Diyar
19-09-2006, 07:22 AM
Ne güzel sözlerimiz vardır bilene;
Tahakkümün sembolik evrelerini temsil eden hakim zümre ve siniflarin zorba ve tecrid edici baskilarindan kendini korumak ve varligini sürdürebilmek icin yüzyillardan beri kapali yasam tarzina mahkum edilen Aleviler, tarihin bu uzun solugu icerisinde kendi kendine yetinecek kültür ve yasam bicimleri gelistirerek bugünlere gelebilmislerdir.
Aciyi bal eylemek durumunda kalan bu insanlar tarih icerisinde sadece sevginin, paylasimin, dostlugun ve askin degil, ayni zamanda özlemlerin, yitirmelerin, hüzünlerin ve yalnizligin da en derin destanlarini yazmislardir. Yetistirdikleri büyük ozanlarinin siirsel imgeleri yüregi yanik insanlarin aci cigliklariyla doludur. Istisnasiz bütün ozanlarinin ayni zamanda birer dervis oluslari bir rastlanti degildir!
Dag-bayir gezen ve kuslarla, kurtlarla, ceylanlarla; gögün derinliklerinde parildayan yildizlarla konusan bu dervisler icin zaman nerdeyse durmustu. Insanin yasi doganin yasiyla özdeslesirken doga, öncesiz ve sonrasiz bir mekana dönüserek kaddim bir sonsuzluk oluvermisti dervislerinin belleginde.
Kusatma icerisindeki bütün insanlar; coluk-cocuk, genc-yasli bütün canlar sanki hep birden birer dervise dönüsmüslerdi. Sosyal sartlarin dayanilmaz agirligi karsisinda ancak dervise dönüserek ayakta kalmak mümkündü...! Ve takvimlere vurulamayacak kadar uzun olan zaman böyle unutulabilinirdi ancak. Gerci arada bir isyan ve tepkilerde yok degildi ancak bunlar bile ayakta kalmanin birer emarelerinden ibaretti... Cünkü öte dünyaya oldum olasi inanmamislardi.....
Fakat bir „öte dünya“ yine de vardi ve bu „öte dünyanin“ amansiz firtinasi bizi kusatmakta gecikmedi. Adina kuresellesme denilen bu dünyanin firtinasi bizi biz eden bütün degerlerimizi, özlemlerimizi ve düslerimizi param parca ederek bizleri atom güllerinin katmer actigi bir dünyanin orta yerinde yapayaliniz birakti. Ve biz ilk defa kökünden ayri düsmenin acisini bu denli derinden duyumsadik... Ve kaybettiklerimizi artik kaybedemeyecektik.....
Üzerimizde binlerce voltluk neon isiklari asiliydi, fakat biz bir birimizi artik görünüsten taniyamiyorduk. Bundan böyle birbirimizi o yüregimizin en derin kösesinden süzülüp gelen hüzünlü ve yanik seslerimizden taniyacaktik….
Su yarim ömür gecirdigimiz „yeni dünyada“ ne yazikki tutunabilecegimiz yeni seyler yaratamamistik. Umut edip gittigimiz yollar ise bizi sürekli bir cikmaza ve kisirdöngüye ugratmisti. Sanki bilge insanlarimiz bizim bu durumumuzu önceden sezinlemis gibi bize karsilasacagimiz zorluklarin üstesinden gelebilmenin anahtar kavramlarini teslim ederek zamanin dipsizliginde kaybolup gitmislerdi. Onlar artik yoktu fakat onlarin biraktiklari sözler bizlere yol gösterecekti!
Bu tufan sehrinde temel siarimiz söyle olacaktir:
1. Gelin Canlar bir olalim....
Bizi milliyetlere, dinlere, irklara ve siniflara bölmek istiyorlar. Vicdan ve merhametten yoksun; görevi sadece insan ögütmek olan bu kandegirmenlerinin carki bu yoldan bizleri tüketmek istiyor. Bunu yaparken de kah dini, kah ideolojiyi, kah parayi, kah payandeligi, kah metalastirilmis sehveti önümüze koyuyorlar. Biz bunlari reddediyoruz!
2. Yetmis iki millete ayni nazar ile bak….
Milliyetci ve irkci yaklasimlar yüzyillardan beri üzerinde yasadigimiz dünyayi kan gölüne cevirdi ve halen de cevirmektedir. Irk, din, dil, deri, cinsiyet ve kültürel ayrimciliga dayanan savaslardan karli cikanlar daima para babalari, tahakküm baronlari ve din tacirleri olmustur. Kalabaliklari olusturan genis kitlelerin payina ise bu savaslardan sadece gözyaslari ve acilar kalmistir. Bir avuc azinligin mutlulugu icin yapilar bu savaslari reddediyoruz.
3.Eline, beline, diline sahip ol….
