PDA

: Kureyşan Ocaği


Rojaazme
23-01-2007, 11:59 AM
KUREYŞAN/HACI KUREYŞ OCAĞI

Bu soydan dedelerin anlattığına göre Hacı Kureyş, Seyyid Mahmut Hayrani'nin soyundan gelmektedir. Düzgün Baba da Hacı Kureyş'in tek oğludur. Tunceli'deki ocak Mazgirt kazasının Düzgün Baba Dağı civarındaki Büyük Köyü'ndedir. Rivayete göre Moğol istilasıyla başlayan göç sırasında Hacı Kureyş, Horasan'dan çıkarak Nizip'in Milelis Köyü'ne gelmiş, burada Hakka yürümüş ve köy civarındaki Zarar mevkiine defnedilmiştir. Tunceli, Nazımiye ve Mazgirt'te, Adıyaman'ın Yukarı Şeyhler Köyü'nde de bu ocağa mensup Dede aileleri bulunmaktadır. Halk tarafından Kureyşan Ocağı Dedeleri ruh hastalıklarına şifa bulmak amacıyla ziyaret edilmektedirler. Bu ocağın bir merkezi'nin de Malatya'nın eski Adıyaman mıntıkasında olduğu ileri sürülmektedir. Tunceli'de başta Kureyşan aşireti olmak üzere Bahtiyarlar, Sisanlar, Erzincan'ın Cibice Boğazı'ndaki Balabanlar, Kuziçan'daki Çarekanlılar, Haydaran, Demenan, Yusufan, Karsan, Alan, Lolan, Şeyhmehmetli aşiretleri ve Koç ve Kalan aşiretlerinin bir bölümü Kureyşan Ocağı'nın talipleridir. Yine bir araştırmada belirtildiği üzere Adıyaman'ın Kayabaşı Köyü'nün 2 km güneyinde Hacı Kureyş ve oğlunun bulunduğu ziyaret vardı

Rojaazme
23-01-2007, 12:17 PM
Tunceli ili Malazgirt ilçesine bağlı Mohunda'da Cansız duvarı yürüten Mansur baba ve Canlı Arslan'a binip yılanı kamçı yapan Kureyş baba'nın resimleri yanda gösterilmiştir.
http://img156.imageshack.us/img156/4411/pic8kv.gif (http://imageshack.us)


Anadolu’da BABA MANSUR OCAĞI denilen bir Ocak vardır. Bu ocağın kökeni Hz. Muhammed’e dayanır. Aslen Kureyş kabilesine dahildir. ( Bu kabilenin, Anadolu Aleviliğinde önemli bir yere sahip olan Kureyş ocağı ile yakın bir ilgisi bulunmamaktadır)
Aslında Alevi Ocaklarının pek çoğu, Anadolu'ya Horasan'dan geldiklerini söyler ve kabul ederler. Abbasiler döneminde, Arap / İslam coğrafyasında Abbasiler'in Ehli Beyt düşmanlığını içeren katı zulmü süre gelmiştir. Harun Reşit ile yönetimin başında olan Bermekoğlu Caferin arası açılmış, bütün Bermekiler kılıçtan geçirilmiştir. Bu arada İmam Musa-i Kâzım'ı kendisine rakip olarak gören Harun Reşit, kendisini zehirleterek şehit etmiştir.
Halbuki 751 Yılında Horasanlı Eba Müslüm, Emevi Devletini yıkıp yerine bir devlet kurmak istediğinde ilk önce akla Hz. Muhammed’in Ehl-i Beyt’inin soyundan den gelmekte olan 6. İmam Cafer Sadık’a – İmam Cafer Sadık : İslam içtihadını içeren ve kaynağını ilahi telkin Kuran- ı Kerimden alan İslamın el kitabı, Buyruk isimli eseri kaleme alan zattır- müracaat eder.
İmam Cafer Sadık, şöyle cevap verdi. ‘’ Büyük Dedem Hz. Muhammed ahir zaman peygamberiydi. Cenabı Allah, ümmetine öncü olarak kendisine Kuran-ı Kerim’i gönderdi. Ümmetinin içinden bir kısım insanlar buna rağmen kendisine her türlü cefayı çektirdiler. Kendisinden sonra Halife olarak dedem İmam Ali’yi tayin etmesine rağmen, bu insanlar ilahi emri dinlemediler. Daha sonra Dedem İmam Ali halife oldu. Ancak buna rağmen itaat etmeyenler oldu. Çok kan döküldü. Dedem İmam Ali şehit edildi. Dedem İmam Hasan yerine geldiğinde gene aynı dava devam etti. Onu da Süfyanoğulları zehirleyerek şehit ettiler. Zamanın bir kısım müşrikleri bu sefer de Dedem İmam Hüseyin’e, kendilerini Emevi zulmünden kurtarmaları için defalarca müracaat ettiler. Dedem Şah Hüseyin’i Kerbela’da susuz şehit ettiler. Dedem İmam Zeynel Abidin, çıplak develere bindirilerek susuz çöllerde aile efradımız ile birlikte çok cefalara maruz bırakıldı. Dedem İmam Muhammed Bakır gene aynı şekilde zehirlettirilerek şehit edildi. İslam dinini ve Kur’anı koruyan Aba- i Ceddimize karşi zulüm ve katliamları reva gördüler. Bütün bunların nedeni dünya malına ve onun saltanatına karşı sonsuz ihtiras ve hırsları sebep oldu. Bedelini tüm insanlık alemi ve İslam dünyası ödedi ve bu acı halen devam ediyor. Bu vesile ile ben bir İmam olarak daha fazla acı çekilmesini ve bedel ödenmesini reva görmüyorum. Dünya işlerini inanç işinden ayırmak lazım gelir. Ben ve aile efradım kendimize hakka ikrar ve hizmet yolunu tercih ettik. Siz başka uygun bir insanı bu işe halife olarak tayin ediniz’’.
Görüldüğü gibi İmam Cafer Sadık, kendisine sunulan Halifelik makamını nazik bir dille red etmiş ve kaynak olarak Kuran-ı Kerimi esas alarak kendisini din hizmetine adayan büyük bir İmam ve ulemadır. İmam Hanefi, İmam Şafii, İmam Hambeli ve İmam Maliki dahil olmak üzere zamanın ünlü alim ve İmam Cafer Sadık’a gönülden bağlı olan onun talebeleridirler. Bu konuda ismi yukarıda zikr edilen İmam Cafer Sadık hazretlerine ve İslam dinine karşı yanlışlıklar yapmaya zorlanmalarına rağmen buna uymadıkları için bu uğurda Abbasi halifeleri tarafından işkence ile katledilmişlerdir.
