:
Sivas katliamında kaybettiğimiz canlarımız
hewal_sevi
13-09-2006, 09:37 AM
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, her yıl düzenlediği "Pir Sultan Abdal Kültür Şenliği"nin IV.'sü 2 Temmuz 1993'de Sivas'ta yapıldı. Demokrasi, laiklik ve çağdaşlaşma karşıtı ırkçı, şeriatçı güçler, devletin denetiminde saldırıya geçtiler. Madımak Oteli'nde bulunan 35 yazar, ozan, sanatçı ve genç yakılarak katledildiler. Şehitlerimiz:
Asım BEZİRCİ
1928'de demiryolu işçisi Hamdi Bey'le ev kadını Refika Hanım'ın tek çocuğu olarak dünyaya gelir Asım Bezirci. Üniversite yıllarında sosyalizmle tanışır. Türkiye Sosyalist Partisine girer. Refika Hanım hep bir denge isterdi. Sanki hassas bir terazi gibiydi. Asım Bezirci'ye "başkaldırı insanı" demek doğru bir tanımlama dedim. Şiddetle karşıydı. Kanımca, bunda sosyalizme yürekten inanmasının da etkisi var. Asım Bezirci, 67 yıllık yaşamına, bir insan ömrüne eşit uzunlukta 70 kitap sığdırdı. Sonuç ne kadar acı olursa olsun, yüreklerimizi ne kadar acıya keserse kessin, ölümü Asım Bezirci'ye yakışır biçimdeydi. Kalesini terk etmeyen komutanlara benziyordu. Gençliğe inanıyordu. Tercihi onlardan yanaydı. Ağız dolusu gülüşü, çoşkusu, kuralcılığı, kütüphane raflarında bile eleştiriyi sürdüreceğinden hiç kuşkunuz olmasın.
METİN ALTIOK
Metin Altıok bir sabah, 13 Haziran 1993 günü, on kitabını birden yere yayarak, eşi Nebahat Çetin'e imzalamaya koyuluyor. "Sende benim setim yok bulunsun" diyerek Sivas'ta katıldığı üçüncü şenlik oluyor. Nebahat Çetin, "Sen Sivas'lısın, Metin'i sağlam verdim, sağlam istiyorum" diyor Uğur kaynar'a... İkisi de dönemiyor Sivas'tan.. Üstünde kafa patlattığı konu, ölüm; kendi ölümü; karısının ölümü; "Önce sen mi öleceksin, ben mi öleceğim?" Bu tartışma saatler boyu sürüyor! "Ben ölürsem sen bana sahip çıkarsın" diyor karısına, "Sen ölürsen ben sızarım!" Sivas'tan sağ dönmüş olsaydı, intihar etmese bile, Metin'i alkol komalarından kurtarabilir miydik acaba? "Ben niye yaşıyorum, ben niye ölmedim" bu soruları hep soracaktı kendine, duyduğu derin acıyı bana da yaşatacaktı... Sivas'tan sağ çıkması, bir başka biçimde ölümü olurdu.
O Şair Bir Babaydı
Sevgili kızım Zeynep; diyerek, yaşamındaki yerini önemle vurguladığı kızı Zeynep Altıok, bugün şunları söylüyor babası için: Babam, ben sekiz yaşındayken hatıra defterime birşeyler yazmasını istediğimde oraya bir dize yazmıştı: "Gülüşün bir kuş olacak hep omuzumda". Onu 02 Temmuz 1993'te bir ortaçağ karanlığında kaybettim, kaybettik. Ardından birşeyler söylemek benim için çok zor. O sadece bir baba değil, şair bir babaydı çünkü. O, "Metin Altıok"tu.
DR. BEHÇET AYSAN
Behçet Aysan "Beyaz bir gemidir ölüm" adlı şiirini okuyorum.
Çünkü beyaz bir gemidir
ölüm
Siyah denizlerin hep
çağırdığı
batık bir gemi
sönmüş yıldızlar gibidir
Yitik adreslere benzer
ölüm
Yanık otlar gibi.
Sen bu şiiri okurken, ben belki başka bir şehirde ölürüm. Kır yaşamı gösterdi ki, direnen şairler soyundandı Behçet Aysan. Arkadaşlığın, kardeşliğin insanı Behçet Aysan'ın ölümü, direnen şairlerin ölümüne benziyor. Onun Vaptsarov, Joset, Petöfi için duyduğu derin acı ve kederi, bizim kendisi için duymamızın, mümkün mü?
Behçet Aysan, yaşamı boyunca katıldığı demokrasi mücadelesinin güçlüklerini bilinçle göğüsleyen bir şairdi. Örgüt bilincinin sağlam bir örneğiydi. Yaşamının son döneminde Nükleer Savaşın önlenmesi için Hekimler Derneği'nde (NÜSHED) Yönetim Kurulu üyeliği yaptı, Ankara Tabip Odası ile Genel Sağlık - İş Sendikası üyesidir. Edebiyatçılar Derneği'nin kuruluşuna da katılarak Genel Yönetim Kurulu'nda yer aldı.
UĞUR KAYNAR
"Öldüğünde / doğduğum yere gidiyorum / yıllarca süren bir hasret ve bilinmezliği / işte böylesine yeniyorum."
Uğur Kaynar'dan geriye, askılı deri çantasının kalacağını; çantadan, üzerinde yukarıdaki dizelerin çiziktirildiği beyaz bir peçetenin çıkacağını; hayatıyla şiiri arasındaki trajik ilişkinin Uğur Kaynar'ın ölümünü anlamlandıracağını bilmiyoruz henüz.
"Uğur, hep tek başınaydı. Bilinçli olarak yanlız kalmayı isteyen, yanlız olmayı seçen bir insandı. Hep yalnızdı. Ve o yanlızlığını bir oya gibi işledi şiirlerine"
Uğur çok hüzünlü bir adamdı. Şiirlerinin teması sevmektir, sevdadır... Sevmeyen insanlara, sevmeyi bilmeyen, daha doğrusu öğrenemeyen insanlara yönelik, çok ciddi eleştiriler vardır. Her kitabı, yüklü bir hüzün anlatımıdır. Zorlu ve Kavgalı yıllar. Ülke, politik bir kaosu yaşıyor, Uğur Kaynar'ı da fazlasıyla etkileyen ve belirleyen politik mücadeleler dönemi. Sürekli içeri alınıp bırakılmalar... 12 Eylül döneminde, iki yıla yakın Mamak'ta yatan Uğur Kaynar, şiir yazmanın, Uğur için bir yaşama biçimine dönüşmesi de o yıllara rastlıyor. "İlk kitabının naif, çocuksu havasından Gizemya ile sıyrılmıştır Uğur... Okuyan, rahatlıkla fark eder. Daha kentli duyarlığa dönüşmüştür şiiri... Alabildiğine bir hüzün vardır gene de, Hep bir hüznü yazardı ve bu hüznü şiirlerine yoğun olarak yansıtırdı."
Edebiyat çevresine rağmen çok yanlız bir adamdı... Duygulu ve yaralı bir insandı... Çoçuk yaşta annesinin ölümü, ailenin dağılması ve benzeri olgular, Uğur'u fazlasıyla etkilemişti. Uğur'da diyor Serap Kaynar; "Hayatı boyunca hep çekti kendini insanlardan, kendi kabuğunun içine girmeyi tercih etti... Kendini zorlayan bir insandı Uğur... Uyum sağlamıyordu ve bunu istemiyordu da... Her zaman kaygılı ve sıkıntılıydı.Hiçbir ortamda varlığını bütünüyle ifade edemiyordu... Sivas'taki ölümü de bir tekbaşınalıktık!"
Ölümünden sonra, Serap Kaynar'a bir torba içinde teslim ediliyor Uğur'un kalan eşyaları. Yanından hiç ayırmadığı, adeta kişiliği ile özdeşleşen askılı deri çantası ise bulunamıyor. Katliamdan birkaç gün sonra çanta, mucizevi bir biçimde bulunarak Serap Kaynar'a ulaştırılıyor; sapasağlam, ne bir yanık, ne bir koku... Peçeteler çıkıyor ortaya... "Dizelerini ilk olarak peçetelere yazardı, "Öldüğümde / doğduğun yere gidiyorum / yıllarca süren bir hasret ve bilinmezliği / İşte böylesine yeniyorum".
"Madımak'tan sağ çıkamayacağını biliyordu Uğur... Otelin merdivenlerinde Behçet ve Metin ağabey ile birlikte çekilen fotoğraflarından anlıyorum bunu" Uğur Kaynar'ın ölümü bile, sancılı hayatına karşı elde ettiği bir yengi değil mi?
hewal_sevi
13-09-2006, 09:44 AM
ERDAL AYRANCI
Arkadaşlarının cesur, atak ve bonkör olarak tanıdıkları Erdal Ayrancı.70'li yıllara gidiyoruz: Erdal 1978 ODTÜ girişli. Eylül'de başlayan olağanüstü bir dönem, pek çok insan gibi Erdal'ın da payına mahpusluk düşüyor. Erdal Ayrancı, 1980-1993 yılları arasında iki yıl iki gün Mamak, Ankara Kapalı, Niğde, Bor-Niğde cezaevleri'nde yatıyor. Çalışma odasında gördüğümüz maket gemiyi Mamak'ta kapılardan çıkardığı tahtalardan yapmış. Gemiye eşinin adını koymuş:"Hatçe". Mahpusluk günlerindeki ilk şiiri 2.7.1981 tarihin de Mamak'ta son şiirini 20.03.1983'te topçam'da yazmış. Erdal Ayrancının 29.05.1982 tarihinde Niğde cezaevi'nde yazdığı şiirde Hatice'yi, Zeynep'i ve Sivas'taki akrepleri bulmak mümkün. Şiiri okuyoruz: "Eğer Bir gün / Bir beyaz güvercin / Gelecekse ağzında bir mektupla / Ve silecekse gözlerimdeki hüznü / İsterim / Durmasın kanat çırpsın bana doğru / Birgün eğer bir tahliye kağıdı / Beni sana kavuşturacaksa / Gayri gelsin düşlenen günler / Ocakta kaynayan tencere / Beşikte bebek / tomurcuk tomurcuk / Filiz filiz hayat / Düşünsene ne güzel olurdu / Düşmansız yaşamak / Haydi boşver bunlara / Şimdi bunlar tatlı hayal / Eğer birgün sevgilim / Son verecekse hayatıma / Bir ses / İsterim durmasın patlasın / Anlam bulacaksa kulaklarımda / Yalnız... / Düşerse kanımın bir damlası yere / Bilsinler ki / Orada kırmızı yediveren gülleri açacak / ve bülbüller ağıt yakacak ölüme / Korksunlar korksunlar artık / korksunlar alev çemberindeki akrep gibi / Çünkü ölümleri / Gül dikenlerinden olacak. Erdal'ın kekeme zürafa benim." Yazının son paragrafını sunuyoruz.
"İşte şimdi mezarımın başındayım ve ağlıyorum ölüme. Ölüm, benim ölümsün. Açlığım, çaresizliğim ve beceriksizliğim ölümü bile beceremedim, belki de becerdim...Belki de anladım ölemeyeceğim, Ölü güzel olur mu?.. Benim ölüm çok güzeldi, bembeyazdı giysilerim, kanım çekilmişti de yüzüm de bembeyazdı, ben duymadım ama imam çok şeyler söylemiş hakkında, çünkü ben ölüyüm duymam ki; demiş ki şöyle ya da böyle. Neyse iyi adamdı günahları affolsun falan gibi, sağolsun hiç tanımazdık sağlığımızda birbirimizi, onun için çok da fazla iyi şeyler diyemeyeceğim hakkında, hatta bir keresinde küfür bile etmiştim gıyabında. tam ben uyurken sabaha karşı ezan okuyası tutmuştu da küfür etmiştim. Sen hiç kendi ölümüne üzüldüm mü? Ya da ağladım mı? Ben en son babam öldüğünde ağlamıştım ve son gördüğüm ölü oydu, kendi ölümü göremeden önce, Sen hiç güzel ölü gördüm mü? Ben gördüm yemin ediyorum çok güzeldi ölüm, inanmazsan sor. Bir beta balığıyla japon balığı vardı. Zurafanın yanında ve sadece benim ölümü seyretmeye gelmişlerdi, inanmazsan sor, ne güzeldi ölüm bembeyazdı, bembeyazdı giysilerim. Kanım çekilmişti de yüzüm de bembeyazdı. İstersen sor. zürafa kekeme yalnız, bence balıklara sor, tabi eğer uzak doğu dilini biliyorsan."
Erdal Ayrancı'nın odasında kendisinden geriye kalan eşyaları inceliyoruz: Partolonunun cebinden çıkan beş yüz bin lirayı elimize alıyoruz; Atatürk'ün yüzüne kan bulaşmış. Erdal Ayrancı'yı hastanenin morgunda görenler, "bembeyaz bir ölüydü", diyecekler.
Biricik kızları Zeynep matematik dersinde kümeler konusu işlenirken, ailesinin kümesini çizecek: Önce kendisini, sonra annesini ve en son olarak da babasın Erdal Ayrancı'yı yerleştirecek kümenin içine.
ASAF KOÇAK
Asaf Koçak, "Bizim toplumumuzda bireylerin kendilerini sorgulamaları ve dönüştürebilmeleri kaygıları oldukça az. Sorgulamak yeterli değil mesele dönüştürebilmekte. En önemli olanın aynanın karşısına geçtiğimizde kendimize ateş edebilmeyi becermemiz olduğuna inanıyorum diyor.
"Asaf duvara asılan ve koleksiyonlara girenlerde yeni arayışlardan yanayım. Bir defa korkusuz olacaksınız ve tanımlara var olanlara fazla bel bağlamayacaksınız. tanımlar geçici değilmi sanatta yeni arayışlar içerisinde olmak gerek diyor.
Uzun yıllar süren karikatür serüveninden sonra bir değişim ve yenilenme dönemi başlıyor sanatında. Belki de asıl yapmak istediklerini bundan sonra gerçekleştirecek.
Asaf Koçak bir karikatüristti, fakat öncelikle bir insandı. Bir yandan ödenmeyen ev kirası kapanan telefonu "ki müzmin durumları bunlar Asaf'ın" öte yandan duygusal olarak yaşadığı derin yıkım, gerede yeşil pantalonu mor çoraba rengarenk gömlekleriyle yaşamını ti'ye alabilen bir Asaf Koçak yaşıyor.
"Hiç bir zaman mutlu ve huzurlu olamadı. Hep huzursuz, kaygılı ve sıkıntılıydı. Acılar içinde kıvranan bir insandı, fakat bunu çevresine göstermezdi. Bir çok kişi Asaf'ı yaşama sıkısıkıya bağlı bir insan olarak anımsıyor, fakat o asıl başkalarını yaşama bağlardı." Sivas'a giderken ev kirasını ödemiş olması Asaf Koçağın yaşadığı en büyük ve son oluyor.
NESİMİ ÇİMEN
"Beni fraksiyonlara bölünmüş sol sevmedi bir türlü. Öyle kendimi beğendirme şirin gösterme derdim de yok... Alevi dernekleri de... Sol sevmedi, çünkü ben hiç bir fraksiyona girmedim. Sanatçının fraksiyonu olur mu? Ben halkın ozanıyım, ezilen biriyim ve elbette ezilenlerden yanayım, ama şu "Sol'un" ve bu "Sol'un" sazını çalamam Alevilik de öyle. Bizim kültürümüzün zenginliği oradan geliyor, ama ben Alevilicilk de yapamam. Çağı geçti bunların. Hem sınıflardan, emekçiden söz ediyoruz. hem de Alevicilik yapıyoruz. Bana bu da ters geliyor. Ama şu var: Türkiye'de ilk Şah İsmail gecesini ben düzenledim. Güçlü bir halk ozanı olduğu için, bir kültür eri olduğu için düzenledim."
Ankara'daki Can Yücel ve Yaşar Kemal'in katkılarıyla düzenledim. Alevi kitlesine yaslanarak yapmadım bunu kültür olayı olduğu için yaptım o'nun içindir ki Alevi derneklerinin toplantılarına pek çağırmazlar beni, Pir Sultan'a da bu yıl çağırdılar, yol param da yoktu ama, 500 bin lira bir yerden bulup geldik. Yokluk, yoksulluk içinde bile olsam Türkiye'de yaşamayı seviyorum.
