PDA

: Dersim Katliyamı ve Direniş!!!


Hakisli
18-01-2007, 02:34 AM
DERSİM Katliamı ve Direniş!
1937-1938 Katliamı ,Direniş ve Gelişen Olaylar...

1937-38 Dersim , M.Kemalin emriyle T.C nin dersimi işgale gelmesine karşı büyük bir direnişe geçti.
Direnişe öngelen 1928, 29 ve 31 yıllarında Dersimliler’den birkaç kez silahlarını teslim etmeleri ve başta Alişer olmak üzere Dersim’e sığınmış Koçkiri savaşçılarını iade etmeleri istenir. Bu ısrarlı tehditler ve saldırı hazırlıkları karşısında 1932‘de Dersim’de bir kıpırdanma görülür. Karakollar ve nahiye merkezleri basılır.
25 Aralık 1935‘te Tunceli Kanunu çıkarılır. Bu kanunla birlikte Dersim’in adı Tunceli olarak değiştirilir. Hemen sonra daha önce Birinci Genel Müfettişlik kapsamında bulunan Elazığ, Tunceli, Erzincan ve Bingöl’ü içeren Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kurulur (6 Ocak 1936). Bu genel valiliğin başına Dersim Valisi ve Kumandanı sıfatıyla Abdullah Alpdoğan atanır. Elazığ’da İstiklal Mahkemesi adı verilen bir askeri mahkeme kurulur. Bu mahkeme özel olarak Dersim için teşkil edilir. Tunceli Kanunu’nun geçerlik alanı sadece Dördüncü Genel Valilik kapsamına giren illerle sınırlı kalmaz. Sivas, Malatya, Erzurum ve Gümüşhane illeri de bu kanunun geçerlik alanına dahil edilirler. Böylece Tunceli Kanunu merkezi Dersim olmak üzere Kızılbaşlarla yerleşik tüm sahayı kapsamına alır. Dersim, bu kanunla “Yasak Bölge“ ilan edilir. Ülkeye giriş çıkışlar özel izne tabi tutulur.
Alpdoğan, 1936‘da Dersim’in Amutka, Pulur, Karaoğlan, Sin, Haydaran, Danzig ve Burnak gibi stratejik merkezlerinde askeri kışlalar ve karakollar inşaa ettirmeye başlar. Bu merkezlerden biri de eskiden Mazgirt’e bağlı olan Mamikan (Mameki) köyüdür. Bu köy adı Tunceli olarak değiştirilen Dersim’in yönetim merkezi olarak seçilir.
Demenan aşireti ile bazı Nazımiye aşiretleri kendi bölgelerinde yapımı başlatılan karakollara baskınlar düzenlemeye başlarlar. Çatışma böyle başlar (1936).
Seyit Rıza, askeri vali Alpdoğan’dan tekrar tekrar Tunceli Kanunu’nun iptalini (olağanüstü rejimin lağvını) ve Dersim’in ulusal haklarının tanınmasını talep eder. Alpdoğan’ın buna yanıtı işgalci orduları Dersim’e sürmek olur. Diyarbakır’dan kalkan uçaklar Dersim’e bomba yağdırır. Çatışmalar her tarafa yayılır. Kışın gelmesiyle zorunlu olarak kesilen çatışmalar 1937‘de tekrar başlar.
Kemalist devletin Dersim’e dönük bir stratejisi ve programı vardı. Amacı Dersim‘i kesin şekilde ilhak etmek ve insansızlaştırmaktı. Hazırlıklar çok yönlüydü ve Musul ve Hatay gibi sorunlar nedeniyle bir-iki kez ertelenmek zorunda kalınan Dersim harekatı ancak 1937 yılında başlayabildi.
Kemalist rejimin direnişe öngelen ve bir plana göre yürütülen bu hazırlık süreci gözardı edilirse Dersim direnişinin gerçek nedenleri anlaşılamaz.
İki yıla yayılan bu direnişi işgale öngelen hazırlık evresi dışta tutulursa Türk askeri harekatının evrimine bağlı olarak üç aşamaya ayırarak irdelemek gerekir.


İŞGAL SÜRECİ
Kahmut köprüsünün yakıldığı 20/22 Mart 1937‘den Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği 15 Kasım 1937‘ye kadarki süredir. Bu süreç kendi içinde 20/22 Mart-19 Mayıs, 19 Mayıs-26/28 Ağustos, 26/28 Ağustos-5/15 Eylül ve 15 Ekim-15 Kasım şeklinde bölünebilir. Dersim aşiretleri direnme yanlıları, tarafsızlar ve devletle işbirliği yapanlar (milislik yapanlar) olmak üzere üçe bölünmüştür. Bava, Alişer ve Sahan suikastleri ile Seyit Rıza’nın idamı bu zaman dilimindeki dönemeçlerdir. Seyit Rıza’nın oğlu Bava’nın öldürülmesini (Mart sonudur) takiben yedi kadar aşiret kendi aralarında bir ittifak oluşturup topluca direniş kararı alırlar. Ama bu aşiretlerin sadece birkaçı (Bahtiyar, Yukarı Abbas, Demenan ve Haydaran) bu karara sonuna kadar bağlı kalır. Alınan karara göre her aşiret kendi bölgesini savunacaktır. Yusufanlılar’ın yeminlerini bozarak bu kararı uygulamayışları Türk ordusunun 19 Mayıs günü Kırmızı Dağ hattına dek ilerlemesine yolaçar. Bu ani ve beklenmedik durum direnişin kaderi üzerinde büyük rol oynar. Sivil halk kitlesel halde Kutu ve Kalan derelerine sığınır. Alişer’in öldürüldüğü 9 Temmuz’dan sonra asker hemen her dağın zirvesini ve her vadiyi işgal eder. Bu tarihten Sahan’ın öldürüldüğü 28 Ağustos’a kadar geçen sürede sığınaklarda sivil halktan binlerce kişi katledilir. 28 Ağustos günü Sahan’ın öldürülmesi (Bahtiyar direnişinin kırılması), 1937 direnişinin sonunu işaretler. Tarafsız aşiretler arasına çekilerek onları direnişe çağıran Seyit Rıza sonuç alamaz. Sonraki gelişmeler konusunda farklı versiyonlar mevcut. Ya teslim olmak ya da görüşmeler yapmak üzere gittiği Erzincan’da yakalanıp diğer tutukluların bulunduğu Elazığ‘a götürülür (5/15 Eylül). 15 Ekim-15 Kasım arası yargılamalar ve idamlar tarafından belirlenir.


SOYKIRIM SÜRECİ
11/12 Haziran 1938‘den 10 Ağustos 1938‘e kadardır. 1938 yılı olayları “yasak bölgeler“ olarak ilan edilen İç Dersim’in neredeyse tümü (Kutudere-Kırmızı Dağ-Sin ve Halvori kuzeyindeki Haçılı Dere hattından Mercan Dağları eteklerindeki Karacakale’ye kadarki bölge) ile Koçan aşiretlerinin bölgesini (Ali Boğazı ve çevresi) boşaltma girişiminin yapıldığı 11/12 Haziran’da başlar. Bu durum 1937 direnişine katılmamış olan adı geçen iki bölgede yerleşik Kör Abbas, Bal, Keçel ve Koçan gibi aşiretlerin çetin bir direnişine yolaçar. Bu direnişler özellikle 22 Haziran’dan itibaren toplu kırımlar yoluyla bastırılır. Bu peryodun (1938 yılının) en önemli olayı adını Dersim’in Laçin aşiretinden alan ünlü Laç Deresi’nde cereyan eder. Laç Deresi’ndeki çarpışmaların en şiddetlisi ise 19-24 Temmuz arasına rastlar.

Hakisli
18-01-2007, 02:35 AM
SÜRGÜN SÜRECİ
10 Ağustos 1938‘den 31 Ağustos 1938‘e kadardır. Bu aralıkta boşaltılmış bulunan bölge halkı ile diğer bölgelerden ayıklanıp toplananlar Batı Anadolu’ya önceden saptanmış yerlere nakledilir.
İki yıla yayılan süreç içinde bazı anlar ayıklanabilir.
1937 yılının kırım zamanı özellikle Alişer’in öldürüldüğü 9 Temmuz ile Sahan’ın öldürüldüğü 28 Ağustos arasına rastlar. Bu aralıktaki en kanlı olaylar 17-18 Ağustos günlerinde Bahtiyar bölgesindeki çarpışmalarda yaşanır. Seyit Rıza’nın pek çok yakını da bu çarpışmada yaşamını yitirir.
1938 yılının kırım zamanı ise 22-28 Haziran arasında (boşaltılmak istenen Kalan bölgesinde Baltalı-kürekli muharebe), 19-24 Temmuz arasında (Laç Deresi’nde) ve 15 Ağustos’ta (Xeç baskını ve Xeç-Zımek toplu kırımı) yeralır.
Katliamın zirvesi 1938 yılının işaret ettiğimiz peryodlarıdır.
Ama 1937‘deki 17-18 Ağustos tarihi de kritik bir tarihtir.
Sonuç olarak, Dersim soykırımını anmak için bir tarih önermek gerekirse akla ilk gelenler 22-28 Haziran, 19-24 Temmuz ve 15 veya 17-18 Ağustos tarihleri olmaktadır.

1920’lerin sonları ve 30’lu yılların başlarına ilişkin raporlar, 1937-38 soykırımına öngelen dönemde Dersim’in işgalini tamamlamak ve ülkeyi insansızlaştırmak amacıyla TC devletinin yapmakta olduğu çok yönlü hazırlığın ayrıntılı bir resmini verirler. Dersim aşiretleri, herbirinin sayı ve silah gücü, karşılıklı ilişkileri ve çelişkileri konusunda ayrıntılı bilgilerin yeraldığı Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim adlı kitabı da bu hazırlığın bir parçasıdır. Bu kitap kaynak olarak MAH Raporu ve Birinci Umumi Müfettişlik (1927/8-35) raporlarına dayanıyor.
MAH (Milli Amele Hizmeti), 1927’de kurulmuş Türk istihbarat teşkilatıdır. 1965 yılında adı MİT olarak değiştirilmiştir.
Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim adlı kitabında dönemin İç İşleri Bakanı Şükrü Kaya’nın Başbakanlığa verdiği 18. 11. 1931 tarihli raporunun Ek bölümü Lahika başlığı altında olduğu gibi verilmektedir. Bu Ek, daha o tarihte (1931), hazırlığı yapılan saldırının başarısını takiben Dersim’de kimlerin nerelere sürgün ve iskan edileceğine ilişkin olarak Başbakanlığa sunulmuş bir plandır.
Burada yaklaşık doksan aşiretten 347 önde gelen ailenin (3470 kişi) Batı’ya ve Trakya’ya sürgünü, bunlardan 72 ailenin Tekirdağ’a, 38 ailenin Edirne’ye, 56 ailenin Kırklareli’ne, 65 ailenin Balıkesir’e, 73 ailenin Manisa’ya ve 34 ailenin de İzmir’e iskanı öneriliyor. Nakliye masrafı ve güzargahı bile saptanmış (Bk. JUK’un Dersim kitabı, s. 83-121, 1932).
1938 katliamı Kemalist yönetim tarafından, başta Mustafa Kemal olmak üzere Türk devletinin kurucuları tarafından önceden planlanıp gerçekleştirildi.
Bu kırımın önceden planlanan bilinçli bir stratejinin sonucu olduğunun kanıtları 19. yüzyıl sonlarından beri hazırlanan Dersim Raporları’nda, Türk istihbarat teşkilatı MAH’ın ve askeri müfettişliklerin raporlarında, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın raporunda, Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim adlı yayınında, Meclis konuşmaları ve dönemin Türk basınında yeralan haber ve yazılarda apaçık sergilenmektedirler.
Bu belgeler üzerinde çalışılarak hazırlanacak bir dosya ile Dersim soykırımının içyüzü uluslararası kamuoyuna kolaylıkla anlatılabilir. Belli başlı dillere çevrilmesi gerekecek olan bu dosyaya ek olarak Dersim’de herkesçe bilinen toplu mezarları tek tek görüntüleyen ve 37-38 kırımına tanık olan yaşlı kuşağın ve 38 sürgünlerinin öyküsünü kaydeden bir belgesel de düşünmek gerekecektir.
Olayın anlaşılmayacak bir tarafı yoktur.
Osmanlı ve Türk yönetimleri kendi otoritelerini zor kullanarak Dersim’e taşımak istemiş, hatta mümkünse Dersim’i haritadan büsbütün silmek istemiş, Dersim ise buna karşı direnmiştir.
İşte Devlet-Dersim çatışmasının kökeninde yatan budur
Merkezi otoritenin zora başvurması ve askeri seferleri doğal olarak kendisini savunmak zorunda kalan Dersimli’nin direnişiyle karşılaştı.
Bu şekilde başlayan Devlet-Dersim çatışması 1938 soykırımına dek devam etti.
Dersim davası işte bu süreçte gündeme oturdu ve yabancı bir gücün işgal ve imha girişimlerine karşı birbirini izleyen kendisini savunma amaçlı bir seri direniş içinde, özellikle 1916 veya 1918 yılı sonrasında giderek ulusçu ifadeler kazandı.
İşte benim Dersim direnişleri çağı dediğim bu evrededir ki Dersim kavramı Dersim-Kızılbaş halkının ve onun özgürlük sorununun ortak ve genel adına dönüştü.
Dersim, 1938’de bir soykırımla ve toplu sürgünlerle düşürüldü ve adı da daha 1936 yılından itibaren Tunceli olarak değiştirilip başında askeri sömürge valileri olan olağanüstü bir rejimle yönetilmeye başlandı. 1938 Eylül’üne gelindiğinde toplu direniş bastırılmış, bütün Dersim TC hükümeti tarafından 10 yıl için (1938-48) “Yasak Bölge“ ilan edilmiştir.
Bu 10 yıllık programa dördüncü harekat denebilir Bu zaman zarfında yoğun bir Türkleştirme programı uygulanır. Resmi ağızlar Dersim meselesinin bittiğini ilan ederse de dağlara sığınanların oluşturduğu gerilla birimlerinin (yerel dilde Qol) mücadelesi 1946 affına dek sürer.
1923-46, Doğu’nun kolonileştirilmesi, elkonan zenginliklerinin Batı’ya taşınarak 1950‘lerden itibarenki sınai gelişme için ilkel sermaye birikiminin sağlandığı dönemidir. Türk devletinin temelleri de bu aynı süreçte atıldı.
Tanzimat döneminde başlatılan ve 1930‘lu yıllarda sürdürülen Dersim Raporları serisinde TC devletinin Dersim’i sömürgeleştirme, Türkleştirme ve dağıtma politikası açıkça görülebilir.
Örneğin 1930‘ların başında hazırlanmış bir raporda (Büyük Erkanı Harp Reisi’nin Mütalaaları) Dersim’de “Yüksek idare memurlarına adeta koloni idarelerindeki selahiyet verilmeli“, “Dersim evvela koloni (sömürge) gibi nazarı itibara alınmalı“ (akt. Dersim, T.C. Dahiliye vekaleti Jandarma Umum Kumandanlığı, s. 218-19) şeklinde ifadelere rastlanmaktadır.
1923-46 arasında işgal ve siyasi ilhak, 1950 sonrasında ise ekonomik ilhak gerçekleştirildi. Böylece Dersim ve Kürdistan zor yoluyla TC yönetimi ve pazarına entegre edildiler.
Tunceli Kanunu, Genel Valilik, Yasak Bölge uygulamalarının 1948/49‘larda artık sona erdiği düşünülürse de, işgal (işgalin kendisi zor ve terördür) ve başka biçimler altında olağanüstü rejim biçimi halen devam etmektedir. Dersimli yaklaşık yetmiş yıldır şu ya da bu biçim altında askeri-faşizan olağanüstü rejimlerle yönetilmektedir.
Son olarak bir noktaya daha işaret etmeliyim.
Dersim’de karşı karşıya gelenler vahşi kapitalist ve sömürgeci bir uygarlık ile Morgan’ın deyişiyle Eski Toplum (Komünal Toplum)’du. Dersim’in yakın çevresi bir derebeylik rejimi ile kuşatılmıştı. Bu doğru. Ama iç kesimlerde, yani eski ve esas Dersim’de, asker, polis, yasa, mahkeme tanımayan, kısaca devlet nedir bilmeyen bir sosyal örgütlenme mevcuttu. Toplumun hücresi yerel dilde ezvete adı verilen Dersim gensiydi. Yönetim biçimi, değerleri, hukuku tamamen farklıydı. 1938’de bir soykırımla sona erdirilen cemi, cemaati, kendine özgü hukuku ile bu Dersim Komünü’ydü. Başka deyişle bir ilkel demokrasi ya da sosyalizmdi. Yıkılan Dersim gensi ve ona dayalı Dersim Komünü’nün incelenmesi önemli bir konudur. Şimdilik diyeceğim, sonraki Dersimli kuşakların kitlesel halde sosyalizme yönelişinde Türk Solu’ndan önce, kendileri farkında olmasalar bile içinden çıktıkları bu toplumun, önceki kuşaklar tarafından kendilerine aktarılan geleneğin önemli rol oynadığıdır

Hakisli
18-01-2007, 02:37 AM
1937-38 KATLİAMININ KRONOLOJİSİ

25 Aralık 1935
Tunceli Kanunu çıkarıldı ve Dersim adı Tunceli olarak değiştirildi.

6 Ocak 1936
Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kuruldu ve başına sömürge valisi yetkileriyle General Abdullah Alpdoğan atandı. Dersim’de stratejik merkezlerde kışla ve karakol inşaasına başlandı. Ardından gelen karakol baskınlarının nedeni işgal ve soykırım hazırlıklarını önlemekti.



