkiledi. İnsanlar sevgi ile saygı ile hayranlıklarını ifade ediyorlardı. Abdal Musa Sultan'ın sandukasını niyaz edenler daha sonra onun karşısında annesi Ana Sultan'la kız kardeşi Hüsniye Bacın'ın sandukalarını ziyaret ediyorlar. Arkasından babası Hasan Gazi ve dervişi Kaygusuz Abdal sandukalarına saygı ve sevgilerini iletip, onların da etrafında dizüsti yürüyorlar. Sonunda Abdal Musa'nın ayakucundaki deliğe kollarını sokup, dilek diledikten sonra, çıkan çöheri (kutsal toprağı) mendiline koyup düğümlüyorlar. Bu kutsal toprak yeniyor, ağrılara iyi geldiğine inanılıyor, uğur sayılıyor. Türbeyi ziyaretten sonra bizi arkadaşımız kalacağımız eve doğru götürmeye başladı. Karşılaştığımız her köylü kadın ve erkek bize "Hoş geldiniz, ziyaretiniz Kabul ola,kalacağınız yer var mı?" gibi ifadelerle o kadar dostça ve sevecen bir yaklaşımla yaklaşıyorlardı ki, doğrusu çok şaşırdık. Yer Sofrasında yemek Bu güleryüzlü, misafirperver ve sevecen insanlara hayranlıkla kalacağımız eve geldik. Ev sahiplerimiz genç evli bir çiftti. O denli sıcak bir dostlukla kapılarını açtılar ki, bu insanlara sarılıp öpmemek için kendimi zor tuttum. Sanki kırk yıllık dostmuşuz gibi davrandılar bizlere. Hemen yer sofrası kuruldu. Sofrada yok yok. Her şey taze ve doğal. Tereyağlar, yumurtalar, peynirlerin bir başka tadı vardı. Hele saç üstünde pişmiş köy ekmeği, nefisti. Abdal Musa törenleri için köylüler büyük bir istekle gelecek konukları bekliyorlardı. Köy halkı bir hafta öncesinden adeta bayrama hazırlanır gibi bu törenlere hazırlanırmış. Evler badana olur, yıkanır, temizlenir,eşyalar, yataklar ziyaretçileri için elden geçirmiş. Bir bayram coşkusu içinde... Bizim kaldığımız evde yedi kişiydik. Geçen yıl aynı evde 20 kişi kalmış. Bu yüzden ev sahibimiz bu yıl 'az misafirim var' diye, adeta komplekse kapıldı. Gittiğimiz evin birisinde 45 misafir vardı,bir diğerinde ise, tam 57 misafir kalıyordu. Ama hiç kimsede,en küçük bir memnuniyetsizlik ifadesine rastlamadık. Ev sahipleri de konuklar da hayatlarından hoşnut. Bu köyde otel yok,pansiyon yok.Törenlere katılan 15 bin civarındaki konuğun 10 bini uzaktan gelmişti.Ve konuklar 250 hanelik bu köye misafir ediliyorlardı.Evsahiplerinde ne varsa gönülleri ile birlikte,kilerlerini,sofralarını da açıyorlar uzaklardan gelen konuklarına...Herhangi bir maddi karşılık beklemeden...Abdal Musa'ya saygının,ibadetin bir parçası olarak... Törenlerden önceki gün,öğladen sonra Abdal Musa Sultan ile ilgili Uçar Su rivayetinin geçtiği yeri ziyaret ettik.Bir saatlik otobüs yolculuğundan sonra,bir saati aşkın sürede yaya olarak dik Toroslar'a,hem de 40 derece sıcakta tırmanmadan sonra... Bir taraftan 40 derece sıcak,öte yandan buz gibi yemyeşil bir göl ve gölün yanında karlar,karlı kaynak sularını birlikte içtik... Tekke Köyü'nün her yanı Abdal Musa ile ilgili anlatılan rivayetlerle dolu.Tersten çalışan değirmen taşı efsanesi,Gelin Pınar efsanesi,Ateşte Pervaz efsanesi,Dur Dağı efsanesi,Yaralı Geyik efsanesi...işte bunlardan biri de Uçar Su efsanesidir. Uçar Su ile ilgili halkın anlattığı rivayet şöyle: Abdal Musa,yörenin Hristiyanlar'ın elinden alınması sırasında,tekkesine yeni gönüldaşlar,canlar,müridler kazanmak için sırtında heybesi ile köy köy dolaşırmış. Bugünkü Kaş ilçesinin Gömbe beldesi çevresinde gezerken,Gömbe'nin batısındaki Uçar Su'yun arka yönünde bir köye gitmiş.Köy halkı çok yoksulmuş.Susuzluk yüzünden ekinleri kurumuş.Abdal Musa'ya ikram edecek evlerinde nafaka kalmamış..
astokomlu
19-09-2006, 10:08 AM
Bu yüzden çok utanmışlar.Sultan bu durumu görünce köylülere: "Ben size su verirsem.siz de elde edeceğiniz ürünlerden bana pay verir misiniz?" diye sormuş.Köylüler: "Ne demek,sen yeter ki su ver,ürünün lafı mı olur?" diye söz vermişler.Bunun üzerine Abdal Musa asasını yere vurarak yerden su fışkırtmış.Köylü buna çok sevinmiş.O yıl çok bol ürün elde etmişler. Abdal Musa,hasat sonu,köylünün söz verdiği ürünü almaya geldiğinde,köylüler soğuk davranmışlar.Abdal Musa verdikleri sözü hatırlatınca da "Hadi be derviş,bu suyu Allah verdi,sen de kim oluyorsun" demişler.Abdal Musa köylülere yaptıkları bu kalleşlikten dolayı beddua ederek; "Siz yazın su içmeye,kışın geçmeye yol bulamayın" demiş.İşte o gün bu gündür kupkuru dağ yamacında taşlar arasından fışkıran ve gürül gürül akan sular,yazın Elmalı Ovası'na,kışın ise Kaş Ovası'na akarmış.Böylece beddualı köylüler kışın suyun coşkulu akmasından geçmek için yol bulamazlarken,yazın içmeye su bulamazlarmış. Çok ilginçtir,bu sular köylülerin anlattığına göre 6 Mayıs'a kadar Kaş Ovası'na akarmış,tam 6 Mayıs'ta Elmalı Ovası'na akmaya başlar ve 21 Kasım'da da kaynaklar aniden kurur,su yeniden Kaş Ovası'na akarmış.İşte onun için bu sulara "Uçar Su" adı verilmiş. Gölün yanında dede önderliğinde kitle ile açık havada cem yapıldı.Semahlar dönüldü.Kesilen kurbanlar pişirildi.Sofralar kuruldu ve lokmalar yenilip mutlu bir şekilde Tekke Köyü'ne dönüş için yola koyulduk... Gülbenk nedir? CEM ayinlerinin açılışı,kapanışı ve yürütülmesi sürecinde dedenin yaptığı dualara gülbenk denir.Yerine göre uzun ya da kısa olan gülbenge dede "Bism-i Şah Allah Allah" diye başlar.Katılan canlar da amin yerine "Allah,Allah" diye karşılık verir.Gülbenk;gül sesi,bülbül sesi anlamlarına da gelir. İşte bir örnek gülbenk (Cem açış içindir). "Bism-i Şah,Allah Allah....Akşamlarınız hayır ola,hayırlar vasıl ola,şerler def ola,münkirler mat ola,münafıklar bertaraf ola,cemi cümlemizi namerde muhtaç etmeye, neydim ne oldum dedirtmeye, gökten hayırlı rahmet, yerden hayırlı bereket,evliyalardan himmet,Hz.Peygamber'den şefaat eyleye.Hak Erenler,Rum Erenler,Horosan Pirleri,Gaip Erenleri,Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli,Balım Sultan,Abdal Musa Sultan,Kaygusuz Sultan,Veli Baba Sultan ve cümle sultanlar daim,kaim eyleyip keremlerimize berdevam eyleye...Dil bizden,nefes On İki İmam,Şah Abdal Musa'dan ola...akşamlar hayrola... Gerçekler demine hu diyelim hu..." BİR KEZ GÖNÜL YIKTIN İSE BU KILDIĞIN NAMAZ DEĞİL YETMİŞ İKİ MİLLET DAHİ ELİN YÜZÜN YUMAZ DEĞİL Yunus Emre Teke Beyi,Abdal Musa ve müritlerini ateşte yakmak ister,çok kerametler belirir. Semah dönerek ateşi söndürmek Söz rivayetlerden açılmışken alevi-Bekteşi geleneğinde önemli bir yeri olan,ozan ve derviş Kaygusuz Abdal'ın Abdal Musa ile olan ilişkisini de anlatmak istiyorum.Tarihi rivayetlere dayalı olarak bu ikili ilişki şöyle anlatılıyor: Kaygusuz Abdal,bir gün avda bir geyik vurur.Yaralı geyik kaça kaça Abdal Musa'nın külliyesine gelir ve kapıdan içeri girer.Kaygusuz da (Gaybi) arkasından dergaha gelir,dervişlerinden geyiği sorar.Dervişler haberleri olmadığını söylerler. Gaybi,dergaha girmekte ısrar eder,nöbetçiler koymazlar.Abdal Musa'ya haber iletilir.Abdal Musa gelmesine izin verir.Kaygusuz içeri alınır.Abdal Musa, Gaybi'yi huzura çağırır.Geyikte saplı kalan oku tanıyıp,tanımadığını sorar,koltuğunun altına saplı duran oku gösterir.Gaybi oku tanır.Meğer geyik olarak görülen bu varlık Abdal Musa imiş.Bu kerametten Gaybi çok etkilenir. "Şeyhim sana mürit olmak istiyorum"der.Abdal Musa bu işin zorluklarını anlatır,babasından izin almasını ister.Gaybi dergaha girip,derviş olmak için ısrar edince kabul edilir.Tarikat usulünce tıraş edilir,taç ve hırka giydirilir,kemer bağlanır.Abdal Musa'ya mürit olur.Bunu duyan babası Alaiye Sancağı Beyi çok üzülür ve kızar.Hemen Teke Bey'ine giderek,Abdal Musa'nın oğlunu esir aldığını,onu kurtarmasını ister. Teke Beyi,Kılağılı İsa adlı bir adamını Abdal Musa'ya gönderir.Şeyhin kerameti ile attan inerken ayağı özengiye takılınca at ürker ve paramparça olur.Bunun üstüne Teke Beyi çok sinirlenir.Abdal Musa'nın üstüne asker yollar.Abdal Musa'yı yakalayıp ateşte yakmak için büyük bir ateş hazırlatır.Ortalık ateşten yanıp kavrulmaktadır.Bu olup bitenler karşısında Abdal Musa dergahtaki 500 müridi ile birlikte dergah önünde toplanır,kendi başta olmak üzere,müritleriyle "semah" döne döne yanan ateşe doğru yürümeye başlarlar.Dağlar,taşlar,ağaçlar da onunla birlikte yürürler.Böylece ateşin yandığı yere gelirler.Ateşin içine girerler. "semah"döne döne atei söndürürler. Abdal Musa' nın bu kerameti karşısında Alaliye Beyi 500 adamı ile birlikte,Abdal Musa'nın elini öpüp af diler. Oğlunun dergahta kalmasına rıza gösterir.Gaybi, Tekke'de 40 yıl kalır,hizmet görür ve Kaygusuz Abdal lakabını alır.Abdal Musa ona icazetname verir. Kaygusuz daha sonra Mısır'a gider. İşte "Padişahlar tacı ile tahtını, Boşlar gider Abdal Musa'ya " Dizeleri buradan geliyor. Cumartesi sabah erkenden kalkıp tören alanı olan Uluçınar Meydanı'na gittiğimizde alan tıklım tıklım dolu idi.Meydan ana baba gününe dönmüştü.İğne atsan yere düşmez misali... Bir yandan da en temiz giysiler ile insanlar akın akın Abdal Musa Türbesi'ne akıyorlar.Sevgi,saygı ve muhabbetlerini sunup,kutsamak ve dileklerde bulunmak üzere...