90 yıllık Emevi hükümranlığı etki coğrafyasını sınırlarını Mezopotamya, Orta Asya, Kafkasya içleri, Orta Anadolu, Tüm kuzey ve Orta Afrika ve Asya’nın kısmi güneybatı sahillerine kadar genişletmiş. İşgal edilen her yer İslam adı altında yerle bir edilmiş, işgal edilen kentler talan edilmiş, direnenler kılıçtan geçirilmiş, teslim olanlar, kadınlar ve çocuklar yerinden yurdundan edilerek köle olarak başka diyarlarda satılmışlardır. İşgal edilen yörelere, tarihin belki de hiç bir döneminde görülmeyen zulümler yaşattırılmıştır. Bu dönemde yapılanlar sadece Ehl-i Beyt taraftarlarına ve işgal edilen bölgelere yapılmakla sınırlı kalmamış, İslam dininin içeriğine de kuvvetli saldırılar yapılmıştır. Örneğin Haccac- ı Zalim ve Kutaybe bin Müslim’in yaptığı zulümler çok değişik kaynaklarda yayınlanmakta, Haccac-ı Zalim’in kendi kuvvet ve kudretini ispatlamak için Mekke ve Kabe-i Beytullahı dahi yakıp yıkarak ve yerle bir etmekten dahi çekinmediğini ibretle sergilemektedirler.
Emevi hükümranlığı işgal ettiği yerlere işte bu yöntemlerle söz konusu İslamiyeti götürdüğünü iddia etmektedir. Ve doğal olarak işgal edilen coğrafyalarda insanlar korku belası ile İslamı kabul ettiğini söylemek durumunda kalmışlardır. İşin gerçek yanı ise şöyledir. Emevilerin işgal ettiği yerlerde korku belası ile müslümanlığı kabul edenlerle Ehl-i Beyt taraftarları arasında bir kader birliği ortaya çıkmıştır. Her iki kesim de zulme uğrayan taraflar olarak Emevi iktidarından huzursuz olmuş ve bu iktidarın zulmü altında inim inim inlemişlerdir.
750 Yılında İran / Horosan Türklerinden Emevilerin Horasan Valisi Eba Müslüm (Eba Müslim) adında bir genç etrafında toplanan insanlar isyan ederek baş kaldırdılar ve Emevi Devleti ile savaşarak onları bertaraf ettiler ve böylelikle Emevi devleti yıkılmış oldu.
Eba Müslüm’ün gönlünde Halifeliğe Ehl-i Beyt soyundan gelen birini getirmek yatıyordu. Bu vesile ile Ehl-i Beyt soyundan gelen ve günün İmamı olan İmam Cafer Sadık’a müracaat etti. Ondan gerekçeleri yukarıda sıralanmış olan Hayır cevabını alınca diğer Ehl-i Beyt soyundan gelenler de ‘’Madem İmam Cafer kabul etmiyor, biz de kabul edemeyiz’’ cevabını verdiler. Bu durumda Ehl-i Beyt soyundan bir halife bulmak umudu kalmamıştı.
Ancak Eba Müslüm yine de bu emanetin Ehl-i Beyt taraftarlarına ait olduğunu düşünüyordu. Ehl-i Beyt soyundan kimse bu göreve talip olmayınca Eba Müslüm, Hz. Muhammed’in Hz. Abbas adlı amcasının soyundan gelen Ebu-l Abbas halife olarak tayin edildi. (Abbasi Devleti Miladi 751 - 1258)
Ebu-l Abbas halife olduktan kısa bir süre sonra, Ehl-i Beyt taraftarlarının gelip bu emaneti kendilerinden geri alacağı ehvamına (kuşkusuna) kapıldı. Bu vesile ile 22 Ocak 766 tarihinde İmam Cafer-i Sadık, Abbasi Halifesi Ebu-l Abbas’ın emri ile Mansur- u Devaneği tarafından zehirletilerek 67 / 69 yaşında şehid edildi. (Kabri Medine Baki mezarlığındadır).
Ehl-i Beyt taraftarları, Emeviler döneminde de sürekli baskıya maruz kaldıklarından, amca çocukları / torunları olan Abbâsîler döneminde rahatlayacaklarını umuyorlardı. Ancak kendilerinden başka Ehl-i Beyt ailesinin olmadığını iddia eden Abbâsîler, hilafetin meşrû varislerinin kendileri olduklarını ileri sürerek yönetimi tamamen tekellerine almış ve Ehl-i Beyt soyundan olan amca çocuklarını, dışlayarak onların hilafet makamında hak iddia ettiklerini ileri sürmüşlerdir. Emevîler döneminde baskıya maruz Ehl-i Beyt soyu, bu sefer de amca çocukları / torunları tarafından çeşitli yollarla zulme tabii tutulmuşlardır.
7. İmam Musa-i Kâzım'ın 1 Eylül 799 tarihinde, Bağdat’da, Abbasi Halifesi Harun el Reşit tarafından "Sindi b. Şahik" hapishanesinde zehirlettirilerek şehit edilmesinden sonra paniğe kapılan çocukları Arabistan'a giderken, iki oğlundan İmam Ali Rıza, Horasan'a, İbrahim El Mucap da Nişabur'a gitmiştir. İmam Musai Kazım'ın 39 oğlu, 11 kızı olmuştur. Türkler arasına gidip yerleşen İmam Ali Rıza ile İbrahim El Mucap, bulundukları yerlerde Türklerle evlenmişler fakat, baba tarafından Hz. Ali'ye ulaştıklarını ve neseplerini unutmamışlardır. Ancak, Seyyidlerin çoğalmaları sonucu, bugünkü ocaklar oluşmuştur.Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi'nde de, Hacı Bektaş Veli'nin 11. kuşaktan İmam Musa-i Kâzım'ın diğer oğlu İbrahim El Mucap'a dayandığı bildirilmektedir.
5. İmam Muhammed Bakır, daha önce Emevi Halifesi Hişam'ın kardeşi oğlu İbrahim bin Velid bin Abdulmelik'in tarafından 28 Mart 733 tarihinde, 57 yaşında iken zehirletilerek şehit edildi. Künyesi ’’Ebu Cafer’’dir. En yaygın lakabı ’’Baki’’dir. 5. İmam Muhammed Bâkır 10 Nisan 677 yılında Medine’de dünyaya geldi. Babası İmam Zeynel Abidin, annesi İmam Hasan’ın kızı Fatıma’dır. 38 yaşında imam olup imameti 19 yıl sürmüştür. Büyük bir bilgin ve çok cömert bir insandı.

