:
Dersim Kırımı / Dersim Dosyası
Derviscemal
11-01-2007, 10:32 PM
Nokta Dergisi Kapağı 1987
Aşağıda okuyacağınız Araştırma Yazısı Nokta dergisinde yayınlanmış yazıdır. Tek cümle ve harf katılmamıştır.
http://img132.imageshack.us/img132/8930/noktadergisi1987haziranvs1.jpg (http://imageshack.us)
Derviscemal
11-01-2007, 10:34 PM
http://img105.imageshack.us/img105/2932/dersimdewahalboriyeaj8.jpg (http://imageshack.us)
Derviscemal
11-01-2007, 10:36 PM
http://img105.imageshack.us/img105/1769/hasankarataszh1.jpg (http://imageshack.us)
Derviscemal
11-01-2007, 10:38 PM
http://img226.imageshack.us/img226/4539/kamerciceklh1.jpg (http://imageshack.us)
Derviscemal
11-01-2007, 10:39 PM
http://img154.imageshack.us/img154/6682/menezakkayare6.jpg (http://imageshack.us)
Derviscemal
11-01-2007, 10:40 PM
http://img150.imageshack.us/img150/8945/nuraliyerlikayaui6.jpg (http://imageshack.us)
Derviscemal
11-01-2007, 10:42 PM
http://img154.imageshack.us/img154/3577/veelazigbugdaypazari198pn6.jpg (http://imageshack.us)
Derviscemal
11-01-2007, 10:42 PM
Değerli misaiflerimiz,
aşağıdaki açıklamayı satır atlamdan okuyunuz.
saygılarımla,
Derviscemal
11-01-2007, 11:51 PM
1938 VE ÖNCESİ DERSİM
"Bizi kamyona doldurdular.
Tüfekli iki erin nezaretinde.
Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular.
Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar.
Tarih öncesi köpekler havlıyordu."
Cemal Süreya
Korkunç Yavuz’un, İsmail’e Şah çektiği tarih derkenara yazılsın ve hatırlansın: Osmanlı – Pers savaşının galibi Yavuz Sultan Selim, tek kale uzatmaları, istila alanlarında Kızılbaşları kese biçe sürdürür. Bu sınırsız katliamdan kurtulabilenler, Munzur ve Mercan sıra dağlarını kendilerine siper tutabilenler olur. O tarihten beridir Dersim, sınırları içinde hep mesafeli durur Osmanlıya.
Kuzey Afrika’dan Yemen’e, Viyana önlerinden Kafkasya’ya uzanan Osmanlı İmparatorluğu, 1514’de Çaldıran Savaşı’yla sınırlarına dahil ettiği ve ancak egemenliğini tesis edemediği Dersim’i, beş yüz sonra, enkazının saklısında tuttuğu nur topu gibi bir sorun olarak, Türkiye Cumhuriyeti’ne miras bırakır! Ne halifeliğin şeriatına, ne padişah hükmüne boyun eğmemiş Dersim ahalisi, Kemalist iktidara da sarık - şapka çıkarmaz; geleneğine uygun dikbaşlılığıyla, sınırlarına dahil olduğu merkezi otoriteye ne asker verir, ne vergi.
Enleşe, genleşe sınırsızlığa hüküm salacak Osmanlı İmparatorluğunun tecrit çemberi içinde, Dersimlinin kendine hükümran yaşayışının bir bedeli vardı. Dağlarını kendine siper tutan Dersimliler, dıştan gelen her saldırı dalgasını, ilerlediği yerde hırpalayıp dışına kusan yabanıl bir bağışıklıkla efsunluydular adeta. Geçitlerin elverdiği boşluklardan sızan seferi orduların nal selleri işitildiğinde, aşiretler çoluk çocuğunu ayak altından kaldırıp, yamaçlara heyelan düşüren bir hengame içinde, çete düzeni alıyorlardı o hızla. Mercan Geçidi, Ali Boğazı ve Pülümür kanyonu gibi dıştan gelen saldırılara geçit kapısı gibi görünen yerler, Hanibal’in filler sürüsüyle Alplerin eteklerinden Po Ovası’na yürürken yaşadığına benzer telef oluşlar, yamaçlara tutunan kayaları harekete geçiren görünmez, yabanıl doğal tuzaklar taşıyordu. Patikaların uzandığı uçurumları, gedikleri, geçit vermez meşelikleri, derin, engebeli koyakları, taşkın dereleri ve yaban hayatıyla uyumlu yaşayan Dersim aşiretlerinden yana taraflıydı doğa. Çeperde, içerlerde yekdiğerine eklenerek yaşanan çatışmalar, seferler azdan az, çoktan çok bir minval üzere sürüp gider.
İmparatorluğun gelip geçen askeri ulemaları, her yenibahar döndüğünde, bir önceki güz mevsiminden yarım bırakılmış Dersim seferini tamamlamaya; yeni ordular dizmeyi adet edinirler. Ve böylelikle mevsimler yıllara, yıllar yüzyıllara akar; nice sultanlar gelip geçer, kimler nice sınarlarsa da egemenlik hükmünü, nafile! Talih, bir türlü seferi ordulardan yana dönmez; Dersim’in fatihi olmak hiçbir paşaya, sultana nasip olmaz!.
İki sefer arası boşluklar, Arapkir’den Bayburt’a, Egin’den, Erzincan’a Çarsancak’tan Çemişgezek, Harput ve Maden’e, Dersim’i çevreleyen ilçelerin uleması, sancak beyleri ve mirlerin Divân-ı Hümâyun’a sundukları şikayet dilekçeleriyle doludur. “İdare-i Şahanelerinin” şeriat hükmünün bölgede bir an önce tesis edilmesi dilekleri, boşluğu kapamaya yetmez. Bu uzun tekerrür tarihinin özeti şudur: Timurlenk’i ve Korkunç Yavuz’u Mercan ve Munzur sıra dağlarının öte yüzünde, Kamah kalesinin yamaçlarında eğleyen Dersimliler, onları izleyen dolu dizgin taburlara daha çokça nal döktürüp, çarık eskittirirler; kuşaklar boyu ödedikleri bedele karşılık!..
Birbirini izleyen saldırı ve seferlerin yerleşik hayatı tahrif ede geldiği, ekili tarlanın biçilemediği, harmanın kaldırılamadığı, tohumun topraktan geri dönmediği açlığın, kıtlığın, çekirge sürülerinin aman vermediği bir kıstırılmışlık içindeki aşiretler çareyi, çevre madenleri ve ticaret tekelini elinde bulunduran uzak yakın kasaba merkezlerine, kervan yollarına kol atmakta ararlar. Depolara, ambarlara, taşınabilir mallara tamah, toplumsal bir ihtiyaçtan geliyordu. Kenar kasaba merkezlerine kurulmuş mülki idare konaklarına, askeri garnizonlara, bulduğu her fırsatta kol atıp taciz etmek de vardı bu karşı saldırılarda. İnançlarına ve varlıklarına yönelmiş tehdidi savmak, imparatorluk düzeni içinde kendilerince tutturulmuş düzeni korumak istiyorlardı. Dersimin kadim yerlileri Qalmem ve Sıx Hesenoğulları ve aynı ayrıksı inançlarla ortak bir yazgıya bağlanmış boy ve aşiretler, kendilerince bir cemaatler hukuku ve mülkiyet tarzı oluşturmuşlardı...
Söz konusu bu mülkiyet tarzında, miri beyine, sultana ve Allah’ın yeryüzü zabitlerine zırnık yoktu! Meralar, sürüler, ekinler; derelerin suyu ve dönen değirmenler, ulu ceviz ağaçları ve damarlarında evvel zamanların özsuyunu dolaştıran dutluklar aşiretin ortak malıydı; çobanın ve aşiret reisinin aynı sofraya bağdaş kurduğu ilkel ortaklığın kavim kardeşlik payıydı. Dört dağ arasına birikmiş aşiretlerin kapalı devre mülkiyet düzenine, ortaklık hukukuna, birbirleriyle ilişkilerinin düzenleyicisi ekabirler topluluğuna, töresine, eskil tanrılarına, duasına, niyazına, diline hâlel gelmesin isteyen Dersimliler, bu moral inanışla onara gelirler bin parçalanmışlıklarını. Yazısız, kitapsız, hesapsız, bir toplum yaşayışıdır bu. Kurumsal, organik devlet düzenlerinin nüfuz edemediği kendine özgü bir toplumsal düzendi her şeye karşın, eski Dersimli’nin Kırmanciya Belek (Alaca – renkli- Kırmançiye çağı) diye adlandırdığı kapalı devre hükümranlığı.
Derviscemal
12-01-2007, 12:11 AM
DARALAN OSMANLI, KANAYAN DOĞU
Kuzey Afrika, Balkanlar ve Kafkasya’da birbiri ardına egemenlik sahalarını yitiren Osmanlının, Doğu’da egemenliğini pekiştirme çabaları Dersim havzasında boşluğa düşer. Tanzimat yıllarından başlayarak Dersim’e ardı arkası kesilmez seferler, yüzyıl döndüğünde, daha da hız kazanır. Bu başarısız seferlerin sonrasındadır ki, Dersim’in karakteristiğini özetleyen şu vecize tarihe geçer:
Derviscemal
12-01-2007, 12:11 AM
“DERSİME SEFER OLUR ZAFER OLMAZ!”
Olmazı olduran tarihi koşulların tecellisi gerekliydi belki de. 1877’den 1930’lara gelindiğinde irili ufaklı sayısız müdahalelerin yanı sıra, Dersim aşiretlerini ısla ve imha amaçlı 11 kapsamlı askeri seferin tarih kayıtlarına geçtiği görülür.
Anadolu’da tüm taşların yerinden oynadığı 20. yüzyılın ilk çeyreğinde, azınlıklara bir bir pay edilecek büyük kırımlara, lanetli bir kapı aralanır. Azınlıkları azınlıklara kırdırma politikası daha sistemli, planlı, kapsamlı bir yürürlük bulur yeni dönemle. Sultan Abdulmecit’in Şâfii Kürt aşiretlerinden devşirdiği “Hamidiye Alayları”, Doğu’da gayri - Müslimlerin imhası için hareketlendirilir. İdris-i Bitlisi’nin mirasına varis sayılan Hamidiye Alayları, Koçgiri üzerinden Dersim Kızılbaşlarına yöneltilir. Dersim’e yönelik 1908 saldırısında ve 1916’da Ovacık’a taşınan Erzincan Şurası’nın dağıtılmasında, Cibranlı Halit komutasındaki Hamidiye Alayları öne çıkar. Bunu takip eden yıllarda, Hamidiye Alyları’na benzer bir karakter taşıyan Çerkes Alayları’nın Pertek üzerinden Pilvenk dolaylarına yangın ve talan taşımanın yarışına katıldıkları görülür.
Yavuz Selim ve bağdaşığı, İdris-i Bitlisi’den beridir ki, Dersimlilerin inançları kökleşmiş egemen yargıyla sapık, din - dışı bir batıllığı ifade etmektedir. Ol sebeple dökülecek kanları, talan edilecek malları helâl sayılır. Derme çatma ordulara verilmiş bu ruhani gerekçe, bölge insanına karşı acımasızlığın ve yağma duygusunun kamçısı olur. 1938 Soykırımında başı çekecek olan Hozat Alayı’nda subay olarak görev yapmış ve Dersim olaylarını kurgusal bir keyfiyet içinde Cemo, ve Memo adlı romanlarına konu yapmış romancı Kemal Bilbaşar bu kitaplarına referans aldığı anılarında, Sürgünler Alayı olarak nitelendirdiği Hozat Alayının ipten kazıktan kırmış, iflah olmaz suçlulardan oluşturulduğunu dile getirirken; siyasi – askeri kurmaylığı ve basınıyla üstten organize, planlı bir kırımı açıklamaya çalışır kendince. Yine de bununla, kök tutmuş bir geleneği açığa vurmuş olur: Azınlıkların imhasında kullanılan “Suçlular Alayı”, aşiret erleri, devşirmeler, derin devletçi, Teşkilatı Mahsusa’cı araç ve metotlardaki sistemli bir politikaya işaret eder.
1921’de Batı Dersim – Koçgiri bölgesine Merkezi ordu ve Topal Osman’ın yönlendirdiği paramiliter güçlerle girişilen yığınsal katliam, Dersim’de derin yaralar açar. Yenilgiye uğratılan Koçgiri ayaklanmacılarının önderi Alişer, İç-Dersime çekilir. Aralıklarla Pülümür, Nazimiye, Mazgirt, Pertek üzerinden gelen saldırı dalgalarına paralel geçen sonraki yıllar, Dersim sorununun köklü olarak halledilmesi için plan ve hazırlıklarla geçer.
Osmanlı’da olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra da, devlet sınırları içinde egemenliğin tesis edilemediği bir bölge olarak durmaktadır Dersim. Ankara Hükümeti için halledilmesi gereken temel bir sorundur bu. Şıx Sait ve Ağrı ayaklanmacılarının bastırılması, Piran, Çevlik ve Zilan katliamının sonrasında, nihai hedef olarak Dersim’e yönelmenin zamanı geldiği ilan edilir. Ağrı İsyanı’nın bastırılmasının zafer sarhoşluğuyla dönen ordular, o hızla Dersim’e yönelir. Fakat Dersim Sorunu için daha köklü bir seferberlik planı ve hazırlığının gereğini anlamış olarak; alaylar hırpalanmış bir şekilde geri çekilir.
Bunu takip eden yıllarda, dönemin meclis tutanakları ve gazeteleri incelendiğinde, Dersim ahalisine karşı hararetli bir kampanya dikkat çeker. Toplu kırım ve tehcirin zorunluluğuna işaret etmektedir raportörler. Gazete yazarları, cedlerden saklı kalmış Dersim sorununun gelecek kuşaklara bırakılmadan köklü olarak halledilmesine dair cesaret telkinleri yapmakta, yetkilileri genel seferberlik düzenine çağırmaktadır. Yetkenin düşündüğü de budur zaten!
25 Aralık 1935’de çıkarılan Tunceli Kanunu, bölgeye, olağan üstü yetkilerle donatılmış bir genel valinin tayinini öngörmektedir. Buna paralel çıkarılan Tehcir ve İskan Kanunu, Dersim ahalisine dönük kapsamlı bir kırım planını da saklı tutmaktadır satır aralarında.
Derviscemal
12-01-2007, 12:12 AM
ANADOLUDA SON “KOLONİ” SEFERİ
Bu ara başlıkta dikkat çekecek “Koloni” sözcüğünü Jandarma Genel Komutanlığı’nın Dersim raporundan alıyoruz. Anlatının ilerleyen seyri içinde başlığın askıda kalmayacağı görülecektir. 2 Ocak 1936 yılında Dördüncü Genel Müfettişlik unvanı ve sömürge valisi statüsüyle Korgeneral Abdullah Alpdoğan Elazığ’daki görevine başlar. Bakanlar kurulunun 4 Mayıs 1937’de çıkardığı “Tedip” (uslandırma, terbiye etme) kararıylaa öngörülen kitlesel kıyım çanları çalınmaya başlar!
Bölge Valisi, Erzincan’a karargah kurmuş kurmaylık kadrosu ve Ankara Hükümeti’nin koordineli yürüttüğü son büyük Dersim seferi, 1937 yılının bahar aylarında başlar. Harekatın birinci yılı, Dersim’in hava bombardımanı altında tutulması, Seyit Rıza, Use Seydi, Fındık Ağa, Cebrail Ağa, Qemer Ağa gibi ileri gelenlerin yakalanıp idam edilmeleri (15-16Kasım 1937), Aliye Qax gibi diğer sayılı isimlerin zindanlara doldurulmaları, ailelerinin toplu kırımdan geçirilmeleri ve bu tehdit altında bölgenin önemli ölçüde silahsızlandırılması gibi önemli olaylarla yüklüdür. Bölgeye egemen kılınan bu ölümcül tehdit altında kimi aşiret adamlarının izci olarak katliam birliklerinin önüne düşürüldüğü 1938 yılında, Dersimi kırıp geçirecek asıl büyük soykırım yaşanır.
Kılıçartığı eski Dersimlilerin “Tertele Philo Pyen” “Son Büyük Köklü kırım” diye andıkları o lanetli yıla geçmeden, Elazığ Buğday pazarında ipte sallanan Seyit Rıza ve UşÃªnê Seidi’nin, gök boşluğunda yankısız kalan sözlerinin hatırlanması gerekiyor burada:
1931 ya da 32 yılı olmalıdır. Seyit Rıza, tuz yüklü elli katıra eşlik eden elli adamıyla Pülümür tuzlaklarından dönmektedir. Pulur önlerinden geçerlerken, adamlarıyla davet edildiği karakolda çay, yemek, ikramla oyalandırılırken, telgraflarla ayaklandırılmış Hozat Süvari Birliği’nin tecrit karakolunun imdadına yetişmesi beklenmektedir. Kurulu tuzak fark edilir. Murdar edilmiş sofra dağılır. Seyit Rıza adamlarıyla bir biçimde karakolu terk eder. Emanet bırakılmış yerde duran silahlarına ulaşır. O arada oğlu Şıx Hesen ve bir adamı karakolda rehin kalmıştır. Yetişen süvari birliğiyle yaşanan çatışmanın kansız bitmesine iki taraf da özen göstermektedir. Seyit Rıza karakolda rehin kalmış oğlundan dolayı, süvari birliği komutanı ise, müstahkem mevkii tutmuş hasmının şerriyle çekincelidir. Karavan atışlarla danışıklı süren çatışma, velhasıl kan dökülmeden bitirilir.
Çatışmanın sonrasında Axdat’a doğru, yoluna devem eden Şeyit Rıza’nın yoluna Qasımoğli dedikleri beyazdonlu bir Dersimli çıkar: “-Rızoo! Rızoo ! hona ki xeleşina? Tı sere xo wena, sere maki piya!..” (Rıza, Rıza!.. Senin kurtuluşun yok! Bu gidişle sen başını yiyeceksin, bizimkini de birlikte!)
Bu sataşmaya karşılık Seyit Rıza, hayli içerlemiş, nemli gözleriyle şu yanıtı verir: « -Kheko! Va mıradê sıma bıbo. Koê Dêsımi de kemere ke gına kemere, sıma vanê so taxalet be. Bızane ke taxelet biyaina mına sıma nêxeleşine, ıhı jü êwro ez sona taxelet bena. Êwro roca mına, meste sırayena sıma. Yine ke teselia xo mıra gurete, ez zê namê xo zana mına mırd nêbenê. »
(Varsın sizin muradınız olsun kardeşim! Dersim’de taşa değen taş, varsın benden bilinsin. Bilsem ki, onlar benim kellemi alarak sizin yakanızdan düşerler, hemen şimdi gidip vereyim kellemi onu isteyenlere. Ama korkum odur ki, bugün bizim yarın sizin sıranızdır. Adım gibi biliyorum ki, onlar bizim başımızı aldıktan sonra, zürriyetimizi kesip biçmeye doymayacaklar!)”
Bu konuşmanın tanıklarından Hesene Aliye Rosto’nun anlatımlarına konu olan bu sözlerde öngörülen, başa gelecektir ne yazık ki. Şeyit Rıza’nın küçük oğlu Hüseyin, hava bombardımanından aldığı bir yarayı taşıyarak bedeninde, Elazığ’da yargılanmakta olan babasını ziyarete gitme gafletinde bulunur, çocukça bir saflıkla. “Ziyaretçi” oracıkta derdest edilip idam mahkumlarına dahil edilir. Seyit Rıza’nın infaz yetkililerinden son ve tek isteği oğlunu kendisinden sonra asmalarıdır. Ama infazcılar son isteğinin tersini yaparlar. Gözleri önünde ailesinden hayatta kalmış son çocuğunu da idam ederler kendisinden önce. Böylelikle, ölümünden sonra da tüm kavmini kaybedeceğini öngörmüş Seyit Rıza’nın yüzünde ki acının baremini test eder infazcılar kendilerince. İinfaza memur edilmişlerden biri olan İhsan Sabri Çağlayangil’in, “tüylerini diken diken eden” de bu pervasızlıktır biraz da:
Derviscemal
12-01-2007, 12:19 AM
“Findik Hafiz'in idamı bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi, sessizliğe ve boşluğa hitabetti.
- Evlade Kerbelayime, Be - gunayime, Ayıbo, Zulumo, Cinayeto. (Evlad-i Kerbelayız, günahsızız, ayıptırr, zülümdür, cinayettir.) dedi.
Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaslı adam rap - rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu. Kendi infazını yaptı.”
Seyit Rıza idam sehpasında “suçsuz ve günahsızız” diye haykırırken, Dersim gerçeğine de bir anlam vermiş oluyordu. Etnik varlıklarına, dillerine, kültürlerine, ayrıksı inançlarına hiçbir varolus şansı ve başka bir hal tarzı tanınmamış; “Koloni Valisi” yetkileriyle bölgeye atanmış Apdullah Alpdoğan’ların insafına ve keyfiyetine kalmış sahte bir yargılanmanın kurbanlarıdır Onlar gerçekte. Ne savunmanları vardı, ne de yasalar karşısında tutunabilecekleri hakları... İddianamelerini okuyan savcının, kararlarını veren mahkemenin dilini bilmiyorlardı. (Çağlıyangil’in Anıları’nda, yargılandığı mahkemenin dilini bilmezliğin, infaz kararının “İdam tune” olarak anlaşılması gibi, dalgası geçilen bir hikayesi de vardır.)
Son Dersim isyanı, başkaldırısı, ayaklanması dedikleri de, aslında savunmaya dönük bir direniştir sadece. Yıllar süren hazırlıkla gelen organize, planlı bir imha hareketine karşı, Seyit Rıza ve bazı aşiret liderlerinin çoluk çocuğunu toplu imhadan kurtarma, can havliyle bir şeyler yapabilme çabasından başka bir şey değildir, idamlara gerekçe sayılan “İsyan”. Dönemin canlı tanıkları Dersim yaşlıların ezici çoğunluğu, bunu böyle bilir böyle anlatırlar. Bu kimlerince naif bir değerlendirme olarak görülse de, Dersimliler, olanca hareketli tarihlerine karşın, varlıklarını, ata toprağını korumanın ötesinde bir amaç taşımadılar. Özgürlüğüne ve bağımsızlığına tutkun bir halk olarak öne çıkıyorlardı ama, devlet ve devletleşme arzusunu bir başkaldırı düzeyinde ortaya koymadılar. Devlet, doğalarına, kültürlerine aykırıydı onların. Gelip geçen devletler karşında hep bir savunma çizgisinde kaldılar. Kendileri gibi yaşayan Aborijinler, Kızılderililer, ve diğer heterodox (ayrıksı) halklarının yazgılarını paylaşmaktan kurtulamadılar bu yüzden de. Örgütlü, kurumsal devlet saldırıları karşısında geleneksel doğaçlama olanaklarıyla tutunamazlardı elbette.
Sadece Seyit Rıza seceresi izlendiğinde Dersim’in trajik yazgısına örnek sayılabilecek makus bir tarih gerçeği çıkar ortaya. Seyit’in büyük büyük dedesinden torununa uzanan seceresinde, eceliyle ölebilen tek kişi babası Seyit İbrahim’dir. Misafir çağrıldığı karakolda rehin alınıp, yıllarını zindanda geçiren oğul Sıx Hesen, sakatlanmış olarak salıverildiği 1937 yılında, 42 kişilik aile efradıyla topluca yok edilenler arasındadır. İş, Seyit Rıza ailesinin yok edilmesiyle kalmayacaktır
1937 yılında Anafatma Köprüsü’nde yakalanıp Elazığ’da yargılanıp asılanlar arasında yer alan Kureşan aşireti liderlerinden UşÃªnê Seidi’nin, ŞÃªğank köylüleriyle vedalaşırken ettiği şu sözler, Seyit Rıza’nın uyarısına benzer bir kaygıyı ifade etmektedir:
“Xatır ve sıma qomo! Ez zanen ke, yê ma lao, yê sıma ki qelfeo! Naynu ke teseliya xo mara gurete nafa ki cêrenê ‘ra sıma ser, mevazê ke ağlerê Dêrsımi ke eşti dare ma xeleşime.”
(“Ahali, hepinize elveda! Biliyorum ki bizimkisi iptir, sizinkisi kafile!.. Onlar bizden kurtulduklarından emin olduklarında, kafile, kafile hepinizi yok etmeye dönecekler!”)
Dersim yaşlılarının aktarımlarından kayda alınmış bu sözler keşke, boş birer kehanet olarak kalsaydı. Öngörülmüş olan ,olanca sınırsızlığıyla gerçekleşir ne yazık ki. Kırımdan geçirilenler, aşiret liderlerinin aileleri de olmayacaktır sadece. Darağaçlarından indirilenlerin bedenleri şimdi nerede yatıyor bilinmez ama, Dersimin her bir deresi, değirmeni, mağarası, kuytusu, her dağ ardının, üstüste yığılıp gaz yağlarıyla tutuşturulan toplu cesetlerin külleriyle örtülü olduğunu bilir, ölülerin altından sağ çıkanlar.
Alê Qaymakami, Yemen Savaşı’na katılmış ve tüm tertibini çöllerde yitirip 15 yıl sonra yurduna dönebilmiş, savaş malulü, yaşlıca bir Dersimlidir. Çevre köylerden, mezralardan toplanan ahali, Rosto Değirmeni yakınındaki “Çhelengi” (Topalgil)in Tarlası’na, süngü zoruyla sürülmektedir kafile kafile. Bu hengamenin ortasında, dokunulmaz bir edayla, harman savurmaktadır Alê Qaymakami. Çok geçmeden bir gurup asker gelir, harmana kibriti çakar, onu da palas pandıras katarlar önlerine. Ve çok geçmeden urganlar, kalın sicimlerle birbirlerine bağlanmış, ağır makineliler önünde bekletilen kalabalığın arasında bulur kendini madalyalı savaş malulü!
Alê Qaymakami, Türkçe’yi iyi bilmektedir. Bir biçimiyle sesini komutana ulaştırmayı başarır, bağlı bulunduğu kalabalığın arasında. “Bizi öldürmesine öldüreceksiniz komutan beg, der, bari izin ve,r bir adağım var gidip onu dağıtayım, öldüreceğiniz bu masum çocuklar adına!”
Komutan, bu beklenmedik çıkış karşısında itiraz edemez: “Buyur, git dağıt adağını, kime dağıtacaksan! Buradan gözüm üzerinde olacak!”
Alê Qaymakami istediği izini alır. Evine doğru yürür. Ev damından kuyruk yağı yüklü bir siniyle açık yere çekilir. Ölümü bekleyen kafile, kafileyi çepeçevre sarmış askerler hep birlikte o yöne yüz çevirmiş kurban törenini izlemektedir.
Alê Qaymakami’nin adağını adarken ettiği dua, yaşamış kırımının sınırsızlığını özetler niteliktedir:
“Haqo, medağê tuyo ! Qulı butu qırr kerdê. Kês çinoke qırva boro ! Medağê tuyo ! Mı sarebırno, kutıke borê »
(Ey Haq bu senin ölü yemeğindir ! Kul bırakılmadılar ki adağımı dağıtayım. Ey Haq bu kurban senin niyazındır. Kedine, köpeğine bırakıp gidiyorum! »)
Hüseyin Çağlayan, Cemal Taş, Hüseyin Ayrılmaz, Hawar Tornecengi, Munzur Cem, Metin Kahraman gibi pek insanın derlediği döneme dair tanıklıklar, buna benzer tüyler ürpertici detaylarla yüklüdür.