Gel ey Nesimi sen, senden sor seni,
Sakın ha hor görme asla bir canı,
İnsanları sev sen, eyle secdeni
Mukaddes bir varlık hakkın kendisi
MUHLİS AKARSU - MUHİBE LEYLA AKARSU
Muhlis Akarsu, 1948 yılında Sivas'ın Kangal ilçesinin Minarekaya köyünde doğdu. Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Karacaoğlan, Aşık Veysel doğrularından yola çıkarak, kendine insan sevgisini şiar edindi, 1972 yılında kendisinin de çok saygı duyduğu Seyyit Halil Çiftlik'in kızı Muhibe Leyla Çiftlik'le evlendi. "Muhibe Leyla Akarsu'nun bu evliliklerinden Pınar, Çınar ve Damla adlarında üç kızları oldu.
Mahsuni Şerif'in Muhlis Akarsu için söylediklerini anımsıyoruz. "Genellikle kış günlerinde yapılan Bektaşi Cem ve Cemaatlerinde, yörenin seyitlerine ve ozanlarının etkisinde kaldı.Önceleri klasik Bektaşi kalıpları içinde ismini duyuran sesini-sazını dinleten ünlü arkadaşım yetmişli hatta altmışlı Türkiye'de başlayan devrimci kıpırdanışlara yabancı kalmadı. Zamanla dev ozanlar İhsani, Ali İzzet, Nesimi, Çırakman gibi isimlerle sahnelerde görüldü.
Son derece yanık ve tok sesiyle bir zamanlar plak ve kasetlerde rekor düzeylerde eserler sergiledi.
Akarsu özünde Pir Sultan Abdal aşkıyla doludur. Pir Sultan'ı rehber seçmişti. Kendisinin sonunun darağacı olup olmamasını hiçe sayardı. Ama diri diri yakılacağını hiç de aklının ucuna getirmemişti kuşkusuz.
Her mısrasında gericiliğe ateş püsküren kardeşlik barış ve dostluğun simgesi olmuş bir ozandı.
Muhlis Akarsu Türkiye'ye adım adım gezerek kendi kültürü olan Alevi Kültürünü tanıtımını üstlenmişti
Akarsunun unutulması mümkün değildir. Pir Sultan Kültürü ile yaşıyacaktır. Bu yazıyı bitirirken Muslis ve Muhibe Akarsuyu, söz ve müziği Muhlis Akarsuyun olan "İşte Geldim Gidiyorum" adlı türküyle anıyoruz.
HASRET GÜLTEKİN
01 Mayıs 1971, Sivas'ın İmranlı kazasına bağlı Han köyünde dünyaya geldi. 6 yaşında saz çalmaya başladı, 11 yaşında sahneye çıktı.
Müzik yönetmenliğini üstlendiği resmi olarak ilk defa kürtçe müzik yasağını delen "Nevroz" adlı kaset 1990'da önce entstürümantal olarak sonrada Nilüfer Akbal ve Rıza Akkoç'un katılımıyla gerçekleştirildi.
02 Temmuz 1993'de, Sivas'ta Madımak Otelinde 35 insanla birlikte katledildi. 13 Eylül 1993'de oğlu Roni Hasret Gültekin dünyaya geldi. Hasret Gültekin genç yaşına rağmen Anadolu Halk Müziğinin yorumlanmasında ve icrasında özgün bir yer edinmiş bir sanatçımızdı. Ülkemizde Feodal ve türedi kültürün aşılarak yurtsever demokratik ve halkçı bir kültürün köklerinin sağlamlaştırılması kavgasının önemli bir neferiydi. Anadolu Aydınlanmasının ışıklarından biriydi Hasret Gültekin. "Ne arasak, Anadolu'da bulacağız!" derdi.
Hasret'in ana dili kürtçeydi. Güzel bir diksiyona sahipti. Sadece Kırmanci değil Dimili ve Sorani'de bilirdi. "Nerelisin" diye sorulduğunda üstüne basa basa "Koçgiriliyim, Kürdüm" derdi. Hasret "Ne arasan kendinde ara" felsefesinden yola çıktı. Hasret Gültekin'in yaşam serüveni içerisinde Anadolu'da özgürleşmenin önündeki en önemli engellerden birisinin din ideolojiside olduğunu kavramıştı. Turan Dursun'u okuduktan sonra "Bilinç sıçraması yaşıyorum, ufkum açıldı. Ateist'im diye haykırabilirim" diyordu.
Hasret Gültekin'in annesi Hace Gültekin "Ben Madımak Otelindekilerin Anasıyım, şimdilik hoşçakalın yavrularım" diyordu.
hewal_sevi
13-09-2006, 09:47 AM
MUAMMER ÇİÇEK
İki dosya, bir fotoğraf; "Muammer'in ağabeyi" fotoğrafta genç adamla genç kız birbirlerine bakarak gülümsüyorlar. Genç adam Muammer Çiçek olmalı, Genç kızın kim olduğunu bilmiyoruz henüz. Dosyaları karıştırıyoruz; dosyalardan birinde Muammer'in tuttuğu günce, diğerinde altmış kadar şiiri, "İnadına yaşamak" adlı kendisinin yazdığı bir oyun. Fotokopisi çekilmiş bir ölüm ilanı düşüyor dosyaların arasından: "Sivas katliamında yitirdiğimiz Muammer-İnci ve 35 canı yüreğimize gömdük" Muammer Çiçek'le İnci birbirlerine bakarak gülümsüyorlar.
"1967 yılında Tokat'ın Zile ilçesinde doğdu 1992 yılında Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünü bitirerek Şehir Planlamacısı oldu."
Çankaya Belediyesi İmar dairesinde iki ay staj gördü.
Muammer Çiçek şiir yazıyor, Pir Sultan Abdal tiyatrosu yönetmeni, oyuncusu "Küçük Prens" adlı oyunda oynamış. Olaylar çıkmasa, Madımak Oteli yakılmasa 02 Temmuz saat 20.00'de Sivas Kültür Merkezinde kendisinin yönettiği Pir Sultan Abdal oyununu oynayacaklardı.... Serkan, Huriye, Yeşim, Özlem hiçbiri oynayamadılar.
Muammer'in babası Hüseyin Çiçek ilk ve son kez konuşuyor,. " Muammer kavgayı hiç sevmezdi cahil insanlardan uzak dururdu. Ama orası Sivas, Sivas şehri Cumhuriyete düşman ailece kendimizi Cumhuriyete ve topluma adadık.
Muammer'in eşyalerın arasında Ahmet Çiçek bir nişan yüzüğü getiriyor.
İNCİ TÜRK
"Sanki boğucu bir sesin içinde yüzünü bulmaya çalışıyorum. Hızla ilerliyorum, bir türlü yaklaşamıyorum, uzaklık hep aynı" 13.01.1991. Muammer Çiçek Sivas Madımak Oteli, dışarda azgın kalabalık ve sanki yazılanlar Alevler içindeki İnci Türk için yazılmış. Muammeri yazınca inciyi, İnci'yi yazınca Muammeri düşünmeden yapamıyoruz.
İnci Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesini 1992 yılında bitiriyor. Altındağ Kültür Merkezinde ilk tiyatro çalışmalarına başlıyor. Pir Sultan Abdal Tiyatro topluluğunun teknik kadrosunda yer alıyor. İnci Türk'ün Muammer Çiçekle olan yakınlığı ortak arkadaşları Huriye Özkan'a oradan tiyatro çalışmalarına dek uzanıyor.
Baba Mehmet Türk "Ben çocuklarımı toplumda bir yere gelmek için çalışın derdim. Muammer'le tanıştıktan sonra hayatında olumlu bir değişiklik olduğunu hissettik" Anne Neda Türk "kızımla gurur duyuyorum çok iyi seçim yapmış" diyor, baba Mehmet Türk başıyla onaylıyordu.
İnci Türk'ün odasındayız kitaplarını karıştırdığımız, yaşamına girdiğimiz genç kızı yıllardır tanıyormuş gibiyiz. "Ölürsem / Açık bırakın balkonu / Çocuk portakal yer (Balkonumdan görürüm onu) / Orakçı ekin biçer (Balkonumdan duyarım onu) / Ölürsem / Açık bırakın balkonu.'' İnci Türk için ne yapabiliriz. Balkonun kapısını açık bırakıyoruz.
NURCAN ŞAHİN- ÖZLEM ŞAHİN
Nurcan şahin'in annesi Fidan Şahin, yirmiyedi yıl Anadolunun çeşitli yörelerinde görev yapan bir köy ebesi. Amcasının oğlu Mahmut'la bir akraba evliliği yapıyor. Bu evlilikten doğan üç çocuğuda doğumundan kısa bir süre sonra ölüyor. 03 Mart 1975'de adını "Canışığı" anlamına gelen Nurcan koydukları bir kızı oluyur. Nurcan Şahin küçüklüğünden itibaren Fidan Şahin'in yaşamına bir başka sevinç ekliyor.Fidan Şahin "Onu özel olarak sevmek için kendime doğurdum. Nurcan'ım olmadığında evde bir suskunluk bir sessizlik olurdu. Nurcan'ın gelmesiyle eve bir şenlik havası doğardı" diyor.
Nurcan büyüdükçe kendini bütünüyle okumaya veriyor. Nazım Hikmet'in şiirlerini ve diğer ilerici yazarların yapıtlarını okuyordu. Köyümüz Şarkışla ilçesi Saraç köyüdür. Köyümüzün kültür ve dayanışma derneği vardır. Nurcan amcasının kızı, kader arkadaşı ve can dostu Özlem ile birlikte derneğin çalışmalarında görev alırdı. Sunuculuk yapar geneleksel oyunumuz Semah dönerlerdi. Herhangi bir şeye kızsam " Anne beni lafla dövme, eline terliğini al sinirin geçirinceyi kadar döv" derdi. Ben onu dövme şöyle dursun "gözün kör olsun bile diyemezdim". Bir günden birgüne "Allah Canını Alsın" demedim. Allah almadı ama yobazlar aldı.
Nurcan ile Özlem şahin amca çocukları aralarındaki ilişki kardeşlikten öte. Çocuklarından itibaren birlikte büyüyor, birbirlerine can yoldaşı oluyorlar. Özlem'de simsicak sevimli, cana yakın insan sevgisiyle dolu bir genç kız. Özlem'in kendine güvenen rahat bir yapısı var, o'da Nurcan gibi gülmeyi seviyor. Hızlı ve sürekli ve akıcı konuşması en önemli özelliklerinden biri, konuşmaya bir başladımı susmak bilmiyor. İkiside yaşıtlarından daha rahat iyimser ve olgunlar. Çirkinlikler ve kötülükler rahatsız ediyor ikisinide.
İkiside ölüme çok uzak iki çocuktular.Özlem Şahin umursamaz dile dolu bir kızdı, hep çocuk kalmak, hiç büyümemek istiyordu. Büyüklerin yapmacıklı ve abartılı dünyası güldürüyordu onu. Odasının duvarına astığı bir kart belki yaşlanacağım ama asla büyümeyeceğım. Az ama öz yaşadılar. "İnsan sevgisiyle yürekleri doplulu olan canları ve biz anneleri de yaktılar. Yüreklerimize insanlık sevgisi yerine kin ve nefret doldurdular." diyen şehit annelarına kulak verelim.
SAİT METİN
Adı sıklıkla anılan ve kendisinden sevgiyle söz açılan Sait Metin. "23 yıllık hayatında hiçkimseyle kavga etmeyen ılımlı ve olumlu bir yapıya sahip olan asla küfür etmeyen, yalan söylemeyen, kimseyi bilerek kırmayan, herkese saygılı, sevecen ve hayat dolu bir insandı Sait Metin. Uzun boylu, yakışıklı ve güçlü bedeninde sanki bir giz vardı.Onunla tanışıpta ilgi duymayan, sevmeyen herhalde olmazdı" diyor amcası Halil Metin.
"Oğlum diye söylemiyorum. dört dörtlük insandı" diyor babası Mehmet Metin. Sait Metin'in dostları; kitapları ve bağlaması oluyor. Bize Nurcan'ı, Özlem'i, Belkıs'ı, Ahmet'i ve Yasemin'i hatırlatıyor.
Sait Metin çok iyi bağlama çalıyor, türkü söylüyor hertürlü müzik aletine bir hafta içerisinde uyum sağlamayı başarıyor. Bir de kabak kemanesi var, Yeşim'in (Özkan) 23 Nisan 1992 günü Sait'e verdiği yaşgünü armağanı. "Sait sevgisinde de çok temiz bir insandı" diyor arkadaşı İsmail atak. "Esas deyişimi canı kadar çok sevdiği balcanı bulduğunda başlamıştı. Artık tiyatroda ve tüm hayatlarında birlikte olacaklarına söz vermişlerdi. Bizde Sait'e Pir'im, Yaşem'e de balcan diye hitap ediyorduk."
Çankırı gibi ters bir kent'te Çankarı Meslek Yüksek Okulundan mezun olan Sait Metin'i aldığı bu eğitim tatmin etmiyor. "Ben bir Yüksek okul bitirmekle tatmin olmadım, biliyorum sizde tatmin olmadınız söz veriyorum bir fakülte daha bitireceğim" diyordu ailesine. Sait ve Yeşim'in birbirlerine çok bağlı olduklarını söylüyor. Annesi Sultan Metin. "Yeşim'e çok fazla umut verme, belki ailesi istemez dediğimde, "Anne sen delimisin, ben aradığımı buldum"demişti. Kız da çok tatlıydı. Saiti çok seviyordu. Birbirlerine çok uymuşlardı" diyordu Sultan Metin.
hewal_sevi
13-09-2006, 09:49 AM
HURİYE VE YEŞİM ÖZKAN
Özkan ailesi, 1962 yılında Ankara'ya yerleşiyor. İlk yılında doğuyor. "İlk çocuğumuz olduğu için sevgiyle, özenle büyüttük" diyor. Münire Özkan... Huriye üç günlük bebekken, Anıtkabir'de çimlerin üzerine yatırılıyor...
Huriye Özkan, başarılı bir öğrencilikten sonra, Deneme Lisesi'ni birincilikle bitiriyor. Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'ne arkadaşı İnci Türk ile birlikte giriyor, birlikte bitiriyorlar. İkisi de Alevi kültürüne bağlı, üretme ve paylaşma bilinciyle yüklü iki çağdaş genç kız...
1992 yılındaki, Pir Sultan Abdal Kültür şenliklerinde, Özkan ailesinin bütün bireyleri Banaz'dalar... Bir yanda Yıldızdağı, bir yanda Pir Sultan'ın köyü... Yeşim Özkan şenlik programını büyük bir coşkuyla gösteriyor babasına... Semah, tiyatro, dinletiler, şairler ve şiirler... Fakat biraz tedirgin, sormadan edemiyor; "Aziz Nesin de gelecekmiş, bir olay çıkar mı acaba?" Hikmet Özkan, "Devletin güvenlik güçleri var kızım" diyerek yatıştırıyorum onu...
Münire Özkan'ın anımsadığı son anları söyle; Birbirlerinin üstene oturuyor, aynı koltuğa sığmaya çalışıyorlar... Huriye Özkan, kardeşine sarılıyor, kollarını sıyırıyor, ısırıyor, öpüyor... "Anne" diyor, "Yeşim'i çok seviyorum"... Yeşim'in Pirim'i Sait Metin, tiyatroda ve tüm yaşamda birlikte olmaya sözlendiği Yeşim Yeşim Özkan'ı yani Balcan'ı babası Hikmet Özkan'dan "emanet" alıyor; kızların yanlarında Sait Metin ve Muammer Çiçek var, İnsan güzeli iki delikanlı... Hep birlikte, neşe içerisinde, coşkuyla gidiyorlar Sivas'a.
Özkan ailesinin sevinci ve gururu onlar olacaklar biliyoruz...
CARİNA THUİJS
Rahmi Sivri'nin Anlattıkları.