Rojaazme
23-01-2007, 12:17 PM
İmam Mumammed Bakır evlatları da, diğer Ehl-i Beyt mensupları gibi, İmam Musa-i Kazım’ın 799 tarihinde, Abbasiler tarafından şehit edilmeleri sonucu diğer akrabaları gibi, her biri bir tarafa dağıldı. Ancak İmamet görevlerini sürdüren bir kol sürekli Mezopotamya / Medine ekseninde kaldılar ve bunlar başka bölgelere göç etmeyerek imamet görevlerini sürdürdüler. Bu yüzden de İmam Musa-i Kazım’ın zehirlettirilerek şehit edilmesinden sonra da, diğer imamlar bu alanda görevlerini devam ettirmişlerdir.
5. İmam Muhammed Bakır’ın 6 erkek, 3 Kız olmak üzere toplam 9 çocuğu olmuştur. Çocuklarının isimleri şöyledir. 1 - İmam Cafer Sadık ( 6. İmam), 2 - Abdullah, 3 - Ebu-l Kasım, 4 - Muhammed, 5 - İbrahim, 6 - Abdullahi-l Esgar, 7 - Zeynep, 8 - Rukiye, 9 - Ümmü Gülsüm’dür. Bu evlatlardan bir kısmı Mekke’den Medine’ye, oradan da tarihi net olarak bilinmemekle beraber, 9. Yüzyılda Horasan’a göç ettiler.
Seyyidler ve Türkmen / Oğuz Boyları, 12 Büyük kabile halinde Horasan'dan Anadolu'ya göç ettikten sonra, her biri ayrı ayrı oymakta, daha sonra nüfusun çoğalması sonucu, aynı boy içinde birer grup aileye pirlik ve dedelik yapmışlardır. Bu İslam inancı süreç içinde çeşitli değişim evreleri geçirmesine rağmen özünü koruyarak günümüze kadar süregelmiştir
Seyyidler de tıpkı Bektaşilikte görüldüğü gibi, bir dergâhta hizmet edip, rüşdünü ispatlamak kaydı ile ( Rüşdünü ispatlamak : Hizmetinin görülmesi, Bilgi ve görgüsünün artması ve tasavvufu özümsemesi) destur aldığı Piri / Mürşüdü tarafından icazet alarak Dergâhta Postnişin olan Pirler gibi, nüfuz ve kudretlerine göre merkezdeki en büyük ve etkin postnişe daima bağlı kalarak, halkı kurulan dergahlarda, inanç hizmetlerinin yanında, sosyal, toplumsal ve siyasal olarak etkilemiş ve yol göstermişlerdir. Günümüzde hala Doğu Anadolu'da "Dedelik ve Seyyidliklerini" sürdüren tarikat pirleri, Horasan'dan geldiklerini ve soy itibariyle genellikle Horasan'a gidip yerleşen İmam Musa-i Kazım'ın oğlu İmam Ali Rıza'ya dayandıklarını söylemektedirler. Ancak bu Ocaklardan köklü bir Ocak olan Seyyit Baba Mansur ocağından gelenler genellikle 5. İmam, Muhammet Bakır’ın soyundan geldiklerini vurgularlar. Seyitlik kuralları gereğince, kendilerine bağlı taliplerden kız alıp vermezler. Bireysel evlenmeler dışında, genellikle bir seyyit, başka bir seyyidin kızı ile evlenir.
"Ocaklar, birbirlerinden kız alıp verirler. Soylarının müridlere karışmamasına özen gösterirler. Ocağa bağlı köyler, obalar vardır. Bu, bir ölçüde de sosyal bir dayanışma ve örgütlenme biçimidir. Anadolu'da Aleviler en yoğun baskı dönemlerinde bile seyyitlik işlevini sürdürmüş, Dinsel, sosyal, siyasal, toplumsal sorumluklarını başarı ile yerine getirmiş, toplumu bir arada tutmanın temel aracı olmuşlardır.
Kimi ocakzade seyyitler de kendilerini, doğrudan 4. İmam, Zeynel Abidin'e bağlarlar. Celal Abbas veya Ali – Abbas ocakları ise kendilerini, İmam Ali’nin evlatlarından, Annesi Hanefi adlı, Kerbela şehitlerinden Abbas’ın soyuna dayandırırlar.
Seyyitler tüm örgütlenme ve icraat alanlarında birbirine bağlıdır. Bu örgütlenme biçimi, bir zincirin halkalarını andırır. Her seyyit ocağının görülebileceği başka bir ocak vardır. Böylece gerektiğinde seyyitler de toplumdan bir birey gibi dinsel törende bulunur, başka seyyitler önünde hesap verirler, yargılanırlar. Alevi inancındaki "El ele, el hakka" ilkesi, seyyitlik örgütünde kendisini gösterir.
Seyyitler ayrıca diğer talipleri gibi Musahip tutar, kivre edinir ve görülürler. Taliplerine uyguladıkları tüm sorumluklara, başka bir seyyit aracılığı ile kendileri de uymak zorundadırlar. Seyyitlik onlara bu konuda bir ayrıcalık veya istisna tanımaz.
Bütün Anadolu'da köylerin ve diğer yerleşim alanlarında seyyitlerin de birbirine bağlı olduğu bu örgütlenme biçimi ile Alevi toplumu her zaman birbirinden haberi olan, birbirini tanıyan bir toplum olarak yaşaya gelir. Bu nedenle uzak bölgelerdeki Aleviler de seyyitleri aracılığı ile birbirini bilip tanırlar. Kimi zaman seyyitler, taliplerine bildikleri ve tanıdıkları diğer alanlarda yaşamaya teşvik ederler. Talip hiç tanımadığı veya az bildiği bu yeni alanda Seyyidinden büyük desdek görür. Seyyit onu diğer talip ve seyyitlerle tanıştırarak, orada daha eski zamandan beri ikâmet etmekte olan seyyit ve taliplerin kendisine çok yönlü yardımcı olmalarının desdeği ile kısa zamanda oradaki halk ile kaynaşmasına yardımcı olur.
Bazı kaynaklara göre, Baba Mansur, Anadolu’ya gelmeden önce İran / Horosan’da, Türkmenistan Yesevi çevresinde iken “Mansur Ata” olarak adlandırılır. “Ata”, eski ve yeni Türk lehçelerinde “baba” anlamına gelir. Bu deyim “Soy” kavramını da içerir. Oğuzlar arasında geçen Korkut Ata, İrkıl Ata... gibi. Halk arasında saygınlığı olan, dahası kutsallık kazanmış halk bilgeleri, ozanlar, Şamanlık dönemindeki büyük Kamlar çoğunluk “ata” adıyla anılmışlardır. Bu saygı bu coğrafyada bir şehire (Alma Ata) isim verecek kadar güçlüdür. Türkler içerisinde tasavvuf akımının yayılmasıyla; bu tür nitelikte olan kişilere, şeyh ve dervişlere “ata” lakabıyla birlikte “baba” da denilmeye başlanmıştır. Asya da Şamanizmin yaygın olduğu döneminde “ata” adı, Anadolu coğrafyasına yerleşme ve İslamileşme döneminde “baba” adına dönüşmüştür. Kısaca, Anadolulaşma ve İslamileşme dönemi olan bu ikinci evrede “baba”, “ata”nın yerini almış ve onun yerine kullanılmıştır. Yeseviliğin içerisinde yetişen ve Harzem - Türkistan bölgesinin önemli şeyhleri; Çoban Ata, Hakim Ata, Zengi Ata ve Mansur Ata’lardır ve tümüyle “ata” adıyla anılmışlardır.
Horasan’da bir seyyit olan Mansur Ata, Anadolu’da Baba Mansur adıyla bilinmekte ve anılmaktadır. Bu, çoğunluk eski Türk dinleri ve törelerinin bir kısmı ile benzerlikler gösteren Alevilik – Bektaşilikte de kendisini ortaya koyar. “Baba”, genelleşerek ve “ata”nın yerini alarak kullanılır. Bu deyim Anadolu’da çoğu yerlerde halen seyyitler için “baba” veya aynı anlama gelen “dede” sıfatı için kullanılacaktır. Dede sözcüğü de aynı şekilde Orta Asya Türkleri arasında ulu, bilge, gün görmüş kişiler için de kullanılmakta ve mitoloji ile bütünleşerek günümüze kadar gelmektedir. Örneğin Dede(m) Korkut efsanelerinde / hikayelerinde anılan kişi bir bilge kişiyi yansıtmaktadır.
“Baba” sözü, eski Mezopotamya topluluklarından / kavimlerinden olan Sümerlerde tapınak ve tanrıça adları arasında geçer. Sümerlerde “baba”, Lagaş adlı tanrıçadır. Görüldüğü kadarıyla “baba” adı tarihsel değişim sürecinde genellikle ulu kişileri, kavim önderlerini, bilge kişileri ifade eder olmuştur. “Ata”nın “baba”ya dönüşmesinde yine bir Asyatik toplum olan ve eski çağlardan beri Mezopotamya çevresinde ki toplumların üzerinde kültürel etkinliğinin izleri görülen Sümerlerin etkisi de düşünülmelidir.
Baba Mansur, Yesevi tarikatından ve Yesevi dervişleri arasındandır. Dervişler içerisinde en önemlilerden biridir. Ahmed Yesevi’nin Horasan tasavvuf okulunda yetişmiştir. Ahmed Yesevi’nin ilk halifelerindendir. “Reşahât Tercümesi”de ölüm tarihi 1197 - 98 (Hicri 594) olarak verilir.
Ahmed Yesevi’nin mürşidi ve öğretmeni olan Arslan Baba’nın oğlu olduğunu iddia eden kaynaklar da vardır. Bu kaynaklara göre Mansur Ata / Baba Mansur’un babası Yesi kentinin ünlülerindendir. Kaynaklarda tarikat kurucusu olarak gösterilir. Bir tasavvuf okulu önderidir. Birçok dervişin mürşididir. Ahmed Yesevi de Arslan Baba’nın okulunda / tarikatında yetişmiş ve onun önemli bir müridi olmuştur. Arslan Baba’ca eğitilmiş, yol bilgisi edinmiş ve sonraki olgunluğuna ulaşmıştır. Ahmed Yesevi’ye Baba Mansur’un babası Arslan Baba “nasip” vermiştir.
Ahmed Yesevi menkıbesinde Alevi niteliği açık olan öğretmeni, mürşidi Arslan Baba’ya büyük yer ayrılmış ve bağlılığı bildirilmiştir. Onu küçüklüğünden beri mürşid edindiğini “Divan-ı Hikmet”inde de dile getirir.
Yedi yaşta Arslan Baba’ya verdim selam
“Hak Mustafa emanetini eyleyin armağan”
İşte bu vakde dek binbir zikrini eyledim tamam
Nefsim ölüp la mekan’a aştım ben işte
Uzun bir ömür süren Arslan Baba, Ahmed Yesevi’yi, Ahmed Yesevi de mürşidinin oğlu Mansur Ata’yı ve diğerlerini yetiştirir. Baba Mansur, Ahmed Yesevi’nin ilk ve önemli bir halifesi olur. İlişkilere ve yaşadıkları tarihlere bakılırsa bu ilişki ve “el verme”nin, yani “halife”si olarak atamasının tarihe uyduğu ortadadır. Çünkü Ahmed Yesevi 1166, öğrencisi ve halifesi Baba Mansur ise 1198’de ölmüşlerdir. Bu tür bir ilişki tarihsel olarak olasıdır.
Arslan Baba ve Baba Mansur’un soylarından gelen Seyyid Hasan Hoca Nakibü’l- Eşraf-ı Buhari “Müzekkir-i Ahbâb” adlı tezkiresi, Hazini ise “Cevahirü’l- ebrâr min Emvâci’l- Bihar” adlı kitabıyla Arslan Baba’dan itibaren bu soydan gelen kişilerin adlarını şöyle belirtirler. Bu veri ailenin hem yol, hem de soy kütüğüdür:
Arslan Baba → Baba Mansur → Abdülmelik Hoca → Tac Hoca → Zengi Ata → Sadr Hoca → Yahya Hoca → Süleymen Hoca → Abdü’l- Vahap Hoca.
Kaynaklara bakılırsa gerek Arslan Baba, gerekse oğlu Baba Mansur ve bu soydan gelen kişiler Türklere karşın siyah tenli, kalın dudaklı ve fiziki olarak çirkin görünümlüdürler. Kısaca, Baba Mansur soy olarak Arap’tır. Ama Türk bir çevrede ve Türklerin kurumlaştırdığı Ahmed Yesevi-Horasan tasavvuf okulunda yetişmiş; bu anlayışla kültürü, düşüncesi, inancı ve bilinci biçimlenmiştir. Buradan edindiği bilinçle Horasan erenleri arasına katılmış ve Türklüğün yeni oluşum merkezi olan Anadolu’nun yeniden yapılanmasında görev almıştır.