astokomlu
19-09-2006, 10:08 AM
Her taraf tıklım tıklım.Türbe,bahçe,meyve ağaçlarının altları,600 yıllık mezarlık,su sarnıcı,kurban kesme yeri... Yer bulup içeri girmek,ayakta da olsa töreni izleyebilmek bir imtiyaz sayılır.Çünkü binlerce insan kapısına bile yaklaşamıyor.Uluçınar Meydanı'nın. Ve tören başlıyor Sunucu düzgün ve gür sesi ile Anadolu'nun dört bir yanından gelen canlara,"Hoşgeldiniz,sefa geldiniz"diyor,birlik ve beraberliğin güzel renginden bahsediyor. Sözü Abdal Musa Külliyesi Dernek Başkanı alıyor.Özgün şivesi ve heyecanlı ifadesi ile tü canları selamlıyor.Abdal Musa'nın kısa hayatını anlatan bir konuşmacıdan sonra da köyün dedesi Ali dede özgün ve mahalli şivesi ile: Bismi Şah,Allah Allah"diye başlayan tüm Anadolu Alev-i Bektaşi erenlerinin isimlerinin geçtiği,Hz.Ali,Hz ,Muhammet,Hasan ve Hüseyin ile 12 İmamlar'ın,Ehlibeytin isimlerinin geçtiği dilekli,temennili,niyazlı uzun,duygulu bir gülbenk okuyor.Tüm kitle coşku ile izliyor,hop oturuyor,hop kalkıyor.Koca meydan kendinden geçenlerle,ağlayanlarla dolu. Uluçınar Meydanı,Ali sevgisi,Ehlibeyt sevgisi,Kerbela aşkı ile dolup taşıyor.Uluçınar Meydanı bir sevgi,saygı,duygu seli adeta... Uluçınar'dan Kerbela'ya bir köprü uzanıyor. Ali Dede'nin konuşmasını Tekke köyü semah Ekibi izliyor.Ve açılış başlıyor.Çok doğal,otantik,sıcak bir açılış.İnanmadan konuşan, protokol gereği konuşan,reklam için sahneye çıkan,boy gösteren bir tek kişi yok.Her şey Abdal Musa'ya layık,ona özgü... Soğuk,zoraki,baştan savma resmi tören konuşmalarnın yokluğu bir eksiklik oluşturmuyor.Tersine ayrı bir renk,ayrı bir özellik katıyor,ayrı bir doğallık katıyor havaya. Cem'de semah dönmek Alevilerin dini törenlerinden cem ayinlerinin Cem ayinlerinin ayrlmaz bir parçası da semah dönülmesidir.Semah,Cem'in belli bir sırasında,bağlama eşliğinde kadınlı-erkekli canların belli müzikler eşliğinde yaptıkları dinsel içerikli oyunlardır. Ayin sırasında semah dönen canlar duygunun,sevginin,aşkın dorukta olduğu bir trans halindedirler. Semah dönenler adeta kendilerinden geçercesine büyük bir aşkla,şevkle huşu içinde uçarcasına dans ederler. Aleviler,semahın kaynağından Hz. Muhammed'in Miraç'taki Kırklar Cem'inden kaldığına inanırlar.Mevlevi semahından oldukça farklıdır.Kültürel kaynakları Şamanizme,Zerdüşt dinine,Maniheizme kadar gider. Anadolu Alevilerine özgü bir olaydır. Semah dönülüyor,muhabbetler ilerliyor,yeni dostluklar başlıyor; aşk ve coşku aynı minval üzre devam ediyor Hz. Pir'in lokması canları Kaynaştırıyor Tekke köyü Alevi köyü olmasına rağmen, Abdal Musa'nın köyü olmasına rağmen, Camisi bütün ihtişamı ile ortada,ama Cem Evi,caminin arka sokağındaki gizli saklı bir yerde penceresiz ve gizli Bir kapıdan girilen bir mekan. Tekke Köyü Semah Ekibi'ni başka ozanlar,şairler,başka semah ekipleri izliyor.İstanbul'dan kalkıp gelen sayabildiğim dört semah ekibi var: Şahkulu Sultan Semah ekibi,Karaca Ahmet Sultan ekibi,Otman Baba Sultan Semah ekibi ve Figür Semah ekibi.Bunlardan başka,diğer semah ekiplerinin bir kısmı Bursa'dan,Eskişehir'den,Tokat'tan,Ankara'dan,Silif ke'den,Emirdağ'dan v.s.gelmiş Törenin ilk günü; konuşmacıların,şairlerin,semah ekiplerinin coşkun gösterileriyle karanlık basıncaya kadar devam etti. Akşam basınca Uluçınar Meydanı,akşam karanlığı ile birlikte oldukça yoğun katılımlı ve mikrofon ile takdimli 5-6 dedenin önderlik ettiği bir "Cem"e tanık oldu. Sevgili, saygılı, coşkulu, inançlı, kalabalık akşam saat 19.00'dan itibaren gece 02'ye kadar devam ettiler. "Cem"e. Yurdun dört bir yanından gelen Alevi-Bektaşiler doyumsayarak kendi kültürleri içinde,inançları doğrultusunda yaşadılar.Bu durumdan,bizimle birlikte gelen Sunni kökenli arkadaşların daduygulanmalarını, coşkularnı ve sevecen yaklaşımlarını ifade etmeliyim.Gece, Uluçınar Meydanı'nda "Cem" sürerken ayı anda 50'ye yakın evde ve köy camisinin hemen yanındaki "Cem Evi"nde de Cem'ler sürüyordu.Aynı aşk,aynı coşku ve duygularla... Tekke köyü'nde cami de var.Alevi köyü olmasına rağmen camiside var.Alevi köyü sünni cami kampanyasının 500 yıl öncesi icratından kalan... Osmanlı'dan,Muhteşem Süleyman'dan miras... Merak edip sorduk,cami-halk ilişkisini.Caminin imanı da Aleviymiş.Ezanı ve diğer ibadet biçimlerini Alevi usulüne göre yapıyormuş.Ali ve Ehlibeytin adı bu camide yasak değilmiş.Ama,Cem Evi'ne de geliyormuş.Köyde yaşlıların bir kısmı Cuma günleri camiye gidermiş. Bir de bayram namazlarına gidilirmiş. Tekke Köyü,Alevi köyü olmasına rağmen,Abdal Musa'nın köyü olmasına rağmen,camisi bütün ihtisamı ile köyü süslerken,Cem evi, caminin arka sokağında gizli,sakıl bir yerde penceresiz ve gizli bir kapıdan girilen bir mekanda yer alıyor.Hazin ama gerçek. Aleviler'in haklı taleplerinin arkasında "Devletin Alevi Oyunu "nu arayanlara,Aleviler'in söyleyeceği çok şey var. Bu haklı ve demokratik talepleri destekleyecekleriyerde olaya "şüpheli" bir bakış açısıyla yaklaşanlar için durup düşünmek lazım. Uluorta mesnetsiz iddialarla Alevi halkı aydınları "Devlet Oyunu" içinde göstermek bence talihsizlikten başka bir şey değil. Yüzbinlerce insanı küçücük Hacıbektaş kasabasına çeken 15 insanı 250 tanelik Tekke Köyü'ne,hem de çok zor şartlarda biraraya getiren,İstanbul,Ankara gibi şehirlerde köy ve kasaba derneklerinin düzenlediği "Semah" gecelerinde on binleri toplayan "Devlet Oyunu" değil, haklı ve doğru taleplerdir. Bu bir sosyal olaydır,hiç kimsenin gözünü kapamayacağı.Bu çoşkun kalabalıkların biraraya gelmesi "Devlet Oyunu" ile izah edilemez. İkinci gün Birinci gün bitmeyen program,aynı coşkun havada ikinci gün de devan etti. Ortada çeşitli yörelerden gelen semah ekipleri dönmeye devam ediyor,rengarenk giysilerle... Ozanlar da çlıp söylüyor. Ne zaman Ali, Kerbela Şehitleri,12 İmam'ın isimleri ile Hacı Bektaş-ı Veli ve Abdal Musa 'nın adları geçiyor,işte o zaman binlerce baş öne eğilip işaret parmakları öpülüp, saygı sevgi ve aşk ile niyaz ediliyor. Çeşitli yörelerden gelen Aleviler durmadan birbirleri ile tanışıyorlar. Muhabbetler ilerliyor yeni dostluklar başlıyor. Çıkından çıkan lokmalar, önde, arkada, yanda oturan canlarla büyük bir aşkla istekle paylaşılıyor. Hz.Pir'in lokması,canları kaynaştırıyor, muhabbeti artırıyor. Dinsel menkıbeler anlatılmaya başlanıyor. Köyün yeri göğü ozan ve saz dolu.Her ağaç gölgesinde,her köşede bir grup can,kadınlı,erkekli,sohbette. Kurbanlar kesiliyor, üçer,beşer koçlar gidiyor. adak yerine... Kurban etleri dağılıyor binlerce cana... Daha sonra bir anons yapılıyor: "Bu akşam da Cem var "diye... Arkasından semah ekibi,"Ali Şah,Ali Şah" diye yeri göğü inletiyor. Tekke köyü aynı zamanda büyük bir Pazar-panayır yerine dönüşüyor. Her şey satılıyor. Kar suyundan yapılmış kırmızı şerbetten,limonatalardan tutun,tost ve hediyelik eşyaya kadar.Alış-veriş oldukça canlı. 70 yaşında bir saka Bu arada 70 yaşlarında yaşlı bir adam dikkatimi çekiyor. Sırtında su testileri,elinde plastik testilerle suculuk yapıyor. Sürekli testilerden bardağa su doldurup,sıcaktan yanan canlara,su dağıtıyor. Ben de su istedim, arkasından gayri ihtiyari parayı uzattım. Kafası ile "hayır"işareti yaparak parayı almadı."İmam Zeynel Abidin aşkına" dedi. Bu uzun boylu,kır saçlı, yaşı 70'e ulaşmış köylü, sabah dokuzdan akşam dokuza kadar ibadet edercesine ve vecd halinde insanlara karşılıksız su taşıyordu.Her bardak su verişinde, Kerbela Şehitleri,12 İmamlar ve diğer Alevi-Bektaşi kutsal kişilerinin adını anarak. Cem sırasında trans haline geçenleri,tevhid çekenleri,semah dönülünce trans haline geçenleri duymuştum.Ama Uluçınar Meydanı'nda 40 derece sıcak altında para ile bile su bulunmazken,bu yaşlı Bektaşi'nin,inancı uğruna, adeta abadet edercesine, su dağıtması,insanlık adına görülmeye değer bir görüntüydü. Aynı ihtiyari,akşam saat dokuzda,gene testileriyle birlikte yorgun,bitkin,fakat cansiperane bir şekilde su taşıdığını görünce şaşkın ve hayranlık dolu bakışlarla izlemekten kendimi alamadım. Otobüslere binip İstanbul'a dönüşe hazırlanırken evsahipleriyle misafirler arasında sıcak bir dostluk oluşmuştu. Ayrılırken öpüşenler,ağlaşanlar, çoğunluktaydı.Benim kafam ise, su dağıtan yaşlı ihtiyarın silüetiyle doluydu. Tekke Köyü arkada kaldı. 12 İmam Hz.Ali,Hz. Muhammed'in amca oğlu ve kızı Fatma'nın eşidir,yani damadıdır. Hz.Muhammed'in soyu kızı vasıtası ile devam eder. Alev-i Bektaşi inancındaki 12 İMAMLAR Hz. Ali ile başlayan Mehdi ile son bulan imamlardır. Bunlar sırası ile şunlardır: 1-İMAM ALİ 2-İMAM Hasan 3-İMAM Hüseyin 4-İMAM Zeynel Abidin 5-İMAM Muhammet Bakır 6-İMAM Cafer-i Sadık 7-İMAM Musa-i Kazım 8-İMAM Ali'yyür Rıza 9-İMAM Muhammed Taki 10-İMAM Ali Naki 11-İMAM Hasan-ül Askeri 12-İMAM Muhammed Mehdi Dede Alevilerde dini-ruhani önderlere Dede adı verilir.Dedelerin Seyyid olduğuna inanılır.Yani soylarının Hz.Ali'ye ulaştığı varsayılır. Dedelik kurum olarak Anadolu'da Hacı Bektaş-i Veli ve Erdebil Tekkesi'ne bağlı olarak çalışmış. Bu organik bağ son yıllarda kalmamış.Bektaşilerde dedelik,Babalık, ve Çelebilik diye ikiye ayrılır. Dedelerin Alevilerde dini önderliğin yanısıra, toplumsal hayatta da önemli rolleri vardır. Cem ayinleri dışında hemen hemen kendi toplumunun yani taliplerinin (üyelerinin)her şeyinden sorumludurlar. Dedelerin Alevi toplumunda yarı kutsal bir yapıları vardır. Dede, Pir, Mürşit, Baba hemen hemen aynı anlam yüklü kavramlardır. Abdal Musa Sultan'a "Dede Sultan" da denilir.
astokomlu
19-09-2006, 10:11 AM
Hacı Bektaş-i Veli'yi Anma Törenleri
http://www.karacaahmet.com/images/yeni_resim/pirsultan_anma.jpg
İlim dergahının kapısını açan Pirim Hacı Bektaş ben sana geldim Güvercin donunda semaya uçan Pirim Hacı Bektaş ben sana geldim Felsefeni rehber kıldım kendime Hiçbir hile düşürmedim kendime Nevşehir'in Hacıbektaş yurduna Pirim Hacı Bektaş ben sana geldim Divanına sazım çalmaya geldim Ben pirime mihman olmaya geldim Ağlayan özümle gülmeye geldim Pirim Hacı Bektaş ben sana geldim Kırkların ceminde kazan kaynıyor Lokmanın tadına insan doymuyor Misali zezemden içen kanmıyor Pirim Hacı Bektaş ben sana geldim Gönlümden çıkmıyor Hünkar'ın dağı Aşkınla yanıyor yüreğim bağı Murtaza Yalçın'ın en son durağı Pirim Hacı Bektaş ben sana geldim Murtaza Yalçın TAPTIK'IN TAPISINDA KUL OLDUK KAPISINDA YUNUS MİSKİN ÇİĞ İDİK PİŞTİK ELHAMDÜLÜLLAH Yunus Emre HACI BEKTAŞ-VELİ'Yİ ANMA TÖRENLERİ Sayıları yüzbine varan gönül erenleri bugün hacıbektaş'ta biraraya geliyor. Gönüller piri, Bektaş-ı Veli Her yıl 16 Ağustos'ta milyonlarca Anadolu Alevi'sinin kalbi Hacıbektaş'ta atıyor. Sayıları yüzbine varan gönül erenleri bu küçük şirin Anadolu kasabasına dolup taşıyor. Onbinlerce insan büyük düşünür ve gönül sultanı Hacı Bektaş-Veli'yi anma törenlerine katılıyor. Onun sevenleri, onun inandıkları oluk oluk, bu gönül pirine sevgili, saygılı muhabbetlerini ifade etmek için koşuyorlar. Bu küçük kasaba bir sevgi seline uğruyor, coşkulu kalabalık bir sevgi gölü oluşturuyor adeta... Peki bu sevgili saygının kaynağı ne olabilir? Asırlardır süregelen bu sevgi seli nereden kaynaklanıyor? Bunu anlayabilmek için bu ulu insanın hayatına ve yaşam felsefesine kısa bir yolculuk yapmak gerek. Hacı Bektaş-Veli'nin Anadolu'ya gelişi Anadolu Selçuklu Devleti'nin son yılarına rastlar. Hacı Bektaş-Veli'yi büyük Türk tasavvufu Ahmet Yesevi'nin halfelerinden Lokman Harende yetiştirmiş, öğretmeni olmuştur. Bektaş-Veli İbrahim Al Sani diye anılan Seyyid Muhammed'in oğludur. Babsı oğluna Lokman Parende'yi hoca olarak tutmuştur. Lokman Parende de Türkistan'ın doksandokuz bin pirinin piri diye anılan Hoca Ahmet Yesevi'nin dergahında yetişmiş, nasip almıştır. İslamiyetin Türkler arasında yayılmasından sonra, Yesevilik, Türkler arasında gelişen en büyük taraftar toplayan ilk müslüman Türk tarikatı sayılır. Yesevilik; Türkistan, Anadolu ve Rumeli'de bulunan Türk tarikatlarına tasavvuf anlayını soktu. Dobruca'daki ilk tasavvuf tarikatını "Sarı Saltık" kurdu. Baba İshak Ayaklanması Hacı Bektaş-Veli'nin Anadolu'ya gelmesinden önce, Baba İshak önderliğinde, Anadolu Selçuklu Devleti'ne karşı büyük bir başkaldırı olmuştur. Baba İshak, Selçuklu yönetiminin katmerli sömürü ve zulüm iktidarına karşı eşitliği savunuyordu. Babailik o dönem yapılan ilk örgütlü ve bilinçli halk hareketi olarak kabul edilir. Babai isyanı, önceleri Güney ve Doğu Anadolu'da patlak verir. Sonra Orta Anadolu'ya yayılır Amasya merkezli olur. Baba İshak, Selçuklu Sarayı'na korkulu günler yaşattıktan sonra paralı hristiyan askerlerin de yardımı ile yakalanır. İsyan çok kanlı bir şekilde bastırılır. Baba İshak, 1240 yılında Amasya'da idam edilir. Onu, binlerce müridinin idamı izler. Hacı Bektaş-ı Veli'nin geldiği yıllar, Anadolu işte böyle toplumsal karışıklıklar içindeydi. Bektaş-ı Veli'nin Babai isyanı içinde bulunduğu,kardeşi Menteş'in de bu idam edilenlerden olduğu tarihi gerçekler arasındadır. Böyle olunca Babai isyanının Bektaş-ı Veli'yi etkilememesi olanaksızdır. Çünkü iktidar ve din kavgaları ortalığı sarmıştır. Halkın avazı arşa çıkmıştır. Anadolu Selçuklu Devleti, halka yabancı bir zulüm iktidarına dönüşmüştür. Saray, Acem ve Arap etkisinde, diğer halka ve Türklere insan muamelesi bile yapılmıyordu. Mitolojik yaşam Hacı Bektaş-ı Veli'nin gerçek yaşamı dışında, birde mitolojik hayatı vardır. Mitolojik hayatında masal unsuru hakimdir. Kahramanımızın bir bağırması ile yüzlerce kişi ölebiliyor, yok olabiliyor. Erenler,denize halısını veya postunu serip yuzebiliyor. Sırası gelince şahin, sırası gelince güvercin oluyor. Gerekirse silkinip insan oluyor. Bir anda bir çok yerde olabilmesi olası...Sabah namazında Kabe'de,öğle namazında evinde olabiliyor. Ateşte yanmıyor. Taşa basınca ayak izleri kalıyor. İsterse taşı un gibi eziyor. İsterse dağı saman çöpü gibi nefesiyle uçuruyor. Gerekince taşlar, kerametine tanıklık ediyor. Hayvanlar keremi ile dile geliyor, kayalar yürüyebiliyor. Yırtıcı hayvanlar onun bir bakışı ile, ya yok oluyor, ya da taş kesiliyor. İradesi tabiat kanunlarının üstündedir. Dileyip de gerçekleştiremediği şey yoktur. Doğuşu bile bir kerametin sonucudur. "Velayetname" adlı eser işte böyle tanıtıyor Hacı Bektaş-ı Veli'yi. Şüphesiz her masalda halkın yorumu vardır. Dileği, düşüncesi, özlemleri, anlayışı, anlatışı ve masalın dayandığı bir gerçek payı vardır. İşte bu nedenle bazen gerçek masallaşır ve dile gelir. Bu özellik, bütün dillerde ortak paydası oluşturur.Hıristiyan aziz de ejderha öldürür,Müslüman aziz de,Budist aziz de... Hepsi keramet ehlidir.denizi geçer,havada uçar, ateşte yanmaz. Bu doğaüstü olaylar salt dinden ya da mezhepten değil, çk tanrılı dinler dönemindeki düşünceden kaynaklanır.Bunlar refah ve huzur dilekleridir,mutluluk istemleridir. Erişilmeze erişmeyi isteme duygusudur. Bu özellikler hangi usul ve dinde olursa olsun ortak özlemlerdir.Geçmişte ortak şeyler yaşanmıştır.Aynı inanç ve özlemler paylaşılmıştır.Bu durum şu ya da bu oranda bugüne de yansımştır. Bektaş-ı Veli dergah kuruyor Hacı Bektaş-ı Veli'nin Babai isyanına katıldığı daha sonra Anadolu'da uzun süre gezdikten sonra, Sulucakarahöyük'e, yani bugünkü Hacıbektaş kasabasına yerleştiği bilinir.Buraya yerleşen Bektaş-I Veli, dergahını kurar ve düşünceleri doğrultusunda insanlığa hizmet etmeye, aydınlatmaya başlar. Hacı Bektaş-I Veli nin evlenip evlenmediğine ilişkin farklı görüşler vardır.Bir görüşe göre; Bektaşi-I Veli , İdris Hoca'nın eşi Kadıncık Ana'dan doğma kızı Fatma Nuriye Hatun "Kutsal Melek" ile evlenmiş ancak çocuğu olmamıştır. Diğer görüş ise Bektaş-I Veli 'nin hiç evlenmediği yolundadır.
