:
Muharrem Orucunun Dinsel Kaynaklari üzerine
Türkmen
16-01-2007, 07:08 AM
MUHARREM ORUCUNUN DİNSEL KAYNAKLARI ÜZERİNE
Kuran’da: “Andolsun tan yerinin ağarma vaktine ve on geceye.” deniliyor. Yine Kuran’da: “Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi, sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır.” deniliyor.
Alevi inancına göre bu ayetler; Muharrem orucu ile ilgilidir. “Andolsun tan yerinin ağarma vaktine ve on geceye.” sözündeki on geceden kasıt, on gün tutulan oruçtur. Sizden öncekilere farz kılındığı gibi demekle, Hz. Muhammed öncesi peygamberler kastediliyor. Çünkü Kuran’da: “Sizden önce gönderdiğimiz resullerimize uygulanan yasa da buydu. Sen bizim yol ve yasamızda değişme bulamazsın.” deniliyor.
İşte, Hz. Muhammed öncesi tutulan oruç, Muharrem orucudur, bu orucu Peygamberimiz Hazreti Muhammed de tutmuştur. Öyle ise hangi peygamberler bu orucu tutmuştur? Din bilginlerine göre Muharrem’de oruç tutan peygamberler şunlardır:
1. Adem Peygamber, 10 Muharrem günü eşi Havva ile buluştuğu zaman, yüce Allah’a şükür amacıyla bu orucu tutmuştur.
2. Nuh Aleyhisselam, 10 Muharrem günü tufandan kurtulunca, Tanrı’ya şükür için bu orucu tutmuştur. Ayrıca o gün gemide kalan erzakları bir araya getirerek aşure pişirmiştir. Aşr, on demektir, aşur veya aşura, Muharrem’in onuncu günü pişirilen buğday tatlısıdır.
3. Hz. İbrahim Peygamber, Nemrut’un attığı ateşten kurtulunca, Allah’a şükretmek için oruç tutmuştur.
4. İshak veya İsmail Peygamber, kurban olmaktan kurtulunca, Allah’a şükretmek için oruç tutmuştur.
5. Yakup Peygamber, oğlu Yusuf’a kavuştuğu zaman şükretmek için oruç tutmuştur.
6. Eyüp Peygamber, ağır dertlerinden kurtulunca şükretmek için oruç tutmuştur.
7. Yunus Peygamber, balığın karnından kurtulunca şükretmek için oruç tutmuştur.
8. Musa Peygamber, Firavun’un gazabından kaçarken, Kızıl Denizin, mucizevi bir şekilde kendisine yol vermesine şükretmek için oruç tutmuştur.
9. İsa Peygamber, şükretmek için oruç tutmuştur.
10. Son peygamber, Tanrı elçisi Hazreti Muhammed Mustafa da Mekkeli müşriklerin zulmünden kurtulmak için Medine’ye hicret etti. Medine’ye sağ salim dönmesi üzerine Allah’a şükretmek için on gün oruç tuttu ve aşure pişirdi.
İşte, isimlerini saydığımız bu peygamberler, kendileri için kurtuluş, kavuşma ve müjde günü sayılan bu günlerde, bir gün kendileri için, birer gün de kendisinden önceki peygamberlerin tuttuğu orucu tutmuşlardır. Bu peygamberler için kurtuluş veya müjde günü sayılan on muharrem günü, Hazreti Peygamber’in torununa felaket ve musibet günü olmuştur.
Biz Aleviler işte bu dinsel nedenlerle Muharrem ayında oruç tutmaktayız. Orucumuz peygamberlerin tuttuğu oruçtur. Bizim orucumuz aynı zamanda bir yastır. Kerbela katliamının kurbanları için duyduğumuz acının tüm ruhumuz ve bedenimizle ifadesi olan orucumuz ve matemimiz Allah rızası içindir. Allah rızası için yapılan her güzel davranış hiç kuşku yok ki bir ibadettir. Müminlerin amacı yüce Allah’ın sevgisine ulaşmaktır. Onun rızasını kazanmaktır. Gerçek bir mümin için dünyada Allah’ın rızasından daha önemli, daha değerli ve daha sevimli hiçbir şey yoktur.
Ne mutlu Allah rızası için oruç tutan canlara !
Ne mutlu Ehlibeyte gönül verenlere !
Alevilerin ibadetlerinde Batıni bir içerik vardır. Her ibadetimiz gibi orucumuz da böyledir. Nitekim büyük Alevi Türkmen ozanı Seyyid Nesimi Hazretleri bu güzelliği şöyle dile getiriyor:
“…Namazımız dara durmak,
Orucumuz sabretmek,
Biz bir oruç tutarız ki
Ramazana benzemez.
…
Süleymanlar içinde
Ali’dir süleymanımız
Bizim süleymanımız
Süleymanlara benzemez.
Ey Nesimi, sen seni
Bir mani bilir sanırsın
Biz bir deniz geçeriz ki
Bir deryaya benzemez.”
Yüce Allah yaptığımız tüm ibadetleri kabul eylesin…
İbadetlerimiz ulu dergahta hak defterine yazılsın…
Tüm peygamberlerin ve 12 imamların şefaati üzerinize olsun !
Allah…Allah !
mustafa cemil kılıç
Türkmen
16-01-2007, 07:39 AM
EHLİBEYT SEVGİSİ ÜZERİNE
Alevilik inancının temeli ehlibeyt sevgisidir. Ehlibeyti sevmek kuşku yokki öncelikle onu tanımakla başlar. İnancımızın temelini oluşturan ehlibeyt kavramı Kur'an'ın da temel kavramları arasındadır.
Sözcük olarak “ ev halkı “ anlamına gelen bu Arapça tabir, Alevi / Bektaşi inanç sisteminde en başta gelen kavramlardan biridir. Ehlibeyt’ e “ Al – i Aba” ve” Pençe – i Al – i Aba” da denmektedir.
Hazreti Muhammed’ in soyundan gelenleri ifade eden ehlibeyt kavramının içine; başta Hazreti Ali olmak üzere Hazreti Fatıma, Hazreti Hasan, Hazreti Hüseyin ve bunların neslinden gelenler girmektedir.
Bir gün, Hazreti Muhammed, abasının altına Hazreti Ali, Hazreti Fatıma, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin’i alarak ” Bunlar benim ehlibeytimdir. ” demiştir. Bu sırada; “ Ey Ehlibeyt ! Tanrı sizden Kuşkuyu gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.” Şeklindeki Ahzab Suresi 33. Ayeti gelmiştir. Bu olaya dayanarak ehlibeyt kavramına sadece, o gün peygamberin abasının altında bulunanlar dahil edilmektedir.
Ehlibeyt’ e sevgi ve bağlılık Alevi / Bektaşi inancında en başat öğelerdendir. Peygamber Muhammed’ in soyuna olan bu bağlılık Alevi / Bektaşileri diğer İslam kökenli topluluklardan ayıran en önemli özellikler arasında yer almaktadır.