1937 YILI OLAYLARI (İSMET İNÖNÜ'NÜN BAŞBAKANLIĞI DÖNEMİ )

20/22 Mart 1937 (Kahmut Olayı)
1936‘da başlatılıp kış nedeniyle ara verilen kışla-karakol inşaası 1937 Mart’ında devam ettirilince, kesintiye uğrayan direniş de Karakol baskınları tarzında yeniden başladı. S. Rıza’nın köyü ve çevresi bombalandı. Türk askeri kaynakları ve Dersim’in hafızasının kaydettiği 1937 yılının ilk olayı 20-21 veya 21-22 Mart 1937 gecesi saat 11‘de Pah-Kahmut bucaklarını bağlayan Harçik Suyu üzerindeki tahta köprünün Demenanlılar ve Haydaranlılar tarafından yakılması ve civardaki karakola baskındır. Naşit Uluğ’a göre Dersimli büyük eylemleri genellikle 22 Mart sabahı başlatır, çünkü bu tarih güneşe tapılan devirlerden kalma bir inanç gereği kutsaldır, ilkbaharın da başlangıcıdır. Onun sözünü ettiği Dersim takvimindeki Newe Marti olmalıdır.

26-27 Mart veya 26 Nisan 1937
Seyit Rıza’nın oğlu Bıra İbrahim (Bava), babası adına askeri harekatın durdurulmasını talep etmek üzere gittiği Hozat dönüşünde Kırğan köyü Deşt’te misafir olduğu evde uyurken öldürülür. M. Nuri, bu siyasi cinayeti Alpdoğan’ın adamı Binbaşı Şevket’in adamlarının örgütlediğini yazar.

S. Rıza, misilleme olarak Kırğan aşiretinin merkezi Sin bucağını ve karakolunu basar. Ordu, Kırğan aşireti eşliğinde saldırıya geçer. Böylece S. Rıza ve aşireti ile Bahtiyar aşireti de başlamış bulunan çatışmalara katılırlar. Çatışmalar fiilen toplu bir direnişe dönüşür. Aşiretler arasında genel bir birlik kurulamaz. Sadece Yukarı Abbas, Bahtiyar, Ferhad, Karabal, Yusufan, Demenan ve Haydaranlar’dan oluşan toplam 7 kadar aşiret kendi aralarında direniş için ittifak kurup Halvori-Vank civarında yemin ederler ve topluca direnişe geçerler. Alpdoğan, aşiretler arasında birleşmeleri engellemek, direniş kararı alan S. Rıza liderliğindeki yedi aşireti tecrit etmek için çabalar. Bu amaçla söylentisi dolaşan boşaltma ve sürgün kararını yalanlamaya, saklı tutmaya özen gösterir. Ajanları dolayımıyla aşiretlerarası kavgaları körükler, direnişin önderlerini ortadan kaldırmak için çalışır. S. Rıza ile bir toprak meselesi yüzünden anşlaşmazlığı bulunan yeğeni Rehberi ve çetesini kendisiyle işbirliğine ikna edip kullanır. Rehber, verilen görevleri yerine getirdikten sonra onu da öldürtür.

Nisan 1937
Askeri birliklere baskınlar. Direniş sürüyor.

1-3 Mayıs
Mazgirt’e ve Mazgirt Köprüsü’ndeki birliklere saldırı. Sabiha Gökçe’nin de katıldığı 15 uçaklık bir filo Zel, Kırmızı Dağ, Yukarı Bor (Keçizeken) çevrelerini bombalar.

8 Mayıs
Genelkurmay, Dördüncü Genel Valiliğe 8 Mayıs’ta genel tenkili (Bor/Kırmızı Dağ-Sin-Karaoğlan hattına ulaşacak hücüm harekatını) başlatması emrini iletir.

19 Mayıs
Yukardaki emir üzerine 25. Alay Kırmızı Dağ zirvesini bir saldırıyla işgal eder, tespit edilen Nazımiye-Kırmızı Dağ-Sin-Karaoğlan hattına ulaşır. Bu saldırı için 19 Mayıs gününün seçilmiş olması dikkat çekmektedir. Bu saldırının başarısı Yusufanlılar‘ın ittifak yeminini bozup direnmeyişlerine, dahası orduya destek olmalarına bağlanmaktadır. Bu ani ilerleme savaş alanındaki sivil halkın Kalan ve Kutu derelerindeki sığınaklara yerleştirilmesine neden olur. Aşiretlerin çoğu tarafsız, bir bölümü devletten yanadır. Direnenler küçük bir azınlıktır. Üstelik ittifakçıların bir bölümü saf değişmiştir.

26 Mayıs
Bahtiyar köylerine ordu baskını ve bu bölgede önceden boşaltıldığı görülen Resikan, Gözerek, Varuşlar, Çökerek ve Çat köylerinin yakılması.

Mayıs Sonu ve Haziran Başı
Haydaran, Demenan ve Yusufanlılar’dan bazıları teslim olur.

18 Haziran
Başbakan İnönü Elazığ’a gelerek sürmekte olan harekatı görüşür.

22 Haziran
Ordu birlikleri Zel, Bokir, Sıncık, Aziz Abdal dağlarını işgal ederler. Dersimli her dağ zirvesi, her bir vadi için, kısacası ülkesinin her karış toprağı için çetin bir direniş sergilerse de işgal ordusunun 19 Mayıs’ta ulaştığı hattı daha da içerilere (kuzeye) taşımasını engelleyemez. Direnişçi köyler yakılır, sürülere elkonulur.

Haziran veya Temmuz
Asker Tujik Dağı’nı işgal eder. Bu dağın eteğindeki İksor Vadisi’nde sığınaklarda bulunan çoğu kadın ve çocuk sivil halktan binlerce kişiyi imhaeder. Mağaraların girişi betonla kapatılarak veya ağzında ateş yakıp içine boğucu duman verilerek binlerce sivil yokedilir. Bu sırada can havliyle dışarı fırlayanlar vurulur. Kısacası İksor vadisinde tam bir katliam olur.

9 Temmuz 1937
Dersim ulusal hareketinin S. Rıza’dan sonraki en önemli önderi Alişer, eşi Zarife’yle birlikte Rehber ve çetesi tarafından öldürülür. Sekiz-dokuz kişilik bu çeteye Hıde Pırço (Pırço’nun oğlu Hıdır) da katılır. Alişer ve eşinin kesik başları Elazığ’daki “Dersim Fatihi“ Abdullah Alpdoğan‘a yollanır.

17-18 Ağustos
Bahtiyar mıntıkasında (Tokmakbaba-Titenik-Sarıoğlan üçgeninde) çetin çarpışmalar. S. Rıza’nın ikinci eşi, büyük oğlu Şeyh Hasan, üç torunu ve bin kişilik kuvveti bu çarpışmada katledilirler. Bazı kaynaklar bu çatışmaların Koçan mıntıkasında yaşandığını söylerse de bu doğru görünmüyor.

28 Ağustos
Bu sıralarda direnişe S. Rıza ve Sahan önderlik etmekteydiler. S. Rıza Bahtiyarlılar arasında bulunuyordu. Direnişçi 6 aşiret reisinden yakalanmamış olan sadece bu ikiliydi ve Alpdoğan onların peşindeydi. 28 Ağustos günü direnişin önemli bir önderi olan Bahtiyarlı Sahan, General Alpdoğan tarafından satın alınan üvey kardeşi Pırço oğlu Hıdır tarafından uyurken öldürülür. Gövdesinden ayrılan başı Hozat’taki Türk kumandanına teslim edilir. Rehber’in çetesinden olan hain Hıdır, Hozat dönüşünde Sahan’ın kardeşi veya amcasıoğlu tarafından öldürülür.

Bahtiyar direnişinin kırılması (ardından Bahtiyar kırımı yapılır) anlamına gelen Sahan’ın öldürülüşü, gerçekten de Dersim direnişinin sonu olur. Sağ kalan Bahtiyar direnişçileri S. Rıza’nın aşireti Yukarı Abbas kuvvetlerine katılırlar. Fakat Sahan öldürülünce yalnız kalan Seyit Rıza, direnişe çağırdığı tarafsız aşiretlerden bir şey çıkmayınca çok geçmeden yakalanır ya da bir versiyona göre teslim olur.

5-13/15 Eylül
S. Rıza Erzincan’a giderken veya gittiğinde yakalanır. Bir söylentiye göre yakalandığında komşu illere kaçmaya çalışıyordu. Bir diğerine göre kaçma girişimi yoktur. Kendi kararıyla Erzincan jandarmasına teslim olmuştur. Bir başka yoruma göre Erzincan valisi aracılığıyla görüşmeye çağrıldığı Erzincan’da beraberindekilerle birlikte tutuklanır. Bazı yaşlılara göre gittiği Pülümür yöresinde ihbar edilip yakalatılmış ya da bu ihbar üzerine gidip teslim olmuştur. Kaynaklarda Eylül’ün 5‘inde veya 10‘unda yakalandığı yazılıdır. Seyit Rıza’nın yakalandığı haberini 13-14-15 Eylül tarihli Tan, Kurun, Ulus gibi gazeteler vermektedir. Yakalanışına ilişkin ilk haber 13 Eylül tarihli gazetelerde çıkar. Türk basını ve yetkilileri ondan “Dersim’in en ileri ve son sergerdesi“ diye sözederler. Seyit Rıza’nın yakalanması üzerine Mustafa Kemal, İsmet İnönü, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve 3. Ordu Müfettişi Kazım Orbay Abdullah Alpdoğan’a bu başarısı nedeniyle kutlama mesajları gönderir, bunu Alpdoğan’ın tarihi bir başarısı olarak tanımlarlar.

Ekim ayı ortaları
S. Rıza Erzincan’dan Elazığ’a götürülüp orda toplanmış bulunan diğer Dersimli esirlerle birlikte (toplam 58 kişi oldukları anlaşılıyor) askeri mahkemede Dersim’i isyana teşvikten ve bu isyana katılmaktan dolayı yargılanır.

15 Kasım
Ekim ayı ortasında başlayan sözde yargılama 15 Kasım’da biter. 14 kişi beraat eder. Seyit Rıza da dahil 7 kişi idama, 37 kişi ağır hapis cezalarına mahkum edilir. 15 Kasım’da Seyit Rıza (1860/62-1937) ve diğer altı kişi Elazığ Buğday Meydanı’nda şafakla birlikte infaz edilirler. Bu altı kişi, S. Rıza’nın oğlu Resik Hüseyin, Kamer Ağa’nın oğlu Yusufanlı Fındık, Şeyhan reisi Usê Seydi, Demenan reisi Cebrail veya oğlu, Kureşanlı Hasan ve Haydaranlı Kamer Ağa’dırlar. Seyit Rıza’yı bizzat götüren ve infazları izleyen İhsan Sabri Çağlayangil’in aktardığına göre Seyit Rıza’nın son sözleri şunlardı:

Ewladê Kerbelayme [Kerbela evladı]

Bêxetayme [Boyun eyme]

Aybo, zulmo, cinayeto. [Bu zulüm ve Cinayete]

Kente girmeye cesaret edemeyen Mustafa Kemal, bu sırada Elazığ garında infazların bitmesini beklemektedir.

Bu idamlarala birlikte 1937 yılı direnişi sona erer.

Zamanın Başbakanı İsmet İnönü (İso Ker), Seyit Rıza ve beraberindekilerin idamı üzerine verdiği demeçte, “Dersim meselesini ortadan kaldırdık...Dersim müşkilesinden kurtulduk“ derken, Cumhuriyet gazetesi başyazarı Yunus Nadi, “Tarihe Gömülen Dersim’e Dair“ başlıklı 18 Kasım 1937 tarihli yazısında, “Senelerden beri adına Dersim denilen mesele tarihin ummanına katılmış ve ebeddiyen ölmüştür“ demektedir.

isyanateşiyiz62
18-01-2007, 02:42 AM
**tı xerati lao..spass***

hewal_sevi
18-01-2007, 02:54 AM
**tı xerati lao..spass***
Sayın;isyanateşiyiz62 lütfen Türkçe açıklamasını yazınız.

sivri
18-01-2007, 03:24 AM
tarihimize sahip çıkmalıyız iyisiyle kötüsüyle tunceli (dersim) de biziz koçgiride biziz ,maraş,çorum, sivas,gazi mahallesi de biziz yok saymayla bir yere varamayız .
xızır albazı ma bu (hızır yardımcımız olsun )

okanziya
23-01-2007, 08:58 AM
dersim katliaminda devlet hakliydi diyen aleviler var.Duy Imam Ali duy

yetis Imam Ali bak neler oldu
senin cadirina Mervanlar doldu

Ali gecinen Osmanlar var

lanet olsun yezide ve onun devam eden katliamci gelenegine

astokomlu
24-01-2007, 09:20 AM
canlar lütfen noluyor yaa.. ne bu üsluplar.. hem kendinize hem sitemize zarar veriyorsunuz.. üslubumuza dikkat edelim lütfen..

polata
24-01-2007, 10:13 PM
DERSİM Katliamı ve Direniş!
1937-1938 Katliamı ,Direniş ve Gelişen Olaylar...

1937-38 Dersim , M.Kemalin emriyle T.C nin dersimi işgale gelmesine karşı büyük bir direnişe geçti.Direnişe öngelen 1928, 29 ve 31 yıllarında Dersimliler’den birkaç kez silahlarını teslim etmeleri ve başta Alişer olmak üzere Dersim’e sığınmış Koçkiri savaşçılarını iade etmeleri istenir. Bu ısrarlı tehditler ve saldırı hazırlıkları karşısında 1932‘de Dersim’de bir kıpırdanma görülür. Karakollar ve nahiye merkezleri basılır.
25 Aralık 1935‘te Tunceli Kanunu çıkarılır. Bu kanunla birlikte Dersim’in adı Tunceli olarak değiştirilir. Hemen sonra daha önce Birinci Genel Müfettişlik kapsamında bulunan Elazığ, Tunceli, Erzincan ve Bingöl’ü içeren Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kurulur (6 Ocak 1936). Bu genel valiliğin başına Dersim Valisi ve Kumandanı sıfatıyla Abdullah Alpdoğan atanır. Elazığ’da İstiklal Mahkemesi adı verilen bir askeri mahkeme kurulur. Bu mahkeme özel olarak Dersim için teşkil edilir. Tunceli Kanunu’nun geçerlik alanı sadece Dördüncü Genel Valilik kapsamına giren illerle sınırlı kalmaz. Sivas, Malatya, Erzurum ve Gümüşhane illeri de bu kanunun geçerlik alanına dahil edilirler. Böylece Tunceli Kanunu merkezi Dersim olmak üzere Kızılbaşlarla yerleşik tüm sahayı kapsamına alır. Dersim, bu kanunla “Yasak Bölge“ ilan edilir. Ülkeye giriş çıkışlar özel izne tabi tutulur.
Alpdoğan, 1936‘da Dersim’in Amutka, Pulur, Karaoğlan, Sin, Haydaran, Danzig ve Burnak gibi stratejik merkezlerinde askeri kışlalar ve karakollar inşaa ettirmeye başlar. Bu merkezlerden biri de eskiden Mazgirt’e bağlı olan Mamikan (Mameki) köyüdür. Bu köy adı Tunceli olarak değiştirilen Dersim’in yönetim merkezi olarak seçilir.
Demenan aşireti ile bazı Nazımiye aşiretleri kendi bölgelerinde yapımı başlatılan karakollara baskınlar düzenlemeye başlarlar. Çatışma böyle başlar (1936).
Seyit Rıza, askeri vali Alpdoğan’dan tekrar tekrar Tunceli Kanunu’nun iptalini (olağanüstü rejimin lağvını) ve Dersim’in ulusal haklarının tanınmasını talep eder. Alpdoğan’ın buna yanıtı işgalci orduları Dersim’e sürmek olur. Diyarbakır’dan kalkan uçaklar Dersim’e bomba yağdırır. Çatışmalar her tarafa yayılır. Kışın gelmesiyle zorunlu olarak kesilen çatışmalar 1937‘de tekrar başlar.
Kemalist devletin Dersim’e dönük bir stratejisi ve programı vardı. Amacı Dersim‘i kesin şekilde ilhak etmek ve insansızlaştırmaktı. Hazırlıklar çok yönlüydü ve Musul ve Hatay gibi sorunlar nedeniyle bir-iki kez ertelenmek zorunda kalınan Dersim harekatı ancak 1937 yılında başlayabildi.
Kemalist rejimin direnişe öngelen ve bir plana göre yürütülen bu hazırlık süreci gözardı edilirse Dersim direnişinin gerçek nedenleri anlaşılamaz.
İki yıla yayılan bu direnişi işgale öngelen hazırlık evresi dışta tutulursa Türk askeri harekatının evrimine bağlı olarak üç aşamaya ayırarak irdelemek gerekir.