Derviscemal
12-01-2007, 12:22 AM
YOLDA KALAN ELÇİ
Son Büyük Kırım’ı dünyaya duyuracak bir tek elçileri vardı Dersimlilerin felaket yıllarında. Beş altı dil bilen ve Dersim aşiretleri arsında birliğe ve dayanışmaya son yıllarını hasretmiş Koçgiri aşiretlerinin önderi Alişer’di seçilmiş bu elçi. Dört dağ arasında yaşananları, yaşanacakları dış dünyaya duyurmasına, Dersim cemaati tarafından tayin edilmişti bu elçi. Kırım yıllarının en düşkün siması olarak anılan Rayber eliyle, Sovyetler Birliğine geçmek için yola çıkacağı günün öncesi kafası kesilir Alişer’in de. O gün bugündür elçi yollarda kalmış, yaşananlar gereğince anlatılamamış, lanetlenmesi gereken, tarihi bir haksızlık olarak kalmıştır geride “Hiriso Hest”!
Onbinlerin kırımı içinde bireylerin trajedisini kayıtsız geçiyor tarih. Yüklü utançtan, insanı insanlığından eden herzelerini saklı tutuyor karanlık yüzünde resmi tarihçiler. Ama ölülerin altından sağ kurtulan o çocuk ki, şimdi yaşlı bir dededir torunlarına korku masalları anlatmaya çekinceli olsa da, mırıldanır gerçeği, göğün yankısız boşluğuna:
Derviscemal
12-01-2007, 12:24 AM
“Çemişgezek’e 14 Kilometre uzaklıkta, Aliboğazı’nın girişinde, üç köy ve mezralarından toplanmış çocuklar ve kadınlardan oluşan bin kişilik bir kafileyi Uskéx köyünde, bir koyun ağılına tepeleme doldurdular. Üzerine gazyağı dökülüp ateşe verilmiş boğayı ağıla saldılar. Hareket etmekte zorlanan kalabalığın ortasına dalan. boğa can havliyle ezip geçti önüne geleni, anneler kucaklarındaki bebekleri düşürdü ayak altına, o izdiham içinde ağılın çeperi patladı. Çeperden taşan, savrulan kalabalığın üzerine ağır makineliler kusmaya başladı. O kurşun yağmuru altında ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Tekini sağ bırakmadılar. Ölü yaralı kim varsa süngülerle deşip, biçip üst üste yığdılar. Ayaklarına dolanan sabi çocukları yığının üzerine süngü uçlarına takarak savurdular. Sonra da, gözlerimizin önünde gaz döküp ölü çocuklarımızdan, kadınlarımızdan yığını ateşe verdiler.”
Bir kıyıda, elleri kolları birbirlerine urganlarla bağlı, kadın ve çocuklarının vahşice öldürülmelerine seyirci kılınmış ve sonra da kendileri de bir başka kafileyle birleştirilerek benzer bir kıyıma uğramış erkekler kafilesinden sağ kurtulabilmiş Uskéx köyünden Memede Rané’nin bu tanıklığı, boğaları, gem vurulmaz yabanıl hayvanları bile dehşete düşüren katliamcıların marifetlerinden birine işaret etmektedir sadece. Dizinin kenar sütunlarında Türkçe çevirisini okuyacağınız Seyit Rıza Torunu Cemila’nın yaşadıklarına benzer vahşet, ciltlere sığmaz yığınla anlatıdan biridir sadece.
Kitlesel katliam ve öldürümlerin metotları, ve sivil savunmasız kurbanlara uygulanan ve yaşayanların ifade etmeye beis duyduğu türlü insanlık suçlarını merak edenler, Necip Fazıl KISAKÜREK’in « Son Devrin Din Mazlumları » (Büyük Doğu Yayınları) adlı kitabının “Doğu Faciası” bölümüne göz atabilirler. Soykırımı izleyen yıllarda Diyarbakır’da yedek subay olarak görev almış Kısakürek, katliama katılmış uzatmalı devre arkadaşlarının anlatımlarından yola çıkarak, 50 000 rakamından söz eder. Müslüman bir halka uygulanan yüzyılın tüyler ürpertici mezalimine, akılmaz insanlık suçlarına dikkat çeker. Yığınsal kırımın siyasal, askeri kurmayları ve icracı erki, dünyalarını değiştirdikleri güne değin, insanlık sucu yüklü mazileriyle yüzleşmeye çekinmiş, suskunluklarını sürdüre gelmişlerdir. 1937-38 yıllarının Dersim’inden şağ çıkanlarsa, uzun yılar sürecek ölüm sessizliği ve sürgün tecridi içinde, akıp giden Munzur’un sularına yazdılar, İn ve Halbori kayalıklarının derinliğinde yankısı kaybolan binlerin çığlığını. Ünlü Laç Deresi, adıyla, ona uzak yakın duran herkese hatırlattığı bir şey vardır yine de.
1938 yılının sonuna değin sürecek ve giderek bir soykırıma dönüşecek bu yığınsal kıyım hareketinde, kimi kaynaklara göre yüz bine varan çocuk, genç yaşlı hayatını kaybeder. Bahtiyarlar, Demenanlar, Haydaranlar gibi dağlarına çoluk çocuğuyla çekilmiş silahlı bir kaç aşiretin kıyımıysa sonraki yıllara yayılmış olarak sürer. 1943 yılına kadar, dağlarda ele geçirilmiş Dersimlilerin kellelerine, 25 kuruş değer biçilerek askeri garnizonlara taşınması, 38 kırımının devamı olarak sürer.
Hep yarım bırakılmış sayılan Dersim Seferi, bu kez nihaiyi başarısına taşınmış ve böylelikle yüzyılların öcü alınmış olur! Mustafa Kemal Atatürk, ölümünden çok kısa bir süre önce, 1 Kasım 1938’de meclisin beşinci dönem açılış konuşmasında, Dersim zaferini ilan eder!
“Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman gergin bir şekil alan Tunceli’deki toplu haydutluk olayları, belli bir program içindeki çalışmalar sonucu, kısa bir sürede ortadan kaldırılmış, bölgede bu gibi olaylar bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe aktarılmıştır.”
Gelibolu Savaşlarının gediklileri, Mareşal Fevzi Çakmak, Korgeneral Abdullah Alpdoğan, İsmet İnönü, ve Mustafa Kemal’lerin maharetli kurmaylığı söz konusudur, elbette sözü edilen bu tarihsel zaferde. Evet, bu bir zaferdir, Dersim’den ganimet yükünü alıp Üsküdar’a konaklayanlar için! Ölülerin koynundan çalınmış altınlarla Ardahan’dan Karaköy’e iş hanları kurarak ortaya çıkan “Dersim Zenginleri”ni iyi tanırlar rahmet olası kuranın tertipleri.
Dersim’de namı yürümüş haydutluklar konusu tarihsel ve sosyolojik açıdan incelenmeye değer bir konudur sahiden de. Ne ki, yüzyıllarca dört dağ arasında tecrit içinde yaşamak zorunda bırakılmış; daracık bir coğrafyada kendi üzerine çoğalmış, Anadolu’nun dara düşen tüm mazlumlarına kapılarını aralık tutmuş; tuz ekmek hakkı, kirvelik, mısayıplık diyerek ötekini kendine kavim kardeş bilmiş ayrıksı bir halkın, anne karnından süngülerle gün yüzüne çıkarılan ölü bebeklerine sorulsun isterdik önce: “haydutluk” dedikleri nedir, diye?!.
Haydutlukları resmi tarihçe tescillenmiş Dersimliler, topraklarına sığınmış 36 000 Ermeni’yi, Askeri üniformalarından soyunmuş İttihatçıların, Simko’nun aşiret erleri ve Topal Osman çetecilerinin tuttuğu ölüm koridorlarından geçirmediler. Derviş Toprağı dedikleri diyarlarına sığınmış hiçbir mazlumu onlara vaadedilmiş altınlara, ödüllere değişmediler. Böyleyken, Dersim’de taş üstünde taş bırakılmayan o büyük “tertele” günlerinde, insan kanı Munzur’un berrak sularını bulandırırken, buna paralel zamanda, yüzbinlerce büyük ve küçükbaş hayvanın ve ganimet yüklü katır kervanların, yük araçlarının Carsançak ve Pertek üzerinden nerelere taşındığını iyi biliyor olmalı Haydutluklar Tarihi’ni yazanlar.
Derviscemal
12-01-2007, 12:25 AM
TOPLAMA KAMPI YA DA BLOK HAVUZLAR
Hiçbir moral çekince, hukuk, toplumsal kural, uluslararası caydırıcılık ve yaptırım korkusu taşımaksızın; silahsızlandırılmış Dersim’de, sivil savunmasız halk, yığınsal kıyımdan geçirilirken, savaş urbalarını kuşanmış Müttefik Almanya, toplama kampı inşaatlarıyla meşgul; fırınlara ateş taşıyor, yüzyılın yüzkarası sayılacak yığınsal ölüm endüstrisinin çarklarını montaj ediyordu! Hitler, toplama kampları projesinde kimi öncül modeli aldı bilmiyoruz ama, Dersimin “imhası ve ıslahı” seferinde askerlerin kılavuz aldığı kaynaklarda yer alan, “Dersim evvela Koloni gibi nazarı itibara alınması” ve “icap eden yerlerde Blok Havuzlar yapılması” (Jandarma Genel Komutanlığı’nın Raporu, Kaynak Yayınları, s. 185) önerisi, ve buna karşılık gelen uygulamalar ibretlik benzerlikler taşıyordu Nazilerle. Sözü edilen bu “Blok Havuzlar”dan biri Beyaz Dağ’ın arka yüzünde Hopik (Havuz) denilen bir bölgedir. Yöre insanının hala aynı adla andığı Hopik’te, Xeçê, Zımek, Qerneğe, Zarguvut, Sırzê ve diğer çevre köy ve mezralardan toplanmış sivil savunmasız insanların kemikleri yığılıdır. Toplu öldürümlerin histerik gösterilere dönüşmesi, akıl almaz işkenceler, türlü deneyler Nazilerdeki gibi “bilimsel” (!) amaçlar taşımıyordu ama, vahşetin dayandırılabileceği sınırlar test edildi Dersim’de. Dönemin tanıklarının sözlü anlatımlarından derlenmiş kaynaklara bakılırsa, İzmir ve dolaylarındaki hapishanelere taşınmış Üç Bin tutsaktan, savaş sonrası yıllarda, geriye dönebilenler bir elin parmaklarını geçmemektedir. ikinci Büyük Savaşın hengamesine denk gelen yıllar içinde zindanlarda kaybolup giden binlerce Dersimlinin akıbeti, “Tertele Tarihi” içinde meçhule karışan detaylardan biridir. Dersimlilerin zindanlarda yaşadıklarından çok az tanıklıklar kaldı geriye. Dünyanın oluk oluk kan kaybettiği o yıllarda Dersimli tutsakların kanları şişelenir, posaları istiflenir oradan sağ çıkabilmiş üç beş canlı tanığın anlatımlarına bakılırsa. (Bu konuda, Kırmanci dilinde derlenmiş kaynaklarından biri, Dr. Hüseyin Çağlayan’ın, 38 ra Jü Pelge (Trtele Drsimi) adlı, Vejirayisi Tiji Yayınları arasında çıkan kitabıdır.) Cezaevlerinden sağ çıkabilen söz konusu o bir kaç kişi de, salıverildiklerinden kısa bir süre sonra hayatlarını kaybederler. Onların anlattıkları, yakınlarının belleğinde yer ederek gelir bugünlere.
Nazi uygulamalarıyla daha başka benzerlik kurmayalım istiyoruz da, akla katliam artığı Dersimlilerin yaşadığı sürgün öyküleri geliyor bu kez de. Kendisi de çocuk yaşta ailesiyle Dersim sürgün kafileleri içinde yer almış olan Şair Cemal Süreya’nın ana başlık altına aldığımız şiirini sonuça bağlamanın yeridir burası. Bu şiirin imge örgüsüne gizlenen gerçeklik, kıyım sonrası yılların uzayıp giden trajedisine işaret etmektedir. Kamyonlara, vagonlara tıka basa doldurulan; uzun, çileli yolculuklardan geçirilip, hayatta kalmış aile bireylerinin her birini ayrı bir bucağa savuran zorunlu göçün; saçı – başı kazınmış kadını erkeğiyle, onları yabancılayan bir tecrit çemberi içinde “iskanın” acımasız gerçeğidir “tarihöncesi köpekleri ayaklandıran” .
1937- 38 yıllarında katliama paralel yürürlüğe konan Sürgün, sonraki on yıl boyunca devam eder. 1948 yılına kadar köylerine inemeden dağlarda mahsur kalan Demenan ve Haydaran aşiretlerinden zaman içinde teslim alınanlar, sürgün kafilerine en son eklenenler arasındadır. Sürgün, iç Dersim’le de sınırlı kalmaz, Erzincan’ın ova köylerinden Koçgiri’ye; uzak yakın tüm Dersim aşiretlerine uzanır. Ölüm sessizliği içinde bırakılan merkez dolayındaki pek çok yerleşim alanı, “Yasak Bölge” ilan edilerek, yıllar yılı bölge insanına kapalı tutulur.
1950 yılların başında çıkarılan affın sonrasındadır ki, soykırım artığı sürgünler, topraklarına dönebilmeye hak kazanır. Böyleyken, sürgünlerin pek çoğu yerleştirildikleri yerlerde aidiyetlerini gizleyerek zamanın sisleri arasında dağılıp kaybolurlar.
Derviscemal
12-01-2007, 12:27 AM
FİNAL ANEKDOTU
Yıllar yılı ‘unitaire’ ulus - devlet yaratma adına, kıyımdan katliama koşanlar, bu ceberut tarihi hep öteleyerek, gizleyerek, külleyerek, inkar gelerek, tabularına dokunulmaz bir düzen tuttular. Bünyesindeki tüm farklı renkleri, kültürleri, dilleri, otantik değerleri ve özgün aidiyetleriyle ortak bir anayasal güvenceyi öngören; ve birliğini oluşturan tüm halklar arasında eşit ve adil dengeler gözetmeyi oluşumuna prensip sayan Avrupa Birliği’ne, aday üyeliğin zorlandığı şu yıllarda bile, yerleşik ulusal ayrıcalıkların kurbanı sayılıyor, bin kırımdan geçip gelmiş Anadolu’nun kadim kavimleri. O büyük yığınsal kıyım ve ölümcün tehdidin sonrasındadır ki, Dersim yaşadıklarıyla kalmadı, harabeler içinde bırakılan köyleri bin yıllık adlarından soyunduruldu; o büyük yangın ve yağmayı izleyen asimilasyon seferberliği içinde, özgün tarihinin tüm şeceresini; dilini ve kimliğini yitirmekle yüz yüze geldi.
20. Yüzyılın ilk yarısına yayılan büyük katliamlar tarihi içinde çığlığı yankısız kalan bir yerde duruyor Dersim hâlâ. Tabular ve resmi tarihin yasak duvarlarına çarparak döne dursun çığlık, beri yana dönüp son bir soru:
Yüceltilen, kutsanan resmi tarihlerin dokunulmazlığında, sözlü, rivayetler tarihlerine tutuna gelenlerin ya hiç mi payı yok!?..
Derviscemal
12-01-2007, 12:31 AM
KAYNAKÇA:
Dr. Hüşeyin Çağlayan, 38 ra Jü Pelge (Tertel Drsimi), Vjirayisi Tiji, 2003, Estemol
M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Drsim, Doz yayın 1997, Dilan Yay. 1992, İst
Dersim, Jandarma Genel Komutanlığı’nın Raporu no : 35058, Kaynak Yayınları, 1998, İst.
Kalman, M., Belge ve tanıklarıyla Dersim Direnişleri, Nûjen Yay., 1995. İst.
Erdal Gezik, Alevi Kürtler, Kalan Yayınları, Nisan 2004, Ank.
Osmanli belgeleri'nde Dersim tarihi : Osmanlıca-Türkçe 50 orijinal belge / Osmanlıca'dan çeviri Ahmet Hezarfen ; yayına hazırlayan Cemal Sener, Etik, 2003 İst.
Kemal Bilbaşar, Memo, Tekin Yayınevi, İstanbul 1969, 5. baskı Can Yayınları, İstanbul 2003
İhsan Sabri Caglayangil'in anıları, Aktaran kaynak. M. Ali Brand, Apo ve ***, 1992, Milliyet Yayinlari, s. 56-60
Faik Bulut: Belgelerle Dersim Raporları, Yön, 1991. İst
İsmail Beşikçi: Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi, Ankara: Yurt, 1992 (1990). Ank.
Kahraman Aytaç, Halk Anlatışlarına Göre Dersim, Kalan Yayınları, 2002, Ank.
Suat Akgül: Yakin Tarihimizde Dersim İsyanları ve Gerçekler, Boğaziçi Yayınları, 1992. Ist.
Nasit Hakkı Ulug, Derebeyi ve Dersim, Ankara: Hakimiyeti Milliye Matbaası, 1931
Cemal Taş, Hüseyin Ayrılmaz, Hawar Tornecengi gibi araştırmacıların derlediği Dersim yaşlılarıyla yapılmış; yayımlanmamış röportajlar.,
Derim yaşlıları..
A.adar
12-01-2007, 12:37 AM
pirim emeklerin zayi olmıya xızır yardımcın ola güzel bir paylaşım
dersimi katlıyamı ilgili bu bilgileri araştırarak bizi bilgilendirdiğin için çok teşekürler pirim
wengesodiri
12-01-2007, 12:48 AM
sn derviş cemal öncelikle güzel bilgileriniz için çok teşekkürler...
emeğinize sağlık...
Derviscemal
14-01-2007, 12:14 AM
Sevgili dostlar,
teşekkür ediyorum kaynakları ile fotoğrafları ile birlikte Dersim Kırımı. Arkadaşlarımın okumalarını isterim. Dersimde tıpkı Sivas gibi Maraş Gibi Çorum Gibi zulum görmüştür Alevi halkı...
isyanateşiyiz62
14-01-2007, 12:20 AM
dersim 38 belgeselini izleyenler tüm gerçekleri görecekler...
dersim38i unutmadık, unutturmayacağız..
okanziya
17-01-2007, 04:52 PM
dersim katliami oldugunda osmanli ne geziyordu.nerdeyse sucu yavuz a atacaksiniz.neden sunu acik yüreklilikle belirtemiyorsunuz anlayamiyorum:dersim katliami tc tarafindan yapildi bunu gizlemek mümkünmü.
GÜNES BALCIKLA SIVANMAZ
O degilmi dersimin adini KALAN koyan.bunun manasini bilmiyormusunuz.....
Derviscemal
17-01-2007, 09:38 PM
dersim katliami oldugunda osmanli ne geziyordu.nerdeyse sucu yavuz a atacaksiniz.neden sunu acik yüreklilikle belirtemiyorsunuz anlayamiyorum:dersim katliami tc tarafindan yapildi bunu gizlemek mümkünmü.
GÜNES BALCIKLA SIVANMAZ
O degilmi dersimin adini KALAN koyan.bunun manasini bilmiyormusunuz.....
Sayın Okan Ziya,
bu bir araştırmadır vede başlığında 1938 ve öncesi yazar yani efendim osmanlı döneminden o güne kadar olan tarihi bilgidir. Ayrıca bizler neyin ne olduğunu inanınki çok iyi biliyoruz. Genede önemli bilgileriniz için tşekkürler.
saygılarımla
Hakisli
17-01-2007, 11:01 PM
Baxirbaba
Zalimler biz alevileri yüzyillardir kültür ve geleneklerimizden vazgecirmeye calisiyorlar.Calisiyorlar cünkü,egemenler bu kültürden kendilerini korkutan bir cok deger buluyorlar.Bilindigi gibi, Alevilik hep kendini mazlumun haklinin ve dogrunun yaninda olmustur; mesru olmayannin,zorbanin, sömürücünün karsisinda durmustur.Bunlara karsi sürdürülen direnme savaslari temelinde varligini koruyup -yasatarak bu günlere getirmistir.Egemenlerin tehlikeli gördügleri ve korktuklari sey iste budur.Yani Aleviligin özüdür.Özden kaynagini alan temel ilkeleri ve bu ilkelere sarilarak zalimin ve zulmedenin karsisina tikilen Alevi halk gercekligidir.Aleviligi "sapkin bir akim olarak gören ve nitelendiren ve her yola basvurarak yok etmek istemelerinin en büyük nedeni budur.Gecmis dönemde katliamlar, sürgünler ve iskencelerle kirilmak yokedilmekistenen bu direnc ,günümüzde de cesitli katliamlar la ve ayak oyunlariyla yok edilmek istenmektedir.Bu direnc soyumuzu kültürümüzü örf adetlerimizi ve dilimizi yok etmek istiyenlere karsidir.
Osmanli ve devami olan Tc devletinin yoketme politikasi yüzyillar öncesine Dayanmaktadir.Osmanli döneminde fetva ve fermanlar cikartilarak katledilen, sürgün edilen biz Dersim ve kizilbaslara yönelik baskilar cumhuriyet sonrasi da kemalist iktidar tarafindan sürdürülmüstür.Zalimler, 1938 de Dersimi kerbela ya cevirerek Onbinlercemizi katletiler.Osmanli döneminde saray ve cevresi zefk ve sefa icinde yasarken, halk katmerli vergiler altinda tamamen acliga mahkum edilmisti.Bu soygun ve talan düzenine dur diyerek onurlu bir tavir takinan Alevi halki cesitli ayaklanma ve direnislerde yer aldidigi icin zalimin ve zulmin boy hedefi haline gelmistir. Katliyamci osmanli devletinin cesitli dönemlerde cikardigi fetva ve fermenlar bize o dönemin niteligi hakinda bir fikir vermekte ve osmanli nin katliyamci yüzünü aciga vurmaktadir.Örnek teskil etmesi acisinda birkac belgeye bakalim............
"Sene: 1557;30Nolu Mühümme Defteri.No: 448: Seyhülislam ibni Selim`in Alevi kirimina izin Veren Fetvasi.....
Kizilbas Alevilerin saptanmalari,öldürülmeleri ve kibris`a sürülmelerine iliskin buyruk ;Bozak Beylerbeyine Hüküm; Kizilbaslikla suclanan kisilerin yazildigi defter suretleri gönderilmistir. Bu kisiler sorusturulsunlar. Kizilbasliklari gercekse Idam edilsinler. Lakin sadece ithamla kalmissa bunlar Kibris´a sürülsünler. Kizilbas toplulugunun seri yasalar geregi öldürülmeleri helaldir. islam askerlerinden onlari öldürenler gazi, ellerinde ölenler ise sehittir.(Alevilikle ilgili osmanli belgeleri,Baki Öz, s.124)......Ulumadan kizilbaslarla savasmanin caiz olup olmadigina dair fetva vermelerini isterdiler. Ulema : "kizilbaslarla yapilacak savasin kafirlerle yapilacak olan savastan daha üstün oldugunu bildirip, savasin olurluguna oybirligi ile karar verdi....önceden eyalat valilerinden tespit edilen 40 bin kizilbasin adlarini iceren defter geldi.Salim han hepisinin öldürülmesini buyurdu." (Müneccimbasi Ahmet Dede-Müccenimbasi Tarihi, Tercüman yayinlari,c.2,s.456-457) Bu döneme damgasini vuran bas zalimlerden biri de Kuyumcu Murat Pasa`dir. Celali ayaklanmalari bastirmak icin görevlendirilen Kuyucu Murat, bu esnada kinini kusmus ve 70 ile 100 bin arasinda Alevi öldürerek kuyulara doldurmustur.Yukarida verdigimiz örnekler yüzlerce fetva ve fermandan sadece birkacidir.
"Atatürk Cumhuriyeti"Ve Alevi katliamlari
Aradan yüzlerce yil gecmis osmanli devleti yikilmistir. Ülke Topraklari tamamen emperyalistlerin iskali altindadir. Tüm halklar birlesmis, emperyalizim ülkemizde kovulmus ve Türkiye cumhuriyeti devleti kurulmustur. Ülkede bir cok sey degismis ancak devletin katliamci yüzü degismemistir. Alevilik devlet nezdinde yine sapkin ve tehlikeli bir akimdir. Ve devlet kendince önlemler almaya baslar.Dersim`de 20 bin aile zorunlu iskanla birlikte Elazig`a sürülür.Dersim tarihi isyanlar tarihidir. Devlet ise bu Dersim`i "yola getirmek" istemektedir. Yaptiklari onca katliama ragmen 1937 yilina kadar hicbir sonuc almamistir. 1937 yili baslarinda devlet saldirilari hizlanir. Mart`a sidetli catismalar baslar. Ucaklardan zehirli gazlar ve bombalar atilir. Mustafa kema`lin manevi kizi Türkiyecumhuriyeti`nin ilk kadin pilotu olan Sabiha Gökcen Bu saldirilarda yer alir.Dersime bomba yagar. 1000 kisi yasli genc, cocuk kadin ayrimi yapilmaksizin toplu olarak Semkan deresinde Katledilir. Ancak bu katliamin faturasi daha agirdir. Binlerce ölü, binlerce yarali, yakilmis yikilmis bir kentolarak Dersim bilinclere kazinir. Ve adi katliamlarla anilir olur.
DERSIM KATLIYAMINI YASAYAN CANLI SAHITLERIN ANLATIMLARI
150 kişilik bir kafile mağarada sıkıştırılmıştı. Kadın, çocuk, yaşlıydı çoğu. Açlık başlamıştı, büyükler dayanıyordu, çocuklar dayanamıyor, ağlıyorlardı. Fatma koynunda tuttuğu son dutları iki çocuğuna verdi. Bir avuç kaldı kendine, ama onu da yemedi, yiyemedi, uzaktan ona içli içli bakan bir çocuğa götürüp verdi kalanı da.
Xezal'ın Senem isimli yeni doğmuş bir bebesi vardı. Etrafları kuşatılmış, saklanıyor, gizleniyorlar. Bir ses, bir görünme, kafilenin tümünün katli demek. Asker iyice yaklaşıyor, ama bebe Senem ağlıyor, susmuyor, Senem aç, anasının memeleri kurumuş. Herkes ona bakıyor ama kimse sustur demiyor, diyemiyor Xezal'a. Xezal zor bir karar verecek. Ya kafilenin, onca bilge yaşlı, onca sabi sübyan 150 kişinin ölümü ya da can parçası, yavrusunun... Bir bezle bastırıyor ağzına Senem'in. Ses kesiliyor. Bir ana yavrusunu "boğuyor". Kimse bakamıyor. Herkes ağlıyor, herkes sessiz sessiz döküyor gözyaşlarını... Xezal ağlayamıyor bile.
"Sophie'nin seçimi"nin filmi var, Xezal'ın seçiminin yok. Sophie'nin seçimi üzerine yüzlerce makale yazanlar, Xezal'ın seçimi üzerine hiç yazmadılar bu topraklarda.
Xezal bir roman kahramanı değildi, Xezal'ın yaşadıkları bir kurgu değil. Bu ülkenin Dersim vilayetinde yaşandı bu seçim. Xezal'ın yaşadıklarını devlet gizledi, aydın cüret edemedi yazmaya. Xezal'ın yaşadıkları bir tarihe gömüldü, bir de Dersimli'nin beynine. Kimse bilmese, kimse yazmasa da Xezal'ı unutmadı Dersim. Unutmadığı için Dersim'e çok sefer oldu ama zafer olmadı.
Bir Şehrin "Çıban Başı" ilan Edilişi: Yıl 1935'ti.