Alevi inancında ehlibeyte mensup kişiler diğer İslam kökenli topluluklardan ayrı olarak kutsiyet ve uluhiyet atfedilen yüce kimselerdir. Ehlibeyti sevmek bu nedenle mümin olmanın şartlarındandır.
Başkaları tarafından aşırı kabul edilen bu bağlılık ve sevgi nedeniyle de Aleviler kimi ithamlara maruz kalmışlardır. Sözgelimi; onları putlaştırma ve ilahlaştırma gibi. Aslında bu sevgi ve bağlılığın aşırılık olarak nitelenmesi yanlıştır. Çünkü; güzel ve doğru olan bir şeyin aşırılığı olmaz. Alevilerdeki, ehlibeyt’ e olan bu candan ve samimi bağlılığın temelinde yatan gerçek etken Ali soyunun yüzyıllarca maruz kaldığı haksızlık ve uğradıkları zulümdür. Ehlibeyt, hep zulme, haksızlığa, katliama uğramış ve yurtlarından sürülmüştür. Bu hazin olayların yoğurduğu tarihsel süreç yoğun ve ödünsüz bir ehlibeyt yandaşlığı üretmiştir. Ehlibeyt’ e ve Ali soyuna yapılan zulümler arttıkça onlara olan bağlılık ve sevgi de artmıştır.
Aleviler olarak yüce Allah’ın bir emrini yerine getirmenin ötesinde bir şey yapıyor değiliz. Çünkü yüce Allah şura suresi’nin 23. ayetinde yüce peygamberimizden müminlere seslenerek şöyle söylemesini istemektedir:
“… Ey Muhammed de ki, ben bu tebliğime karşılık sizden yakınlarımı / ehlibeytimi sevmeniz dışında bir şey istemiyorum… “
Görüldüğü gibi ehlibeyti sevmek Allah’ın emridir. O halde ehlibeyt sevgisi İslam dininin de özüdür. Kim ki ehlibeyti sevmiyor, o kimsenin mümin olması mümkün değildir.
Hazreti İmam Ali’yi, İmam Hasan’ı, İmam Hüseyin’i ve Hazreti Fatıma Ana’yı sevmek dindir, imandır.
Yüce peygamberimiz pek çok sözünde ehlibeyt mensuplarını övmüş ve yüceltmiştir.
Hazreti Muhammed, “Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Ona dost olana dost, düşman olana düşman ol. Ona yardım edene yardım et. Onu horlayanı horla. Nerede olursa olsun gerçeği onunla birlikte kıl. “ şeklinde yüce Allah’a dua etmiştir.
Yine Hazreti Muhammed, Hazreti İmam Ali için;
“ Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır. Şehri dileyen kapıya gelsin ”,
“ Ali insanların hayırlısıdır. Kim bunu kabul etmezse, gerçekten kafir olmuştur. “ ,
“ Ümmetimin en ileri geleni ve gerçek hüküm vereni Ali’ dir. “ şeklinde hadisler söylemiştir.
Yine yüce peygamberimiz Hazreti İmam Hüseyin için de şöyle demiştir:
“ Gerçekten Hüseyin bir hidayet meşalesi ve kurtuluş gemisidir. Hüseyin benden, ben Hüseyin’denim; eti etim, kanı kanımdır. Kim Hüseyin’i severse Allah da onu sever. “
“ Hüseyin cennet gençlerinin efendisidir.”
Peygamberimiz sevgili kızı Hazreti Fatıma için de bir sözünde şöyle demektedir:
“Kızım Fatıma, geçmiş gelecek bütün kadınlardan üstündür. O vücudumun bir parçasıdır, gözümün nuru ve kalbimin meyvesidir. O benim ruhumdur. O insanlardan olan bir huridir. Rabbinin huzurunda ibadete durduğunda yıldızların yer ehli için parladığı gibi, onun nuru da gökteki melekler için parlar ve yüce Allah meleklerine şöyle seslenir. “Ey melekler, bakın benim kulum Fatıma’ya; o benim huzurumda durmuştur, korkudan titriyor; kalbiyle benim ibadetime yönelmiştir. Sizleri şahit kılıyorum ki, ben onun takipçilerini ateşten koruyacağım.”
Biz Aleviler ehlibeyt yolunun yolcularıyız. Kuşkusuz ehlibeytin yolunda yürüyenler kurtuluşa erenlerdir. Zira ehlibeyti sevmek Allah’ı sevmektir.
O halde ne mutlu ehlibeyti sevenlere !
Ne mutlu gerçek müminlere !
Yüce Tanrı yaptığımız tüm ibadetlerimizi kabul eylesin…
İbadetlerimiz ulu dergahta hak defterine yazılsın…
Yüce peygamberimiz Hazreti Muhammed ve on iki imamların şefaati üzerimize olsun !
Allah…Allah !
mustafa cemil kılıç
Türkmen
16-01-2007, 07:43 AM
HAZRETİ İMAM HÜSEYİN ÜZERİNE
Hazreti İmam Hüseyin, Hicretin üçüncü, başka bir rivayete göre ise dördüncü yılı Şaban ayının 3. günü Medine’de doğmuştur. Yine rivayete göre altı aylık doğmasına karşın yaşamıştır. İslam inancına göre Hazreti Hüseyin dışında altı aylık olup da yaşayan tek kişi Hazreti İsa’dır.
Bilindiği gibi Muaviye’nin ölümünün ardından onun isteği üzerine yerine Yezid geçmek istedi. Fakat Hazreti Hüseyin buna karşı çıktı. Onun şöyle dediği rivayet edilmektedir:
“ Şu dünyanın gidişatına bak ey Velid, haksızlık da ağaçlar gibi büyüyüp dal budak salar oldu. Muaviye zaten halifeliği bin bir hile ile ele geçirmişti. Bu da yetmezmiş gibi şimdi de oğlu halifeyim diye ortaya çıkıp hak iddia ediyor. “
Hazreti İmam Hüseyin beraberindeki 70 – 80 kişi ile Kufe’ye doğru yola çıkar. Kufe halkı halife olarak ona biat etmiştir. Ne var ki Yezid ondan önce davranıp şehre kendine yandaş bir vali atamış ve bu vali bir ordu hazırlayarak Hazreti İmam Hüseyin’in şehre girişini engellemiştir. Kufe valisi İbni Ziyad, Hazreti Hüseyin ve arkadaşlarının teslim olmasını ve Yezid’e biat etmesini istemiştir. Hazreti Hüseyin bunu reddetmiş ve beraberindekilerle Kerbela denilen yerde günlerce susuz bırakılmış, ardından başı kesilerek şehit edilmiştir.
