PDA

: Pir Sultan'ın Yaşadığı Dönem: Tanık Olduğu ve İçinde Yaşadığı Alevi Halk Hareketleri


Sidalyaren
19-01-2007, 12:47 PM
Pir Sultan'ın Yaşadığı Dönem: Tanık Olduğu ve İçinde Yaşadığı Alevi Halk Hareketleri
Celaleddin Ulusoy'un getirdiği yaklaşımla Kalender Çelebi'ye bağlandığında, Pir Sultan'ın yaşadığı dönem, yukarıda değindiğimiz birinci görüşte ileri sürülen dönemle, yani 2. Bayezid (1483-1512), 1. Selim (1512-1520) ve Kanuni Süleyman (1520-1566) zamanlarıyla denk düşebiliyor.


Bunun yanısıra, İlhan Başgöz'ün, Düzmece Şah İsmail'in (1577-8) “Pir Sultan'ın beklediği Şah” olduğuna tarihsel kanıt olarak gösterdiği dörtlüğe göz atalım:

Pir Sultan Abdal'ım dost çiresine

Arzumanım kaldı Şah cilvesine 60 ile 73'ün arasına

Özümü irfana koşamam m'ola


İlhan Başgöz, rakamları Hicri 960 (1552-53) ve Hicri 973 (1565-6) tarihleri olarak yorumlayıp, “bu yıllar arasında, özünü irfana koşmak isteyen Pir Sultan yaşamaktadır” diyor. (S. Eyuboğlu, agy, s. 55) Hangi gerekçe ile bu rakamları tarih kabul ettiği açık değil.
Neden Pir Sultan Abdal, 60 ile 73 yaşları arasında özünü irfana koşmuş olmasın? Demek ki ömrünün bu dönemi, onun olgunlaştığı ve çağının bilgilerine ulaşıp onları özümsediği dönemdir. Bizce bu şiiri Pir Sultan 73 yaşlarındayken yazmış olmalıdır. Belki de Hızır Paşa'nın zindanlarında, ömrünün son zamanlarında yazmıştır. Böyle olunca onun 1475-80 arasında doğmuş olabileceği ortaya çıkıyor.
Bu tarihi esas aldığımızda, “Pir Sultan'ın zamanında, yaşadığı çevrede herhangi bir halk hareketi olmamış ve kendisi de böyle bir harekete katılmamıştır” diyenlerin (bu iddia sahipleri için bkz. Baki Öz: Osmanlı'da Alevi Ayaklanmaları, s. 191) niyetlerinin karanlık olduğu görülür. Çünkü Pir Sultan Abdal, bu tarihe göre, 30 yaşlarından itibaren, idam edilinceye kadar en az on Alevi halk hareketi yaşadı. Büyük kırımlar ve kanla bastırılmış onca ayaklanmaya, Çaldıran savaşı (1514) öncesi ve sonrasında, yüzbinlerin öldürüldüğü toplu Kızılbaş kırımlarına tanık oldu. İran savaşları sırasında (1548-55) Kanuni'nin Kızılbaş kırımından yakasını kurtaramadı.
Pir Sultan Abdal'ın yaşamış ve tanık olduğu bu halk hareketlerinden bazılarına değinelim:
1. 1509-11 yılları arasında iki yıl süren Şah Kulu Sultan ayaklanması: Bu, Şah İsmail Safevi'yi dayanak alıp başlayan, ama kısa zamanda bağımsız gelişerek, Anadolu ve Rumeli'yi saran ve doğrudan siyasal iktidara yönelik bir Alevi halk hareketiydi. Yenilgiden yenilgiye uğrayan Osmanlı kuvvetleri, ancak Vezir Hadım Ali Paşa'nın yönetiminde Sivas yakınlarında Gedikhan'da yapılan savaşta Şah Kulu'nu öldürerek ayaklanmayı bastırabildiler. 1511 Haziran'ında yapılan bu savaşta Ali Paşa da öldü. Şahkulu Sultan'ın ölümüyle halk birlikleri dağıldı, 15 bin kadarı İran'a geçti. Şah İsmail daha başlardayken, bu hareketten desteğini çekmiş sudan bahanelerle birçoğunu katletti...