Rojaazme
23-01-2007, 12:18 PM
Bütün söylenceler ve özellikle Hacı Bektaş “Vilayetname”si Yesevi tasavvuf okulunda yetişen binlerce dervişin bu okul, diğer bir deyişle dergâh tarafından Ortadoğu’nun çeşitli bölgelerine, özellikle Türk / Türkmen göçleriyle birlikte Anadolu’ya gönderilmişlerdir. Yine Anadolu’da bu boyların yerleşmeleri, üretime geçmeleri, çevreleriyle toplumsal ilişki yürütmelerinde onlara önderlik etmişlerdir. Türk toplumunun Anadolu’yu, giderek Balkanları yurt edinmelelerinde Horasan erenleri olan bu babalar (yani dedeler) aktif rol oynamışlardır.
Baba Mansur’un Anadolu’ya gelişi konusunda belirsizlikler vardır. Elde hiçbir belge ve kaynağın olmayışı, bizim bu konuda kesin konuşmamızı önlüyor. Durum karşısında akıl yürütmeden öte başka bir şey yapılamıyor. Bu durum karşısında akla çeşitli sorular gelebiliyor doğallıkla. Biz bu yaklaşımları irdeleyerek değerlendireceğiz. Akla ve tarihe uygun düşeni belirleyeceğiz:
Baba Mansur, Hacı Bektaş’dan önce Anadolu’ya gelmiştir. Doğu Anadolu’da kalmıştır. Ocağının Hacı Bektaş Dergâhı’ndan bağımsız kalmasının, ayrı bir “mürşitlik kurumu” olmasının nedeni budur.
Bu görüş akılcı görünmektedir. Çünkü Baba Mansur 1197-98’de ölmüştür. Hacı Bektaş ise onun ölümünden 10-11 yıl sonra, yani 1209’larda doğmuştur. Bu durum karşısında Baba Mansur’un Hacı Bektaş’ın Anadolu’ya gelişinden çok önceleri gelmesi gerekmektedir. Hacı Bektaş’ın yaklaşık 1230-35’lerde Anadolu’ya geldiği düşünülmektedir. Baba Mansur’sa ya şeyhi Ahmed Yesevi’nin sağlığında, ya da onun ölümünden sonra gelmiş olmalıdır. Ahmed Yesevi’nin ilk halifesi olan Baba Mansur eğer şeyhinin sağlığında gönderildi ise, Ahmed Yesevi’nin 1166 yılında öldüğüne göre, Baba Mansur da bu tarihten önce Anadolu’ya gönderilmiş olmalıdır. Yok eğer şeyhinin ölümünden sonra geldi ise, 1166 ile kendi ölümü olan 1198 yılları arasında gelmiş olmalıdır. Eğer Baba Mansur’un Anadolu’ya geldiği doğru ise, bu geliş, 12. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmiş olmalıdır.
Durum ne olursa olsun Baba Mansur aşiretlerin ve ocakların varlığını kabul eden ve onlara şecere düzenleyen 1. Alaeddin Keykubat (1219-1237) dönemine yetişmemiştir. Çünkü 1. Alaeddin Keykubat 1232 (H. 628) yılında oniki Türk / Türkmen aşiret ve ocağıyla (Şecerede bu oniki boyun Türk olduğu belirtiliyor) sözleşmesini yapıp, kendine bağlamış ve onlara soykütüğü (şecere) düzenlemiştir.
Baba Mansur ise bu tarihten 34 yıl önce ölmüştür. 1. Alaeddin Keykubat’ın diğer aşiret ve ocaklarla birlikte Baba Mansur Ocağı’na da soykütüğü (şecere) düzenlediği doğrudur. Bu soykütüğü, bugün Tunceli’nin Mazgirt ilçesinin Şöbek Köyü’nde Caferoğulları ailesinin elindedir. Keykubat’la birlikte daha sonraki yıllara ait Osmanlı padişahlarının da onayını taşır. O zaman, 1. Aleaddin Keykubat bu soykütüğünü verdiği dönem ocağın başında Bizzat Baba Mansur değil, onun evlatlarından bir başkası olmalıdır. Çünkü soykütüğü kişiye değil, ocak ailesine, yani soya verilmiştir.
Alaeddin 1. Keykubat’ın düzenlediği soykütüklerine göre; Asyalı Türk boyları Horasan’dan Erzincan’a, oradan da Dersim dağları eteklerinde Karakoçan’ın kuzeyindeki günümüzde bir köy konumuna düşen Bağın ve Hüsnü Mansur kasabalarına göçerek yerleşmişlerdir. Şah Mansur’la Mahmud Hayrani Hüsnü Mansur kasabasında dergâhlarını kurmuşlardır. Sultan Alaeddin Bağın’a gelir. Seyyid Mahmud’un oğlu Hacı Kureyş, Baba Mansur ve Seyyid Ali adıyla anılan Derviş Beyaz Sultan’ın isteği üzerine “mucize” gösterirler. Şah Mansur duvar yürütür. Hacı Kureyş ile Derviş Beyaz fırına girerler. Sınavda başarılı çıkılır. Sultan, Türk boylarını “pirlik” ve “mürşitlik” olarak Şah Mansur ile Hacı Kureyş’e, rehberliği ise Derviş Beyaz’a verir.
Burada verilenler kimi çelişkiler taşırlar. Mahmud Hayrani, Baba Mansur’un değil, Hacı Bektaş ile Mevlana’nın çağdaşıdır. Yani, 13. yüzyılda Konya-Akşehir’de yaşamıştır. 1268 (H. 667) yılında ölmüştür. 1. Alaeddin Keykubat dönemine denk düşer ama, soykütüğünün de ileriki pasajlarında düzelttiği gibi Bağın’daki Kureyşan Ocağı’nın kurucusu Hacı Kureyş’tir. Baba Mansur, bu tarihten 34 yıl önce ölmüştür. Bağın ve Hüsnü Mansur’a bu Türk boylarıyla birlikte gelip, boyları buralara yerleştirdiği, dergâhını kurduğu doğru olabilir. Ama Alaedin Keykubat döneminde ocağın başındaki o değildir. Soykütüğü de zaten “Şah Mansur” adlı birinden söz eder. Bu, Baba Mansur evlatlarından biri olmalıdır. 1232 yılında soykütüğü düzenlendiği yıllarda ocağın temsilcisi Baba Mansur değil, Şah Mansur’dur. Bu kişi ya Baba Mansur evlatlarından bu addan biridir. Ya da o dönem yaşayan kimsenin adına şecerede değinilmemiş, doğrudan ocak kurucusunun adıyla anılmıştır.
Bir başka görüş Baba Mansurluların, Ahmed Yesevi’nin birinci halifesi Mansur Ata’dan değil, Hallac-ı Mansur’dan geldikleri yolundadır. Hallac-ı Mansur’un ünlü ve tasavvufi niteliği kimi Baba Mansurluları da bu görüşü kabule götürmüştür.
Bilindiği gibi, Hallac-ı Mansur 922 yılında ölmüştür. Anadolu’ya da kesinlikle gelmemiştir. O dönemler Anadolu’ya da Türk / Türkmen göçü pek yoktur. Bireysel ve küçük kümeler vardır. Türk göçü, daha sonraki yüzyıllarda yoğun olarak olmuştur. Hallac-ı Mansur’un çalışma alanı Anadolu Türkleri üzerinde değil (zaten bu dönemler Anadolu Türklüğü yoktur), Asya Türklüğü üzerindedir. Hallac’ın çocukları ve torunları ise Anadolu’ya değil, Kahire, Şam, Filistin ve Kuveyt’e göç edip, oralara yerleşmişlerdir. Yalnız Hallac-ı Mansur düşüncesi daha sonraki yıllarda Türk / Türkmen göçleriyle birlikte Anadolu’ya gelecek ve Alevi inancında yerini alacaktır. Alevi cemlerindeki “Mansur Darı” bu etkiden kaynaklanmaktadır.
Baba Mansurluların geneli ise zaten kendilerini Yeseviliğin izleyicilerinden Mansur Ata ile ilişkili görürler. (Kaynak ve alıntılar. Baki Öz ve Dr. Ali Yaman : Babamansurlular çalışmasından)