astokomlu
19-09-2006, 10:13 AM
Hacı Bektaş-I Veli'den sonra Pir Evi'ne postnişin olan Seyit Ali Sultan veya Hızır Lala'nın, Hacı Bektaş-ı Veli'nin bel oğlu değil , yol oğlu olduğu kabul edilir.Seyit Ali'den sonra posta oğlu Resul Bali sultan geçer. O'nun da Hüdadad ve Mürsel Bali Sultan adlarında iki oğlu olur. Seyit Ali Sultan'ın mezarı Hacıbektaş'ta , Resul Bali Sultan'ın mezarı ise Dimetoka'dadır. Hacı Bektaş-ı Veli, Anadolu'da Aleviliğin en büyük piri, gönüllerin sultanı olmuştur.O bilge kişiliği ile Anadolu'yu aydınlatanlardandır.Sağlığında kendi inanç, düşünce ve felsefesine Bektaşilik denmiyordu.O Alevilik düşüncesinin Anadolu'daki yeni mimarlarından biriydi. Bektaşilik ne zaman başladı? Hacı Bektaş-ı Veli'nin savunduklarına Bektaşilik denmesi , ölümünden (1270-71)yaklaşık 200 yıl sonra olmuştur.O yıllarda posta oturan balım Sulltan tarafından bu ad verilmiştir.Bektaşiliği kurallaştıran, kurumlaştıran, mücerret dervişliği yani hiç evlenmemeyi getiren Balım Sultan olmuştur. Bektaşi Babaları mücerretliği savunurken Çelebiler kolu ise evlenmeyi savuna gelmişlerdir.Böylece Balım Sultan'dan sonra dergahta iki post, iki bşlılık olmuştur. Bunlar; Babalar ve Çelebilerdir. Fatih Sultan Mehmet, Sırbistan'ın fethinden sonra esirler arasında bir Sırp prensi ile bir de prensesi getirir.Bunlar kardeştirler.Fatih bu iki genci yetiştirilmek üzere Dimetoka'da bulunan Bektaşi Tekkesi'ne gönderir. Bu prens ve prenses, Bektaşi terbiyesine göre yetişir ve Bektaşi olurlar. Bektaşilerden Sersem Ali Baba bu Sırp prensesi ile evlenir ve Balım Sultan dünyaya gelir. Bir iddiaya göre, Sultan Beyazıt Anadolu Alevilerini Şiilikten korumak için Balım Sultan'ı Hacıbektaş Dergahına gönderir. Balım Sultan'ın mezarı da Hacıbektaş Külliyesi'ndedir. Halkın ziyaretine açıktır. Mücerret babaların kulağının kesilip küpe takıldığı eşikte niyaz edilir. Mücerretliğin,dini ve felsefi anlamı ise; "Terki dünya,terki urba,terki terek" diye ifade edilir. Bu dünya nimetlerinden el etek çekip kendilerini hakka veren dervişliğin yaşam felsefesidir. Alevilikte, Dede soylarının Hz. Ali'ye dayandırılması genelekselleşmiştir. Bu seyyid olmanın ön şartıdır.Bu geleneğe göre Hacı Bektaş-ı Veli'nin seceresi şöyledir. Hacı Bektaş-ı Veli Seyyid Muhammed İbrahim Al Sani Seyyid Musa-ı Sani İbrahim Mükerrem Al Mücab İmam Musa-i Kazım İmam Muhammed-al Bakır İmam Zeynel-al Abidin İmam Hüseyin-al Şahid İmam Emir-al Mu'minin Ali 1. Uluslararası Hacı Bektaş-ı Veli'yi Anma töreni programı 16/8/1990 Perşembe 1.Gün 10,30; Açılış ve konuşmalar. Belediye Semah Ekibi gösterisi, Geçit tören., Halk oyunları, halk ozanlarının geçiti,Çilehane Anıtı'nın açılışı, Hacı Bektaş Veli Külliyesinin gezilmesi. 14,00; Sergilerin açılışı; Türk mimari eserleri fotoğraf sergisi, Hacı Bektaş Kültür Varlıkları Fotoğraf sergisi,Milli kütüphane Koleksiyonu'ndan Hacı Bektaş Veli konulu kitaplar sergisi (Arkeoloji Müzesi) 15: Hacı Bektaş Veli konulu panel (Sinema Salonu ).Yöneten : Prof. Mürsel Öztürk, konuşmacılar: Prof.Dr. Nimetullah Hafız (Yugoslavya), Prof.Dr. Enver Baytur (Çin) , Elita Alnıaçık (İstanbul Devlet Konservatuarı Öğrt. Gör.), Nezihe Araz (Yazar),Prof. Dr Hayrani Altıntaş (A.Ü. İlahiyat Fak),Cemal Şener (TYS) Rıza Zelyut (TYS) . 20.00 Akşam Programı ( (Kapalı Spor Salonu), Kültür Bakanı'nın konuşması Zülfi Livaneli konseri, İstanbul Hacı Bektaş Kültür ve Tanıtma Derneği Korosu, Halk Ozanlarından deyişler: Mahzuni Şerif, Murtaza Yalçın, Ali Ekber Eren, Çoban Hüseyin, İsmail İpek, Ali Kızıltuğ, Ali Kocaoğlu, Deniz Gülabi (Takip eden gecelerde tekrar edilecektir), Belediye Semah Ekibi. 21.00: Film Gösterimi (Sinema Salonu) Not: Ayrıca şenliklere katkı olması amacıyla karikatürist Nezih Danyal 30. Sanat Yılı Sergisi 'nden oluşan karikatürlerini Turistik Otel lobisinde açacaktır. 17/8/1990 CUMA 2. Gün 10.00: semah gösterileri (Bektaşlar), 11.00: Halk ozanlarından deyişler (Bektaşlar), 14.00: Semah gösterileri (Çilehane),14.30: Aşüre ikramı (Çilehane), 15.00: Halk ozanlarından deyişler (Çilehane), 20.00: Akşam Programı (Kapalı Spor Salonu), Devlet Tiyatroları Halk Müziği Korosu konseri, Halk ozanlarından deyişler. 21.00: Tiyatro (Çilehane). Konu: Yunus Emre (Diyarbakır Devler Tiyatrosu 18/8/1990 CUMARTESİ 3. Gün. 10.00: Semahlar, 11.00: Halk ozanlarından deyişler (Dedebağı), 11.30: Film gösterimi (Sinema Salonu). 14.00: Semahlar, 15.00: Halk ozanlarından deyişler (Bektaşlar), 20.00: Akşam Programı (Kapalı Spor Salonu),Ankara Devlet Konservatuarı Türk Müziği Korosu, Devlet Türk Halk Müziği Korosu, Halk ozanlarından deyişler, 21.00: Tiyatro (Çilehane), Konu: Yunus Emre (Diyarbakır Devlet Tiyatrosu) II. Mahmut Döneminde Bektaşi Dergahı'na bağlı Yeniçeri Ocağı yok edilir, Hacı Bektaş Pir Evi'ne Nqkşibendi şeyhi Atanır. Baktaşi Dergahını Sünnileştirme Çabası Hacı Bektaş-ı Veli ve Bektaşilik konu olunca, Yeniçeri Ocağı ile ilişkilerine değinilmeden konuyu sürdürmek olanaksız sayılır. Bilindiği gibi Yeniçeri Ocağı'nı Orhan Gazi 1363 yılında Bektaşi Dergahı'nın duasını alarak kurar. Hatta Hacıbektaş Pir Evi'ndeki baba, elini, çocuklardan birinin başına koyarak, "Bunların adı yeniçeri (yeni asker ) olsun. Cenab-ı Hak yüreklerini ak, pazularını kuvvetli, kılıçlarını keskin oklarını tehlikeli, kendilerini daima galip buyursun" diye dua eder. Yeniçeri duası (gülbenk) ise şöyledir: " Allah Allah, illallah, baş üryan, sine püryan, kulluğumuz padişaha ayan; üçler, beşler, yediler, kırklar, gül-beng-i Muhammed, nur-ı Nebi Keremi Ali, pirimiz sultanımız Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli, denmine devranına hu diyelim, huuuuu..." Yeniçeriler'in taktığı 'Bektaşi Tacı', 12 dilimli beyaz bir külahtır. 12, dilim 12 İmam'ı temsil eder. Orhan Gazi 'dan sonra, I. Murat ve daha sonra 2.Beyazıt Bektaşiliğe hoşgörü ile yaklaşmışlardır. Osmanlı Sarayı'nın kattı Sünni olması, Alevi düşman kesilmesi Yavuz Sultan Selim dönemine rastlar. Bu olguda, Anadolu'da hızla güçlenen Safavi Devleti'nin, yani Şah İsmail olayının rolü olmuştur. Osmanlı, Safavi tehdidine karşı Sünni İslam'a sıkı sıkıya sarılmış, bunu kandi için kurtuluş saymıştır. Yeniçeri Ocağı, Pendik Kanunu'na göre kurulmuş devşirme Ocağıdır. Yeniçeri Ocağı, Bektaşi Ocağı'na bağlıdır. Hacı Baktaş Dergahı'ndaki baba vefat edince yerine geçen yeni baba İstanbul'a gelir. Bu babayı yeniçeriler karşılayarak bir alay meydana getirir ve onu ağa kapısına götürürlermiş. Yeniçeri ağası 12 dilimli tacı yeni babanın başına koyarmış. Alay buradan babayı Bab-ı Ali'ye götürmüş. Yeniçeriler kendilerine "Taife-i Bektaşiyan" Adını verirlermiş. Yeniçeri 17'ci yüzyılda büyük bir güç olmuşlardı. İstemedikleri sadrazamları hatta padişahları tahtından alaşağı ediyorladı. (Genç Osman örneği ) Yeniçerilerin meşhur kazan kaldırmaları, uzun bir dönem, yönetim için tehlikeli günler yaşatıyordu. Yeniçeri İsyanı Osmanlı kendine yenilemek ve Batılı tarzda ordu oluşturmak için Yeniçeri Ocağı'na bir çeki düzen vermek istiyordu. Bu işe ilk defa 2. Mahmut girişir. Bu girişime yeniçeriler başkaldırır. İsyan çok kanlı bir şekilde bastırılır. Yeniçeri kışlaları topa tutulur. Yeniçerilerin cesetleri paramparça havalarda uçuşur. Kışlalar ateşe verilir Sağ kalanlar kılıçtan geçirilir
astokomlu
19-09-2006, 10:14 AM
500 yıllık Yeniçeri Ocağı dört beş saat içinde yerle bir edilir.Yeniçerilere yardım eden Bektaşi babaları yakalatılır, hapsedilir ,sürgün edilir. Tekkeler, türbeler , dergahlar kapatılır, içlerindeki kitap ve değerli eşya ve belgeler ateşe verilir, yakılır, yıkılır .Ve bu olaya Vaka-i Hayriye yani; hayırlı olay adı verilir. Bektaşi kıyımı Bu olaylar sırasında, Bektaşiler hakkında ise, şeyhülislam, şeyhlerden şu fetvayı çıkartır: "... İslam'ın şartlarına rihayet etmedikleri, namaz kılmadıkları, oruç tutmadıkları, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Osman'a ağır sözler söyledikleri için katledilmeleri vaciptir." Bunun üzerine, Kıncı Baba Üsküdar'da İstanbul Ağasızade Ahmet Efendi Tophane'de Salih Efendi Bab-ı Hümayun önünde idam edilir. Geri kalan dedeler Anadolu ve Trakya' ya sürgüne gönderilir. Bu duruma karşı olan ayaklanmalar da çok kanlı bir şekilde bastırılır. Ayaklanmalar ve idamlar birbirini izler. 2. Mahmut, bütün bu katliamla da yetinmez. Hac Bektaş Pir Evi'ni "Islah etmek "için, Hacı Bektaş Dede Postuna, Nakşibendi Tarikatı şeyhlerinden Mehmet Sait Efendi'yi büyük bir törenle atar. Bugün türbe ziyareti sırasında görülen cami işte o tarihte Pir Evin'in içine yapılır. Nakşi şeyhlerinin bu yollarla Alevileri ehli-sünnet yoluna getirme çabalara boşa çıkar. 2. Mahmut'un ölümünden sonra Halil Revnaki Baba, ilk olarak İstanbul Göztepe Merdivenköy Şah Kulu Sultan Dergahını açar. Bunu Rumelihisarı'nda Nail Baba ve Çamlıca dergahlarını açılışı izler. Ahi Evren Veli Hacı Bektaş beldesine gelirken yolumuzun geçtiği kırşehir de yaşamış ve redemli kişiliği ile günümüze ışık tutan Ahi Evren Veli'den bahsetmeden geçmek olası değil. Ahi Evren Veli, Anadolu Ahilerinin Piri. Bektaş-ı Veli gibi bir büyük veli Ahiler, Karahanlılar Devleti zamanından beri, Türk esnaf ve işçilerini içine alan tasavvufi bir tarikattır. Ulu bir Ocak'tır.Ahiliği Avrupa lonca sisteminin Anadolu'daki karşılığı olarak da görebiliriz. Ahilik kadar iş terbiyesinde rol oynayan başka bir tarikat zordur. Ahiler, ekonomik gelişmede disiplinli ve planlı çalışmayı esas almışlardır. Ahi Evren Veli, Horasan erenlerindendir... Anadolu Ahilerinin zanaaat kesiminin piridir, velisidir. Ahi Evren Veli de Şehy Edebali ve Dursun Fakih gibi Ehli-Sünnet yazaralr tarfından kamuoyuna hep yanlış tanıtılmıştır. Onların Alevi -Bektaşi oldukları sürekli gizlenmeye çalışılmıştır. Halbuki birçok belgelerinde ,pirlerinin Ahi Evren Veli den önce Hz Ali ve Ehlibeyti olduğunu vurgularlar. Anayasalarında; Tanrı'ya ulaşmanın,insanın kemale ermesi ile mümkün olduğunu yazarlar. Adam öldürenleri, kasapları, hırsızları, namussuzluk yapanları Ahiliğe kabul etmezler. Nefeslerinde gülbenklerinde sürekli Hz. Muhammed, Hz. Ali ve ' Ehlibeyti'ne saygı, sevgi ve muhabbetlerini ifade ederler. Alevilik, tamamen Anadolu'ya has nir inanç ve felsefi akımdır. O, bir yanıyla dinseldir. Ama tamamen dini bir akım değildir. Dinsel kaynaklı ama toplumsal yanı ağır basan bir düçüncedir, yşam felsefesidir. Aleviliğe Anaolu dışındaki İslam ülkelerinde rastlayamıyoruz. Anaolu Aleviliği-Bektaşiliğin başlıca üç temel kaynağı vardır: İslamiyet içindeki hilafet meselesinde Hz. Ali ve Ehlibeytine karşı yapılan haksızlıklarda, Hz. Ali ve Ehlibeyt'e duyulan aşırı sevgi saygı ve bağlılık. İşlenen haksızlığa karşı duyarlı bir tepki... Asya kökenli din ve kültürlerden Anadolu'ya taşınan çoktanrılı dinlerden gelme inanç izleri, Şamanizm, Maniheizm, Zerdüşt, Budha vs. Eski Anadolu uygarlıklarna ait kültür izleri. Özellikle çoktanrılı Anadolu dinlerinden kalan miras. İşte bunlar ve benzer öğeler Anadolu Aleviliği'nin kaynaklarını oluşturmuşlardır. Bu üç temel kaynak ile benzer kültürel oluşumun sentezi Aleviliği oluşturmuştur. Aleviliğin, Humeyni Şiiliği ile, Mısır Fatimileri ile, İsmailiye mezhebi ile, Pakistan, Hindistan, Afganistan