İŞGAL SÜRECİ
Kahmut köprüsünün yakıldığı 20/22 Mart 1937‘den Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği 15 Kasım 1937‘ye kadarki süredir. Bu süreç kendi içinde 20/22 Mart-19 Mayıs, 19 Mayıs-26/28 Ağustos, 26/28 Ağustos-5/15 Eylül ve 15 Ekim-15 Kasım şeklinde bölünebilir. Dersim aşiretleri direnme yanlıları, tarafsızlar ve devletle işbirliği yapanlar (milislik yapanlar) olmak üzere üçe bölünmüştür. Bava, Alişer ve Sahan suikastleri ile Seyit Rıza’nın idamı bu zaman dilimindeki dönemeçlerdir. Seyit Rıza’nın oğlu Bava’nın öldürülmesini (Mart sonudur) takiben yedi kadar aşiret kendi aralarında bir ittifak oluşturup topluca direniş kararı alırlar. Ama bu aşiretlerin sadece birkaçı (Bahtiyar, Yukarı Abbas, Demenan ve Haydaran) bu karara sonuna kadar bağlı kalır. Alınan karara göre her aşiret kendi bölgesini savunacaktır. Yusufanlılar’ın yeminlerini bozarak bu kararı uygulamayışları Türk ordusunun 19 Mayıs günü Kırmızı Dağ hattına dek ilerlemesine yolaçar. Bu ani ve beklenmedik durum direnişin kaderi üzerinde büyük rol oynar. Sivil halk kitlesel halde Kutu ve Kalan derelerine sığınır. Alişer’in öldürüldüğü 9 Temmuz’dan sonra asker hemen her dağın zirvesini ve her vadiyi işgal eder. Bu tarihten Sahan’ın öldürüldüğü 28 Ağustos’a kadar geçen sürede sığınaklarda sivil halktan binlerce kişi katledilir. 28 Ağustos günü Sahan’ın öldürülmesi (Bahtiyar direnişinin kırılması), 1937 direnişinin sonunu işaretler. Tarafsız aşiretler arasına çekilerek onları direnişe çağıran Seyit Rıza sonuç alamaz. Sonraki gelişmeler konusunda farklı versiyonlar mevcut. Ya teslim olmak ya da görüşmeler yapmak üzere gittiği Erzincan’da yakalanıp diğer tutukluların bulunduğu Elazığ‘a götürülür (5/15 Eylül). 15 Ekim-15 Kasım arası yargılamalar ve idamlar tarafından belirlenir.


SOYKIRIM SÜRECİ
11/12 Haziran 1938‘den 10 Ağustos 1938‘e kadardır. 1938 yılı olayları “yasak bölgeler“ olarak ilan edilen İç Dersim’in neredeyse tümü (Kutudere-Kırmızı Dağ-Sin ve Halvori kuzeyindeki Haçılı Dere hattından Mercan Dağları eteklerindeki Karacakale’ye kadarki bölge) ile Koçan aşiretlerinin bölgesini (Ali Boğazı ve çevresi) boşaltma girişiminin yapıldığı 11/12 Haziran’da başlar. Bu durum 1937 direnişine katılmamış olan adı geçen iki bölgede yerleşik Kör Abbas, Bal, Keçel ve Koçan gibi aşiretlerin çetin bir direnişine yolaçar. Bu direnişler özellikle 22 Haziran’dan itibaren toplu kırımlar yoluyla bastırılır. Bu peryodun (1938 yılının) en önemli olayı adını Dersim’in Laçin aşiretinden alan ünlü Laç Deresi’nde cereyan eder. Laç Deresi’ndeki çarpışmaların en şiddetlisi ise 19-24 Temmuz arasına rastlar.
Sn. Hakisli
Eklediğiniz yazının kaynağını ve yazarını belirtmemişsiniz, ancak yazı ve içeriği çok ilginç.

Acaba Dersim Türkiye Cumhuriyeti (T.C.) sınırlarının dışında bir yerdemiydi ki yazıda "1937-38 Dersim , M.Kemalin emriyle T.C nin dersimi işgale gelmesine" diye bir tanımlama yer alıyor?

İşgal etmek eylemini gerçekleştirmek için sanırım sınırlarınız dışına çıkmak gerekir?

Yazının diğer başlıklarında da ilginç saptamalar yer alıyor "İşgal süreci" ve "Soykırım süreci".

Yazıda yer alan bir diğer ilginç saptama "Dersim aşiretleri direnme yanlıları, tarafsızlar ve devletle işbirliği yapanlar (milislik yapanlar) olmak üzere üçe bölünmüştür." bu bölünmenin nedenleri ne olabilir? Soykırım ve işgal bu bölünen aşiretlere nasıl uygulanmıştır? Bölünmenin nedenleri içerisinde farklı dinsel, etnik kimlik gibi nedenler var mıdır?

Foruma yazı eklemek, bir yerlerden kopyalayıp yapıştırmak kolay. Eklediğimiz, kopyaladığımız yazıların içeriğine, ifade ettiği değerlere, vurgulamaya çalıştıklarına, nereye gittiğine, amacına bakmak gerekir.

Tıpkı eklediğiniz yazıda yer alan "M.Kemalin emriyle T.C nin dersimi işgale gelmesine" cümlersinde yer alan vurgulama, amaç ve hitap etmeye çalıştığı kesim gibi önemli noktaları iyi tayin edelim.

levilee
24-01-2007, 10:42 PM
pes yani bu kadarına pes
tc işgal etmişmiş
sen nerenin vatandaşısın arkadaş
nerenin ekmeğini yiyorsun
sen isyan et başkaldır
sonra vay bana bunu neden yaptılar
bir işe kalkışıyorsan sonuçlarınada katlanacaksın
ben isyan edeyim ama sonucunda bir şey olmasın
sen mahalleye dal varmı bana yan bakan diye
delikanlılar gel ulan buraya ne diyosun sen deyincede
vurmayın abiler ayıptır günahtır diye mızıkla
eskilerin bir lafı vardır köpek bile yemeden önce kemiği ölçermiş
ben bunu yiyecem ama çıkarabilirmiyim diye
çıkaramayacağın yemeği yemeyeceksin
yediysende kendim ettim kendim buldum diyeceksin
birazcık tutarlı olun samimi olun
eğer dediğiniz gibi bir isyan varsa sonuçların sorumlusu isyanı çıkaranlardır
yok ortada isyan filan yok durduk yerde gelip bunlar yapılmışssa
eyvallah hep beraber kınayalım
ama isyan ettik kaybettik sonuçtada bu oldu mazlumuz dedinmi
kimse kusura bakmasın bunada kimseden aferin beklemeyin....

Kandemir
24-01-2007, 10:51 PM
Sayın Polata'ya katılıyorum.

Bazı arkadaşlarımız internetten buldukları her yazıyı, içeriğini bile doğru dürüst okumadan, buraya kopyalamayı alışkanlık hâline getirmiştir.

Kimisi Şeyh Sait'i öven makalelerin bağlantısını ekler, kimileri de Hz. Ali'yi aşağılayan şahısların şiirlerini ekler (ardından da Hz. Ali'den övgüyle bahsederler). Sizin de ifade ettiğiniz gibi alıntısını yaptığınız cümlede "işgal" kelimesi dikkatleri çekiyor. Yani bu makaleye göre Türkiye Cumhuriyeti kendi topraklarını 'işgal' ediyor: şu traji-komik mantığa bakarmısınız? :) Sormazlar mı: Bir ülke nasıl kendi topraklarını işgal edebilir?

Ayrıca birde soykırımdan bahsedilmektedir. Peki bu soykırım hangi etnik kökene yönelikti? Bu da "çamur at izi kalsın" misalı olsa gerek, zira soykırımın hangi etnik kökene yönelik olduğu hakkında birşey denilmiyor. İnsan soykırımdan bahseder de hangi etnik topluluğun hedef alındığını bilmez mi?

Bilgisizlik öyle korkunç bir düşmandır ki, insanı böyle komik hallere düşürür işte.

Tüm canlara iyi sabahlar.
Saygılarımla.

Sürgün_24
24-01-2007, 10:53 PM
Polat abimin düşüncelerine aynen katılmakla beraber diyorum ki ;

Tunceli olayları bir alevi katliamı değil bir kürt ayaklanmasıdır ve ne yazık ki bu olayda Tunceli ' liler şafi kürtlerin oyununa gelmiştir,
Tunceliler kendilerini yanlis düsünce ve siyasi görüslerin icine itiyorlar bence..

Derviscemal
24-01-2007, 11:00 PM
Polat abimin düşüncelerine aynen katılmakla beraber diyorum ki ;

Tunceli olayları bir alevi katliamı değil bir kürt ayaklanmasıdır ve ne yazık ki bu olayda Tunceli ' liler şafi kürtlerin oyununa gelmiştir,
Tunceliler kendilerini yanlis düsünce ve siyasi görüslerin icine itiyorlar bence..

Sayın Türkü Yürekli,
Sevgili Polata Abi yerinde bir tesit yapmıştır ama siz yanlış bir tespit yapıyorsunuz. Dersimdeki Alevi halkı zazaca konuştuğu için onları yani bizim aslımızı neslimizi Şafi kürtlerle aynı katagoriye koyuyorsunuz vede kürt ayaklanması diyorsunuz. Biraz araştırın bu iş böyle demekle olmaz. Orası zaza Alevilerin yaşadığı inançlarından benliklerinden ödün vermeyen Alevi halkının yaşadığı bir bölgedir. Bunu siz kabul edersiniz ama etmezsiniz. Sizin sorununuz. Ama çıkıpta oradaki olay Şafi Kürtlerle yapılan bi rkürt ayaklanamsıdır deyip basit göstermek istemek gibi bir çaba içine girerseniz burada yanlış yaparsınız.

Lütfen araştırmadan bilmeden etmeden kendi düşüncelerimiz doğrultusunda insanları basit görecek açıklamalar yapmayınız.


Dersim Dosyası
http://www.alevileriz.org/showthread.php?t=15206
saygılar

Sürgün_24
24-01-2007, 11:16 PM
Size okumus oldugum örneklerden birini gösterebilirim sayın Derviscemall..

Ayrıca düşünce farklılıgının bedeli yaptırımlar olmamalı sayın Dervişcemal , şaşırtıyorsunuz beni..Bizler degilmiyiz yüzyıllardır düsüncelerimiz yüzünden asılan , kesilen , derisi yüzülen , işkence gören , simdi birbirimizin düsüncelerini kısıtlamaya calısmamız hos degil bence..

_______________

Alevilik, Sünnilik, Hıristiyanlık, Musevilik, Katolik, Ortodoks vs. ayrımları dinsel ayrımlardır. Türk, Kürt, Ermeni, Arap, Arnavut vs. ayrımlar ise etnik ayrımlardır.
Aleviler’in dinsel kimlikleri gibi etnik kimlikleri de konu ile ilgili araştırmacıları oldukça ilgilendirmiştir.

Martin Van Bruınessen de bunlardan birisidir. “Alevi Kürtler’in Etnik Kimliği Üzerine Tartışma”(1) başlıklı yazısında Bruınessen şöyle yazıyor:“Ritüel dili olarak neredeyse tamamen yalnız Türkçe kullanan ve hatta çoğu Türkçe aşiret adlarına sahip olan Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler’in varlığı bir çok yazarın izahat kabilinde hayal gücünü meşgul etmiş bir vakadır. Hem Türk, hem de Kürt milliyetçilerinin bu grupların muğlak kimliklerini kabul etmekte güçlükleri olmuş ve bunlar sıkıcı ayrıntıları örtbas etmeye çalışmışlardır.”

Bruınessen’in yukarıda yazdıklarından şu sonuçlar çıkıyor: a) Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler’in neredeyse tamamı ibadet dili olarak Türkçe konuşuyorlar; b) Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler’in çoğu Türkçe aşiret adları taşıyorlar; c) Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler’in bu ikili kimlik belirtileri Kürt milliyetçileri ve Türk milliyetçilerinin kendilerinin kaygıları yönünde ilgisini çekmiştir.

Bu yazılanlardan bazı çıkarsamalar yapmak gerekirse; Aleviliğin Türkler’le tanışması İslam’la tanıştığı yıllara yani 10.-11. Yüzyıla dayanır. Demek ki bu kitle Alevilik’le tanıştığı yıllarda Türkçe konuşuyormuş. Ritüel dili yani ibadet dili o yıllardan kalmış olabilir. Daha sonra Kürtçe ya da Zazaca öğrense de Türkçe’nin yerini alamamış. Türkler’in Anadolu’daki Osmanlı ile ilişkileri düşünüldüğünde Osmanlı’nın Kürdü ya da Ermeni’yi Türkleştirmesi olasılığı yok. Tam tersine Osmanlı Türk ve Alevi karşıtı olduğu için Alevi Türkmen malını kurtarması için Kürtçe ya da Zazaca konuşan bölgeye sığınması daha büyük olasılıktır. Bruınessen’in Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler için “muğlak kimlik” nitelemesi bu durumdan kaynaklanıyor olabilir.

Araştırmacı bu kesime; Muş, Varto ve Hınıs bölgelerinde yaşayan; Kurmanci konuşan Hormek Aşiretini, Zazaca konuşan Lolanlılar’ı saydıktan sonra bunlara; Dersim Şeyh Hasan Aşireti ile akraba olduklarını kabul eden Koçgiri Aşireti’ni de ilave ediyor.
Bruınessen; Tunceli yöresindeki Aleviler’in dinsel ayinlerde kullandığı dille ilgili olarak ise; “Bununla birlikte daha özgül Alevi dinsel adetleri Dersimliler’i, Alevi Türkler’e yakınlaştırır. Gülbank ya da nefeslerinin çoğu Türkçe’dir; Ve 1920’den önce de kesinlikle öyleydi.” Dedikten sonra bu dediklerine tanık olarak Dersim bölgesini iyi bildiğine inandığı iki kişiyi gösteriyor. Nuri Dersimi ve; “Erzincan Valisi olan ve bölgeyi çok iyi bilen Ali Kemali’ye göre, hiç Kürtçe gülbank yoktur” diyor.

Bruınessen; “Dersim Alevileri’ni Türkler’e yakınlaştıran bir diğer adet, merkezi Hacı Bektaş Tekkesi ile olan ilişkilerdir” diyor. Hacı Bektaş’ın araştırmacı Molneux-Seel (1914:66) tarafından da Dersim dışındaki en önemli hac merkezi olarak gösterilmiştir diyor. Buna ek olarak da; “Bununla birlikte Batı, Dersim’deki üç küçük seyit soyu, Ağuçan, Derviş Cemal ve Sarı Saltuk Hacı Bektaş’ca tayin edilen halifenin neslinden geldiklerini” söylüyor.
Osmanlı belgelerinde Cevdet Türkay’ın(2); “Konar-göçer Türkmen Erkadi taifesinden, “göçmen Türkmen Kürtler” olarak yani Kürtleşmiş Türkler’den sözetmesine de değinen Bruınessen; Dersim’in kimliği ile ilgili olarak şu tesbitleri de yazıyor:

“Dersimliler’in nereden geldikleri sorusunu akla getiren ve hem resmi tarih ekolüne bağlı olanlar, hem de liberaller olmak üzere, bir çok Türk akademisyence bu soruya verilen cevap, bunların Kürtleştirilmiş (ya da Zazalaştırılmış) Kızılbaş Türk aşiretleri olduğudur. Bu varsayım o kadar mantıklı görünür ki bazı Batılı akademisyenlerce de hiç sorgulanmadan kabul edilmiştir. (Örneğin Mélikof 1982, a:145).

Bruınessen; Dersimliler’in nereden geldiği varsayımında; bunların Kürtleştirilmiş veya Zazalaştırılmış Kızılbaş Türk aşiretleri denmesinin Osmanlı belgelerinde olduğu gibi Batılı akademisyenlerce hatta kendi kanaatimce; “Bu varsayım o kadar mantıklı görünür ki” demesi ciddiye alınmayacak tesbitler değildir.

Bruınessen, “Yüzyıllar boyunca izleri sürülebilecek olan bazı aşiretler dillerini Türkçe’den Kürtçe’ye ya da tam aksi şekilde değiştirdiler; bu aşiretlerin mensuplarının kompozisyonları da zamanla kaymış olabilir” dedikten sonra; “yalnız bir tek büyük Dersim aşiretinin, Balaban’ın Türk olduğu, Yörükan taifesinden olduğu söylenir. Balaban aşiretinin Zazaca konuşmasına rağmen, bugünkü komşularının kabul eder göründükleri bir ad” diyor.

Bu tespitten de; Balaban aşiretinin Türk olduğu, Alevi olduğu ama buna karşın Zazaca konuştuğu anlaşılıyor. Yani; Zazaca’yı sonradan öğrenen bir Türk aşireti olduğu savı doğrulanıyor.

Bruınessen; konu ile ilgili yazısına, araştırmacı Taylor’dan da saptamalar almış. Yazıda deniyor ki; “Taylor’a (1868:318) Halihazırda Şeyh Hasan Aşireti’nin aslen Horasan’dan olduğu ve Dersim’e yakın zamanda Malatya yakınındaki Alacadağ bölgesinden geldiği söylenmiştir.”