alevi angel
23-01-2007, 12:22 PM
emeğine, güzel yüreğine sağlık :)

Bektaşünal
23-01-2007, 12:26 PM
Emeklerine sağlık rojazzame can.

Sidalyaren
23-01-2007, 12:36 PM
Kureyş Ocaği (http://www.alevileriz.org/showthread.php?t=16446) Bana Yabancı Degil..Emegine Saglık Can Agbim

Rojaazme
23-01-2007, 12:36 PM
allah allah ey vallah can dostlar okudugunuz için var olun...

Rojaazme
23-01-2007, 12:45 PM
Kureyş Ocaği (http://www.alevileriz.org/showthread.php?t=16446) Bana Yabancı Degil..Emegine Saglık Can Agbimbizimde taliplerdir can bacım yüreklerine kurban oldugum.

Rojaazme
23-01-2007, 03:29 PM
Emeklerine sağlık rojazzame can. ey vallah can dost.

Emrahcan
24-01-2007, 09:53 AM
canabim emegine saglık allah allah eywallah

Rojaazme
24-01-2007, 11:50 AM
canabim emegine saglık allah allah eywallah


ey vallah dost... var olasın.

asli_33
25-01-2007, 04:30 AM
Dedemizde Kureyşan Ocağından 'dır ..Ocak hakkında açıklayıcı bilgiler için sağol can ..

meminağa
25-01-2007, 06:49 AM
rojaazme can bu konuda bilgilisin senden ricam bamasur ve şah masur kimdir bamasur abbasi ilişkisi nedir lütfen bilgin varsa yazarsan sevinirim
eri erden seçen kördür ama kureyş pirlerinin bir çok yerde türbe ve kerametleri söylenir bamasur pirleri hakındada böyle bildiğin varsa yazarsan yine sevinirim

Rojaazme
25-01-2007, 07:29 AM
rojaazme can bu konuda bilgilisin senden ricam bamasur ve şah masur kimdir bamasur abbasi ilişkisi nedir lütfen bilgin varsa yazarsan sevinirim
eri erden seçen kördür ama kureyş pirlerinin bir çok yerde türbe ve kerametleri söylenir bamasur pirleri hakındada böyle bildiğin varsa yazarsan yine sevinirim sevgili can ögrenmek isdediklerini araştırıp ulaşabilecegim bilgileri size sunarım....

aşk_ı nıyazlarımla...

Rojaazme
25-01-2007, 02:58 PM
Yedi yaşta Arslan Baba’ya verdim selam
“Hak Mustafa emanetini eyleyin armağan”
İşte bu vakde dek binbir zikrini eyledim tamam
Nefsim ölüp la mekan’a aştım ben işte

japon1903
26-01-2007, 04:27 AM
emegine saglık

Rojaazme
27-01-2007, 01:39 AM
Dedemizde Kureyşan Ocağından 'dır ..Ocak hakkında açıklayıcı bilgiler için sağol can ..

ey vallah canbacım varolasın...

Zazagirl
27-01-2007, 01:49 AM
benim de hem anne hem baba tarafım kureşan aşiretindendir (kuresizu).. kureşanlı canları buraya davet ediyorum..

TuRaB uFuK
29-01-2007, 05:09 AM
eline koluna sağlık can.. ceddim baba kureyş den gelmedir..

damla
29-01-2007, 06:28 AM
bende kureyşandan geliyorum.. emeğinize sağlık can...

Rojaazme
29-01-2007, 10:19 AM
bende kureyşandan geliyorum.. emeğinize sağlık can... ceddine kurban can başım gözüm üstüne....

güldünya
30-01-2007, 02:17 AM
yüreğine sağlık kardeş ben de Kureyşlerdenim...

Rojaazme
30-01-2007, 02:19 AM
yüreğine sağlık kardeş ben de Kureyşlerdenim...

başım tacısın ey vallah...

isyanateşiyiz62
02-02-2007, 05:57 AM
Dersimliyim,Mazgirtliyim,Kureyşanlıyım...

Rojaazme
02-02-2007, 10:29 AM
Dersimliyim,Mazgirtliyim,Kureyşanlıyım...

ey vallah dost cedtine kurban....

hınıslı
02-02-2007, 10:31 AM
Eyvallah can dost emeğinle bin yaşa....

Can Huseyin
05-02-2007, 07:00 AM
Ben anne tarafından bağlıyım Kureyş Dergahına...
Ama bu kadar ayrıntısıyla bilmiyordum sagolsın.
Eline diline saglık.

Rojaazme
05-02-2007, 08:47 AM
ey vallah dost..

Rojaazme
29-03-2007, 02:16 PM
Eyvallah can dost emeğinle bin yaşa....allah allah ey vallah candost.

şehriban
29-03-2007, 11:24 PM
Düzgün Baba Ocağı'nın da buraya eklenmesi gerekli bence.

Gevrenci
29-03-2007, 11:57 PM
Benim anne tarafım Kureşanlı. Ocağımla ilgili bilgim vardı ama bilginin ve bilmenin sınırı yok. Yaşa, varol can.

Rojaazme
30-03-2007, 09:05 AM
sizlerde sağolun canlar..

dersimliselvi
08-04-2007, 12:57 AM
can kardeşim emegine saglık bu ocagın bir evladı olarak grur duyuyorumo:o

alybaran
22-05-2007, 02:27 PM
emeğine sağlık can kardeş...Bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olan Ali yardımcımız olsun hepimiz..Allah,Muhammed,Ya Ali...

Rojaazme
23-05-2007, 08:43 AM
can kardeşim emegine saglık bu ocagın bir evladı olarak grur duyuyorum
cetdine kurban olam can başım tacısın ey vallah..