İktidarını az çok pekiştirmiş bulunan küçük-burjuva diktatörlüğü, ulusal kimliğinde ısrar eden Dersim'i de "yola getirme"ye girişir. İlk iş olarak TBMM'den Dersim'in "vilayet teşkilatına alınması" için bir kanun çıkartılır.
Bu kanunla Dersim, Tunceli yapılır. Bu isim değişikliği bile gösterir ki, bu kanun "Dersim'i tarihten silme" kanunudur.
Mesele sadece Dersim'in Kürtlüğü, Kemalist yönetimin diğer uluslara karşı uyguladığı asimilasyon politikası değildir. Dersim asidir, egemenlere boyun eğmez kolay kolay. Haraç vermez, asker vermez egemenlere. Öyle olduğu için, Dersim'e seferler, tüm halka "ne mutlu Türk'üm" demeyi dayatan Kemalist iktidarın öncesine uzanır. Dersim'e boyun eğdirme seferleri Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlamıştır. Net olarak tarihi kaydı olan ilk sefer 1876'dadır. Ondan sonra da ona yakın sefer düzenlemiştir Osmanlı yönetimi Dersim'e. Gelirler, katlederler ama geriye yine boyun eğmeyen, üstelik zalimlere öfkesi daha bilenmiş bir Dersim kalır.
Kurtuluş Savaşı'nın ardından kurulan küçük burjuva diktatörlüğü, bu kez kararlıydı. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, 1935'te sözünü ettiğimiz kanunu meclise sunarken şöyle demekteydi:
"... 1876 senesinden beri bugüne kadar muhtelif tarihlerde muhtelif kuvvetlerle on bir askeri harekat yapılmıştır. Fakat... asıl askeri harekat icap ettiren hastalık, ne tahlil ne de tedavi edilmiştir. Yalnız hafifletilmiştir. Cumhuriyet devrinin şiarı... asıl hastalığı tedavi eylemek olduğu için burada da medeni usullerle bir tedbir düşündü ve bu programı ile memleketin her yerinde olduğu gibi buraların da Cumhuriyetin feyizlerinden istifade etmesini temin edecektir..."
İktidarın "hastalık" diye nitelendirdiği Dersim'in boyun eğmeyişiydi. İktidar kanunu "Dersim'in Cumhuriyetin feyizlerinden istifade ettirilmesi" gerekçesiyle savunuyordu. Cumhuriyetin "feyizleri"nden kastedilense, küçük-burjuva diktatörlüğünün iktidarını pekiştirmek için geliştirdiği Türk milliyetçiliği politikalarına boyun eğdirmekten başka bir şey değildi.
Zaten, "Tunceli Kanunu"nun maddeleri Dersim'e nasıl bir "hizmet" götürüldüğünü tartışmaya yer bırakmayacak açıklıkta ortaya koyuyordu. "Tunceli Kanunu"na göre, buraya "hem vali, hem kumandan" olarak görev yapacak biri atanacaktır. Üstelik kanunun 32. maddesine göre, bu vali-kumandanın TBMM onayı gerekmeden "idam" yetkisi olacaktı.
Anayasaya göre, idam yetkisi meclistedir. Ama Dersim başkadır. Dolayısıyla Dersim'in kanunları da başkadır. Cumhuriyet tarihi boyunca "Dersim'e Özel" onlarca yasa yönetmelik çıkarılması bunun sonucudur.
Tunceli'nin vali-kumandanı, bu kanundan aldığı güçle, Dersim'e darağaçları kurar. Asar da asar. Ama yine de istenen sonuç alınamaz. İktidar bunun üzerine, daha büyük bir askeri harekat kararı alır.
Dersim'in bir "çıban başı" olduğunu alenen söyleyen resmi raporlar hazırlanır, Hamdi adlı müfettişin raporundaki gibi: "Dersim devlet için bir çıbandır. Devlet ilelebet rahat etmek istiyorsa, bir an önce bu çıbana neşter vurulmalı ve böylece belayı tez elden başından defetmelidir."
Onbinlerce asker, tanklarıyla, toplarıyla ezmek, yoketmek, sindirmek için Dersim'e gönderilecektir. Lakin Dersim'in doğru düzgün yolu yoktur. İşte ilk geniş yollar, o zamanın eseridir. Nihayet, 1938'de Dersim'in 'yola getirilmesi' için yapılan yollardan onbinlerce asker Dersim'e gönderilir. Dersim halkının isyanı, kelimenin gerçek anlamıyla kan içinde boğulur. İsyanın bastırılmasından ve Seyit Rızalar'ın idam edilmesinden sonra da süren katliamın bilançosunda, 80 bin Dersimli ölü vardır. Rakamlar muhteliftir, katlettiğinin hesabını tutmaz iktidar, katledilen nasıl olsa, Dersimli'dir.
umut_istanbul
30-01-2007, 12:48 AM
yazık
yazık
Kadir Hoca
07-02-2007, 08:38 AM
“ 1938 yılının sonuna değin sürecek ve giderek bir soykırıma dönüşecek bu yığınsal kıyım hareketinde, kimi kaynaklara göre yüz bine varan çocuk, genç yaşlı hayatını kaybeder. Bahtiyarlar, Demenanlar, Haydaranlar gibi dağlarına çoluk çocuğuyla çekilmiş silahlı bir kaç aşiretin kıyımıysa sonraki yıllara yayılmış olarak sürer. 1943 yılına kadar, dağlarda ele geçirilmiş Dersimlilerin kellelerine, 25 kuruş değer biçilerek askeri garnizonlara taşınması, 38 kırımının devamı olarak sürer.
Hep yarım bırakılmış sayılan Dersim Seferi, bu kez nihaiyi başarısına taşınmış ve böylelikle yüzyılların öcü alınmış olur! Mustafa Kemal Atatürk, ölümünden çok kısa bir süre önce, 1 Kasım 1938’de meclisin beşinci dönem açılış konuşmasında, Dersim zaferini ilan eder!
[I]“Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman gergin bir şekil alan Tunceli’deki toplu haydutluk olayları, belli bir program içindeki çalışmalar sonucu, kısa bir sürede ortadan kaldırılmış, bölgede bu gibi olaylar bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe aktarılmıştır.”
.
Sevgili dedem Tarihte emsali görülmemiş bir soykırım mahiyeti taşıyan Dersim katliamını planlayanlar hayata gecirenler bunun için özel pilot yetiştirip masum mazlum demeden Kerbela katliamı gibi bir vahşet sergileyenler tarihte hak ettikleri gibi anılacaklardır.
Kerbelada hamile kadınların karınları deşilmedi ama dersimde bunlar en vahşi şekliyle icra edildi. Alevi tarihinde Dersim gibi bir katliam yaşanmamıştır.
Lakin katliamlar soykırımlar bizi asla benliğimizden etmedi,bizi bizden edemedi bizler yine Dersimliyiz Dersim sevdamızdır.
Dersim katliamını gerçekleştirenleride Lahnetle anıyoruz.
Rojaazme
07-02-2007, 08:45 AM
sevgili can dedem yüregine saglık ola varolasın..
astokomlu
09-02-2007, 12:52 AM
Kerbelada hamile kadınların karınları deşilmedi ama dersimde bunlar en vahşi şekliyle icra edildi.
dersimde isyan edenler öldürüldü diyenlere sormak lazım... daha annesinin karnında bulunan bir bebek nasıl isyan eder..
Kadir Hoca
09-02-2007, 07:09 AM
dersimde isyan edenler öldürüldü diyenlere sormak lazım... daha annesinin karnında bulunan bir bebek nasıl isyan eder..
Dersim katliamini isyan olarak gören zihniyet dünyaya at gözlügü ile bakan fasist bir zihniyettir. Anne karnindaki bebelerin desilmesini onaylayanlar bunu isyan vercevesinde bir islah hareketi olarak görenlerin insanliktan nasip almadiklarina inancim sonsuzdur.
Ermeniler bebelerimizi öldürdü diyenler ermenilerden beter katliam yaptilar Dersimde.:mad:
Aski niyazlarimla
BaRaN_6980
11-02-2007, 12:23 PM
Sn. Dervis Cemal ellerinize emeğinize sağlık.
Büyüklerimiz anlatmaz ya da anlatamazlardı çünkü onlarında yeterince bilgileri yoktu...! Ben Adıyamanlıyım ama hep merak ederdim neden heryerde DERSİMLİ(tunceli) var diye.Onları üzmemek için de sormazdım, demesinler bizi istemiyor ..!Gerçekleri okudukça iyiki de sormamışım...Allah sizden razı olsun.
Şimdi sitemiz ve siz değerli canlar sayesinde herşeyi öğreniyoruz...!
rojda62
11-02-2007, 01:49 PM
Sayın derviş cemal bir dersimli olarak bilmedigim birçok şeyi sizin bu araştırmanız sayesinde öğrendim tesekkür ederim elinize ve emeginize sağlık...
umut24
15-02-2007, 02:01 AM
dersimin acısı hep yüreklerimizde :(
jaramılali
18-03-2007, 05:41 AM
Öncesindede defalarca dersim katliyamıyla ilgili bulabildiğim her kitabı ve yazılanı okumama ve sürgünde geç gelin olan anne annem,den sürekli dindediğin halde herdefasında bütün benliğimi acı kaplıyor ninem derdiki
wey wey hes veymeke dike dike kemer kuç mare amera zon
oy oy sus kızım dağ taş bize bize dile geldi
Dervişcemal emegine saglık varol
Saygılar
karakanat
24-04-2007, 04:15 AM
NECIP FAZIL KISAKÜREK Dersim Soykırımını Anlatıyor: SON DEVRIN DIN MAZLUMLARI
________________________________________
SON DEVRIN DIN MAZLUMLARI
NECIP FAZIL KISAKÜREK
(Son Devrin Din Mazlumlari, Büyük Doğu Yayınlari 10. basim, Nisan 1990, adlı kitabının DOGU FACİASI bölümünden aynen alınmıştır.)
En aşağı 50.000 müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve mânasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez.
Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki mâsum çocuğun Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi... Kendisinin öğretmen ve köy halkıyle alâkasız bir şahıs olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin, kalasla itilip alevler içine atılması ve karşı -sında sigara içilmesi... Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün bir köy halkı... Annesinin karnından sivri uçlu âletle çıkartıldıktan sonra yaşamakta devam eden ve
hala topuğunda bu sivri uçlu âletin izini taşıyan çocuk... Bir dere içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getiren cellâdın bulunması bir hayli zorluğa yol açan yirmi mâsum... Ve buna benzer daha neler, dalıa neler!..
Cesetleri değil, mânaları muhakeme ve idam eden tarih, bakalım bu 50.000, çocuk, genç, ihtiyar, kız, kadın, hasta, alil müslüman cesedine karşılık kaç ferdin mânası üzerinde ebedî idam karari verecektir?
Elâzığ Ortaokulunda okuyan iki çocuk... Tatili geçirmek üzere memleketleri olan Hozat'a geliyorlar ve facianın tam üstüne düşüyorlar. Hozat yakınlanndaki köylerine geldikleri zaman babaları Yusuf Cemil'in öldürtülmüş olduğunu öğreniyorlar ve ağlama ya başlıyorlar. Onlara şu karşılık veriliyor:
"- Sizi de onun yanına götüreceğiz!"
Çocuklar odadan sürükletilerek çıkartılıyor ve jandarma muhafazasında gittikleri yolda süngületiliyorlar. Böylece babalarnin yanına gönderilmişlerdir.
Her evi ayrı ayrı tutuşturulduktan sonra dört bir etrafı ayrıca çalı çırpı içine alınıp alev alev yakılan bir köyden, deli gibi bir adam çıkıp, çalı yığınları gerisinde manzarayı seyredenlere doğru ilerliyor ve haykırıyor:
"Durun, ben köy ahalisinden değilim! Muallimim! Müsaade edin, kendimi size isbat edeyim!"
Fakat sözüne mukabele, bir kalasla itilerek alevler içine atılması oluyor. Adam, evvelâ göğsünün kılları tutuşarak alev alev yanarken, çalı yığınlari gerisinde âmir, zevk ve istihza ile sigarasını içmektedir. (Bu vak'a, bana, 1944 yılında, Eğridir'de askerliğimi yaparken, resmî şahıslar huzurunda, yanan adama karşı sigarasını zevkle içtiğini söyleyen Amirden bizzat dinleyenlerce anlatılmıştır.)
Yusuf Cemil'in köyünden 200 kadın ve çocuk öldürtülmüş ve bunların cesetleri buğday sapları üzerinde yakılmıştır. Öldürülenler arasında, Elâzığ'da askerliğini yapan ve o sırada izinli olarak köyünde bulunan Rüstem adında biri de vardır. Bu zavallı, mezun olduğunu ve isterlerse hüvviyet ve izin kâğıdını da gösterebileceğini söylediği halde derdini dinletemiyor ve dört çocuğu ile seksenlik anası arasında, onlarla berabır, kurşunlanıyor.
Hozat'ın Karaca köyünden Cafer oğlu Kasım... Bu adam, o tarihten 30 sene kadar evvel Amerika'ya gitmiş, orada 15 yıl kalmış, epeyce para kazanmış ve sonra köyüne dönmüştür. Kasım, Amerika dönüşünde, Birinci Dünya Harbinde Kafkas cephesi
Köprüköy muharebesinde şehit düşen kardeşi Yüzbaşı Şükrü'nün iki çocuklu karısı Şirin Hatun'la evlenmiş, Hozata gelip yerleşmiş, orada bir mağaza açmış ve ticarete başlamıştır. Hükûmetle de bazı taahhüt işlerine girişmektedir. Dersim hareketi esnasında, işbu Cafer oğlu Kasım, taahhüt bedelinden alacağı olan 6.000 lirayı tahsil etmek üzere Ovacık Kaymakamlığına müracaat ediyor. Muamelesini tekemmül ettirip parayı kendisine veriyorlar.
Muamele biter bitmez "Seni Hozat'tan çağırıyorlar!" diyerek,onu, mahfuzen yola çıkariyorlar. Cafer oğlu Kasım, kasabadan ayrıldıktan bir saat sonra jandarmalara öldürtülüyor. Koynundaki 6.000 lira da, iki alâkalı idare âmiri arasında taksim ediliyor.
Zavallının zevcesi Şirin Hatun, o esnada, dört çocuğuyla birlikte, komşularına oturmaya gitmiştir. Kadın, evine döndüğü zaman bir de görüyor ki, kapısı kırılmiş ve bütün eşyası etrafa dökülüp saçılmıştır. Haykırmaya başlıyor:
"- Yetişin, evimize eşkiya girdi!.."
Bu feryadına karşılık olarak kadın, kapısının önünde, çocuklarıyla beraber öldürülüyor ve dolgun miktarda altını, parası ve eşyası yağma ediliyor.
Bu arada Hozat'ın Zımbık köyünde (Şekspir)in hayaline bile taş çıkartacak, bir vak'a cereyan etmektedir. Erkekleri tamamıyle doğranmış olan köyün 100 kadar kadın ve çocuğu, sivri uçlu âletle (süngü) öldürülüyor.Oldurulen kadinlar arasinda biri doğurmak üzere bir gebedir. Bu kadının karnına giren sivri uçlu alet, barsaklarını yere döküyor, rahmini parçalıyor ve kendisini öldürüyor. Tehlike geçtikten sonra gizlendikleri yerden çıkan birkaç kadın, ölüleri gözden geçirirken, bu kadının rahminden düşen çocuğun sag olduğunu dehşetler içinde görüyorlar. Muazzam bir kader cilvesi olarak yaşamakta devam eden çocuğu alıyorlar,emzirtip büyütüyorlar ve ona "Besi" adını koyuyorlar. Bu kız bugün hâlâ aynı köyde ve hayattadır. Sivri uçlu alet annesinin karnına girip rahmini deldiği zaman da onun topukçuğunda bir yara açmıştır ve kız hâlâ bu yarayı topuğunda taşimaktadır.
(24 yil evvelki Büyük Doğu 'lardan)
Hozat'ın Dolantanır köyünden Veli isminde bir genç, Elâzığ Muallim Mektebinde okuduktan sonra öğretmen olarak Trakya'ya gönderilmiş, orada evlenmiş, 3 çocuk sahibi olmuş ve tam da Dersim hareketi başlamak üzereyken, karısı ve çocuklarıyle, yaz tatilini geçirmek üzere köyüne gitmiştir. Genç muallimin köyü, erkekli ve kadınlı, çocuklu ve ihtiyarlı doğranırken, kendisi, karısı ve çocukları da aynı âkıbete mahkûm edilmiş ve cesetleri yakılmıştır.
Mazgirt Tersemek nahiyesinin halkı doğranmakta... Merhamet sahiplerinden biri, birle on yaşı arasında 20 kadar çocuğu alıp bir derenin içine saklamıştır.Vazivet birden haber aliniyor.
Cocuklarin oldurulmeleri emriveriliyor. Fakat bu emri yerine getirebilecek kimse zuhur edemiyor. En katı yürekliler bile, böyle müdafaasız mâsumlara silâh kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyorlar. Tecrübe birkaç defa akamete uğruyor ve hayli sıkıntı mevzuu oluyor. Nihayet en kara yüzlü çingenelerden daha karanlık suratlı bir adam bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 mâsumun işi bitiriliyor.
Murat suyunun kandan kıpkızıl aktığını görenler olmustur.
Celâl Bayar'ın Başvekil ve Mareşal Fevzi Çakmak'in Genelkurmay Başkanı bulunduğu 1938 yılında cereyan eden Dersim faciası, bütünleştirilmesini okuyucularimizin hayaline ve istikbaldeki tarihçinin kalemine bıraktığımız birkaç teferruat çizgisi halinde budur! Dayandığı tek sebep de birtakım âsâyişsizlik ve itaatsizlik bahanesi altında, bütün Doğu Anadolu'yu kapsayıcı olarak, o mıntıkanın bir türlü sulandırılamayan koyu İslâmi rengidir.
Bir kıvılcım halinde gösterdiğimiz Dersim yangınının kömürleştirilmiş 50.000 cesedinde, kutup şahsiyetler dışı bir yığın olarak din mazlumluğuııun en çarpıcı levhasını seyredebilirsiniz.
karakanat
24-04-2007, 04:32 AM
İqrar (qesey kerdene)**
Nıka Désim´de iqrar esto, iqrarde mısayiveni esta, iqrarde pir u talıveni esta, iqrarde qılawuz esto, heté itiqat ra vanu... Hata cin-peri esto, Haq esto, Oli- Mıhemed esto, Desudı İmami este, Duzgıné ma esto, Munzıré ma esto, xeylé moreme yani eke pérune bımorime; saré Désim péro zane: Jela xo esta, Xaskara xo esta, Buyera xo esta, Bağıra xo esta, Dolu Bavayé xo esto, Arap Babayé xo esto, Xızıré xo esto, Khuresé xo esto, Bomosuré xo esto, zoné xo esto, yani esto ke esto, Kırmanciya xo esta, ma eştime...
Peyniyede ki; a ney nia rındék ma ke qesey kerde ard vere sıma, sıma rındék u gıre kene ra. Heni qesey bıkerime ki, yani düaye ma este, niyazé ma esto, rozé mae jiargey este, merdé ma este, wesé ma este, haştiya ma esta, dawa ma esta ... Ma eştime. Ha yi ke este ma estime, yi ke çine ma ki çime...
Ewro işte sıma na kültüré ma, na tey u tevaté ma ane télewe, na gıre kene ra; kene kıtabu. Ma bese nékerdo yazmıs kerime. Sıma ki xore yazmıs kere, cızmıs kere; sımare çiqa yaramıs beno; beno- nébeno u ki isé sımao, endi yema niyo. Ha!
İkrar (konuşma)
Şimdi, Dersim´de ikrar vardır, ikrarda müsahiplik vardır; ikrarda pir ve taliblik vardır; ikrarda kılavuz vardır; inanç-itikat açısından konuşuyorum… Hatta cin-peri vardır; Hak vardır, Oli-Mıhemed vardır, Oniki İmamlar vardır, Duzgın´ımız vardır, Munzır´ımız vardır… Epeyce sayarız yani, hepsini saysak, Dersimliler hepsini bilir… Jele´si vardır, Haskar´ı vardır, Buyer´i vardır, Bağır´ı vardır, Dolu Babası vardır, Arap Babası vardır, Hızır´ı vardır, KureşÂ´i vardır, Baba Mansur´u vardır, dili vardır, yani vardır ki vardır… Kırmanciye´si vardır, biz varız…
Sonuçta biz bunu konuşup sizin önünüze koyduğumuzda siz o düğümü güzel açarsınız. Öyle konuşalım ki yani; duamız var, niyazımız var, kutsal günlerimiz var, ölülerimiz var, sağlarımız var, barışımız var, davamız var… Biz varız… Ha onlar varsa biz varız onlar yoksa biz de yokuz.
İşte bugün siz bizim bu kültürümüzü, adet-töremizi yan yana getiriyorsunuz, bir araya topluyorsunuz, bu düğümü çözüyorsunuz, kitaplara koyuyorsunuz… Biz beceremedik yazmayı, siz de artık yazın-çizin… Size ne kadar yarar, yarar mı yaramaz mı, o da artık sizin işiniz, bizim değil. Ha!
Snoop
24-04-2007, 05:02 AM
Not: GERÇEKLER
1.Mustafa Kemal Atatürk
2.Ismet Inönü
3.Celal Bayar
4.Maraşal Fevzi Çakmak
Bu şahıslar Dersim Katliamı yaşanırken Devletin en üst mercilerinde görevliydiler yorumunu Halkımıza bırakıyoruz.
1934'te çikarilan Iskan Yasasi'ni Dersim'de uygulayamayan devlet, 1935'te Tunceli Kanunu çikardi. Bu kanunla birlikte vali ve komutan, belediye baskanini atama dahil sinirsiz yetkilerle donatildi. Özel Tunceli Mahkemeleri kuruldu. Agir bir vergi yasasi çikarildi.
Bu baski ve asimilasyonlara karsi Dersim halkinin isyani giderek büyümekteydi.
1936 yilinin Ocak ayinda yürürlüge giren 2884 sayili, Tunceli'nin Idaresi Hakkinda Kanun'la, bu seçilmis bölgeye diger illerden farkli bir statü getirildi.
Dersim, Bingöl, Elazig ve Erzincan illerini içine alan Dördüncü Umumi Müfettislik bölgesi olusturuldu ve basina Korgeneral Abdullah Alpdogan tayin edildi.
Dersim ilinde hizli bir insaat faaliyeti basladi. Yollar açildi, köprüler ve karakollar kuruldu.
Hasanan asiretinden Seyit Riza ve Koçgirili Aliser gibi bölge liderleri bu karakollarin insasina karsi çiktilar.
Seyit Riza, diger asiretleri toplantiya çagirdi.
Bölgede gerginligin tirmanmasi üzerine, 1936 kisinda, Tunceli askeri kusatma altina alindi, bölgeye giris çikis yasaklandi.
1937 yilinin 21 Marti'nda, Newroz gecesi, Harçik Çayi üzerindeki köprünün yikilmasiyla ayaklanma baslamis oldu.
Bu Dersim isyaninin baslangiç tarihiydi.
Snoop
24-04-2007, 05:03 AM
Dersim imha harekatinin baslangici (1936)
Alpdogan bir duyuru ile Dersim, Elazig ve Çapakçur illerinin sıkıyönetim bölgesi oldugunu bildiriyor ve bütün halki birtakim korkunç sözlerle tehdit ediyordu.
Teftislerin sonunda Dersim adinin Tunç Eli adiyla degistirildigini bildiriyordu. Ikinci bir açiklama ile de Çemisgezek'in Amutka, Ovacik'm Burnak ve Pulur, Hozat'in Karaoglan ve Mazgirt ilçesinin Mamikan merkezlerinde birer askeri kisla ve bu kislalari birbirine baglayacak birçok askeri karakol yapilacagi ilan ediliyordu.
Dersimliler bu çalismalimin hedefini anlamis ve Dersim için idam sehpalari hazirlanmakta oldugunu sezmislerdi.
Ne yazik ki görevi üzerine alan Dersimli askeri kaymakam emeklisi Hidir ve Palulu Abdurrabman adli iki Dersimli olmus ve bunlar Ovacik'ta kisla binasinin yapimina baslamislardi. Müteahitlerin Dersimli olmasi nedeniyle yöredeki Dersim asiretleri kendilerine engel olmuyor ve binalardan amacin ne oldugunu anlamalarina karsin, Dersimlere özgü bir kendine güvenme Ile bu girisimleri ciddîye almiyorlardi.
Korkunç gelecek beliriyordu. Dersimli asiret reisleri toplantilar ve görüsmeler yapiyorlardi. Herkes durumun nezaketini anlamisti. Fakat ne yazik ki geceli-gündüzlü devam eden görüsmelere karsin, reisler arasinda tam bir fikir birligi, ortak bîr faaliyet plani üzerinde anlasma oliisamiyordu.
Asiretler arasindaki eski sürtüsmeler ve anlasmazliklar birligin olusmasina önemli bir engel yaratiyorlardi. Bu nedenle ancak birbiri ile dost olan asiretler kisim kisim, bölge bölge anlasmalar yapabiliyorlardi.
Basta Seid Riza oldugu halde Yukari Abbasan, Ferhadan, Kara-balyan asiretleriyle Bahtiyar, Yusufan, Demenan, Haydaran ve kismen de Kalan asiretleri kuvvetli ve sıkı bir birlik kurabilmislerdi.
Ovacik, Kocan, Semkan, Mazgirt, Pülümür ve Nazimiye bölgelerinin asiretleri tamamen tarafsiz ve sadece gözlemci durumda kalmaya, Hozat asiretleri ise hükümete teslim olmaya karar vermislerdi. Bu asiret reisleri Elazig'a gelmis, Alpdogan'a katilmis, hükümetin her türlü önerilerini kabul edeceklerini bildirmislerdi.
General da bu ikiyüzlülerin içlerini anlamis oldugundan basvurularina Önem vermemis ve onlara kendisi için önemli olan seyin Seid Riza'nin Elazig'a gelmesinin oldugunu bildirmisti.
Alpdogan emekli Hidir'i bir taraftan kislalarin yapiminda kullaniyor, diger taraftan da Seid Riza'yi kandirarak Elazig'a getirmekle görevlendiriyordu.
Sözü geçen Hidir, Seid Riza'ya vaadlerde bulunuyor, güvenceler veriyor ve kendi kisisel çikarlarini saglamak ve generalin yanindaki yerini saglamlastirmak için Seid Riza'yi Elazig'a getirmeye canla basla çalisiyordu.
Bir aralik Hidir'i gördüm. Dersim hattinda düsüncesini sordum. "Bizim için biricik çare kayitsiz-sartsiz silahi terkederek hemen Türk hükümetinin her türlü emirlerine boyun egmektir" dedi.
"Türk hükümetinin amaci bizi imha ve sürgün etmektir" dedigimde, "Sürgün hayirlidir, savunmanin ise hepimizin toptan mahvolmamiza neden olacagina kusku yoktur" demisti.
Hidir, General Alpdogan'dan aldigi güvence üzerine tekrar Dersim'e gitmis ve Seid Riza'yi kandirarak Elazig merkezine getirmeyi ve general ile görüstürmeyi basarmisti. Bir firsat bularak ben de Seid Riza ile görüsmeyi basarmistim. Seid Riza bana General Alp gan'in düsüncesinin çok kötü olduguna tam anlamiyla inandigi111 nedenle direnmekten baska hiçbir çare kalmadigim, Türk ordularinin Dersimlilerle basa çikamayacaklarini, fakat her olasiliga Karsibenim bir an Önce Türkiye disina çikarak durumumuzu büyük ve adil devletlere duyurmami Önerdi.