Hazreti Hüseyin ve yanındakiler bu davranışlarıyla canları pahasına zulme ve haksızlığa boyun eğmediklerini göstermişler ve tarihin en şerefli, en asil ve en kahramanca duruşlarından birini sergilemişlerdir. Hazreti İmam Hüseyin ve yanındakiler, zulme ve haksızlığa karşı çağlar boyu direnen mazlumların ölümsüz simgeleri olmuşlardır. Onların direnişi değişik ad ve şekillerde halen sürmektedir. Hazreti İmam Hüseyin, adaletsizliğe, haksızlığa ve zulme karşı yükselen bir direniş bayrağıdır. O, bütün mazlumların güç ve inanç kaynağıdır.
Hazreti İmam Hüseyin şehit edildiğinde tarih, Hicretin 61. yılı, Muharrem ayının onuncu günü, ikindi vaktini gösteriyordu. Şehit olduğunda 56 yaşındaydı. Bu olaydan sonra Yezid iki yıl saltanat sürdü. Ölümünün ardından yerine oğlu ikinci Muaviye geçti. Ancak o, hilafetinin kırkıncı günü şöyle bir konuşma yaparak hilafetten çekildi:
“ Ey insanlar ! Biliniz ki ben, bu zulmün devamına tahammül edemem. Hilafet makamı Ali’ye ve evladına ait bir makamdır. Ben bu hakkı ele geçirmekten Allah’a sığınırım. Kendimi bu makamdan geri alıyorum.”
Bunun üzerine İkinci Muaviye’nin annesi ile birleşen Mervan o gece ikinci Muaviye’yi zehirleterek öldürtür. Yerine de kendisini Halife ilan eder.
Hazreti İmam Hüseyin denilince akla hiç kuşkusuz ilk önce Kerbela kıyamı gelir. Kerbela şerefli bir destanın adıdır. Bu destanının kahramanı da İmam Hüseyin’dir. Hazreti İmam Hüseyin öyle bir destan yazmıştır ki, o destanın sözleri kılıç kadar keskindir. O destanın yiğitleri şehitliğin ölümsüzlük okulunda yetişen ve sonsuzluğu fetheden emsalsiz kahramanlardır.
Hiç kuşku yok ki, İmam Hüseyin sevgisinden yoksun olanlar zahirde yani görünüşte Müslüman olsalar da batın da yani gerçekte münafıktırlar.
Çünkü İmam Hüseyin, Pakistanlı şair Muhammed İkbal’in de dediği gibi, “ Hak ile batılın arasını kanıyla ayırmıştır. Hüseyin’in kanından sulanmayan harap tarladan hiçbir ürün alınamaz.”
Hazreti İmam Hüseyin 10 Ekim 680 tarihinde, 54 yaşında bilerek ve isteyerek Kerbela’da insanlık tarihinin yüce kurbanı olmuştur. İşte bu yüce kurban için dünya edebiyatının büyük şairleri birbirinden muhteşem sözler söylemişlerdir. Bunlardan biri de Alevilerin yedi ulu ozanından biri olan büyük Türkmen şairi Fuzuli’dir. Fuzuli İmama Hüseyin için şöyle diyor:
“ Her gün doğan güneş, sanmayın ki, dünyayı aydınlatmaya geliyor. Güneş her doğuşta Hazreti Hüseyin için kan ağlıyor.”
Yine büyük Türkmen ozanı Fuzuli ölüm döşeğinde iken son vasiyetini soranlara şunu söylüyor:
“ Benim naçiz bedenimi Hazreti İmam Hüseyin’in türbesinin giriş kapısına gömün.Her gelen geçen beni çiğnesin ki, Hüseyin’e toprak olayım.”
Yüzlerce yıl önce yaşanan Kerbela kıyamı bugün dahi tüm tazeliğini korumaktadır. Gerçek müminler bu olayın verdiği acıyı hala tüm canlılığıyla ruhlarında hissetmektedirler. Hazreti İmam Hüseyin’in bıraktığı değerleri yaşamımıza egemen kılmak için ne denli çaba harcıyorsak biliniz ki İmam Hüseyin’i o kadar seviyoruz demektir. İmam Hüseyin’i sevmek onun bıraktığı değerleri yaşatmakla olur.
O tüm müminlere zulme karşı direnişi, emanetin ehline verilmesi gerektiğini, adaleti yükseltmeyi, haksızlığa boyun eğmemeyi mukaddes değerler olarak miras bırakmıştır.
Ne mutlu İmam Hüseyin’i seven canlara !
Ne mutlu gerçek müminlere !
Sözlerimizi büyük Türk ozanı Şah İsmail Hatayi’nin bir deyişiyle bağlayalım:
Türbesinin Üstün Nakş Eylemişler
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyn
Seni Dört Köşeye Baş Eylemişler
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Çağlar Sular Gibi Akasım Gelmez
Şehrine Girince Çıkasım Gelmez
Yezid'in Yüzüne Bakasım Gelmez
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Senin Aşıkların Yanar Yakılur
On İki İmam Katarına Katılur
Bunda Yezid'lere La'net Okunur
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Senin Dervişlerin Sema'lar Döner
Kadir Geceleri Şem'alar Yanar
Katarımız İmam Ca'fer'e Uyar
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
İmamı Hüseyn'in Kolları Bağlu
Muhib Aşıkların Ciğeri Dağlu
Hazret -İ Ali'nin En Küçük Oğlu
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Şah Hatayi'm Eder Erenler Nerde
Çalısız Kayasız Bir Sahra Yerde
Kerbela Çölünde Kandilde Nurda
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Yüce Tanrı tüm ibadetlerimizi kabul eylesin…
İbadetlerimiz ulu dergahta hak defterine yazılsın…
İmam Hüseyin ve tüm Kerbela şehitlerinin şefaati üzerinize olsun !
Allah… Allah !
mustafa cemil kılıç
Türkmen
16-01-2007, 07:59 AM
MUHARREM ORUCUNUN KURALLARI
Muharrem orucu kendine özgü kuralları olan bir ibadettir. Bu kurallar kişiden kişiye ve yörelere göre bazı değişikler gösterse de genelde kurallar bellidir.
Oruç denildiğinde kuşkusuz ilk akla gelen her türlü yemeden ve içmeden kesilmek ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır. Bunlar, üzerinde hiçbir ihtilafın olmadığı hususlardır. Bununla birlikte Alevilerin orucunda bir de susuzluk olgusu vardır ki bu olgu Muharrem orucunu özel kılan unsurlardan biridir.
Muharrem orucu süresince Hazreti İmam Hüseyin’in susuzluğuna hürmeten su içmemek çok önem verilen bir kuraldır. Oruç süresince su içmemek suretiyle İmam Hüseyin ve diğer Kerbela şehitlerinin susuzluğuna ortak olmak, onların acısını hissetmek amaçlanmaktadır.