Rojaazme
23-05-2007, 08:43 AM
emeğine sağlık can kardeş...Bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olan Ali yardımcımız olsun hepimiz..Allah,Muhammed,Ya Ali...

ey vallah can

alevi_selman
29-05-2007, 08:05 AM
emegıne saglık can rojaazme

Alev_ileriz
29-05-2007, 08:11 AM
ben de Kureyşhanlıyım...
ne de çokmuşuz ya...

celal abbas
30-05-2007, 08:58 AM
SEYİD MAHMUD HAYRANİ SİLSİLENÂMESİ


Paşa Doğan

ÖZET
Bu yazıda Paşa DOĞAN tarafından hazırlanan Seyid Mahmud Hayrani silsilenamesi yer almaktadır.
ABSTRACT
The lineape chart of Seyid Mahmud Hayrani which is prepared by Paşa DOĞAN is presented in this writing.
Anahtar Kelimeler: Seyid Mahmud Hayrani
Key Words: Seyid Mahmud Hayrani
SunuşKureyşan Ocağı ile ilgili olarak Erzincan, Tunceli ve Adıyaman bölgesinden elimize geçen belgeler dönem dönem dergimizde yayımlanmıştır. Ancak Kureyşan Ocağı ilgili de yine bilinmeyen birçok bilgi karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan en önemlisi 15 ve 16. yüzyılda Konya bölgesinde yaşayan Kureyşan Ocağı mensupları ile ilgili Osmanlı arşiv belgeleridir. Ancak Kureyşan Ocağının Anadolu’daki gerçek dağılım alanları tam olarak ortaya çıkarılamamıştır. Elimizdeki Şecere Kureyşan Ocağının Erzincan-Çayırlı (Karamelik) kolundan gelen Paşa Doğan Dede tarafından düzenlenmiştir. Çayırlı ve çevresindeki 65, Tercan çevresindeki 55 ve Refahiye çevresindeki 8 köy Kureyşan Ocağına bağlıdır. Bu da göstermektedir ki Erzincan kolu geniş bir alana yayılmıştır. Sözlü gelenekten gelen ve ezberlenmiş bilgilerin tekrarı şeklinde düzenlenen bu şecere, büyük oranda elimizdeki yazılı belgelerle örtüşmektedir. Ancak, tarihsel bir belge olarak değerlendirmek için henüz erkendir.

1. Seyyid Süleyman 2. Seyyid Ahmet 3. Seyyid Sadık, Seyyid Süleyman’dan Seyyid Ali ve Seyyid Hüseyin, Seyyid Ali’den Seyyid Bertal ve Seyyid Süleyman. Seyyid Hüseyin’den Seyyid Haydar Seyyid Ahmet’ten Seyyid Ali Resul SeyyidAli Resul’dan üç oğlu 1. Seyyid Yılmaz 2. Seyyid Mustafa 3. Seyyid İsmail Seyyid Sadık’tan Seyyid Tello Hasan


Seyyid Hüseyin’e gelince Karamelik mezrasına yerleşmiş ve orada vefat etmiştir. İkinci ismi Divişt’tir. Seyyid Hüseyin’in üç oğlu 1. Seyyid İbrahim 2. Seyyid Ali 3. Seyyid Mustafa Tekko[1]. Seyyid İbrahim’in dört oğlu 1. Seyyid Mahmut 2. Seyyid Hüseyin Şemo 3. Seyyid İsmail 4. Seyyid Paşa. Seyyid Ali’den iki oğul 1. Seyyid İsmail. 2. Seyyid Kahraman Seyyid Mustafa Tekko’dan altı oğlu 1. Seyyid Derviş Ali 2. Seyyid Hüseyin 3. Seyyid Mehmet Ali 4. Seyyid Bakıl 5. Seyyid Keko 6. Seyyid Seyyid Ali Seyyid Mahmut’tan beş oğlu 1. Seyyid İmam 2. Seyyid Hıdır 3. Seyyid Ahmet 4. Seyyid İbrahim 5. Seyyid Veli. Seyyid Hüseyin’den üç oğlu 1. Seyyid Gülüm 2. Seyyid Ali 3. Seyyid Musa. Seyyid İsmail’den Seyyid Hüseyin. Seyyid Paşa’dan evlat yok. Seyyid Musa’dan evlât yok. Seyyid İsmail’den iki oğul 1. Seyyid Abbas 2. Seyyid Kamer Seyyid Karaman’dan üç oğul 1. Seyyid Güzel 2. Seyyid Murtaza 3. Seyyid Hasan. Seyyid Derviş Ali’nin iki oğlu 1. Seyyid Mustafa 2. Seyyid Yusuf. Seyyid Mehmet Ali’den evlât yok. Seyyid Bakıl’dan evlât yok. Seyyid Keko’dan Belgüzar isminde biı kız dünyaya gelmiştir. Seyyid Ali’den iki oğlu 1. Seyyid Hüseyin 2. Seyyid Mustafa. Seyyid İmam’ın üç oğlu 1. Seyyid Ali Haydar 2. Seyyid Binali 3. Seyyid İsmail. Seyyid Hıdır’ın üç oğlu 1. Seyyid Zeynel 2. Seyyid Mahmut 3. Seyyid Düzgün. Seyyid Ahmet’in üç oğlu 1. Seyyid Hüseyin 2. Seyyid Gazi 3. Seyyid Haşim. Seyyid İbrahim’in bir oğlu 1. Seyyid Derviş. Seyyid Veli’nin üç oğlu 1. Seyyid Dursun 2. Seyyid Müslüm 3. Seyyid Hasan. Seyyid Gülüm’ün beş oğlu 1. Seyyid İsmail 2. Seyyid Mahmut 3. Seyyid Ahmet 4. Seyyid Mehmet 5. Seyyid Kâzım. Seyyid Ali’nin üç oğlu 1. Seyyid Paşa 2. Seyyid Süleyman 3. Seyyid Hüseyin. Seyyid Paşa’nın beş oğlu 1. Seyyid Musa 2. Seyyid Kâzım 3. Seyyid Müslüm 4. Seyyid Avni Ali 5. Seyyid Muharrem. Seyyid Kâzım’ın iki oğlu 1. Seyyid İlker 2. Seyyid Türker. Seyyid Muharrem’in bir oğlu 1. Seyyid Ali Baran. Seyyid Süleyman’ın üç oğlu 1. Seyyid Haşim 2. Seyyid Hüseyin 3. Seyyid Ali. Seyyid Hüseyin’in iki oğlu 1. Seyyid Alper 2. Seyyid Alpay. Seyyid Hüseyin’in üç oğlu 1. Seyyid Hasan Hüseyin 2. Seyyid Gazi 3. Seyyid Ali Paşa. Seyyid Abbas’ın altı oğlu 1. Seyyid Yusuf 2. Seyyid Şah Haydar 3. Seyyid Hasan 4. Seyyid Hüseyin 5. Seyyid İsmail 6. Seyyid Halil. Seyyid Yusuf’un bir oğlu 1. Seyyid Hüseyin Gazi. Seyyid Şah Haydar’ın iki oğlu 1. Seyyid Mustafa 2. Seyyid Kemal. Seyyid Hasan’dan üç oğlu 1. Seyyid Ali Hızır 2. Seyyid Kenan 3. Seyyid Kemal. Seyyid İsmail’den dört oğlu 1. Seyyid Zeynel 2. Seyyid Kâzım 3. Seyyid Müslüm 4. Seyyid Düzgün. Seyyid Halil’den iki oğlu 1. Seyyid Murteza 2. Seyyid Özcan. Seyyid Kamer’den dört oğlu 1. Seyyid Kâzım 2. Seyyid Mehmet 3. Seyyid Ali 4. Seyyid Veli. Seyyid Kâzım’dan üç oğlu 1. Seyyid Salim 2. Seyyid Haşim 3. Seyyid Naim. Seyyid Mustafa’nın üç oğlu 1. Seyyid Zeynel 2. Seyyid Ali Baba 3. Seyyid Hakkı. Seyyid Zeynel’den bir oğlu 1. Seyyid Teberdar. Seyyid Ali Baba’dan bir oğlu 1. Seyyid Hasan. Seyyid Hakkı’nın üç oğlu 1. Seyyid Ali Ekber 2. Seyyid Rıza 3. Seyyid Cafer. Seyyid Mustafa’nın iki oğlu 1. Seyyid Yusuf 2. Seyyid Dursun. Ali Seyyid Dursun Ali’den Seyyid İbrahim. Seyyid Hüseyin’in üç oğlu 1. Seyyid İbrahim 2. Seyyid Ahmet 3. Seyyid Kâzım. Seyyid Mustafa’nın dört oğlu 1. Seyyid İmama Hüseyin 2. Seyyid Hasan 3. Seyyid Mehmet 4. Seyyid Efendi. Seyyid Zeynel’in beş oğlu 1. Seyyid Doğan 2. Seyyid Ali 3. Seyyid Veli 4. Seyyid Veysel 5. Seyyid Veyis. Seyyid Mahmud’un oğlu Seyyid Ali. Seyyid Gazi’nin iki oğlu 1. Seyyid Dursun Ali 2. Seyyid Ali. Seyyid Dursun ‘dan Seyyid Celal. Seyyid Güzel’in oğulları yaşamadı. Bir çok kızları oldu. Seyyid Murtaza’nın bir oğlu 1. Seyyid Mehmet kaza sonucu rahmetlik oldu. Seyyid Hasan’ın evlâdı yok. Seyyid Derviş’in iki oğlu 1. Seyyid Binali 2. Seyyid Doğan. Seyyid Haşim’in üç oğlu 1. Seyyid Hüseyin 2. Seyyid Hasan 3. Seyyid Haydar. Seyyid Müslüm’ün iki oğlu 1. Seyyid Mehmet Ali 2. Seyyid İbrahim. Seyyid Binali’nin iki oğlu 1. Seyyid Hüseyin 2. Seyyid Güzel. Seyyid İsmail’in üç oğlu 1. Seyyid Zeynel 2. Seyyid İbrahim 3. Seyyid Emre. Seyyid Gülüm oğlu Seyyid İsmail’in üç oğlu 1. Seyyid Ayhan 2. Seyyid Haydar 3. Seyyid Dursun Ali. SeyyidAhmet’in bir oğlu 1. Seyyid Hüseyin Seyyid Ali’den Seyyid Şah Hayati. Seyyid Keko’nun altı oğlu 1. Seyyid Binali 2. Seyyid Ali 3. Seyyid Erdal 4. Seyyid Hıdır 5. Seyyid Erkan 6. Seyyid Mahmut. Seyyid Düzgün’ün üç oğlu 1. Seyyid Cafer 2. Seyyid Kemal 3. SeyyidGazi. Seyyidİmam Hüseyin’in iki oğlu 1. Seyyid Özcan 2. Seyyid Özgür. Seyyid Yusuf’un iki oğlu 1. Seyyid Tekin 2. Seyyid Tarık. Seyyid İbrahim’in iki oğlu 1. Seyyid Ali 2. Seyyid Okan.