Şiilikleri ile, Hz Ali ve Ehlibeytine duyulan sevgi ve saygı dışında ortak bir yan yoktur. Alevilikteki insan sevgisini, eşitliği, özgürlüğü, bölüşümcülüğü, kadın erkek eşitliğini, demokratlığı, liberalliği, hoşgörülüğü adı geçen Şia kökenli inançlarda bulmak mümkün değildir. Hacıbektaş'ta herkes Bektaş-ı Veli'yi övdü HACIBEKTAŞ, (Güneş)- Birinci Uluslar arası 27'nci Hacı Bektaş-ı Veli'yi nama törenleri dün başladı Açılış töreninde Nevşehir Valisi Aykut Ozan, Hacıbektaş Kaymakamı Fikret Çelik ve Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, Hacıbektaş felsefesinin "İslam inancı ve Türk kültürü" olduğunu vurgularlarken, yurttaşlardan büyük ilgi gören ve ayakta alkışlanan Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) Genel Başkanı Erdal İnönü, kadınlara seslenerek kendilerine yönelik çağdışı baskılara boyun eğmelerini istedi. Anma törenlerine Atatürk anıtına çelenk konulması ve saygı duruşunda .bulunulmasıyla başlandı. Belediye Başkanı Ali Eğer'in Hacı Bektaş felsefesini anlatan konuşmasından sonra söz alan kaymakam Çelik, "Bize düşen görev o ilmin kaynağından yararlanmaktır" derken, Nevşehir Valisi Ozan,Hacı Bektaş'ın "İslam inancını Türk kültürü ile sentez yaparak Anadolu'ya yaymaya çalıştığını" savundu. "İsmet İnönü" diye sunulan SHP Genel Başkanı İnönü ise konuşmasında Hacı Bektaş-ı Veli'nin yaşamını anlattı ve böyle insanların ender yetiştiğini söyledi. Hacı Bektaş-ı Veli'nin yaşamına ilişkin kesin bilgiler bulunmadığını, Türkiye'nin de bu ilim adamına karşı diğer ülkerlerden daha az ilgi gösterdiğini ifade eden İnönü, şunları söyledi: O, elinde imkan olmasına karşın beyliklerin balkentine gitmedi. Bir küçük kasabaya geldi, Arapça, Farsça değil, Türkçe konuşmayı tercih etti. Hacı Bektaş, önemini kadın haklarında da gösterdi. Kadınları köle gibi gören, yarı Müslüman sayanlara karşı mücadele verdi. Kadın, bir süs aleti gibi kabul edilememeli. Ama bugün taassubun kara eli kadınlara uzandı. Kadını çarşafa sokmaya, eve kapatmaya, örtünmeye zorlamaktalar. Kadınlara sesleniyorum. Bu, çağdışı baskılara boyun eğmeyin. Hacı Bektaş-ı Veli'nin, büyük Atatürk'ün sizlere gösterdiği aydınlık yolda yürümeye devam edin. Biz de sizinle beraberiz. Sanata, bilime, siyasete ağırlığınızı koyun. Sizi sıkmaya çalışan bu çamberi kırın. Ağları yırtın. Aydınlık ve çağdaş bir neslin yetişmesi sizin eseriniz olacaktır." Kültür Bakanı Zeybek ise konuşmasında, Hacıbektaşlılara bir semah ve Hacı Bektaş-ı Veli müzik ekibi kurma sözü verdi. Bu sözün alkışlanması üzerine, "Amacım alkış değil. Alkışa ihtiyacım yok.Alkışınızı da oyununuzu da kime istiyorsanız ona verin.Ben oy istemeye gelmedim"diyen Zeybek, tüm medeniyetlerin temelinde İslam medeniyetinin bulunduğunu savundu.Konışmasında Alevi yurttaşlarca ilgiyle karşılanan sözcük ve tanımlamalara ağırlık verdiği dikkati çeken Zeybek, "Hazreti Ali ilmin atasıdır. Cabir bin Hayyan yazdıklarını 12 imamdan Cafer-i Sadık'tan öğrenmiştir" dedi. Konuşmalardan sonra semah ekipleri gösteriler yaptı.
astokomlu
19-09-2006, 10:14 AM
ÇALIŞ KAZAN YE YEDİR BİR GÖNÜL ELE GETİR YÜZ KABEDEN YEGREKTİR BİR GÖNÜL ZİYARETİ Yunus Emre Dindeki her türlü gösterişten, tutuculuktan ve şekilcilikten uzak bir düşünür: Hacı Bektai-ı Veli Ellerin Kabesi var, Benim kabem insandır Hacı Bektaş-ı Veli, bilim ve irfan yuvası olan Sulucakarahöyük'teki mütevazi dergahında dünya insanlığına şöyle sesleniyordu: " Hararet nardadır, sacda değildir. Keramet baştadı, tacda değildir. Her ne arar isen, kendinden ara. Mekke'de, Kudüs'te Hac'da değildir." O'nun din anlayışı, her türlü gösterişten, gericilikten, tutuculuktan, şekilcilikten uzaktır. O'nun dininin esasını; insan sevgisi, barış, hoşgörü, kardeşlik, doğruluk, dürüstlük gibi erdemli ilkeler oluşturur. O; cenneti Mekke'de, Kudüs'te Hıra dağında değil kalplerde, gönüllerde arar. O, "Ellerin Kabe'si var, Benim Kabe'm insandır"diyerek bu erdemli düşün cesini şiirsel bir ifade ile izah etmiştir. "Dinine dizlerinle değil, kalbinle bağlan" diyerek dindeki her türlü şekilciliği yadsımıştır. Yine; "Bizim meclisimizin tarafı yoktur" derken de, ibadet etmek için Kıble arayanların ne kadar şekilci ve gösterişçi davrandıklarını ifade etmiştir. Ayrıca aşağıdaki sözler bu büyük insanın düşünce dünyasının zenginliğini ve ölümsüzlüğünü bize veriyor. - Doğruluk dost kapısıdır. - Doğruluk yüz aklığıdır. - Göze nur gönülden gelir. - Aslı kör, nankörlüktür. - Okunacak en büyük kitap insandır. - En büyük keramet, çalışmaktır. - Alem, Adem, Adem de Alem içindir. - En yüce servet ilimdir. - Mürşidlik, alıcılık değil, vericiliktir. - Bizim semahımız ilahi ibir aşktır. - Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır. - Çalışmadan geçinenler bizden değildir. Hacı Bektaş-ı Veli; ahlak felsefesini ise şöyle ifade etmiştir: "Nefsine,hiddetine,eline, beline, diline, diline sahip ol." O büyük insan ve gönül piri; "Düşmanınızın bile insan olduğunu unutmayız" diyerek çağdaş siyaset bilimcilerin ve insan hakları savunucuların verdikleri kavgaya günümüzden 700 yıl önce katılmıştır. Ayrıca; "Hiçbir milleti aşağılamayınız"diyerek de dünya insanlık ailesinin geleceğini ta o günden görmüş ve bugün bile ulaşılamamış düşünceleri ile yolumuzu aydınlatmıştır. Kadın erkek eşitliğini ise bugü bile ulaşılamayan ileri görüşlükle şöyle ifade etmiştir. "Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde, Hak'kın yarattığı herşey yerli yerinde, Bizim nazarımızda, kadın-erkek farkı yok Noksanlıkla, eksiklik senin görüşlerinde..." Gene bu büyük düşünür, erdemli insan, kurtla-kuzuyu,arslanla-ceylanı, yani farklı yaratıkları, farklı düşünceleri, zıt fikirleri 'sevgi ve muhabbetle kucağımızda dost ederiz biz' diyor. Şöyle ifade ediyor. "Sevgi muhabbet kaynar, yanan ocağımızda. Bülbüller şevke gelir; gül açar bağımızda. Hırslar, kinler yok olur, aşkla maydanımızda. Arslanlarla ceylanlar, dosttur kucağımızda..." Bu gönül piri, gönül dostluğuna ilişkin ise şöyle diyor. " Dostumuzla beraber, yaralanı kanarız, Her nefeste aşk ile yaradanı anarız. Erenler meydanına vahdet ile girde gör, Kırk budaklı şamdanda, kırkımız bir yanarız." Hacı bektaş-ı Veli'yi anma Törenlerinin, bu yıl 27'ncisi yapılıyor. Yurdun dört bir yanından, yurt dışından, özellikle Almanya'dan akın akın Aleviler 16 Ağustos günü Hacı Bektaş Kasabası'na geliyorlar. Normal zamanlarda nüfusu 6 bin olan bu küçük belde birden insan seline uğruyor. Belediye Başkanı'nın verdiği bilgiye göre 1989 törenlerinde ilçeye 85 bin ziyaretçi gelmişti. Bu yıl bu sayının 100 bin olacağı tahmin ediliyor. Bu küçük kentte toplam dört otel var, onlar da bir ay öncesinden rezerve ediliyor. Gelen ziyaretçileri Hacıbektaş halkı evlerde konuk ediyor. Arabalarda, evlerde ve çadırlarda yer bulamayanlar ise çevre kentlerin otellerinde konaklıyorlar. Bu yoğun talebi küçük ilçe belediyesinin kaldırabilmesi olanaksız. Belediyenin personeli ve olanakları ise çok sınırlı. 1978 yılında yapılmış bir kapalı spor salonundan başka, hiçbir devlet tatırım yok gibi... Kentte insanlar çok sevecen. Ortam çok huzur verici. Kente yıl boyu 365 gün Anadolu'nun ve Avrupa'nın dört bir yanında her milletten ziyaretçi geliyor. Ama 16-18 Ağustos günleri bu küçük belde adeta bir insan seline uğruyor. 1980 öncesi tüm Türkiye'de anarşi ve törer ayyuka çıkmışken, olay olmayan beldelerimizden biri imiş burası. Hacıbektaş ilçesine gelenlere halk saygılı ve hoşgörülü davranıyor. Erkeklerin gittiği bir meyhaneye eşinizle veya kız arkadaşınızla gidip oturun. En küçük bir rahatsız hareket, rahatsız bakış yok. Sizi yanlarında adeta farketmiyorlar. Oturun meyhaneye isterseniz için içkinizive çekin gidin. Halk o denli saygılı ve sevecen. Şaşırmamak mümkün değil. Törenler sırasında bu ilişkiler daha da rahat. Hacıbaktaş halkı, Belediyesi ve ziyaret edenlerin gnel talebi; törenlerin 'özünden saptırılmaksızın'Mevlana törenleri gibi desteklenmesi ve uluslar arası yaplıp tanıtılması idi. Nihayet 1989'da Hacıbektaş Törenleri'ne katılan Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek konuşmasında bu müjdeyi halka verdi ve halk bu habere çok sevindi. Bakan konuşmasında şöyle dedi: "... Hacı Bektaş-ı Veli'yi önce bizim insanlarımıza, yeniden tanıtılmalıdırlar. Sonra da bütün dünya insanlığına tanıtmalıyız. Ve inşallah... Diliyorum nasip olursa benim elimde ne imkan varsa, Hacı bektaş-ı Veli Törenleri'ne tahsis ediyorum. Ne imkanım varsa... Diliyorum, burada, bu meydanda, bu mübarek günde, Büyük Veli'nin himmetini de dileyerek dualarınızı da bekleyerek, diyorum ki gelecek sene bu törenleri biz Uluslar arası Hacı Bektaş-ı Veli Törenleri" yapalım. Var mısınız..." "Peki o zaman başlıyoruz inşallah... Kültür Bakanlığı zaten Hacı Bektaş-ı Veli'nin, Hünkar'ın emrinde..." AK SAKALLI BİR HOCA HİÇ BİLMEZKİ HAL NİCE EMEK YEMESİN HACCA BİR GÖNÜL YIKAR İSE. Yunus Emre Eskiden Taç kapının üstünde 'Burası aşıkların kabesidir' Diye yazıyormış. Eksik gelen taman olur Ve bu yıl 1990 Hacı Bektaş-ı Veli'yi anma Törenleri,Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek'in verdiği söz doğrultusunda hazırlık çalışmaları yapılıp, belli bir aşamaya geldi. İlk defa,27 yıldır yapılan törenler "Uuslar arası" bir kutlama tarzında yapılacak. Buna bağlı olarak Kültür Bakanı vaad ettiği maddi desteği de vermeye çalışıyor. Buraya kadar iyi. Bu yıl gerek Hacıbektaş halkının gerek genel olarak Alevilerin biraz kaygılı olduğu da gözleniyor. Kültür Bakanı bir sağ iktidar partisinin bakanı. Ayrıca geçmiş siyasal yapısı da kaygı veriyor. Acaba Kültür Bakanı bu işte ne kadar samimi, ne kadar değil? Bunu "törenlerdeki hava" gösterecek. Hacı Bektaş-ı Veli, düşüncesine uygun bir şekil de mi anılacak? Yoksa, bazı kesimlerin yapmaya çalıştığı gibi, Türk- İslam sentezi, İslam Ümmetçiliği denilen ideolojilere alet mi edilmeye çalışılacak? Yani, Hacı Bektaş-ı Veli, Sunni yoruma mı tabi tutulacak? Bunu görecegiz. Hacı Bektaş-ı Veli'yi Anma Törenleri'ne sadece Alevi halk değil, özellikle son yıllarda siyasal partiler de oldukça ilgili. Hemen hemen her parti, genel başkan veya genel sekreter düzeyinde törenlere katılmayı ihmal etmiyor. HacıBektaş-ı Veli'yi Anma Törenleri'nde il gün, yani 16 Ağustos günü, saat 10.00'da resmi açılış töreni yapılır. Buraya protokol ve halk katılır. Belediye başkanı açılış konuşmasını yapar. O'nu ilçe kaymakamı, Nevşehir Valisi, Kültür Bakanı varsa diğer bakanlar ve gelen siyasal parti temsilcileri izler. Törenlere gelen ozanlar ile semah ekipleri de tören alanında bulunur. Resmi açılış törenini, şu anda müze olan Hacı Bektaş Türbesi'ni zitaret takip eder. Türbeye akın akın insanlar dolup taşmaktadır. Her bölümü ziyaret etmek, görmek için zaman zaman kuyruklar oluşur. Türbe içinde insanların içini bir huzur havası kaplar. Müze olan türbe bir saate yakın bir zamanda gezilebiliyor. Türbeden sonra diğer ziyaret yerleri gezilir. Onların bir kısmı kasaba dışındadır. Öğleden sonra da genellikle 'Hacı Bektaş Düşüncesi' üstüne panel yapılır. Panele yerli ve yabancı bilim adamları konuşmacı olarak katılır. Akşam kapalı spor salonunda programlı gece anma törenleri yapılır.