Icinde yasadigimiz kapitalist-emperyalist toplumsal düzen etik degerlerden yoksun, sadece cikar ve menfaatlerine kilitlenmis egosentrik bireyler yaratmaktadir. Düzen, sadece akil fukarasi degil ayni zamanda duygu ve deger fukarasi insan tipi üreterek devasi bir makinaya benzeyen duygusuz-sevgisiz sistemine entegre etmektedir. Bir kez entegre olan insan ise kendi modelini hayatin her alaninda yeniden üretmektedir. Yardimlasma, paylasim, dayanisma gibi duygular yerini cikar ve menfaat üzerine kurulmus birlikteliklere birakiyor. Bu da insanlarin bütün ferdi ve toplumsal degerlerden soyutlanarak birer „bitirim“ , „menfaat abidesi“ne dönüsmesine yol aciyor. Maddi ya da manevi menfaata dayanmayan bir dayanisma ve yasam ruhu ancak insanin kendine ve o evrensel anlamdaki insana saygi ve muhabbet duymasiyla olanaklidir. Kendi beninde bütün benleri birlestiren insan ancak bu evrenselligi yaratmaya adaydir. Hicbir firtina ve deprem karsisinda yikilmadan ayakta kalan sihatli ve saglam bir kisilik ancak etik degerle mümkündür. Sevgi ve evrensellik eksenli etik deger insani hem sürülesmekten hem de kisilik parcalanmasindan koruyarak güclü bir bireye dönüstürür. Ancak güclü bireyler, icsellestirilmis toplumsal ve ilahi mabutlarin önünde egilmeyi reddeder.
4. Her ne arar isen kendinde ara, Kudüs`te, Mekke`de, Hac`da degildir....
Aleviler bugün yogun bir ilahi kisveli arap milliyetciliginin propaganda bombardimaninin altindadir. Bilge insanlarimizin yarattigi insan ve doga merkezli yüce degerleri cöllestirmek istiyorlar. Bunun icin de, bin bir surete bürünmüs din adamlari ve hokkabazlariyla üzerimize geliyorlar. Duyumsamadigimiz, hissetmedigimiz ve bize yabanci olan somut putlara oldugu kadar hayali putlara da karsiyiz! Isteyen istedigine tapsin fakat bizden uzak olsun onlarin mabutlari.
5. Benim Kabem insandir...
Insani yüce bir deger olarak görmeyen hic bir düsünce, dogasi geregi, insana da saygi duymaz. Cani istedigi zaman onu atese verip yakmakta ya da kursuna dizmekte hicbir sakinca görmez. Alevi felsefesi, insani tanri katina cikarirken, tanriyi da insan seviyesine indiriri. Büyük insan Nesimi`nin dedigi gibi: „Gah cikarim gök yüzüne seyreylerim alemi, gah inerim yer yüzüne alem seyreyler beni“
Tahakkümün sembolik evrelerini temsil eden hakim zümre ve siniflarin zorba ve tecrid edici baskilarindan kendini korumak ve varligini sürdürebilmek icin yüzyillardan beri kapali yasam tarzina mahkum edilen Aleviler, tarihin bu uzun solugu icerisinde kendi kendine yetinecek kültür ve yasam bicimleri gelistirerek bugünlere gelebilmislerdir.
Aciyi bal eylemek durumunda kalan bu insanlar tarih icerisinde sadece sevginin, paylasimin, dostlugun ve askin degil, ayni zamanda özlemlerin, yitirmelerin, hüzünlerin ve yalnizligin da en derin destanlarini yazmislardir. Yetistirdikleri büyük ozanlarinin siirsel imgeleri yüregi yanik insanlarin aci cigliklariyla doludur. Istisnasiz bütün ozanlarinin ayni zamanda birer dervis oluslari bir rastlanti degildir!
Dag-bayir gezen ve kuslarla, kurtlarla, ceylanlarla; gögün derinliklerinde parildayan yildizlarla konusan bu dervisler icin zaman nerdeyse durmustu. Insanin yasi doganin yasiyla özdeslesirken doga, öncesiz ve sonrasiz bir mekana dönüserek kaddim bir sonsuzluk oluvermisti dervislerinin belleginde.
Kusatma icerisindeki bütün insanlar; coluk-cocuk, genc-yasli bütün canlar sanki hep birden birer dervise dönüsmüslerdi. Sosyal sartlarin dayanilmaz agirligi karsisinda ancak dervise dönüserek ayakta kalmak mümkündü...! Ve takvimlere vurulamayacak kadar uzun olan zaman böyle unutulabilinirdi ancak. Gerci arada bir isyan ve tepkilerde yok degildi ancak bunlar bile ayakta kalmanin birer emarelerinden ibaretti... Cünkü öte dünyaya oldum olasi inanmamislardi.....
Fakat bir „öte dünya“ yine de vardi ve bu „öte dünyanin“ amansiz firtinasi bizi kusatmakta gecikmedi. Adina kuresellesme denilen bu dünyanin firtinasi bizi biz eden bütün degerlerimizi, özlemlerimizi ve düslerimizi param parca ederek bizleri atom güllerinin katmer actigi bir dünyanin orta yerinde yapayaliniz birakti. Ve biz ilk defa kökünden ayri düsmenin acisini bu denli derinden duyumsadik... Ve kaybettiklerimizi artik kaybedemeyecektik.....