Bununla birlikte 10 -12 gün boyunca hiç su içmeden durmak, insan sağlığı açısından sakıncalı durumlara yol açabilir. Unutulmamalıdır ki, dinde zorlaştırma değil kolaylaştırma esastır. Nitekim Taha Suresi’nin 2. ayetinde de belirtildiği üzere yüce Allah, kulları için zorluk değil kolaylık ister. Bu nedenle vücudun ihtiyaç duyduğu suyu değişik yollarla da olsa karşılamak şarttır. Oruç tutan can, saf su içmese bile sulu içeceklerle vücudunun su ihtiyacını gidermelidir. Hiçbir ibadet insanın sağlığından önemli değildir. Tersine ibadetler insan sağlığını gözeterek yapıldığında gerçek ibadet olma vasfına sahip olurlar.
Bu nedenle insan sağlığı bakımından gerekli olan gıdaları almak ibadetin makbul olması için şarttır. Aksini düşünmek kişinin kendi kendine boş yere eziyet etmesi demek olacaktır. Bu hususta yüce peygamberimizin; “ Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın !” sözü hatırdan çıkarılmamalıdır.
Nitekim dince oruç tutmaması gerekenler dikkate alındığında dinde kolaylığın önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Hasta olanlar, anne olup süt emzirenler, hamile olanlar ve ülkemizin sınırlarını koruyan görevdeki askerler oruç tutmamalıdır. Adet dönemindeki kadınların ise oruç tutup tutmayacakları ihtilaflıdır. Ancak adetli olmak bir kirlilik değildir. İnsan neslinin devamı için gerekli olan doğal bir olaydır. Bu nedenle bu durumdaki kadınlar kendilerini hasta ve bitkin hissetmiyorlarsa oruçlarını tutabilirler.
Bütün ibadetlerde olduğu gibi oruç ibadetinde de içtenlik temel kuraldır. İçtenliğin sağlanabilmesi de zorlaştırmayla değil ancak kolaylaştırmayla mümkündür. Unutulmamalıdır ki, Alevi inancı şekilcilikten ve kalıplardan yana değildir. Asıl olan manevi derinliğe ulaşarak özü yakalamaktır.
Muharrem orucu ve matemdeki öz, Hazreti İmam Hüseyin ve diğer Kerbela şehitlerinin acılarının, sıkıntılarının ve çektikleri susuzluğun yüreğimizde ve beynimizde hissedilmesidir.
Bunu hissetmek bir takım şekillerle ve katlanılması güç kurallarla olmaz. Kerbela şehitlerinin acısını hissetmek, onları büyük bir aşkla severek olur.
Onları ve onların yaşamını hayatımıza egemen kılarak olur. Her türlü zulme ve tüm zalimlere karşı çıkıp mazlumların safına geçerek olur.
Hazreti İmam Hüseyin ve Kerbela şehitlerinin davası insanlık davasıdır. Hakkın ve adaletin davasıdır. İnsanca, korkusuzca ve şerefle yaşamanın davasıdır. İşte bu gerçekleri anlamak ve kavramak Muharrem orucunun ve matemin özünü keşfetmek demektir.
Ne mutlu bu bilinçle oruç tutan canlara !
Ne mutlu şehitler şahı İmam Hüseyin’in yoluna gönül verenlere !
Muharrem orucu süresince düğün, nişan sünnet ve benzeri eğlenceler yapılmaz, can incitilmez, kan akıtılmaz, et yenilmez.
Çünkü bu oruç Kerbela şehitlerine hürmeten tutulan bir oruçtur. Onların acı çektiği, sıkıntılara maruz kaldığı bir ayda eğlence yapmak, kan akıtmak, can incitmek orucun mantığına aykırıdır.
Muharrem orucu boyunca yıkanmamak, tıraş olmamak, elbise değiştirmemek günümüz koşullarında ve kent yaşamında katlanılması imkansız sorunlara yol açmaktadır.
Yıkanmadan, tıraş olmadan çalışmak ve toplumsal yaşama katılmak telafisi güç zararlara neden olacaktır. Bir Alevi memurun tıraş olmadan, yıkanmadan ve elbise değiştirmeden işine devam edebilmesi mümkün değildir.
Bunlar olmazsa olmaz kurallar olarak görülmemelidir. Bunlara takılıp kalmak şekil ve kalıba hapsolmak demektir. Oruç ve matemdeki özü kavrayamamak demektir.
Bizler Aleviler olarak ibadetlerdeki batıni / içsel yönü anlayarak ibadet ediyoruz. Şekil ve kalıplardan sıyrılarak manevi derinliğin hazzını tadıyoruz. Aşkla, huzur ve mutlulukla yüce Tanrı’nın rızası için oruç tutuyoruz.
Ne mutlu ibadet ederek huzura kavuşanlara !
Ne mutlu ehlibeyt sevdalılarına !
Ne mutlu Hak Muhammed Ali sevgisini yüreklerinde duyanlara !
Yüce Allah yaptığımız tüm ibadetleri kabul eylesin…
İbadetlerimiz ulu dergahta hak defterine yazılsın…
Tüm ehlibeyt ulularının şefaati üzerinize olsun !
Allah… Allah !
mustafa cemil kılıç
Rojaazme
16-01-2007, 08:09 AM
Türbesinin Üstün Nakş Eylemişler
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyn
Seni Dört Köşeye Baş Eylemişler
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Çağlar Sular Gibi Akasım Gelmez
Şehrine Girince Çıkasım Gelmez
Yezid'in Yüzüne Bakasım Gelmez
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Senin Aşıkların Yanar Yakılur
On İki İmam Katarına Katılur
Bunda Yezid'lere La'net Okunur
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Senin Dervişlerin Sema'lar Döner
Kadir Geceleri Şem'alar Yanar
Katarımız İmam Ca'fer'e Uyar
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
İmamı Hüseyn'in Kolları Bağlu
Muhib Aşıkların Ciğeri Dağlu
Hazret -İ Ali'nin En Küçük Oğlu
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Şah Hatayi'm Eder Erenler Nerde
Çalısız Kayasız Bir Sahra Yerde
Kerbela Çölünde Kandilde Nurda
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Yüce Tanrı tüm ibadetlerimizi kabul eylesin…
İbadetlerimiz ulu dergahta hak defterine yazılsın…
İmam Hüseyin ve tüm Kerbela şehitlerinin şefaati üzerinize olsun !