astokomlu
19-09-2006, 10:18 AM
Programlar akşam yedide başlar, sabah dört veya beşe kadar sürdüğü olur. Bu üç gece devam eder. Programlara çeşitli yörelerden ozanlar ve semah ekipleri katılır. Şimdi sizlere Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi'ni tanıtmaya çalışalım. Bunu diğer yerlerin tanıtılmas takip edecektir. Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi, Hacı Bektaş ilçesinin orta yerinde, büyük bir bahçenin içinde batıdan doğuya doğru uzanan, iç içe üç avlunun içindeki türbeler ve diğer hizmet binalarından oluşmaktadır. İlk yapı, Çile Evi'dir. Bu Hacı Bektaş-ı Veli zamanında yapılmış, dah so nra çeşitli dönemlerde yapılan restore yapılmış, daha sonra çeşitli dönemlerde yapılan restore ve yenilemelerle külliye bugünkü halini almıştır. Türbe, Orhan Gazi zamanında yani 1338 yıllarında basit bir yapı olarak Çile Evi'ne eklenmiştir. Bugünkü sekizgen bir zemin üzerine 1'nci Murat zamanında, Seyyit Ali Sultan tarafından 1385 yılında yeniden yapılmıştır. 2'nci Beyazıt 1485-1486 yıllarında türbenin çevresini yeniden yaptırmış, tanzim edilmiş ve kubbe kurşunla kaplanmıştır. Külliye içindeki Balım Sultan Türbesi ise Dulkadir Oğulları'ndan Ali Bey tarafından inçş edilmiştir. Daha sonra çeşitli tamir ve eklentiler dışında külliyenin temel yapısı bu şekilde korunmuştur. Külliye içindeki cami ise 2'nci Mahmut'un Alevilere "hediyesidir". Bununla da yetinmemiş, 23 Cemaziyel ahiri 1243 tarihli ferman ile miladi 1827 yılında türbe dışında kalan tüm külliyeyi yıktırmıştır. Külliye daha sonra, 1869-70 yıllarında Abdulaziz'in padişahlığı sırasında, postnişin Ali Cemalettin 'in nezaretinde yeni baştan yapılmıştır. Bu geniş çaplı restorasyon ve inşadan sonra bazı onarımlar dışında külliye bugüne kadar gelmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü 1964 yıllarında tamire muhtaç yerleri onarmış, külliye 16 Ağustos 1964 yılından bu yana Kültür Bakanlığı'na bağlı müze olarak halka açılmıştır. Hacı Bektaş-ı Veli Küliyesi, başlıca üç avlu ve türbeden oluşmaktadır. Bunlar; Nadar Avlusu, Dergah Avlusu, Hazret Avlusu, Türbeler; Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi ve Balım Sultan Türbesi'dir. Burası, külliyenin birinci avlusudur. "Altın Avlu" anlamına gelen Nadar Avlusu adı verilmiştir. Bu avluya cümle kapısından girilir. Eskiden bu kapıya "Taç Kapı" da denilirmiş. Tamirden önce kapısında şu kitabe varmış: " Burası aşıkların kabesidir. Eksik gelen tamam olur." Son tmir sırasında At Evi ve Ekmek Evi yıktırılmıştır. Girişte sağdaki motifli çeşme Fatma Fikriye Hanım tarafından yaptırılan Üçler Çeşmesi 'dir. Dergah avlusu'na, Meydan Avlusu ve Arslanlı Avlusu da denilir. Külliye Selçuklu mimarisi ile yapılmıştır. Girişe göre sağ tarafta, Arslanlı Çeşme, Aş Evi, Cami, sol tarafında; Mihman Evi, Meydan Evi, Kiler yer alır. Üç kapı ve iki koridor geçildikten sonra Aş Evi'ne girilmektedir. Sağda Aş Evi'nde hizmet eden babaların oturduğu bölüm bulunur. Aş Evin'de ortadaki büyük kazan Kara Kazan, giğerleri Halife Kazanlarıdır. Girişe göre soldan ilk kapı Mihman Evi'dir.İki bölümden oluşur. Misafirhane ve hamam İkinci kapı Meydan Evi'ne açılır. Burası yedi kat gökyüzünü temsil eden tavanı ile dikkati çekmektedir. Hacı Bektaş-ı Veli'nin arslanla-geyiği kucaklayan önlü minyatürün orjinali burada sergilenmektedir. Meydan Evi'nden sonra Kiler Evi vardır. Dergahın en kıdemli derviş babası burada oturur. Yazılanlara göre, 1826 yılına kadar Osmanlı Ordusu savaşa gitmeden önce, yeniçeri ocağından bir müfreze Hacı Bektaş'a gelirmiş. Dergah avlusunda saf tutar, gülbenk çeker, postnişin olan dededen himmet isterlermiş. Yeniçerilerin gür sesi dergah avlusunda gülbenk okuyunca duyulurmuş. Yeniçeriler şu gülbenki okurlarmış. "Mümüniz, kalu beladan beri... Hakkın birliğine, eyledik ikrar... Bu yolda vermişiz ser... Nebimiz vardır Ahmet-i Muhtar... La Yezal mesteneleriniz. Sayılmayız parmak ile, tükenmeyiz kırmak ile... On iki İmam Pir-i tarikat cümlesine dedik beli... Üçler, beşler, yediler... Nuru Nebi,Kerem-i Ali, Pirimiz, üstadımız Hürkar Hacı Bektaş-ı Veli... Demine devranına hu diyelim hu..." Üst tarafı kubbe ile örtülü Altılar Kapısı'ndan girilince Hazret Avlu'su na girilir. Avlı bir çiçek bahçesi görünümündedir. Karşıda Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi ve Kırklar Meydanı girişi görülür. Sağ yanda ise, bal peteği renginden yontma taşlarla yapılmış, Balım Sultan Türbesi vardır. Bektaşlar'da beş ton aşüre pişirilip yendi. HACIBEKTAŞ, A.A.- Navşehir'in Hacıbektaş ilçesinde düzenlenen 1. Uluslar arası Hacı Bektaş-ı Veli'yi anma törenleri, dü akşam yapılan semah gösterisi ve Ankara Devlet Klasik Türk Müziği korosunun konseriyle sona erdi. Şenlik çerçevesinde Hacıbektaş ilçesine 15 kilometre uzaklıktaki Bektaşlar bölgesinde kurulan kazanlarda yaklşık 5 ton aşure halka dağıtıldı. Hacıbaktaş Belediye Başkanı Ali Eger, Bektaşlar'da yapyığı konuşmada, bu yıl 37'nci kez kutlanan şenliklerin keydederek, şunları söyledi: " Kültür Bakanlığı ve Nevşehir valiliğinin desteğiyle kutladığımız şenlikler büyük bir ilgi görmüştür. Bu ilgi Hacıbektaş ve Bektaşiliğe sevgiden kaynaklanmaktadır." Aşüre ikramından sonra Malatya ve Karacaahmet Semah ekibi, gösteriler yaptılar. Şenliklerin öğleden sonraki bölümünde ise semah ve halk oyunları gösterileri izlendi, çeşitli yörelerden gelen 50 dolayındaki halk aşığı da deyişler sundu. Pirler Meclisi Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi'ni Horasan'dan Sulucakarahöyük'e Güvercin donunda gönderir. Kalktık Horasan'dan akın eyledik Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi'ni yaşlı, genç, köylü, kentli onbinlerce insan ziyaret eder. Herkes içinden geldiği gibi ibadetini yapar, duasını eder. Başörtülü ana da vardır, mini etekli gelin de. Herkes Pir'in huzuruna olduğu gibi çıkar. Her türlü şekilcilikten uzak olarak. Sultanahmet Camisi'nde olduğu gibi. Hristiyanlara, Yahudilere, dinsizlere türban bağlamak yoktur. Kırklar meydanına üç kemerli bir eyvandan girilmektedir. Eyvan girişinden merdivenle zemine inilmektedir. Merdivenin iki tarafında baba mezarları vardır. Merdivenden zemine Selçuki motiflere süslü Ak Kapıdan az aydınlatılmış koridora geçilir. Sağ tarafta Çile Damı (Kızılca Halvet) vardır. Hacı Bektaş-ı Veli'nin sağlığındaki tek kalan yapı işte bu Çile Evi'dir. Çile Evi; dervişlerin dünya nimetlerinden el etek çekerek kişiliklerini eğittikleri bir okuldur. Kırklar Meydanı Koridorun sonunda "Kırklar Meydanı'na giriliyor. Güneş motifli ahşap tavanla örtülmüş. Kırklar Meydanı'nda ünlü kırk budaklı Şamdan, Hz. Ali'nin el yazması olduğu söylenen ceylan derisine yazılmış Kur'an sayfası ve çeşitli tarihi eserleri görmek olası. Doğu kısmında terasta ise dergaha gizmet vermiş dede ve dede-babaların mezarları vardır. Gene önemli Alevi büyüklerinden Güvenç Abdal Türbesi bu bölümdedir. Diğer üç mezar eşi "Dünya Güzeli" ve çocuklarına aittir. Bu bölüme Pir Evi, Huzur-u Pir adı da verilir. Külliye müze olmazdan önce Cem Ayinleri, Kırklar Meydanı'nda yapılırmış. Bugün Hacıbektaş'ta yüzbine varan ziyaretcinin ibadetini yapacağı bir mekanı, yani cem evi yoktur. İlçeye 10 kilometre uzaktaki Bektaşlar denen yerde geçen yıl yapılmış olan cem evinin bile ne ışığı var, ne suyu, ne de oturacak doğru düzgün bir yeri. Adeta gecekondu gibi bir ev. Buraya akın akın gelen halk, ya evlerde dedelerle birlikte dar yerlerde tıkış tıkış cem ayinine katılabiliyor, ya da böyle bir olaya tanık bile olmadan geldiği gibi görünüyor... Hacıbektaş kasabasında bile, Hacı Bektaş-ı Veli'nin anısına O'na saygının bir ifadesi olarak bir Cem Evi binası yoktur. Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi Külliyenin en kutsanan,saygın, sevgi duyulan mekanını Pir'in türbesi oluşturur. İnsanlar buraya girerken oluşturur. İnsanlar buraya girerken adeta heyacanlanır, hıçkırıklarla ağlar, üzülürler. Kendilerini kaybederler. Ta dış eşikten itibaren büyük bir sevecenlikle saygı ile merdivenleri yerleri sandukasının başına gelirler. Herkes olduğu gibi Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi'ni yaşlı, genç, köylü, kentli onbinlerce insan ziyaret eder, adak adar, dua eder, dileklerde bulunur. Herkes içinden geldiği gibi, olduğu gibi ibadetini yapar, duasını eder. Başörtülü ana da vardır, kısa etekli gelin de, başı açık olan da, mini etekli olan da, hepsi olduğ gibi pirin hu-zuruna çıkar.Sultanahmet Camisi'nde olduğu gibi Hristiyanlara, Yahudilere,dinsizlere vs. türban bağlamak yoktur. Pir herkesi olduğu gibi kabul eder. Her türlü şekilcilikten gösterişten uzak olarak... Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi'ne, Kırklar Meydanı'nın sağından, etrafı mermer kaplama küçük bir kapıdan içeri girilir. Mermer kaplamaların işlemeleri arasında üç balık ve dört güvercin motifi vardır. Güvercinin Bektaş-ı Veli'nin hayatında ve düşünce dünyasında simgesel bir yeri var. O'nu Horasan'dan Sulucukarahöyük'e barışı, dostluğu, kardeşliği, sevgiyi kitabeleştirsin diye... Pir'in Türbesi'nin duvar ve pencereleri işlemeli puşidelerle süslüdür. Çiçek motifi, izleyenlere huzur veren kubbe piramit şeklindedir. Gök Eşik diye isimlendirilen kapının altında eşikte, türbeyi yapan mimar Derviş Sadık'ın mezarının bulunduğu söylenir. Alevilerde eşik kutsaldır. Eşiğe basılmaz. Bir söylentiye göre de, Hacı Bektaş'ın Karacahöyük'e ilk geldiğinde büyük yardımını gördüğü Kadıncık Ana'nın mezarı bu Gök Eşik denen yerde imiş. Kadıncık Ana Pir'e saygısını böyle ifade etmek istemiş. Balım Sultan Türbesi Balım Sultan Türbesi, Külliye içinde Hacı Bektaş-ı Veli'den sonra diğer önemli türbedir. Yeri Hazret Avlusu'nun doğusunda bulunur. Selçuklu mimarisine göre inşa edilmiş, klasik kümbet biçimindedir. Türbenin önündeki kutsal dut ağacının Ahmet Yesevi'nin, Anadolu'ya atıp buraya düştüğüne inanılan ve köseği diye nitelenen karadut ağacıdır. Her yıl bol ürün verir. Ayrıca dut ağacı, dilek ağacı olarak büyük ilgi görmektedir. Özellikle kadın ziyaretçilerin dileklerindan oluşan bez ve ip düğümlerinden ağacın dalları ve gövdesi saçaklardan görülmemektedir. Asıl adı, Hızır Bali olan Balım Sultan (1473-1516)
astokomlu
19-09-2006, 10:19 AM