2. Nur Ali Halife ayaklanması: 1512 yılında Tokat, Amasya, Yozgat ve Çorum yörelerindeki Alevi kitleler tarafından gerçekleştirildi. Nur Ali, Şah İsmail'in halifelerindendi. Tokat'da Şah İsmail adına hutbe okuttu. Şehzade Ahmed'in (Yavuz Selim'in kardeşi) isyanı bastırmakla görevlendirdiği Sinan Paşa'yı iki bin askeriyle öldürüp, Sivas'ı kuşattı. Şehzade Ahmed'in oğlu Murat Kızılbaş olmuş ve Nur Ali Halife'yle işbirliğine girmişti. Nur Ali, emrinde 10 bin kişilik kuvvet bulunan Murat'la Kazova'da birleşti. Aynı yılın yazında Erzincan yakınlarında Göksu'da yapılan savaşta Nur Ali Halife birlikleri Osmanlı ordusuna yenildi. Bıyıklı Mehmed Paşa, Nur Ali'nin başıyla birlikte 600 isyancı Kızılbaşın kellesini Yavuz'a İstanbul'a gönderdi. Doğrusu ise, F. Sümer'in yazdığı gibi, Nur Ali Halife kurtulup Erzincan'a döndü. Kendisi 1514 Çaldıran savaşında Şah İsmail'in kumandanlarından biri olarak görev yapmıştır. (Faruk Sümer: Safevi Devletinin Kuruluşu, s. 35-36) Şah İsmail, kendisi adına başkaldıran Nur Ali Halife’yi de desteksiz bırakmıştı. Bununla da kalmıyarak Çaldıran savaşının başında, Osmanlı ordusunun özelliklerini çok iyi tanıyan Diyarbakır valisiyle birlikte Nur Ali’nin de savaş planlarını kabul etmemiştir. Kızılbaş ordusunun Çaldıran’da yenilmesinin birinci nedeni Şah İsmail’in ateşli silahlar kullanmayışıysa, ikinci önemli neden bu çok değerli iki Kızılbaş önderinin savaş taktiklerini reddetmesidir.
Çaldıran öncesi ve sonrası iki yıl içerisinde Anadolu'da Büyük Kızılbaş Kırımları gerçekleştirildi. Osmanlı'yla Safevi devleti arasında 1514 yılında yapılan Çaldıran savaşı, Anadolu Kızılbaşları için bir dönüm noktasıydı. Bu büyük yenilgiyle Şah İsmail’den umutlar kesildi.
Bütün bu olaylardan, o sırada otuzunu aşmış bulunan Pir Sultan uzak mı kalmıştır? Hayır, tersine tamamıyla içinde bulunuyor ve kendisi Anadolu Kızılbaş siyasetinin öncülerindendi.
3. Bozoklu Celal, 1517 yılı ortalarında, Yavuz Selim'in Mısır seferi sırasında ayaklandı. Amasya ve Tokat bölgelerinin Alevi Türkmenlerini başına toplamıştı. Bozoklu Celal eyleminin tabanının oluşturan 20 bini aşkın yoksul halk ve köylüler, iki yıla yakın süre Osmanlı'ya karşı mücadele verdiler. Ferhad Paşa liderliğinde ordunun üstlerine yürümesi karşısında Bozoklu Celal ve yandaşları Turhal, Zile, Artova ve Sivas üzerinden İran'a yöneldiler. Ancak sonunda Erzincan'da Celal yakalanıp kafası kesildi ve Yavuz'a gönderildi.