Seid Riza Elazig'a geldiginde general ile yalnizca görüsmüs ve bu görüsmelerde baska hiçbir Dersim önderi hazir bulundurulinamisti. Zaten o Elazig'da ancak yirmidört saat kalarak Dersim'e dönmüstü. Bu süre içinde Seid Riza'nin zekasi Alpdogan'm bütün ruhunu anlamaya yetmis ve edindigi izlenimi asiretlere duyurmustu.
Bir süre sonra Alpdogan, kurmay binbasi ve istihbarat reisi olan Sevket'i Dersim'e göndermisti. Bu kisi asiretlere konukluga gitmek bahanesiyle ilk Önce Hozat ve daha sonra da Ovacik merkezine giderek oradan yanina aldigi bir-iki asiret reisi ile birlikte Seid Riza'nin bölgesine gitmek istemisse de, Seid Riza buna razi olmamisti. Sevket almis oldugu bilgilere dayanarak, Seid Riza'nin Öteden beri hasmi ve arazi sorunundan aralarinda ciddi kavgalar olan kardesinin oglu Rehber'e konuk olmak üzere Haçili köyüne gidecegini bildirmis ve Rehber'in gönderdigi korumayla Haçili'ye giderken karsisinda arkadasini Aliser'i bulmustu. Aliser, Sevket'in Rehber'in yanma gidecegini daha önceden sezerek, acele Rehber'in yanina giderek Sevket'i kabul etmemesini söylemisti. Onun kendisiyle amcasi arasina ayrilik koyacagini bildigi için bu konuda Rehber'i uyarmaya çalismak aniaciyîa Seid Riza'nm yanindan Haçili'ye gelmisti. Sevket Rehber'in yaninda bir gün konuk olmus ve ertesi gün Rehber'i yanma alarak Elazig'a getirmis, general ile konusturmustu. General, Rehber'e birçok vaadde bulunmus, paralar vermis, kisacasi amcasi Seid Riza'ya karsi cephe almasini saglamayi basarmisti. Seid Riza bü'tün bu olaylardan haberdar olmustu.
Alpdogan yayinladigi genel bir duyuru Ile bütün Dersim asiretlerinden 200 bin martin tüfegi istiyordu. Bu sayiya her asiret nüfus yogunluguna göre katilacakti. Dersinililer yapilan duyuruyu anla-'nazliktan geliyor ve ellerinden geldigi kadar savunma hazirliklarinda bulunuyorlardi.
Kurmay Binbasi Sevket, Hozat asiretlerinin arasinda durmadan Basmakta, aynhk ve sürtüsmeler çikarmaya çalismaktaydi. Yapti Propagandalarda hükümetin bütün önlemlerinin Dersim'in yola getirilmesi için alindigini, basta yola getirileceklerin Seid Riza ve taraflari olan asiretler oldugunu, diger asiretler de silahsizlandirildiktan sonra yerlerinde serbest birakilacaklarini söylüyordu.
Hain Rehber de her konuda Sevket'le isbirligi yapiyor ve bir taraftan da amcasi Seid Riza'ya ve asiretlerin halkina sadik görünmeye çalisiyordu. Hükümeti aldatmakta oldugunu ileri sürüyor ve sonuçta amcasiyla isbirligi yaparak Türk ordulariyla çarpisacagini ve asiretlere karsi ihanette bulunmayacagini bildirerek ikiyüzlü bir politika izliyordu. Ayni zamanda da Elazig ve Hozat kahvelerinde Sevket'in her defasinda kendisine beser bin lira verdigini övünerek anlatiyor, bosbogazlik ederek foyasini meydana koyuyordu.
Bu sirada Demenan ve kismen de Nazimiye asiretleri sinirlarinda yapilmak istenilen askeri karakol binalarina hücum ederek, daha tamamlanmadan bu binalari tahrip ederek askerleri silahtan arindirmaya baslamislardi.
Seid Riza ise Gerenal Alpdogan'a Dersim hakkindaki kanunun ortadan kaldirilmasini ve Dersim için özel ve ulusal haklan saglayan saygideger bir idarenin olusturulmasini devamli istiyordu. Bu öneriye karsi General Alpdogan jandarma alayini ve dokuzuncu firkayi Dersim'in sinirlarina ayiriyor ve Diyarbakir'dan her sabah onar tane uçak gelerek Dersim'in üzerinde uçuyordu.
Ailik sessizlik bozulmus ve ortalik karismis oldugundan her tarafta çatismalar baslamisti.
Kis basmis oldugundan savas uzun sürmemis ve Dersim kapali kaldigi için çatismalara son vermek zorunlulugu ortaya çikmisti.
Snoop
24-04-2007, 05:05 AM
Dersim Savasi (1937)
1937 yilinin ilk baharinda her tarafta Türk faaliyeti baslamisti. Merkezlere yakin bulunan DersimlIler toplanilarak kitalara sevkedi-liyorlardi. Kislalarin yaptirilmasina yeniden baslanmisti. Savas uçaklari silahsiz bölgeleri bombaliyordu.
Silah toplamak bahanesiyle Yusufan asiretinin üzerine askeri bir müfreze gönderilmisti. Bu müfrezenin askerlerinden bazilari fakir bir kiza tecavüz etmislerdi. Bunu haber alan asiret reisinin oglu Findik, askeri müfrezeye hücum ederek bölge disina püsDersimmeye zorunlu kalmisti. Bu nedenle Mazgirt bölgesinde çarpismalar baslamisti.
Seid Riza'nin oglu Bra Ibrahim, Hozat'a gelerek Abdullah Alpdogan idaresinin yöneticileriyle iliskiye geçmis ve yapilmakta olan askeri harekatin adil bir sekilde yapilmasini babasi adina dilemisti. Bra Ibrahim geri dönerken Kurmay Sevket'in hazirlamis oldugu bir plan geregince Kirgan asireti sinirlari içinde Dest köyünde konuk bulundugu evde gece uyurken feci bir sekilde öldürülmüstü. Genç evladinin ce öldürülmesine üzülen Seid Riza, Kirgan asiretinin merkezi olan Sin köyünü kusatarak katillerin teslimini dilemisti. Türk generali bu hakli istegi yerine getirmedigi gibi, Bra Ibrahim'in katilleri Kurmay Sevket'in korumasina alinarak ödüllendirilmislerdi.
Bu siralarda Suriye'ye siginan Dersim yurtseverlerinden ve Hasanan asireti reislerinden Mehmet Emin Bey'in oglu Fasih, bir Dersim fedai müfrezesiyle Diyarbakir'a oniki kilometre uzaklikta Kara köprü bölgesinde Türk karakollarina rastgele bir baskin yapmisti.
Ankara hükümeti bu olayi da Dersimle ilgili göstererek içisleri bakanini Diyarbakir'a göndermis ve Diyarbakir kolordusunu da Yusiifan asiretine hücum ettirmisti. Diger taraftan da Elazig'dan firka kumandani Ismail Hakki kuvvetleri Seid Riza'nin bölgesine hücuma baslamislardi. General Alpdogan Kirgan asiretini kandirmayi basarmis ve bu gafil asiret Türk kuvvetlerine rehberlik yapmisti.
Seid Riza ile birlikte Bahtiyar asireti de savasa girmek zorunda kaldigindan harp alani genislemisti. Çatismalar Hozat'in Bahtiyar, Yukari Abbas, Karabal ve Ferhat asiretleriyle Nazimiye ilçesinin Haydaran, Mazgirt ilçesinin Demenan ve Yusufan asiretlerinden olusan yedi asiret üzerinde siddetlenmisti. Geride kalan asiretler ise tarafsiz kalmislardi.
Dersimler saldiriya geçmis ve Ismail Hakki kuvvetlerini Hozat yönünde gerilemeye zorunlu birakmislardi. Bu durum nedeniyle Erzurum-Erzincan kolordulari da harekete geçmisti. Diyarbakir'dan yedinci kolorduya bagli uçak birligi de Elazig'a getirilmis, savas alaninda zehirli ve bogucu gaz bombardimanlarina baslanmis ve Dersimliler bir Türk tankim tahrip etmeyi basarmislardi.
Türk hükümeti Bati illerinde yerel seferberlik Ilan ederek 26, 27, 28 dogumlulari silah altina almis ve General Ismet Inönü, Dersimdeki kitalari teftise gelmisti.
Seid Riza, General Alpdogan'a yeniden basvurmus ve Dersim ulusal haklarina saygi gösterilmek ve oglunun katilleriyle ortaklarinin yasanin pençesine teslim olunmasi kosuluyla askeri kuvvetlerden alinan savas araç-gereçlerini ve esir edilen subaylarla, erleri geri göndermeye razi olacagini bildirmisti. Alpdogan ise bu öneriye karsi, Seid Riza ile mücadele ortaklarinin 80 bin mavzerle birlikte kayitsiz sartsiz teslim olmalarindan baska çareleri olmadigini bildirmisti.
Harp yeni bir siddet asamasina girmis, taraflar çok büyük kayiplar vermeye baslamislardi. Türkler teslim olan fakir ve silahsiz halki tamamen imha ediyorlardi.
Bu sirada Seid Riza'nin kardesinin oglu Rehber Hozat yöresinde penami köyünde tarafsizligim ilan ederek Türklerle iliskisini korumaya devam ediyordu.
Dersim kamuoyunu aldatmak için Türkler Rehber'in Hozat'tan kaçarak asi kuvvetlerle isbirligi yapmakta oldugunu resmi bir açiklama ile duyuruyorlardi. Rehber bir kisim adami ile ilk önce Bahtiyar asiretiyle birlesti. Rehber bir Türk casusu olarak Dersimler arasina girmisti ve Dersim kuvvetleri hakkinda elde ettigi bilgileri günü gününe Türklere ulastirdigi anlasiliyordu.
Rehber amcasi Seid Riza'ya haber göndererek elini öpüp af dilemekte oldugunu, Türk hükümetinin planlarini anladigindan nefret ettigini ve Türk ordulariyla çarpisacagini bildirdigi zaman Seid Riza bu sözlere inanmadigini belirtmisti. Diger asiret reisleri ise Seid Riza'nin bütün açiklama ve israrlarina karsin Rehber'e Inanmis ve bati cephesinde savasmak üzere Rehber'in gelmesine razi olmuslardi.
Rehber düzenledigi plan geregince Aliser'in idaresindeki bölgede amcaogullarindan olup, aldatmayi basardigi Misto Sure'nin torunu Vankli Efendi'yi yanina alarak Türklere karsi harbe baslamisti. Zaten Rehber'in savasçiligi, silahsorlugu, cesareti ve barbarligi Dersimler tarafindan biliniyordu.
Harbin agirlik merkezi Seid Riza'nin üzerinde olup, savas planlarini da Aliser düzenliyordu. Bu nedenle General Alpdogan'nin tek amaci Aliser'i imha ettirmekti. Bu amacin gerçeklesmesi için Rehber obes gün süreyle savasa katilmisti. ve kurnaz Rehber Seid Riza'dan baska diger bütün reislerin, hatta Aliser'in bile güvenini kazanabilmisti.
Seid Riza'nin karargah merkezi Holvori, Vank, Aliser'in ise Agdat idi. Tujik dagi eteginde bir magarada ailevi bîr siginagi da vardi. Rehber her zaman Aliser ile iliski kurdugundan Seid Riza'nin bütün planlarini Ögrenmisti.
Daha fazla insan kaninin dökülmesini önlemek amaciyla Seid Riza Aliser'in Iran veya Irak'a siginarak Fransa ve Ingiltere hükümetlerinin yardimini dilemesini kararlastirmisti. Bu karari Ögrenen Rehber, Aliser'in savas alanindan uzaklasacagi günden bir gün önce sekiz silahli arkadasiyla birlikte Aliser'in ziyaretine gitmisti. Bu ani ziyaretin nedenini soran Aliser'e, aç ve yorgun oldugundan birkaç saat dinlenecegini söylemisti. Zavalli Aliser konuklarina yiyecek hazirlarken namert ve alçak Rehber onun üzerine ansizin ates etmis ve bu essiz Dersim kahramanini sehit etmisti. Sasiran esi kendisini kocasinin üzerine atarak "Aman kavala mi mekujin" (aman arkadasimi vurmayin) diye bagirmis ve ölmüs oldugunu görünce tabancasini çekerek hain Rehber'e ates etmis, mermi Vankli Efendi'nin tepesine isabet ederek cansiz düsürmüs, fakat alçakligin sonuna kadar gitmeye karar vermis olan Rehber silahini Aliser'in benzersiz esine, bu kahraman Dersim kizina da yönelterek onu da kocasinin cesedinin üzerine cansiz düsürmüstür.
Dersimlilerin ve Insanligin yüzkarasi olan ve Dersim kurtulus savaslari tarihinde adi sonsuza kadar lanetle anilacak olan alçak Rehber, beyinlerinde Dersim bagimsizlik ve kurtulus güneslerini tasiyan Aliser ve esinin baslarini kestirmis, torbalara koydurmus ve ayni günün gecesinde adi geçen bölgeden kaçarak gizli parolayi verip Türk bölgesine geçmistir. Sehitlerin baslari taniyanlar tarafindan iyice teshis edildikten sonra hain Rehber bunlari Elazig'a getirmis ve resmi dairesinde Alpdogan'a teslim etmistir. Elazig Türkleri bile bu olayi nefretle karsilamislardir.
Aliser'in ve esinin sehadeti, Seid Riza ile Dersim asiretleri üzerinde pek derin bir üzüntü ve tepkiye neden olmustur. Rehber haini ise artik yüzündeki maskeyi atarak açiktan açiga Türk istihbaratinin emrinde çalismaya baslamistir.
Burada öykümüze bir ara vererek sehit Aliser'in yasam Öyküsünü vermeyi yerinde buluyoruz.
Snoop
24-04-2007, 05:06 AM
Dersim Savasi (1937)
Savas bütün siddetiyle devam ediyor ve agirlik merkezi Bahtiyar asiretinin üzerine yüklenmis bulunuyordu. Seid Riza bizzat savas alanindaydi. Türk askeri kuvvetleri Dersim ormanlarini atese vermis oldugu için yanginlar Dersim bölgesinin birçok yerini sarmis ve geceleri dehset verici yanardag manzarasi olusturuyordu.
Kureysan asireti de Seid Riza'nin yardimina kosarak savasa katilmisti. Bahtiyar asireti reisi Sahin harbi idare ediyordu. Hain Rehber, Bahtiyar asireti arasinda bulundugu zaman onun kandirislarina kapilmis olanlardan Pirço'nim oglu Hidir'in hakikaten hainlerin safina geçmis bulundugunu olaylar kanitlamakta gecikmedi.
Sahin Aga haftalarca uykusuz kaldigindan bir-iki saat uyumak zorunda oldugunu Hidir'a bildirmis ve uyanincaya kadar nöbet beklemesini önermisti. Sahin uykuya dalar dalmaz melun Hidir, Sahin'in basina bir kursun mis, onu yerli yerinde sehit etmisti. Ihanet ortagi Rehber'in yaptigi gibi, o da Sahin'in basini kesmis, gece karanligindan yararlanarak asiret bölgesinin disina çikmis, dogruca Hozat'a giderek Sahin'in basini kumandanina teslim etmis, kendisinin affedilmesini dilemisti. Ama düsman hesabina katilligi seçmis olan bu alçak ve arkadaslari Hozat'tan döndüklerinde önlerinde pusu kurmus olan sehit Sahin'in kardesi ve amca çocuklari tarafindan mitralyöz atesiyle imha edilmislerdi.
Kiymetli önderini kaybetmis olan Bahtiyar asireti, güçlü düsman kuvveti karsisinda bir süre dayandiktan sonra dayanma gücü kirilmis, kismen yenilmis ve kismen de imha edilmistir. Bu sekilde bu bölge düsman isgali altina geçmis ve sag kalan bir kisim kuvvet Seid Riza asiretine katilmistir.
Seid Riza'mn küçük oglu Hüseyin Re savas sirasinda uçak sarapneliyle yaralanmisti. Bunu haber alan Türk Istihbarat reisi Sevket, Seid Riza'nin büyük esine haber göndererek kendisiyle görüsmek istedigini bildirmisti.
Seid Riza'nin küçük esine karsi olan büyük esi Elif Hatun, Sevket'in görüsme önerisini kabul etmis ve bu görüsme sonucunda zavalli yasli kadin aldatilarak, yarah oglu Hüseyin'i Elazig'a götürüp tedavi etmek üzere Sevket'e emanet etmisti. Sevket yarali çocugu Elazig merkez hastahanesine yatirmis ve tedavi ettirecek yerde babasinin planlan hakkinda bilgi vermesi için kendisine hayli iskence yaptirdiktan sonra, bu cesur aslan yavrusundan hiçbir sey alamayacagini kestirince kendisine bir annenin emanet biraktigi bu çocugu idam ettirmistir.
Elazig askerle dolmus, bir mahser manzarasi sergiliyordu. Her tarafta hummali hazirliklar, geceli-gündüzlü Dersim'e dogru akan asker, savas malzemesi ve tank atimi görülüyordu.
Seid Riza bölgesini terke mecbur olmus, tarafsiz kalan asiretler arasina geçerek bunlari da harekete katmaya ve savas alanini genisletmeye çalisiyordu.
Türkler Tujik dagi eteklerini tamamen isgal etmis ve buralarda ellerine geçen Dersim halkim merhametsizce Öldürmüslerdi. Tujik dagi eteklerinden Iksor vadisindeki büyük magaralara siginmis olan binlerce çocuk, kadin ve kiz; magaralarin agizlari genelkurmayin emir ve denetimi altinda çimento ile kapatilarak öldürülmüslerdi. Tiirk askeri tarihinin yüz kizartici bu olayinin belgeleri Genelkurmay dosyalarinda mevcut, planlarda bu magaralara 1,2,3, seklinde numaralar konularak isaret edilmis haritalardir. Birtakim magaralarin da agizlarinda ates yaktirilarak içeriye bogucu duman verilmis ve Içindeki zavallilardan birçogu dumandan bogularak ölmüs, bogulmamak için canlarim disari atanlar ise süngtilenerek Imha edilmislerdir.
Bahtiyar ve Kureysan asiretlerinin kadin ve kizlarindan büyük kismi da seref ve namus düsmani Türk'ün eline düsmemek için kendilerim uçurumlardan sarp taslar üzerine veya Munzur ve Parçik sularinin kurtarici derinliklerine atarak Dersim kadinina yakisir bir serefle ölmüslerdir.
Tarihin amansiz cilvelerinden birisi de ulusuna, ulusal davasina ihanet edenlerin bizzat hesabina hareket ettikleri kuvvetler tarafindan cezalandirilmis olmalaridir ki; bunun bir Örnegi de Kirgan asiretinin sonudur.
Kirgan asiretinin Türklerin kandirmalarina kapilarak Seid Riza'-um oglu Bra Ibrahim'i Türkler'in hesabina ce öldürmüs olduklari hatirlarda olsa gerektir. Iste, bu asiret de SeId Riza ve Bahtiyar asiretleri kuvvetlerinin çekilmesinden sonra da Türklere güvenerek yerlerinde kaldiklari için, Türk kuvvetleri tarafindan imha edilmis ve reisleri Sal oglu Salman ile esi Hatice de birçok iskencelerle karsilastiktan sonra Sin köyünde kursuna dizilmislerdir, Kir-gan asiretinden orduya siginanlar da birer birer toplatilarak; erkekler bulunduklari yerde kursuna dizilmis, kadin, kiz ve çocuklar samanliklara kapatilarak atesle yakilmislardir. Iste, Türke güvenen ve ulusuna ihanet eden bu asiretin feci sonu...
Türkler Kirganlilarm yerlerini askeri karargah yapmislar, meydanda kalan hayvanlarini orduya vermisler ve esyalari soygunculukta benzersiz olan Türk askerleri tarafindan yagmalanmistir.
Seid Riza'nin Koçan asireti bölgesi dahilinde Uzun Mese noktasinda bulundugunu sezen Türk kuvvetleri, bu nokta üzerine uçak bombardimani ve topçu hazirligindan sonra siddetli bir hücum yaparak bölgeyi sarmislardi. Durumun ciddiyetini gören Seid Riza bir yarma hareketiyle çemberi kirmayi ve Ovacik yönüne çekilmeyi basarmisti. Fakat bu basari çok pahaliya malolmustu. Çünkü Kozluca muharebesi adiyla anilan bu savasta Seid Riza ile birlikte savasa katilan küçük esi Besi ve büyük oglu Seyh Hasan, üç torunu ve bin kisiye yakin kuvveti sehit düsmüslerdi. Bu bölgelerde Türkler için kis mevsiminde savasmak olanaksizdi. Bu nedenle çarpismalara ara vermek zorunlulugu vardi. Sessizlik mevsiminde hile yoluyla çalismanin amaca daha çok uygun oldugunu kararlastiran ordu kumandani, Munzur daglarinda mevzilenmis olan Seyit Riza'ya Erzincan valisi araciligiyla haber göndererek Dersimlilerin isteklerinin kabul edilecegini, simdiden bütün orduya ateskes emri verilmis oldugunu, aslinda Dersim'in tek basina olan bazi asiretleri disinda diger asiretlerin üzerine henüz askeri hareket yapilmadigini, yapilmasina da gerek görülmedigini ve olusan zararlari ödemeye hazir olduklarim bildirerek Seid Riza'yi Erzincan merkezine getirmeyi basarmis ve orada yanindakilerle birlikte tutuklamisti (5 Eylül 1937).
Seid Riza tutuklu olarak vilayet konagindan çikarilirken etrafinda bulunan halka, " ve yalanci hükümet" sözlerini söylemek ten baska hiçbir sey diyememistir. Erzincan'dan Elazig'a sevkedil-mis ve askeri harp divanina verilmistir. Yargilamasi yapilirken verdigi ifadede; ulusal amaç ugruna çalistigini, her yaptigi isle vicdaninin sesine uydugunu, milletinin ve vataninin yüksek çikarlarindan ve hürriyetlerinden baska amaç gütmedigini, yetmis yasini geçmis bir ömürden sonra da milli bir borç ugrunda ölümü pek degerli bir sonuç bildigini, üyesi oldugu ailenin hiçbir zaman yabanci islemlerine, dis propagandalarina kulak asmadigim ve asirlardan beri sadece vatani duygular ugrunda çalistigini, ama basarili olamadigini cesaret ve gururla söylemistir.
Harp divani baskani tarafindan yöneltilen sorular arasinda en çok dikkati çeken, güya Seid Riza'nin yaninda Rus kurmay subaylarinin bulundugu, Ruslarin ona cephane ve silah gönderdigi ve buna benzer birtakim hurafelerdi. Türkler tarafindan güya Koçan asiretleri içinde Ingiliz ve Fransiz kurmay subaylarinin bulunduguna iliskin çikarilan yalan haberlerin amaci ise silahsiz Dersim halkina karsi yapilan zulmü hakli göstermek ve bu sekilde dünya kamuoyuna Dersim ulusal harekelini bir yabanci tesvikinin ürünüymüs gibi göstererek aldatmakti.
Yargilama uzun sürmemisti. Seid Riza'ya idam kararini açiklamislardi. Seid Riza karari cesaretle dinlemis ve id iliskin son sözleri isitince yüzünde sevinç isaretleri görülmüstü. Seid Riza'nin küçük oglu Re Hüseyin de ledavi edilmekte oldugu hastahane-den ayni gece alinarak babasi ve amcaogullari ile birlikte idam edilmisti. Bu vatan sehitlerinden baska ayni gece Yusufan asireti Reisi Kanber, Kureysan asireti reisi Seid Hüseyin ve Ali agalarla diger üç kisi idam edilmislerdir.
Dersim'in bagimsizligi ve Dersim ulusunun Özgürlügü davasi ugrunda sehit olan bu 11 Dersim kahramani hakkinda 10 Kasim 1937 tarihinde verilen idam karari, 18 Kasim 1937'de Elazig'in Bugday Meydani'nda safakla birlikte infaz edilmisti. Seyit Riza idam edilirken yüksek sesle, "75 yasindayim, sehit oluyorum. Dersim sehitlerine karisiyorum. Dersim yeniliyor, fakat Dersimlük ve Dersim yasayacaktir. Dersim genci intikam alacaktir. Kahrolsun zalimler! Kahrolsun ve yalancilar!" sözlerini Zaza diliyle söylemis ve bu essiz Dersim kahramani ölümü korkusuzca karsilamistir. Bu arslanin yavrusu Re Hüseyin de babasina dönerek, "Baba Dersim ulusu sag olsun" demistir.
Bu 11 kutsal Dersim sehidinin cenazeleri daragaçlanndan indirilerek Elazig sokaklarinda halka gösterildikten sonra yakilmistir.
Bu nedenle Seid Riza'nin yasam öyküsünü asagiya almayi kutsal bir borç sayiyorum.
Snoop
24-04-2007, 05:07 AM
Büyük Dersim Kahramani Seid Riza
Seid Riza Dersim'de dogmustur ve Dersim'In önderlerinden Seid Ibrahim'in ogludur. Seid Riza'nm soy durumunu açiklamak için önce Seid Ibrahim'in kim oldugunu bilmek gerekir.
Seid îbrahim bati Dersim'in Seyh Hasana» asiretinin kabile reisleri, yani Ocak sülalesinden sürüp gelen ve Dersimlerce en asil sayilan bir ailenin ogludur. Tarikat noktasindan da en yüksek derece olarak Rehber mertebesine varmis oldugu için kendisine Seid unvani verilmis. Bu sekilde gerek asalet yönünden ve gerekse manevi yönden Dersirn'in Seyh Kasanan asiretlerinin hepsi kendisini asiretlerinin bas evladi olarak tanimistir.
Dersim'in kuzey-dogu bölgesinde Dersimlilerin asil atalari adma armagan edilen Kaimen Sor ve Lirtik bölgelerinin Deri Ari köyünü Seid Ibrahim kendisine merkez yapmigii. Dört erkek çocugu olup bunlardan en küçügü Riza'ydi. Seid Ibrahim, oglu Rzza'da gördügü zeka ve kararlilik nedeniyle O'nü çok severdi. Bu nedenle ölümünden sonra asiretlerin idare Önderligini Riza'ya biraktigini vasiyetinde belirtmisti.
Dersimliler Seid Ibrahim'e baba anl gelen "Babo" ünvam-nmda veriyorlardi ve bunda hakli Idiler. Çünkü Seid îbrahim zamaninda Dersim tamamen bagimsiz bir durumda ve Türk hükümetinin zulüm ve ihtiraslarindan uzak bir halde tutmustu.
Merhum Seid Ibrahim ögrenimini büyük atam Colik Oglu Mehmet Ali Efendi'den görmüstü. Mehmet Ali Efendi, Seid Ibrahim'e Dersimlük düsüncesini telkin eden essiz bir Dersim bilginiydi. Seid Ibrahim oglu Riza'yi ayni düsünce ile egitmisti.
Dersimler Seid Riza'ya 'Rizo' ve 'Rayber' ve babasinin oglu anl gelen 'Lace Babayi' ünvanlanyla seslenirlerdi. Sahsinda tavir ve hareketlerinde Dersim karakteristigi, Dersim civanmertligi ve Dersim fizyonomisinin bütün özellikleri görülmekteydi.