Carina ve kız arkadaşı Maryze ve beni işyerimden arayıp randevu istediler. Bir hafta sonra biraraya geldik. Onlar, kendilerinin Türk kadınlarının aralarındaki ilişkilerinin nasıl yapılandığı, nelerle uğraştıkları ve aile içindeki rollari konularında araştırma tezi hazırlamak istediklerini, Doetinchem'deki Türkiye'lilerle çalışmamdan olayı bazı olanaklar sunup sunmayacağını sordular ve yardım istediler. Carina ve Maryze'e yardım edecektim.
21 Haziran 1993 tarihinde buradan Ankara'ya, bir ay konuk olacağı Sivri ailesinin yanına gitti. Yasemin ve Asuman Sivri ile kısa zamanda iyi arkadaş oluyorlar. Birlikte Pir Sultan Abdal Kültür Derneği'ne gidiyorlar. Carina Dernek'te pek çok insanı tanıyor; onları fotograflarını çekiyor, dostluklar kuruyor.
Carina, Yasemin ve Asuman ile birlikte Pir Sultan Abdal etkinlikleri'ne katılmak üzere Sivas'a gidiyor. Orada yurttaşı Rene'yi göreceği için çok heyacanlanmış. Carina tanıdığım kadarıyla, sistemli, çalışmayı seven eşitsizliğe karşı olan, "toplumcu feminst" diye bileceğimiz biriydi. Biraz çekingendi ancak kolay ilişki kuran, toplumsal sorunlarla yakından ilgili, insanları seven, her türlü haksızlığa karşı çıkan insandı, bir çok insanımız gibi.
YASEMİN SİVRİ ve ASUMAN SİVRİ
Asuman henüz 16 yaşında. Sokullu lisesi ikinci sınıf öğrencisi... "Karnemi aldınız mı?" diye soruyor, telefona çıkan ağabeyi Yalçın'a Asuman, "Dünkü gösterilemiz çok iyi geçti" diyor ağabeyine... Fakat asıl merak ettiği konu karnesi... İki yıldır takdir almak için uğraşıyorAsuman Sivri...
Saat 16-17 arası Kamber Çakır'a eve yeni gelen Yalçın Sivri, kardeşinin takdir aldığını iletilmesini söylüyor, fakat telefondan duyduğu gürültülerden tedirgin oluyor...
Yasemin ve Asuman Sivri kardeşle, 1991 yılı ortalarında, Pir Sultan Abdal Derneği'nin kültürel çalışmalarına katılıyor ve kısa sürede semah topluluğuna giriyor. AsumanSivri, özverili çalışmasının karşılığını alarak, Semah hocalığına yükseliyor. "Asuman sevimli, coşkulu, deli dolu ve uçarı bir kızdı" diyor ağabeyi Yalçın Sivri; "Arkadaşı çevresinde çok seviliyordu, bunda küçüklüğünün ve sevimliliğinin payı büyüktü"... Asuman da her türlü özerklik vardı, fiziksel, düşünsel vb. Zeki ve çalışkandı. Emek veriyor, çalışıyor, çalıştırıyordu...
Yasemin, Asumun'dan iki yaş daha büyük... 1992 yılında Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne giriyor. Semah ile başladığı kişisel çalışmalarında, giderek daha farklı kanallara yöneliyor. Derneğin Gençlik Komisyonu üyesi. Aynı zamanda kütüphane'den sorumlu. Kitapları çiltliyor, numaralandırıyor. "Sürekli ve düzenli olarak okurdu" diyor ağabeyi Yalçın... Kişilik olarak içine kapalı ve durgun bir insan görüntüsü veriyor çevresine, oysa "en iyi arkadaşlarım" dediği dostlarıyla (kitaplarıyla) buluşabilmek için, yanlızlığa gereksinimi var Yasemin'in... Bu yönüyle Sait Metin'in tipik bir eşi sanki...
Lise yıllarından itibaren tuttuğu bir güncesi var. Daha çok aile ortamını, arkadaş çevresini değerlendiriyor yazdıklarında.
Yasemin Sivri, Sivas'a giderken "Aziz Nesin'le tartışmak, görüşlerini açıklamak istediğini" söylüyor arkadaşlarına... 1 ve 2 Temmuz günü Buruciye Medresesi'ndeki kitap standında görevli olan Yasemin'in bir isteğini gerçekleştirmiş olması akla yatkın geliyor. Kardeşi Asuman'la birlikte kullandıkları ortak çantalarını içinden Aziz Nesin tarafından imzalanmış bir kaç kitap çıkıyor... "Yetmiş Yaşıma Merhaba" adlı kıtabını, "Yasemin Sivri'ye mutlu yaşaması için " diyerek imzalamış Aziz Nesin...
29 Haziran'da, Erzurum'dan Ankaraya gelen ve 31 Haziran günü kendilerini Sivas'a yolcu eden ağabeyi Yalçın Sivri ile birlikte, Sivas dönüşü Mersin'e tatile gideceklerdi iki kardeş... Daha Sivas'ta iken, arkadaşlarına, "Çok yoruldum, beni Banaz'a götürün" diyen Asuman'ın, özellikle gereksinimi vardı böyle bir tatile...
Yasemin'in ve Asuman'ın yatakları, sanki birer gelin yatağı gibi süslenmiş durumdalar: Üzerlerine çerçeveli fotoğrafları, kırmızı karanfiller konulmuş.. Duvarlara şal ve poşu'ları, heybeleri, şemsiyeleri asılmış... Asuman'ın son okuduğu kitabın sayfaları arasına, kurumuş bir gül yaprağı çıkıyor. Biblolar, fincanlar, işlemeli tabak ve Honlanda'lı Carina'nın bir fotoğrafının da yer aldığı ayrı bir köşe.
BELKIS ÇAKIR
1975 yılında Ankara doğumlu Belkıs Çakır... Lise 'de başarılı bir öğrenciyken, arkadaşları ona "miss kuruntu" adına takmışlar... 1992 okul yıllığında şunlar yazıyor Belkıs için: "Belkıs sınıfımızın canayakın mensuplarından ve pencere sakinlerinden biriydi. Yazılılardan önce çok telaşlı olur. Bundan dolayı biz ona "miss kuruntu" deriz. Ama biliriz ki, onun bu telaşı yersizdir. Çünkü her zaman çok başarılıdır. "Kişilikli, yürekli, yetenekli, tuttuğunu koparan bir insandı. Tam bir 'Anadolu kızıydı...'
Belkıs Çakır'ın bir dakika boş zamanı yok... Dersane çıkışı soluğu dernekte alıyor. Saat 24'ten sonra, geceyarılarına kadar semah çalışıyor arkadaşlarıyla...
Belkız Çakır, umutlu olarak girdiği '93 yılı Üniversite, İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nü kazandığını öğrenemedim.. O başarılı olacağından emindi... Belkız'ın babası Kamber Çakır... Gazi Üniversitesi önünden geçen otobüslere biniyor, kızlı erkekli öğrenci kalabalığına takılıyor gözleri, onlar arasında Belkıs'ı görür gibi oluyor, dalıp gidiyor...
hewal_sevi
13-09-2006, 09:53 AM
MENEKŞE VE KORAY KAYA
Menekşa ve Koray Kaya - Yeşim Özkan, Yasemin - Asuman Sivri gibi madımak'ta yakılan kardeşlerden. Onlardan geriye Sivas'tan dönen bir kaç parça eşyayı saymazsak, Sivas'a gitmeden çektikleri iki fotoğraf kalmış;
Menekşe ve Koray kaya oturma odasının duvarında yanyana gülümseyerek bize bakıyorlar. Gülümsedikleri zamanı dondurmak için artık çok geç!. Babası İsmail Kaya semah ve saz hocası, Pir Sultan Abdal oyununun müziğini yapmış. 01 Temmuz'da Sivas'ta Düzenlenen "Halk Gecesi"ne katılan sanatçılar arasında o da var.
1992 yılında gerçekleştirilen Banaz şenliklerini yaşayan Menekşe ve Koray Pir Sultan Abdal Kültür Etkinliklerine katılmak için, babalarının deyişiyle "can atıyorlar". Saat 10.00'de İsmail Kaya'nın da katıldığı "Halk Gecesi" var. İsmail Kaya programını yapıp kulise gelir, o sırada Musa Eroğlu yavaş yavaş birşeyler çalmaktadır. İsmail Kaya Hasret Gültekin'e sazını nasıl bulduuğunu sorar. Hasret, "İsmail senin sazının çok sesi var, en iyisi sen o sazı bir daha kır" der. Tam o sırada bir çocuk duvarda asılı olan İsmail kaya'nın sazına çarparak yere düşürür. Koray heyecanla babasına koşup "Baba, sazın kırıldı" der, der demez İsmail Kaya'nın aklına Hasret Gültekin'in sözleri gelir; sazı eline alır, saz gövde ile sapın birleştiği yerden, yanı ilk kırıldığı yerden bir kez daha kırılmıştır. "Hasret yarın seni görürsem ne diyeceğimi biliyorum" diye geçirir içinden İsmail Kaya, ama Hasret Gültekin'i son kez gördüğünü nereden bilsin? Bu Dünyadan bir Koray, bir Menekşe geçti.
Bu dünya'da Koray Kaya geçti, on üçünde Sivas'ta yakıldı. Peki kimdi o güzel çocuk? Beş yaşında yazıyı söktü. İlk okula başlamadan önce okumayı öğrendi. Hacettepe Üniversitesi kampüsünde 60. Yıl ilkokulu'nda okudu. çok başarılıydı. Bilim Dersanesinin Anadolu Lisesine hazırlama kursunda ilk ona girdi. Mimar Kemal Ortaokulu'na başladı. Çok zeki, yetenekli bir çocuktu. Kendi yaşından büyük çocuklarla, insanlarla ilişki kurardı. En iyi örnek, Sivas'ta yitirdiğimiz Sait Metin'le kurduğu ilişkiydi. Sait Metin'le çok iyi anlaşırlardı. Bu dünyadan bir de Menekşe geçti, on beşinde Sivas'ta yakıldı. Peki kimdi o güzel çocuk? Menekşe semaha, tiyatroya meraklıydı. Günleri Pir Sultan Abdal Derneği'nde geçerdi. Birkaç arkadaşı gibi Menekşe Kaya'da saz dersleri almıştı. Kardeşi Koray'la birlikte evde saz çalar, semah gönerlerdi. Menekşe özgürlüğüne çok düşkün biriydi. Sosyal kültürel ilişkileri çok iyiydi. Menekşe kaya 02 Temmuz günü son semahını döndü.
Hüsniye ana ve diğer analar çocuklarının mezarları başında bir ağıt yakacaklar: "Sivas'ta yitimdim 22 goncaydı gülüm / Elimden aldı bak ateşle ölüm / Ben de dostlar ile gömüldüm / Çalar sazı dili söylerdi / Aldı onları ölüm"?
EDİBE SULARİ
Edibe Sulari, Davut Sulari Baba'nın en büyük çocuğuydu. Tarihi Seyyitlerimizden, Seyyit Mahmut Hayrani'nin torunlarındandır.
Bassel'de yaşadığı halde Türkiye'de yapılan bütün Bektaşi Kültür etkinlikleri ve ehlibeyt cemlerine, konferanslarına katılmayı ihmal etmezdi.
SEHERGÜL ATEŞ
Sehergül Ateş, 1963 Ankara doğumlu... Açık Öğretim Fakültesi öğrencisi... Türkiye Elektrik Kurumun'da (TEK) memur olarak çalışmış...
Evin her köşesinde Sehergül'ün yeteneğini, emeğini sergileyen ürünler yer alıyor; makrome el işleri, örgüler, yapma çiçekler ve özenle baktığı menekşeleri... Sehergül Akeş, çiçekleri çok seviyor, işyerlerinde kırkayakın çiçeği olduğunu öğreniyoruz; Her sabah "günaydın ben geldim" diyerek sesleniyor onlara, "öpün bakalım ablanızın elini" diyerek okşuyor hepsini.
Sehergül'ün odası, ölümünden dört gün sonra ilk kez açılıyor, o günden sonra da sürekli kilitli tutuluyor. Babası Musa Ateş odaya girmeyi reddediyor, acısını yüreğinde duyduğu kızı için döktüğü gözyaşlarını bizden saklamıyor artık... Ablası bir kaç bavula sığan ceyizini gösteriyor, odada Sehergül'e ait herşey yerli yerinde korunuyor. "Eğer saz çalmadan ölürsem, mezarımı tekmeleyin" diyor ablasına.. "Sen herşeyi öğrendin, bir tek saz çalmayı mı öğrenemeyeceksin ?" diye kızıyor ablası... "Evimin her köşesinde, bahçemin her ağacında onun emeği vardı.
Yaşamını güzelleştirmeyi bilen, yarınına umutla bakan, yüreği sevgi dolubir genç kızdı Sehergül Ateş... Diğer güzel insanlarımız gibi, O'nu da, apansız yitirdik kanlı Sivas'ta..
MURAT GÜNDÜZ
02 Temmuz günü, Murat ve kızkardeşi Birsen Gündüz, kültür merkezi'nde kurulan kitap standında görevliler. Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi olan Murat, Pir Sultan Abdal Derneği'nin gençlik komisyonlarında görev alıyor.
Murat katkısız sevgiyi ve dürüstlüğü, en yoğun yaşamış, evrensel sevginin ve kardeşliğin savunuculuğunu aklıyla birleştirmeyi başarmış ender insanlardan biriydi. Birsel'le ağabeyi üzerine özel olarak konuşmak, ailesi kadar bizi de derinden sarsıyor... "Seni tanımlamak, seni anlamak istiyorum gördüğüm bütün insanlara" diyor. Birsen Gündüz, ağabeyi için yazdığı satırlarda... "İnsanlara iyimser bir tavırla yaklaşmanın, zor durumlarında yardımcı olmam, senin yaşam felsefendi. Seni şu dizelerle anlatmak istiyorum; "Ne mutlu bize insan olmuşuz / İnsan sevgisini gerçek bilmişiz / İnsanın dalında açıp gülmüşüz / muhabbet insana, cana muhabbet. R.Su"... seni çok özlüyorum. Seni kendi içinde yaşatarak, özlemimi biraz olsun gidermeye çalışıyorum... Beni yaşarken görenler, seni yaşarken görecekler.
"En güçlüler yandı"... En güçlüleri, en güzelleri, en iyileri yitirdik Sivas'ta... Murat Gündüz de onlardan biriydi.
SERPİL CANİK
1974 Ankara doğumlu olan Serpil Canik, Pir Sultan Abdal semah ekibinin en gençleri ve yenileri arasında yer alıyordu.
Serpil Canik, Ticaret Lisesi'nde okurken staj gördüğü bir kooperatif şirketinde çalışıyor, bir yandan da harıl harıl üniversite sınavlarına hazırlanıyor... Çok çabuk kavradığı semahı severek oynuyor, diğer arkadaşları gibi zamanla o da bir semah ışığı olup çıkıyor... İşyerinden derneğe koşturuyor, hatta semah çalışmasını engelliyor diye, işinden ayrılmayı bile düşünüyor bir ara... Bir yandan işin yoğunluğu, bir yandan kurduğu, bir yandan üniversite hayalleri, gene de dernek etkinliklerinden koparamıyor.
Serpil için dernek çalışmaları ve dolayısıyla semah, bir yaşam biçimidir artık; "Bütün kötülüklerden uzak, yanlızca dostluk ve sevgi üzerine kurmuştu hayatını" diyor ablası... Canik kardeşler, sevgili ablalarını hiç ölmemiş gibi yaşatacaklar... Onlar da Serpil, Nurcan, Özlem, Belkıs gibi olacaklar... Yetenekli ve üretken.
AHMET ÖZYURT
1992 yılında Ankara'da doğan Ahmet Özyurt, Bebekliğinde çok uslu, hatta biraz zayıf bir çocukmuş. annesi Senem Özyurt, "Her zaman tutmaya korkardım" diyor. Büyüdükçe fiziği gelişiyor Ahmet'in, uzun boylu, geniş omuzlu, elleri ve ayakları kocaman, atletik yapılı bir delikanlı oluyor. Başarılı bir öğrencilikten sonra liseyi bitiriyor. Öğrenciliği sırasında da komilik, garsonluk gibi küçük işlerle çalışma yaşamına atılan Ahmet Özyurt, bu konuda pek şanslı olamıyor.