Türbesi'ni Şehsuvar Bey'in oğlu Ali Bey yaptırmıştır. Türbe içinden geçilen ayrı bölümde ise Balım Sultan'ın kardeşi Kalender Mürsel Çelebi'nin mazarı bulunur. Mustafa Kemal Hacıbaktaş'ta Mustafa Kemal Erzurum-Sivas kongresi dönüşü 22 Aralık 1919'da Mucur'a gelerek geceyi burada geçirir, ertesi gün Hacıbektaş'a hareket eder. Çelebi Cemalettin Efendi, Atatürk'ü karşılar. Bu karşılama çok önemlidir. Bir zamanların Ankara Valisi Sırrı Paşa, Hacıbektaş'a geldiği zaman Bektaşlar'a kadar arabasıyla gelir. Ondan sonra yeri niyaz eder, yürüyerek dergaha ualşırmış. Gene ittihatçı Talat ve Enver paşalar iktidara geldikten sonra Hacıbektaş'ı ziyaret etmişlerdir. Onlardan önce Meşrutiyet Padişahı Mehmet Paşa tahta çıkınca Çelebi Cemalettin Efendi'yi ziyaret edip hediyeler götürmüştür. Atatürk açısından Milli Kurtuluş Savaşı'nda Aleviler'in desteği önemli bir gücü oluşturuyordu. Atatürk Hacıbaktaş'ta bir gece kalır,Çelebi Cemalettin Efendi ile yenilip içilir. Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi ziyaret edilir, dede postunda oturan Salih Niyazi Baba ile üçlü olarak özel bir görüşme yapılır. Bu gizli görüşmeden sonra Çelebi Niyazi Baba Atatürk'e destek sözü verirler. Böylece Aleviler Milli Kurtuluş Savaşı'nda ve daha sonra Atatürk devrimlerinin uygulanmasında cumhuriyetin uygulanmasında cumhuriyetin en kararlı istekli desteğini oluştururlar. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) açıldığında Çelebi Cemalettin Efendi Kırşehir Mebusu ve Meclis Başkan Vekili olarak Meclis'te yerini alır. ÇOK ÇEHDEDİP İSTEDİM YERİ GÖĞÜ ARADIM HİÇ MEKANDA BULAMADIM BULDUM İNSAN İÇİNDE Yunus Emre Kadınlı erkekli beş bin can, ayrı bir dünyaya yolculuk Edercesine semah dönüyor. Şahidim dağlar taşlardır Ziyaretçiler ,zaman zaman, bağlama eşliğinde ve dedeleri öncülüğünde cem Yapıp Çiledağı'nda turnalar gibi semah dönüyor. Cem ayinleri sırasında transa Geçen kişiler, tüm cemaati duygulandırıyor, coşturuyor. Kendilerini tutamayan Yaşlılar ağlıyor. Çilehane'de, Delikli Taş dışında, ağrılara iyi geldiğine İnanılan Kulunç Kayası, Kutsal Alıç Ağacı, Zemzem Çeşmesi var. Hacıbektaş kasabasında, Külliye dışında halkın kabul ettiği, kurban kesip, adak adadığı, niyaz edip, cem ve semah dönülen bir dizi yer daha vardır. Halk, Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi dışında bu yerleri da ziyaret eder, kutsar, ziyaretini tamamlar. Bunalrın dışında Çilehane, Çiledağı veya Delikli taş denilen yer gelir. Çiledağı ilçeye yaklaşık iki kilometre uzaklıkta yer alıyor. Rivayetlerde Bektaş-ı Veli'nin çile doldurduğu yer olarak geçen taştan oyulmuş küçük bir mağaradan ibarettir. Halk buraya bugün Deliklitaş demekte ve bu taştan geçerek günahlarından arındığına inanmaktadır. Taştan geçemeyeceğin günahı, hatası olduğuna inanılır. O kişi gidip tekrar dergahı ziyaret edip, duasını eder, lokmasını dağıtır, kurbanını keser ve yeniden gelip taşta mumunu yakıp çıkmaya çalışır. Törenler sırasında ilgilinin en yoğun olduğu yer 'Deliklitaş'tan geçiş' oluyor. Taştan geçmek için uzanan kuyruk zaman zaman bir kilometreyi buluyor. İlginin odağını ise daha çok kadın ziyareçiler oluşturuyor. Taştan geçerken zorluk çeken canlara, diğer canlar, büyük bir inançla; ' Yetiş ya Ali, Yetiş ya Hünkar, Allah, Allah, Allah, Yetiş ya 12 İmam-ı Kerbela' diyerek moral veriyorlar. Gelen ziyaretçiler zaman zaman bağlama eşliğinde ve dedeleri öncülüğünde, cem yapıp Çiledeğı'nda turnalar gibi semah dönüyorlar. Bu cem ayinleri sırasında transa geçen kişiler tüm toplumu duygulandırıyor, coşturuyor. Kendilerini tutamayan yaşlılar ağlıyorlar. Çilehane'de, Deliklitaş dışında, ağrılara iyi geldiğini inanılan Kulunç Kayası, dilek tutulan Kutsal Alıç ağacı, Zemzem Çeşmesi ve Veliyettin Çelebi Türbesi vardır. Buralar da ziyaret edilip kutsanır. Yürüyen Kaya Hacıbektaş'daki Bala Mahallesin'de ise Bektaş Çelebi Türbesi, Yürüyan Kaya adı da verilen Atkaya vardır. Zir Mahallesi'nde ünlü Akpınar Çeşmesi'nin yukarı kısmında ise Kadıncık Ana'nın babası İdris Hoca'nın üç odalı evi bulunuyor. Ankara yönünden Hacıbektaş'a girerken yığma bir höyük bulunur. Rivayetlerde Hacı Bektaş'ın Güvercin donunda ilk göründüğüne inanılan Kra Höyük burasıdır. Ak Pınar ve Hamur Kaya da buradadır. Diğer bir kutsal yer de Hırka Dağı'dır. Hacı Bektaş'ın hırkasını yaktığı söylenceden adını alan dağ, kasabanın 15 kilometre güneyindedir. Volkanik olan 1670 metre rakımlı dağın çevresindeki meşe ormanları Yunus Emre'nin Taptuk Emre dergahına taşıdığına inanılan meşelerin geldiği ormandır. Hacıbektaş'ta ziyaretrçilerin sel gibi akıp geldiği bir yer de Beştaşlar adı verilen yerdir. Beştaşlar'da kurban kesilen, lokma dağıtılan yerin yanısıra bir de adına sansürlü bir şekilde "Konuk Evi"denilen "Cem Evi" vardır, kapısında jandarmaların beklediği... Suyu, ışığı ve oturacak yeri olmayan gecekondu Cem Evi. Buna rağmen yurdun dört bir yanından ve Avrupa'da işçi olarak çalışan Aleviler törenler sırasında Cem Evi'ni şenlendiriyorlar. Kurbanlı adaklarla, bağlama eşliğinde dedelerle birlikte cemler kuruluyor. Kadınlı erkekli semah dönenlerin "Ali, Ali, Dost, Dost" nidaları izleyenleri ve katılanları başka dünyalara alıp götürüyor. Kereme gelen beş taş Bektaşlar, ilçenin kuzey batısında beş kilometre uzaklıktadır. Rivayetteki; Hacı Bektaş-ı Veli'nin çobanlık yaparken, Sarı'nın öküzünü kurtların yediği yer burasıdır. Sarı buna inanmaz. Bektaş-ı Veli' ye ödetmek ister. Hacı Bektaş-ı Veli, 'şahidim dağlar, taşlardır' deyince bu haksızlığa dayanamayan taşlardan beş tanesi tanıklık ederler. Beş taşlar işte bundan dolayı kereme gelen bu beş kayaya verilen addır. Dedebağları ise ilçeye iki kilometre mesafededir. Eskiden vakıf olarak dergah malı imiş. Dergaha hizmet eden dervişlerin sebze meyve ihtiyaçları karşılanırmış. Bugün ziyaretçilerin kurbanlarının kesildiği, kazanların kaynadığı, lokmaların dağılıp, yendiği mesire yeri gibidir. Törene gelen ozanların, semah ekiplerinin ve buna benzer etkinliklerin en yoğun yapıldığı yer Dede bağlar'dır. Canlar birarada, kurbanlar, kazanlar birarada olur da ayin-i cem olmaz mı? Bağlama eşliğindeki cem, halkın toplu tapınma tarzında tevhid çekmesi ve semah dönmesi ile sürüp gider.
astokomlu
19-09-2006, 10:19 AM
Bir seferinde o denli coşkulu bir cem olurki, kadınlı erkekli beş bin kişinin katıldığı ve bu beş bin kişinin semah döndüğünü anlatan bir Hacıbektaşlıyı anımsadıkça heyecanlanıyorum. Düşünebiliyor musunuz? Kadınlı erkekli beş bin can bağlamalar eşliğinde 'Gelin canlar bir olalım' deyip kendinden geçmiş bir halde, huşu içinde, vecde düşmüş, ayrı bir dünyaya yolculuk edercesine semah dönüyor... Hacıbektaş kasabasında 16 Ağustos'ta geleneksel olarak başlayan anma günleri üç gün üç gece devam ediyor. Bu üç gün, üç gece süresince kasabanın yeri göğü insan doluyor. İğne atsan yere düşmez misali. Dergah gece-gündüz halka açık Müze olarak hizmet gören dergah gece gündüz halka açık oluyor. Ayrıca dergah dışındaki ziyaret yerleri dollup taşıyor. Kapalı bir spor salonunda akşam devam eden kutlama etkinlikleri de üç gün sürüyor. Bu süre içinde yaklaşık yirmiye yakın ozan bir o kadar da çeşitli yörelerden semah ekipleri büyük bir sevgi, coşku ve saygı ile insan sevgisini, insan akışını, dostluğu, kardeşliği haykırıyorlar. Yeryüzüne..
astokomlu
19-09-2006, 10:21 AM
Veli Baba Sultan'ı Anma Törenleri
Veli B aba'nın doğumu, Ağustos'un ilk Cumartesi günü büyük bir sevgiyle kutlanıyor. Uluğbey'de bir sevgi pınarı Bağdat seferine çıkan 4. Murat'ın ordusu Veli Baba'nın köyünde konaklamak isteyince, Veli Baba askerler için bir güveç pilav, atlar için de bir torba samanla, bir tas arpa alıp gelmiş. Ordunun komutanları, bu ikram karşısında şaşırmışlar. Hatta Veli Baba'yı öldürmeye kalkmışlar. Ancak askerler pilavı yemeye başlayınca ne pilav bitmiş ne de arpayla saman. Saat gecenin beşi, daha doğrusu sabahın beşi. Sunucu, Ozan Mahzuni Şerif'i sahneye çağırıyor Pir Sultan Abdal geleneğinin, çağımızdaki halklarından biri diya... Pir Sultan Abdal'dan bir dörtlük okurken, Mahzuni elindeki sazla selam vererek sahneye çıkıyor. Saat sabahın beşi ve Uluğbey kasabasındaki açık hava sahnesini izleyen onbine yakın insanın Mahzuni'yi karşılamaları çığlık, coşku, sevgi ve heyecanı yeri göğü inletiyor. Mahzuni şaşkın, konuk izleyiciler şaşkın, halk kendinden geçmiş adeta toplumsal bir vecd hali, toplumsal bir kutsama, toplumsal bir tapınma hali... Her şey yerli yerinde, adeta büyülü bir dünya... Mahzuni; çiçek, alkış, ıslık gibi sevgi gösterileri ile Hacı Bektaş'tan, Şah Hatai'den, Pir Sultan'dan söylediği parçalarla prograın sonuna gelirken sabah ezanları çoktan susmuş, ortalık aydınlanmıştı. Mahzuni, 'Domdon Kurşunu'nu söylerken, kitle, ışıksız birbirini görebiliyordu. Sabah olmuştu. Evet olay 'Gül Şehri' Isparta'nın Senirkent ilçesindeki Uluğbey kasabasında geçiyordu. Yaşanan şey, Uluğbey kasabası ve yöre halkının geleneksel olarak kutlanan 'Veli Baba Sultan Anma Törenleri'nden bir kesit idi. Bu gece Veli Baba Sultan'ın sağlığında gösterdiği erdemli yaşamı, ermişliği üstüne halkın bitip tükenmeyen vefa borcu, sevgi ve saygısının küçük bir ifade biçimiydi. Gürül gürül akan bir sevgi pınarı... Aşık Mahzuni'den önce, sahnede Afyon-Emirdağ semah ekibi doğal giysileri içinde törenlere katılmış binler adına "Ali Şah, Ali Şah" diye diye dönerken, tüm kitlenin duygularına tercüman oluyordu. Tören alanındaki on bine varan kitlenin duygularına tercüman oluyordu. Tören alanındaki on bine varan kitlenin kalbi semah dönenlerle dönüyordu. Sevgileri, saygıları, coşkuları semah ekipleri ile semaya yükseliyordu. Turnalar gibi. Açık havadaki bu tören alanı, Cumartesi akşamı saat yedide geldiğimde, nasıl iğne atsan yere düşmez misali, tıklım tıklım coşkulu ve sevgili bir kalabalık idiyse, sabah saat beşi geçiyorken de kitlede en küçük bıkkınlık, yorgunluk, uyku hali gözlenmeden aynı coşku, aynı heyecan, aynı sevgi halini izlemek olası idi. Bu saygı, coşku ve sevgi selini kıyaslayacak bir olay düşünemiyorum. Ne ulusal starlarımızın, ne de uluslar arası, eğlence endüstrisinin starlarının etkinlikleriyle... Üstelik çok dar olanaklarla, çok kendiliğinden organizasyonla... Bir tiyatro: Kerbela Afyon Emirdağ, İstanbul Göztepe Şahkulu Sultan, Bursa Turnalar Semah Ekibi ve Uluğbey Semah ekiplerinin rengarenk, coşkun, saygın ve sevgi dolu, duygu yüklü semahları arasında bir de tiyatro oyunu izledik. Adı: Kerbela. Uluğbey'li gençlerden oluşan bir amatör grubun törenler için hazırladığı oyun. Bu da gelenek olmuş, her yıl bir oyun sahnelenirmiş; tötenlerin konusuna uygun olarak. Kerbela oyununu izleyen kalabalık yediden yetmişe kendilerini o kadar kaptırmış, oyunun coşku, heyecan ve sürükleyiciliği ile o kadar kendilerini aynileşmişler di ki, izlenen gerçek hayat mı, değil mi, yapılan semah mı, ayini-i cem mi, tiyatro mu? Ad vermek olanaksız. Tabii halkın bu duygularıyla, ilgileriyle, bu kadar coşkun izlemelerini görünce milyonlar, hatta milyarlar harcanıp büyük şehirlerde boş kotuklara oynanan tiyatro oynlarını anımsadım. Acaba terslik neredeydi diye... Kerbela oyunu; Hz. Muhammed'in torunu, Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hüseyin ve aile efradının uğradığı haksızlıkları ve insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen Kerbela katliamını anlatıyorlu. Halk adeta ibadet edercesine tiyatro oyununu izliyordu. Oyunun senaryo, yönetmen ve baş oyuncusu Muharreme Tan, oyun bitiminde kitleye şöyle seslendi: "İnsanlık suçu olan Kerbela olayını dün olduğu gibi bugün de kınıyoruz. Sevgili konuklar, bu insanlar Ehlibeyti sevdikleri için, Ali Murteza'yı sevdikleri için, Kitab-ı Kur'an'ı sevdikleri için böyle hunharca Müslümanlık adına katledildiler. ...Canlarım, dostlarım,kardeşlerim, Kaldırın başlarınızı yukarı Öyle yüzünüz yerde,özünüz darda Suçlular gibi durup dururuz El gövdede kaşınan yeri bilir Bize düşen görev gerçekleri tüm toplumumuza anlatmaktır. Sakın bizi hor görmeyin Aleviyiz,Bektaşiyiz,Kerbela-yı Hüseyniyiz biz. Cumhuriyetçiyiz,demokratız,laikiz,Atatürkçüyüz biz..." Veli Baba Sultan Anma Törenlerini , Uluğbey Kasabası Eski Eserleri Koruma Derneği organize ediyor.Derneğin kuruluşu 1952 yılın dayanıyor.Bu törenlerin diğer adı da "VELİ BABA PİLAV GÜNÜ'.törenlerin çağrısı ise şu düşüneye bağlı ; GELİN CANLARIM BİR OLALIM İŞİ KOLAY KILALIM SEVELİM SEVİLELİM DÜNYA KİMSEYE KALMAZ Uluğbey kasabasının tümü Alevi-Bektaşi inançlı isanlardan oluşuyor.Kasabanın bağlı olduğu Senirkent'te Alevilerce kutsal sayılan yatırlar var. Bunlardan biri; Şeyh Ahmet Sultan Türbesi diğeri ise Kutup İbrahim Sultan . Sünnileşen kasaba Geçmişte Senirkent'in de tümü Alevi imiş. Ama bugün çok az sayıda aile var. Yaşlıların anlattıklarına göre 1500 yıllarında Aleviler o zamanda çocukları okusun diye 3-4 kişiyi Konya'ya medrese tahsil etmeye göndermişler. Çocuklar 10-15 yıl okuyup döndükten sonra tamamen ehli-sünnet fikirlerini yani Sünni İslam'ı , Osmanlı sünniliğini savuna gelmişler.Derken süreç içinde Senirkent sünnileşmiş.Üstelik bu olguyu yaşlı sünni Senirkent'liler de biliyor ve anlatıyorlar. Senirkent Alevilikten sünniliğe böyle "terfi" etmiş. Anadolu'daki birçok belde gibi... Törenlere 'PİLAV GÜNÜ' denmesi ise şöyle bir rivayete dayanıyor: Veli Baba Sultan 1600 yıllarında Uluğbey'de yaşayan saygınlığı ile bilinen , tanınan yörenin sevilen postnişin dedelerindenmiş.Uluğbey'in o zamanki adı da 'ULUKÖY' müş