Babasinin ölümünden sonra Lirtik'ten göç ederek Tujik dagi ete-gindeki Agdal köyüne yerlesmisti.
Seid Riza neseli ve sakayi seven birisiydi. Asiret üyeleriyle sakalasmaktan ve en küçük kisiye bile hizmet etmekten zevk duyardi. Kendisini ziyarete gelenleri, kim olursa olsun karsilamaya kosar, yoksullara yardim eder ve herkese elinden gelen iyiligi yapardi. Kendisi de zaten devamli fakirdi. "Ben fakir bir Rizo'yum" derdi. Asiret üyeleriyle bir sofraya oturur; güler, ikramda bulunur, yaslilara hürmet gösterir, küçüklere bir kardes gibi davranir ve bütün Dersimler'in kardes olduklarini tekrar ederdi.
Seid Riza hem büyük bir Dersim ve hem de yüksek ruhlu bir insandi. KIbir ve azamet gösterenlerden nefret ederdi. Asiret üyeleri gibi giyinir ve onlardan ayrilacak hiçbir isaret tasimazdi. Alçakgönüllülügü o kadar genisti ki hirs, kin ve düsmanlik tasimazdi. Asireti içinde bütün bireylerin yasayis biçimlerinde maddi ve manevi bir esitlik ve düzen kurulmasina dikkat ederdi. Genel toplantilarda, bütün Dersimler'in sürekli bir aile ve ocak evladi olduklarini ve kardeslik baglariyla birbirlerine bagli bulunduklarini, saadet ve felakette ortak olduklarini propaganda ederdi. Dersimlügün tutsakliktan kurtulmasi, bagimsiz ve hür bir vatana sahip olmasi için her Kürdün çalismaya ve gerektiginde ölmeye borçlu oldugunu ilan ederdi.
Seid Riza tam bir insandi demistik. Bunun kuru bir sözden ibaret olmadigini bu büyük Kürdün özellikle Türk zulmünden kaçip Dersim'e siginan onbînlerce çaresiz Ermeni'ye gösterdigi koruma ve öz kardes uygulamasi en açik kanitlardan birisidir.
Her iste asiret üyeleriyle tartisir ve görüserek onlarin oylarini almadan asla girisimde bulunmazdi. En basit bir Kürdün bile fikir ve yorumuna önem verirdi. Bunu bir öraek olayla anlatmaktan kendimi alamiyorum.
Sejd Riza'mn bir çesme basinda Erzincan Valisi Ali Riza ve Ankara'dan gönderilen Erzincan Milletvekili ve Müftüsü Haci Fevzi ile tartistigini geçen bölümlerde yazmistim. Bu tartismalar arasinda çesme basindaki büyük bir dut agacinin üzerinde dut yemekte olan ve ayni zamanda Türk heyetiyle yapilan tartismalara kulak veren Seid Riza'nm genç hizmetçisi Kumo, bir aralik agacin üzerinden söze karisarak ve Zaza diliyle Seyit Riza'ya, "Rayber Rizo fikirleriniz dogru degildir" demis ve efendisini elestirmeye koyulmustu. Seid Riza basim yukari kaldirip dut agacinin üzerindeki Kumo ile bir hayli tartismada ve bilgi alisverisinde bulunmustu. Bu konusma toplantida hazir bulunan binlerce Insanin ve hatta Türk heyetinin hayret ve dikkatini çekmisti. Zaza diliyle yapilan bu tartisma sonunda Seid Riza hizmetçisi Kumo'ya, "Oglum senin sözlerin ve düsüncelerin daha uygundur" demis ve bundan sonra Türk heyetiyle yaptigi tartismalarda, Kumo'nun fikirlerini ileri sürmüstür. Dünya demokrasisine en güzel bir örnek olmaya layik bu olay bütün asiret üyelerinin alkis tufaniyla karsilanmisti.
Bu bir tek Örnek Seid Riza'nm ne kadar halkçi ve ne kadar büyük bir demokrat oldugunun en açik bir Örnegidir.
Seid Riza Erzincanlilara güvenir ve Hozat Elazig merkezlerinden rahatsiz oldugu zamanlar Erzincan merkezine basvururdu. Iste, bu güveni nedeniyle kendisine Erzincan'in verdigi söz ve vaade inanarak Erzincan merkezine gitmis ve orada yukaridaki satirlarda bildirdigim sonla karsilasmisti.
Seid Riza yasinin ilerlemis olmasina karsin saglam bünyeli, dinç ve çevikti. Özel egitimini merhum babam Ibrahim Efendi'den görmüs ve yüksek zekasi sayesinde bilgilerini genisletmis biriydi. Hayatim milleti ugruna harcamis olan bu essiz Dersim kahramanina allan rahmet etsin.
Snoop
24-04-2007, 05:08 AM
1938 Dersim katliami:
1938 yili ilk baharinda Türk ordulari ardi arkasi kesilmeyen bir çalismayla seri atesli ve büyük çapli toplar, tanklar, uçaklar ve nehirlerde kullanilacak geçit ve insaat araçlari hazirlamakta ve bunlari Dersim'in etrafina yigmaktaydilar.
Dersimlilere gelince, hiçbir taraftan yardim görmeyerek sadece serefle ölmeyi kararlastirmis ve imanlarina dayanmis bulunuyorlardi.
Kiirtler'in uygar dünyaya, büyük ve küçük devletlere yaptiklari basvurular hiçbir sonuç vermemis, hiçbir tepki yaratmamisti. Insanlik denilen Insafsiz varlik, tarihî bîr milletin hayatinda sekillenecek olan kanli sahneye seyirci kalmaya ve zalimlere sessizlikle destek olmaya karar vermisti sanirsin.
Türkiye hükümeti Cenevre ve Lozan Baris Konferanslari sonucunda azinliklarin haklarina saygi gösterecegine söz vermis oldugu için bu söze sadik kalmasi kendine tavsiye edilmistir gibi insafsiz bir yanitla, uluslararasi diplomasi kendini vicdani sorumluluktan kurtarmis ve Dersim milletini avutmak haksizligina düsmüstü. Oysa Türkiye'de bulunan yabanci siyasi temsilciler ve konsolosluklar araciligiyla bütün devletler hazirlanan katliami görüyor ve günü gününe olaylara tanik oluyorlardi. Örnegin Londra Radyosu "Türkiye'de milli hak ve bagimsizlik davasi ugrunda Dersim Dersimleri savasiyorlar" diye yayinda bulunmasina ve bazen de Türk kuvvetlerinden az sayidaki Dersim azinligina karsi hücumlarina isaret etmesine karsin, dünya barisinin devamini ve zayif milletlerin haklarinin korunmasini üstlenen Cenevre Milletler Meclisi hiçbir seyden haberi yokmus gibi sessizligini koruyordu.
Türkiye Basbakani'nin Dersindiler hakkinda Türk parlamentosundaki degi konusmalari, artik yapilmasi kesinlesmis olan imha planim tamamen açikliyor ve hatta Türkiye milletvekillerinden Yunus Nadi'nin yayinladigi Cumhuriyet Gazetesi 30 Haziran 1938 tarih ve 5000 sayili baskisiyla Türkiye Basbakani Celal Bayar'in söylevini inceleyerek, "Dersim1 de askeri harekat yapacagiz" baslikli yazisinda sunlari yaziyordu:
"Türkiye hükümeti bu sene Dersim meselesini tekrar ele alacak ve bu mintikada askeri mahferler yapacagiz, köprüler insa edecegiz ve mektepler açacagiz. Arzu ediyoruz ki, askeri hareketler de tevakkuf etmeksizin devam etmekle bulunsun. Geçen sene büyük kuvvetlerimizi mezkur mintikada tahsil ettik ve bazi mintikalarda müsademeler oldu. Bu sene de azmedilen mesele ayni mintikada askeri harekatlara devam ve yoketme tatbikati yapmaktir. Söyle ki; ordularimiz pek yakin bir zamanda Dersim mintikasinda manevralar yaparak ve ondan sonra bu mintikanin sakinlerini tamamen kaldiracak ve bu meseleyi esasindan kesecektir" diyor ve "Türkiye Basbakani'nin Millet Meclisi'nde verdigi söylevin anlami budur" diyordu.
Oysa eski Basbakan Ismet Inönü 1937 yilinda Seid Riza'mn idami nedeniyle yaptigi açiklamada, "Dersim meselesini ortadan kaldirdik, son verdik; Dersim sorunundan kurtulduk, Dersim'i her türlü askeri hareketlerle temizledik" diyerek, dünya kamuoyunu aldatmisti.
Bu duruma göre, Celal Bayar'in 1938'deki demeci ve Türk ordularinin yeniden Dersim'e hareket hazirligi yapmasi Inönü'nün 1937 yilindaki demecini yalanlamakla beraber, Dersimlilerin ulusal savunmaya devam ettiklerinin ve Türk ordularina tamamen bas egmemis olduklarinin açik bir kanitiydi.
Celal Bayar'in bir taraftan Dersim'in kalkindirilmasi için köprüler yapilacagindan ve okullar açilacagindan sözederken diger taraftan DersIm'e kesin askeri harekat yapilacagindan bahsetmesi, sözlerinin ilk cümlelerinin dünya kamuoyunu aldatmak için yapilan bir hile oldugunu ve hazirlanan katliami maskelemek için bir temdin girisimi süsü verilmek istenildigini anlamak güç bir sey degildi.
Basbakan Celal Bayar'in bu hilesine yabanci politikacilarindan bir çogu aldanmis ve hatta Sam'da çikan "El Ihbar" gazetesi 13 Temmuz 1938 gün ve 419 sayili nüshasinda Londra'dan aldigi çevirisi asagida yazili haberi yayinlamisti.
"Türkiye'de Dersim isyani siddetlendi. Dersimler Türk kitalarina hücum ettiler ve yenilgiye ugrattilar" basligi altinda söyle deniyordu:
"Londra- Dünkü gazeteler Türkiye'de Dersim bölgesinde siddetli isyanlarin çiktigim degi kaynaklardan aldiklari bilgilere dayanarak yaziyorlar. Dersimler, Türk birliklerine hücum ederek yenilgiye ugrattilar. Türkler'den birçok yarali ve ölü var. Bazi inanislara göre bu isyanlar Rusya'nm para ve silahlariyla beslenmektedir. Bu isyani bastirmak için Türkiye hükümeti büyük askeri kuvvetler göndermistir. Dersim'm bütün bölgelerinde bildiriler dagitilarak bütün Dersimler birlige davet edilmekte ve Türk boyundurugundan kurtulmak için çarpismalari istenmektedir."
Bu gibi haberlerin gerçekle hiçbir ilgisi yoktu. Çünkü 1936 yilindan beri mahsur kalmis olan Dersimlilerin Rus hükümetiyle iliski kurmasina elbette olanak yoktu ve olamazdi.
Dersim hakkinda hazirlanmis olan katliama herhangi bir sekilde engel olabilirler düsüncesiyle, Türkiye hükümeti disarâ'da bulunan mülteci Türk siyasetçilerinden dahi kuskulanarak ara bir kararla af Ilan etmis ve bu gibi kisilerin de Türkiye'ye getirilmesini saglamisti. Nitekim bu olay da Dersim ve Dersim sorununa azami bir önem verildiginin kanitidir.
Bu af karariyla 1938 yili Temmuzu'nun sonlarinda Suriye'de bulunan Refik Halit, Ali Hilmi ve arkadaslari da (ki bunlar arasinda aslen Dersim olanlar da var) Türkiye'ye dönmüslerdi.
Türkiye hükümeti Dersim'i asi ve saldirgan göstermek ve aldigi önlemlere bir savunma süsü vermek için yabanci basma asilsiz haberler yaymaya devamda kusur etmiyordu. Bunlardan birkaçini asagiya aliyoruz.
Beyrut'ta çikan "Errabita-Essarkiye" gazetesinin 30 Temmuz 1938 gün ve 623 sayili nüshasinda; "Dersim bölgesinde siddetli çatismalar" basligi altinda su haber veriliyordu:
"Atina- Türkiye'den gelen haberlere göre, Dersim bölgesinde on günden beri siddetli çatismalar devam etmektedir. Birçok kabile harbe katilmistir. Türkiye hükümeti savaslara büyük askeri kuvvetler göndermis ve bu kuvvetlere top, uçak, projektör ve büyük tanklari da katmak zorunda kalmistir. Dersimler bu kuvvetlere toptan hücum etmislerdir. Türkler, Dersim Dersimleri'ni Dersim daglarinda sarmayi basaramamislardir."
Snoop
24-04-2007, 05:10 AM
Dersim'in savunma savasim bir isyan içeriginde göstererek, dünya yayin ve basinina haberler yayarak Türk hükümetinin yaptigi hile bazen ters sonuçlar veriyordu. Buna örnek olarak Sam'da çikan ve Arap kamuoyunun yayini olan "Elifba" gazetesinin 4 Agustos 1938 gün ve 5252 sayili nüshasinda, "Dersim'de Dersim isyani" ve "Türkiye Basbakani'mn açiklamalari isyanin varligini kanitliyor" basligi altindaki su yazilari gösterebiliriz:
"Uzun zamandan beri talgraf ve dünya ajanslari haberleri devamli Türkiye'nin Dersim bölgesinde Kür! hareketinden sözetmek-tedir. Isyanin yeniden bas göstermis olduguna ayrica isaret edilmektedir. Oysa Türkiye hükümeti böyle bir durumun oldugunu resmen yalanlamaktadir. Geçen yil bu isyanlarin bastirildigi bildirilmekte ve Dersim'de emniyetin hüküm sürdügü eklenmesine karsin, Türkiye Hükümet Baskam Celal Bayar'in Türkiye Millet Meclisi'-nde dün yaptigi ve radyolardan yayinlanan açiklamasina göre, Ankara Hükümeti'nin simdiye kadar isyani bastirmayi basaramadigi ve gerçegi kamuoyundan gizlemis oldugu anlasiliyor. Çünkü hükümet baskani, Dersim bölgesinde büyük askeri manevralar yapilacagim ve Dersim'de son günlerde çikan isyanlari bastiracagim ve bu amaçla üç büyük ordunun hemen Def sim e gönderilecegini bildirmekle birlikte, bu ordularin tank ve uçaklarla donatilmis bir sekilde manevralara katilacagini açiklamistir... Bu dehsetli açiklama halka gerçegi anlatmis ve Dersim'de isyanin varoldugunu itirafla birlikte, durumun pek tehlikeli oldugunu da kanitlamistir."
Türkiye hükümeti bir taraftan dünya kamuoyunda karilik yaratmaya devam ederken, diger taraftan da yapilan zulümleri dünya uygarligina bildiren ve Türkiye sinirlari disinda bulunan Dersim aydinlan hakkinda da siyasi Türk temsilcileri araciligiyla yabanci devletler disisleri bakanliklarina basvurmus ve bunlarin Türkiye'ye teslimlerini istemisti. Uluslararasi hukuka aykiri olan bu istek hiçbir devlet tarafindan kabul edilmemis ve Dersim aydinlarinin çalismalan-na engel olunmamistir.
Türkler, Dersim sorununun ortak bir tehlike olduguna komsu devletlerden bazilarini kandirmayi basarmis ve maalesef bunlarla birlikte Dersimler aleyhinde ortak önlemler alinmisti. Bu konuda Sam'da çikan, "El Amel-El Kavim" gazetesinin 7 Agustos 1938 gün ve 52. sayisinda Istanbul, Atina ve Bagdat muhabirlerine dayanarak verdigi asagidaki haberler sorunun Önemini açiklamaktadir.
"Tehlikeli anlasmalar..."
"Dersimler Türk ordularina hücum ederek bir kismini yendiler. Bu nedenle Irak, Iran ve Türkiye birbirlerine yardima karar verdiler."
"Istanbul- Dersim isyani siddetlendiginden, Dersim'e 3. Kolordu Türk askeri daha hareket etmistir. Isyani bastirmak için yeniden çatismalar baslamistir."
"Atina- Siddetli sansüre karsin, aldigimiz dogru ve degerli bilgilere göre, Dersim Dersimleri, Dersim daglarinda Türk kuvvetlerini kirmislar ve birçok silah, cephane ve yiyecek elde etmislerdir. Bu zaferin üzerine tarafsiz kalmis olan kabileler de kadin, kiz ve hatta çocuklariyla savasa katilmislardir. Türkiye hükümeti orduya devamli yardim göndermektedir."
"Bagdat- Dersim fitnesini bastirmak üzere Hamit Sapçi kumandasindaki askeri birlikler Sesler bölgesine gönderilmistir. Üç devlet sinirlari arasinda Dersim isyan hareketinin genislememesi için karsilikli önlemler alinmasi konusunda Irak, Iran ve Türkiye hükümetleri arasinda görüsmeler sürmektedir."
Yukaridaki yayinlardan çikarilabilecek biricik anlam; Dersim vatanini ellerinde bulunduran üç devletin bu ulusu imha için ortak bir plan çizmis olduklaridir. Bu plani uygulamak için de yabanci tahriki ile çikmis bir Dersim isyanindan sözederek, yapilacak katliami dün ya medeni halklari karsisinda maskelemek hedefinin takip edilmekte oldugudur. Çünkü çoktan beri ortak bir plan hazirlamis olan bu devletler, Dersimler'in dis dünya ile iliskilerini tamamen kesmis olduklari için Dersimler'iti Ruslar'dan yardim görmüs olmasini ileri sürmeleri akil ve mantikla alay etmelerinden baska bir sey degildi.
Gün geçtikçe Türk ordularinin Dersimler'in ölüm-kalim mücadelesi karsisindaki basarisizliklari dikkati çekmeye baslamisti. Bunun en açik kanitlarindan birisi Sam'da çikan ve o zaman hükümetin yan resmi organi olan "El Kabes" gazetesinin 13 Agustos 1938 gün ve 1470 sayili nüshasinda Atina muhabirine dayanarak verdigi asagidaki haberdi: "Dersim'de Dersim isyani canlandi." "Hükümet manevralar bahanesiyle ordular gönderiyor." "Atina-(Sark-El-Arabi)- Siddetli sansüre karsin Türkiye'de çikan Dersim isyani hakkinda kiymetli bilgi alinabilmistir. Yeni ve büyük kuvvetler yeniden Dersim üzerine gönderilmistir. Türkiye hükümeti tela§ içindedir. Dersim isyanini bastirmak amaciyla Türkiye hükümeti yillik askeri manevralarini Dersim bölgesinde yapmaya karar vermistir. Bu durum Türk hükümetinin askeri, siyasi ve mülki makamlarinin ne derecede korkunç bir durumda bulunduklarim ve Dersim isyaninin ne kadar önemli oldugunu göstermektedir. Bu manevralar aracigiliyla güdü/en amacin, isyan bölgesinin temizlenmesi oldugunu hükümet itiraf etmistir. Alinan son haberlerden anlasildigina göre, Türkiye hükümeti Dersim memleketinde toplumsal bir kalkinma gerçeklestirmek için hiçbir karar almayi basaramamistir."
Dersim Dersim, varligini ve ulusal serefini korumak için o kadar cansiperane çarpisiyor ve bu ölüm-kalim savasinda o kadar harikalar gösteriyordu ki, o zaman Türkiye'yi idare eden basbakan ve disisleri bakani bizzat savas alanina gelmis ve mücadeleyi yakindan izlemek geregini görmüslerdi. Dersim bütün dünyadan tecrit edilmis, kendi talihine birakilmis olarak umutsuz biçimde çarpisiyor ve damla damla ölüyordu. Kahraman bir milletin bu ölümüne medeni dünya seyirci duruyordu. Türk zalimlerinin üstün kuvvetleri karsisinda aslanlar gibi dövüsen bir avuç Dersim kahramaninin yarattigi harikalar, Avrupa basini tarafindan bir din gericiligi, bir yabanci tahriki diye gösterilmeye devam edip gidiyordu.
Snoop
24-04-2007, 05:11 AM
Türk ordulari Türkiye'nin her tarafindan Dersim yönüne hareket etmis ve her türlü askeri modern malzemeyle donatilmis olan bu kuvvetler, silahsiz denilebilecek kadar ilkel silahlarla kendini koruyan Dersim Dersimi öldürmeye çalisiyordu.
Dersim'in tamamen imhasi planini maskeleyen manevra sorununun bir bahaneden ibaret oldugunu, bu manevraya askeri islerle ilgisi olmayan basbakan ve disisleri bakaninin da katilmasi kanitlamisti. Bu konuda Istanbul'da çikan "Cumhuriyet" gazetesinin 24 Agustos 1938 gün ve 5130 sayili nüshasinda yayinlanan su haber dikkati çekmektedir:
"Basbakan ile Disisleri Bakani dün Elazig'a hareke! eltiler. Celal Bayar manevralarda kalarak Zafer bayraminda Istanbul'a dönecektir. Dün Özel bir vagon Ankara ekspresine baglanarak kentimizden Elazig'a dogru hareket etmistir. Basbakan hareketinden Önce Dolmabahçe Sarayi'nda büyük sef Atatürk'e saygilarini sunduktan sonra yaninda Disisleri Bakam Tevfik Rüstü Aras oldugu halde, 'Akar' motorüne binerek saat ondokuzda Haydar Pasa'ya geçmistir. Aldigimiz bilgilere göre Basbakan Celal Bayar bu sabah Ankara'da ancak bir-iki saat kalacaktir. Basbakani tasiyan özel vagon baska bir lokomotif tarafindan Elazig'a götürülecektir. Basbakan'm alana ulastigi gün büyük manevralarda görev alan karsilikli ordular birbirine kavusmus olacaktir."
Ayni gazetenin ayni nüshasinin baska bir sütununda; "Dersim Manevralari- Hareket bu sabah safakla beraber baslayacaktir" basligi altinda su haber yayinlanmistir:
"Elazig-23- Özel muhabirimizden: Bütün hazirliklari tamamlanmis bulunan Üçüncü Ordu'nun büyük manevralari yarin (bugün) safakla birlikte baslayacaktir. Bir haftadan beri Genelkurmay Baskani Fevzi Çakmak ile Üçüncü ördü Müfettisi Orgeneral Kazim ve diger kumandanlarin katilimiyla manevralarin iliskisi teshil edilmistir. Hareketa motorlu birliklerle hava filolarimiz da büyük oranda katilacaktir."
Ayni gazetenin bir gün sonraki 5131 sayili nüshasinda ise, "Dersim manevralari dün sabah basladi. Basbakan Ankara'da kisa bir dinlenmeden sonra Elazig'a hareket etti" basligi altinda su haber yayinlanmisti:
"Ankara -24- (AA) Elazig'a gitmekte olan Basbakan Celal Ba-yar, beraberinde Disisleri Bakani Tevfik Rüstü Aras oldugu halde bu sabah Anadolu ekspresiyle kentimize gelmis ve istasyonda kisa bir dinlenmeden sonra seyahatma devam etmistir. Basbakan istasyonda Büyük Millet Meclisi Baskani Abdülhalik Renda ile Bakanlar Ismet Inönü, milletvekilleri, Milli Savunma, Büyük Erkani Harbiye ve diger bakanlar tarafindan karsilanmis ve ugurlanmistir. Içisleri Bakani, Parti Genel Sekreteri Sükrü Kaya Basbakana eslik etmektedir.'"
Ayni gazetenin ayni nüshasinin baska bir sütununda ise;
"Elazig-24- (Özel olarak giden arkadasimizdan) Dersim bölgesindeki büyük askeri manevralar bu sabahtan itibaren baslamistir. Manevra alam Elazig-Dersim-Palu bölgesidir. Görev alan ordular, ilk temasi bu gün ögleden evvel yapmislardir. Bu ilk harekata hava kuvvetlerimiz de katilmislardir. Harekat sahasinda Maresal Fevzi Çakmak'la Milli Savunma Bakam Kazim Özalp'da hazir bulunmuslardir. Basbakanimiz Celal Bayar yarin aksam beklenmektedir."
Yakin Dogu'niin en önemli gazetelerinden olup Beyrut'ta yayinlanan Fransizca "L'Orient" gazetesi de, 7 Agustos 1938 tarih ve 26 sayili nüshasinda su makaleyi yayinlamisti:
"Dersim isyani 13 yasinda.
Ihtilal hareketinin hazirlayicisi Seyh Said asildi, ama savas asla durmadi"
"Dersim isyani 13 yasindadir. Onüç yildir Dersim halki silahim terketmemistir. Mus ovalarindan Ararat'a, Dersim daglarina kadar Dersim asiretleri küçük gruplar halinde Türk alaylarina karsi direnmektedirler.
isyan bastinlamamistir. fakat Türk Genelkurmay'i onu bastirmaya karar vermistir. Ankara'nin bu konudaki kararini 'Havas' dogrulamaktadir.
Istanbul 2 Agustos- Dersim bölgesinde yapilmakta olan manevralara paralel olarak Dersimler'in isyan etmekte oldugu Dersim bölgesinde meydana gelen yine kariliklara karsi imha önlemleri alinacagini Basbakan haber vermistir.
Birçok tank ve uçakla takviye edilmis üç kolordu derhal hareket edecektir.
Dersim isyani nasil dogdu?
1925'îe Türk Cumhuriyeti'nin kaderi Fethi Bey'in elindeydi. Ilk büyük yenilik uygulamaya konulmustu. Fethi hükümetinin muazzam olacagi belli olan bir ise devamla görevli oldugunun anlasildigi sirada Seyh Said Mus ve Sason bölgelerinde Dersim isyan bayragini çekiyordu.
Ankara heyecan içindedir. Isyani derhal bastirmak gerek. ismet Pasa iktidara çagrilmis ve Fethi Bey elçi olarak Londra'ya gönderilmistir.
Türk ordusu genis çapli bir harekete baslamistir. Mus ovasinda baslayan meydan savasi aylardan beri devam etmektedir. Ordu büyük kayiplar vermis, operasyon hazineye 25 milyon liraya malolmustur.
Parlamento endise içindedir. Hükümet sinirlenmistir. Nihayet isyanin önderi Seyh Said ele geçirilebilmis ve Diyarakir'da meydan yerinde asilmistir.
isyan ortadan kaldirilmistir, daha dogrusu Ankara milletvekilleri ve gazetecileri öyle sanmaktadirlar.
Dersim beyleri Izmir yöresine sürgün edilmislerdir. Asilerin köyleri yakilmis, reisler cezalandirilmistir.
Fakat Dersimler Seyh Said' i inkar etmemislerdir. Savas sessizce devam ediyor. Seyh Said'in kani intikama çagiriyor. Her gün ordu ile asiler arasinda çarpismalar yapilmakta ise de Ankara bundan resmen haberdar görünmemektedir.
Dersim isyaninda Fethi Bey bir rol oynamis midir?
Fethi Bey Londra'dan geri çagrilmistir. Onun meslegini Kemalist Partisi tamamiyle reddetmistir. O intikamini alacaktir ve buna araç Türkiye'de ilk muhalif parti olarak kurulan Terakki Perver Partisi'dir. Bu yeni grup tarafindan genis bir propaganda yapilmistir. Fethi Bey'in tezini desteklercesine Büyük Dersim Sefi Ihsan Nuri Pasa Ararat'taki kendi taraftarlarim ayaklandirmayi basarmistir. Dersimler çok sayida modern savas silahlarina, cephane ve paraya sahiptirler. Sovyetler Ihsan Nuri'yi destekliyor. Karahan oradan geçmistir.
Türk ordusu Ararat daglarini kusatarak bu ikinci isyani sonuçsuz birakmayi basariyorlar, imha hareketi zalimcedir. Adana'da birçok asi asilmistir. Asiretlerden çogu toptan sürgün edilmistir.