"Yalın bir insandı, tek isteği okumak, iyi bir üniversiteye gitmek, iyi bir işe sahip olmaktı" diyor Nurcan Özyurt. Annesi Senem Özyurt anlatımıyla "Bir sıçrasa, karşı caddeye geçebilen" bir yiğit delikanlı... Her sağlıklı genç gibi bedenini çok seven Ahmet Özyurt, evde ağırlık çalışarak kol ve bacaklarını güçlendiriyor, "kendini yerden yere atıyor"... En büyük ideali Üniversite okumak... Hep sonuca yaklaştı, fakat bir türlü başarılı olamadı. Belki de başarısız olduğu tek alan Üniversite sınavlarıydı.
Ahmet Özyurt, en sevdiği iki eylemi; "Kitap okumak ve spor yapmak" olarak belirtiyor. Ahmet Özyurt, "Hayatın hep acılarını aklına getiren kişi mutlu değildir. Gerçekten mutlu kişi, içinde bir iyilik hisseden kişi demektir." diye yazmış günlüğüne... Ahmet Özyurt, kızkardeşi kadar yakın bize "İstediği ve arzuladığı sonuçlara yaklaşmıştı, iyi bir insan olarak yaşamayı, başarılı ve mutlu olmayı fazlasıyla haketmişti, hayatı haketmişti. başaracaktı...
hewal_sevi
13-09-2006, 09:56 AM
SERKAN DOĞAN
Serkan Doğan, kardeşi Serdar ile birlikte derneğin semah topluluğunda görev alıyordu. Aynı zamanda, Pir Sultan Abdal " oyununda Ali baba'yı canlandırıyordu... Babası, "Sivas'a ilk gidişi değildi. Banaz'a gitmişlerdi geçen yıl... Ayrıca, derneğin yeni şubeleri açılırken, İstanbul'a, İzmir'e, Çanakkale'ye gittiler" diyor ve ekliyor, "Sivas'ta, çocuklarımıza komplo kurulduğunu nereden bilecektik?... Serkan Doğan, liseyi kendisi için yeterli görmesine karşın, Açık Öğretim Fakültesi'ne devam ediyordu... Bir diğer tutkusu da futbol oynamaktı... Babasının sözleri "Sanki büyümüş ve küçülmüştü... Mahallede yaşlı birisiyle karşılaşsa, elinde çantası, paketi olan yaşlı bir teyzesini görse, hemen yardımına koşardı, tanısın veya tanımasın evine kadar eşlik ederdi... Mahallemizde çocuklarla oynardı, evinde bir akvaryumu vardı; Balıklarıyla, kuşlarıyla sıkılmadan ilgilenirdi... Serkan Doğan, kendi kendine çalışarak saz çalmayı da öğreniyor "Eğitim almış birinden çok daha iyi kullanırdı sazı" diyor kardeşi Serdar...
11 Aralık 1993, yirminci yaş günü Serkan Doğan'ın.. Ailesinin, Aydınlık Gazetesinin aynı tarihli sayısına verdiği bir duyuruda şunlar yazılıyor: "20 yaşına merhaba gülüm. Yangın yeri yüreğimiz. Direncimizde yaşıyorsun. Ailen "... Bir de şu dizeleri okuyoruz; otelde yangın başladığında bir kağıda karaladığı, ölümünden sonra iç cebinden çıkan sportane birkaç dizeyi: "Yanıyorum / anam sakın ardımdan ağlamasın Ali'yim ben / Pir Sultan yoluna ölüyorum / başıma kızıl bağlama / arkamdan sakın ağlama"... Doğan ailesi, oğullarının vasiyetine sadıklar... Ne bir lanetleme, ne bir damla gözyaşı, ne de bir yakınma... Yalnızca direnç... Hepsi bu.
MEHMET ATAY
1968 baharında, Divriği'nin gönderen Köyünde, Atay ailesinin en küçüğü olarak doğuyor. Mehmet Atay... Evin en küçüğü olmakla birlikte en sevileni aynı zamanda... Mehmet Atay'ın kısa süren, fakat yoğun ve üretken yaşamını anlatmak, sevgili kardeşlerine düşüyor şimdi.
Üniversite yıllarından itibaren fotoğraf sanatına büyük bir tutkuyla bağlanıyor... Yaşamını, çektiği fotoğraf kareleriyle güzelleştirmeyi kotaran bir insan... "Fotoğrafları, hayata bakışındaki özgürlüğü sergilemeye yetiyordu. Çektiği fotoğraflar gerçekten de ta kendisiydi" diyor Zeynel Atay... Mehmet Atay, temiz bir gökyüzü arayan martıları, boynu bükük kır çiçeklerini, ıslak sokak köpeklerini, kendisine dil çıkaran, haylaz çocukları fotoğraflıyor. Onları özgür dünyalarını yakalama çalışıyor... Olabildiğince özgür yaşamaya sevdalı bi güzel insan. Günümüzde yükselen değerler dünyasında, ilkeli ve kendini alçaltmayan bir yaşamı benimseyen, yaşamın ağrısını ve sızını her zaman üzerinde taşıyan, Fotoğraflarıyla yaşamını güzelleştiren, dürüst kişiliğiyle dostlarına ve arkadaşlarına güven veren, duygusal, sevecen, çalışkan bir insan... Bütün ilişkilerinde özgür düşüncesini hayata geçirmeyi deniyor. Ve bu tavrından asla ödün vermiyor.
Gazi Üniversitesi, Maliye Meslek Yüksek Okulu'nu bitiren Mehmet Atay'ın mesleği ile ilgili büyük bir hedefi bulunmuyordu. Belli bir iş, yükselme ve bol para kazanma hırsı da yoktu. "Mehmet çok farklı insandı" diyor ablası Aynur Atay, "Hissettiği gibi yaşardı. Hayata çok geniş bir açıdan bakar ve hiçbir konuda kendini sınırlamazdı..."
Mehmet Atay, 25 Haziran 1993 günü, Alevi Dernekleri Federasyonu'nun kurultayına katılmak üzere, Hacıbektaş'a gidiyor. 27 Haziran günü, İstanbul'a dönüyor ve birkaç gün sonra da Sivas'a, yönetim kurulu üyesi olduğu Divriği Kültür Derneği ve Çağdaş Divriği Gazetesi adına, Pir Sultan Abdal Etkinlikleri'ni izlemek ve elbette gönlünce fotoğraflamak üzere yola çıkıyor. Bir arkadaşı, "Mehmet'in ablası olmak çok güzel bir şey olmalı" diyor Aynur Atay'a...
"Bir insanın bu kadar çok arkadaşı olmasına inanamıyorum... Ben ablası olarak, ölümüne bizden çok daha fazla üzülen arkadaşları olduğunu biliyorum"... Sevgili Mehmet! Seninle yaşadığım süreçlerde dost ve arkadaş olamadık ama, geride bıraktığın onurlu yaşamınla, fotoğraflarındaki insancıl, ortak dünyamız ile bizim de kardeşimiz, arkadaşımızsın şimdi...
GÜLSÜN KARABABA
Pir Sultan Abdal Kültür etkinliklerin, Divriği Kültür Derneği kanadından katılan dört genç kızdan biri de Gülsün Karababa... Handan Metin, Gülender Akça, Gülsün Karababa ve Nurhan Metin'den, yalnızca Nurhan geriye döndüyor.
Gülsün'ü, ablası Nilgün Karababa yolcu ediyor Sivas'a. Gülsün Karababa... Ayrılırken, döne döne öpüyor ablasını, "Belki bir daha görüşemeyiz" diyor... Nilgün Karababa, kardeşine kızıyor; "Üç tane kol atmıştı. Bende "niye bu kadar çok giysi götürüyorsun yıllanacak mısın orada?" dedim. Üstünü kontrol ettim. "Sivas soğuk olur, kalın giyin" dedim. Oysa ki, yangın yeri olacakmış Sivas, bilemedim"...
Sıradan biri olarak yaşamayı asla kabul etmiyor; babası M. Ali Karababa gibi güzel saz çalıyor, evde herkes yatmış uyurken, o gece yarıları resim çalışıyor, günce tutuyor. Atatürk Kültür Merkezi'ndeki resim kurslarına katılan Gülsün'ün hedefi, Hacettepe Üniversitesi Resim bölümü'nü kazanmak... "Harçlığını saklar kitaba, boyaya yatırırdı." diyor babası M. Ali karababa... "Bir gün olsun kızmadım yavruma. kaşımı kaldırıp bakmadım, nazarım değmesin diye..." Uğur Mumcu'nun cenaze töreninden döndükten sonra, "Ben sıradan biri olacağım. Ben de Uğur Mumcu gibi öleceğim" diyor ablasına..
Gülsün'un felsefesine göre, insan yalnızca yaşamında değil, öldükten sonra da anılmalıydı. Geriye birşeyler bırakabilmeliydi. Belki ileri bir tarihte düşündüklerini yapabilirdi kardeşim... Fakat böyle bir ölümü hiç hak etmemişti.
M. Ali Karababa, "Biz bu çocuklarımızı ne zor koşullar altında büyüttük. Onları cepheye göndermedik ki. diyor. Ve anne Sultan Karababa, "Biz on aydır zehir yiyoruz." derken, nasıl da acılı, fakat yıkılmaz bir şehit anası aynı zamanda... "Ben annem gibi akıllıyım" diye övünen Gülsün'ün, "Dünya bir yana, annem bir yana" dediği Sultan annesi... Karababa ailesi, diğer aileler gibi yalnızca gerçeği öğrenmek istiyor. Devlettir bizim düşmanımız...
Gülsün Karababa, "Ölü Ozanlar Derneği" kitabından aldığı bir tümceyi güncesine aktarmış; "Ölüm saati geldiğinde hiç yaşamamız olduğunu hissetmem ne acı"... Sivas'ın kendisi ve sevdiği yazarlar için bir "Ölü Ozanlar Kenti" olacağını nereden bilecekti?... Halk ozanı Gülsün Karababa'nın babası M. Ali Karababa Sivas katilamında 33 yavrusunu kaybetmenin acısına dayanamadı. Kısa bir süre sonra Pir Sultan'ın ve canların yanına ulaştı.
hewal_sevi
13-09-2006, 09:59 AM
HANDAN METİN
Handan Metin 1973 Divriği doğumlu, Dört çocuklu bir memur ailesinin üçüncü çocuğu. 1992 yılında, ODTÜ Eğitim Fakültesi Biyoloji Bölümü'ne giriyor... Babası Sadık Metin. Dört çocuğumuzun dördü de başarılı olarak öğrenimlerine devam ederken, anne baba olarak biz de çocuklarımızla gurur duyurduk. Ailece kararlıydık, bizlerin zamanında olanaksızlık yüzünden yapamadığımız eğitimi, bütün zorlukları göğüsleyerek çocuklarımıza yaptıracaktık, yaptırıyorduk da... Mutlu ve huzurlu bir yuvada, herkes üzerine düşeni fazlasıyla yerine getiriyordu. Handan evimizin hem öğrencisi hem de yöneticisiydi.
Handan ve Gülsün, Divriği Harman Dergisi'nin, kadın özel sayısı'na, "Yaşamda Birlikteyiz" adlı yazıyı birlikte yazmışlar: "kadının yeri hakkında yanlış görüşler hakimdi. "Dünya benim, evin içi senin" düşüncesinin hakim olduğu bir toplumda; Ali'nin karısı, Veli'nin anası, Hasan'ın kızı olmak artık kadına yetmiyor. Kadın sadece kendi kimliğini istiyor... Sesimizi yükseltmeliyiz. Karar mekanizmasında biz de varız. Çünkü birlikte yaşıyoruz."
Handan Metin, 1987 Mayıs'ında (yani 13 yaşında), çocukluk ve okul arkadaşı Seher Özen'e, tuttuğu bir günlükte şu satırları yazmış: "Ayrılmak bir doğa kanunudur. Bir gün arkadaşlarından, yarın aileden ve son olarak da bu dünyadan ayrılacaksın. Bütün herkes ayrılacak ama önemli olan zihinlerde bir isim bırakmak, ölsem bile ölmemiş gibi yaşatılmaktır.
Handan'ın annesi Sultan Metin, Handan'ın dönüşünü bekliyor. "yitik bulmaya" gider gibi gidiyor her mahkemeye. Handan'ın artık yaşamadığını bilmiyor, eşyalarını saklıyor, kızı gelir ve kullanır diye. Baba Sadık Metin kızı için ayrı bir şiir yazmıyor, "33'lere" birden adıyor yazdığı şiirleri, kızının acısını ayrı tutmuyor. Öfke ve direnç her geçen gün büyüyor.
GÜLENDER AKÇA
Gülender Akça'nın kız kardeşi "aile içinde bir evlat, bir kardeş, bir abladan öteye, hepimize bir dost, bir can, bir arkadaştı." diye söze başlıyor.
Babası Abidin Akça sözü alıyor "Ben uyuyordum, Gülender ile gece konuştuk, vedalaştık, sokaktan geri dönmüş babamı bir öpeyim demiş, son öpüşü oldu."
"Bizde bir ihtiyar vardır, çor çocuğu olmayan, bibim "babaman kardeşi hastaydı" Gülender ile bu odada birlikte yatardı. "Kurban olam Gülender, nereye gidiyon, ben ölüyem, ben hastayım" dedi Gülender'e. Bibi sen ölmekte ol, ben uçakla da olsa gelirim seni yolcu ederim dedi. Fakat maalesef Gülender'in cenazesi geldi uçakla"
Gülender Akça'nın halasının adı Tamey, herkes gibi Gülender'de o'na bibi dermiş. Bibi'nin hastalığında altını temizler, tuvaletini yaptırırmış, Gülender'in ölümünden 40 gün sonra Bibi de ölmüş üzüntüsünden.
Divriğinin Şahin Köyünden Ankara'ya uzanan 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Madımak Otelinde sona eren 25 yıllık bir hayat Gülender Akça'nın hayatı. Gülender Akça'nın toplumsal kimliğini en iyi anlatan sözlerde Ağabeyinin sözleri olmalı: " Herşeyden önce insana insanca muamele edilmeyen, hak ettiği değeri verilmeyen baskının zulmün, işkencenin, itricanın yoğun olduğu bir dönemde yaşadı. Bu nedenle haksızlığa, zulme, irticaya karşı insan haklarından, Demokrasiden, laik düşünceden yana tavır koydu. Bu anlamda duyarlı bir toplum yaratma çabasında kardeşçe, insanca yaşamak için, insan olmanın onuru ile yaşamak isteyen milyonlarca insandan biri olmak için çaba sarfetti.
Gülender Akça artık yok ama hayat devam ediyor, günlük sıkıntılar diğer aileleri olduğu gibi Akça'larıda kuşatmış durumda. Akça ailesi bir anlamda kızlarını yüreklerine gömdüklerini hayatın Gülender Akça'nın anısıyla her zamankinden daha acımasız, daha çok şeye gebe olduğunun bilincinde olduklarını duyumsatıyorlar.