astokomlu
19-09-2006, 10:22 AM
Osmanlı Padişahı 4. Murat, Bağdat Seferine çıkıyormuş.Ordu ilerlemiş AYDIN, ISPARTA-KONYA vs. Isparta-Uluborlu'ya gelmişler. Ordunun başında halkın MURTAZA ZOR PAŞA dediği paşa varmış.Ordu , Uluborlu'da konaklamak istemiş.Beldenin ileri gelenlerini çağırmış, yiyecek, konaklama durumunu sormuşlar. Eşraf orduyu konaklatamayacaklarını , çünkü çok yoksul olduklarını söylemişler.Orduyu Veli Baba'ya göndermişler. Paşa ilgili adamları, Uluğbey'deki Veli Baba'ya göndermiş. Veli Baba'nın köyü çok daha küçük olduğu halde hemen kabul etmiş. "Hay Hay" demiş.Komutanlar anlamamış ve şaşırmışlar. 'Hadi başla bakalım,bu işi nasıl yapacaksın?' demişler.Veli Baba; hemen asker bir güveç pilav, atlar için bir torba saman ve bir tas arpa alıp gelmiş. Komutanlar 'bu adam bizimle galiba alay ediyor' diye fena halde bozulmuş, kızmış hatta öldümeye kalkmışlar.Veli Baba binbir zorlukla alay etmediğine komutanları ikna edip konaklatmış.Asker pilavı yemeye başlamış.Ne pilav bitmiş, ne arpa ne de saman. Murtaza Zor Paşa, bu keramet karşısında şaşırmış kalmış.Veli Baba'nın elini öpmüş, niyaz etmiş, Bağdat Seferi için hayır duası istemiş. 'Dile benden ne dilersen' demiş. Veli Baba da, baba ve dedeleri ile aile efradının mezarlarını göstererek, buraya bir külliye istemiş. Paşa ferman çıkartıp işte bu külliyeyi yaptırmış. Isparta Beyi külliyenin yanında bir de cami yaptırmış. Paşa Bağdat'ta ölünce külliye yarım kalmış sonra tamamlanmış. 'Veli Baba Külliyesi'nin yapılması bu olaya dayanır. İşte PİLAV espirisi buradan geliyor. 1935 yılında devletten tek kuruş almadan yaptırılan Uluğbey İlkokulu yörenin ilim kaynağı durumunda Uluğbey'de sönmeyen bir tutku : Eğitim Gece saat 24.00 oldu. Bir anons: "Pilav dağıtımında görevli canlar lütfen KARA KAZAN' ın yanına gelsinler." Anonstan yaklaşık yarım saat sonra gürültüsüz, patırtısız ve büyük bir sevecenlik ve sıcaklıkla görevliler tabak, çatal ve kaşık, bardak ile etli bulgur pilavını dağıtmaya başladılar bile... Açıkhava tiyatrosu gibi bir tören alanında yaklaşık 8 bin kişiye 'Veli Baba Sultan Pilav'ı dağıtıldı. Pirin lokmasını tüm canlar büyük bir sevgi ,saygı ve iştahla yediler dilek ve dualar ile ... Doğrusu ne çatal sesi duyuldu , ne tabak, ne de küçük bir tartışma; az oldu, çok oldu veya bana az koydunuz gibisinden bir sözcük yok. Hayret edilecek bir saygı , sevgi ve coşku ile pilavlar yendi program devam ederken... Veli Baba Sultan 'ın pilavına bu yıl ilgi oldukça fazla imiş. Alevi pilavını kaşıklayanlar arasında Isparta Valisi Yusuf Ziya Göksu ile Burdur Valisi Memduh Oğuz'un yanısıra onu aşkın yöre belediye başkanları da vardı. Uluğbey'liler de bu ilgiye şaşkın . çünkü bu törenin 1970'lere varan bir mazisi var. 1970'den 1976'ya kadar düzenli kutlanırken 1976'da törenlerde, yörenin savcısı türkü söyleyen ozanlardan Şah Turna'yı tutuklamış. O dönem Milliyetçi Hareket Partisi'nin de (MHP) baskılarına dayanamayan Uluğbeyliler kutlamalara 1986'ya kadar ara vermişler . MHP militanları o yıllarda Senirkent'in sokaklarını şu sloganla doldurmuş: "Senirkent FAŞİZME GÜNEŞ Hoş geldin Alpaslan TÜRKEŞ" Savcılık bunlar hakkında değil , halk türküleri söyleyen ozanlar hakkında dava açıp kelepçe takmış, tutuklamış. On yıldır yapılan kutlamalara bugüne dek protokole hiç gitmeyen ISPARTA VALİLİĞİ, bu kez hem de iki vali ile birlikte katılmıştı. Acaba bunu halk neye borçluydu. Isparta Valisi yaptığı konuşmada ; Veli Baba ile ilgili sevgi ,saygı ,barış ve kardeşlikten sonra Uluğbeyliler'e " Türkiye'nin neresinde olursam olayım ,Veli Baba törenlerine her yıl katılacağıma söz veriyorum" dedi. Bu yıl yapılan Veli Baba törenlerinde valilerimizi diğer devlet erkanı telgrafları da yalnız bırakmadılar. Bunları okunuş sırası ile ; Başbakan Yıldırım Akbulut ,Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) Genel Başkanı Erdal İnönü, Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanı Süleyman Demirel, SHP Genel Sekreteri Deniz Baykal, Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek ve TRT Genel Müdürü Kerim Aydın Erdem izledi. Anma törenlerinin şüphesiz en önemli şahsiyeti bence, kasabanın 'Dede Baba'sı' Hakkı Dede idi. Hakkı Dede 90 yaşına rağmen gecenin 02'sinde Kerbela tiyatrosunu canlarla, erenlerle büyük bir huşu içinde izliyordu. Evet Hakkı Dede; 1900 doğumlu, tamı tamına 90 yaşında bir Alevi dedesi, aydın, yaşına rağmen dinç, esprili pırıl pırıl aydınlık düşünceli bilge kişi... Hakkı Dede Baba ile Uluğbey'de dik yüksek merdivenlerle daracık ara sokaklardan çıkarak ulaştığımız evde sedirde oturrken karşılaşınca, kendimi adeta klasik Yunan mitolojisine yolculuk ediyor sandım. Veya karşımda konuşan sanki bir doğulu Budha bilgini, bilmem belki Dalai Lama idi. Ama hayır! Karşımda onca yaşın verdiği mütevazi ve bilge bakışları ile yaşayan, bir Anadolu gerçeğiydi. Adeta evliyalaşmış sevilen sayılan bir Alevi dedesi... Kendisini tanımak istediğimde "Kendim yaşlandım ama kafam genç sayılır" deyip şöyle dedi. BEN BENDEN GELDİM BEN BENDEYİM BEN GENE BANA GİDİYORUM BENİ BENDEN SORMAYIN Arkasından da halkın aydınlanmasında basının, sinemanın, tiyatronun önemi ğzerinde o kadar aydınlık, berrak fikirler ifade ediyordu ki, hayranlığımı gizleyemedim. Hakkı Dede, rüştiye mazunu, eskişehir Seyid-i Battal Gazi Ocağı'na bağlı Veli Baba Türbesi ve müridlerinin mürşidi. Hakkı Dede ile iki saate yakın sohbet ettik. Birçok konuda bilgi edindim. Alevilik ile Bektaşilik arasında temelde fark olmadığını, Hacı Bektaş-ı Vali'nin Alevi olduğunu, Aleviliği Anadolu'da irşad ettiğini ifade etti. Bugünkü Şiiliğin Emevi islam anlayışından özde farkı kalmadığını, Şah İsail'den sonra değiştiğini, bunun sorumlusunun Yavuz Sultan olduğunu, Anadolu'da Aleviliğe en büyük darbenin de o dönemde vurulduğunu ifade etti. Hacı Bektaş-ı Veli'deki "GÜVERCİN'in sıradan bir kuş olmadığını, barışı, dostluğu, kardeşliği temsil ettiğini, yürüyen "DUVAR'ında, mutsuz halkı, haksızlıklara karşı duvar gibi duyarsız olmaktan çıkarıp aydınlatmak, ayaklandırmak olduğunu söyledi. İşte Anadolu Aleviliği, düşünsel yapısındaki olumlulukları bu bilge insanların varlığına borçlu. Her türlü karanlığa karşın... Uluğbey, yörede en çok yüksek tahsil yaptıran köy sayılıyormuş. Köyde kadınlı-erkekli halkın oturduğu kafeteryanın adı "ERENLER GAZİNOSU". Gazinoda kaç-göç yok. Büyük şehirlerde bile bulunan "AİLEYE MAHSUSTUR" diye tabelalar da yok. Kadın-erkek aynı masada oturuyor, yiyeceklerini yiyor, içeceğini içiyor. Hiç rahatsızlık duymadan... Köye ilk ilkokulu halk imece ile devletten bir kuruş para almaksızın 1935 yılında kendisi yapmış. Hem de 30 günde. İlkokulun önünde adeta kutsal bir yermiş gibi, şu iki tabela yer alıyor. Birincisi kitabenin yanında Mustafa Kemal ile İsmet Paşa'nın kabartma fotoğrafları da var. TUT ELİMDEN GERİ KALDIM GÜCÜMLE KABEMİ ALDIM İkinci kitabe daha da anlamlı: SENİ 30 GÜNDE YAPTIK KAÇIYORDUN ALIP KAPTIK BİZİ KURTAR NUR OCAĞI KABEMİZSİN SANA TAPTIK Evet işte Anaolu alevilerinin bilimi, bilgiyi, eğitimi, bilim yuvalarını sevmelerinin, saymalarının en güzel örneği, belgesi. 'Benim kabem insandır' düsturunun yanında bir de okulun kapısına; KABEMİZSİN SANA TAPTIK diyebilmek ne denli aydınlık erdemli bir düşünce. Bu okul hala hizmet veriyor. Geçen yıl yıktırıp yerine yenisini yaptırmak isteyen Milli Eğitim Müdürlüğü'ne karşı, halk ayaklanmış, O okulu biz yaptık. Biz yıktırmayız. Eskimişse restore etmek te bize düşer demişler. Uluğbey halkının bu birlik ve dayanışma geleneği bugün de canlı bir şekilde sürüyor. Köyün, yani yani beldenin ortalama 5000 nüfusu var. Ama bunun yüzde 75'i belde dışında yaşıyor. Çoğunluğu da Avrupa'da işçi. Ama Uluğbeyliler her Ağustos ayının ilk haftası kasabasına geliyor, Veli Baba'nın pilav kazanı kaynıyor. Bu imecenin güzel bir örneği de bu yıl kendi belediyelerine 60 milyon değerinde bir itfaiye aracı alıp bağış yapmaları olmuş. Gelecek yıl da bir ambulans alınıp belediye hizmetine sunulacakmış. Uluğbey'den daha güzel haberler duymak dileğiyle... Veli Baba Sultan Anma Törenleri, aynı zamanda Veli Baba'nın yaş günü olarak kutlanırmış. "İyi doğdun Veli Baba... Çok yaşa Veli Baba" demekten başka ne diyebiliriz ki... Daha nice yıllara... ÇİLEHANE'DEN DEDE'LİĞE VELİ Baba, dedesi Veliyettin Gazi ve babası Hüseyin Veli zamanında miladi 1533 yılının Ağustos ayında Uluğbey köyünde doğdu. Dergahta dervişlerle birlikte büyüdüğü için daha küçük yaşta dervişliğe, veliliğe, dedeliğe merak sardı. Babası ve dedesi ölünce kendisini tamamen dinler tarihi, felsefe ve çeşitli kitaplar okumaya verdi. Çevresinde ve Isparta yöresnde sevilen, sayılan, sözü geçen, karizmatik bir kişilik oluşturmuştur. Gelenek gereği 40 gün çilehane eğitimi yaptı. Nebi kızı Fatma ile evlenen, Veli Baba Sultan'ın Mustafa, Hüseyin Çelebi ve Cafer adlı üç oğlu dünyaya geldi. Cafer ve Mustafa Veli Baba ile birlikte savaşt şehit düştü. Hüseyin Çelebi ise hayatını zor kurtardı. Ölümü ile ilgili değişik rivayetler var. Veli Baba, sağlığında, İstanbul'dan dergahının mallarının beratını, oğlu Hüseyin Çelebi'ye tescil ettirmiştir. Veli Baba Sultan'ın soyunun Hasan Gazi ve Seyit Battal Gazi kanalı ile peygamber soyuna ulaştığına ve seyyid olduğuna inanılır. Veli Baba'nın yaşadığı dönemden günümüze 500 yıl geçtiği halde türbesi etrafından halkın oluşturduğu büyük bir saygı ve sevgi çemberi var..