Türk-Iran Pakti
Türk halkinin bu isyana unsurunu iyi kontrol edebilmek Için Ankara Tahran'la uyusuyor. Ararat'i olusturan iki büyük dagin Küçük ve Büyük Ararat'in kontrolünü Türkiye'ye terkeden bir Türk-Iran pakti imzalanmistir. Stratejik üstünlük saglandiktan sonra esasa yönelik düzeltmelere baslanmistir. Doga illeri emrinde askeri ve idari uzmanlar bulunan ve Genel Müfettislik adini tasiyan askeri bir valinin yönetimine birakilmistir. Diledigini yapabilmek yetkisine sahip olan bu generalin merkezi Diyarbakir'dir. Lyauiey düzeyindeki Fransiz insaatçilari gibi bu general da köyler, okullar yapimina baslar, insaati gelistirir. Çünkü insaat yolunda giderse her sey yolunda gider.
Balkanli Türk göçmenlerini sevkedip bu bölgelere yerlestirmek için Ankara'dan izin alir. Dersimleri darmadagin eder. Iskan kanunu meclisten geçmistir. Bu kanunun hükümlerine göre hükümet Türk olmayanlari, Türklerin çogunlukta oldugu yer/ere dagitmak yetkisine sahiptir. Fakat bu usul felç olur. Balkanlar'dan gelen göçmenler bu yörenin iklim kosullarina dayanamayarak tarlayi takimi birakarak kaçarlar.
Snoop
24-04-2007, 05:11 AM
Üçüncü isyan
Ankara yeni önlemlere basvurmaya girismisse de, çok geç kalmistir. Dersim daglari halki isyan halindedir.
1936 yili içindeyiz ve isyanin bastirilmasi ordunun bir yillik bir çaba harcamasini gerektirmektedir. Hava kuvvetleri seferber edilecektir. Genel Kurmay'm elinde bulunan her çesit modern harp silahi bu yörede denenecektir.
Simdi de 1937 yilindayiz. Ismet Pasa Türk Meclisi kürsüsünden su resmi açiklamada bulunuyor: 'Dersim sorunu çözümlenmistir.'
Gerçekte de sorun çözümlenmise benziyor. Idari düzenlemelere baslaniyor. Dersim yeniden vaftiz olunarak adi degisiyor. Yasa ona 'Tunç EH' adini takmistir. Bu ile askeri bir vali atanmis ve sıkıyönetim devam etmektedir. SeidRtza'nm hedefleri.
Hükümetçe tasarlanan düzeltmelerin uygulama alanina konmasi için bir sükunet devresinin baslamasi beklenmektedir. Bu sirada öncekilerden daha siddetli olan dördüncü Dersim isyani patlamistir.
Celal Boyar halki sükunete çagiran su açiklama ile ise baslar: 'Ey Dersim halki, eger silahlarinizi ierkederseniz, sizin için kollarimiz hazirdir. Merhametimiz büyüktür, fakat gazabimiz daha büyüktür. Dilediginizi seçmek sizin elinizdedir,'
Bu açiklama geçen 28 Mayis'ta yapilmistir. Seid Riza'mn yegenleri Hüseyin ve Halil aganin oglu Hasan, Yusufan asireti reisi Fertik Aga gibi yigit gençleri Dersimler kendilerine reis seçmislerdir. Onlar mücadeleye devam edeceklerdir. Bagimsizliklarini, özerkliklerini istemektedirler ve bu gibi amaçlarin gerçeklesmesi için girisilen mücadeleden geri dönülemez.
Dersim kaynasma halindedir. Her taraftan takviye kuvvetleri yetismektedir. Dersim alaylari Irak, Cezire ve Iran yönlerinden gelmekte olan gönüllü birlikleriyle kabarmaktadir.
Acaba Dersimler Dersim bölgesini manevra için Celal Bayar'm gönderdigi motorize alaylara, hava kuvvet/erine ve 3. Kolordu'ya karsi sonuna kadar dayanabilecekler mi?
Dersim isyani bir kez daha sonuçsuz kalacaktir. Fakat tohum ölmeyecektir. Simdiki önderler birbiri ardi sira düsecekler, yerlerine baskalari gelecek ve Dersim isyani devam edecektir."
"El Kabes" gazetesinin bundan önce kitabimiza almis oldugumuz haberleriyle Fransizca "L'Orienf gazetesinin yukaridaki makalesi Dersimier'in moralinin çok yüksek oldugunun yabanci gözüyle incelenmis kanitlandir.
Görülüyor ki Ankara, Türk yöneticileri, Türk ordularinin tamamini Dersim'in üzerine göndermis ve en deneyimli gererallerini harekati yönetmekle görevlendirmisti. Yine Türk devletinin en büyük yöneticileri harekati yakindan izleyebilmek için Dersim bölgesine kadar gelmislerdi.
Dersim üç yildan beri bu muazzam Türk ordularina karsi savasmakta ve hiçbir yardim görmemekteydi.
1937 yili sonlarinda Suriye'de bulunmakta olan sehit Seyh Said merhumunun kardesi Seyh Abdullah'in beraberinde bulunan mülteci Kül'distan kahramanlariyla birlikte Suriye'den hareket ederek Dersim savasçilarina katilmak için giderken, Diyarbakir yöresinde Türkler tarafindan pusuya düsürülerek arkadaslariyla birlikte sehit düsmesine, Türkiye'den kaçak olarak gelmis olan bir yüzbasinin ihaneti neden olmustu.
Dersim yöresinde büyük manevralar bütün siddetiyle devam ediyordu. Teslim olan Karabal, Ferhat ve Pilovank asiretleri tamamen imha edilmislerdi. Asiret reislerinden Kangooglu Mehmet Alî ve Aliser Agaoglu Cems.it, Hozat caddesinde Mustafa Pasa köprüsünde kursuna dizilmislerdi.
Bu asiretlere üye kadin, çocuk ve ihtiyarlar samanliklara doldurularak yakilmisti. Öteden beri hükümete boyun egen Piivank ve Asagi Abbas asireti üyeleri ve aileleri de In ve Inciga vadilerinde bütünüyle kursuna dizilmislerdi. Irgan köyünde de bütün kiz ve kadinlar toplattirilarak üzerlerine petrol serpilip feci sekilde yakilmislardi. Hükümete boyun egen ve orduya teslim olan Seyh Mehme-dan asiretinin merkezi Kheç köyüne gece bir baskin düzenlenmis ve bir tek kisi bile ayrilmadan milralyöz ve top bombardimaniyla halk imha edilmisti. Hozat merkezindeki boyun egmis Dersimler ve Karaca seidlei'inin halki aileleriyle birlikte Hozat kislasi civarina getirilmis ve makinali tüfek atesiyle imha edilmislerdi. Vahset o dereceye varmisti ki, birçok yasli insanin süngü ile gözleri oyulmus ve tüyler ürpertici canavarliklarla öldürtülmüslerdi.
Silahli asiretler daglara siginarak, arasi kesilmeyen topçu atesine ve uçak bombardimanina karsi korunmaya çalisiyorlardi. Teslim olan Maz-giit ilçesinin Kureysan asireti üyeleri de tamamen süngüden geçirilmisti.
Binlerce genç kadin ve kiz Türk canavarlarina namuslarim teslim etmemek için kendilerini Mimzur suyuna atip intihar ederek Dersim serefi ugruna ölüyorlardi. Munzur ve Firat nehirleri üzerinde günlerce Dersim'ün bu kutsal sehitlerinin cesetleri yüzmüstü. Bölgeyi top ve uçaklarin saçtigi zehirli gaz bombardimanlari kesif bir sis tabakasi altina almis, yasayan hiçbir yaratik kalmamis, yanan evlerin ve ormanlarin manzarasi cehennemi bir hal sergiliyordu.
Dersim 1938 yili Eylül ve Ekim-Kasim aylarinda tarihinin en çetin ve acili günlerini yasamistir. Dersimi: Dersim kadin ve kizlar. Türklerin eline geçmemek için kafile kafile kendilerini uçurumlardan atarak ve kursunla intihar ederek ölümün kucagina atiliyorlar ve bu kadin kahramanliklari düsman saflarinda bile hayretler uyandiriyordu. Binlerce Dersim kizi arasinda iffet ve namusunu koruma ugurunda kendini Iksor uçurumlarindan atarak sehit olan 14 yasindaki kizim Fato da vardi.
Sehir ve köylerde ele geçirilen bütün Dersim gençleri geceleri evlerinden alinarak degi sekillerde imha edilmislerdi. 1937'de askere alinip Türk bayragi altinda hizmet etmeye devam eden Dersimliler de içinde yer aldiklari birliklerden seçilerek ayricaliksiz kursuna
dizdirilmislerdi. Bunlar arasinda Diyarbakir uçak karargahinda askeri yazicilik yapmakla olan kardesim Hidir tutuklu olarak Pertek merkezine getirilmis ve Dersim'de tutulan diger kardeslerim Riza ve Ismail ile birlikte Mercimek bölgesinde kursuna dizilmislerdir.
Saldiran üç ordunun birlesmele-riyle tarama hareketinin devam ettigi sürede gerek teslim olan ve gerekse tutuklanan kadin, kiz, erkek; bir yasindan yetmis yasina kadar merhametsizce mavzer ve makinali
tüfek yaylim atesiyle imha edilmislerdir.
Snoop
24-04-2007, 05:12 AM
Köyler tamamen yakilmis ve ordu bölgelerinde canli-cansiz hiçbir iz birakilmamistir. Bütün hayvanlara el konarak orduya maledilmistir.
Harekat sahasinin agirlik merkezi Hozat, Çemisgezek, Ovacik ve MazgIrt ilçeleri oldugundan bu bölgelerde yapilan zulüm derecesinde bir vahset ve acimasizligin Örnegine dünya tarihinde ender rastlanilir.
Askeri harekat sahasinda bulunan Erzurum Kolordu Kumandani ve Türklerce "Hababam" adiyla taninan Tevfik Pasa, yapilan zulmü elestirerek adil ve insani bir hareketin gerçeklestirilmesini ordu kumandanligindan rica etmis ve hemen Dersim'den alinarak Ankara'ya gönderilmis, ve sorguya çekilmistir. Ayni kolordu subaylarindan binbasi Hayri, Dersimli Dersim kafilelerinin mitralyöz atesine tutulmalarini dürbünle seyrederken, annelerinin kucaklarinda bulunan zavalli Dersim yavrularina kursun isabet edince hoplayip firlamalari manzarasi bu subayin beynini o kadar yaralamis ki, bahtsiz çocuklardan birini kendi öz çocuguna benzetmis ve ani olarak bayilip yere düsmüstür. Bu olay üzerine hastalanan ve delilik belirtileri gösteren bu subay cephe gerisine aldirilmistir. Dersimler hakkinda reva görülen bu zulmün dehsetinin bir düsman subayinin sinirlerini bozmus olmasi, Türk cinayetinin korkunçlugunun derecesini ölçmek için en açik kanittir.
Türk ordulari Bamasoran, Hormekan, Sadyan, Izolan, Hiran, Balaban, Koziçan asiretleriyle Pülümür, Nazimiye ve Erzincan bölgeleri asiretlerinin üzerine hareket firsatini bulamadan, kar firtinalari baslamis ve bu nedenle ordularin geri dönmesi kararlastirilmisti. Bu çekilme hareketine karsin merkezlerde bir kisim askeri kuvvet birakilmisti.
Kistan sıkılip açligin ve sogugun baskisi ile daglardan inerek kasabalarin civarina yaklasmaya zorunlu kalan Dersimler kafile kafile toplanarak iplere baglanmakta ve yaylim atesiyle imha edilmekteydiler. Bunlarin arasindan bir kisim çocuk ve ihtiyarlar seçilerek bati illerine; Ankara, Konya, Eskisehir, Izmir ve diger sahil Illerine sürgün ediliyorlardi.
Ümitsiz Dersim direnisi yer yer devam ediyor ve bazi magaralara siginmis olan Dersim kahramanlari Türk kuvvetlerine karsi ellerinden gelen intikam darbelerini indiriyorlardi.
Sam'da çikan "El Istiklal El Arabi" gazetesinin 6 Eylül 1938 tarih ve 3137 sayili nüshasinda bu gazetenin Carablus Türk sininndan alarak yayinladigi su haber dikkati çekmektedir;
"Dersim Daglarinda"
"Carablus-Sinir (Arabi ajansi) Dersim daglarinda isyan devam ediyor. Bazen sönüyor, bazen yeniden canlaniyor. Onaya çikan fit garip olay askeri merkezlerde önemli bir etki yaratmistir. Söyle kî; 18 günden beri Dersim daglarinin bir magarasinda Türk kitalari bir kisim Dersimleri kusatmislardi. Asiler Seslim olmak ve beyaz bayrak çekmek zorunda kalmislardi. Bunun üzerine Türkler asilere magaradan çikmalarim emretmis ve sayilan yüzseksen kisiden olusan bu kuvvetten bir kismi magaradan çikmislardi. Asi kumandani magara çevresindeki Türk askerlerini görünce küçük bir is/üret vermis ve magaradaki arkadaslari da silahli olarak magaradan çikinca asi kumandaninin verdigi yeni bir isaretle asiler Türk birligine siddetle hücum etmisler ve Türk kuvvetlerini kismen imha ederek ve kismen de kaçmak zorunda birakarak kusatmadan kurtulmuslardir."
Arapça gazetenin verdigi bu habere göre, Dersim kuvvetlerinin, hareket olanagim yitirmis olmalarina karsin Türklere teslim olmanin feci sonuçlarini hesaplayarak kahramanca çarpisip ölmeyi yegledikleri görülmektedir.
Askeri harekat sona erdikten sonra, Pülümür-Koziçan'dan hükümet merkezine gitmis olan asiret reisleri de tamamen bati illerine sürgün edilmislerdir.
Türk hükümeti, askeri harekat bölgesini on yil süreyle yasak bölge ilan etmis ve bir kisim bölgeyi de ayirarak buralari "yerlesim alani" saymistir. Abdullah Alpdogan Pasa'nin olum ile Mazgirt ilçesinin Tursemek nahiyesi bölgesinde Munzur nehri ile Pah sularinin birlesme noktasinda, Mamikan köyü sehir sayilarak burada birçok kisla yaptirilmis ve Tunç Eli merkezi olarak bu köye Kalan adi verilmistir. "Kalan" sözü Türklere göre güya Türkçe bir sözmüs, oysa bu söz öz be öz Dersimçe bir sözdür. "Kal", yani ihtiyar sözcügünün "an" birle edctiyla, "ihtiyarlar" demektir. O halde bunak ve sersem Türk generalin yeni ad sanarak bu Dersim köyüne verdigi unvan yine bir Dersim adi olmustur.
1938 Eylül, Ekim, Kasim aylari DersIm'in hürriyet ve bagimsizlik mücadelesinin tarihi üzerine siyah perde indiren ve Dersim'In yenilgisini yazan feci bir tarih olmustur. Kahraman Dersim son kursununu attiktan, son fedaisini sehit verdikten sonra seref ve namusla düsmüstür. Türk hükümeti silah kuvvetiyle ve mertçe çarpisarak degil, ce ve korkakça hile ve oyunlarla civanmert Dersim'ün iyiniyetini kötüye kullanarak, onun reislerini tuzaga düsürerek imha ettikten sonra, bassiz ve öndersiz kalan Dersim'in kadin ve çocuklarinin üzerine bogucu ve zehirli gaz kullanarak yüzler kizartici kahramanligini (!) uygulama ligine kadar alçalmis, küçülmüs, küçülmüstür.
Yenik ve yikik Dersim'e Türk idaresi baykus kanallarini germis ve insanligin kurallari disinda özel emir ve yasalarla bu yikintiyi idareye baslamistir. Dersimi Türklestirmek amaciyla bazi bölgelerde okullar açilarak Dersim çocuklarina Türkçe okutturmaya, Kültçe konusmayi yasak etmeye çalismis ve bu konuda o kadar vicdansizca hareket edilmistir ki, Dersimçe konusan her çocuga her Dersimçe sözcüge karsilik dört gün okul içinde hapis cezasi uygulamasi kural olarak konulmustur.
Dersim çocuklarina yapilan telkinlerin basinda alalarinin Türk oldugu, babalarinin yanlis olarak Dersimlestikleri ve çocuklarin Dersimlüge yöneltilmesinin yanlis bir sey olup, bu yola Dersimleri yönetenlerin yabancilar oldugu propaganda edilmistir.
Dersim'in çevre yörelerinde okul ve buna benzer egitim kurumlarinin açilmasi söyle dursun, yolcularin gözünden uzak olan bu yörelerde halk kendi haline birakilmis ve her çesit gida, yerlesim ve giyim araçlarindan yoksun olan bu bölge halki açliktan ve soguktan ölmeye mahkum edilmistir.
Türk hükümeti geçit yerlerindeki pek ender yerler disinda, Dersim'in hiçbir tarafinda ne bir yol, ne bir köprü yapmamis, tarim ve ekonomik hiçbir yardim ve kalkinma aracinin kullanilmasini düsünmemistir. Bu bilinçli bir durumdur. Çünkü izlenen amaç, kursunla öldürülemeyen ve hala yersiz, yurtsuz, aç ve çiplak dolasan Kalan Dersimleri beyaz katliam ile ortadan kaldirmak ve bunlarin biraktiklari bahtsiz yetimlere kimliklerini unutturarak Türklestirmek olmustur.
Bulun bu insanlik disi önlemlere karsin Dersim'in an Zaza Kürdü-ne dilini, töresini ve milliyetini uiiullurainayacagini sonunda inanan uygar (!) Türkiye Cumhuriyeti bu bahtsiz Dersim halkini asirlardan beri üzerinde yasadigi ana yurdundan uzaklastirmaya karar vermis ve Dersim halki aç, çiplak, bakmisiz ve perisan bir halde yerlerinden çikartilip bati illerine sürgün edilmislir. Çogunlugu kadin ve çocuklardan olusan bu göçmen kafilelerinin batiya aktikça kuruyan bir insan seli gibi tükenerek, kuruyarak Ege sahillerine kadar ulasabilen kalintilar oralarda Türklerin yaninda köle gibi hizmete verilmislerdir.
Roma kölelik devrinin bütün zulüm ve gaddarliklarini gölgede birakan Dersim kölelerinin durumuyla uygar dünya ilgilenmemis ve Türkiye denilen Dersim cehennemi içinde dram devam etmistir. Türk diplomatlarini salonlarina uygar ulus temsilcileri diye kabul eden "Bati demokrasisi" bir an bile Dersimler hakkinda yapilan cinayetin hesabini sormaya cesaret edememistir,
Batiya sürülen Dersim göçmenlerinden sag kalanlar, on yil sonra yani 1948 yilinda Dersim'e geri gönderilmislerdir. Fakat bu zavallilarin ne gibi kosullar altinda Ülkelerine dönecekleriyle hükümet asla ilgilenmemistir. Çünkü dönüs kis mevsimine rastlamis ve Dersim daglarina serpilen bu biçareler gidasiz, aç, çiplak bir halde olduklarindan ikinci imha politikasi ürününü almistir.
Dersim'e dönen göçmenlerin durumu ve Dersim'in genel hali hakkinda en çok tanikligi bizzat bir Türk gazetesinin agzindan dinleyelim.
Snoop
24-04-2007, 05:14 AM
Istanbul'da çikan "Son Posta" gazetesinin yazarlarindan Osman Mete 1948 yilinda Dersim'de yaptigi inceleme ve arastirmalar üzerine sunlari yazmisti:
"Tunç Eli'ne gittim. Burasi eski Dersim'dir. Issiz ve insandan arindirilmis bu yerleri gezdim. Kalan'dan Araraî'a kadar, orada bulunan halk ile konustum. Onlar tahsildardan ve adi bir jandarmadan baska bir hükümet memuru görmemisler. Köylerin içerisine girdim. Bu köyler yakla bes kilometrekare genisliginde araziler üzerinde kurulmus ve her ev bir küçük tepe üzerine yerlestirilmistir. Buradaki insanlari görmek ve onlarin yasamlarini ve ruhunu anlamak istedim. Ama maalesef bizim eski zamanimizdan kalmis hiçbir eser göremedim. Sa-naat kesinlikle yoktur, ziraat ve ticaret yoktur. Orada bütün hayatini yüz keçisinin arkasina baglayan çaresiz insanlari gördüm. Tunç Eli, eski Dersim, besinci asri yasiyor ve bugünkü gelisen Türkiye'nin sinirlari içinde bulunmasina karsin yirminci asrin nimetlerinden hiç de yararlanmamis. Nihayet basim döndü ve bir Türk çocugu olarak duygularim yaralandi ve üzüldüm."
"Tunç Eli vilayet merkezi Kalan'dir. Munzur çayi üzerinde kurulmus sadece elli haneden olusan bir yer. Bu bogaz da hiçbir saglikli girisim ve özen görmemis ve yilda burada üç milyon lira yitiyor. Kalan'da bu köy niçin bu kadar uygun olmayan bir yerde kurulmus diye sordum. Bana dediler ki, Dersim olaylari temizlendikten sonra Dersim'de bir il merkezi kurmak için bogazlar komisyonu tarafindan o dönemin müfettislerinden Abdullah Pasa'ya görev verilmis ve Abdullah Pasa diger uzmanlarin fikrine karsin bu yeri uygun görmüs. Uzmanlar itiraz ve ayette bulunup 'Pasam burada il yapilir mi ve buraya milyonlar harcanir mi' demelerine karsin Abdullah Pasa düsüncesinde israr etmis ve il merkezini orada kurmustur.
Burada insanlar sadece keçi gütmekle mesguldürler. Kadinlar özel
ikle fazla çalisirlar ve erkekler bos otururlar. Söyle ki, Dersim'de insan yasami yüzde seksenbes durmus ve kötürüm haldedir. Fikir yoktur, çünkü okul, medrese yoktur. Medeniyet sartlarinin hiçbir usulü ve zerresi buraya girmemistir. Onbinlerce insanin nüfus kagidi ve kaydi bile yoktur. Doktor yoktur, ilaç denilen bir sey orada bilinmemektedir. Köyleri birbirine baglayan yollar yoktur. Dersim halkindan herhangi biri hükümet denilince sadece tahsildari ve jandarmayi bilir. Bu yörede yüzbindenfazla nüfus yasamaktadir. Bu bayagi ve insanlik disi halin sorumlulugu hükümetimizin düzenledigi heyetlerin olsa gerekir. Çünkü biz hükümet olarak Dersim'den aliyoruz, fakat Dersim'e bir sey vermiyoruz. Bu sorumlu durumu devam ettirmeye hakkimiz yoktur."
Iste, bir Türk yazarinin kaleminden fiskiran gerçekler... Iste, bir Türk çocugunun Dersim bölgesi hakkindaki inceleme ve duygulari... Iste Türk hükümeti yöneticilerinin medeniyet dünyasina karsi Dersim'i islah ve medeniyet günesine kavusturma formülleriyle isledikleri cinayetlerin sonuçlari, yaptiklari soygunculuk ve hirsizliklarin canli bir kaniti.
Dersim "askeri harekatindan" sonra geçen on yil içinde Türk hükümetinin Dersim bölgesinde yaptigi, daha dogrusu yapmakta oldugunu ilan ettigi yenilestirme girisimleri, zavalli Türk milletine sadece Dersim merkezi için yjlda 3 milyon liraya malolmasina karsin bu paralardan bir santiminin bile amacina uygun harcanmadigi, idare adamlarinin cebine indirildigi ve isin dis görünüsünün göz boyaciligindan baska bir sey olmadigi meydandadir.
2. DERSIM KATLIAMI 4:
Munzur Dersim'in kirvesidir
Dersimliler Munzur ile Dersim arasindaki iliskiyi söyle özetliyor: "Munzur Dersim'in kirvesidir. Kirvelik bizde kutsaldir. Kirvelik ikrardir. Biz Dersim'e ölümüne bagliyiz. Ikrarimiz bizim en mukkades varligimizdir. O varligi her Dersimli korumak zorundadir."
Snoop
24-04-2007, 05:14 AM
SAVAS POLAT / OKTAY UÇAR
Munzur Milli Parki ve Dersim'in sonu anl gelen barajlar projesine iliskin bölge halki ve Dersim'deki sivil toplum örgütleri ile görüstük. Munzur suyu üzerine kurulacak 8 barajin bölgeye hiçbir getirisi olmadigina dikkat çeken bölge sivil toplum örgütleri ve halk, barajlarin Dersim'deki ekolojik dengede ciddi tahrifatlar yaratacagini belirtiyorlar. Barajlarin tümüyle politik amaçlara hizmet ettigini belirten halk, Dersim'in söz konusu projeyle Dersim'in tarihiyle, kültürüyle, dogasiyla, insaniyla bitirilmek istenildigini ifade ediyor. Halk ayrica, Munzur suyunun Dersimliler için manevi bir önemi oldugunu vurguluyor. Dersim'in köylülerinden Sakine Aytaç, Munzur ile Dersim arasindaki iliskiyi söyle özetliyor: "Munzur Dersim'in kirvesidir. Kirvelik bizde kutsaldir. Kirvelik ikrardir. Biz Dersim'e ölümüne bagliyiz. Ikrarimiz bizim en mukkades varligimizdir. O varligi her Dersimli korumak zorundadir."
Dersim DISK Genel Is Sendikasi Sube Baskani Hasan Çiçek: Ben aslinda uzunçayir baraji göl sahasinda arazisi bagi, bahçesi ve evleri kalan bir barajzedeyim. Bu projelerin esas yapilmasinin nedeni Dersim'i insansizlastirma projesidir. Dersimin arazisi Munzur Vadisi'nin sag ve solunda olan arazidir. Bu araziler suyun altinda kaldigi zaman insanlar da göç etmek zorunda kalacaktir. Bu vadi ciddi bir erozyona ugrar doga güzeligi yok oluyor. Insanlarin olmadigi yerde dogadan söz etmek mümkün degildir, bundan dolayi baraj yapimina karsiyim. Daha dogrusu bu projeler politik projelerdir. Biz Baydami köyünde oturuyorduk bize istimlaktan ödenen para degil 8 kardese, birimize bile yetmedi.
Dersim Egitim Sube Baskani Kemal Tumar: "Bu barajlar kesinlikle yapilmamalidir. Bu projelerin sayisiz zararlari vardir. Ülkenin sayili dogal güzelik bölgelerinde olan Munzur Vadisi'nin imhasi anl geliyor. Bu projelerle dogal güzeliklerin yanisira bazi hayvan türlerinin tükenmesi, bitki örtüsünün tahribati, Mili Park sinirlarinin ihlali gibi sayisiz zarardan söz etmek mümkündür . Ancak kayiplara ragmen bu projlerde israr aslinda niyetin politik oldugunun açik ispatidir. Bu yaklasim ayni zamanda demokrasiyi ve halki ciddiye almayan bir yönetim anlayisinin göstergesidir.
Sakine Aytaç/Dersim: "Ben burada baraj istemiyorum. Bu barajlar bizim ziyaretlerimizi ve inancimizi ortadan kaldiriyor. Dersimli kadinlar Munzur'a tapiyor. Bize hayat veren Dersim'i ortadan kaldirmalarina izin vermeyiz. Dersim'i Dersim yapan Munzur'dur. Munzur bir efsanedir. Munzur Dersim'in kirvesidir. Kirvelik bizde kutsaldir. Kirvelik ikrardir. Biz Dersim'e ölümüne bagliyiz. Ikrarimiz bizim en mukkades varligimizdir. O varligi her Dersimli korumak zorundadir. Munzur vadisi korunmadi mi geyikleri nasil görürüz. Menekselerimiz yok olur, bitkiler bitmez... Biz bu barajlara asla izin vermeyiz.