Ağabeyi Günay vedat Akça'nın evden ayrılırken bize söylediği şu sözlere başka ne eklenebilir ki; "Yitirdiklerimizi ardından ağlamak, anlık tepkilerle yollara çıkmak çözüm mü? Toplumun, kitle örgütlerinin, demokratların cenazelerin kalktığı günkü havayı sürekli kılmaları gerekiyor.
http://www.geocities.com/antalya_pirsultan/sivas.html
A.adar
13-09-2006, 10:05 AM
bun yapanlar utansın bu bir insanlık aybıdır insan yakmak başka bir ülkede yok emeğime yüreğime sağlık hepsini saygı anıyoruz biz bir gider bin geliriz bizi yakmak kurtuluşmu hasret gitti roni hasret geldi
Mustafa Kemal
13-09-2006, 10:13 AM
Heval-Sevi çalışmanı okudum:)Eline sağlık.
burada yakılan insanlar bize bir şeyi öğretti
"İRİ OLALIM,DİRİ OLALIM,BİR OLALIM"
*Türküce*
13-09-2006, 01:01 PM
sevgili heval sevi emeğine paylaşımına sağlık...pir sultanlar ölmez binler yetişir..akar gelir canlar tarih yazılır...
wengesodiri
13-09-2006, 02:18 PM
emeğine ve yüreğine sağlık...
kızılırmak
13-09-2006, 08:55 PM
çok güzel bir çalışma ve unutulmaması gereken bir olay.Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir vahşet görülmemiştir.Emeğine sağlık...
kemalay
13-09-2006, 09:31 PM
saol heval sivasta ölen şehitlerimizi tekrar hatırlattığın için
Diyar
13-09-2006, 11:32 PM
Sevgili heval emegine ve yüregine saglik arkadasim! Herkes er yada gec cezasini cekecektir! Onlar ölmediler hala yüregimizde yasiyorlar!!!!
sessizfırtına
14-09-2006, 02:21 AM
hepsi birer güvercin misali uçuyorlar şu anda dünya üzerinde her birini elinde birer gül şaçıyorlar etrafa,onları saygıyla anıyoruz.
akmesem
14-09-2006, 05:16 AM
Ne iyi yapmış yazmışsın Sevgili Heval.Emeğine ve yüreğine sağlık.
Tarihteki bu kara lekeyi unutmak mümkün mü?
Gerici yobazlar, 37 canımızı aldılar bizden.Madımak Oteli’nde herkesin gözü önünde, üstelik utanmadan,sıkılmadan televizyonlardan saatlerce süren canlı yayın sırasında...
Sadece Sivas'mı Çorum, Maraş, Gazi’de hep acı çekenler biz olduk…
Bir daha yaşanmasın diye, kayıtsız kalındığında neler olabileceği bilinsin diye, Sivas’ı unutmayalım canlar, unutmayalım,unutturmayalım...
hewal_sevi
15-09-2006, 11:15 PM
Sivas (Gün Tutuşur)
Yumrukluyorum duvarları,yumrukluyorum kara gecenin bedenini
Ellerim kan içinde,nehirler taşmış yanaklarımda
37 can, 37 gül çatlamış susuzluktan sivasın içinde
Nasıl uyku tutar gözlerimi
Döne döne samaha duranlar tutuştu önce
Sonra türküler sonra da şiir çığlıksız düştü türkülerin
yanı başına
Sivas Sivas yiğitlik midir emanet cana kıymak
Yiğitlik midir bir tutam ışığı kör bıçakla güneşten koparıp
karanlığa kuban etmek
Söyle hangi kitapta vardır elleri kolları bağlıyı yakmak
Var mıdır kardelen akınında bir avuç inciyi ateşte tutmak
loov
Böyle garip düştüğüme bakma, böyle mahsun durduğuma
Varsın ateşim suskunlukla beslensin
Benimde yüreğim gençliğini almış yanına yürür başı dik
Senin de dağların var Sivas senin de dağların
Dağlarında Şahanların!
Gün tutuşur canım gece tutuşur
Yangınlarda tutsak canlar tutuşur
Gülüm toprak olur yele karışır
Yürür gelir canlar yollar tutuşur
Sivas ellerinde sazım tutuşur
Söz tutuşur canım türkü tutuşur
Teller bizi söyler diller yarışır
Özgürlüğü yazan kalem tutuşur
Canlar can olurda eller tutuşur
Dost evinde canım sevda tutuşur
Pir Sultanlar ölmez binler yetişir
Akar gelir canlar tarih tutuşur
Grup Yorum
hewal_sevi
26-11-2006, 06:31 AM
ÖLÜMDEN ÖTESİ
adım Koray,
daha on iki yaşındayım
ve ben hiç büyümeyeceğim
Sivas Madımak'ta yandım
ak günler bekleyen ülkemin
karanlık düşünceleriyle
naklen yakıldım...
bir yaz günüydü
temmuz sıcağında
babam ozan İsmail,
tuttu ablamla benim ellerimizden
"haydin çocuklar,
sivas'a, baba ocağımıza
Pir Sultan Abdal şenliklerine
Semah dönmeye gidiyoruz" demişti...
ne bilirdim ki!
"Ateşte Semaha dönmek"
olacaktı kaderimiz
ve otelde dinlenirken
bir anda binlerce insan
"yakın" diye haykırıyordu
ve ölümden ötesi yoktu görünürde.....
adım Koray,
daha oniki yaşındayım veee
ben hiç büyümeyeceğim
sevinçle içinde
elinde çiçekle
beni bekleyen
bir sevgilim olmayacak....
ne din nedir anlamıştım
ne de din uğruna adam yakmayı
suçum semah dönmekti
suçum babamı dinlemekti
suçum bana göre İNSAN olmaktı
adım Koray daha oniki yaşındayım
ben hiç baba olamayacağım
ben hiç oğlumu okşayamayacağım
ben hiç annemin dizlerinde
saçlarımda parmakları dolaşan
mutlu çocuk rolü bile yapamayacağım
ve ben sizin adınıza
ben mutlu gelecek adına
bir değil bin kez daha yan deseler
yine yanacağım, yanacağım, yanacağım...
adım Koray benim duyuyormusunuz??
daha oniki yaşındayım
bazen ozan Nesimi oluyorum burada
alıyorum elime sazımı
bazense Hasret Gültekin
hasret türküleri yazıyorum
duyarım ki kölnde
Hasret abimin oğlu olmuş
adını Hasret koymuşlar
söyledikçe Muhlis baba
ben burada bile
ateşte semaha dönüyorum
görüyor musunuz
adım Koray benim
bilmediğim din uğruna
bilmediğim din adamlarınca
devletin gözü önünde
sizlerin gözü önünde
naklen izlerken siz
yanan bendim orada
en küçükleri otuz yedinin
otuz yedi canın
otuz yedi karanfilin
özü bende ANLIYOR MUSUNUZ???........
ölümden ötesi yokmuş
DUYUYOR MUSUNUZ?.?..
1995 Köln
Erdal İrfan
A.adar
26-11-2006, 06:36 AM
ne bilirdim ki!
"Ateşte Semaha dönmek"
olacaktı kaderimiz
ve otelde dinlenirken
bir anda binlerce insan
"yakın" diye haykırıyordu
ve ölümden ötesi yoktu görünürde.....
isyanateşiyiz62
26-11-2006, 07:01 AM
***Ayrılığınız alev olur ,kor olur,canlar yüreklerimizde kavrulur *****
***Ayrılığınız boran olur ,kor olur canlar bulutlara dar olur****
Bilinmezlik
06-12-2006, 02:38 AM
sivas katliamını her izlediğimde okuduğumda yapanlara lanet okuyorum...o gün için sadece diyebileceğim...yapan içinde bulunan seyreden ne şekilde olursa olsun katılanların hepsinin...umarım aynen oradaki insanlar gibi acı çekerek yanarlar..inşallah kendi çocuklarını yakınlarını yanarak izlerler... yanarak can verirler...sonları öyle olur umarım......
hayatta hiçkimse için beddua etmem ama bunu kalben diliyorummmmmmm
A.adar
12-01-2007, 02:22 AM
1 NESİMİ ÇİMEN : Saimbey, Safsakalı köyü (Sarız 1926) 1931
O halkımızın dili, O 3 telli Curanın Piri .
İstanbul, Almanya, Fransa, İsveç
O da bir gurbetçi idi.
O yemyeşil bir bahar Çimeni,
Bire yobaz, bu yolda verdiğimiz,
bu kaçıncı Nesimi.
İnsan olan insan barıştan yana
Ancak zalim olan kıyar insana
Barış aşkı yayılmalı cihana
Barış güvercini uçsun dünyada
Gel ey Nesimi sen, senden sor seni
Sakın ham hor görme asla bir canı,
İnsanları sev sen, eyle secdeni
Mukaddes bir varlıktır, hakkın kendisi,
........Nesim´ler... ölür, ölür dirilir... -----------------------------------
2 ASIM BEZİRCİ : Erzincan 1927
67 yılık hayatında 70 kitapla,
O sosyalizmin, edebiyatın şiirin,
halkın kütüphanesi idi.
O Özgürlük, insanlık, barış,
O bir başkaldırı abidesi idi,
özü sözü zülfü kâr olanlardan.
O bir eleştirmendi, çünkü eleştirmeden
daha iyiye güzele doğruya gidilemezdi.
Toprağa gül dikenleri, güle dil verenleri,
O halk ozanlarımızı ölümsüzleştirdi.
”Bir insan olarak her türlü güzelliği koruma
sorumluluğunu taşıyorum”.
Herkes te öyle davranmalı, diyordu.
Ankara'dan öteye Siva´a gidip,
Ucunda ölüm olsa bile, gençlere moral
vermeyi tercih etmişti.
------------------------------------
3 METİN ALTIOK : Bergama1941.
O bir filozof, O bir şairdi,
Olacağı görür gibi, yıllar önce,
”yakılması gereken biriyim” diye
yazmıştı.
”…Gördüm yaşarken vadesiz ölümümü.
Ördüm de ilmek ilmek
Sırtıma giyemedim ömrümü…”
Madımakta girdiği komadan,
8 Temmuz 93 te ayrıldı aramızdan.
Sivas sana verdik senden isteriz.
Canlı verdik, canlı isteriz.
-------------------------------
4 MUHLİS AKARSU: Sivas Kangal 1948.
Çocuk yaşta tanıştı telli kuranla, Cemlerde zakirlik
yaparak.
70´li yıllarda
”Kula kulluk yakışır mı”
diyerek, Akarsular gibi aktı
sahnelerde, gönüllerde,
ve kavgalarda...
İnsan haktır hak insandır biliriz
Gönüllerde açar bizim gülümüz
Akars´yum bacı kardeş hepimiz
Demokrasi nerede ise ordayız..
İnsan hakkı nerede ise ordayız..
Sivas etkinliklerinden sonra çıkaracağı kasetinin adını.
Sivas ellerinde ömrüm çalınır, koymuştu.
Ve EVLiYA denildi ardında.
Akarsu'yum yansam da
Kül olup savrulsam da
Bazı bazı gülsem de
Yine gönlüm hoş değil.
Dilim dönmez nedir gâvur müslüman
Duman ateş demek ateş duman
Enel-Hak bağına girdiğim zaman
İster asıp ister yüzsünler beni
İster YAKIP ister yüzsünler beni…
----------------------------------
5 MUHİBE AKARSU : Kangal 1958
Muhibe Leyla Çiftlik 1971
yılında Muhlis Akarsu ile evlendi.
Acı tatlı yaşamı, aşkı ve
ölümü beraber paylaştılar.
Akarsuyum böylesiydi ahtımız,
işte geldik gidiyoruz dediler,,,
Pınar, Çınar ve Damla adlarında
3 kız, 3 gonca gül,
hatıra bıraktılar bizlere.
Onları yaşatmak borç olsun bize.
------------------------------------------
6 BEHÇET AYSAN : Ankara 1949
O Atomla savaşan bir doktor ve şairdi,
Nükleer Savaşın önlenmesi için hekimler
derneğinde, Ankara Tabipler odası,
Sağlık-iş sendikasında ve Edebiyatçılar
derneğinde yöneticilik yaptı. Bir çok şiir
ve 1986 Abdi İpekçi Barış ve Dostluk ödlü aldı.
70´li yılarda 141-142´ye muhalefetten, girdi
çıktı demir parmaklıklar ardına,
Ve O bir doktordu can kurtarmak için,
Madımakta elinde bir demir çubukla,
barikatın ardında ölümsüzlüğü kucakladı.
‘..Beyaz bir gemidir ölüm, siyah denizlerin hep
çağırdığı batık bir gemi, sönmüş yıldızlar gibi
yitik adreslere benzer ölüm, yanık otlar gibi
sen bu şiiri okurken ben, belki başka bir şehirde ölürüm...
-----------------------------------
7 EDİBE SULARİ : Erzincan 1953
Davut Sulari´nin yadigârı,
İsveç'ten koşup gelmişti Sivas´a.....
O zaten babasının
yoldan, hiç ayrılmadı.
Aşkıyla Perişan Davut Sulari
Muhabbeti baldır kendisi arı
Hz. Ali´nin sır Zülfükarı
İnkarın boynuna vuralım hele
Bu alemi yobazlardan
kurtarmak, boynumuzun
borcu olsun.
--------------------------------------
8 UGUR KAYNAR : Zara 1956
Militan bir şair ve yazarı idi.
Yalnızlığı, sevgisi ve için için
kaynaması, belki de 12 eylül
döneminde, 2 yıl mesken tuttuğu
Mamak mahpushanesinden
kalıyordu.
İlk kitabı: ”Çiçekler halaya durdu ”
oldu. ......Ve cesedini bir torbada
getirdiler. Deri çantası peşinden
geldi, bir peçeteye son şiirini
yazmıştı.
”…Öldüğümde doğduğum yere
gidiyorum. Yıllarca süren bir hasret
ve bilinmezliği
İşte böylesine yeniyorum...”
---------------------------------------
9 ASAF KOÇAK: Yerköy 1957
O, ”yok devenin kuşu…
Cop Cumhuriyeti nin çizeri idi..”
”İnsanın kendini sorgulaması yeterli değil,
mesele, dönüşebilmek, değişebilmek,
mesele aynanın karşısına geçip
kendine ATEŞ-edebilmeyi becermektir..”.
Sakallarımdan başka her şey
takma protez diyor
ve son dakikalarında,
isyan borusu çalar gibi,
Madımak koridorlarında,
ölüme mızıka çalıyordu.
-------------------------
10 ERDAL AYRANCI : Niğde 1958.
Bir çok projeye girişti, en son olarak
Anadolu ipek yollarını filme almayı
düşünüyordu. Pir Sultan etkinliklerini
filme almak için Sivas´a geldi.
Madımak´ta barikatta yaralandığı an, kim
bilir belki de 12 eylül döneminde 81´de
Mamak ceza evinde yazdığı şiiri geçti aklından.
”.. Eğer bir gün sevgilim, son verecekse
hayatıma b ir ses, (lânet olası kara bir
ses) İsterim, durmasın patlasın anlam bulacaksa
kulaklarda.
Yalınız...
düşerse kanımın bir damlası yere
Bilsinler ki, orada kırmızı yediveren gülleri açacak
Ve bülbüller ağıt yakacak ölüme
Korksunlar korksunlar artık
Korksunlar ALEV çemberinde ki akrep
gibi.. Çünkü ölümleri, Gül dikenlerinde olacak.”
A.adar
12-01-2007, 02:23 AM
11 SEHERGÜL ATEŞ : Ankara 1963
Sehergül için babası; Biz onunla baba kız değildik.
O hem sırdaşım, hem yoldaşım, hem dayanağım
ve gücümdü diyor, eski Halkçı Parti, millet vekili,
Musa Ateş.
Adı gibi çiçekleri çok seviyor onlarla konuşuyor,
ve çok azimli ve hırslı, elini attığı her şeyi koparıyor, ”.
Eğer saz çalmayı öğrenmeden ölürsem, mezarımı
tekmeleyin.” diyor ve Sivas öncesi Musa Eroğlu´ndan
saz çalmayı öğreniyor.
Sivas´a gidebilmek için babasından izin alma imkânı
olmamıştı. Kardeşi Ali´ye borçlu olduklarının listesini
verirken ”ben ölürsem siz ödersiniz”diyor.
Yaşamını güzelleştirmeyi bilen, yarınlarına umutla bakan,
yüreği sevgi dolu bir genç kızdı Sehergül ATEŞ.
-------------------------------------------
12 HASRET GÜLTEKİN : Koçgiri 01.05.1971
Müzisyen, müzik yönetmeni, araştırmacı şair olan
Hasret´e Nerelisin diye sorulduğunda,
üstüne basa basa, Koçgiriliyim, Kürdüm derdi.
Gecelerde konserlerde bağlamasından bal akıtır,
Anadolu aydınlanmasına ışık tutandı.
Bir çok ustanın kasetlerine müzik yönetmenliği yaptı.
”Her ne ararsan kendinde ara..
felsefesinden yola çıkarak, ”
N ararsak Anadolu´da bulacağız” diyordu.
O Anadolu Mozaiğinin unutulmaz bir ismi oldu.
Yobazları hiç mi hiç sevmezdi.
HASRET`lere kıyanları sizde sevmeyin...