4. Şah Veli ayaklanması: 1519'da Yozgat'ta başladı. Şah Veli, Bozoklu Şah Celal'ın talibiydi. Çevresinde toplanan 4 binden fazla insanla Celal'ın öcünü aldı. Zile'de Sivas beylerbeyi Şadi Paşa'yı savaşa zorlayarak, birliklerini dağıttı. Çarpışmalarda Sivas defterdarı öldürüldü ve Şadi Paşa yaralandı. Bu olayla Şah Veli büyük ün kazandı. Öyle ki bir Osmanlı tarihyazıcısı, sonradan onun “Şah İsmail Safevi'in bile adını unutturduğunu” yazacaktır. Şah Veli’nin kuvvetleri, aynı yılın ortalarına doğru, Kızılırmak üzerindeki Şahruh köprüsü yakınlarında Osmanlının Husrev Paşa’sına ve büyük bir Alevi katliamı daha yapıldı.
5. Süklün ve Baba Zünnun ayaklanmaları da Alevi Türkmenlerin yoğun olduğu Bozok'da (Yozgat) çıkmış, Tokat, Sivas, Amasya, Maraş, Adana, Tarsus ve İçel yörelerine kadar yayılmıştır. Osmanlı'nın ağır baskıya dayanan toprak-vergi-köylü siyaseti, Aleviler ve Alevilik inancına horbakışı, Alevileri “mülhid, rafızi (dinsiz, sapık)” olarak nitelemesi ve hakaretin ötesinde Aleviliği “ağır suç” kapsamında görmesi, ayaklanmaların ana nedenleriydi.
Türkmen oymaklarından Süklün aşiretinin Koca Dede'sine devlet memurlarının yaptığı hakaret (hiç bıçak vurmadığı sakalının, bıyığının zorla kestirilmesi), Alevi Türkmenlerin geniş tepkisine yol açan bir kıvılcım oldu. Yoksul halkın başa geçirdiği Baba Zünnun'un 1525'lerde başlattığı ayaklanma, hızla gelişip yayıldı ve 1527'ye kadar sürdü. Ayaklanma sırasında Bozok sancak beyi Mustafa bey, İlyazıcısı Kadı Muslihüddin öldürüldüler. Sancak beyinin Kanuni'nin halasının oğlu olması, İstanbul'da geniş yankı uyandırmış ve isyanı bastırmak üzere Hurrem Paşa görevlendirilmişti.
Baba Zünnuncu Alevi yığınlar, Kayseri yakınlarında Hurrem Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetlerini perişan ettiler. Hurrem Paşa, İçel sancak beyi Ali bey, Kayseri valisi Behram bey ve daha birçok zeamet ve timar sahibi beyler öldürüldü. Bu başarılarıyla taraftarları artan Baba Zünnun ise Artova ve Kazova'ya doğru ilerleyerek, Alevi köylü yığınlarının kaynağına yöneldi.
Osmanlı yönetimi bu kez Rumeli beylerbeyi Hüseyin Paşa'yı, Sivas beylerbeyi Hasan Paşa'yı ve Maraş beyi Mahmut'u isyanı bastırmakla görevlendirdi. Hüseyin Paşa tüm eyalet askerleriyle Zünnun'un üzerine yürüdü. Höyüklü'deki kanlı çarpışmalarda, Baba Zünnun'un kendisi ve yandaşlarından çok ölenler oldu, ama Aleviler Osmanlı ordusuna pes etmediler. Dağlara çekilip toparlandılar. Vakit geçirmeden yeniden Osmanlı güçlerine saldırıp onları dağıttılar ve Hüseyin Paşa öldürüldü.
Baba Zünnuncu Alevi Türkmenler, daha sonra, güneyden gelen Diyarbakır beylerbeyi Hüsrev Paşa'nın Kürt birlikleri tarafından dağıtıldılar.
Aynı yıllar içinde, Atmaca ayaklanması, babasının öldürülmesiyle oymağının başına geçen Zünnunoğlu; Maraş, Adana, Tarsus-İçel hattında Tonuzoğlu ve Yenice Bey, yine Adana'da Veli Halife, Seydi Bey ve İnciryemez Alevi kökenli halk ayaklanmaları, aynı zincirin halkalarıydı ve resmi tarihin “Yükselme Devri” adını verdiği Kanuni Süleyman'ın “Cihan İmparatorluğu'nu” temelinden sarsıyorlardı.