Üzerimizde binlerce voltluk neon isiklari asiliydi, fakat biz bir birimizi artik görünüsten taniyamiyorduk. Bundan böyle birbirimizi o yüregimizin en derin kösesinden süzülüp gelen hüzünlü ve yanik seslerimizden taniyacaktik….
Su yarim ömür gecirdigimiz „yeni dünyada“ ne yazikki tutunabilecegimiz yeni seyler yaratamamistik. Umut edip gittigimiz yollar ise bizi sürekli bir cikmaza ve kisirdöngüye ugratmisti. Sanki bilge insanlarimiz bizim bu durumumuzu önceden sezinlemis gibi bize karsilasacagimiz zorluklarin üstesinden gelebilmenin anahtar kavramlarini teslim ederek zamanin dipsizliginde kaybolup gitmislerdi. Onlar artik yoktu fakat onlarin biraktiklari sözler bizlere yol gösterecekti!
Bu tufan sehrinde temel siarimiz söyle olacaktir:
1. Gelin Canlar bir olalim....
Bizi milliyetlere, dinlere, irklara ve siniflara bölmek istiyorlar. Vicdan ve merhametten yoksun; görevi sadece insan ögütmek olan bu kandegirmenlerinin carki bu yoldan bizleri tüketmek istiyor. Bunu yaparken de kah dini, kah ideolojiyi, kah parayi, kah payandeligi, kah metalastirilmis sehveti önümüze koyuyorlar. Biz bunlari reddediyoruz!
2. Yetmis iki millete ayni nazar ile bak….
Milliyetci ve irkci yaklasimlar yüzyillardan beri üzerinde yasadigimiz dünyayi kan gölüne cevirdi ve halen de cevirmektedir. Irk, din, dil, deri, cinsiyet ve kültürel ayrimciliga dayanan savaslardan karli cikanlar daima para babalari, tahakküm baronlari ve din tacirleri olmustur. Kalabaliklari olusturan genis kitlelerin payina ise bu savaslardan sadece gözyaslari ve acilar kalmistir. Bir avuc azinligin mutlulugu icin yapilar bu savaslari reddediyoruz.
3.Eline, beline, diline sahip ol….
Icinde yasadigimiz kapitalist-emperyalist toplumsal düzen etik degerlerden yoksun, sadece cikar ve menfaatlerine kilitlenmis egosentrik bireyler yaratmaktadir. Düzen, sadece akil fukarasi degil ayni zamanda duygu ve deger fukarasi insan tipi üreterek devasi bir makinaya benzeyen duygusuz-sevgisiz sistemine entegre etmektedir. Bir kez entegre olan insan ise kendi modelini hayatin her alaninda yeniden üretmektedir. Yardimlasma, paylasim, dayanisma gibi duygular yerini cikar ve menfaat üzerine kurulmus birlikteliklere birakiyor. Bu da insanlarin bütün ferdi ve toplumsal degerlerden soyutlanarak birer „bitirim“ , „menfaat abidesi“ne dönüsmesine yol aciyor. Maddi ya da manevi menfaata dayanmayan bir dayanisma ve yasam ruhu ancak insanin kendine ve o evrensel anlamdaki insana saygi ve muhabbet duymasiyla olanaklidir. Kendi beninde bütün benleri birlestiren insan ancak bu evrenselligi yaratmaya adaydir. Hicbir firtina ve deprem karsisinda yikilmadan ayakta kalan sihatli ve saglam bir kisilik ancak etik degerle mümkündür. Sevgi ve evrensellik eksenli etik deger insani hem sürülesmekten hem de kisilik parcalanmasindan koruyarak güclü bir bireye dönüstürür. Ancak güclü bireyler, icsellestirilmis toplumsal ve ilahi mabutlarin önünde egilmeyi reddeder.
4. Her ne arar isen kendinde ara, Kudüs`te, Mekke`de, Hac`da degildir....
Aleviler bugün yogun bir ilahi kisveli arap milliyetciliginin propaganda bombardimaninin altindadir. Bilge insanlarimizin yarattigi insan ve doga merkezli yüce degerleri cöllestirmek istiyorlar. Bunun icin de, bin bir surete bürünmüs din adamlari ve hokkabazlariyla üzerimize geliyorlar. Duyumsamadigimiz, hissetmedigimiz ve bize yabanci olan somut putlara oldugu kadar hayali putlara da karsiyiz! Isteyen istedigine tapsin fakat bizden uzak olsun onlarin mabutlari.
5. Benim Kabem insandir...
Insani yüce bir deger olarak görmeyen hic bir düsünce, dogasi geregi, insana da saygi duymaz. Cani istedigi zaman onu atese verip yakmakta ya da kursuna dizmekte hicbir sakinca görmez. Alevi felsefesi, insani tanri katina cikarirken, tanriyi da insan seviyesine indiriri. Büyük insan Nesimi`nin dedigi gibi: „Gah cikarim gök yüzüne seyreylerim alemi, gah inerim yer yüzüne alem seyreyler beni“