------------------------------------------
13 MUAMMER ÇİÇEK Tokat, Zile 1967
Gönlünü İnci’ye öfkesini fırtanaya kaptıran çocuk.
Ve bir tiyatro yazdı ‘..inadına yaşamak..’
Bizde Seni inadına yaşatacağız.
Okul bitirme projesi olarak, mühendis Muammer;
1992 de Sivas’ın vaziyet plânlını yapıyor.
1 temmuz 93 te, Muammer Çiçek şiir yazıyor.
‘...Soğuk ölümün, acımasız pencereleri
geziniyor üzerimde
kıyıya vurmuş, baygın bir balık gibi
ayılıp çırpınmaya başlıyorum
Korkuyorum beni kavuracağından güneşin.
çırpınıyorum ATEŞ kumlarda yaşamak için
ulaşmak istiyorum delice, suya,
nefesime ve kendime.
Ve ı temmuz 93 te Sivas’ın vaziyet plânı,
Yobazların etki alanı oludu.
Fakat yarınlar Çiçek’lerin olacak.
14 İNCİ TÜRK ; Balıkesir 1971
İnci Muammer’le sevdalı, Pir Sultan Abdal
tiyatro topluluğunun teknik kadrosunda çalışyor.
Gazi Üniversitesi Eczacılık fakültesi mezunu.
Kendi yazdığı bir şiiri:
‘...Yaşamak istiyorum, ama kendimce,
Neden yaşama karşı, bu kadar acımasızlar,
Neden özgürlüğü böyle kısıtlıyorlar..’
Ve o kara günden sonra, annesi Neda Türk:,
rüyasında görüyor İnci’yi:
‘..Biz kendi kitabımızı kendimiz yazmaya geldik..’
Onlar eşsiz Kur’anı, İNCİ gibi düzdüler.
‘Okunacak en büyük kitap insandır...’ dediler.
Bizde arrtık sadece insan okuyacağız.
-----------------------------------------
15 GÜLENDER AKÇA : Sivas Divrigi 1970
Kardeşçe insanca yaşamak için mücadele etti.
Divrigli Kültür ve Yardımlaşma derneğinde.
İşçi ve sendikacı babası, ve dernek yöneticisi
kardeşinin izinden gitti.
Kadınları örgütlüyor, folklör oynuyor,
arkadaşları ile Anadolu semah araştırma
topluluğunu (ASAT’ı) kurudu.
Ve kardeşi Vedat Akça :
‘...Yitirdiklerimizin ardından
ağlamak,........anlık tepkilerle yollara
çıkmak çözüm değil.
Toplumun, kitle örgütlerinin,
demokratların, cenazelerin kalktığı
günkü havayı sürekli kılmaları
gerekiyor...’
Onlar ölmedi, ALEVe güldüler..
-------------------------------------
16 MEHMET ATAY : Divrigi 1968
[I]Şahanım, şahdamarım yangın yüreklim.
12 yaşında babasını, ı0 yaşında annesini yitiriyor.
Orta okulda iken annesinin çeyiz sandığını bozup,
içinde güvecin besliyor.
Gazi Üniversitesi Maliye Yüksek okulunu bitirmesine rağmen,
O mutluluğun resmini arayan, bir fotoğrafçı oluyor.
O özgürlüğün fotoğrafını çekiyordu, ve de
en çok sevdiği çocukların resmini.
Fig iken... biçtiler ekinimizi....
Kalbimizde taşıyacağız resminizi...
A.adar
12-01-2007, 02:28 AM
17 SAİT METİN : Divriği 1970
‘...Uzundu usuldu dedemin boyu..’
Sait Metin, Grup Güne Umut’taö
saz çalıp türkü söylüyor.
Su gibi içiyordu eline geçen kitapları. ‘
..Umut belki de gelecek sayfadadır...
kapatma kitabı...’
Pir Sultan tiyatrosunda Pir Sultan Abdalı canlandırıyordu.
Aynı tiyatroda Pir Sultanın eşi Ballıha nı canlandıran
Yeşim Özkan’la hayatlarını birleştirmeye söz vermişlerdi.
Sait- Pir Sultan/ Yeşim- Balcan olmuştu. Kerem’le Aslı,
Ferhat’la şirin gibi.
Sait annesine: ‘..Anne deli’misin sen,
Ben aradığımı buldum...’ diyordu.
Baba Mehmet Metin: ‘ Devlete çok güvendik.
Bizi ve çocuklarımızı bu kör güven yaktı, diyor.
Tarih sizleri hep anacak, halkımız sizleri kalbine kazıyacak.
- Ve halkımız sizden başka hiç bir şeye bel- bağlamayacak.
------------------------------------------------------------------
18 YEŞİM ÖZKAN : Ankara 1973
Ballıhan, erenlerinin bal çiçeği.
O Pir Sultana, Sultan ona aşıktı.
Hacettepe Üniversitesi Sosyal hizmetler okuluna gidiyor,
Çocukken sakin ve durgun olan Yeşim gençliğinde
bahar gibi yeşeriyor, artık sözüne söz yetişemiyor,
enerjisini tiyatroya veriyor.
Pir Sultan oyununda görev alıyor.
Biz Sivas’ın yobazlara teslim olduğunu bilseydik
gönderirimiydik çocuklarımızı diyor. Babası Hikmet Özkan:
Sivas kıyımından sonra, din konusunda fikirleri netleşiyor.
‘..Allah insanlarda vardır. İnsan sevgisinden daha büyük
bir sevgi yoktur. İnsanları sömürmek için dinler kullanılmaktadır.
Bu sömürüye en uygun olan din de Müslümancıktır.
Ben camiden nefret ettiğim kadar hiç bir şeyden nefret etmiyorum.
Cuma namazından, camiden çıkıp, katlettiler çocuklarımızı.
Hiç mi insan/Allah sevgisi yok bu yobazlarda?.
Yok olasıcalar da...
-----------------------
19 HURİYE ÖZKAN : Ankara 1971
‘..Havanın yüzünde semah dönerken...’
Arkadaşı İnci Türk’le beraber Gazi Üniversitesi
Eczacılık bölümünü bitiriyorlar.
Pir Sultan Abdal Derneği’nin çalışmalarına katılıyorlar.
Kardeşi Yeşimle beraber semah ekibine giriyor,
Alevi kültürüne bağlı üretme ve paylaşma bilincine
ermiş iki çağdaş genç kız.
Pir Sultan tiyatrosunda anlatıcı ozan rolünü alıyor
Huriye Özkan.
Ve Baba Hikmet’in, 33 canı gibi, iki yavrusunu da alıyor, Sivas-bela.
----------------------------------------------------------
20 CARİNA JOHANNA: Hollanda 1970
Carina, üniversite öğrencisi, Türkiye’ye kadın ve
Alevi kültürünü araştırmaya geliyor.
Ankara’da camiden/ kuran kursunda çıkan
çocukları görüyor. Çocukların üst tarafı kapalı,
altlarında bir er şort var.
Yanında ki Sultan Sivri’ye dönerek:
Bu çocukların üst kısmı müslüman, alt kısmı ne,
diye soruyor.?
Arkadaşları Sultan, Yasemin ve Asuman Sivri,,
Carina’yı Sivas’a gitmekten vazgeçirmeye çalışıyorlar.
Sivas’ta su bulamazsın, aç susuz kalırsın,
kalacak yer bulamazsın diyorlar.
Carına, siz ne yerseniz bende onu yerim,
siz ne içerseniz bende onu içerim ,
nerede kalırsanız bende orada kalırım diyor.
Ve verdiği sözde duruyor,,,, kara dumanları onlarla beraber yudumluyor.
---------------------------------------------------------------------
21 GÜLSÜN KARABABA : Divrig 1971
‘Bir kızımız olsun adı da, Gülsün.’
Etkinliklere Divrigi Kültür Derneği kanadından katılan
4 kızdan biriydi, Gülsün.
Bakkala pazara çıkmayan kız, Sivas’a gitti.
Sivas soğuk olur kalın giyin dediler.
Oysa ki, yangın yeri olacakmış Sivas,
bilemezdi...bilemezdi...
Günlük defterine: Kendi kilidimi açacağım,
kendimi aşacağım, sıradan biri olmayacağım diye yazıyor,
ve hayat felsefem:
‘..Yarın yanağından gayrı her şey ortak...’
diye devam ediyor.
Onlar her şeyi aştı, arşa ulaştı,
Tarihe yeni bir sayfa açtı...
---------------------------------
22 MURAT GÜNDÜZ : Ankara 1971
‘ Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi
kardeşçesine.
Bu Hasret bizim..’
En güzelleri en iyileri yitirdik Sivas’ta.
Murat, Pir Sultan gençlik kollarında görev alıyor, semahçı,
kız kardeşi Birsen’le beraber gidiyorlar Sivas’a.
Kara dumanlar içinden kardeşi Birsen’i çıkarıyor.
Diğerleri Madımak cehenneminden çıkarmaya gidiyor..
Murat.
Birsem, Ruhi Su’nun, şu dizeleri ile anlatıyor Murat’ı:
Ne Mutlu biz insan olmuşuz
İnsan sevgisini gerçek bilmişiz
İnsanın dalında açıp gülmüşüz
Muhabbet insana, cana muhabbet
Söz.. söz veriyorum; Beni yaşarken
görenler, seni yaşarken görecekler
A.adar
12-01-2007, 02:37 AM
23 AHMET ÖZYURT Şarkışla / Ankara 1972
Kendimi bir atom bombası ve bir kuzu gibi
hissediyorum diyordu Ahmet.
Ahmet’te semahçı idi. Üniversiteye girmeye hazırlanıyor,
En çok sevdiği iki eylem,, okumak ve spor yapmaktı.
Günlük defteri güzel sözler kitabı gibi. ....
Sorunlardan kaçmamak tam tersine üzerlerine gitmek gerek.
Evet düşünmek gerek Her kitap okunmalı,
onlardan bir şeyler kapılmalıdır.... diyor Ahmet.
...Gerçekten mutlu kişi gerçekten içinde
bir iyilik hisseden kişidir, önemli olan
insanlık adına bir şeyler yapmaktır. Diyor, Ahmet Özyurt.
İbadeti cuma namazından sonra cana kıymak olanlara ibret:
Onun ibadeti, her an, insanca yaşamak, insanca düşünmekti.
-------------------------------------------------------
24 HANDAN METİN: Divrig 1973
‘[I]Tüm güzellikleri toplayıp uzun ince bir yola çıktım...’
1992 ODTÜ Eğitim fakültesi Biyoloji Bölümüne giriyor
Handan.
Gülsün, Gülender ve Nurhan’la yakın akrabalar
ve 4 kız Divrig Kültür derneği kadın
komisyonunda çalışıyorlar.
Annesi Sultan Metin . Yavrularımız, 8 saat,
geldi, gelecek diye devlet bekledi, 8 saat yandılar....
O yobazlar 8 saat, ‘..şeriat isteriz..’ diye
bağırdılar. Ve Handan yazıyor.
‘...Ayrılmak bir doğa kanunudur.
Bir gün arkadaşlarından, yarın ailenden
Ve son olarak da bu dünyadan ayrılacaksın.
Ama önemli olan zihinlerde bir isim
bırakmak, ölsen bile ölmemiş gibi
yaşatılmaktır.
Onlar, ölmeden, ölenlerden oldu.
Zihinlerimizde 33 isim kaldı, 33'de birer
Kubilay, 33'de birer Pir Sultan oldu..
-------------------------------------------
25 YASAMİN SİVRİ : Ankara 1974
Kamber abi’nin profesörü.
Kitap kurdu. Hacettepe Üniversitesi
felsefe bölümüne gidiyordu.
Pir Sultan’da, semahla başlıyor, giderek
yeni alanlara yöneliyor,
gençlik komisyonu üyesi ve tâbi ki
kütüphaneden sorumlu idi.
Yasemin, Sivas’ta yazar, Aziz Nesin
ve Asım Bezirci ile tanışıp,
görüşlerini açıklayacağı için sevinçli.
Benim en iyi arkadaşlarım kitaplarım diyordu.
Okuyordu okuduğunu yorumluyordu:
.....İnsanlar öldükleri zaman değil,
unutuldukları zaman ölürler... diyordu.
Unutmadık.. unutmayacağız... biz sizi yaşatacağız
--------------------------------------
26 ASUMAN SİVRİ : Ankara 1977
Sokullu Lisesi ı. sınıf öğrencisi. Kamber Hoca,
Çorum’luların bir gecesinde tanışıyor,
Yasemin ve SİVRİ kardeşlerle.
16 yaşında semah hocası oluyor Asuman,
3 grupta 100'e yakın öğrenciye semah öğretiyor.
2 temmuz 93 günü otelden evi arayıp karnesini
alıp almadıklarını soruyor ailesine. takdirname bekliyor.
Takdirname aldığını öğrenemeden yobazlar otele saldırıyorlar.
Kamber Hoca çok sevdiği Asuman için:
Asuman’da her türlü özelik güzellik vardı,
zeki ve çalışkandı, emek veriyor çalışıyor çalıştırıyordu.
Bütün evren semah döner, Aşkından güneşler yanar...
Ateşte semaha duranların en Sirvi başıydı O.
---------------------------------------
27 SERPİL CANİK : Ankara 1974
Kuş olup güvercin donunu giyen
Uyan dağlar uyan Serpil geliyor.
Ticaret lisesinde staj gördüğü bir kooperatifte çalışıyor,
semah çalışmalarımı engelliyor diye
işten çıkmayı bile düşünüyor, üniversiteye gitmek istiyordu.
Serpil semah ekibinin en yenilerinden,
önceden içine kapalı olan Serpil aydınlanma kalesi
olarak benimsediği Pir Sultan Abdal Derneğine gelip,
gül gibi açılıyor.
Ablası Serdar Canik Pir Sultan tiyatrosunda oynuyor.
Ailece gidiyorlar Sivas’a Serpil hiç gitmediği köyleri Banaz’ı da
görecek. Yobazlar Serpil’in anne babasını Ali Baba Mahallesine
ablası Serdal Canik’i Kültür Merkezinde tutsak tutuyor,
onunda Madımak’ta boğuyor karanlık.
Gözü yaşlı Sultan anne: Yavrularım uça uça gittiler... diyor.
‘..Turnalar turnalar, telli turnalar, Semah edende, hakka gidenler...’ 28
28SERKAN DOĞAN : Ankara 1974
Başıma kızıl bağla, ardımdan sakın ağlama, anam....
Serkan Doğan kardeşi Serdar Dogan’la semah ekibinde,
ve kitap ve kaset stantında görev alıyorlar Pir Sultan
etkinliklerinde. Serkan ayrıca, Pir Sultan tiyatrosunda,
Ali Baba’yı canlandırıyor.
Cuma namazından çıkan yobazlardan, korunmak için girdiği,
Madımak oteline cansız çıkıyor Serkan.
Kardeşi Serdar ise, öldü diye atıldığı morgda, tam 12 saat
kalıyor ve tesadüfen bir doktor nabzının attığının
farkına varıyor.
Serkan, otelde yangın başladığında, bir kaç dize
yazıp iç cebine koyuyor.:
‘....Yanıyorum anam sakın ardımdan ağlamasın
Ali’yim ben. Pir Sultan yoluna ölüyorum
Başıma kızıl bağla, sakın ardımdan ağlama....’’
Doğan ailesi SERKAN’ın vasiyete sadık.
Yok gözlerinde bir damla gözyaşı, yakınma.
Yalnızca direnç.. var direnç..
Pir Sultan Pirimiz, Yolunda Ölürüz...
fataLibra
12-01-2007, 02:38 AM
Bir Sivaslı olarak, Sivas' ın bu şekilde anılması çok kötü.
___________________________________
- Nerelisin?
- Sivaslı.
- Yananlardan mısın yakılanlardan mı?
- ...
___________________________________
- Nerelisin?
- Sivaslı.
- Alevi misin?
___________________________________
Bu iki konuşma farkı gibi... Teşekkürler A. Adar.
A.adar
12-01-2007, 02:42 AM
29 BELKIS ÇAKIR: 1975
Güne Umut’tan, ‘ceylanlara karışıp semaha duran.’