Taylor’un verdiği bu bilgi başka kaynaklar tarafından da doğrulanıyor. Şeyh Hasan’ın Arapgir Onar köyünden Dersim’e geldiğini ve halen köyünün yaşadığını köydeki belge ve bilgilerin bunu doğruladığı biliniyor. Başka bir şey de biliniyor. Dersim’de Zazaca konuşan Şeyh Hasan Aşireti’nin Malatya’daki köyünde Zazaca konuşan bir tek kişi yoktur. Bu da Zazaca’nın sonradan öğrenildiğini gösterebilir.

Yazının devamında Bruınessen “Yalnızca Şeyh Hasan değil, ama bazı başka Dersim aşiretleri (İzol, Hormek ve Şadilli) de, temel seyit soyları Kureyşli ve Bamasoran gibi yüzyıllarca önce Horasan’dan gelmiş olduklarını iddia ederler” diyor.

Bruınessen; Kürtçe veya Zazaca konuşan Alevi aşiretlerinin kökeninin Kürt veya Zaza olduğu tezini savunanlara hatta onların Horasan’dan geldiklerinden beri Zazaca ya da Kürtçe konuştukları iddiasına karşın şöyle yazıyor:“Horasan Aleviler’in anayurdu olarak bilinir. Dersimi (N. Dersimi) bunun yanısıra, bu aşiretlerin bölgeye vardıklarında halen Zazaca konuştuklarını, hatta kendi zamanında bile sözde seyitlerin Türkçe konuşmadıklarını vurgular” dedikten sonra bu yaklaşımın; “Bu aşiretlerin Türk olduğunu iddia ederek teyit için Horasan bağlantısını gösteren” düşüncelere karşı bir tepkisel tavırdır” diyor ve sonra 1930’larda bile birkaç aşiretin kendilerini Moğol işgalinden önce Doğu Anadolu’ya gelen askeri bir macera olan Celalettin Hazemşah’ın askerlerinin ardılları olduğu söylenir. 1930 yıllarındaki bir Türk istihbarat raporundan şöyle sözediyor: “Pülümür bölgesindeki yaşlı erkeklerin hala Celalettin Harzemşah’a dair efsaneleri hatırladıklarını Büyük Baba Dağı’nın onun mezarı olarak sayıldığını ve bu yüzden aynı zamanda Sultan Baba olarak da bilindiğini kaydeder” diyen Bruınessen bu olayın doğru olup olmadığı konusunun tartışmalı olduğunu yazadursun, Pülümür kökenli dikme dede Pir Ahmet Dikme 1999 Kasım’ında “Haykırıp Duyuramadıklarım”(3) adını verdiği kitapta konu ile ilgili bakın ne yazıyor:“Moğolların baskılarına dayanamayarak yurdunu terk etmek zorunda kalan Muhammet oğlu Celalettin Harzemşah’ta yer yer çarpışarak, batıya doğru ilerler ve bir çatışmada yaralanır. Yaralı olarak dostu ve sırdaşı olan Şeyh Hasan’ın yanına gelir ve orada bir Kürt tarafından öldürülür. Öldürüldüğü haberini alan 2. Alaattin Keykubat şöyle der:“Celalettin Harzemşah bir Kürt babayiğidinin elinde can verdi. Allaha hamdü senalar olsun.” (Bilal Aksoy, Tarihsel Süreç İçerisinde Tunceli, s. 134-135) diye aktardıktan sonra Pülümür’lü dede Pir Ahmet Dikme şöyle yazıyor: “İşte bu şekilde öldürülen Celalettin Harzemşah, bizdeki kaynaklara göre, beraberindeki oğlu Mehmet’i Şeyh Hasan’a emanet eder. Şeyh Hasan evvela saygı duyduğu dostu Celalettin’in naaşını götürüp Dojik Dağı’nın zirvesine defneder ondan sonra da Celalettin’in oğlunu kendi himayesine alır, üç dört yıl sonra da Mehmet’i kendi kızı ile evlendirir.”

Harzemşahlar’ın Türkistan’dan gelen Türkmen boylarından Beydilli Türkmen aşiretine mensup bir kol olduğu da bu yazılanlara eklenirse durum daha açıklık kazanabilir. Pir Ahmet Dikme işte bu tarihsel alt yapıyı bilerek kalkıp şöyle yazabiliyor:“Munzur dediği dağın güney yakasında bir tek Kürt yoktur. Orada yaşayan Şeyh Hasan Aşireti tamamen Horasan kökenli Türkmenler’dir. Daha doğuya, Pülümür’e doğru gelindiğinde ise, Areli, Lolanlı, Şahvelanlı, Kemanlı, Çerekanlı ve daha bir çok aşiret oturmaktadır. Bu aşiretlerden hiç biri Kürt değildir. Tamamı Türk kökenli aşiretlerdir. Ben bu konuyu her platformda tartışmaya hazırım” diyor 1937 doğumlu bugün 65 yaşında olan Pir Ahmet Dikme Dede.

Sürgün_24
24-01-2007, 11:17 PM
Bruınessen; Bingöl, Muş, Varto’da yaşayan çoğu Hormek, Lolan ve Balaban aşiretine mensup Aleviler için “Kendilerini Kürt addetmeye daha az meyillidirler” dedikten sonra geleneksel düşmanları, hem milliyetçi, hem Sünni Kürt nitelikli Şeyh Sait İsyanı’nda yer aldıkları zaman bu aşiretler, özellikle Hormek ve Lolan Kürtlere karşı çıkarak Kemalist hükümetle kaderlerini birleştirdiler. (Ş.Fırat 1570-1945)” Bu aşiretlerin önde gelenlerinin kendilerini tanımlama biçimi için ise; “Bu aşiretlerin egemen seçkinlerinin bir kısmı, en azından 1930’lardan bu yana kesin olarak kendilerini Türk olarak tanımladılar” diyor.

Bruınessen; Jandarma Genel Komutanlığı tarafından hazırlanan bir raporda şu bilgilerin yer aldığını yazıyor:“Zaza Aleviler’e gelince:Bunlarda mezhep ve ibadet dili Türkçe’dir. Ayinlere iştirak edenler Türkçe konuşmak mecburiyetindedir. Bu mecburiyettir ki Alevi Zazalık asırlardan beri ihmal edildiği halde Türklük’ten pek de uzaklaşmamış Dersim Alevileri arasında cevap istememek şartı ile Türkçe meram anlatmak mümkündür.” dedikten sonra raporda 20-30 yaşlarından yukarı olanlarla Türkçe ile anlaşmak mümkün iken 10 yaşından küçük çocuklarla Türkçe konuşmak imkanı ortadan kalkmak üzeredir dendiği yazıyor. Raporun sonlarına doğru ise; “Bu netice Dersim Alevi Türkleri’nin de benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konuşana tesadüf edilemiyeceğine delildir” diye yazıyor.

Bruınessen’in yazdıklarından ve Jandarma Genel Komutanlığı raporundan çıkan sonuç; Türkçe’nin unutulduğu onun yerine Zazaca veya Kurmanci’nin hakimiyet kurduğudur. Demek ki; Aleviler önce Türkçe biliyorlar. Türkçe’nin yerini zamanla Kürtçe ya da Zazaca alıyor. Bu durum, Türk Tarihi, Osmanlı Alevi İlişkileri, Osmanlı Kürt ilişkileri ile de koşut sayılır. Osmanlı’da kuruluş yıllarında Türkmen ağırlığı vardı. Bu Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar devam etti. Dönme-Devşirme geleneği Osmanlı’da hakim oldukça Türkmen düşmanlığına koşut olarak Alevi düşmanlığı da arttı. Türkmen’in önünde iki yol vardı. Ya Sünnileşip ümmetçileşecekti veya “Katli vacip”ti. İşte Osmanlı’ya karşı bitip tükenmeyen Celali Ayaklanmaları böyle başladı. Merkezi otoritenin güçleri karşısında yenilen Türkmen’in canını kurtarmak için tek yol kalmıştı. Kuş uçmaz kervan geçmez dağ köylerine yerleşmek, Türkçe’yi derhal unutup Kürtçe ya da Zazaca’yı öğrenip canını kurtarmak. İşte Horasan Türkleri’nin Kürtleşme macerası böyle başlıyor.

Bruınessen, yazısının bir yerinde; “Taylor’a göre Dersimliler aslen pagan bir Ermeni neslin ardıllarıdır” diyor. Bu iddiaya göre ise, Dersimliler Ermeni’dir anlamı çıkıyor. Dersim’de Doğu Anadolu’nun çeşitli yörelerinde olduğu gibi Türkler’in gelmesinden önce çeşitli Hıristiyan topluluklar yaşıyordu. Bunları Türkler gelince hemen sihirli bir güç ile yokedecek değillerdi. Bu farklı kültürler yüzyıllarca yan yana yaşadı. Birbirini karşılıklı olarak etkilediler. Ve bu süreç günümüze dek geldi.

Alevilikte dedelik, ocak geleneği ile yaşar. Babadan oğula geçerek yaşar. Sahte dede veya ocakzadeler türemediği sürece dede ocaklarının bozulma şansı çok azdır. Bu nedenle Dersim bölgesinde dede ocaklarının tümü kendilerinin Horasan’dan gelen Türkmen Aşireti olduğunu savunur. Dede ocaklarının Ermeni veya Kürt olma olasılığı hiç yok denecek kadar küçük bir olasılıktır. Ama çeşitli tarihsel karmaşa dönemlerinde Hıristiyan topluluklar Ermeni, Kafkas, Rum, Rus vs. Dersim’e veya herhangi bir Alevi yerleşmeye yerleşmiş olanların yanına sığınmış olabilir.

Nitekim nüfus sayımlarına baktığımızda örneğin 1885 nüfus sayımlarında Dersim’e bağlı Mazgirt kazasında; 32.998 kişinin, 22.177’sini Müslüman kesim oluştururken, 10.637 kişiyi Ermeni Gregoryanlar oluşturuyor.

Araştırmacı Ali Kaya; Dersim Tarihi(4) adlı kitabında; İbni Batuta’nın 1333-34 yıllarında Kuzey Dersim’e uğradığında iki Türkmen kabilesi olan Karakoyunlu ve Akkoyunlular’ın birlikte Moğollar’la sürekli savaştıklarını belirtiyor.(s. 125) Bu kalıntıları bugün Dersim yöresinde mezar taşlarındaki koç resimlerinde izlemek mümkün. Yine Ali Kaya aynı araştırmasında; “Alaattin Keykubat Bağın’ı ziyaretinde Şeyh Mansur’a bir secere vermiştir. Bu secere, Mazgirt ilçesinin Şöbek köyünde Seyyit Cafer oğullarının evinde muhafaza edilmektedir. Secere ile ilgili ise okuyucuya şu bilgiyi vermektedir:“Bu secerede 12 aşiretin Türk aşiretleri olduğu söylenmektedir. Bunlardan Hıran (Cafer’in kardeşi olup Ali dost oğullarıdır) Koçgiri, İzol aşiretlerinin yanı sıra Hormek aşiretinin de Şöbek köyünde oldukları söylenmektedir” diyerek Ali Kaya bu konuda verilen bilgileri doğrulamaktadır



KOÇGİRİ AŞİRETİ,KÜRT MÜ? TÜRK MÜ?

Alevilik araştırmaları denilince İréne Mélikoff(5) adından söz etmemek olur mu?Peki bu konuda Prof. Mélikoff ne düşünüyor?Melikoff’a göre; Kürtçe ya da Zazaca konuşan Aleviler Kürt ya da Zaza mı?Yoksa Türk mü? Bakalım bu konuda Mélikoff ne yazmış.

“İlk Safeviler’in taraftarlarının adı olan, fakat giderek horlayıcı ‘asi zındık’, hatta ‘Kürt’ anlamlarına gelmeye başlayan Kızılbaş deyiminin yerini, oldukça yakın bir tarihte Alevi sözü almış bulunuyor. Bununla birlikte, Aleviler’in büyük bölümü Türk olduğu halde günümüzde Alevi deyimi de aynı anlama doğru çekilmektedir.”

Türk sözünün kaba, küçültücü, yaban, köylü anlamı üstüne dururken “İslama girmiş, Müslüman olmuş, Selçuklu hanedanı gibi, kültürü İran’lılaşmış kentli Türk ile, henüz İslamlaşmamış veya yeterince İslamlaşmamış göçer ya da yarı göçer Türk arasındaki uyuşmama dolayısıyla birincisine Müslüman; ikincisine ‘Türk’ denmiştir” diyor.

Bugün Erzincan, Sivas, Elazığ, Muğla-Ortaca gibi yerlerde Sünni Türk’e Türk denmesi ama aynı yöredeki Alevi Türk’e “Kürt” denmesi bu örnekleri anımsatmıyor mu?Ama Ege’deki Alevi ise kendini tanıtırken Alevi kelimesini kullanmadan “Türkmenim” diyor.

Mélikoff; sosyal anlamda kullanılan Türk ve Kürt sözcükleri için düşüncelerini şöyle sürdürüyor:“Nasıl Kaşgarlı Mahmut’un gösterdiği gibi, tat sözcüğü Müslüman olmayan Uygur’u belirtiyor idiyse, Türk de İslamlaşmamış olana deniyordu” diyor ve devam ediyor: “Bu sözcüğün etnik anlamda değil, sosyal bir anlamda kullanıldığı açıktır. Aynı olgu bugün de belli bir ölçüde etnik olmaktan çok, sosyal bir ayrım anlamı ile kullanılan; ve aşiret bağları hala canlı, cemaat dışı bir İslam inanışı ile belli bir yaşam tarzını sürdüregelen Anadolulu anlamında “Kürt” deyimi ile karşımıza çıkar” dedikten sonra Kürtçe konuşan Alevilerin nitelendirilmesine geliyor. Mélikoff diyor ki;

“Araştırmalarım beni Kurmancı denen ve Kürtler olarak tanınan insanlar arasında kalmaya götürdü. Töreleri Orta Asya’ya kadar uzanan Türk töreleri idi. Ölümle ilgili adetler... Al inanışı... Türklerin On iki hayvanlı takvimlerine eski yeni yıl bayramları olan Hızır bayramının kutlanması vb. Sorduğumda, kaynaklarımdan biri bana, ‘Soy olarak biz Kürt değiliz, fakat inançlarımız dolayısıyla eza gördük, dağlara sığındık, Kürtlere karıştık ve Kürtler olarak adlandırıldık’ dedi.”

Mélikoff bu sözü söyleyen kişinin hangi aşirete mensup olduğunu ise şöyle yazıyor:

“Bunu söyleyen, bir çok ayaklanmada etkinliği bulunan tanınmış Kürt aşireti Koçkırı’lardandı. Artık aramızda bulunmayan Ömer Lütfi Barkan’a şüphelerimden sözettiğim zaman, bana Koçkırı adının, dil yönünden Türkçe olduğunu ve Akkoyunlu, Karakoyunlu vb. adlandırmalarla karşılaştırılabileceğini işaret etti. Bunlar, sahip olunan sürülere göre verilmiş, Türk aşiret adlarıdır” diyor.

Ord. Prof. Dr. Ömür Lütfi Barkan sosyal bilimlerde sosyal tarihte, Osmanlı tarihi konusunda ciddiye alınması gereken bir bilim adamıdır. Prof. Dr. İréne Mélikoff konu ile ilgili bulgularını düşünüp taşındıktan sonra bir anlamda hocası ile birlikte yorumluyor ve şu sonuca varıyor:

“Sonuç olarak, bu boylara verilen ‘Kürt’ adı, Alevi Kürtler’de bulunmakla birlikte, onların tümünün Kürt kökenli olması gerektiğini göstermez. Kürtler’in çoğu Şafii mezhepten gerçek Sünnidirler. Aleviler’e takılan ‘Kürt’ lakabı ancak sosyal bir değer taşır, belli bir yaşam biçimini gösterir, resmi Sünniliğe uymayan, aşiret adetleri hala canlı olan ve kendi içlerine kapanmış olarak yaşayan cemaatleri ifade eder” diyor.

Yani Mélikoff, sosyolojik olarak bir Kürt’ün de Alevi olma olasılığına karşın, Koçgiri aşiretinin Kürt olmadığını, Türk kökenli Kürtçe’yi sonradan öğrenen bir Türkmen aşireti olduğunu söylüyor.

Koçgiri konusunda araştırması olan tarihçi Baki Öz’de bu konuda Ömür Lütfi Barkan ve İréne Mélikoff’u doğrulamaktadır. O da araştırması sonucu; Koçgiri aşiretinin Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen bir Türkmen aşireti olduğunu esasen İzolu olduklarını Dersim’den buraya yerleştiklerini Şeyh Hasan aşireti ile akrabalık ilişkilerinin bulunduğunu sonradan Kürtleşen bir Türkmen boyu olduklarını yazıyor.(6)

Sürgün_24
24-01-2007, 11:18 PM
GÖKALP’TEN ÖCALAN’A

((TÜRKMENLER’İN KÜRTLEŞMESİ))

Kürtçe ya da Zazaca konuşan Türkmenler’in varlığını yadsıyanlar arasında Türkmen aşiretlerinin Kürtleşmesi gerçeğini kabul etmeyen bir anlayışa sahipler. Bu düşünce sahipleri Kürt aşiretlerinin Türkleşmesini kabul ederler. Ama tersini Türk aşiretlerinin Kürtleşmesini kabul etmezler. Türkmen aşiretlerinin Kürtleşerek Zazaca ya da Kurmanci öğrenerek varlıklarını sürdürdüklerini kabul etmezler. Onların aslında Kürt ya da Zaza olduklarını varsayarlar.