Pisultan.derneği

Sidalyaren
04-03-2007, 01:59 PM
Pir Sultan Abdal'ım dost çiresine
Arzumanım kaldı Şah cilvesine

Av.A.Guvercin
04-03-2007, 04:41 PM
Yuregine saglik Sidal Can.

Yukaridaki ayaklanmalar dogrudur. Ancak biraz alevi isyanlarini sinifsal bir ayaklanmalara benzetmek icin ellerinden geleni yapan bir zihniyetin anlatimiyla anlatilmistir.

Yani sinif savasinda, Aleviler her zaman ezilen ler. dogrudur biz her daim ezilenlerden olduk ama bu salt bir sinif savasiyla aciklamak kendilerine pay cikarmak isteyen siyasilerin olayin alevi boyutunu kendi istedikleri amac icin kullanmalarini aciga vuruyor.

Ornegin, bu ayaklanmalar neden hep Yavuz la birlikte boylesine palazlaniyor. yavuz un babasi da bektasi degilmi. Yani sunni olan yada devletci olan hic mi koylu yok. Butun koyluler bektasi mi. bektasilik bir koylu orgutlenmesi mi sonucta. haci beotasi veli kendisi bir koylu mu. Pir sultan abdal bir koylu mu.

lafi dondurur dolastirirlar Pir Sultan Abdal in asilmasini bir halk hareketine baglarlar onu da halk kahramani ederler ve kendi isyalarina da ornek ederler. benzetme yerinde bir benzetme degildir aslinda ama tespihte hata yoktur diyerek anlatalim. Muaviyenin kuranin sayfalarini mizraklara takmasindan farki nedir ki, pir sultan abdal i kendi sinifsal mucadelelerine onder kabul etmek che guevera gibi degerlendirmek.

Pir Sultan Abdal sinifsal bir onder idiyse kendisiyle birlikte kac kisi daha asildi, haklarindaki suclamalar neydi,

Acaba Pir Sultan abdal SAH derken, kastettigi kisi Marksmiydi yada Lenin miydi. yada Marks ve lenin eger yurt ve dunyayi taniyan ustalar isler neden Pir sultan Abdal da eski komunist toplumsal oderler dendir diye bahsetmedi.

Yani Pir Sultan Abdal derneklerinin bu cikislari Pir in huzurunda duran ve ibadet eden canlari derinden uzmektedir. Umarim bu canlar yaptiklarinin nerelere gittigini bir gun anlarlar da Pirin ruhunu sizlatmayi birakirlar.

Aksi halde Alevi Canlarin tepkileriyle karsilacak ve desifre edecekler yine kan kaybeden bizler olacagiz. Umarim bir an once kendilerini bu konuda toparlarlar da zararin neresinden donulunce kardir dusuncesiyle daha fazla kan kaybi yasamayiz.

Saygilarimla

kimyager89
22-04-2007, 03:23 AM
teşekkürler.emeğinize sağlık...

cagan
21-12-2007, 09:57 AM
ellerinize emeğinize sağlık..