Kamber Hocanın kızı, Üniversiteye gidecekti.
Dernekte semahtan sorumlu idi.
Kamber Hoca cehennemden,
Birsen’i, Çiğdem’i, Gülay’ı ve diğerlerini kurtarıyor
kendi öz kızını kurtaramıyor.
Bende astım, bronşit var..
‘O taze ceylanların yerine neden beni almadı ölüm...’ diyor.
Belkıs’ın kardeşi Tuncer’de semah gurubunda.
O olaylar başladığında Madımak Otel’ine ulaşamıyor.
Şimdi Sait Metin’in bıraktığı yerden tiyatrodan
Pir Sultan olmayı sürdürüyor.
BELKIS’ Güne Umut = müzik gurubunda vokal yapıyor,
okumayı ve Zülfü Livaneli’nin şarkılarını çok seviyordu.
Kişilikli, yürekli, yetenekli, tutuğunu koparan
tam bir Anadolu kızıydı. Belkıs..
Kırklar ile yedik içtik.
Kaynayıp sohbete coştuk
Yetmiş yıl fırında piştik
‘Daha çiğsin, yan’ dediler
--------------------------------------
30 NURCAN ŞAHIN : Ankara 1975
Kim yakıştırabilir sana ölümü.
Uzun yıllar çocuk hasreti ile yanan
ve tedavi gördükten sonra ‘can ışığı’ anlamına gelen
Nurcan adını koyduğu kızı doğar. O’nun için annesi Fidan :
Ben seni Allah’tan zorun an aldım, özel olarak sevmek için
kendime doğurdum, diyor.
....Nurcan, belki yaşlanacağım ama asla büyümeyeceğim
diyordu....
Okumayı çok seviyor, derneklerde her işe koşuyor
semah, tiyatro, kitap dergi.
Sivas’a yola çıkarken:
‘...Anne oraya geçen yıl gidenler tuvalet bulamamış,
bizde su bulamayız belki, Bir su ver içeyim....
Annesi Hacıbektaş'tan getirdiği sudan bir bardak veri.
Yarısını içer yarısını da Özleme verir...
Tas tas içtik ahuları sağ iken.
Bir sen iç, sevdiğim birde bana ver.
-------------------------------------------
31 ÖZLEM ÔAHİN : Ankara 1977
Özlem ile Nurcan amca çocukları, bir elmanın
yarısı gibiydiler içtikleri su ayrı gitmezdi.
İçlerinde sınırsız bir insan sevgisi vardı.
Sevdiklerine koşa koşa giderlerdi.
Pir Sultan’ın CHE Guera’nın resimleri olan,
kızıl mendilleri, kollukları, saç bağları, küpeler
kolyeler üretip, dernek adına satarlardı.
Devrimci kişiliklere duygusal bir yakınlıkları vardı.
Bu genç yaşlarında tabuları öyle bir güzel yıkmışlardı.
Onları, ne kanlı Sivas, ne Madımak Otelinde,
ne de mezarlarında aramayın onları,
Onlar kaçıp gittiler cellâtların elinden.
cellâtların yüzlerine gülerek hem de.
Çünkü onlar artık şehirde bir kumru.
parkta bir kelebek, denizde bir balık
düşüncelerimizde güzel bir dostluk.
Ve Onlar: Şu alemde sevgi, yaşadıkça, haksızlığa karşı,
bir isyan bayrağı gibi dalgalanacaklar..
---------------------------------------
32 MENEKŞE KAYA : Ankara 1977
Ötme bülbül ötme, şen değil gönlüm.
Dost senin derdinden ben yana yana.
Bu dünyadan bir Menekşe geçti, 15'inde Sivas’ta yakıldı.
Semaha tiyatroya meraklıydı.
Günleri Pir Sultan Derneği’nde geçerdi.
Evde kardeşi Koray’la saz çalıp semah dönerdi.
Turhal-Tokat, Amasya, Gümüşhane,
Hacıbektaş şenliklerinde tiyatroda oynamış.
İstanbul, İzmir, Ankara’da semah dönmüştü.
Menekşe Kaya 15'inde SON semahını
ı temmuz 93´te Sivas’ta döndü.
Menekşe’lerin üzerine, su yerine kara dumanlar indi.
‘... O Sivas, Ol Kerbela’dan bin kere beterdi...
33 KORAY KAYA : Ankara 1981
Şu dünyadan birde Koray geçti. 12 yaşında Sivas’tan.
5 yaşında yazıyı sökmüştü, Pir Sultan’ın genç şehidi.
Gururlu bir günde, işçi bayramında 1 Mayıs’ta doğmuştu.
Akşam konserde babası İsmail Kaya’nın sazı kırılınca üzülmüş,
Annesine varıp ne oturuyorsun, babamın sazı kırıldı
hadi buradan gidelim demişti....
Ertesi gün Cumhuriyet Lokantasında yemek yerken,
bir haber ulaşır. Cuma namazından çıkan büyük bir kalabalık
valiliği taşladıktan sonra, Kültür merkezine doğru yürümüş.
Zalim felek orada ayırır canları, bir daha göremezler birbirlerini.
Ozan İsmail Kaya kültür merkezine gitmek zorunda kalır,
oradan da Ali Baba Mahallesine hapseder,
hakim güçlerin, derin devleti onları,,
yobazlar rahatça,,, Koray ve Menekşe’leri boğsunlar
Madımak cehennemide... diye..
Sivas’ta yitirdim,
33 goncaydı gülüm.
Elimden aldı bak, ateşle ölüm.
Bende dostlar ile, yere gömüldüm
Çalardı sazım, söylerdi dilim
Aldı onları aramızdan, ölüm....
PİR SULTANLAR ÖLMEZ ......
Dar gören, didar göre, ağıtlarımız umuda döne....
Derleyen: Feramuz Acar,
Randers AKM, Danimarka
Emrahcan
12-01-2007, 02:50 AM
evet açıklamalarla güzel olmuş tşkler hewal abla
Perihan
12-01-2007, 02:59 AM
Yaşanılan bu vahşeti hiç unutmadık ve unutturmadık unutmak birazda kabullenmektir.Bu paylaşımınla unutulmamasına katkıda bulunduğun için emeğine yüreğine sağlik.
Sevgiler...
Papatya
12-01-2007, 03:46 AM
Sevgili heval_sevi emeğine o güzel yüreğine sağlık..
Okurken yine yüreğim acıyla doldu... Lanet ettim o yobazlara...
Bize yaptıklarının kat kat fazlasını çekeler..
Sivası untmadık, unutmayacağız ve unutturmayacağız...
Rojaazme
15-01-2007, 05:49 AM
bacım o koçaman yüregine sağlık
destroyer
15-01-2007, 10:05 PM
Çok güzel bir dost olmuş sevgili heval_sevi can;
O katliam gerçektende inançsal barış adına kötü bir örnek.Hele hele o katliamı yapanların Allah ü Ekber diye bağırmaları ise cehaletin korkunç boyutunun göstergesi.
By@scrable
19-01-2007, 12:04 AM
Öncelikle bu güzel yazılardan ve araştırmadan dolayı arkadaşıma teşekkür ederim.
Bir tarihtir Sivas,ötesinde karanlık olan bir tarih.37 goncamızı şehit verdiğimiz tarih,hiç unutmadığım ve hayatım boyuncada unutamayacağım bir tarih.Bu gün bile ne zaman Sivas deseler Madımak deseler gözyaşlarına boğulurum.O günü çok iyi hatırlıyorum.Sanki daha dün gibi hatırımdan hiç çıkmadı.Sanki o ateş benim içimde yandı.Orda yananların hiç birini tanımıyordum evet ama ne fark ederdi ki ordaki her bir çiçek için ben binlerce kez can vermek istedim.İçimden hep isyan ettim neden diye.
Daha 10 yaşındaydım ama anlayabiliyordum olanları,ben de önce herkes gibi Alevilere ve Aleviliğe yapılmış bir saldırı olarak görüyordum.Ama zaman geçipte araştırdıkça asıl hedefin ordaki aydınlık beyinler olduğunu daha iyi anladım
Arkadaşlar Sivas'ta yananlar sadece Alevi değildi.Onlar Atatürkçü Laik Cumhuriyeti sazıyla sözüyle kalemiyle savunan insanlardı.Bence böyle bir kıyımı sadece Aleviliğe mal etmek bencillik olur diye düşünüyorum.Yanan canlarımızın içinde Alevi çoğunluktaydı bunu asla inkar edemem.Ama gözle görülür bir gerçeğide söylemeden geçemeyeceğim,yapılan saldırı Atatürkçü düşünce ve onun kurduğu Laik Cumhuriyetin aydınlık geleceği için çalışanlara yapılmıştır.Nitekim olaylarda atılan "CUMHURİYET BURADA KURULDU,BURADA YIKILACAKTIR"sözleri iddiamı kanıtlar niteliktedir.Bu düşüncem yüzünden bir çok Alevi tarafından kınandım yani kendi yolumun insanları tarafından.Ama hiç bir zaman doğru bildiğimi söylemekten de çekinmedim.
Sivas Türkiye'nin tarih boyunca üzerinden söküp atamayacağı kara bir lekedir.Sadece Sivas değil Maraş ve Çorum 'da unutulmamalı unutturulmamalıdır.
Bilinmezlik
19-01-2007, 12:09 AM
lanetliyorum yapanlarıda izleyenleride........
hestiyar
22-01-2007, 01:43 AM
arkadaşa teşekkür ediyorum
bütün yaşanan haksızlıklara hep beraber karşı olalım
bu bizim ilkemiz olmalıdır
bütün canlara selam olsun
Diyar
23-01-2007, 01:26 PM
http://www.maxiupload.net/out.php/i8456_3768194711.jpg
SIVAS
"Yumrukluyorum duvarlari
Yumrukluyorum kara gecenin bedenini
Ellerim kan içinde
Nehirler tasmis yanaklarimda
37 can 37 gül çatlamis susuzluktan Sivas'in içinde
Nasil uyku tutar gözlerim
Döne döne semaha duranlar tutustu önce
Sonra türküler
Sonrada siir çigliksiz düstü türkülerin yani basina
Sivas Sivas yigitlikmidir emanet cana kiymak
Yigitlikmidir bir tutam isigi kör bicakla günesten koparim karanliga kurban etmek
Söyle hangi kitapta vardir elleri kollari bagliyi yakmak
Varmidir kardelen akinda bir avuç inciyi ateste tutmak
Böyle garip düstügüme bakmayin
Böyle mahsur durduguma
Varsin atesin suskunlukla beslensin
Benimde yüregim gençligini almis yürür basi dik
Seninde daglarin var Sivas seninde daglarin
Daglarinda sahanlarin...
Gün tutusur canim gece tutusur
Yanginlarda tutsak canlar tutusur
Külün toprak olur yele karisir
Yürür gelir canlar yollar tutusur
Sivas ellerinde sazim tutusur
Köz tutusur canim türkü tutusur
Eller bizi söyler diller yarisir
Özgürlügü yazan kalem tutusur
Canlar can olurda eller tutusur
Dost evinde canim sevda tutusur
Pir Sultanlar ölmez binler yetisir
Akar gelir canlar tarih tutusur..."
Hasan(nım)
24-01-2007, 06:01 AM
saol paylaştıgın içn
yolahürmet
24-01-2007, 06:05 AM
Allah ailelerine sabır versin.8 saat boyunca başkentin dibinde yakıldılar.Ne itfaiye ne jandarma ne asker ne polis onları gördü kurtulmak isteyenlere de tekmelerle otelin içine attılar itfaiyeci ve askerler.Bize her yer Kerbela hangisine yanalım...
mayko35
28-01-2007, 06:12 AM
Sivas başta olmak üzere bütün katliamlarda rol alan yobazlara ve yobaz zihniyetine lanet olsun.Biz bu şer cephelerine karşı birleşmeliyiz.Tarihten alınacak en önemli ders budur.sevgilerle!!!Ayrıca sevgili Heval sevi emeğine sağlık,ne güzel de anlatmışsın canlarımızı.
Dj NüGo
06-02-2007, 12:27 PM
Sivasta öğrenciyim.Her zaman gördüğüm bir yer Madımak Oteli.Her görüşte 93teki olayı tekrar yaşıyorum sanki.Yobaz memleketi olduğu doğru buranın.Alevi kesim alibaba mahallesine sıkışmış kalmış.Neyse kardesler,canlar yüreğinize sağlık diyorum...
hewal_sevi
18-02-2007, 09:05 PM
TÜRKÜLER YANMAZ
Güneşin ak yüzüne bir duman çöktü
Bir türkü çığlıkla ateşe düştü
Kuytu bir köşede bir çiçek küstü
Döktü yaprağını boynunu büktü
Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz
Güllerim yandı yüreğim dayanmaz
Kararmış yüreğin hiç ışığı olmaz
Bilmez misin ki türküler yanmaz
Günü gelir sanma hesap sorulmaz
Dayanır kapına pir sultan ölmez
Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz
Güllerim yandı yüreğim dayanmaz
Edip AKBAYRAM
Alievinden
18-02-2007, 10:50 PM
Bu ateş hiç sönmeyecek....
Diyar
19-02-2007, 03:45 AM
NESİMİ ÇİMEN
"Beni fraksiyonlara bölünmüş sol sevmedi bir türlü. Öyle kendimi beğendirme şirin gösterme derdim de yok... Alevi dernekleri de... Sol sevmedi, çünkü ben hiç bir fraksiyona girmedim. Sanatçının fraksiyonu olur mu? Ben halkın ozanıyım, ezilen biriyim ve elbette ezilenlerden yanayım, ama şu "Sol'un" ve bu "Sol'un" sazını çalamam Alevilik de öyle. Bizim kültürümüzün zenginliği oradan geliyor, ama ben Alevilicilk de yapamam. Çağı geçti bunların. Hem sınıflardan, emekçiden söz ediyoruz. hem de Alevicilik yapıyoruz. Bana bu da ters geliyor. Ama şu var: Türkiye'de ilk Şah İsmail gecesini ben düzenledim. Güçlü bir halk ozanı olduğu için, bir kültür eri olduğu için düzenledim."
Ankara'daki Can Yücel ve Yaşar Kemal'in katkılarıyla düzenledim. Alevi kitlesine yaslanarak yapmadım bunu kültür olayı olduğu için yaptım o'nun içindir ki Alevi derneklerinin toplantılarına pek çağırmazlar beni, Pir Sultan'a da bu yıl çağırdılar, yol param da yoktu ama, 500 bin lira bir yerden bulup geldik. Yokluk, yoksulluk içinde bile olsam Türkiye'de yaşamayı seviyorum.
Gel ey Nesimi sen, senden sor seni,
Sakın ha hor görme asla bir canı,
İnsanları sev sen, eyle secdeni
Mukaddes bir varlık hakkın kendisi
http://www.loadtr.com/resimuploads/9316665dd731f0ca431debf06996bf2b.jpg (http://www.loadtr.com)
A.adar
19-02-2007, 09:08 AM
TÜRKÜLER YANMAZ
Güneşin ak yüzüne bir duman çöktü
Bir türkü çığlıkla ateşe düştü
Kuytu bir köşede bir çiçek küstü
Döktü yaprağını boynunu büktü
Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz
Güllerim yandı yüreğim dayanmaz
Kararmış yüreğin hiç ışığı olmaz
Bilmez misin ki türküler yanmaz
Günü gelir sanma hesap sorulmaz
Dayanır kapına pir sultan ölmez
Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz
Güllerim yandı yüreğim dayanmaz
Edip AKBAYRAM
bu ateşi söndirmiyecekler sevdam
yüreğine emeğine sağlık teşekkürler
By@scrable
20-02-2007, 04:18 AM
Öncelikle gonca arkadaşım emeğine yüreğine sağlık.Bizlerde Muhlis abimizi çok özledik.Onun türkülerini sesini özledik.Ama aramızdan ayrılması demek onu unuttuğumuz demek değildir.Bu gün çok sevdiğim bir dostum msn deki nickine şu sözleri yazmıştı.
TÜRKÜLERİN YANMADI HALA SÖYLENİYOR DİLLERDE
Evet türkülerin yanmadı yanmayacak daha nice kuşak onun türkülerine aşina olacak ve dinleyecek çünkü biz unutturmayacağız.