Halbuki bu olay tarihte çeşitli olaylarda olduğu gibi sosyolojik olarak mümkündür. Çeşitli millet ve milliyetlerin tarihte sıkça dil değiştirdikleri görülmüştür. Resmi dilleri İngilizce olan Hindistan, Pakistan hiçbir zaman İngiliz olmamışlardır. Tarih boyunca Türkler’de çok dil değiştirmişlerdir. Dil değiştirmek milliyetini de değiştirmek anlamına gelmez.

Ziya Gökalp(7); “Türkmenler’e dair yaptığım tetkikatten çıkan neticeye göre, bir çok yerlerde Türkmen aşiretleri Kürtleşmiştir. Mesela Diyarbekir’de Karacadağ’da yaşayan “Türkan/Terkan” (Kürtçe:Türkmenler) aşiretinin bütün fertleri Oğuv ilinin Beydili boyuna mensup halis Türk olduğunu bilirler. Bununla beraber, Türkçe’yi unutarak onun yerine Kürtçe’yi ikame etmişlerdir. Bu aşiretlerden Karakeçili aşireti ise, Osmanlılar’ın ecdadı Kayı boyu ile akrabalık iddiasında bulunmakla beraber kendilerini Kürt zannetmektedirler.”

Ziya Gökalp bu konuya ilişkin adı geçen kitapta sayısız örnek vermektedir. Bir örnekte de; “Yine Siverek’te Bucak isminde bir nahiye vardır. Ki Zazaca konuşur. Halbuki Lazkiye’de Bucak ve Bayır ismindeki nahiyeler Türkçe konuşur” diye yazıyor.

Ziya Gökalp’in bu konudaki tespitlerine yıllarca karşı çıkan, savaş açanlar bakın şimdi neler yazıyorlar. Aşağıdaki yazılanlar da Abdullah Öcalan’ın(8) savunmasından; “Türkmen akınlarının XI. Yüzyılda Kürtler’in yoğun yaşadıkları coğrafyaya akın etmeleri iki halk arasında yoğun bir kaynaşmaya yol açtı. Kürtler’in nisbeten yerleşik konumları bu yüzyıllarda daha çok Türk boylarının erimelerine yol açıyordu.” diyen Öcalan yazının devamında; “Türk üst tabakaları, yerel siyasal kültürle bütünleşip çoğunlukla hakim olurken, alt tabaka daha çok Kürtler içinde erimeyi yaşıyordu” açıklamasında bulunuyor.

Türk basınında “Kürtleşmiş Türk” ya da “dağlı Türk” ifadelerine Kürtçülük adına yıllarca karşı çıkıp dalga geçenlere bakın Öcalan Türkler’in Kürtleşmesi’nde olduğu gibi ne cevap veriyor:“Kürt-Türkü veya Türk Kürdü böyle oluşuyor. Belirgin bir özellik olarak bunu sürekli göz önüne getirmek, sağlam objektif değerlendirmeler için büyük önem taşır. Türk-Kürt kardeşliğine böyle bilimsel yaklaşmak büyük önem taşır.”

Bugüne kadar Ziya Gökalp ya da o çizgide bu konuyu savunanlara ırkçı, Türkçü vs. diyenlere karşı Öcalan artık “Bilimsel yaklaşım” adını veriyor.

Böylece; Kürtçe ya da Zazaca konuşan Aleviler’in süreç içinde bu dilleri öğrenebildiği onların aslen Türkmen olabilecekleri en azından sosyolojik olarak kabul edilebilmelidir. Kürt meselesini en radikal bir söylemle savunan Abdullah Öcalan bile bu tesbitlere katılıyor.



ALEVİLER’İN COĞRAFİ DAĞILIMI

Ülkemizde değişik milliyetlere mensup Alevi ve Bektaşiler’den söz edebiliriz. Örneğin; Orta Anadolu; Tokat, Çorum, Amasya, Yozgat, Hacıbektaş ve çevresi Türkçe konuşan Aleviler’den oluşur. Ege, Marmara ve Trakya’da son yıllardaki göçleri saymazak Alevilik; Türkmenler’den oluşuyor. Akdeniz Toroslar’daki Aleviler de Türkmenler’den oluşuyor. Trakya ve Balkanlar’da Türk Alevileri’nin yanı sıra Arnavut ve Boşnak kökenli Alevi Bektaşiler’le az da olsa Bulgar ve Rum Alevi ve Bektaşiler’den de söz edilebilir.

Zazaca ve Kürtçe konuşan Aleviler’den söz edince esas olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun batısı anlaşılmalıdır. Doğu Anadolu’da Sivas, Erzincan, Tunceli, Elazığ, Muş-Varto-Hınıs, Erzurum, Kars, Malatya’daki Aleviler Türkçe’nin yanında Zazaca ve Kürtçe de biliyorlar. Ama bu yöredeki Alevilerin 60 yaş ve üstündeki kesim kendisini Kürt ya da Zaza diye ifade etmiyor. Kendisini Türk olarak ifade ediyor. Kürtçe ya da Zazaca’yı sonradan öğrendiğini belirtiyor. Alevi anne babadan doğup kendini Kürt ya da Zaza olarak ifade eden kesim ise genç kesimdir. Onların Kürtlüğü ya da Zazalığı siyasi Kürtlük ya da Zazalık olarak kabul edilebilir.

Maraş-Elbistan, Pazarcık ve çevresindeki Aleviler ise Türkçe’nin yanı sıra Kurmanci konuşurlar. Ama bunlarda dinsel törenlerde Türkçe ayin yaparlar. Elbistan, Pazarcık, Kürecik, Adıyaman’ın bazı ilçelerindeki Aleviler Kürtçe konuşur. Ama bunlar da Kürtçe’yi sonradan öğrenen Türkmen boylarıdır.

Bunlar dışında Türkiye’de Hatay, İskenderun, Adana ve Mersin civarında yerleşmiş Arap Aleviler’den söz etmek gerekir. Bunlar Aleviliği benimseyen ve kendilerini etnik olarak Arap olarak ifade eden toplumsal kesimdir. Ama bu konuda da farklı görüşler vardır. Arap Aleviler’in Abbasiler döneminde Araplaşan Türkmenler olduğu ifade edilir.

Alman Feldmareşal Moltke, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Doğu Anadolu’nun bir çok yerlerini gezer ve gözlemlerini “Türkiye Mektupları”(9) adlı kitapta topladı. Konumuzla ilgili bir gözleminde General Moltke 6 Nisan 1838’de yazdığı mektupta bazı kesimlerce Kürt-Alevi olduğu iddia edilen Maraş ve yöresinde yaşayan Alevi aşiretleri için bakın ne yazıyor.

“Pazarcık ovasını geçtik. Bu ovada üç Türkmen kabilesi:Atmalı, Kılıçlı, Sinemili’ler konaklamıştı. Bu üç kabile halkı 2000 çadırda oturuyordu. Reşit Paşa, en nüfuzlu Kürt beylerinin akıllarını başlarına getirdikten sonra bu Türkmenler’de hükümete karşı olan sevgi ve bağlılıklarını ilan etmişlerdi ve 400 kese akçelik (20.000 florin) bir salyana (yani vergi) ödüyorlardı.”

Görüldüğü gibi bu yöredeki üç büyük Alevi aşiret olan Atmalıları, Kılıçlıları ve Sinemililerin Türkmen aşireti olduklarını Alman Mareşal ifade ediyor. Üstelik bu tanımı bilinçli yaptığını cümlenin devamından anlıyoruz. Çünkü; Reşit Paşa’nın nüfuzlu Kürt beylerinin akıllarını başlarına getirdikten sonra Türkmenler’den alınan vergiden söz ediyor.

Yine Osmanlı kayıtlarında; Malatya ve Maraş sancağından sözedilirken Cevdet Türkay, Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler adlı kitapta, “yerli ve göçer Türkman Ekradı (Türkmen Kürtleri) diye söz ediyor. Pazarcık ovasındaki Kılıçlılar için ise; “Kılıçlılar kah Yörükan taifesinden, kah Türkman Ekradı (Türkmen Kürtleri) taifesinden” sayılmaktadır.

Sosyolog Mehmet Eröz; “Kendilerinin de komşularının da kabul ettiği gibi Pazarcık Kurmançları Türkmen asıllı olup, içlerinde Çiğil Türkleri de vardır.” Burada iki uruk (boy-aşiret) vardır... Bu iki boy Atmalı ve Sinemilli boyudur, diyor. Daha sonra ise; Atma aşiretinin Rişvan aşiretine bağlı bir boy sayıyor. Sinemilli Mustafa Buyrukcan’dan edindiği bilgilerden; Sinemillilerin Horasan’dan gelen bir Türkmen boyu olduklarını, dedelerinin Türkçe konuştuklarını, Yavuz Selim-Şah İsmail çatışmasında Elazığ Keban’da olduklarını o olaydan sonra dağıldıklarını Maraş taraflarına daha sonra yerleştiklerini anlatıyor.

Sosyolog Mehmet Eröz; “Kalmuk Türklerinin yerleşme yerlerinden birinin adının ‘Sarız’ olduğunu gösterdik. Kayseri’ye bağlı Sarız’da Türkçeyi unutmuş olan ve Kurmançça konuşan, Alevi cemaatlerin oturuyor olması, konumuz bakımından üzerinde durulmaya değer bir hadisedir.” dedikten sonra bunlara “Badıllı” denir ki diye devam ediyor. Badıllı Oğuz boylarından Beydili’nin bozulmuş şeklidir açıklamasını yapıyor.

Sürgün_24
24-01-2007, 11:19 PM
P.A.Andrews’in “Türkiye’de Etnik Gruplar” adlı kitabında “Bazı yörelerde de özellikle Kars’ın Selim ve Ardahan ilçelerinde Zazalar, Türkmen adıyla anılmaktadır.” şeklinde kayda değer bir tespit yapıyor.

Konu ile ilgili önemli bir belgede, Dersim milletvekili Hasan Hayri Bey’in1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde(14) yaptığı tarihi konuşmasıdır. Bu konuşmasında Hasan Hayri Bey; Harzem’den gelen ve Türkçe konuşan atalarına Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat’ın buralara yerleşme izni verdiğini, Yavuz Sultan Selim zamanında Harzem’li Alevi Türkler’in can güvenlikleri nedeni ile, Dersim dağlarına çekilmek zorunda kaldıklarını ve bu tecrit neticesinde kendilerini gizlemek için Kürtçe öğrendiklerini, süreç içinde Türkçe’den uzaklaşarakKürtleştiklerini belirtmesi çok anlamlıdır.

Bu konuda; Ziya Gökalp’in, Bruınessen’in, Mehmet Şerif Fırat’ın, Mehmet Eröz’ün, Ord. Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan’ın, Prof. Dr. İrene Melikoff’un, Hasan Hayri Bey’in, ve daha sayılması gereken bir dizi araştırmacı, tarihçi ve düşünürün saptamalarının ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum.

Kürtleşme ve Türkleşme ile ilgili aşağıdaki yalın anekdotu sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Erzurum Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli profesörlerinden Lütfi Ülkümen, Bingöl yaylalarında Beritanlılar’a rastlıyor. Bunların ileri gelenlerinden Kekeç isimli biri asıllarının Türk olduğunu, zamanla bunu unuttuklarını söylüyor. O esnada tepeden bir “Aydınlı” (Yörük) iniyormuş. Orada koyun yaylamaya gelen oymaklardan imiş ve tam bir zeybek kılığında imiş. Kekeç: Bak Hoca, bu Aydınlı’da beş on yıl sonra Kürt olur demiş.”(15)

TARİHSEL KÜRTLÜK / SİYASAL KÜRTLÜK AYRIMI

Bu yazının amacı; Kürtçe ya da Zazaca konuşan Aleviler’in etnik kimliğine ilişkin edindiğim fikirleri okuyucu ile paylaşmaktır. Bu şüphesiz konu ile ilgili tartışmalardan bir tanesidir. Ne ilktir ne de son olacaktır. Bu düşüncelere karşın kim nasıl dilerse kendini öyle ifade edebilir.

Alevi olan bir kimse Türk de olabilir, Arap da olabilir, Arnavut veya Kürt de olabilir. Bu yazıdaki amaç; ülkemizdeki tarihsel ve sosyolojik gelişmelere koşut olarak Kürtçe ya da Zazaca konuşup kendini ısrarla Türk ifade eden Alevi’nin kimlik tanımlamasını anlamaya çalışmaktır. Yoksa sosyolojik olarak bir kimse, Türk olup Aleviliği veya Sünniliği benimseyebileceği gibi, Kürt olan birisi de Aleviliği, Şafiiliği, veya başka inancı benimseyebilir. Bu sosyolojik olarak mümkündür. Ama ülkemiz gerçeğinde, tarihsel olarak durum nasıl gelişmiştir. Alevi olup Kürtçe veya Zazaca konuşan insanlar neden kendilerini ısrarla Türk diye ifade edebiliyor. Bu araştırma bu soruyu düşünmeye yönelik bir çabanın sonucu olarak algılanmalıdır.

Bu araştırmanın savunucusu olarak, son on yıldır Alevi olup Kürtçe ya da Zazaca konuştukları halde kendilerini Türk olarak ifade eden Alevi yerleşmelerinin % 75’ini gezmiş, görmüş birisiyim. Örneğin; Erzincan’a bağlı Tercan, Çayırlı, Kemah, Üzümlü, Refahiye, Kemaliye’ye bağlı yaklaşık 400 Alevi köyünü gözlem amacıyla gezdim. Sivas’ın Zara, Hafik, İmranlı köylerini Malatya’nın Doğanşehir, Akçadağ, Kürecik, Hekimhan, Yeşilyurt ve bazı köylerini Adıyaman’ın bazı köylerini, Pazarcık ve Elbistan’ın bazı köylerini gezdim. Bu köylerde yaklaşık 1500 civarında insan ile görüştüm. Buna İstanbul-Şahkulu ve Karacaahmet Dergahlarında rastladığım Tunceli’li, Antep’li, Maraş’lı Alevi yaşlılarını da ekleyince bu rakam yaklaşık 3000 kişiyi buldu.

Kendileri Zazaca veya Kürtçe’yi bildikleri halde hatta Türkçe’yi bozuk bir şive ile konuştukları halde bugün yaşı 60’ın üstünde olan ve kendisini Kürt ya da Zaza diye ifade eden yani Türk olmadığını ifade eden bir tek Alevi’ye rastlamadım. Kendisini Kürt ya da Zaza olarak ifade eden kesim ise; son yıllarda Kürtçülük veya radikal sol rüzgardan etkilenen azınlık bir gençlik kesimidir. Bu kesimin savunduğu Kürt ya da Zaza kimliği ise tarihsel değil siyasi bir kimlik olarak kabul edilebilir.

Bu genç kesimin anne, baba ve dedelerinin kendilerini Türk olarak ifade etmelerine karşı yönelttikleri eleştirel cevap ise; “asimile” olduklarıdır.

O yaşlarda ben de kendimi Kürt sanıyordum. Annem Gümüşhane-Kelkit’li bir Türkmen köyüne mensup idi. Babam, dedem Tunceli-Ovacık’lı idi. Babam kendisini Türk olarak ifade edince onun asimilasyon sonucu Zazalığı değil de Türklüğü savunduğunu düşünüyordum. Babam ise ısrarla 30 yıl boyunca kendilerinin Horasan’dan gelen Türkler olduklarını Zazaca’yı sonradan öğrendiklerini bana anlatmaya çalıştı.Annem babamla evleninceya kadar bir tek kelime Kürtçe bilmezmiş.Evlendikten sonra aradan 15-20 yıl geçince annem hem Zazaca’yı hemde Kurmançça’yı ana dili kadar güzel konuşuyordu.Biz çocukları annemin ana dilinin Zazaca olduğunu sanıyorduk.Ama anneanneyi dayıları ve kendi köyünden bir tek kişinin bile Zazaca bilmediğini görünce çok şaşırmıştık.

Ben babamın Kürt olsa idi asimile olamayacağını, tam tersine Türk olduğu için asimile olduğunu, Türk Tarihi’ni, Osmanlı Tarihi’ni ve Alevi Tarihi’ni okuyunca öğrendim. Gerçekten ortada bir asimilasyon vardı ama bu benim iddia ettiğim gibi değil, babamın iddia ettiği gibiydi. Çünkü Osmanlı Türkmen ve dolayısıyla Türkmenler de Alevi olduğu için Alevi karşıtı idi. Türkmenler canlarını kurtarmak için Osmanlı’nın ulaşamayacağı dağ köylerine çekilmişler. İşte Kürtçe ya da Zazaca o zaman devreye girmiş. Osmanlı Kürt düşmanı değil Türkmen ve Alevi karşıtı imiş. Kürtler’in bırakalım asimile olmasını, Osmanlı tarafından korunup kollandığını görüyoruz.