Hidayet Coban
21-12-2007, 12:28 PM
Emegine Saglik sidalyaren Can!

akbabaismail
22-12-2007, 10:05 PM
Yer yüzünde hiçbir destekçisi ve itibarı kalmayan, bazı siyasi gurupların ayakta kalabilmek için, Halkımızın damarlarına kadar işlemiş olan Pir Sultan Abdal sevgisini, kendi siyasi emellerine alet etme çabalarını görüyor ve üzülüyoruz. Pir Sultan Abdal bu gün yaşamış olsaydı ülkesine karşı AB ve ABD tarafından kurdurulan ve kullanılan ayrılıkçı güçlerin yanında yer almazdı , Avrupa Birliğinden fonlananlarla aynı saflarda bulunmaz, asla emperyalistlerle işbirliği yapmazdı.
Halkımızın bu gerçeği çok kısa zamanda görüp bu yüce insanı kirli amaçları için kullananlara gerekli dersi vereceklerine inanıyorum. Saygılarımla.

akbabaismail
23-12-2007, 08:14 AM
ATATÜRK'ten...

Ne mutlu "Türküm" diyene.

Tarih bir milletin kanını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez. Bizim görüşümüz ki halkçılıktır, kuvvetin, kudretin, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır. Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.

"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben yapabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. O halde ya istiklal ya ölüm!"

"Ulusal egemenliğimizin bir zerresini dahi vermeye yeltenenlerin kafalarını koparacağınızdan eminim."
(1923, Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri c.2, s. 71-72)

Geldikleri gibi giderler.

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı bir türlü öğretemedim.

Yurtta sulh, cihanda sulh.

http://www.add.org.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=41&Itemid=46[/COLOR]

messibjk34
23-12-2007, 10:12 AM
paylaşımın için saol can

pir sultan abdal_ım düşmüştür gama
kimi dara gider kimi zindana
dergahta canları aç susuz koma
ya ali sen sakla senden isterim

yolahürmet
23-12-2007, 11:16 PM
Birileri de Pir Sultan Abdal Dernekleri'ni çürütme tezleri üretmek için elinden geleni yapıyor.Marks'ı Lenin'i de kattınız ya helal olsun.

Yazıyı iyi bi okuyun bence ondan sonra çarpıtmalarla saptıralım konuyu.Sınıf kavramı nerede gösterirmisiniz.

Ama ben ekleyeyim.Bu ayaklanmalarda öşür toplayan aseslere yapılan direnmeleri de inkar edinde görelim tarihi inkarınızı.

cem77
25-12-2007, 06:50 AM
emegine saglik sidalyaren can, önemli bilgiler vermissin.

yesim_60
27-02-2008, 05:11 AM
emeğine sağlık sidalyaren can:)

Aşk defterine yazıldı
Sır divanına dizildik
Bal olduk,şerbet olduk
Doluya saydılar bizi

Pir sultan'ım eder şunda
Çok keramet var insanda
O cihan ,bu cihanda
Ali'ye saydılar bizi