ÖLÜ GELİN
Açığım yok kapalım yok dünya da,
Ne ise ahvalim sorsunlar beni.
Bir kimseye vebalim yok dünya da,
İster sevip ister kırsınlar beni,
Dilim dönmez nedir gavur müslüman,
Duman ateş demek ateş de duman.
Enel hak bağına girdiğim zaman,
İster kesip ister yüzsünler beni.
Allah kul yaratmış biride benim,
Kimden kaldı bana imanım dinim.
Ne şeytan tanırım nede peri cin,
Konuşan insanım görsünler beni.
Okudum Kuran'ı edep erkanlı,
Yaptığım secdenin kıblesi canlı.
Gerdeksiz gecede bir delikanlı,
Ölü bir geline versinler beni.
Akarsu'yum boşa güldükten sonra,
Azrail yok imiş öldükten sonra.
Gönül tahtım harab olduktan sonra,
Boş kuru hasıra sarsınlar beni.
MUHLİS AKARSU
(1948 - .....)
Sen ölmedin gönüllerde yaşıyorsun.Ruhun şad olsun....
Delikan
17-04-2007, 03:09 PM
Cami çikisi Adam yakan kan emici yobazlari devlet aff etti ama Aleviler, Demokratlar ve Insanlik asla affetmeyecektir ve Dünya döndükçe Sivas, çorum, Maras, Malatya, Kerbela asla unutulmayacaktir!
Tüm Can'larimizin ruhu sad olsun Alevi toplumu onlari yasatmaya devam ediyor.
kimyager89
18-04-2007, 08:41 AM
emeğine sağlık moderatörüm.o otelin yanışını gördüğüm zmn gözlerim dolar hep. içimden bi ses şöyle der bizim gibi masumlara neden böyle yapılıyo?neydi o 35 canın suçu?:( ne demiş Pirimiz "Biz Bir Ölür Bin Diriliriz". bunu herkes görecek...
seyran
18-04-2007, 09:52 AM
Cami çikisi Adam yakan kan emici yobazlari devlet aff etti ama Aleviler, Demokratlar ve Insanlik asla affetmeyecektir ve Dünya döndükçe Sivas, çorum, Maras, Malatya, Kerbela asla unutulmayacaktir!
Tüm Can'larimizin ruhu sad olsun Alevi toplumu onlari yasatmaya devam ediyor.
selam kardeşm katliamlardan bahsetmişsin seni anlaya biliyorum ama şunu untmamalıyız ki sistem öyle bir faşist düzen ki o olayların hepsindede iki tarafta piyondu.kullanıldı.yani sünniler KATLETTİRİLEN,alevilerde katledilen oldu.yani sistem hepimizi acımasız bir varlık yaptı.ben her türlü milliyetçiliğe karşıyım.çünkü faşizme temel oluşturmak istemiyorum.
unutmayalı ki İNSAN ÇIKARDI İNSANLIĞI YOLDAN....2,1)
sivası unutmak kolaymı???
Arguvanlıpınar
10-05-2007, 10:39 AM
Yüreğine Ve Emeğine Sağlik...hizir Yoldaşin Ali Yardimcin Olmasi Dileğiyle
Emrahcan
24-06-2007, 10:17 AM
sevgili dostlar 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas Madımak otelinde devletin
güvenlik kuvvetlerinin gözleri önünde ırkçı faşist şeriatçı gerici yobazlar
tarafından 35 güzel insanımız diri diri yakılarak canice katledildiği Sivas
katliamını lanetliyoruz
Kerbela faciasından sonra Sivasta yaşanan bu insanlık dramı bu vahşet
Her Alevinin yüreğinde kanayan bir yarar ve dinmeyen bir acı olarak devam
etmektedir üzerinden yüzyılların geçmesine rağmen unutulmayan Kerbela
yarası gibi Sivas Madımakta işlenen bu vahşetin üzerinden den yüzyıllar
geçse de her Alevinin aydının Demokratın kısacası ben insanım diyen
her bireyin yüreğinde kanayan bir yara Tarihte ise kara bir leke
belleklerde bir insanlık aybı bir vahşet bir dram olarak yaşayacaktır.
binlercekez lanet olsun.
Sevgilerimle Emrahcan
türkügözlüm58
26-06-2007, 04:14 AM
Lanet olsun...
Lanet olsun...
Lanet olsun...
2 Temmuz Hiç bir zaman kabuk bağlamıyacak bir yaradır bizlerde...
turna gibi
29-06-2007, 02:09 AM
Sevgili Hewal_sevi, duyarlılığından dolayı sana binlerce kez teşekkür ediyorum.
tatilci
29-06-2007, 02:49 AM
Arkadaşlar Madimak Olayi Derin Devletin Sivasi Kariştirarak ülkede Kargaşa çikarmak Için Yaptiği Büyük Bir Komplodur Ben Bir Sivasli Olarak Bunun çok çirkin Bir Provakatörlük Olduğuna Inaniyorum
Lütfen Akilli Olalim Madimak Otelini Ateşe Verenlerin Hiç Biri şuan Hapiste Değil Hatta Ve Hatta Hiç Hakim Karşisina Bile çikmadilar Dahasida Var Suçlu Diye Tutuklanan Ve Idam Istemiyle Yargilanlardan Birtanesi Sivasin çok Iyi Taninan Delilerinden Akli Dengesi Olmayan Birtane Zavalli ölenlerinde Hepsi Otelde ölmedi Sokakta Polis Tarafindan Vuruldu Birçoğu Bir Tane Gençte Benim Gözümün önünde Kafasina Aldiği Bir Kurşunla öldü
Ayni Gün Akşami Sivas Havaalinindan özel Bir Uçakla 20 Kişi Sivasi Terketti Olaylardan Bir Gün önce Bu 20 Kişi Sivasta Halki Galeyana Gtirmekle Meşguldü
Bunlar Sivasin Yerel Medyasi Tarafindan Görüntülendi
Gerekli Yerlerede Bildirildiği Medyada Dile Getirildiği Halde Kimse üstüne Gitmedi
şimdi O Güçler Ozaman Yapamadiklarini şimdi Olayi Kaşiyarak Devam Ettirmek Ve Birşeyler çikarmaya çalişiyorlar
Ben Bir Sivasli Alevi Kardeşiniz Olarak Malesef Sizin Gibi Düşünmüyorum
Kimse Sivasta Gerçekten Ne Oduğu Bilmeden Ağzina Geleni Söylüyor Yazik Daha Akilli Olmamiz Lazim Hele şu Günlerdeböylesi Yanliş Hareketler Sadece Düşmanlarimizin Ekmeğine Yağ Sürecektir Ve Onlarin Işine Yarayacaktir
Yarin üzerinde Yaşayacak Bir Toprağimiz Olmadiktan Sonra Alevi Olsak Ne Yazar Sunni Olsak Ne Yazar
Saygilarimla
hewal_sevi
06-08-2007, 11:02 AM
TÜRKÜLER YANMAZ
Güneşin ak yüzüne bir duman çöktü
Bir türkü çığlıkla ateşe düştü
Kuytu bir köşede bir çiçek küstü
Döktü yaprağını boynunu büktü
Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz
Güllerim yandı yüreğim dayanmaz
Kararmış yüreğin hiç ışığı olmaz
Bilmez misin ki türküler yanmaz
Günü gelir sanma hesap sorulmaz
Dayanır kapına pir sultan ölmez
Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz
Güllerim yandı yüreğim dayanmaz
Edip AKBAYRAM
Unutmadık, unutturmayacağız...
2 (http://www.uludagsozluk.com/k/2/)temmuz (http://www.uludagsozluk.com/k/temmuz/)1993 (http://www.uludagsozluk.com/k/1993/)sivas (http://www.uludagsozluk.com/k/sivas/)katliami (http://www.uludagsozluk.com/k/katliami/)
insanlığımdan utandıran olay...
37 aydınımız hiç yüzünden yakılarak katledilmiştir. tarihimizde çok büyük utançtır.
can yücelin bir şiiri vardır sivas katliamı ile ;
Nasıl Kıydınız?
Sivas'ta 37 ler yandı kül oldu,
Onlar yanmadı birer gül oldu,
Hakkın verdiğini hani hakk alırdı?
Sevap mıydı bu söyle hoca efendi?
Akşamdan kalsam sabaha diz çöksem yerde,
Camii ben, ben camii olsam bir yerde,
insan öldürsen etsen bin tövbe,
Sevap mıydı bu söyle hoca efendi?
Bir koyun oldum aldın canımı,
Pişirdin etimi neden yemedin?
Sevap mıydı bu söyle hoca efendi?
Allah'tan gayrı dostumuz yoktu.
Madımak'ta dedin Allah yoktur..
Allah yolu için Yakın! dedin,
Sevap mıydı bu söyle hoca efendi?
Günahımız Muhammed , Ali miydi?
12 imamın güllerimiydi?
Neden kıydın Can\'a bilebildin miydi?
Sevap mıydı bu söyle hoca efendi?
Can Yücel
A.adar
06-08-2007, 11:09 AM
Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz
Güllerim yandı yüreğim dayanmaz
Edip AKBAYRAM
aleviadam_58
06-08-2007, 01:51 PM
çalismandan ötürü kutlluyorum arkadasim
akin-ozdemir
06-08-2007, 09:57 PM
tarih:2 temmuz
yer:sivas/madimak oteli
insanlik tarihine kara bir lekedir 2 temmuz...bu kara leke hicbir zaman silinmeyecektir sivastan,madimaktan...
Biz bakmaya kiyamazdik nasil yaktiniz siz bizim canlarimizi?Sandiniz ki aleviler siner,türküleri susar...cani oldugunuz kadar da safsiniz..biz maraslar görduk,corumlar gorduk ne türkümüz sustu,nede yuregimizdeki ates sondu..biz ne o olaylari unuttuk nede sivasi unutacagiz...
sandınızkı onlar yaninca türküleride,fikirleride yanar...yanmadi ne türküler yandi nede onlar...biz hala onlarla aglayıp onlarla guluyoruz...
bu kara lekeyi silmeye türk yargisinin gucu yetmedi siz simdi hala serbestsiniz...ama sunu unutmayın yasınız kac olursa olsun bir gun mutlaka bu yargi size gereken cezayi verecektir...siz ve sizin gibi olanlar gun gelecek tarihin o kara sayfalarina gomuleceksiniz....
icim yaniyor sivas deyince,yuregim kaniyor madımak diyince,gözüm doluyor 37 dedikce....kelimeler bitiyor duygularımı anlatmaya ve sadece aglıyorum....canım cok aciyor dostlar canim cok aciyor........
saygılarla
Birindar
06-08-2007, 11:26 PM
çok güzel bir video izlemenizi isterim
http://www.youtube.com/watch?v=yMgmr6UuLe4
dersim_station
06-08-2007, 11:43 PM
video inanilmaz güzeldi can sagol varol
Birindar
06-08-2007, 11:45 PM
beğendiğine sevindim yoldaş
hewal_sevi
20-09-2007, 05:34 AM
Çünkü beyaz bir gemidir
ölüm
Siyah denizlerin hep
çağırdığı
batık bir gemi
sönmüş yıldızlar gibidir
Yitik adreslere benzer
ölüm
Yanık otlar gibi.
Behçet Aysan böyle anlatıyor ölümü!!!
Sivası UNUTMAK İnsanlıktan vazgeçmektir.
Zzeynocan
20-09-2007, 05:57 AM
Bir Sivas'lı olarak bazen Sivas'lı olmaktan utanıyorum.Sebebiyse yakanlarla aynı kefede olduğumuzu sanmaları ama bizim yakılanlardan olduğumuzu anlamaları için onlarıda yanması LAZIM...
SİVAS KATLİAMINI UNUTTURMADIK,UNUTTURMAYACAĞIZ...
Ebru_Sultan
20-09-2007, 06:08 AM
madımakta bu ülkenin haysiyeti şerefi geleceği yandı
asırlar geçsede bu katliamı unutturmayacağız
sude_naz
09-04-2008, 03:36 AM
Aslında yazılacak fazla şey yok herşey ortada. LAnetler olsun...!
Eğer bu katliamı gerçekleştirenler insansa ben insan değilim.
Eğer onlar Alalhın kulu ise ben Alahın kulu değilim.
Eğer onlar Müslümansa ben Müslüman değilim.
sude_naz
09-04-2008, 03:47 AM
çok güzel bir video izlemenizi isterim
http://www.youtube.com/watch?v=yMgmr6UuLe4
O günün oradaki buunana mahlukların hayvanlığını caniliğini anlatan eşşiz bie video. Bi o kadarda acıklı.Yüreğinde azıcık insan sevgisi taşıyan her insanın izleyipte ağlamaması imkansız.:(
Divrikli
09-04-2008, 03:54 AM
NURCAN ŞAHİN- ÖZLEM ŞAHİN
Nurcan şahin'in annesi Fidan Şahin, yirmiyedi yıl Anadolunun çeşitli yörelerinde görev yapan bir köy ebesi. Amcasının oğlu Mahmut'la bir akraba evliliği yapıyor. Bu evlilikten doğan üç çocuğuda doğumundan kısa bir süre sonra ölüyor. 03 Mart 1975'de adını "Canışığı" anlamına gelen Nurcan koydukları bir kızı oluyur. Nurcan Şahin küçüklüğünden itibaren Fidan Şahin'in yaşamına bir başka sevinç ekliyor.Fidan Şahin "Onu özel olarak sevmek için kendime doğurdum. Nurcan'ım olmadığında evde bir suskunluk bir sessizlik olurdu. Nurcan'ın gelmesiyle eve bir şenlik havası doğardı" diyor.
Nurcan büyüdükçe kendini bütünüyle okumaya veriyor. Nazım Hikmet'in şiirlerini ve diğer ilerici yazarların yapıtlarını okuyordu. Köyümüz Şarkışla ilçesi Saraç köyüdür. Köyümüzün kültür ve dayanışma derneği vardır. Nurcan amcasının kızı, kader arkadaşı ve can dostu Özlem ile birlikte derneğin çalışmalarında görev alırdı. Sunuculuk yapar geneleksel oyunumuz Semah dönerlerdi. Herhangi bir şeye kızsam " Anne beni lafla dövme, eline terliğini al sinirin geçirinceyi kadar döv" derdi. Ben onu dövme şöyle dursun "gözün kör olsun bile diyemezdim". Bir günden birgüne "Allah Canını Alsın" demedim. Allah almadı ama yobazlar aldı.
Nurcan ile Özlem şahin amca çocukları aralarındaki ilişki kardeşlikten öte. Çocuklarından itibaren birlikte büyüyor, birbirlerine can yoldaşı oluyorlar. Özlem'de simsicak sevimli, cana yakın insan sevgisiyle dolu bir genç kız. Özlem'in kendine güvenen rahat bir yapısı var, o'da Nurcan gibi gülmeyi seviyor. Hızlı ve sürekli ve akıcı konuşması en önemli özelliklerinden biri, konuşmaya bir başladımı susmak bilmiyor. İkiside yaşıtlarından daha rahat iyimser ve olgunlar. Çirkinlikler ve kötülükler rahatsız ediyor ikisinide.
İkiside ölüme çok uzak iki çocuktular.Özlem Şahin umursamaz dile dolu bir kızdı, hep çocuk kalmak, hiç büyümemek istiyordu. Büyüklerin yapmacıklı ve abartılı dünyası güldürüyordu onu. Odasının duvarına astığı bir kart belki yaşlanacağım ama asla büyümeyeceğım. Az ama öz yaşadılar. "İnsan sevgisiyle yürekleri doplulu olan canları ve biz anneleri de yaktılar. Yüreklerimize insanlık sevgisi yerine kin ve nefret doldurdular." diyen şehit annelarına kulak verelim.
hepsi için yüreğimiz yanoıyor ama nurcan ablamın yeri ayrı bendee hepsine bi kez daha haktan rahmet diliyorum sivasın ışığı sönmez içimzdeki ateş gibi :(:(
bektasiyiz32
09-04-2008, 03:56 AM
SİVASI UNUTMADIK,UNUTMAYACAGIZ,UNUTTURMAYACAGIZ...
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.