Osmanlı’da özel mülk olmadığı halde, tüm mülk Allah adına padişahın olduğu halde, tımar sistemi olduğu halde bakıyoruz; Kürdistan’da özel mülkiyet var ve mülk babadan oğula padişah fermanları ile geçiyor. Hatta Kürt ağaları Osmanlı’ya yaptıkları yararlılıklar karşılığı fermanlarla mülk ediniyorlar.(16) Hem de o mülkler babadan oğula miras ile geçebiliyor.

Yani Osmanlı’da Kürt olmak avantaj. Celali ve benzer ayaklanmalarda canını kurtaran Türkmenler Kürt bölgesine sığınarak ve Kürtçe’yi öğrenerek canlarını kurtarıyorlar. Çünkü Türkçe bilenin “katlı vacip”tir.


KAYNAKÇA

1. Martin Van Bruınessen, Alevi Kürtlerin Etnik Kimilği Üstüne Tartışma, Birikim, S. 88, s. 38.
2. Cevdet Türkay-Osmanlı Belgelerinde Aşiret Oymaklar ve Cemaatler,
3. Pir Ahmet Dikme, Haykırıp Duyuramadıklarım, 1999, İstanbul, Ant Yayınları.
4. Bilal Aksoy; Tarihsel Süreç İçinde Tunceli, s. 134-135.
5. Mehmet Şerif Fırat, Varto Tarihi, s. 75.
6. Ali Kaya, Dersim Tarihi, İstanbul, Can Yayınları, 1999.
7. İréne Mélikoff, Uyur İdik Uyardılar, CemYayınları, İstanbul, 1994.
8. Baki Öz, Koçgiri Olayı, Can yayınları, İstanbul, 1999.
9. Ziya Gökalp, Kürt Aşiretlerinin Hakkında Sosyolojik Tetkikler, Sosyal Yayınları, 1992.
10. Abdullah Öcalan, Savunma, Mem Yayınları, İstanbul 1999.
11. Feldmareşal H. Von Moltke, Türkiye Mektupları, Remzi Yayınları, İstanbul, 1969.
12. Mehmet Eröz, Doğu Anadolu’nun Türklüğü, İstanbul, 1982.
13. P.A.Andrews, Türkiye’de Etnik Gruplar, Zazalar bölümü, Ant Yay. İstanbul.
14. T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları, Ankara 1980, Cilt II, s. 252 (3 Teşrinievvel 1337, Celse)
15. İslam Ansiklopedisi, Kürtler maddesi, s. 1101.
16. İsmail Beşikçi, Doğu Anadolu’nun Düzeni, s. 32-33

Cemal Şener

Derviscemal
24-01-2007, 11:42 PM
Sayın Türkü Yürekli,
kopyala yaptışıtla bu iş olmaz. Bana söylemek sitediğinizi seçersiniz oraya onu koyarsınız daha önce okuduğum bir yazı var içinde ama. Ben söylüyorum ben dersimliyim dersim olaylarından sürgünle Erzincan a gelmişiz. Sana mı inanayım taraflı araştırma yapanlaramı yoksa atalarıma dedelerimin birebir yaşadıkları olaylaramı..

Ayrıca ezbere bilgi evrdiğiniz için - verdim. Yaptırım uygulamadım. Şimdiye kadar buna gerek görmedim ama artık bende kulanmayı uygun görüyorum. Şaşacağınız bir şey yok..

saygılar

Sürgün_24
24-01-2007, 11:47 PM
Yazdıklarımın kendi düsüncelerim olmadıgını göstermek baabında kaynaklı bir yazı sundum size..Size göre yanlıs ama bana göre dogru..Buda düşünce farkında kaynaklanıyor sanırım..

Neyse iyi forumlar dilerim herkese..

Derviscemal
24-01-2007, 11:50 PM
Yazdıklarımın kendi düsüncelerim olmadıgını göstermek baabında kaynaklı bir yazı sundum size..Size göre yanlıs ama bana göre dogru..Buda düşünce farkında kaynaklanıyor sanırım..

Neyse iyi forumlar dilerim herkese..

Düşünce fakından değil sayın üyemiz, Dersimi Tunceliyi bilmemenizden kaynaklanıyor. Orada bizler gibi zazaca konuşan insanlara kürtler damgasını vurup kendinizden soyutlamanızdan kaynaklanıyor..

Sanıyorsunuzki Alevi sadece tek ırktan olur...

wengesodiri
25-01-2007, 12:08 AM
dersim soykırımı ile herkes istediği yerden istediği yazıyı getirir tabi...

ama siz tarihi ezenlerin tarihiyle okurken biz bizzat ezilenlerden duyduk tarihi ve bu tarih bizim için en büyük ve tarafsız tarihtir.....

ma kırmanç me devleta tırke ma gırker(biz kırmancız türk devleti bizi kırdı)

bunu bana dersim soykırımında yaşamış bir dede anlattı...

başka anlattıklarıda var ve bu insanlar türkçe bilmiyor....

dersim soykırımı her yanıyla sahip çıkılacak bir tarihtir....

dersim teyna niyo(dersim yalnız değil)

"divane"
25-01-2007, 12:20 AM
Benim lisede yıllık ödevim Dersim Soykırımıydı TC diliyle Dersim İsyanı.Burada ezbere okuldan öğrendiklerini sağdan soldan duyduklarını yazanlarla bir tartışma olamaz.Giriyorlar sağdan soldan kopyalama yapıyorlar basma kalıp zihinlerindekilerini döküyorlar.Gerçeklere ne zamana kadar saklanır veya o gerçeklerden ne zamana kadar kaçılabilir.Acaba hangisi o soykırımın tanıklarını dinlediler.Ağızlarındaki aynı laf Dersimde aşiretçilik varmış o yüzden onbinlerce insan katledilmiş,onbinlerce sürgün,yetim kalan binlerce çocuğun batıdaki ailelere azap olarak verilmesi ve sonuç şuan 4-5 bin nüfusluk bir Dersim !

Türkmen
26-01-2007, 12:22 PM
sayın türkü yürekli nin alıntıladığı yazılarda belirtilen düşüncelere katılıyorum...

bu yazıyı defalarca okumuş biriyim.

dersim isyanı bir alevi ayaklanması değildir. içinde aleviler yer alsa bile kürtçülük adına yapılmış bir ayaklanmadır.

maalesef özbe öz türkmen olan seyit rıza da yerel derebeylerinin oyununa gelmiştir...

dersim olaylarında hayatını kaybeden tüm insanlara rahmet dilerim...

kürdü türkü alevisi sünnisiyle can veren bu insanlar bizim insanlarımızdır...

türkiye cumhuriyeti karşıtı yazılar yazılması büyük bir talihsizliktir.

zaza kürt türkmen hanmgi etnik kökenden gelirse gelsin bu olaylardan ders çıkarılması ve benzer acıların yaşanmaması için cumhuriyetimize sahip çıkılması gerekiyor...

zazası da kürdü de TÜRKMEN alevilerinin kardeşidir...

geçmişte yapılan hataları savunmak kimseye bir şey kazandırmaz...

gelin atatürk türkiyesine sahip çıkalım...

Turkuz
26-01-2007, 11:03 PM
ya bu konudan iki uc hafta once bahsedilmedi,zirt pirt getirmek ne oluyor.ermeni katliami,pontus katliami bitti birde dersim katliami mi basimiza cikti.
bu konulari buralara ikide bir getirenlerin art niyetinden suphelenmeye basliyacagim.bizi ne Atamizdan soguturlar nede Turkiye devletine bagliligimizdan.
iyi forumlar

Derviscemal
26-01-2007, 11:20 PM
ya bu konudan iki uc hafta once bahsedilmedi,zirt pirt getirmek ne oluyor.ermeni katliami,pontus katliami bitti birde dersim katliami mi basimiza cikti.
bu konulari buralara ikide bir getirenlerin art niyetinden suphelenmeye basliyacagim.bizi ne Atamizdan soguturlar nede Turkiye devletine bagliligimizdan.
iyi forumlar

Sayıun Turkuz,
Dersim Katliamı her zaman vardı ama dersim halka başkalarının yaralarını sarmaktan. Kendi yaraları ile ilgilenmedi. Ayrıca burda art niyet felan yok insanlar düşüncelerini söylüyorlar. Neden bu tahammülsüzlük analayamıyorum...

yolahürmet
27-01-2007, 12:02 AM
Bu konunun gelmesinden rahatsız olanlara ben diyorumki burası Alevi sitesi olduğuna göre Alevi katliamları bölümünde olan ve inkar edilen diğer Alevi katliamları gibi saçma sapan bir sebebe bağlanan bir Alevi katliamının sizi rahatsız eden tarafı nedir ?

Türkmen kardeşede diyorumki Dersimlileri çok iyi tanıyan biri olarak ırkçılık yapan insanlar değiller nasıl kürtçülük yapmışlar bir kanıtınız varmı acaba?Seyit Rıza da öz be öz Türkmense o nasıl kürtçülük yapmış ve Seyit Rıza nın öz be öz Türkmen olduğu iddianızın bir kanıtı ya da soy seceresi olsa gerek bunu bizimle paylaşırsanız memnun olurum !

TC karşıtı yazılar yazıyorsak canımızın yanmasındandır hala cemevlerimizin TC tarafından cümbüş evi olarak tanınmasından daha doğrusu Alevilerin varlığının inkar edilmesindendir çünkü TC nin kuruluşunda en büyük emeği veren bu mücadeleyi başlatan Alevilerdir !

Birde demişsinizki benzer acıların yaşanmaması için bu olaylardan ders çıkaralım cumhuriyete sahip çıkalım.Nasıl yani geçmişte yanlışlarımız oldu o yüzden mi katledildi o kadar insan.Cumhuriyete sahip çıkmadıkda ne yaptık bu cumhuriyeti kuran ve başlatan Alevilerdir.Sizin böyle bizleri yanlış yapmışız gibi gösteren bir yazı yazmanız böyle bir gaf yapmanız büyük bir talihsizlik.

Ne demek geçmişte yapılan hataları savunmak siz bence ne dediğiniz ya farkında değilsiniz ya da ......... Lütfen Dersim Katliamında kaybedilenler bizim canlarımızdır bize ve Dersimli arkadaşlarınıza saygınız varsa özür dilemelisiniz !
Bakın benim imzamdaki bebek de Çorum katliamında abisiyle yatıyor yerde o geçmişte ne hata yapmış veya Dersim de katledilen diğer o bebekler çocuklar ne hata yapmış ne kadar büyük bir talihsizlik bir alevi tarafından böyle söylenmesi ben sizi kınıyorum.

okanziya
27-01-2007, 01:21 AM
hosgörü ise o kadar degil canlar
biri su turkuz un ipini ceksin lütfen bu kadarda olmaz buna izin verilmemeli

okanziya
27-01-2007, 01:40 AM
biz aleviler ki her zaman zülme ve zalime karsi koymusuz.
zulum kimden gelirse gelsin kime yapilmis olursa olsun her zaman karsi durmusuz buna.
kaldiki bize yapilan zülümlere can ve kan pahasina karsi koymusuz,bunu gecmisimizin her aninda görebilirsiniz.
buna ragmen kim kendini ne zannediyor ki bizim yasam DEGERLERIMIZ üzerine siyaset yapabiliyor.

hz.ALI derki;
NERDE OLURSAN OL ZALIM ZULMÜNE KARSI KOY

ehlibeytte baglilik, kizilbaslik,alevilik budur.

bunu yok sayarak birde yapilan zulumleri bizlere hak görerek yapilan yaklasimlar asla kabullenmiyor.

verilen canlara dökülen kanlara saldiranlara karsi kimse benden hosgörülü olmami beklemesin.
benim zalimlere ve onlarin ardlilarina hosgörüm yoktur.

güldünya
27-01-2007, 03:50 AM
Dersimdeki Alevi halkı zazaca konuştuğu için onları yani bizim aslımızı neslimizi Şafi kürtlerle aynı katagoriye koyuyorsunuz vede kürt ayaklanması diyorsunuz.

Ben de Tuncelili ve ailesi zazaca konuşan bir insanım ama kürt değilim Sn. Derviscemal. Lütfen sizde bir bilgi kullanırken doğru kullanın. Tunceli de gerçekten Kürt kökenli (kabul edilse de edilmese de) çok az insan vardır. Tuncelilerin çoğu Horasan (İran) göçmeni Türklerdir. Dedelerimizin ve bir çok bu yola gönül vermiş insanın elinde soy ağaçları vardır. Zazaca konuşulmasının sebebi Osmanlı zamanında ezilen, kimliğini açıklayamayan aleviler için bir çeşit şifredir de diyebiliriz. Tekrar ediyorum Tunceli tamamen Türktür demiyorum ama esas Kürt oranı çok çok azdır.
Saygılarımla...

okanziya
27-01-2007, 04:05 AM
arkadaslar bu tartismala bir son vermek istiyorum
sirf türk arkadaslar rahat olsun diye

tamam arkadaslar dünyada herkes türktür
diger diller ve milletler sifredir
ne oldu rahatladinizmi
kendinizden olmayanlari öldürmeye devam......

güldünya
27-01-2007, 04:08 AM
Arkadaşlar çok üzülerek yazılarınızı okuyorum. Türkiye Cumhuriyetinden vatanınızdan, uğruna canlar verdiğiniz toprağınızdan bir nefretle, kinle bahsediyorsunuz. Yani üzerine basıp geçtiğiniz toprağı tanımıyor azınlıkmış,misafirmiş gibi konuşuyorsunuz. Bu siteyi yanlızca aleviler okumuyor.Bizlerden çok bize azınlık statüsünü vermek isteyenler okuyor ve maalesef bizlerde onların ekmeğine bal sürüyoruz.Vatan haini ilan ettiler bizi,dinsiz imansız ilan ettiler arkadaşlar farkında değil misiniz? Lütfen CANLAR gelin bir olalım. Bu ülkenin azınlığı değil asıl sahiplerinin biz olduğunu, şeriatçisinden,ulemasından,kafa tasçısından daha çok bu vatanı sevdiğimizi gösterelim...

Turkuz
27-01-2007, 04:26 AM
ayip soylenilenler,ipimizi cekmekden bahsediyorlar,kisisel polemige girmek istemiyorum.bu konunun burda soruna yol acacagi bellikyken getirmek ne amac?
benim ipimin cekilmesi ne demek,anladik mecazi bir kelime ama yinede biraz kaba degilmi!

Türkmen
27-01-2007, 04:37 AM
Bu konunun gelmesinden rahatsız olanlara ben diyorumki burası Alevi sitesi olduğuna göre Alevi katliamları bölümünde olan ve inkar edilen diğer Alevi katliamları gibi saçma sapan bir sebebe bağlanan bir Alevi katliamının sizi rahatsız eden tarafı nedir ?

Türkmen kardeşede diyorumki Dersimlileri çok iyi tanıyan biri olarak ırkçılık yapan insanlar değiller nasıl kürtçülük yapmışlar bir kanıtınız varmı acaba?Seyit Rıza da öz be öz Türkmense o nasıl kürtçülük yapmış ve Seyit Rıza nın öz be öz Türkmen olduğu iddianızın bir kanıtı ya da soy seceresi olsa gerek bunu bizimle paylaşırsanız memnun olurum !

TC karşıtı yazılar yazıyorsak canımızın yanmasındandır hala cemevlerimizin TC tarafından cümbüş evi olarak tanınmasından daha doğrusu Alevilerin varlığının inkar edilmesindendir çünkü TC nin kuruluşunda en büyük emeği veren bu mücadeleyi başlatan Alevilerdir !

Birde demişsinizki benzer acıların yaşanmaması için bu olaylardan ders çıkaralım cumhuriyete sahip çıkalım.Nasıl yani geçmişte yanlışlarımız oldu o yüzden mi katledildi o kadar insan.Cumhuriyete sahip çıkmadıkda ne yaptık bu cumhuriyeti kuran ve başlatan Alevilerdir.Sizin böyle bizleri yanlış yapmışız gibi gösteren bir yazı yazmanız böyle bir gaf yapmanız büyük bir talihsizlik.

Ne demek geçmişte yapılan hataları savunmak siz bence ne dediğiniz ya farkında değilsiniz ya da ......... Lütfen Dersim Katliamında kaybedilenler bizim canlarımızdır bize ve Dersimli arkadaşlarınıza saygınız varsa özür dilemelisiniz !
Bakın benim imzamdaki bebek de Çorum katliamında abisiyle yatıyor yerde o geçmişte ne hata yapmış veya Dersim de katledilen diğer o bebekler çocuklar ne hata yapmış ne kadar büyük bir talihsizlik bir alevi tarafından böyle söylenmesi ben sizi kınıyorum.

seyit rıza nın türkmen olduğunu bile bilmiyorsunuz ama dersim üzerine yazı yazıyorsunuz... ne ilginç günlere kaldık ...