Allah… Allah !
yüregine eline sağlık candost...
alevi angel
16-01-2007, 08:17 AM
paylaşımın için sağol... yüreğine, emeğine sağlık can... :)
alevi angel
16-01-2007, 08:20 AM
Türbesinin Üstün Nakş Eylemişler
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyn
Seni Dört Köşeye Baş Eylemişler
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Çağlar Sular Gibi Akasım Gelmez
Şehrine Girince Çıkasım Gelmez
Yezid'in Yüzüne Bakasım Gelmez
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Senin Aşıkların Yanar Yakılur
On İki İmam Katarına Katılur
Bunda Yezid'lere La'net Okunur
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Senin Dervişlerin Sema'lar Döner
Kadir Geceleri Şem'alar Yanar
Katarımız İmam Ca'fer'e Uyar
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
İmamı Hüseyn'in Kolları Bağlu
Muhib Aşıkların Ciğeri Dağlu
Hazret -İ Ali'nin En Küçük Oğlu
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Şah Hatayi'm Eder Erenler Nerde
Çalısız Kayasız Bir Sahra Yerde
Kerbela Çölünde Kandilde Nurda
Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin
Yüce Tanrı tüm ibadetlerimizi kabul eylesin…
İbadetlerimiz ulu dergahta hak defterine yazılsın…
İmam Hüseyin ve tüm Kerbela şehitlerinin şefaati üzerinize olsun !
Allah… Allah !
yüregine eline sağlık candost...
seninde yüreğine sağlık ROJAAZME :)
Türkmen
16-01-2007, 08:35 AM
MUHARREM'DE MATEM TUTMAK
Muharrem ayının inancımızdaki yerini özel kılan olaylardan biri de matem ayı olmasıdır. Matem çok sevilen ve çok değerli olan bir şeyi veya bir kimseyi kaybetmenin verdiği acıyı en ileri düzeyde hissetmenin adıdır. Bu ay Alevilerin yani gerçek müminlerin matem ayıdır. Çünkü bu ay, yüce peygamberimizin torunu Hazreti İmam Hüseyin ve yol arkadaşlarının Kerbela’da hunharca katledildikleri aydır. Kerbela zulmü insanlık tarihinin utanç sayfalarından biridir. İnsanlık Kerbela’da çok değerli bir varlığını zulme kurban vermiştir.
Peygamberler sultanı Hazreti Muhammed’in ehlibeytinin kan ağladığı, mübarek bedenlerinin Kerbela çöllerinde yerlere serildiği, başlarının mızraklar ucunda gezdirildiği, tüm Müslümanların namusu olan ehlibeyt kadınlarının çıplak devler üzerinde perişan edildiği ay olan Muharrem ayında yer ve gökler baştan başa karalar bağlamış, mateme bürünmüştür.
Bu ay, ehlibeyti sevenler ile sevmeyenlerin ayrıştığı aydır. Gerçek müminlerin tevella ile ehlibeyte bağlandıkları teberra ile de zalimlere muhalefet ettikleri bir aydır bu ay !
Matemimiz ehlibeyt aşkınadır.
Matemimiz İmam Hüseyin aşkınadır !
Matemimiz mazlumlar aşkınadır !
Bir tarafta adaletin, hakkın, şerefin, kahramanlığın temsilcisi İmam Hüseyin ve yol arkadaşları diğer tarafta ise zalim Yezit’in katil ordusu !
İşte bu ayda matem tutmak, adaletten, haktan, şereften yana olmak demektir. Zulme boyun eğmeyen İmam Hüseyin için yas tutmak demektir. Peygamber soyunun acısıyla acılanmak demektir.
Bu ayda matem tutmak zalimlere karşı öfkemizin yüzyıllar sonra bile tükenmediğini göstermek demektir. Şehitler şahı İmam Hüseyin aşkıyla dolmak demektir.
Matem donunu giydi bulutlar bölük bölük
Baran gamında koptu vü tufan Ya Hüseyin !
Gökler boyandı mateme gün giydi karalar
Mahvoldu arada mah – ı taban Ya Hüseyin !
Düştü Hüseyin atından sahra – yı Kerbela’ya
Cibril git haber ver sultan – ı enbiyaya !
Yüce peygamberimizin sevgili torunu, Hazreti İmam Ali efendimizin sevgili oğlu şehitler şahı Hazreti İmam Hüseyin Kerbela’da mübarek canını İslam uğruna, peygamber yoluna, şah – merdan yoluna, hak ve halk yoluna feda etmiştir. Onun örnek kıyamı yüzyıllar boyunca tüm mazlumların güç aldığı mübarek bir kıyamdır. Hiçbir koşulda zulme boyun eğmemek gerektiğini, hakkı ve adaleti can pahasına da olsa savunmak gerektiğini öğreten bir kıyamdır. Hak ile batılın furkanı, aşıkların destanı ve sadıkların meydanıdır Kerbela !
Kerbela kıyamı kahramanlığın, yiğitliğin, haysiyetin ve zulme isyanın öğretildiği bir okul gibidir. Hazreti İmam Hüseyin de bu okulun baş öğretmenidir !
O okulda okuyup mateme bürünenlere selam olsun !
İmam Hüseyin için ah çekip ağlayanlara selam olsun !
Yezit’e ve tüm zalimlere lanet okuyanlara selam olsun !
“…Zulüm altında inleyen mazlumların tek ümit ışığı biziz. Bir can için bu mazlumların ümit ışığını nasıl söndüreyim !” diyen İmam Hüseyin ‘in ışığı hiç kuşku yok ki onu sevenlere şefaat olarak dönecektir. O ümit ışığı müminlerin kurtuluş çerağı olacaktır. Zalimlere karşı başkaldırı olacaktır. İnsanca ve korkusuzca yaşamanın hiç sönmeyen ateşi olacaktır. Bu ateş, sonsuz değin yanacaktır. Bu ateş gönlümüzü, gözümüzü, yolumuzu ve ufkumuzu aydınlatmaya devam edecektir. Bu ateş kalbimizi tutuşturan bir iman ateşidir. Mümin vasfına ermenin ateşidir.
Ne mutlu yüreğindeki iman ışığını söndürmeyenlere !
Ne mutlu İmam Hüseyin aşkıyla matem tutanlara !
Ne mutlu Kerbela şehitleri için göz yaşı dökenlere !
Sözlerimizi bir Hak aşığının sözleriyle bitirelim:
Güneşe koşan yollar bizim
Kış ardından bahar bizim
Karlı duvak takmış dağda
Geceyi yakan ateş bizim !
Yalanı yenen dostluk bizim
Zulmü yenecek gönül bizim
Ufka uçan turnalarla
Ali bizim, Hasan bizim, Hüseyin bizim !
Yüce Tanrı yaptığımız tüm ibadetleri kabul eylesin…
İbadetlerimiz ulu dergahta hak defterine yazılsın…
Başta Hazreti Muhammed olmak üzere tüm ehlibeytin şefaati üzerinize olsun !
Allah…Allah !
mustafa cemil kılıç
hınıslı
16-01-2007, 08:56 AM
O okulda okuyup mateme bürünenlere selam olsun !
İmam Hüseyin için ah çekip ağlayanlara selam olsun !
Yezit’e ve tüm zalimlere lanet okuyanlara selam olsun !
başka ne denileki!
Rojaazme
18-01-2007, 12:09 AM
O okulda okuyup mateme bürünenlere selam olsun !
İmam Hüseyin için ah çekip ağlayanlara selam olsun !