Dedemiz Boro Ahmet’in üç oğlu 1. Seyyid Sadık 2. Seyyid Hasan. Bu iki kardeşten otuz beş hane. Üçüncü kardeşi Seyyid Hüseyin Divişti’nin de soyu seksen hane olmuştur. Toplam 115 hane olup Erzincan ili, Çayırlı ilçesi köyleri ve taşrada yaşamaktadırlar.






[1] Erzincan Çayırlı’da Büyük Yayla köyünden olan Ali Ağa’dan Kümbeller Mezrası ve Morpet Dağı’nı satın alıyor ve bu mezrada vefat ediyor. Türbesi hâlen oradadır.




Not: 27. SAYI - Guz 2003

celal abbas
30-05-2007, 09:02 AM
KUREYŞANLILAR:

Her ne kadar oymak görünümünde isler de, bu kesime oymaktan çok olacak denilir. Sayısal çocukları nedeniyle oymak hüviyetine bürünmüşlerdir. Doğu Anadolu'daki halk arasında Kureyşanlılar'a kutsal bir ocak gözü ile bakılır. Adından çağrışımla bu ocağı, Kureyşanlılar'a kutsal bir ocak gözü ile bakılır. Adından çağrışımla bu ocağı, Arabistan'daki Arap kabilesine bağlamak yanlış olur.


Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, Kureyşanlılar dahil tüm ocaklar, Horasan'dan gelmelidir. Bulundukları yerde, bin yıllık zaman içinde Türkçe'den başka dil de bilmektedirler. Ancak, yaptıkları cemlerde Türkçe gülbanklar okuyup, Türkçe ibadet etmektedirler. Kureyşanlılar'dan dedelik yapanlara, "horasanlı Baba Kureyş" denilir. Bu ocakların, Batı Anadolu'da algılandığı gibi Kürtlükle uzaktan-yakından bir ilgileri yoktur.


Kureyşan Ocağı, genelde toplu olarak Nazmiye-Erzincan-Pülümür ve Magirt'te bulunur. Kimi yer ve Köylerde de dağınık olarak yerleşmişlerdir. Kiği Varto-Hınıs Yörelerinde yarleşenler de vardır.


Kiği-Karlıova-Hınıs-Vatro-Bingöl-Erzincan bölgelerindeki Alevi kesimi, Kureyşanlı dedelere, ulu kişiler olarak kabul etmektedir. Bu ocaktan gelenler hakkında kötü düşünmezler. Düşünenlerin de çarpılacağı inancı yaygındır. Aynı inanç, Malatya-Elazığ ve Maraş Alevileri arasında da vardır.


Diger oymaklar, Kureyşanlı ocağından gelen dedelerin mürtleridirler. Daha doğrusu, buralardaki geniş halk kesimi, Kureyşanlı aileler arasında paylaşılmıştır. Her dede, kendisine bağlanan oymak ve aileleri kış mevsiminde ziyaret eder. Cem yapar, yol-yordam gösterirler.


Dersin yöresinde "Kureyşan" ocağından başka Baba Mansur vb. ocaklar da vardır. bu dede ocaklarından Baba Mansurlar'la Kureyşanlılar, birbirlerinin yakın akrabaları oldukları gibi diğer ocaklarla da ilintileri vardır.


Kureyşanlılar, çoğunlukla Erzincan-Tunceli-Elazığ yörelerinde bulunmaktadırlar. Keramet gösterdiklerine inanılan Alevi dedelere bu gücün doğuştan Kureyşanlı ocağına verildiğine inanılır.


Erzincan'da valilik yaptığı dönemlerde yaptığı araştırmalar sonucu yazdığı Erzincan tarihinde Ali Kemali, Kureyşanlılar'ı birtakım dallara ve şubelere ayırır. Buna göre Kureyşanlılar:


1- Hüseynan


2- Gülnan


3- Kalyan


4- Valyan


5- Aliyan


6- Heman


7- Süleymaniyan


8- Çitan


9- Güdan


10- Seyhan


11- Gaziyan (2)


gibi muhtemelen ayrı ayrı şubelere ayrılan bu Kureyşan dalları, adlarını taşıyan kişilerden çoğalıp gelmişlerdir.



dostlukla kalın.

fataLibra
30-05-2007, 09:12 AM
Hep bu Kureyşanla Sivas Kızıltepe/Kızıldağ (Koçgiri) ocakları arasında bir bağ kurmaya çalışmışımdır.
Misal bizim köyün bilinen tarihi şöyle geçiyor:
Sivas ili Imranli ilçesine bagli Sariçubuk / Bahadun Köyü 500 nüfuslu olup Çengel Dagi ile Kizildag Arasinda bir vadidedir. Ilçeye uzakligi 20 kilometre, Sivas’a uzakligi 120 kilometredir. Köy 250 yil once Erzincan dolaylarindan gelen MUS AGA tarafindan kurulmus ve günümüze kadar gelmistir.
Ayrıca Mus Aga dediğinin bir kardeşi bugün ki Bahdun veya Bahdın nahiyesi olarak bilinen Yozgata diğer bir kardeşi de Varto ya gitmiş.
Koçgirinin Dersim sürgünü olması da cabası.. Böyle birşey de vardır belki.

alevi_selman
30-05-2007, 09:37 AM
saol can!!!