Dersim Haber-Sen Sube Baskani Muharrem Özer: Yapilmasi düsünülen barajlarin ekonomik ömürleri ve enerji üretimi kaygi vericidir. Barajlar dogayi ve ekolojik dengeyi alt üst etmektedir. Ülkemizde sadece Munzur Vadisinde bulunan bazi bitki ve 100'e yakin canli kelebek, Bülbül, sürüngen türünden hayvanlarin yok olmasina sebep olacaktir. Barajlarla birlikte yakla 50 civarinda yerlesim yeri haritadan silinecektir. Bütün bunlar biraraya getirildiginde bu projelerin üretmekten çok, yok etmeye yarayacagi açikça görülecektir.
Zarife Turanyildiz/Dersim: Bir Dersimli olarak bu vadide yapilmasi palanlanan barajlara karsiyim. Bu vadide, akan suyun kendi dogal haliyle akmasinda yanayim. Dogamizi tahrip etmesinler. Munzur suyuna karismasinlar. Ben bu suyun kendi gelenegine hizmet etmesini istiyorum. Munzur bizim ziyaretimizdir. Bizim inancimiza saldirmasinlar. Onlar inancima saldirdikça ben inancima daha da baglaniyorum. Munzur baba, oldugu gibi kalsin Ovacik tatil köyüdür o sekilde inancimiza ve insanlarina hizmet etsin.
Dersim Ses Sube Baskani Hasan Toprak: Dersimde yapilmasi planlanan barajlar Dersimin dogal dengesini bozar. Bozulan dogal denge ile birlikte hayvan türlerinin yok edilmesi anl gelir. Bu nedenle Dersim'de yapilmasi düsünülen barajarin Munzur vadisinin yok olmasina neden olacaktir. Bundan dolayi Dersim'de barajlarin yapilmasina karsiyim.
Dersim Genel Is Sendikasi Yönetim Kurulu Üyesi Ali Sen: Dersimlilerin milli degeri olan Munzur Vadisi oldugu gibi kalmalidir. Munzur Vadisi halkimizin ortak bir degeridir. Barajlarin doga üzerinde büyük tahribati vardir. Bu vadi bir hiç ugruna çignenmemelidir. Biz bu vadide alabalik tesisleri, turistik tesisler ve turistik amaçli oteller kurulmasini istiyoruz, su altinda kalmasini degil.
Dersim Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü ve ÖDP Dersim Il Baskani Yusuf Cengiz: Munzur Mili Parki ve vadisi gerekli turistik yatirimlar yapildigi taktirde yöre halkinin en büyük geçim kaynagi olur. Bu vadi üzerinde olusturulacak Alabalik tesisleri turistuk tesisler kayak merkezleri yöreye büyük bir gelir getirecektir.Ilin ekonomisine büyük bir katkidir. Devletin bu tür yaatirimlar yapmasi gerekirken barajlar yapmasi. Bu dogayi tamamen yok etmektedir. Biz bu barajlarin yapilmasini istemiyoruz Ve bu projeelerde derhal vazgeçilmisini istiyoruz.
Ikinci Tunceli Kanunu
Barajlar Projesi Dersim halki ve sivil toplum örgütlerinin düsüncesi alinmadan gizli planlanip ihaleye açilmistir. Keban'in ömrü zaten bitmis, burada sürekli degil geçici is imkani yaratiliyor ve il disindan ucuz ücretle isçi getiriliyor. Eger ekonomiden söz ediliyorsa Mili Park konumuyla turizm tesfik edilmelidir. Bu kat ve kat gelir saglayacaktir. Kismi elektirik üretimi deniyor, bir cografya ve nesli ender bulunan onlarca canli yok edilecek.Tüm bu degerler denildiginde bunun altinda baska maksatlar çikiyor. Bizce bu ikinci Tunceli Kanunu'dur. Dersim'i Tunceli yapmada ek kalan tarih ve cografya yok edilmek istenilmektedir. Dersim cografyasi 'dize' getirilmek isteniliyor. Açikçasi Dersim ortadan kaldirilmak istenilmektedir.
Munzur vadisinin Dersim halki için tarihi degeri ve morali vardir. Bu corafya tarihi taze tutuyor. Bu barajlarla birçok ilçenin birbiriyle ve Dersim merkezle iliskisi kesilmek istenilmektedir. Dersim tamamen dagitilmak isteniliyor. çatisma ortaminda mezartaslari toplatildi, ziyaretler bambalandi, yasaklandi ve insanlar göçettirildi. Simdi de barajlar devereye sokularak Dersim ortada kaldirilmak isteniliyor. Halkin kendi kültürünü koruyup gelistirmesine izin verilmezken geçimi olan ormancilik, tarim ve hayvanciilik yok edildi. Halka hizmet deniyor, burada en aci yan, Dersim halkinin eliyle Dersim yok edilmek isteniliyor. Istimlak bedeli ugruna bir iki kisinin eliyle tüm halkin tarihi pazarlaniyor.
Munzur vadisini kurtarmaya yönelik birçok çalisma yürütülüyor. Biz parti olarak tüm bu çalismalara destek sunacagiz. Parti olarak halkla beraber çesitli eylemlikler gelistirecegiz. Disimizdaki çalismalar partimiz ve halkimizla beraber ortaklastirilmali yoksa çalismamiz sonuç almaz. Yurtdisindaki çalismalara çagrilmamiz kaçinilmazdir. Çünkü halkla en genis bagi olan partimizdir. Bu yilki festivalde aktiv görev alacagiz. Dersimi ve Munzur'u kurtarmak için bütün olanaklarimizi seferber edecegiz.
Snoop
24-04-2007, 05:16 AM
Bilge Munzur / Zuhal Stera
Munzur'a gitmek belki de, oralarda doganlarin dünyanin neresinde olurlarsa olsunlar, en büyük özlemlerinden biridir. Düslerinden bir parça hep oralara aittir. Çocuklugunda yasadigi bir kaç yillik bir zaman parçasi olsa da, tüm anilari yine de kutsaldir. Savrulmustur, bir kez. Agacini, topragini terk etmistir. Yabanci rüzgarlara tutunan bir yaprak gibidir. Kendisine yabanci olan topraklarda kök salmaya, tutunmaya çalismaktadir.
Dogdugu topraklar tarihtir. Attigi her adimda geçmisin sesini duyar. Doga ananin sesini dinler. Yüzyillardir inatla ayakta duran görkemli agaçlarin, daglarin, nehirlerin, vadilerde esen rüzgarlarin sesini dinler.
Rüzgarin sesi o vadilerde yasanmis efsaneleri fisildar. Agaçlar bu sese dansederek karsilik verir usul usul sallarken yapraklarini. Bazen yasli bir Dersim kadininin anlattigi masalla dile gelir, bazen de bir sazin tellerindeki türküde dillendirir kendisini.
Her Dersimli'nin bildigi bir efsanedir Munzur Efsanesi. Daha küçük bir çocukken ögrenir rüzgarin sesini dinlemeyi. Munzuru tanir, onunla dost olur.
Efsaneye göre Munzur bir çobandir. O doganin sesini insanin içindeki söylenmemis duygulari bilendir. Bir bilge, bir doga filozofudur belki de. Munzurun beyi Cemsid yigit bir Dersim kahramanidir. Ve savasa gider. Bir gün Munzur Cemsid in hanimina giderek onun helva istedigini söyler. Cemsid'in hanimi "herhalde Munzur helva yemek istiyor" der ve helvayi yapip Munzur'a verir. Çok kisa bir süre sonra Munzur geri döner ve helvayi beyine verdigini söyler. Hanimin tabagi sormasi üzerine ise, tabagin Cemsid'in yaninda oldugunu söyler. Cemsid savastan döndügü zaman kendisini karsilamaya gelen halka, beni karsilamaya gelmeden önce Munzur'u ziyaret ediniz der ve elindeki tabagi gösterir.
O zaman halk Munzur'un pesinden kosmaya baslar. Munzur elinde bulunan süt dolu kovasi ile kaçarken süt kovasi dökülür. Ve sütün döküldügü yer bir su kaynagina dönüsür. 40 yerden su akmaya baslar. Munzur kendisini de bir kayanin içine birakarak gözden kaybolur.
Orada yasayan insanlar için Munzur suyu kutsaldir. Çogu zaman köylüler Munzur Suyu'nun gözelerinden süt gibi aktigini gördüklerini söylerler. Ana sütü ile bir tutulur, benzetmeler hep bu iliski üzerinedir. Bu da Munzur'a iliskin ikinci bir mitostan kaynagini almaktadir. Munzur Suyu tanriça Anahit'in gögüslerinden akan süttür inanisa göre. Yani tarihi derinligi tanriçalar dönemine kadar gitmektedir; vadinin, Munzur Suyu'nun.
Aralarinda kavga olanlar burayi ziyaret ederken mutlaka barisir, ayni ananin sütünü emmis gibi kardes olurlar. Sözlesmelerde, yeminlerde Munzur kutsal taniktir, onun suyu içilerek yemin edilir, sözler baglayici olur. Ilk ziyarette gelen çocuklara onlari hastaliklardan, kötülüklerden korumasi için kayalarin içindeki kutsal sayilan topraktan (teberik) bir tutam yedirilir, Munzur Suyu içirilir. Orada Dersim kadinlar da kendilerine özgü dualara ederler. Dogaya ilk yakaristir kadinlarin bu dualari.
Evlenenler ilk önce burayi ziyaret eder. Insanlar oralarda bulunduklari zaman ani içerisinde tüm davranislarini, sözlerini oranin kutsalligina göre ayarlar. Dersimli'nin ruhsal sekillenmesinde hem Munzur'un hem diger bütün efsanelerin önemli yeri vardir.
Ve simdi buralar gömülmek, yok edilmek, suyun içinde birakilmak isteniyor. Baraj yapilarak tipki Hasankeyf ve digerleri gibi. Içimizden birseyleri eksiltmek, bizden bir parçayi çalmak istiyorlar. Bizlere kizdigindan midir bilinmez ama, gözelerinin kurumaya basladigi söyleniyor. Munzur'a gitmek, kutsal suyunda yikanmak bir düs ama gerçeklesmeyecek, bir düs olarak kalmamali.
Ve Munzur'un çocuklari olan bizlerin duyarliligi sözlerimizin ötesine gitmek zorunda.
NOT:TAMAMEN yasaminturkusu.com Adli Siteden Alintidir Katildigim Konular Yogunlukda Olmakla Beraber Katilmadigim Konularda War.
SAYGILAR
jaramılali
24-04-2007, 12:20 PM
Ellerine sağlık erdem can
Dip not içinde yüregine sağlık ki güzel yüreğinle konudaki doğrulara ve yanlışları gözetmişsin varol
Saygılar
Kalü Bela
23-06-2007, 09:27 PM
Canlar Dersime emir veren ATATÜRK tü ...Atatürkün emri olmadan o zamanda bir adım atılmazdı Alevi genclerin gerçekleri bi şekilde bilmesi lazım BENCE...
karakanat
09-07-2007, 03:00 AM
dersim katletilen pirler ,ocak liderleri,önde gelen aşiret liderleri ve çoluk çocuk genç yaşlı kadın erkek 50-70 bin zaza-kürt alevi -kızlbaşının adına 12 temuz 1937 soykırım günüdür..................
17'lerin solugu
14-07-2007, 09:38 AM
sevgili dervişcemal yüreğinden öperim...
emeğine yüreğine aydınlık kafana sağlık.
hile,entrika,yalan,zulüm..işte sahtekarların gerçek tarihi bu.bizi maalesef öyle bir aldatıyorlarki canlarımız bu barbarlığın savunucusu oluyorlar yeri geliyor.
bu tam manasıyla bir soykırım değilde nedir.?
aslında şöyle bir düşünsek bile :''bize neden bu kadar uzaklar'' diye bi çok şeyi çözmek için adım atmış oluruz.Onlar için bizim inançlarımız itikatımız ve yaşamımız sapkınca ve din dışı.
Bu uzaklıklarının ve kemikleşmiş anlayışlarının sebebi de işte bu çerçevesini çizdiğin tarihten besleniyor..
Hackkobaz
15-07-2007, 05:52 AM
çok üzüldümmmmmmmmm... Firik Dede çok üzgünüz inş. Rahat uyursun :( Seyit Dede Bizi üzmeeeeee :(
enelhak
15-07-2007, 11:17 AM
Canlar Dersime emir veren ATATÜRK tü ...Atatürkün emri olmadan o zamanda bir adım atılmazdı Alevi genclerin gerçekleri bi şekilde bilmesi lazım BENCE...
Sevgili Can ben sizin bu konuyu yeterince araştırmadan yazdığınızı düşünüyorum.Tekrar bir gözden geçir ve nesnel olusan eğer düzeltme ihtiyacı hissedeceğine eminim.Çünkü o tarihte Mustafa Kemal ATATÜRK hasta idi hemde çook hasta.Saygılar....
Derviscemal
15-07-2007, 11:26 AM
Sevgili Can ben sizin bu konuyu yeterince araştırmadan yazdığınızı düşünüyorum.Tekrar bir gözden geçir ve nesnel olusan eğer düzeltme ihtiyacı hissedeceğine eminim.Çünkü o tarihte Mustafa Kemal ATATÜRK hasta idi hemde çook hasta.Saygılar....
Bu araştırma benim yazdığım bir şey değil nokta dergisinin bir araştırması ve yazısıdır..
Parpali
15-07-2007, 11:59 AM
Canlar Dersime emir veren ATATÜRK tü ...Atatürkün emri olmadan o zamanda bir adım atılmazdı Alevi genclerin gerçekleri bi şekilde bilmesi lazım BENCE...
Atatürke hakaret kanunen suçtur!
Bir milleti ve vatanı yokdan var eden bir insan için kuracamız cümleleri iyi seçelim lütfen!
enelhak
15-07-2007, 08:44 PM
Bu araştırma benim yazdığım bir şey değil nokta dergisinin bir araştırması ve yazısıdır..
Sevgili Can benim sözüm size değildi.Bir arkadaşımızın "emri veren Atatürk idi" sözlerine karşılıktı.Ama cevap verme zahmetinde bulunduğunuz için teşekkürler ama hepimizin bildiği gibi Nokta dergisi biraz uç kokan bir dergi.
.
İnsan öldürmenin hiç bir haklı gerekçesi olamaz benim düşünce yapıma ve yaşam felsefeme göre.Haa katliam olmuştur olmamıştırı konuşmak da pek akıllıca değil bana göre bu günün koşullarında.Ama şuda bir gerçek ki Dünyanın düzeni yada düzensizliği insan kanı dökmek üzerine bina edilmiştir.
.
Hele genç Türkiye Cumhuriyetinin o günkü durumunu düşünürseniz yeni kurulmuş bir ülkede düzeni sağlamanın zorlukları ve hakimiyeti kabul ettirmenin güçlükleri belki biraz daha sağlıklı sonuçlara ulaşilabilinir.Saygılar.....
polata
15-07-2007, 08:55 PM
dersim katletilen pirler ,ocak liderleri,önde gelen aşiret liderleri ve çoluk çocuk genç yaşlı kadın erkek 50-70 bin zaza-kürt alevi -kızlbaşının adına 12 temuz 1937 soykırım günüdür..................
Bu önemli bilgi için teşekkürler............
Derviscemal
15-07-2007, 08:55 PM
Atatürke hakaret kanunen suçtur!
Bir milleti ve vatanı yokdan var eden bir insan için kuracamız cümleleri iyi seçelim lütfen!
Sayın üye,
bu yazı nokta dergisininden alınmıştır ve aynen yayınlanmıştır. Kaynağı bellidir. Burada bir hakret yoktur bir idda vardır.
Bizim Atatürk'e hakaret etme gibi bir derdimiz yoktur. Atatürk'e ne kadar sygı duyduğumuzu herkes bilir.
Parpali
15-07-2007, 08:58 PM
Sayın üye,
bu yazı nokta dergisininden alınmıştır ve aynen yayınlanmıştır. Kaynağı bellidir. Burada bir hakret yoktur bir idda vardır.
Bizim Atatürk'e hakaret etme gibi bir derdimiz yoktur. Atatürk'e ne kadar sygı duyduğumuzu herkes bilir.
Abi saygı duyduğunu biliyorum özel mesaj da anlattım ben sana değil arkadaşın lafına söledim o lafı lütfen anla yaaa :D
"Canlar Dersime emir veren ATATÜRK tü ...Atatürkün emri olmadan o zamanda bir adım atılmazdı Alevi genclerin gerçekleri bi şekilde bilmesi lazım BENCE..."
bu lafıydı abi sana değil
Sidalyaren
16-07-2007, 11:47 AM
Yorumlardan Anlaşılan Şudurki
Kimse Gercekten Konuyu,Yorumları Okumuyor..Yada Okudugunu Sanıyor Ve Ardından Anlamadıkları Konu İçin Suclama Tarzı Yazılar Yazmaya Baslıyor..
Sevgili Canlar Lütfen Konuları Tam Okuyalım Sonra Daha Saglıklı Yorum Yapalım..Yanlıs Anladıgınız Konular İçin Sonra Cok Agır Suclamalarda Bulunuyorsunuz...Bukadar Saldırgan Bir Kesimmiyiz Biz??
Bakıyorum Orda Yazı Tam,Hiçbir Hata Yok Ama Diger Üyemiz Hemen Müdehaleye Geciyor Atesli Bir Şekilde.Bana Normal Gelen Yazı Seni Niye Kızdırıyor Anlamıyorum...
Ozaman Tek Bir Sonuc Cıkıyor Ortaya, Konuyu Tam Okumuyor Ve Degerlendirmiyoruz....
Saygılar
astokom
14-08-2007, 09:55 PM
http://www.gencalevilerharekati.eu/images/38_Katliam.JPGhttp://www.gencalevilerharekati.eu/images/1938_dersim2.jpg
yolahürmet
15-08-2007, 04:37 AM
Dersim katliamına katilan bir askerin torununun, http://www.nihalatsiz.org/
sitesine aktargidi 5 adet fotograf ve dedesinin katliama katilmasindan dolayi aldigi madalyayi asagida gormektesiniz.
Dersim katliamına katilan askerlere verilen “tunceli” madalyasi hala gunumuzde bir suru kemalist turkun “ilham” ve “gurur” kaynagidir
sanli serefli turk askerinin Dersimli kadinlari ve cocuklari kursuna dizme madalyasi
http://www.dersim.biz/assets/images/Dersim_38_jenosidine_katilan_turklere_verilen_mada lya.gif
yolahürmet
15-08-2007, 04:40 AM
M.Kemal Ataturk’un
Trabzonda Dersim Jenosidi icin “Start”verdigi Harita
harita Trabzon ataturk koskunde asili bulunmakta
http://www.dersim.biz/assets/images/TrabzonHarita1.jpg
polata
15-08-2007, 08:25 PM
bıra deste ti sag be
haq tore razı bo çok saoLasın :(:(
17.07.2007 tarihli bu mesajın hemen altına gerek üyeye gerekse de yönetime bir hatırlatmada bulunmak amacı ile şunu yazmıştım. :isik:sMNLIK:ILGo:isik:ARnik:aDqJLIK:ry:ZGY:ARS:ir Ht:kükezü Ayrıca "uyarı" butonu ile mesajda ki kurallara aykırılık da yönetime bildirilmişti.
Ancak görüyorum ki sn.dersimliDuygu62'nin yazısı düzeltilmemiş veya mesajı silinmemiş tam aksine uyarı olarak yazdığım mesajım silinmiş.
Hatırlatmak isterim ki Forum Kurallarının 7. maddesi çok net biçimde Türkçe dışında yazılacak mesajlarla ilgili açıklamayı getirmektedir.
FORUM KURALLARIMIZ
7. Forumumuzda genel olarak Türkçe yazılmalıdır her üyenin bildiği dil olarak kabul etiğimizden dolayı eğerki, faklı bir dille birşey eklemek istiyorsanız, yanına mutlaka türkçe açıkalması yazılmalıdır.
Sidalyaren
15-08-2007, 08:33 PM
17.07.2007 tarihli bu mesajın hemen altına gerek üyeye gerekse de yönetime bir hatırlatmada bulunmak amacı ile şunu yazmıştım. Ayrıca "uyarı" butonu ile mesajda ki kurallara aykırılık da yönetime bildirilmişti.
Ancak görüyorum ki sn.dersimliDuygu62'nin yazısı düzeltilmemiş veya mesajı silinmemiş tam aksine uyarı olarak yazdığım mesajım silinmiş.
Hatırlatmak isterim ki Forum Kurallarının 7. maddesi çok net biçimde Türkçe dışında yazılacak mesajlarla ilgili açıklamayı getirmektedir.
Sevgili Polat Agbi Gereken Yaptırım Uygulanmıstır...
Hatırlatma İçin Tsk Ederiz.
berk1612
24-08-2007, 10:19 AM
bilgilerinizi paylaştıgınız için teşekkür ederiz. sizler varolun gelecek bilgilensinç. varolmaya çalışalım.
alemci46
30-08-2007, 08:05 PM
eline sağlık can teşekürler
yolahürmet
18-09-2007, 12:33 AM
Artık gerçekleri inkar etme zamanı geçti.İnkar ve imha ile bir yere varılmıyor demekki ... Dersim'de 80 bin insanı katledenler,binlerce Aleviyi de asimile için sürgün edenler bunu görebilirler artık.Atatürk,Sabiha Gökçen yaşasaydı görürlerdi Dersimlilerin öyle kolay bitemeyeceklerini,hiçbir kültürün,halkın katledilmeyle bitirilemeyeceğini ....
emir88
20-09-2007, 07:32 AM
http://img522.imageshack.us/img522/3358/trabzonatatrkkkrt8.jpg
atatürk'ün katliamdan haberi yoktu diyen arkadaşlara söylüyorum.
YUKARIDAKİ RESİMDEN DAHA ÖTESİ VAR MI_?
hasangurbuz002
14-11-2007, 11:48 PM
verdiğin bilgiler çok güzel. bu arada yeni üyeyim böyle güzel bir sitede yer almaktan onurluyum.
hasangurbuz002
14-11-2007, 11:49 PM
verdiğin bilgiler çok güzel. bu arada yeni üyeyim böyle güzel bir sitede yer almaktan onurluyum.
Mustafa Kemal
15-11-2007, 10:06 AM
http://img522.imageshack.us/img522/3358/trabzonatatrkkkrt8.jpg
atatürk'ün katliamdan haberi yoktu diyen arkadaşlara söylüyorum.
YUKARIDAKİ RESİMDEN DAHA ÖTESİ VAR MI_?
Peki bu resim nerden alındı?Bu resimle Atatürk'ü suçlayarak neyi amaçlıyorsunuz?
astokomlu
15-11-2007, 10:16 AM
aşağıdaki linkte yer alan makalenin okunmasını öneririm.. Seyit Rızaya isyancı, bölücü diyenler okusunlar özellikle..
http://www.alevileriz.biz/showthread.php?t=35522
Mustafa Kemal
15-11-2007, 10:45 AM
aşağıdaki linkte yer alan makalenin okunmasını öneririm.. Seyit Rızaya isyancı, bölücü diyenler okusunlar özellikle..
http://www.alevileriz.biz/showthread.php?t=35522
Sayın Astokomlu bu sözünüz kime bilmiyorum;ama cevap yazacağım.Seyit Rıza hakkında forumda yazılar vardır.Adı bile konulamayan bir olayı Seyit Rıza başlatmamıştır.Bu konuda tarihçilerde hemfikirdir.Bunun için Dersim'de yaşanan üzüntü verici hadise Seyit Rıza yüzünden çıkmamıştır.
Seyit Rıza'nın hayatını bir çok kitaptan okudum.Rahmetli İsmail Onarlı çok güzel bir araştırma yapmıştır.Bunu forumda da yayınlamıştım.Seyit Rıza'nın adı bile belirsiz olaylar yüzünden asılmasına üzüldüm.
illegal
15-11-2007, 10:48 AM
Bu resimle Atatürk'ü suçlayarak neyi amaçlıyorsunuz?
bu konuda kimse kimseden günah kecisi yaratmak derdinde degil bir gercek gözler önüne seriliyor
ayrica atatürk dersim soykirimindan habersizdi hastaydi diyenleri yada öyle bir iddiasi olanlarin iddialari cürütülüyor meshur ilk kadin pilotcumuz sabiha(gökce) nine yada hanim atatürkün gözetiminde dersimlilerin üzerine bombalar yagdirmis yaptigi bu kutsal görevin onuruyla madalya ile sereflendirilmistir m kemal atatürk tarafindan. bunu bagimsiz basin diye ortalikta gezinen tek gözlüler ne kadar saklmaya calissada yediden yetmise dersimli yüzünden basaramamistir
astokomlu
15-11-2007, 10:50 AM
Sayın Astokomlu bu sözünüz kime bilmiyorum;ama cevap yazacağım.Seyit Rıza hakkında forumda yazılar vardır.Adı bile konulamayan bir olayı Seyit Rıza başlatmamıştır.Bu konuda tarihçilerde hemfikirdir.Bunun için Dersim'de yaşanan üzüntü verici hadise Seyit Rıza yüzünden çıkmamıştır.
Seyit Rıza'nın hayatını bir çok kitaptan okudum.Rahmetli İsmail Onarlı çok güzel bir araştırma yapmıştır.Bunu forumda da yayınlamıştım.Seyit Rıza'nın adı bile belirsiz olaylar yüzünden asılmasına üzüldüm.
lafım Seyit Rıza'ya bölücü yada vatan haini diyenleredir.. bu sözleri sarf eden herkes üstüne alınsın..
vatan haini olan bir insan Doğu Anadoluyu ruslara karşı savunmaz.. Fransızların oyununu bölmek için bilerek teslim olmaz.. vs.. bu örnekleri sıralayabiliriz.. sizde okumuşsunuz.. biliyorsunuzdur..
ama T.C'de emperyalistlere yada vatanı bölmek isteyenlere karşı olanlar zaten hep vatan haini ilan edildi.. yakın geçmişte Amerika defol diyenler asıldı.. Mahsuni Amerika katil dedi diye baskı altına alındı vb..
Mesele Düzeni Değiştirmekte Değil, Hayatı Değiştirmekte.. Ama Hayatı Değiştirmek için Düzeni değiştirmek lazım..
illegal
15-11-2007, 10:54 AM
[COLOR=DarkRed][B]Mesele Düzeni Değiştirmekte Değil, Hayatı Değiştirmekte.. Ama Hayatı Değiştirmek için Düzeni değiştirmek lazım..
olay bu
FAZLA söze ne gerek
Mustafa Kemal
15-11-2007, 11:36 AM
lafım Seyit Rıza'ya bölücü yada vatan haini diyenleredir.. bu sözleri sarf eden herkes üstüne alınsın..
vatan haini olan bir insan Doğu Anadoluyu ruslara karşı savunmaz.. Fransızların oyununu bölmek için bilerek teslim olmaz.. vs.. bu örnekleri sıralayabiliriz.. sizde okumuşsunuz.. biliyorsunuzdur..
ama T.C'de emperyalistlere yada vatanı bölmek isteyenlere karşı olanlar zaten hep vatan haini ilan edildi.. yakın geçmişte Amerika defol diyenler asıldı.. Mahsuni Amerika katil dedi diye baskı altına alındı vb..