astokomlu
19-09-2006, 10:26 AM
Hamza Baba'yı Anma Törenleri
PİR HAMZA BABA AŞÜRE TÖRENLER EZELDE BENİM FİKRİM ENEL HAK İDİ ZİKRİM Yunus Emre ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜM YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM Yunus Emre " Çocuklarım bile babalarının alevi olduğunu bilmezler. Kendilerinin alevi olduğunu bilmezler.Kendilerine bir zarar gelmesin diye onlardan kimliklerini sakladık." Üç Çınar Meydanında turnalar gibi Semah Dönmek Bu küçük dağ köyünde, sokkaklardaki, duvarlara Ali, Hasan, Hüseyin ve Hacı Bektaş'ın resimlerini Alman Pol yapmış. Pol köyü ve aleviliği çok sevmiş Köyde bir alevi ile de evlenmiş. Hamza Baba Kimdir? Hamza Baba Hacı Bektaş-ı Veli'nin Sulucakarahöyük'te kurduğu dergahta yetiştirdiği 360 müritten birisidir. Hacı Bektaş-ı Veli Ocağından yetişmiştir. Bizzat Hünkar'dan el almıştır. O'nun seceresi de ahmet Yesevi'ye uzanmaktadır. Kendisine "Saçlı Hamza" adı da verilir. Horasan erenlerinden Hacı ilyasoğlu Pir Hamza Baba diye de anılır. Hacı Bektaş-ı Veli, Pir Hamza Baba'yı Saruhan Beyliği zamanında üç kişi olarak Ege'ye İzmir civarına bölgede kendi düşüncelerini halka öğretmek ve aydınlatmak için gönderir. Hamza Baba daha sonra kendi adı verilen bu orman köyüne yerleşir. Teeksini açar ve irşada başlar. Halkı sever. Halka kendini sevdirir. Halkın her derdine deva olur. Diğer iki müridden; Koca Bektaş Baba, Akhisar Beyova'ya yerleşir. Yatağan Baba ise, Soma Yatağan köyüne yerleşir. Tekkelerini kurarlar. Hamza Baba Saruhan Bey'i ile temas kurar. Bazı kerametleri, bilgeliği Saruhan Bey'ini etkiler, faaliyetlerini serbest bırakır. O'da 9 kişilik bir mürit ekibi kurar. Saruhan bey'i kendisine vakıf arazileri verir. Doğum tarihi bilinmez. Ölümü ise tahminen 1360 yılından öncedir. Hamza Baba Türbesi 2. Murat zamanında yapılmıştır. Ege bölgesinde sonraları çok yaygın bir üne ulaşmıştır. 1826'da 2.Mahmut, Hamza Baba'yı da kapattırmıştır. Bir bilgiye göre 2. Meşrutiyete kadar (1908) kapalı kalır. Halk gizli gizli türbeyi ziyaret eder. Daha sonra açılır. Bu kez de 1926'da tekkeler kapatılırken kapatılır. Bugün türbe olarak açıktır ama cem evi yoktur. Halk yılın yaz aralarında Pir Hamza Baba'yı ziyaret eder, adak adar, kurbanını keser, lokmasını dağıtır. Son üç yıldır geleneksel olarak yapılan kutlamaları Hamza baba adına kurulan dernek yapmaktadır. Bu yıl Ağustos ayının 26'sı Pazar günü 13'de başlayan törenleri saat 19.00'a kadar devam etti. Diğer bir kaynağa göre ise; Hamza Baba Şeyh Bedrettin'in komutanlarındandır. Şeyh Bedrettin olayına katılmıştır. Hamza Baba olmasa bile Halifelerinden, Şeyh Bedrettin olayına kayılanların olması mümkündür. Hamza Baba köyüne gecenin saat üçünde ulaştık. Hiç bilmedik bir bölgede, hiç bilmedik bir köyü arayıp bulmanın hem de gece zorluğunu yaşadık. Hamza Baba Köyü izmir'in Kemalpaşa kazasına bağlı bir Alevi-Bektaşi köyü. Hamza Baba Aşüre Günü Hamza Baba, 30 hanelik minik bir köy. Her yıl geleneksel "Pir Hamza Baba'yı Anma Törenleri" yapılıyor. Yaklaşık 700 yıllık bir geçmişi var törenlerin. Anma törenlerini son üç yıldır köyde kurulu dernek organize ediyor. Törenlerin diğer bir adı da "Hamza Baba Aşüre Günü" olarak anılıyor. Saat 03.00'de karanlık bir gecede dolambaçlı çam ormanları ile kaplı yolları açarak Hamza Baba köyüne ulaştık. Köy meydanına gelip o saatte ışığı yanan yere vardığımızda ise ne görelim, kahve insanla dolu idi. Kahvenin önünde ve bahçe ile meydanda o saatte dışarda battaniyelere çuvallara sarılı yerlerde,betonlar üstünde, kadınlı-erkekli ve çocuklu açık havada yüzlerce insan görünce şaşırpı kaldık. Bu insanlar, yarın bu maydand yapılacak törenler için çeşitli bölgelerden gelen alevi inançlı insanlardı. Civardaki kamyonların, traktör römorklarının, minibüs ve taksilerin içi otel gibi dolmuş. Köydeki evlere , arabalara sığmayan insanlar sokaklara, meydanlara köyün tek kahvesinin avlusu ve tören alanı olan üç çınar meydanına taşmıştı. Hem de kadın-erkek, çoluk çocuk her yaştan ve çeşitli bölgelerden insanlar. Üç Çınar Meydanı Bu insanlar ne yapıyordu? Burada ne arıyordu? İbadetlerini bu kadar çile çekmeden kilometrelerce yol katetmeden, betonlar üstünde, çuvallar, battaniyeler içinde, gecelerini uykusuz geçirmeden yapamazlar mıydı? Bu insanları buraya getiren nedenler ne idi? Doğrusu o gece çınarlar altında betonlar üstünde dağların tepesinde küçük bir köyde, çuval ve battaniyelere sarınarak ertesi gün yapılacak törenleri bekleyen insanların psikolojisini anlatmak görmeden olası degil. Bu kadar olumsuz şartları bu insanlar o denli sevecen, o denli sabırlı bir tefekkürle karşılıyorlardı ki hayran olmamak mümkün degildi. Hiçbir yüzde en küçük bir bezginlik, pişmanlık, uykusuz kalmanın verdiği, huşu içinde sabahın olmasını bekliyorlar. Dilleri döndükçe, akılları erdikçe, çeşitli güncel sorunların yanı sıra, Hacı Bektaş-ı Veli gibi alevilerce kutsal sayılan, sevilen ulular, ermişler ve onların öğretileri üstüne muhabbet ediyorlar.Bir yandan da o saatte köye ertesi gün törenlere katılmak için gelen canları, erenleri karşılıyorlar. Hangi yöreden geldiklerini soruyorlar, kahvede sandelye uzatıp çay ısmarlıyorlardı. Alevi-Bektaşi inancında "Aşüre" espirisinin önemli bir yeri vardır. Aşüre, Kerbela da susuz bırakılarak, işkencelerin en ağırı uygulanarak İmam Hüseyin ve aile efradının Emevi Hükümdarı Yezid tarafından katledilmesinin anasına pişirilir. Aleviler; bu insanlık dışı katliamı lanetlemek için her yıl muharrem ayında su ve et yemeden ellerine kesici alet almadan 12 gün, 12 İmamların anısına oruç tutarlar. 12 gün sonra 12 çeşit yiyecektan oluşan Aşüre kazanını kaynatırlar. Aşüreyi lokma olarak halka dağıtırlar. O gün her alevi evi bir kazan aşüre pişirir ve Kerbela anısına lokma olarak dağıtır. 12 yıl üst üste orucunu tutarak kazanını kaynatan yaşlı aleviler 12 kazan ve birkaç kez 12 yıl orucunu ve 12 kazan aşüreyi kaynatmış insanlar var. Mum Söndürme Ayini Gecenin bu saatinde Hamza Baba meydanındaki insanların bu kadar zorluğa katlanarak tatmak istedikleri doyumsamak istedikleri olay ertesi gün yapılacak törenlerdir. Bu törenlerde söylenecek Ali, Kerbela, Hacı Bektaş-ı Veli, Pir Hamza Baba'ya ilişkin nefesler, deyişler dualardır. Yapılacak semahlardır. O küçük köy meydanında bir araya gelecek 3000 civarındaki insanın olduğunu bilerek 365 gün boyunca gizlediği inancını haykırmasıdır.
astokomlu
19-09-2006, 10:26 AM
Çünkü ülkemizde alevinin ibadeti gizlidir. İnancı doğrultusunda yaşaması yasaktır. İbadetin adı da MUM SÖNDÜRMEK tir. Mum söndürmenin anlamı ise; alevilerin geceleri kadın-erkek bir araya gelmesi ve mumları söndürerek ana-bacı demeden birbirini becermesidir. Bu gidişten menfaati olan bazı cahil kesimler alevileri kamuoyuna ve körpe belleklere islamın şartı gibi böyle belletmişlerdir. Bu şartlanma gene bazı bu kesimlerin adeta genlerine işlemiştir. Kalkıp günümüzde bile bu durum acaba var mı diye soran aydınlarımız bile vardır. Alevi- Bektaşi inanında "mum söndürmek" diye bir olay yoktur. Bu bazı yobazların alevi ayinlerinde cemlerinde, semahlarında kadın ve erkeğin birarda olmasına karşı aldıkları tutuculuğun bir ifadesidir. Bir iftiradır. Aleviler arasında namus meselesi oldukça katıdır. Boşanmak bile başlı başına bir alevinin yoldan düşmesinin nedeni olabilmektedir. Boşanma, eğer çok halkı bir neden olmadıkça yargılanma nedenidir. Alevilikten dışlanmasıdır. Yol düşkünlüğüdür. Olay böyle iken mum söndü hikayesine kargalar güler. Aleviler ibadetlerini yasaklardan dolayı gizli yaptıkları için bu tür suçlamalr olmuştur, olmaktadır. İşte çeşitli anma törenlerinde Anadolu alevisi insanlardan binleri, onbinleri, yüzbinler bir araya getiren nedenlerden birisi de kendi inançlarını, kendi ayinlerini, açıkça yapma istemidir, özlemidir. Cem Evi Ama alevilerin serbestçe, özgürce ibadetlerini yapacakları bir tek cem evi yoktur. Hamza Baba köyün'nde de yoktur. Gelen insanlar ya küçük evlerde dedeler öncülüğünde bir araya gelebilmekte veya biraz semah, deyiş, nefes dinleyip canlarla, dostlarla, erenlerle aynı mekanı, aynı havayı teneffüs etmenin tadını yaşayıp dönmektediler. Törenler sırasında, oradaki kitlenin sevecen, coşkulu ve sevgi dolu havasından çok etkilenmiş olacak ki yaşı 65 civarında bir bey yanımıza yaklaştı ve kendisinin İstanbul Üsküdar'dan geldiğini söyledi. Arkasından ne dedi bu bey biliyormusunuz? Ben aleviyim, ama emekli oluncaya kadar hiç kimseye bunu söylemedim. Karımdan başka hiç kimse bilmez. İki oğlumuz oldu ikisi de üniversiteyi bitirdi. Şu anda çok iyi işlere girdiler. Ama onlar bile benim alevi olduğumu bilmezler. Babalarının alevi olduklarını bilmezler. Kendilerinin alevi olduklarını bilmezler. Ne olur ne olmaz diye sakladık. Çocuklara bir zarar gelmesin diye sakladık. Bu beyi dinleyin üç beş arkadaş bu çarpıcı olay karşısında şaşırıp kaldık. Adama kızsak mı, üzülsek mi kestiremedik. Devlet korkusundan, devletin meseleye olumsuz bakmasının korkusundan insanlarımız ne hale düşüyor. Kendi kimliğini, inancını, kültürünü, örf ve adetini, bırakın komşusuna, iş arkadaşına, çocuğuna bile açmaktan şartlar kendisini alıkoyuyor. Ancak emekli olduktan sonra gene çocuklarına değil bize açabiliyor. Hamza Baba Köyü'ne sabahın gelişi ile her taraf araba ve insan ile dolmas birbirini izledi. Çınarlar Meydanı ve Türbe Yolu tıklım tıklım insan dolu. Hamza Baba türbesine girmek O'na ulaşmak, sandukasını niyaz edip dua etmek için oluşmuş uzun bir kuyruk var. Yaşlı, genç, aydını, köylüsü Pir Hamza Baba'ya saygılı sevgilerini hürmetlerini ifade etmek için sıra bekliyor. Sırası gelince içeri giriyor duasını edip çıkıyor. Arkasından köyün tepe kısmındaki Pir Hamza Baba'nın müridi Perişan Baba'yı ziyaret ediyorlar. Kadın canlar dilek ağaçlarına ip bağlamada daha ilgili davranıyorlar. Duvarlardaki Freskler Hamza Baba Köyü'nde güneşin köyü aydınlatmasıyla duvarlardaki fresklerin bizi karşılamaları da aynı anda ortaya çıkıyor. Önce Çınarlar Meydanında büyük çeşmenin başında Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli'nin meydandaki duvara yapılmış duvar resmini görüyoruz. Resmin yanında ise; Her ne ararsan kendinde ara Mekke'de Kudüs'te Hac'da değildir." İfadesi yazılı. Karşı duvarda Nuh tufanını anlatana bir duvar resmi boydan boya. Önünde oturmuş bir gurup can lokmalarını yiyorlar. Karşı sokağa bakıyoruz. Hz. Ali'ni büyük boy bir duvar resmi. Yanında ise; La feta ille Ali, la feta ille zülfikar yazılı. Anlamı ise; Ali kadar yiğit insan, zülfikar kadar keskin kılıç yoktur.Diğer duvarda ise; İmam Hasan ve İmam Hüseyin'in duvar resimleri yer alıyor. Duvar resimlerini görünce insan Kapadokya'daki freskleri anmadan edemiyor. Pol'ün Resimleri. Bu dağ başında, bu minicik köyde sokakları süsleyen bu olay bizi çok etkiledi. Bazı resimlerin Pol adında bir Alman yapmış. Pol köyde bir alevi ile evlenmiş. Köyü ve aleviliği çok sevmiş. Köye yerleşmiş. Yılın 5-6 ayını köyde diğer zamanlarını Almanya'da geçirmiş. Pol'ü göremedik. Almanya'daydı. Köylüler de Pol'ü çok seviyorlar. Resimlerin altındaki imza P. Gerger diye geçiyor. Pol,Hz. Muhammed'in resimlerini de yapmış. Köylüler çokbeğenmişler. Peygamber'İn yanında bir kız, bir de erkek çocuk varmış. Köylüler civar köylerden tedirgin olmuşlar. Pol'e yaptığı peygamber resimini iptal ettirmişler, günah oluyor diye. Kesilen kurbanlar, pişen pilavlar ve aşüre çorbası Pol'ün resimlediği duvar diplerinde kurulu yer sofralarında işkahla ve sevecenlikle yeniyor, içiliyor, Pir Hamza Baba aşkına. Çınarlar Meydanında, deyişler söyleniyor, nefesler okunuyor, semahlar dönülüyor, turnalar gibi, Pir Hamza Baba aşkına O'na sevginin, saygının, hürmetin bir parçası olarak... Meydanda "Ali Şah, Ali Şah," "Pir Hamza Baba" dedikçe ozanlar, kitle tek ağız, tek yürek oluyor adeta. Tören yerinde aydın bir öğretmenle sohbet ediyordum. Alevi geleneğinin yitip gitmesinden tedirgindi. Olay sadece festival yerinde yapılan törenlerde yaşamamalıydı. Kültür mirasımıza sahip çıkılmalıydı. Ama nasıl? Arkasından şu olayı anlattı: "Benim dedem vardı. Bize gelir, cem yapar, bize sahip çıkardı. Geçen yıl benim dede bana geldi ve dedi ki: "Hocam kusura bakma, ben Antalya'ya baraja çalışmaya gidiyorum. Artık gelemem. Gel seninle halleşelim"dedi. O da çok üzüldü, ben de üzüldüm. Ama dedemiz bizi bırakıp gitti. Artık dedemiz yok. Sahipisiz kaldık. İşte bir kültür böyle yokoluşa yaklaşıyor dedi.
astokomlu
19-09-2006, 10:27 AM
canlar sizlerinde katkılarını bekliyorum...
saygılar...
Rojaazme
19-09-2006, 10:38 AM
hakk emegini zaya vermeye eline yüregine sağlık can...
astokomlu
02-03-2007, 12:38 PM
hakk emegini zaya vermeye eline yüregine sağlık can...
Allah Eyvallah can.. sağol
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.