pir sultan abdal

Mustafa Kemal
27-02-2008, 08:51 AM
Celali Ayaklanmaları:
Osmanlı Anadolu’su 16. yüzyıl ve 17. yüzyılda, nüfus yapısını bile önemli ölçüde değiştiren Celali Ayaklanmaları’na sahne olmuştur. Celali Ayaklanmaları vergilerin yükü altında ezilenler, toprakları ellerinden alınmış eski sipahiler, topraksız köylüler, geçim sıkıntısı çekenler v.b. grupların çıkardıkları Anadolu’daki en büyük isyan hareketlerinden birisidir. 1509–1590 döneminde yaşanan Celali Ayaklanmaları Bu dönemdeki ayaklanmaların baslıca nedenleri: “mezhep çatışmaları, merkezi yönetim ile Anadolu’daki Türkmenler arasında yaşanan sorunlar, İran’ın dış politikası, tımar sahiplerinin tımarlarının ellerinden alınması, sürekli artan vergi yükü ve sömürüdür”
Şeyh Celâl Ayaklanması’nda (1517) Şeyh Celal "yoksul insanların, topraksız köylülerin, ağır vergiler altında ezilenlerin hayatını düzeltmek, onlara mutluluk getirmek için" yaklaşık 20 bin kişiyi toplamıştır. Bu ayaklanmaya katılanlara Osmanlı yöneticileri tarafından "Celâli" adı verilmiş ve bu tarihten sonra da Osmanlılar, bu terimi ne türden olursa olsun bütün ayaklanmalar için kullanmışlardır. Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta geçtikten sonra mali bunalıma engel olmak için "arazi tahriri"ni yenilemek suretiyle, hazine gelirini arttırmaya yönelik hareketleri ülke çapında halkın tepkisine neden olmuştur. Bunun nedeni hem tımarlı sipahilerin hem de çiftçilerin (raiyyetin) arazi yazım sonuçlarından etkilenecek olmalarıydı. İl yazıcılarının sipahilerin beratlarında kayıtlı yerlerden "ifrazlar" bularak hazineye geri alacakları tarlaların dönümlerini fazla göstererek de çiftçilerin vergi yükünü ağırlaştıracakları söylentileri halkın hoşnutsuzluğunu arttırarak aniden geniş isyanların çıkmasına yol açmıştır (1525–1527). Ayaklanma İlyazıcı Kadı Muslihiddin'in arazi vergilerini arttırmasına karsı yapılan itirazlarda, kimi Bozok Türkmen ileri gelenlerine "sakallarını kestirmek" gibi Türkmenler tarafından kendilerine hakaret olarak nitelendirilen cezalar vermesi nedeniyle başlamıştır. Olaylar kısa zamanda Sivas, Yeşilırmak çevresi, Maraş, Adana, Tarsus ve İçel bölgelerine yayılmıştır. Bu dönem içinde en büyük ayaklanama Kalender Çelebi isyanıdır(1528).Bu isyana çok sayıda Alevilerin katılması halkın daha fazla baskı altında kalmasına neden olmuştur.
Celali Ayaklanmaları’nın yaşandığı dönemlerde Osmanlı Devleti’nde önemli bir nüfus artısı yaşanmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta geçişini takip eden ilk on yıl (1520–1530) içinde bütün Osmanlı memleketlerini kapsayan tahrirlere göre, Osmanlı Devleti nüfusunun 11 milyon 357 bin12, yüzyıl sonuna doğru ise 30 milyon civarına ulaştığı tahmin edilmektedir. 16.yüzyılda Anadolu ve İstanbul bölgesinin nüfusunun 16. yüzyıl boyunca hızlı sayılabilecek bir artıştan sonra 5–6 milyondan 8–9 milyona kadar yükseldiği tahmin edilmektedir. Bu nüfus artısı, Anadolu’da topraksız ve issiz bir kalabalığın oluşmasına neden olmuştur. Köylüler özellikle artan vergi yüklerini en azından geçici olarak hafifletmenin yolunu ise göç ederek bulmuşlardır. Göç Anadolu’nun tüm alanlarında sarsıcı bir tesir göstermekle beraber, en fazla tahribat Sivas’tan Kütahya ve Afyon’a kadar geniş Orta Anadolu Bölgesi ve Çukurova’da olmuştur[1] (http://www.alevileriz.biz/showthread.php?t=16083#_ftn1)

[1] (http://www.alevileriz.biz/showthread.php?t=16083#_ftnref1)Faruk SÜMER , “Oguzlar (Türkmenler)” , Ana Yayınları, s.190




Dönemin Ayaklanmalarını Alevi ayaklanması olarak göstermek yanlış olur.Çünkü Türkmen köylerinin beylere ve dönemin kötü yöneticilerine ayaklanmasıdır.Bununla ilgili bir çok araştırma incelendiğinde ortak kanı budur.
Pir Sultan Abdal,Şah kelimesini Hz.Ali için kullanmıştır.Yazdığı nefese göre de Allah'a hitap etmiştir.Ayrıca Pir Sultan Abdal 16. yy'ın son çeyreğinde yaşamıştır.Hatta Hızır paşa'nın o dönemde Sivas'ta vali olduğu belgelerde yazılıdır.
Pir Sultan Abdal hiç bir ayaklanmaya sebep olmamıştır.Ayrıca aktif olarak da bir ayaklanmaya önderlik etmemiştir.Onun davası cahillikle savaştır.