Yezit’e ve tüm zalimlere lanet okuyanlara selam olsun !
başka ne denileki! allah allah ey vallah candost.....
mehti313
18-01-2007, 01:56 AM
Alinti:
1. Adem Peygamber, 10 Muharrem günü eşi Havva ile buluştuğu zaman, yüce Allah’a şükür amacıyla bu orucu tutmuştur.
2. Nuh Aleyhisselam, 10 Muharrem günü tufandan kurtulunca, Tanrı’ya şükür için bu orucu tutmuştur. Ayrıca o gün gemide kalan erzakları bir araya getirerek aşure pişirmiştir. Aşr, on demektir, aşur veya aşura, Muharrem’in onuncu günü pişirilen buğday tatlısıdır.
3. Hz. İbrahim Peygamber, Nemrut’un attığı ateşten kurtulunca, Allah’a şükretmek için oruç tutmuştur.
4. İshak veya İsmail Peygamber, kurban olmaktan kurtulunca, Allah’a şükretmek için oruç tutmuştur.
5. Yakup Peygamber, oğlu Yusuf’a kavuştuğu zaman şükretmek için oruç tutmuştur.
6. Eyüp Peygamber, ağır dertlerinden kurtulunca şükretmek için oruç tutmuştur.
7. Yunus Peygamber, balığın karnından kurtulunca şükretmek için oruç tutmuştur.
8. Musa Peygamber, Firavun’un gazabından kaçarken, Kızıl Denizin, mucizevi bir şekilde kendisine yol vermesine şükretmek için oruç tutmuştur.
9. İsa Peygamber, şükretmek için oruç tutmuştur.
10. Son peygamber, Tanrı elçisi Hazreti Muhammed Mustafa da Mekkeli müşriklerin zulmünden kurtulmak için Medine’ye hicret etti. Medine’ye sağ salim dönmesi üzerine Allah’a şükretmek için on gün oruç tuttu ve aşure pişirdi.
Yukarida Muharrem orucu ile anlatilan olaylar Emevi Sünni uydurmasidir.Muharrem ayinda bunca "sükredilecek" olaylarin ceryan ettigi yalanini uydurarak,Muharrem ayinda "sükür orucu" tutuldugunu ortaya sürmüsler.
Alevilerin Muharrem ayinda tuttuklari oruca "emevi gerekceleri"nin sebep gösterilmesinin bir cok nedeni olabilir.
Bilmemezlik,sünnilik propagandasi.
fecr Suresinde "and olsun 10 geceye" ayetinin ise Muharrem orucu ile ilgili oldugunun neye dayandirildigi ise mechuldur.Ramazan orucu ile ilgili ayette isim olmasina ragmen "Allah neden acik ve net olarak kac gün oldugunu yazmamis" diyenlerin,Muharrem ayinin ismi bile okunmayan bir ayetten Muharrem orucu inancini cikarmalari ilginctir.
Muharrem ayi matem ayidir,sükür orucu (alintida peygamberlerin sükür orucu tutuldugu yaziliydi) tutulacak ay degil.
Matem tutulurken "nefsi isteklerin" dizginlenmesi ise mateme ayri bir manevi hava katar.
Alevilerin matem ayindaki,yas tutmalarinin ve "nefsi perhizkarlik" yapmalarinin yukarida anlatilan sebepler olamdiginin altini bir kez daha cizmek istiyorum.
matem ayindaki yasimizin sebebi Kerbelada Hz Hüseyin(as)in,Ali evlatlarinin,Hasan evlatlarinin,Hüseyin evlatlarinin,Zeynep evlatlarinin ve onlarin dostlarinin Muaviye oglu Yezit tarafindan hunharca katledilmesidir.[/B]
"divane"
18-01-2007, 02:18 AM
Sayın Türkmen (M.Cemil Kılıç ) burayı görev yaptığı camilerden biri zannetti galiba ya da MHP nin yayın organı Yeniçağ'ın bir sayfası zannetti olsa gerekki frekansları karıştırdı.Olur böyle vak'alar sayın hocam. :))
Türkmen
18-01-2007, 04:52 AM
İşte, isimlerini saydığımız bu peygamberler, kendileri için kurtuluş, kavuşma ve müjde günü sayılan bu günlerde, bir gün kendileri için, birer gün de kendisinden önceki peygamberlerin tuttuğu orucu tutmuşlardır. Bu peygamberler için kurtuluş veya müjde günü sayılan on muharrem günü, Hazreti Peygamber’in torununa felaket ve musibet günü olmuştur.
Biz Aleviler işte bu dinsel nedenlerle Muharrem ayında oruç tutmaktayız. Orucumuz peygamberlerin tuttuğu oruçtur. Bizim orucumuz aynı zamanda bir yastır. Kerbela katliamının kurbanları için duyduğumuz acının tüm ruhumuz ve bedenimizle ifadesi olan orucumuz ve matemimiz Allah rızası içindir. Allah rızası için yapılan her güzel davranış hiç kuşku yok ki bir ibadettir. Müminlerin amacı yüce Allah’ın sevgisine ulaşmaktır. Onun rızasını kazanmaktır. Gerçek bir mümin için dünyada Allah’ın rızasından daha önemli, daha değerli ve daha sevimli hiçbir şey yoktur.
Ne mutlu Allah rızası için oruç tutan canlara !
Ne mutlu Ehlibeyte gönül verenlere !
yazının devamında bu var. ama işiniz karartma olduğu için çarpıtıyorsunuz...
öfkenizden ne yapacağını şaşırmış bir insanın ruh hali var üzerinizde...
bari orucumuzla uğraşmayın...
destroyer
18-01-2007, 05:23 AM
Matem orucu da olsa,ne olursa olsun Muharrem ayında tutulan oruç İmam Hüseyin(a.s)dan önce de tutulurdu.Bizde bunu hem bu sebeple hemde yas için tutuyoruz...Bende tutmayı düşünüyorum ve tutacak olan herkesin Allah ibadetlerini kabul etsin.
mehti313
18-01-2007, 07:36 AM
Alinti:Bu peygamberler için kurtuluş veya müjde günü sayılan on muharrem günü
Yazdiklarimizda öfke yok,öfkenin yerine Emevi Sünni uydurmasi olan 10 Muharremin "müjde,kurtulus günü" olarak anlatilmasina itiraz var.
Itirazin muharrem ayinda tutualn oruca olmadigini bundan önceki yazimda söylemistim.Itiraz Muharrem orucuna gerekce olarak Emevi Sünni uydurmasi olan " Alinti:peygamberler için kurtuluş veya müjde günü sayılan on muharrem günü" mantiginadir.
Hz Hüseyin (as)ve onun dostlarinin cektigi aciyi paylasmak icin tutulan orucu Allah kabul etsin.
Asura gününü " peygamberler için kurtuluş veya müjde günü" olarak kabul edip,"sükür orucu" tutanlari Allaha havale ediyoruz.