Ulaş58
27-01-2007, 04:48 AM
seyit rıza nın türkmen olduğunu bile bilmiyorsunuz ama dersim üzerine yazı yazıyorsunuz... ne ilginç günlere kaldık ...

seyit rıza türkmenmiydi?

hiç güleceğim yokdu :)

Ulaş58
27-01-2007, 04:52 AM
''Dahili iç işlerimizde mühim bir safha varsa o da Dersim meselesidir. Dahilde bulunan iş bu yarayı, bu korkunç çıbanı ortadan temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil kararların alınması için hükümete tam ve geniş selahiyetler verilmelidir.'' Bu cümleler 1936 yılında Mustafa Kemal’e aittir. Meclis kürsüsünden tenkil ve yoketme emri gibi olan bu konuşma için harekete geçilir. Korgeneral Abdullah Alpdoğan, sınırsız yetkilerle Dersim’e tayin edilir…

abdullah alpdoğan;türkiye'de zo diyenleri temizledik(yani ermenileri kastediyor)lo diyenlerinde(yani kırmanc ve kurmancları kastediyor) köklerini ben temizleyeceğim diyen ittihatçı sakallı nurettin paşa'nın subayı ve aynı zamanda damadıdır.

peki bunlara ne diyeceksiniz merak ediyorum doğrusu.

kahrolsun faşizm!

Kandemir
27-01-2007, 05:12 AM
Bu konunun gelmesinden rahatsız olanlara ben diyorumki burası Alevi sitesi olduğuna göre Alevi katliamları bölümünde olan ve inkar edilen diğer Alevi katliamları gibi saçma sapan bir sebebe bağlanan bir Alevi katliamının sizi rahatsız eden tarafı nedir ?

Türkmen kardeşede diyorumki Dersimlileri çok iyi tanıyan biri olarak ırkçılık yapan insanlar değiller nasıl kürtçülük yapmışlar bir kanıtınız varmı acaba?Seyit Rıza da öz be öz Türkmense o nasıl kürtçülük yapmış ve Seyit Rıza nın öz be öz Türkmen olduğu iddianızın bir kanıtı ya da soy seceresi olsa gerek bunu bizimle paylaşırsanız memnun olurum !

TC karşıtı yazılar yazıyorsak canımızın yanmasındandır hala cemevlerimizin TC tarafından cümbüş evi olarak tanınmasından daha doğrusu Alevilerin varlığının inkar edilmesindendir çünkü TC nin kuruluşunda en büyük emeği veren bu mücadeleyi başlatan Alevilerdir !

Birde demişsinizki benzer acıların yaşanmaması için bu olaylardan ders çıkaralım cumhuriyete sahip çıkalım.Nasıl yani geçmişte yanlışlarımız oldu o yüzden mi katledildi o kadar insan.Cumhuriyete sahip çıkmadıkda ne yaptık bu cumhuriyeti kuran ve başlatan Alevilerdir.Sizin böyle bizleri yanlış yapmışız gibi gösteren bir yazı yazmanız böyle bir gaf yapmanız büyük bir talihsizlik.

Ne demek geçmişte yapılan hataları savunmak siz bence ne dediğiniz ya farkında değilsiniz ya da ......... Lütfen Dersim Katliamında kaybedilenler bizim canlarımızdır bize ve Dersimli arkadaşlarınıza saygınız varsa özür dilemelisiniz !
Bakın benim imzamdaki bebek de Çorum katliamında abisiyle yatıyor yerde o geçmişte ne hata yapmış veya Dersim de katledilen diğer o bebekler çocuklar ne hata yapmış ne kadar büyük bir talihsizlik bir alevi tarafından böyle söylenmesi ben sizi kınıyorum.


Seyyit Rıza bizzat kendisi dâhi (dolaylı olarak) Türkmen kökenli olduğunu belirtmiştir. Seyyit Rıza, TBMM'ye gönderdiği telegrafta Türkistan'a gitmek istediğini söylüyor. Seyyit Rıza tam olarak bahsi geçen telegrafta şöyle demiştir:

"Şayet hükümet hizmet ve sadakatimizden şüphe ederse abavü ecdadımızın eskiden Yukarı TÜRKİSTAN - Horasan vilayetine bütün mesubu aşiretimizle hicret etmeye himmet buyursun."

Acaba Seyit Rıza neden Türkistan'a dönmek istediğini söylüyordu? Neden Mezopotamya değil de Türkistan? Türkistan'dan Horasan'a, Horasan'dan Anadolu'ya göç edenler kürtler miydi? Yoksa 24 Oğuz boyuna mensup Türkmenler miydi? Türkistan'ın kürtlerin ana yurdu olduğu gibi bir komik iddia ortaya atıp tarihî gerçekleri çarptırmayacağız herhalde.

Olaya bir diğer açıdan yaklaşalım; Seyyit Rıza hangi ocaktandır? Şeyh Hasan Ocağı'ndan.

Şeyh Hasan Ocağı hakkında:

http://www.alevibektasi.org/ismail_onarli6.htm

Saygın araştırmacımız İsmail Onarlı'ya ait HORASAN'dan ANADOLU'ya ŞEYH HASAN OCAĞI VE AŞİRETİ (http://www.karacaahmet.com/arastirma.asp?id=70) adlı dev eser konu hakkında önemlidir.

Türkiye Cumhuriyeti hâlâ cemevlerini ve Alevileri inkâr ediyorsa bunun sorumluları devleti yönetenlerdir. Devlet ile yönetimi ayrı tutmasını bilmeliyiz, çünki devlet kalıcı, yönetim ise geçici. Yöneticiler Cumhuriyeti yanlış yönetiyor diye Aleviler bizzat kendi kurduklari Cumhuriyete düsman mi olsunlar? Yönetenler onun bunun maşasına soyunuyor diye devletimize sırtımızı mı çevirelim? Yaşasın devlet, kahrolsun yönetim. Çorum olsun, Maraş olsun, Sivas olsun, Aleviler bu olaylarda İslâm adına katledildiler. Yobazlar, İslâm'ı referans alarak ve "Allah-ü Ekber" sloganları eşliğinde bu katliamları gerçekleştirdiler... İslâm adına katledildik diye İslâm dinine dargın yada düşman olalım mı?

Elbette Cumhuriyeti kuran Aleviler'dir, boşuna "Cumhuriyetin isim babası Alevilerdir" denilmiyor. Aleviler Cumhuriyet rejimiyle, Kemalist devrimleriyle örtüştü, bağdaştı. Aleviler Kemalizm'i benimsediler ve Atatürk'ün gerçekleştirdiği devrimler Alevilerin özünde vardır. Aleviler, Kemalist Devrimlerinin yaşama geçirilmesinde Atatürk'e tam destek vermişlerdir. Alevilerin genel tavrı buydu, fakat bu duruma 2 istisna bu genel tavırdan farklı bir yol izlemişti. Birisi Koçgiri isyanı (kürtçülük), diğeri ise Dersim'deki aşiretlerin Cumhuriyet devletine karşı başkaldırması (aşiret düzenini savunmak). Her iki olayın da Alevi hakları savunuculuğu ile uzaktan yakında alakası olmamasına rağmen, kimi dengesizler günümüzde bu iki olayı istismar edip bu iki isyanı bastıranlara Alevi düşmanı gözüyle bakmaktadır ve bununla da yetinmeyip Alevilerin Atatürk'ten nasiplerini aldıkları iddiasını ortaya atıp Alevileri Atatürk'ten soğutmaya çalışıyorlar, yoksa bir insan Alevilerin Atatürk sevgisinden neden rahatsız olabilir ki? Yani bu çevrelerin iddiasına göre, Atatürk Dersim isyanını bastırmakla bir çırpıda Alevi düşmanı olu verdi. Mantığa bakarmısınız, mantığa? :) Şimdi efendim, Atatürk Menemen olaylarını da bastırmış; 29 kişiyi idam etmiş, bir o kadar kişiyi de ağır hapis cezasına mahkûm etmişti; bu durumda Sünnilerin de Atatürk'ten nasiplerini aldıklarını söyleyebilir miyiz? Yada Atatürk'ün Sünni düşmanı olduğunu söyleyebilir miyiz? Tabii ki hayır, çünki Menemen olayı Sünnilerin genel tavrını yansıtmıyordu.

Dersim isyanının bastırılmasıyla birlikte gelen katliamı kimse tasvip etmiyor, edemez de. Şayet bu katliamı tavsip eden birisi varsa ıspat edin. Dersim isyanı hakkında genel olarak yapılan katliamdan bahsedilmektedir, ama ne hikmetse kimse Dersim isyanının neden bastırıldığı, devletin neden askerî güç kullanmak zorunda kaldığı hakkında bir kelime dâhi sarf etmiyor. Devlet durduk yere Dersim'de askerî müdahelede bulunmadı herhalde.

Cumhuriyet devleti, isyan çıkaran kimseleri hiç bir zaman dinî inançlarına yada ırklarına göre sınıflandırmamıştır. Derviş Mehmetler (Menemen olayı), yobaz imamlar, Şeyh Saitler, Çapanoğulları ve daha niceleri; Türkiye Cumhuriyetine karşı ayaklanan herkes -Alevi-Sünni-Ateist-Hrıstiyan vs vs ayrımı gözetmeksizin- cezasını görmüştür. Şimdi efendim Dersim isyanını çıkaranlar Alevi diye Devlet bu isyana seyirci mi kalsaydı? Sen Cumhuriyet devletinin egemenliğini tanıma, otoritesini tanıma, valisini, kaymakamını, okulunu, kısacası hiç birşeyini tanıma, vergi ödeme, silahsızlanma, bütün bunlar yetmezmiş gibi birde Osmanlı'dan kalma feodal yapıya dayalı ilkel bir düzeni, daha doğrusu düzensizliği korumaya çalış; herhalde devletin "Alevilerin dokunulmazlığı var" düşüncesiyle hareket edip böyle bir duruma seyirci kalmasını beklemiyorsunuzdur herhalde.

İnsanlarımız sürekli bu olaya tek taraflı yaklaşıp Devleti suçlamaktadır. Peki ya zalim aşiret ağalarına ne demeli? Ağaların halkın feodal sisteme karşı çıkacağı korkusuyla bilerek bölgeye okul, eğitim, vb olanaklar sunmamalarına ne demeli? Ağaların halkı isyana teşfik etmesini ve suçsuz halkı kalkan olarak kullanmalarına ne demeli?

İmzandaki bebeğin ve abisinin yanlış birşey yaptığını iddia eden mi var sanki birileri o bebeklerin suçlu olduğunu savunuyormuş gibi böyle bir soru sorma gayretinde bulunabiliyorsun? Kimse imzandaki bebeğin ve abisinin suçlu yada yanlış birşey yaptığını iddia etmedi, eğer sen gördüysen lütfen bize bağlantısını ve hangi Allahsızın bunu yazdığını gösterirsen fena olmaz diye düşünüyorum.

okanziya
27-01-2007, 05:39 AM
kandemir senin egitim durumunu ögrenebilirmiyim
yoksa orta iki terk mi

siyasetten bile anladigin yok

devlet ile yönetimi ayiriyorsun

"Yaşasın devlet, kahrolsun yönetim"

sakin devletin bunu duymasin senide asar

devlet dedigin ot degil ki yöneticisiyle devlettir,yöneticisi olmayan devleti ne yapacaksin.


sana bir önerim.
sen en iyisi git bir okula kayit yap,egitime devam et.


menemenle dersimi karsilastiriyorsun kandemir

dersimde olanlari YEZIT bile yapmadi kandemir

munzur cayi oluk oluk kan akti kandemir

bunlari anlamamazliktan gelip yaziyorsun


sen yoksa yezit ile mi yarisiyorsun

Kandemir
27-01-2007, 06:09 AM
devlet dedigin ot degil ki yöneticisiyle devlettir,yöneticisi olmayan devleti ne yapacaksin.

Bende diyorum ki devleti yönetenler kalıcı değil, geçicidir. Devlet ise tam tersi; geçici değil kalıcıdır. Bunu idrak edebilmek o kadar zor olmamalı.

Diğer yazdıklarını da okudum; sırf demagojiden ibaret ve hiç bir içeriği olmayıp daha ziyade şahsıma yönelik bir yazı, üstelik iftira. Benim yazdıklarıma bak, birde senin yazdığına bak okan efendi; yazdıklarımla zerre kadar alakası yok. Hani bir insana ismini sorarsın da oda sana kaç yaşında olduğunu söyler, onun gibi birşeye benzedi. Yazdıklarımın içeriğine bakıp seviyeli bir şekilde cevap vermek yerine laf salatası yapmayı tercih etmen yeterince şeyi ifade ediyor.

Allah akıl fikir versin.

Diyar
27-01-2007, 06:13 AM
Sayin okanziya ve Kandemir can konuyu lütfen tartismanya getirmeyelim. Burda sadece fikir alisverisi yapiliyor. Hakaretli yazilara izin vermeyiz. Saygilar...

okanziya
27-01-2007, 07:07 AM
ben aslinda kisisel tartismalari hic sevmem uslubum degil...
gel gör ki temelsiz ve yersiz bakis acilarinada cevap vermeden yapamiyorum.

Turkuz
27-01-2007, 09:52 AM
Bu alintiyi internettenden buldum,biraz komik,ama solcu gecinen derebeylik duzeni savunuclarina iyi bir cevap olacagini dusund.
,alinti:
"bir kere olay bazı embesil yaratılışlı organizmaların beyan ettiği gibi bölücü bir faaliyet değildir.olay, gündelik hadiselerden farklı bir platformda gelişmiştir.genel olarak, isyanın, ''yeni düzene karşı yörenin feodal yapısını korumak'' adına cereyan ettiğini belirtebiliriz.yani anlayacağınız, mesele aleni bir sınıf savaşımıdır.

bilindiği üzere dersim bir asi coğrafyadır.sarp dağların derinlikleri, yüzyıllar boyu, mevcut otoritelerle husumet yaşayan gruplara bir nevi doğal barınak işlevi görmüştür.tıpkı kapadokyadaki yeraltı şehirleri gibi...onun dışında selçuklulardan, tutun da osmanlılar da dahil, tarih boyunca hiçbir devlet bu bölge üzerinde tahakküm kuramamıştır.belki de stratejik açıdan böyle bir gereklilik görmemiştir.cumhuriyet devrine kadar şehirde, devletlerin inşa ettiği hiçbir yapıya rastlanmaz.yani dediğimiz gibi dersim apayrı bir diyardır.orada otorite seyitler, ağalar ve anadolunun o zamanlar her yerinde olduğu gibi yabanıl eşkiyalardır.munzur dağları da bunları koruyan bir doğal kale...

dersimin iktisadi yapısına da kısaca değinmekte fayda var.aslında bunu uzun uzun maddelendirmektense, somutlaştırmak daha uygun ve anlaşılır olacaktır.dersimin o yıllardaki ekonomik yapısı tıpkı bugünkü güneydoğu anadoludaki ağalık düzenine tekabül eder.sosyo-ekonomik yapı feodalitedir.toprak, tarla, hayvan, orman bilimum her türlü bok püsür bu adamların mülkiyetindedir.daha da somutlaştırmak gerekirse kibar feyzo bu noktada çok faydalı olur.(bkz: faşo ağa)

neyse efendim.cıvımayalım ve yalamaya devam edelim biz.dersimin kısa tarihinden sonra cumhuriyet dönemine gelebiliriz.hepinizin malumu, o yıllar kurtuluş savaşı sona ermiş, nihai zafere muvaffak olunmuş, misak-ı milli bir-iki taviz dışında gerçekleştirilmişti.lakin küçük bir sorun vardı.anadolunun asi çocuğu dersim...dersim de halen bir devlet otoritesi kurulamamıştı.bu tabiki, tarih sahnesinde yerini yeni alan taze bir devlet için kabul olunamaz bir durumdu.düşünebilir misiniz ki koca bir ülkenin içinde özerk bir idare olsun.olamazdı..olurdu ama afrikada olurdu.(bkz: lesotho)(bkz: swaziland).türkiye sınırları içerisinde böyle bir model düşünülemezdi.

görüldüğü üzere dersime girmek artık bir tarihsel yükümlülüktü.tarihin, mevcut siyasi ve ekonomik koşulların bir zorunluluğuydu.meseleye bu bakımdan bakmak daha sağlıklı tahliller yapmamıza vesile olacaktır.

işte başta sınıf savaşımı dediğim mevzu budur.bir yanda genç, diri, istikbal vaat eden bir düzen, öte yanda yüzyıllık bir kokuşmuşluğun tezahürü, köhneleşmiş, muasır medeniyetlerin asırlar önce tasfiye etmiş olduğu, artık tarihsel miadını doldurmuş bir ağalık, despotluk idaresi vardı.devletin bu duruma itimat etmesini beklemek çocukça olur.böyle bir beklenti boş duygusallıktan ibaret bir arzudur.

işte bu altyapı akabinde bölgeye bir kolordu sevk edilir.operasyonlardan, çatışmalardan geriye kalan onbinlerce ölü, bir o kadar da türkü, ağıt, şiir, anı ve hikayedir.mamafih nihayetinde devlet dersime nüfus edebilmiştir.yaşlıların deyimiyle kurunun yanında yaş da yanmıştı.

günümüzde tuncelideki (tunceli oldu ya artık) feodal kabuğun tamamen kırıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.tunceli köylüsü, ahalisi artık bir serf (toprak kölesi) değildir.kendi davarı, toprağı, bağı, bahçesi vardır.demek oluyor ki t.b.m.m gayesini gerçekleştirmişti.

bu durumda kafada şöyle bir soru işareti peydah oluyor.tamam, yeni düzeni dersime götürdün, eski düzeni tarihin çöplüğüne gömdün..e be aslan karam, e be yiğit karam peki güneydoğu anadoludaki derebeylik niye tüm heybetiyle halen duruyor!?!işte bu nokta kafamı çok kurcalıyor sayın sözlük.işte bu tutarsızlık bu ülkeye çok pahalıya mal oldu.ihmal edilmemesi gereken bu realite cumhuriyet rejiminin tarihindeki en büyük hatadır.ülkeyi günümüzde ''dönülmez akşamın ufkuna'' getiren siyasi noksanlık budur.zira ayrı bir bahsin konusudur.atlıyoruz..

bir de mesele bir kürt isyanı niteliği ihtiva etmiyor.zaten benim tuncelinin kürtlüğüne dair büyük kuşkularım var.velev ki sayın sözlük (kimse var mı?) şafi mezhebi tarih boyunca aleviliğe çok ters bakmıştır.bu bakıma dillerde gezinen şu enstantaneyi aktarmak faydalı olacaktır...

doğu ve güneydoğu anadolu da aşiretlerin tek tek ayaklandığı vakitler, şeyh sait yakın gelecekte açacağı isyan bayrağına destek bulmak umuduyla diğer aşiret reislerini ziyaret etmektedir.bu arada dersime gelip seyit rızayı da nahiyesinde ziyaret eder.karşılama esnasında seyit rızanın adamları ''hoşgelmişsen, sefa getirmişsen!'' kurbanlarını adetten kesmeye yeltenirler.o esnada şeyh sait seyit rızadan küçük bir rica da bulunur:

-müsadenle kurbanları benim adamlar kessin.

seyit rıza ruh halini hiç yansıtmadan ''olur'' der, adamlarına çekilin işareti yapar.şeyh saitin adamları kurbanları keser.gün hoş beş içerisinde geçer, bu arada meseleler etraflıca masaya yatırılır.en son ayrılma vakti gelir çatar.şeyh sait nihai kararını öğrenmek için seyit rızaya sual eder:

-destek çıkacak mısın bana?

seyit rızanın cevabı kısa ve nettir:

-sen dün desteği adamlarına kestirdin.