Dede-baba
17-06-2008, 03:07 AM
Degerli canlar...

Alevi-Bektaşiliğin ulularından... Pirlerinden... Pir Sultan Abdalîn gizli Osmanlı arşivlerinden gün ışığına çıkarılan... ölüm Fetvasını yayınlıyoruz...

Ali Haydar AVCI'NIN, "Osmanlı'nın Gizli tarihinde Pir Sultan Abdal" adlı yapında... Sünni Din bilginlerinde Pir Sultan Abdal.. aşağıdaki suçları işlediği için Şeriata asi olup Katli Vaciptir..

Pir SultaN Abdal'ın Ölüm fatvasında özetle aşağıdaki suçlamalar yer alıyor:

1- Pir Sultan, dinsizdir,namaz kılmaz,ramazan orucu tutmaz

2- Şeriata aykırı söz söylüyor ve davranış sergiliyor

3- Müslümanlara YEZİT diyor ve şarap içiyor

4- islamiyetin ilk 3 halifesine lanet okuyor

5-Ayin-i Cem adında gizli toplantılar yapıyor

6- Safevi taraftarı ve Kızılbaş taifesinden, Devlet-i Ali düşmanıdır

7- Rafızi Kitaplar bulunduruyor, Okuyor ve okutuyor

8- Saz ve çalgı çalıyor,Dini törenlerinde semah dönerek oyun oynuyor

9- Törenlerinde haremlik ve selamlık kuralına riayet etmiyor kadınlı erkekli cem oluyor...

10-Mehdi-i Zaman (Zamanın Mehdisi) gelecek propagandası yapıyor..

Bu suçlamalarla zincir bağlı olarak Pir Sultan'ı Sivas Kadısının huzuruna çıkarırlar...Affedilmesi için içinde Şah ismi geçmeyen üç değiş okumasını isterler...

....Ve Pir Sultan Dile gelir...

Açılın Kapılar Şaha Gidelim

Hızır paşa bizi berdar etmeden
Açılın kapılar şaha gidelim
Siyaset günleri gelip yetmeden
Açılın kapılar şaha gidelim

Alınmış abdestin aldırırlarsa
Kılınmış Namazım kıldırırlarsa
Sizde ŞAH diyeni öldürürlerse
Açılın kapılar Şaha gidelim...

Gönül çıkmak ister, şahın köşküne
Can boyanmak ister, Ali müşküne
Pirim Ali on ik'imam aşkına
Açılın kapılar şaha gidelim

Ilgın ılgın eser seher yelleri
Yare selam eylen urum erleri
Bize peyik geldi, şah bülbülleri
Açılın kapılar şaha gidelim

PİR SULTAN'ım eydür mürvetli şah'ım
Yaram baş verdi, sızlar ciğergahım
Arşa direk direk olmuştur ahım
Açılın kapılar şaha gidelim...


Ey yezit bizlerde kıl ü kal olmaz
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz
Tarikat ehline mezhep sorulmaz
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Eğnimize kırmızılar giyeriz
Halimizce her manadan duyarız
İmam Cafer mezhebine uyarız
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Muhammet Ali'dir kırkların başı
Anı sevmeyenin nic'olur işi
Atalım yezide laneti taşı
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Baharda açılır gonca gülümüz
Ol dergaha doğru gider yolumuz
On iki imamı okur dilimiz
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Pir Sultan'ım eyder erenler gani
Evveli Muhammet ahiri Ali
Anlardan öğrendik erkanı yolu
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Pir Sultan Abdal

ALLAH EYVALLAH...ERENLER YOLUNA CANIM FEDA...