Türkmen
18-01-2007, 07:42 AM
Alinti:Bu peygamberler için kurtuluş veya müjde günü sayılan on muharrem günü
Yazdiklarimizda öfke yok,öfkenin yerine Emevi Sünni uydurmasi olan 10 Muharremin "müjde,kurtulus günü" olarak anlatilmasina itiraz var.
Itirazin muharrem ayinda tutualn oruca olmadigini bundan önceki yazimda söylemistim.Itiraz Muharrem orucuna gerekce olarak Emevi Sünni uydurmasi olan " Alinti:peygamberler için kurtuluş veya müjde günü sayılan on muharrem günü" mantiginadir.
Hz Hüseyin (as)ve onun dostlarinin cektigi aciyi paylasmak icin tutulan orucu Allah kabul etsin.
Asura gününü " peygamberler için kurtuluş veya müjde günü" olarak kabul edip,"sükür orucu" tutanlari Allaha havale ediyoruz.
her şey açık.
hala ne yaparım da şii propagandası yaparım diye çırpınıyorsunuz...
siz muharremde 12 günlük orucu kabul ediyormusnuz etmiyormusnuz...
kerbela olayı yaşanmadan önce peygamberler döneminde olan olayların anlatıldığı bölümü emevilere bağlamanız çok gülünç...
mehti313
18-01-2007, 09:46 AM
her şey açık.
hala ne yaparım da şii propagandası yaparım diye çırpınıyorsunuz...
siz muharremde 12 günlük orucu kabul ediyormusnuz etmiyormusnuz...
kerbela olayı yaşanmadan önce peygamberler döneminde olan olayların anlatıldığı bölümü emevilere bağlamanız çok gülünç...
Peygamberler döneminde olan olaylarin Asura gününe denk geldigi iddiasidir Emevi Sünni söylemi olan.
Peygamberler hakkinda analtlan kissalarin dogruluguna süphemiz yok,ama bunlarin hepsinin Asura gününde olmadigini biliyor ve söylüyoruz.
Muharrem ayinda yas amacli oruca evet,ama Emevi söylemleri ile gelip diger peygamberlerin "sükür orucu" tuttuklari söylemleri sonucu asura gününde tutulan oruca hayir.
Anlasilacagi gibi Orucun tutulmasi ile ilgili bir itiraz degil bu,orucun tutulma niyeti ile ilgilidir itiraz.
Türkmen
18-01-2007, 08:52 PM
orucun tutulma niyeti de ifade ediliyor. görmeniz lazım.
muharrem orucu yas orucudur. diğer peygamberler için şükür günü olan 10 muharrem muhammedin torunu hüseyin için acı ve felaket günü olmuştur. diye de yazılı metinde...
mehti313
19-01-2007, 02:55 AM
orucun tutulma niyeti de ifade ediliyor. görmeniz lazım.
muharrem orucu yas orucudur. diğer peygamberler için şükür günü olan 10 muharrem muhammedin torunu hüseyin için acı ve felaket günü olmuştur. diye de yazılı metinde...
10 muharremin diger peygamberler icin sükür günü oldugu Emevi uydurmasidir.
muhammedi_kıyam
19-01-2007, 07:10 AM
ayetteki 10 geceden kasıt muharrem ayındaki 10 günü dür diye kesin bir kanıt yoktur.hatta zilhicce ayındaki 10 gün ağır basan 10 lardan dır denilebilir.isterseniz o kıt bilgilerinizi bırakında elmelılı hamdi yazırın tefsirine bakalım.belki hepimiz için faydalı olur.
2. Ve on geceye yemin olsun. Çünkü her hangi bir kayıt koymadan "on" denilince Zilhicce'nin on günü, yani birinden bayram günü olan onuncu gününe kadar on gün akla geldiğinden "on gece" bu on gece demek olur. Bununla beraber Ramazan'ın son on günü ve Muharrem'in Aşure (onuncu) gününe kadar on'u da sayılı on'lardandır. Bunlar hakkında da rivayet vardır. Gerçi burada ahdi gösteren "lâm" getirilmeyip belirsiz olarak denilmesi, belirli bir "on" kastedilmeyip bunların herbirine ve belki de her ayın koyu mehtabından önce gelen ilk on gecesine ihtimalini hissettirebilirse de "Mutlak bir söz şüpheye düşürücü bir mânâ ifade ettiği zaman, ifade ettiği mânâlardan en mükemmeli ne ise ona yorumlanır." kuralına göre, bunun "lâm"sız kullanılarak ençok bilinen "Zilhicce'nin on günü" şeklinde yorumlanması ilk akla gelen mânâ olduğu gibi, sonundaki tenvinin de sadece belirsizlik için değil bir ululama mânâsı ifade ederek bu gecelerin özel şerefine daha ziyade dikkat çekme mânâsı taşıdığı da açıklanmıştır. Bir de denilebilir ki bu kelimenin belirsiz olarak kullanılması, belli bir senenin Zilhicce'sinin on günü kastedilmeyerek belli olmayan bir on'a işaret olmak içindir. Başka bir "on" olma ihtimali akla gelse dahi her halde maksat, sonunda fecir gibi neşe ve sevinç bulunan bir on gece olmalıdır. Onuncu sabahı Kurban bayramı olan Zilhicce'nin on gecesi olması da buna daha uygun, ayrıca Kadir gecesini kapsamış olması ihtimali ve sonunda Ramazan bayramı gelmesi itibarıyla Ramazan'ın son on gecesi olması da uygundur. Bu şekilde "on gece" dünya ömrü derecesinde olarak sûrenin sonuna bir "beraat-i istihlâl" mânâsında da olmuş olur.
Bu "on gece"nin Kurban bayramından önceki on gece olduğuna Hakim "sahih" diyerek ve daha başka bir topluluk İbnü Abbas'tan rivayet etmişlerdir. İbnü Zübeyr, Mesruk, Mücahid, ikrime ve daha başkalarından da rivayet olunmuştur. İmam Ahmed, Nesai ve Hakim sahih diyerek ve Bezzar, İbnü Cerir, İbnü Merduye ve "Şuab"ta Beyhakî Hz. Cabir'den de Resulullah (s.a.v.)
"On gece, Kurban bayramının on gecesidir." buyurdu, diye merfu olarak rivayet etmişlerdir. Bundan dolayı İbnü Cerir şöyle demiştir: "Doğru olan görüş, bunların Kurban bayramından önceki on gece olmasıdır. Zira yorumculardan gelen delil bunun üzerine icma etmiştir. Denilmiştir ki, Hz. Musa'nın mikatında "Ve ona on gece daha ilave ettik. Böylece Rabb'inin tayin ettiği vakit kırk geceye tamamlandı."(A'râf, 7/142) buyurulan on da Zilhicce'nin on gecesidir."