şeyh saitin isyanına dersim gerçekten de destek vermeyecektir.bu arada anlayan anlamıştır ama anlamayana da üşenmeyeyim, anlatayım işin aslını.sait, kurbanları rızanın adamlarına kestirmek istememiştir, çünkü onlar alevidir.saitin inancına göre de bu et haramdır.alevi insanını bu derece hakir gören bir adama seyit rıza en uygun cevabı iletmiştir.

tabi ki bunlar işin dini ve sosyolojik boyutu.ama benim kişisel kanaatime göre:

-bir alevinin kürt olması, bir kürtün de alevi olması mümkün değildir!!-

bir kürt protestan olabilir, yahudi olabilir, ama bir alevi asla.beni daha iyi anlamak için gidin bir kürt yaşlının yanına, aleviler hakkında yapacağı monologa kulak kabartın.bana hak vereceksiniz.hem baksanıza aleviliğin merkezi nerede?anadolu bozkırlarında, nevşehirde.bu da önemli ve yeterli bir kanıt bence.(bkz: hacıbektaş)

neyse kardeş uzun sözün kısası 937 yılı itibariyle dersim artık tuncelidir.yönetim basiretsizlikleri devam ederse ve sağlıklı çözümler üretilemezse tekrar dersim olmayacağını kimse garanti edemez.zamana hakim olmazsak tarihin ne getirip ne götüreceğini kestiremeyiz.türkiye artık böyle meselelerle vakit kaybetmemelidir.(still alive??)

edit: şu başta kullandığım "embesil" ifadesi son zamanlarda (entry aylarca önce girilmiş de olsa) muntazaman aklıma takılıyor.düşünüyorum, hangi ruh hali içerisinde böyle bir kelime sarf etmiş olabilirim diye; ama ele gelir de bir yanıt veremiyorum kendime.sadece birisi çok alakasız bir sav atmıştı ortaya.bu savın da hiçbir tutarlılığı ve gerçekliği sözkonusu değildi.öyle de olsa, bu durum bana hiç de böyle bir doğrudan hakaret etme hakkı vermez.böylesi tükürük saçma tarzı benim üslubum değil..herhalde karşı tarafa bir özür borçluyum bu durumda, özür diliyorum."
arkadain belirttigi gibi,devlet dersimde koydugu tunc eli,guneydoguda da koyacakti,guneydogudaki derebeylerinide o tunc el inip,turkiyenin agalar,derebeyler ulkesi olmadigi gosterilmeliydi.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=dersim+isyani

Kandemir
28-01-2007, 04:35 AM
Esenlikler,

Burada "Dersim soykırımı"ndan bahseden canlar bu sözde 'soykırımın' hangi etnik topluluğu hedef aldığını, yani bu sözde 'soykırımın' hangi etnik kökene yönelik olduğunu söyleyebilirler mi? Zor bir soru sormuyorum. Şimdiden teşekkür ettim.

Saygılarımla..

uzakdenizlerde
28-01-2007, 05:01 AM
Arkadaşlar ne derseniz deyin,sebebi ne olursa olsun ister Devletimiz haklıydı deyin isteseniz Dersimliler haklıydı deyin sonuçta hiçbirşey yapılan bu katliamı ve arkasından gelen sürgünleri haklı gösteremez,Yapılan zulmün ve akın akan haddi hesabı yoktur,Dersimlilerin Kürt veya Türkmen olduklarından öte insanlığa yönelen bu tür saldırıy savunmak acımasızlıktır,bende dinledim o günleri yaşayanların ağzından Dersim Olaylarını ağladım.Dersim'de yaşanılanları eleştirmek Devletimize karşı olmak değildir.Hatalar yapılmıştır karşılıklı olarak ancak zulmün mazareti olmaz.

Derviscemal
28-01-2007, 05:06 AM
Esenlikler,

Burada "Dersim soykırımı"ndan bahseden canlar bu sözde 'soykırımın' hangi etnik topluluğu hedef aldığını, yani bu sözde 'soykırımın' hangi etnik kökene yönelik olduğunu söyleyebilirler mi? Zor bir soru sormuyorum. Şimdiden teşekkür ettim.

Saygılarımla..

Bu ne fark eder? Dersim Alevilerini yok etmek açıkca ortadır. Kırım sürgün yok etme çabası vardır. Ne fak eder bunun Türkler Kürtler Ermeniler yada ayrı bir millet tarafından yapılması ne fak eder.. Ortada bir zulum varmı yokmu...

Kandemir
28-01-2007, 05:39 AM
Bu ne fark eder? Dersim Alevilerini yok etmek açıkca ortadır. Kırım sürgün yok etme çabası vardır. Ne fak eder bunun Türkler Kürtler Ermeniler yada ayrı bir millet tarafından yapılması ne fak eder.. Ortada bir zulum varmı yokmu...

Sayın Dervişcemal,

Burada kimse yapılan katliamı inkâr etmiyor, dahası bu katliamı kimse tasvip etmiyor. Lâkin Dersim isyanı hakkında yorum yapıldığında şunu fark ediyorum ki isyanın neden bastırıldığı, Cumhuriyet devletinin neden askerî güç kullanmak zorunda kaldığı gibi vb konular ele alınmıyor ve hâl böyle olunca karşımıza objektif olmayan, taraflı bir tablo çıkı veriyor. Bu tabloda sanki Cumhuriyet devleti sıkıldığından ve kendine macera aradığından dolayı Dersim'de askerî güç kullanmış gibi bir hava esiyor, bu da son derece yanlıştır. Dersim isyanı hakkında yorum yapacaksak, olayın tüm boyutlarını ele almalıyız ve tespitlerimizi buna göre yapmalıyız.

"Bu ne fark eder" demişsiniz. Soykırımla suçlanmak sizce ağır bir itham değil mi? Kavram kargaşası yaşanmaması için hangi kavramları, nerde ve ne zaman kullanacağımızı iyi bilelim. İyi bilelim ki canlarımızın Dersim isyanı hakkında kafaları karışmasın. Kavramları isabetli bir şekilde kullanmalıyız.

http://www.karacaahmet.org/makaleler_ayrinti.asp?id=42&next=43&prew=41

Saygılar...

yolahürmet
28-01-2007, 10:43 PM
Bakın Kandemir,Türkmen,Türküz buraya internetten asıllı veya asılsız,taraflı veya tarafsız işinize gelen yazıları kopyalayarak yapılan bir katliamı haklı çıkarmaya uğraşmak son derece ahmakçadır.Hem ben Türkmen arkadaşa hitaben yazdığım ve gerçekten büyük gaflarla dolu o yazısına sen neden cevap veriyorsun onuda anlamadım burada bir grup mu var yoksa ! Yazılarınız laf kalabalığından başka birşey değil.Siz bana şunu söylermisiniz önce tamam Dersim'de katledilen 80.000 civarı insan suçlu size göre hataları var.Peki bu 80.000 insanın katledilmesine on binlercesinin sürgün edilmesine,köylerin yakılıp yıkılıp harabe edilmesine,ziyaretlerin yıkılmasına,koskoca bir eyalet niteliğinde olan büyük Dersim'in şuan nüfusunun beşbine indirilmesine geçerli sebep bunların olmasını gerektiren sebep nedir söylermisiniz bu nasıl bir hatadır geçmişte yapılan söyleyin biz de hatamızı bilelim !Unutmayın Dersim bizim ceddimizdir söyleyin bilelim ceddimizin hatalarını !

Seyit Rıza'nın da Türkmen olduğunu iddia ediyorsunuz bunu ben bilmiyorum bu tür şeylerle ilgilenmediğim için araştırma gereksinimim olmadı çünkü Seyit Rıza gerçek bir seyittir ve 12 İmamlardan gelmektedir doğal olarak.Ama merak ediyorum Seyit Rıza nın dahi Türkmen olduğunu söylediğinize göre vardır bir kanıtınız bunu bizimle de paylaşın lütfen.Hem bu ne hikmettir Türkmen olduğunu söylediğiniz seyite bir başka yazılarınızda kürt isyancısı diyorsunuz ?Seyit Rıza nın Türkmenistan a hicret için destur istediğinizi belirtiyorsunuz peki Seyit Rıza neden kendi kutsal yurdunu,eren evliya yatağı Dersim'ini bırakıp da Türkmenistan'a gitmiş acaba ? Ayrıca bu desturname ile ilgili kaynağı da sizden rica ediyorum.

Şunu da bilinizki Dersimin ne Maraş'tan ne Çorum dan ne Sivastan ve diğer Alevi katliamlarından farkı yoktur.Diğer Alevi katliamlarında olduğu gibi Dersim'e de bir kılıf bulmuştur yüce devletimiz ve onun yardakçıları.

Lütfen sağdan soldan alıntı yaparak kopyalama yaparak görüntü kirliliği laf kalabalığı yapmayalım.Ben Dersim Katliamı ile buraya yaşayan tanıkları,resimleri,belgeleri kopyalarsam forum sayfası yetmez haberiniz ola !

Saygı ve sevgilerimle ...

Sürgün_24
28-01-2007, 11:11 PM
Hepimiz ortak bir noktada buluşuyoruz degil mi..Dersim alevileri katledildi..Peki kim katletti , yada katlettirilmesine neden oldu???

Dersim katlimıyla Sivas katliamı arasında daglar kadar fark var ve uzaktan yakından baglantıları yok , bunları benzetmeye calısmak baslı basına bir gaf bence..Neden bütün alevi katliamlarının failleri ve nedenleri bizler tarafından acıkca bilinirken , Dersim tam anlamıyla gün ısıgına cıkmamıstır ve hala şaibeli bir bicimde tartısılıyor peki???Yıllardır Dersim ' in dıslandıgından , katliamlarından , zorluklarından , ugradıgı haksızlıklardan bahsederiz , peki neden Erzincan , Sivas vs degil de Dersim???Adamların ne alıp veremedigi olabilir Dersim ' le...

Seyit Rıza ' nın kürt oldugunu düşünen arkadaşlarım varsa eger onlara küçük bir örnek vermek isterim bir keresinde ; Seyyid Rıza ' ya gelen şafi kürt önderleri sofrada bulunan eti yememiştir," kızılbaşın kestiği eti yemeyiz " demişlerdir..Sizce Seyit Rıza kürt olsaydı ona gelen şafi kürtler önlerine serilen ikramı geri çeviriler miydi???

wengesodiri
28-01-2007, 11:25 PM
Hepimiz ortak bir noktada buluşuyoruz degil mi..Dersim alevileri katledildi..Peki kim katletti , yada katlettirilmesine neden oldu???

Dersim katlimıyla Sivas katliamı arasında daglar kadar fark var ve uzaktan yakından baglantıları yok , bunları benzetmeye calısmak baslı basına bir gaf bence..Neden bütün alevi katliamlarının failleri ve nedenleri bizler tarafından acıkca bilinirken , Dersim tam anlamıyla gün ısıgına cıkmamıstır ve hala şaibeli bir bicimde tartısılıyor peki???Yıllardır Dersim ' in dıslandıgından , katliamlarından , zorluklarından , ugradıgı haksızlıklardan bahsederiz , peki neden Erzincan , Sivas vs degil de Dersim???Adamların ne alıp veremedigi olabilir Dersim ' le...

Seyit Rıza ' nın kürt oldugunu düşünen arkadaşlarım varsa eger onlara küçük bir örnek vermek isterim bir keresinde ; Seyyid Rıza ' ya gelen şafi kürt önderleri sofrada bulunan eti yememiştir," kızılbaşın kestiği eti yemeyiz " demişlerdir..Sizce Seyit Rıza kürt olsaydı ona gelen şafi kürtler önlerine serilen ikramı geri çeviriler miydi???

ewet fark var sivasta 37 kişi yakıldı...
dersimde 80 bin kişi katledildi..

ama farkın olmadığı yer ise ikisininde devlet tarafından yapılması:)

seyit rıza tük diyenler sadece gülmek isterim bende buna....

bende bir yazı asmıştım seyit rızanın doğduğu köyde kürdistan bayrağını astığı ile ilgili....

ben düşünüyorum düşünceden öte seyit rıza kürt..

bakın şafi kürt demektesiniz inanç meselesi demi ve bu durum sadece seyit rıza olayıyla mı ilgili bu önceden yokmuydu...

şafi inanca sahip insan bunu zaten önceden beri demiştir...yani bunu seyit rızaya söylemesimi seyit rızanın kürt olmadığını örneği bırakalım artık bunları isterseniz...

öncelikle şu ırk ve inanç kavramlarını iyi bir ayrımının farkına varalım.

buyrun seyit rızanın torunları yaşamktadır elazığda ve buyrun dersime gidelim yazın oturalım yaşayanların ağzından dinleyelim..hemde zazaca size tercüme ederim...çünkü bize anlatanlar türkçe bilmiyorlardı..

yolahürmet
28-01-2007, 11:27 PM
sevgili can bu lafları ben çok duydum denilene göre Şeyh Sait gelmiş Seyit Rıza da Tanrı misafiridir diye bir kurban kesmiş ama Şeyh sait bu kurbanı yememiş Alevilerin kestiğini yemek haramdır diye ama bunun hiçbir kaynağı yok dilden dile söylenen bir laf dedikodu mu yoksa gerçek mi bilmiyorum ve ben aslını bilmediğim bir konuyu ne dile getiririm ne yorumlar.Hem kızılbaşın etini yemeyiz diye aşağılıyorsa Seyit Rıza nın dergahına neden gitmiş o zaman sevgili can?Bunlar mahalle dedikodusu gibi şeyler.Şimdi Türkü_Yürekli kardeş sen bu söylentiden Seyit Rıza nın Türk olduğunu mu ima ediyorsun o zaman Seyit Rıza Türk se neden kürtçülük yapıyor diye boynundan sallandırılarak hunharca katledilmiş?Geniş kapsamlı düşünmeli ve farklı kaynaklardan araştırmalıyız bence milletin söylediklerine bakarsak bir yol bulamayız !

Dersim gün ışığındadır ama o gün ışığını görmemekte ısrar edenler var o günün tanıkları hala hayatta unutmayın.Dersim Katliamı nı inkar eden devletin bunu onaylamasını mı bekliyorsun.Diğer katliamların hangisini devlet gün ışığına çıkarmış söyler misiniz bana bir örnek gösterebilirmisiniz ? Hepsine bir sebep bulunmuştur kimine tahrik ettiler kimine isyan ettiler kimine devlete baş tuttular gibi katliamları haklı gösterir kılıflar bulunmuştur.

Bakın ne kadar büyük bir yanlış neden başka yer değil de Dersim söylermisiniz Dersim'in yapısı hakkında nedir bilginiz.Dersim de bir tane bile yabancı köy yoktur tamamı kızılbaşlardır ve de size soruyorum o zaman neden Erzincan değil de Sivas,Maraş,Çorum,Gazi,Tokat siz bunu yanıtlar mısınız ?Adamların ne alıp veremediği vardı Sivas,Maraş,Çorum,Gazi,Tokat da ?

Bakın amaç tamamen şundan ibarettir;Tek din,Tek dil,Tek ırk yani inkar ve imha politikası.

Derviscemal
28-01-2007, 11:29 PM
Arkadaşlar konu bir süreliğine kaptılmıştır.