Deli-Dervis
04-06-2007, 09:59 AM
Sevgili arkadaşlar Sevgili canlar kureşanlılarla ilgili acmış olduğunuz forum u inceledim celişkiye düştüm orda bir keramet gösterildiği ifade ediliyor Hacı Kureyş le Babamansur arasında bu olay tıpkı Seyid Mahmut Hayrani ile Hacı Bektaş arasında geçen olaya benziyor Şöyleki Hz.Pir Hacı Bektaş a yerleştiğinde namı dört bir yana yayılıyor Konya Akşehir yöresinde yaşayan Seyid Mahmut Hayrani adında bir zad Hz. Pir'in ününü duyuyor ve rahatsız oluyor bu nasıl bir erdirki ismi taa buralara yayılarak bizi gölgelemekte varıp gidip bir bakalım der ve üçyüz Mevlevi Derviş'i ile yola çıkar Hacı bektaş a yaklaştıklarında köylüler Hz. Pir e haber verirler Seyid Mahmut Hayrani adında bir zad yılanı kamçı etmiş aslana binmiş (bazı kaynaklarda ayı olduğunu söylerler Çünkü o yörede cografi konum itibari ile aslan yaşadığı hiç gündeme getirilmemiştir) size doğru geliyor dediklerinde Hz. Pir de Şöyle buyuruyor:
"Mademki er arzu etmiş eri ziyaret e gerektir ki er eri karşılıya Kızılca harvetin önünde duran büyük bir kayaya ey kayacık Allah ın himmeti ile yürü diye seslendiğinde başı kusa benzeyen bu kaya yerinden havalanır ve Hz. Pir buna binerek Seyid Mahmut Hayrani yi Karşılamaya gider Aliler sırtı denen yerde karşılaşırlar Seyid Mahmut Hayrani Hz. Pir i o konumda görünce Elindeki yılanı atar Aslanda iner (Ayıdan) şöyle der:
"Ere karşı hata ettik Biz canlıya o cansız a hükmediyor " diyip Hz.Pir in karşısında dara durur Birbirlerini safa nazar ettikten sonra bir hafta boyunca söz sohbet yeme cem cameaat zikredilip semah dönülür bir hafta dolduktan sonra ise Seyid Mahmut Hayrani Maiyetindeki Mevlevi Dervişleri ile Hz. Pir in karşısında dara durur icazet ister Şöyle Buyurur:
"Ya hünkar Pir bizede yer göster bizde gidip demyom sürelim" Hz. Pir de der ki :
"Ya Seyid Mahmut Hayrani bizden evvelkiler seni nereye gönder di iseler oraya git süregini devam ettir diye buyurmuştur." Hacı Bektaş VilayetNamesinde böyle yazmakta Kaynak: Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi Abdül Baki Gölpınarlı Kaynak 2 : Hacı Bektaş Vilayetnamesi Esat Korkmaz
SAYGILARIMLA
Deli-Derviş

zoradam
25-08-2007, 11:04 AM
eyer benim bu soruma bir cevap verebilirseniz sevinirim duvari yürütme aslana binme ve yilani kamci yapma rivayetinin aynisi seyit m. hayrani ve hc bektasiveli arasindada geciyor hangisi dogrudur bu konuya bir aciklik getirmenin zamani geldi ve gecti bu olayi rivayetse belirtin deyilsede dogrulugu hakkinda bir aciklama yapin yoksa bu kusaktan kusaga hep yukarda belirtiyim gibi gidecek
1.mansur,kureys
2.hc bektas ve seyit mahmut hayrani
hangisi
tesekkürler

alev24
02-01-2008, 08:48 AM
emeğine sağlık kardeş,bilmediğim bi çok şeyi okudum eyvallah.

dersim baba
02-01-2008, 08:54 AM
ezık kuresıze emegıne saglık can

Alihaydar arili
05-01-2008, 06:35 AM
eline,koluna saglik kardes.

Gamzekilic
23-01-2008, 02:09 AM
bizde kureyş ocağındanız eyvllah..

canfiro
04-02-2008, 06:19 AM
emeğine sağlık .. bende kureyşanlıyım.. :)

Gevrenci
04-02-2008, 06:26 AM
emeğine sağlık .. bende kureyşanlıyım.. :)

Hoşgeldin ;)

canfiro
04-02-2008, 07:54 AM
hoşbulduk :)

Rojaazme
24-02-2008, 01:14 AM
allah allah ey vallah canlar

ENGIN__62
03-03-2008, 12:42 AM
1)KUREYŞ OCAGI
2)BABA MANSUR OCAGI
3)DÜZGÜN BABA OCAGI
4)SULTAN HIDIR OCAGI
5)MUNZUR BABA OCAGI
6)AGUCAN OCAGI
7)ŞİH DELİLİ SULTAN OCAGI
8)SARI SALTUK OCAGI
9)SEYYİD KARA SÜLEYMAN OCAGI
10)SEYYİD GABANİ OCAGI
11)ŞEYH HÜSAMETTİN ASELİ OCAGI
12)DERVİŞ CEMAL OCAGI

KUREYŞAN OCAGI: imam musai kazım evladından şeyh seyyit ikinci ibrahim.,şeyhmahmudi hayrani ile sona erer.halen 14 kabiledir. başlıca kolları: adıyaman da şeyh müşir oglu evladı derviş halil,derviş cemalve derviş gevr dir.
seyyid mahmud-i hayrani oglu düzgün baba(şah haydar) 7 göbekte seyyid hüseyin ,seyyid mahmut olarak devam etmiştir.
seyyid mahmud-i hayraninin 14 üncü torunu olan (seyyid)derviş mahmud kendi soyundan olmuya biriyle evlenmiş bazı rivayetlere göre berdan aşireti bazı rivayetlere göre de kalan aşireti diye yazılmıştır.
bu evlililten derviş mahmudun 7 çocugu olmuştur.
1)KALİ
2)ALİ
3)HÜSEYİN
4)MEVALİ
5)GULİ
6)KUDE
7)GAZİ

bu çocuklar evlendikten sonra bunlarında çocukları olmuş ve bugün dersim yöresinde yaşayan kureyşan aşiretinin ocaklarının babaları olarak aşiret arasında boy boy yer alırlar.
KALİ den dogan onun soyundan gelen kureşanlılara KALİYAN
ALİ den dogan onun soyundan gelen kureşanlılara ALİYAN
MEVALİ den dogup onun soyundan gelen kureşanlılara MEVALİ
HÜSEYİN den dogup onu soyundan gelen kureşanlılara HÜSEYİN
DENİLMİŞTİR................
(ALİ KAYA NIN KİTABINDAN ALINTIDIR)

Aydinoglu
24-05-2008, 08:04 AM
bu ocagi bagli olanlar türk mü , kürt mü , zaza mi ?

erzincanlilar kendilerine türk der...tunceliler zaza, kürt....

h.alibaba
24-05-2008, 09:10 AM
bu ocagi bagli olanlar türk mü , kürt mü , zaza mi ?

erzincanlilar kendilerine türk der...tunceliler zaza, kürt....



Bir Dede ocağına her Milliyetten insan bağlı olabilir. Milliyetçilik söz konusu olamaz. Saygılar

masjaron
31-05-2008, 12:16 PM
Kureyşan Ocağı nın talibiyiz bizde.. her sene dedelerimiz istanbula geldiğinde misafir ederiz onları..
paylaşım için çok teşekkür ederim..

Batıni
19-12-2009, 02:11 PM
Kureyşanlıyım..Ekmeğimiz tuzsuzdur!..
Ocağıma, Turab olam..