Bu on gecenin fazileti hakkında hadisler de vardır. Bunlar arasında Ahmed ve Buhârî'nin İbnü Abbas'tan merfu olarak rivayet ettikleri şu hadisi sayabiliriz: Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda yapılan bir iş "on gün"de yapılan işten daha faziletli ve yüce Allah'a daha sevgili olsun. Ashab: 'Ey Allah'ın Resulü! Allah yolunda cihad da mı değil?' dediler. 'Allah yolunda cihad da değil, buyurdu. Ancak malıyla ve canıyla Allah yolunda cihad edip de onlardan bir şey ile dönmeyen hariç." Bununla beraber İbnü Münzir ile İbnü Ebi Hatim İbnü Abbas'tan Ramazan'ın son on gecesi olduğunu da rivayet etmişlerdir. Dahhak'tan da böyle rivayet olunmuştur. Hatta bazıları bunun müttefikun aleyh olduğu görüşünü benimsemiş ve Hz. Aişe'den gelen ve sıhhati üzerinde ittifak edilen bir hadisi delil göstererek bu sonuca varmışlardır. Hz. Aişe demiştir ki: On, yani Ramazan'ın son on'u gelince Resulullah kuşağını sıkar, gecesini ihya eder, ailesini de uyarırdı." Fakat bu hadis burada rivayet edilen "on"u açıklamak için değil, özellikle kadir gecesinin faziletini araştırmadan söz edilirken söylenmiş olması, ayrıca peygamberin sözünü değil de fiilini hikaye etmiş olması nedeniyle tefsir açısından Cabir hadisinin tercihi gerekir. Bununla beraber görülüyor ki âyette de rivayetlerde de ihtimal eksik değildir. "On gece"nin Kurban bayramından önceki on gece olması daha kuvvetli olmakla beraber, ikisini de, hatta Muharrem'in on gecesini de ifade etmesi mümkün ve doğru olabilir. Hangisi olursa olsun, yeminden anlaşılan asıl mânâ, dünya değişimlerinin hükmünü anlatmak üzere, neticesinde bir başarı ve neşe ile rahatlama ve dolayısıyla bir bayrama erme durumu ortaya çıkan geçici, sıkıntılı ibadet ve gayret saatlerinin kıymetine ve bunları gaflet ve isyan ile geçirenlerin sonsuz olarak uğrayacakları zarara dikkatleri çekmektir. Nitekim sûrenin içinde anlatılan konular da bu mânâyı açıklayacaktır.
ewrimali
23-01-2007, 04:00 AM
saol bilgilendirdiğin için:):):)
sevim24
29-01-2007, 06:30 AM
http://www.hedefturan.com/Forum/viewtopic.php?t=7604# sitesinden alıntıdır.
Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.
Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)
Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.
Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)
Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.
Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
"Bu ne orucudur?" diye sordu.
Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
AşÃ»ra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.
Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
"ÂşÃ»râ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi ÂşÃ»râ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69.
O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.
Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:
"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5)
Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(6)
"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" demektedir.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.
Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara *****ürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür.
yüce rabbim dualarımızı kabul eyleye.
"divane"
29-01-2007, 06:36 AM
sünni kaynaklardan alıp buraya kopyalamanın manası ne anlamadım.Kardeşim biz İmam Hüseyin ve 12 imamlar aşkına matem tutuyoruz.Şu yazıyı kopyaladığın site ne ki yazı ne olsun.
mehti313
29-01-2007, 08:50 AM
sünni kaynaklardan alıp buraya kopyalamanın manası ne anlamadım.Kardeşim biz İmam Hüseyin ve 12 imamlar aşkına matem tutuyoruz.Şu yazıyı kopyaladığın site ne ki yazı ne olsun.
Sayin Sehit Hasan Ocak
Belki site makbul olmayabilir,ama Muharrem ayinin kutsalligi ve o ayda oruc tutulmasini söyleyenlerin hepsi,bu sitenin de dile getirdigi söyleme basvuruyorlar.
Ben de sünni kaynaklariyla alevilerin muharrem orucu tutamayacaklarini söyledigim icin tepki görmüstüm.
Ama Muharrem orucu tutanlarin da bu söylemden baska kaynaklari yok.
yeliz_34
29-01-2007, 09:18 PM
slm canlar emeğinize ve yüreğinize sağlık...biliyosunuz dün muharrem orucunun 10. günüydü bende cem evine gittim canlar öyle bir akşamdıki yüreğim kan ağladı resmen hz. hüseyine yapılanları dinledikçe ciğerlerim dağlandı lanet olsun yezideee...allah biz alevi canları kötülerden korusun hak muhammet ali yolundan ayırmasın...
ewrimali
19-02-2007, 08:22 AM
aline yüreğine sağlık kardeşim :)
türkmenhuseyn
15-08-2007, 11:52 PM
merhaba dostlar,
sözkonusu on geceyle ilgili bir sitede rastladığım bir görüşü de konuya katkısı olsun amacıyla sunuyorum.kendi görüşüm değildir.
fecr suresi ayet:1-şafağı düşün,ve on geceyi!
"Şafak" (fecr) insanın ruhî uyanışını sembolize eder; bu nedenle, "on gece", hicretten önceki 13. hicri yılda, Muhammed (s)'in ilk vahyini aldığı ve insanlıgın ruhî uyanışına katkıda bulunmakla görevlendirildiği Ramazan ayının son 10 gününe işaret eder.kadir geceside ramazanın son on günü içinde gizlidir.
kaynak:http://www.kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=31&sid=89 muhammed esed adlı müfessir,ilahiyatçı profesörün ayeti açıklaması bu şekilde.
ayrıca türkmene sonsuz teşekkürler
Miss Birindar
16-08-2007, 12:02 AM
http://www.hedefturan.com/Forum/viewtopic.php?t=7604# sitesinden alıntıdır.
Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.
Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)
Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.
Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)
Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.
Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
"Bu ne orucudur?" diye sordu.
Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
AşÃ»ra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.
Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
"ÂşÃ»râ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi ÂşÃ»râ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69.
O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.
Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:
"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5)
Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(6)
"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" demektedir.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.
Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara *****ürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür.
yüce rabbim dualarımızı kabul eyleye.
+
konnun içeriğini okumadımmm ilk bi kaç cümle dışında ...sadece şunu sölemek istiyorum Rabbimin ayı muharrem değil recep ayıdır.
Receb, Şaban ve Ramazan ayları mübarek aylar olarak kabul edilirler. Bu ayların Müslümanlarca önemli ölçüde değer kazanmasının sebepleri arasında Hz. Peygamber (s.a.s)'in bu aylar hakkında verdiği haberler gösterilebilir.
Rasûlüllah (s.a.s) bir hadis-i şerifinde;
"Recep Allah'ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır"
buyurmuştur.
sahatay
16-08-2007, 03:19 AM
muarrem ayınını müslümanlarca ayrı bir önemi vardır ama aleviler açısından çok daha ayrı bir önemlidir biz aleviler için muarrem ayı yas ayıdır
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.