Mesele Düzeni Değiştirmekte Değil, Hayatı Değiştirmekte.. Ama Hayatı Değiştirmek için Düzeni değiştirmek lazım..
sayın astokomlu sizinle son cümle hakkında konuşmak istiyorum.Hayatı değiştirmek düzeni değiştirmek ise Aleviliği de değiştirelim.Misal ülkemizi de değiştirelim.Olmadı insanlarımızı da değiştirelim.Düzeni yapan insanlardır.Toplumsal düzen zamanla geleneklerin getirdiği deneyimlerle değişir.Bir anda oldu bittilerle değişemez.Bu tarih boyunca da böyle olmuştur.
Düzensizlikte insanın doğasına aykırıdır.Demokrasi denen şeyi iyi bilirsin.Demek ki demokrasi ile değişmeyen düzen silahla hiç değişemez.
illegal
15-11-2007, 11:45 AM
.Demek ki demokrasi ile değişmeyen düzen silahla hiç değişemez.
KEMALIST ideole sahip birinden bunlari okumak beni sasirtti
Mustafa Kemal
15-11-2007, 11:55 AM
KEMALIST ideole sahip birinden bunlari okumak beni sasirtti
Kemalizmi Anadolu halkı meydana getirdi.Silahla mücadele sadece düşmanı ülkeden atana kadar oldu.Bugün bir çok ideoloji çürümüşken Kemalizm halen yaşıyor.12 eylülün yıprattığı toplumsal yapı insanların Atatürk'e ve alevilere bakışını daha da değiştirdi.Düzen hiçbir zaman silahla sağlanamaz.Tarihte bunun bir örneği daha yoktur.Bu konuda Mustafa kemal Atatürk'ün "savaş mecbur kalınmadıkça cinayettir" sözünü hatırlatmak isterim:)
astokomlu
16-11-2007, 07:59 AM
sayın astokomlu sizinle son cümle hakkında konuşmak istiyorum.Hayatı değiştirmek düzeni değiştirmek ise Aleviliği de değiştirelim.Misal ülkemizi de değiştirelim.Olmadı insanlarımızı da değiştirelim.Düzeni yapan insanlardır.Toplumsal düzen zamanla geleneklerin getirdiği deneyimlerle değişir.Bir anda oldu bittilerle değişemez.Bu tarih boyunca da böyle olmuştur.
Düzensizlikte insanın doğasına aykırıdır.Demokrasi denen şeyi iyi bilirsin.Demek ki demokrasi ile değişmeyen düzen silahla hiç değişemez.
değişmesi gereken düzen kafatasçı düzendir.. yada şöyle diyeyim özgürlükleri, hakları kısıtlayan yada yok eden düzendir..
şuanda ülke bir düzende yönetiliyor.. bu düzenden ne kadar memnunsunuz ? yada onlarca Cumhuriyet mitingi yapıldı, bu insanlar neye karşıydıda meydanlara aktılar..
her gelen yönetim kendine bir düzen oluşturmuyor mu ? oluşturuyor.. her yeni düzen toplum hayatını etkilemiyor mu etkiliyor ?
yazdığım o söz Anayasa Uygulanmıyor diye tepki veren, Amerikanın ülkeye yerleştirilmesine karşı çıkan ve askeri darbeyle asılan gençlerin sözleri..
o dönemde kurulan düzenle nasıl bir baskıcı düzen oluştuğunu iyi bilirsiniz.. Fikri SAĞLAR 1988 de mecliste 1980-88 arasında işkenceden 150 kadar insanın öldüğünü açıklıyor..
demek ki dönemsel olarak düzen değişiyor.. buda insanların hayatlarını etkiliyor.. ve insanlar bundan memnun olmadıkları zaman düzene başkaldırıyorlar.. haklarını istiyorlar..
Alevilerin şuan ki mevcut düzene karşı dik duruşu bir başkaldırı değil midir ? Haklarını aramaları bir başkaldırı değil midir ? haklarını alabilmeleri içinde birşeylerin değişmesi gerekiyor..
Sehribanu
16-11-2007, 11:15 AM
değişmesi gereken düzen kafatasçı düzendir.. yada şöyle diyeyim özgürlükleri, hakları kısıtlayan yada yok eden düzendir..
şuanda ülke bir düzende yönetiliyor.. bu düzenden ne kadar memnunsunuz ? yada onlarca Cumhuriyet mitingi yapıldı, bu insanlar neye karşıydıda meydanlara aktılar..
her gelen yönetim kendine bir düzen oluşturmuyor mu ? oluşturuyor.. her yeni düzen toplum hayatını etkilemiyor mu etkiliyor ?
yazdığım o söz Anayasa Uygulanmıyor diye tepki veren, Amerikanın ülkeye yerleştirilmesine karşı çıkan ve askeri darbeyle asılan gençlerin sözleri..
o dönemde kurulan düzenle nasıl bir baskıcı düzen oluştuğunu iyi bilirsiniz.. Fikri SAĞLAR 1988 de mecliste 1980-88 arasında işkenceden 150 kadar insanın öldüğünü açıklıyor..
demek ki dönemsel olarak düzen değişiyor.. buda insanların hayatlarını etkiliyor.. ve insanlar bundan memnun olmadıkları zaman düzene başkaldırıyorlar.. haklarını istiyorlar..
Alevilerin şuan ki mevcut düzene karşı dik duruşu bir başkaldırı değil midir ? Haklarını aramaları bir başkaldırı değil midir ? haklarını alabilmeleri içinde birşeylerin değişmesi gerekiyor..
Osmanlı dan ,Cumhuriyet dönemine ....
ezilen....horgörülen....
asimilasyona tabi tutulan....
katliamlar la yok edilmeye çalışan ....
işyerlerinde özellikle kamu da fişlenen...
biz Alevileriz.........hakkımızı almak içinde birşeylerin değişmesi lazım....
Mevcud düzenin amacı bizi şialaştırmak ve inanç ,ibadetlerimizi görmezden gelmek ...
Baskılar ,sindirmeler artık geçtii ...başkaldırma ve dik durma zamanı ...
Canocan
01-12-2007, 11:54 PM
Sevgili Can ben sizin bu konuyu yeterince araştırmadan yazdığınızı düşünüyorum.Tekrar bir gözden geçir ve nesnel olusan eğer düzeltme ihtiyacı hissedeceğine eminim.Çünkü o tarihte Mustafa Kemal ATATÜRK hasta idi hemde çook hasta.Saygılar....
Becne sen aractirmamissin. Cünkü dilden dile dolsan o meshur cümleyi kullanmissin, :D
"Atatürk hastaydi, hemide cok hasta." Yok yaw. :D
Ya arkadas biraz mantikli düsün. Dünya 'da dönen bir sistem var, sen önce o sistemi cöz. Sonra bi düsün. Ama ne yalan söylim, bircaralar bende atatürkcüydüm, ve dersim katliamini onayladigini anlatan büyüklerime, hep su cevabi veriridim: "Atatürk olmasaydi biz olmazdik, ne mutlu türküm diyene, o hastaydi, suclu celal bayar'di" Nokta. Ve sadece baskalarinin fikirlerin yürütürdüm hep, yani cahil anamin, cahil babamin fikirlerini. Bu yani. Simdide bundan utaniyorum, neyseki gözüm gec olmadan acildi.
Canocan
02-12-2007, 12:25 AM
KEMALIST ideole sahip birinden bunlari okumak beni sasirtti
Kemalistlerin ideolojisi olamaz, cünkü Atatürkün ideolojisi yoktu.
muratalevi
07-02-2008, 12:38 AM
dervis cemal abim eline saglik yüreni dert görmesin.
BİZ BİRDİK BİN OLDUKKKK....
SİZ ÖLDÜRDÜNÜZ BİZ COGALDIK...
DEMEKKİ BURDA BİR SORUN VAR....
BİZ DEGİL.. ... SİZ ÖLÜYOSUNUZZZZ
kıymetsiz
11-04-2008, 05:20 PM
şeyh said isyanını bastıran seyid rıza dedebabadır.kuvvayı milliye değil.ingiliz ajanına hadini bildirenler vallahi dersimlidir.ingilizlerde seyit rıza dedebabayı bir albay bozması uşakla intikam almak için astırmıştır.bu olayların akabinde kerkük musul ve benzerlerinin üzerine gidemediğimiz gibi türkmen milletinin yüreğinde 80 senelik yara olmuş.gelen kaşımış giden tuz basmış.
bu toprakların tamamı bugün t.c sınırlarında kalan yarın inşallah büyüyüp tekrar alıcağımız yerler dahi hepsi türkmen halkınındır.yüzde doksanı türkmen olan bu halk asımile edilerek kapıştırılmıştır.
birileri bugün türklükle ilgili saçmasapan hakaretler etmedeler.
ademden beri var olan birmilletir bu millet.
72 millette konuşanın sırrını taşıyana denir türk.72 milleti edep tacı giymeden tanıyamazsın.edep tacı hakkın kutudur.tura çıkana giydirilir.edepsiz ne bilir bu tacı.kendini beden zannederken türk olunur sanır.halbuki oraya çıkmak için bedeni terk etmek lazımdır.nesimi gibi huuuuuu
kanlıbey
11-04-2008, 11:42 PM
Osmanlı dan ,Cumhuriyet dönemine ....
ezilen....horgörülen....
asimilasyona tabi tutulan....
katliamlar la yok edilmeye çalışan ....
işyerlerinde özellikle kamu da fişlenen...
biz Alevileriz.........hakkımızı almak içinde birşeylerin değişmesi lazım....
Mevcud düzenin amacı bizi şialaştırmak ve inanç ,ibadetlerimizi görmezden gelmek ...
Baskılar ,sindirmeler artık geçtii ...başkaldırma ve dik durma zamanı ...
Değerli can
Bu konudaki hassasiyetlerinize aynen katılıyorum.
GERÇEĞİN DEMİNE HÜ..
kıymetsiz
12-04-2008, 12:20 AM
ingilizler bu kadar kankamı bize yahu aklım almıyor.bu nasıl benlik.
la faile illa hu diyenler böyle yaparmı.kendini bilenler kendini kandırdığı için bu böyle .......
RedioR
19-04-2008, 12:53 AM
dersimde o yıllarda ,vatana millete silah çeken, halkı isyana kışkırtan hain aşiret eşkiyalarına cezalarının verilmesi nasıl olurda katliam oluyor..vede bu olayın böyle alevi kardeşlerimizin sitelerinde ,bazı kürt arkadaşlar tarafından TC devletini karalamak için ,"dersimdekiler aleviydi ,alevilere katliam yapıldı, ataturk emir verdi, katil tc" gibi propagandaların yapılması doğrumu? ..yarın birgün 30-40 ***lı eşkiya öldürülünce ve o ***lılar alevi yada sunni musluman çıkarsa o zamanda yine alevilere yada muslumanlara katliam yapıldı mı diyeceksiniz? ..neden vatana ihanet edenelerin ihanetini perde arkasına alıpta onların dini inancı üzerinden yandaş toplamaya çalışıp, devleti ve ataturku karalama propangandası yapıyorsunuz?
masjaron
19-04-2008, 03:05 AM
dersimde o yıllarda ,vatana millete silah çeken, halkı isyana kışkırtan hain aşiret eşkiyalarına cezalarının verilmesi nasıl olurda katliam oluyor..vede bu olayın böyle alevi kardeşlerimizin sitelerinde ,bazı kürt arkadaşlar tarafından TC devletini karalamak için ,"dersimdekiler aleviydi ,alevilere katliam yapıldı, ataturk emir verdi, katil tc" gibi propagandaların yapılması doğrumu? ..yarın birgün 30-40 ***lı eşkiya öldürülünce ve o ***lılar alevi yada sunni musluman çıkarsa o zamanda yine alevilere yada muslumanlara katliam yapıldı mı diyeceksiniz? ..neden vatana ihanet edenelerin ihanetini perde arkasına alıpta onların dini inancı üzerinden yandaş toplamaya çalışıp, devleti ve ataturku karalama propangandası yapıyorsunuz?
ilk mesajında dersim soykırımına oh olsun diyen bir üyeye diyecek bir sözümüz elbet vardır:
dersim direnişi sizin gibi faşistlere cezadır aslında, tarihinizin kirli sayfalarına yazılmış şanlı bir direniştir dedelerimizin , nenelerimizin ve onların çocuklarının gösterdiği direniş.. dersimde ihanetçi dediğin ailelerin kurtuluş savaşındaki direnişlerine düşmana karşı savaşlarına bir bak.. asıl hain kimdir biz iyi biliyoruz ve asla da unutmayacağız.. kahraman bizim için halktır ve halkı katledenler unutulmayacaktır.. kahrolsun faşist kemalist diktatörlük...
sercan1903
30-05-2008, 12:03 AM
Dersim bir Katliam değildir,"SOYKIRIMDIR"
kanlıbey
30-05-2008, 01:29 AM
dersimde o yıllarda ,vatana millete silah çeken, halkı isyana kışkırtan hain aşiret eşkiyalarına cezalarının verilmesi nasıl olurda katliam oluyor..vede bu olayın böyle alevi kardeşlerimizin sitelerinde ,bazı kürt arkadaşlar tarafından TC devletini karalamak için ,"dersimdekiler aleviydi ,alevilere katliam yapıldı, ataturk emir verdi, katil tc" gibi propagandaların yapılması doğrumu? ..yarın birgün 30-40 ***lı eşkiya öldürülünce ve o ***lılar alevi yada sunni musluman çıkarsa o zamanda yine alevilere yada muslumanlara katliam yapıldı mı diyeceksiniz? ..neden vatana ihanet edenelerin ihanetini perde arkasına alıpta onların dini inancı üzerinden yandaş toplamaya çalışıp, devleti ve ataturku karalama propangandası yapıyorsunuz?
Sayın şahsiyet
"Evladı Kerbelayız,bi Hatayiyiz.Yaptığınız zulümdür,katliamdır."
Yukarıdaki sözler Dersim Şahı Seyyid Rıza ya aittir.Vede Dersimde yaşananların en açık ifadesidir.
Anlayacağınız Dersim katliamı bir insanlık suçudur.Hangi "kutsal" nedenlerle yapılırsa yapılsın,kimin tarafından tertiplenmiş olursa olsun bu sonucu değiştirmez.
Bana göre Yavuz dan sonra yaşanan en büyük Alevi Katliamıdır.
Bırakınız Aleviyi yüreğinde sevgi olupta bu vahşeti kınamayana insan bile denemez.
Başka ideolojik duruşuna böylesine bir trajediyi alet etmek insana yakışmaz.
DERSİM KATLİAMINI YAPANLARA LANET OLSUN.
Saygı ve sevgilerimle.
irem1971
30-05-2008, 03:08 AM
DERSİM,MALATYA,MENEMEN,KAHRAMANMARAŞ,ÇORUM,SİVAS,G AZİMAHALLESİ VE 1 MAYIS(mustafakemal) KATLİAMLARI ASLA UNUTULMAZ VE UNUTULMAYACAKTIRDA.
TEK SUÇUMUZ DİNİMİZİ İÇİMİZDE TERTEMİZCE YAŞAMAK
GAZİ VE ÜMRANİYE KATLİAMLARI
1.Gazi olayları
15.Gazi, İstanbul Gaziosmanpaşa’da bir mahalledir. Gazi mahallesi sakinlerinin çoğu, Alevi mezhebine bağlıdır.
16. 12 Mart 1995’te saat yaklaşık olarak 21.00’da, bir taksi içinde bulunan kimliği belirsiz bir grup tarafından Gazi mahallesindeki beş kahvehaneye ateş açılmıştır. Ateş, yaklaşık olarak beş dakika kadar sürmüştür. Halil Kaya isimli yaşlı şahıs öldürülmüş ve yirmi beş kişi yaralanmıştır. Pek çok dükkan ciddi biçimde hasar görmüştür. Saldırının failleri, taksi şoförünü de öldürmüş ve kaçmıştır.
17.Bu olaydan sonra, mahalle sakinleri, açılan ateşten sonra polisin ilgisizliğini protesto etmek amacıyla caddeye çıkarak kahvehanelerin ve Cemevi’nin [1] önünde toplanmıştır. Topluluk ayrıca, yaralıların tedavi edildiği hastanelerin önünde de toplanmıştır. Yaklaşık olarak gece yarısında, grup, mahalle karakoluna doğru ilerlemeye başlamıştır. Polis panzerlerle barikat kurmuş ve akabinde cop ve tüfek dipçikleriyle gruba saldırmıştır.
18.13 Mart 1995 tarihinde, saat 04.00’te, İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü, Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı’na gitmiş ve olaylara son vermeleri için topluluk liderleriyle bir toplantı yapmıştır. Göstericiler sakinleşmeye başlamıştır.
19. O esnada, iki panzer göstericilere yaklaşmış ve onlara ateş açmıştır. Akabinde ise Mehmet Gündüz olay yerinde öldürülmüş ve on kişi yaralanmıştır.
20. 13 Mart 1995 sabahı, çevre mahallelerden binlerce kişi göstericilere katılmıştır. Başvuranlara göre, hiçbir terörist provokasyon olmamıştır. Bazı göstericiler polis barikatlarına taş ve bozuk para atmaya başlamıştır.
21.Saat 11.00’de polis, barikatların arkasından ateşe başlamıştır. Göstericileri hedef alan nişancılar çevredeki binalara yerleştirilmiştir. Ateş sırasında, Fadime Bingöl ve Sezgin Engin öldürülmüş ve kimi göstericiler de yaralanmıştır.
22. Bu iki kişinin öldürülmesi, tansiyonu artırmış ve göstericiler saat 14.00’de polis barikatlarına doğru ilerlemeye başlamıştır. Barikatların arkasında, yolların kenarında ve bazı binaların üzerinde bulunan üniformalı ve sivil polisler yoğun ateşe başlamıştır. Yaklaşık yirmi dakika boyunca, polisler, olay yerinden kaçmaya çalışan birkaç göstericiyi kovalamış ve vurmuştur. Zeynep Poyraz, Dilek Şimşek Sevinç, Ali Yıldırım, Reis Kopal, Mümtaz Kaya, Fevzi Tunç, Hasan Sel, Hasan Gürgen, Dinçer Yılmaz ve Hasan Ersürer vurularak öldürülmüşlerdir. Yüzden fazla kişi yaralanmıştır. Polis, göstericilerin yaralıları hastaneye götürmesini engellemiştir.
23.Aynı gün saat 15.15’te, polis, Halil Kaya ve Mehmet Gündüz’ün cenazesine katılan kalabalığa saldırmıştır. Bölgeye askeri takviye gönderilmiştir. Başvuranlar, grubun askerlere karşı gösteride bulunmadığını belirtmiştir.
24.Saat 16.00’da bölgede sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir.
25. Bu olaylarda, kahvehanedeki Halil Kaya isimli şahıs ve ayrıca taksi şoförü dahil olmak üzere toplam on beş kişi öldürülmüş ve 276 kişi yaralanmıştır.
2. Ümraniye olayı
26.Gazi olayları, ülke çapında infiale sebep olmuş ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinde polisin davranışının kınandığı birkaç gösteri yapılmıştır.
27.15 Mart 1995 tarihinde, İstanbul Ümraniye’deki Mustafa Kemal Mahallesi’nde büyük bir grup toplanmıştır. Grup, Gazi olaylarında öldürülenlerin cenazelerine doğru ilerlemeye başlamıştır.
28. Aynı gün saat 14.30’da, kalabalık, bir ilkokulun dışında bulunan alanda polis tarafından kurulmuş olan barikatla karşılaşmıştır. Bazı göstericiler barikatlara taş atmaya başlamış, bunun üzerine herhangi bir uyarıda bulunmaksızın üniformalı ve sivil polisler kalabalığa ateş etmeye başlamıştır. Gruptan kimse ateşe karşılık vermemiştir. Polis memurlarından hiçbiri öldürülmemiş ya da yaralanmamıştır. Ateş esnasında Hasan Puyan, İsmihan Yüksel, İsmail Baltacı, Genco Demir ve Hakan Çabuk öldürülmüştür. Yirmiden fazla kişi yaralanmıştır.
C. Hükümet tarafından sunulduğu şekliyle olaylar
29.Gazi Mahallesi’nde beş kahvehaneye ateş açıldığı haberi üzerine, polisler olay yerine intikal ettirilmiştir. Polisler kahvehanelerin önüne geldiğinde, polis aleyhine slogan atan kırk kişilik bir kalabalıkla karşılaşmışlardır. Grup, polis araçlarına saldırmış ve polisler soruşturma yürütememiştir. Bunun üzerine takviye güç istemişlerdir. Takviye güvenlik güçlerinin gelmesini takiben, polis soruşturma yapmış ve yaralılar hastaneye gönderilmiştir. Aynı zamanda, çevreden bazı kişiler gösterici gruba katılmıştır. Birlikte slogan atmış ve polise taş ve bozuk para atmaya başlamışlardır. Bazı göstericilerin ellerinde yangın bombası bulunmaktaydı. Çevreden gelenlerin eklenmesiyle, kalabalık genişlemiş ve Gazi Karakolu’na ilerlemeye başlamıştır. Birçok işyeri ve araç ateşe verilmiştir. Gruptaki bazı maskeli adamlar tarafından polislere yangın bombaları atmaya başlamıştır. Kalabalığın daha ileri gitmesini engellemek amacıyla, polisler barikat kurmuştur. Güvenlik güçleri kalabalığa durmaları için sözlü uyarıda bulunmuştur. Daha sonra ise kalabalığı dağıtmak için tazyikli su ve cop kullanmıştır. Kalabalığı dağıtamayınca havaya uyarı ateşi açmışlardır. Ancak, kalabalık, güvenlik güçlerine doğru ilerlemeye devam etmiş ve yangın bombalarıyla panzerlere saldırmıştır. Gazi Mahallesi’ndeki isyan iki gün sürmüştür. İkinci günün sonunda bölgede sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. İsyan sırasında 13 kişi ölmüş ve 195 kişi (152 mahalle sakini, 36 polis memuru ve 7 asker) yaralanmıştır.
30. 12 Mart 1995 olaylarında sonra, güvenlik güçleri, Ümraniye’de olası isyan olaylarına ilişkin istihbarat raporları almıştır. İstenmeyen olayları önlemek amacıyla, 14 Mart 1995 tarihinde Ümraniye İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde bir toplantı yapılmıştır. İlçe Emniyet Müdürü, mahallenin bağlı olduğu Belediye Başkanı ve Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı’nın katıldığı toplantıya Kaymakam başkanlık etmiştir. Toplantıda durum masaya yatırılmış ve mahalle sakinlerinden provokasyona gelmemeleri ricasında bulunulmuştur. 15 Mart 1995 sabahı, bir terör örgütünün tehditleri üzerine, mahalledeki bütün işyerleri protesto etmek amacıyla kepenk indirmiştir. Durumu tartışmak için ikinci bir toplantı yapılmıştır. Aynı gün saat 13.00 civarında Mustafa Kemal Mahallesi’nde bulunan Pir Sultan Abdal Derneği’nin önünde 1500 kişi toplanmış ve Örnek Mahallesi’ne doğru ilerlemeye başlamıştır. Güvenlik güçleri, yürüyüşün yasal olmadığını anons etmiş ve topluluğa dağılmasını söylemiştir. Grup, slogan atarak ilerlemeye devam etmiştir. Yürüyüşe katılanların sayısı binleri bulmuştur. Bazı göstericiler kırmızı bere ve atkı takmışlardı. Kalabalıktan bazı kişiler güvenlik güçlerine taş ve bozuk para atmışlardır. Tansiyon arttıkça, grup, güvenlik güçlerine tuğla ve taşla saldırmaya başlamıştır. Güvenlik güçleri önlemler almış ve bir güvenlik hattı belirlemişlerdir. Biraz sonra, gruptan silahlı kişiler, güvenlik güçlerine ve kalabalığa ateş açmıştır. Güvenlik güçleri havaya uyarı ateşi açmış ve saldırı durmuştur. Yaralılar derhal hastaneye kaldırılmıştır. Yaralılar götürülürken, kalabalık slogan atmaya ve sığınakların arkasında taş atmaya devam etmiştir. Ayrıca lastikler yakılarak trafik de engellenmiştir. Askeri güçler olay yerine intikal etmiş, sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve mahalleye giriş çok sıkı denetim altına alınmıştır.
31.Olayları takiben, yerel merciler olayları derhal soruşturmaya başlamıştır. Birkaç görgü tanığı ifadesi alınmış, otopsi yapılmış ve yaralı ve ölü kişilerin vücutlarından çıkarılmış kurşunlar balistik incelemeye gönderilmiştir. 26 ve 31 Temmuz, 11 Eylül ve 15 Kasım 1995, 27 Ekim 1997 ve 12 Ekim 1999 tarihlerinde İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından yedi balistik inceleme raporu hazırlanmıştır. Bu raporlara göre, kurbanların vücutlarından çıkarılan kurşunların hiçbiri, iki olay esnasında görev yapan güvenlik güçlerinin silahlarından çıkmamıştır.
32. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca, merhumların ailelerine Nisan 1995’te, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’ndan 2.800 Euro karşılığı olan 150.000.000 TL tazminat ödenmiştir.
umarım yazımın kaldırmazsınız sözüm site yöneticilerine :) ve devamıda var yazının umarım okuyanlar olur :)
Dert ve sıkıntının şiddetine sabır göster, bunun da sonu gelecektir. Bil ki sabır bir asalet göstergesidir.
HZ.ALİ
irem1971
30-05-2008, 03:12 AM
D. Gazi ve Ümraniye olaylarına ilişkin yerel işlemler
1.Gazi olaylarına ilişkin işlemler
33.11 Nisan 1995 tarihinde, Arslan Bingöl, Celal Sevinç, Çiçek Yıldırım, Mukaddes Gündüz, Sabahat Engin ve Cemal Poyraz isimli başvuranlar, İçişleri Bakanlığı, İstanbul Valisi, İstanbul Emniyet Genel Müdürü ile Gaziosmanpaşa’da 12-13 Mayıs 1995 tarihlerinde görev yapan polisler aleyhine, Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcısı’na şikayette bulunmuştur. Akrabalarının, gereğinden fazla güç kullanan polislerce öldürüldüğünü ileri sürmüşlerdir. Ayrıca, polisi protesto eden kalabalığın ateşli silah kullanmadığını ve polisin kalabalığa uyarı yapmaksızın ateş açtığını iddia etmişlerdir. Polisin göstericileri dağıtmak için önce tazyikli su, daha sonra ise göz yaşartıcı gaz veya plastik mermi kullanması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Müştekilere göre, polis, Alevi mezhebine bağlı Gazi Mahallesi sakinlerinden oluşan göstericilere karşı kasten ateşli silah kullanmıştır.
34.Bu şikayeti takiben, Cumhuriyet Savcısı, olaylara ilişkin soruşturma başlatmıştır. 19 Nisan 1995 tarihinde, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu aleyhine olan şikayeti incelemek amacıyla görevsizlik kararı çıkarmıştır. İleri soruşturma yapılması amacıyla Cumhuriyet Savcısı, dosyayı İçişleri Bakanlığı’na göndermiştir.
35. 4 Temmuz 1995 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, İstanbul Emniyet Genel Müdürü Necdet Menzir hakkında takipsizlik kararı çıkarmıştır.
36. 5 Temmuz 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe aleyhine cezai kovuşturma başlatılmamasına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, İçişleri Bakanı olarak Menteşe’nin, iddia edilen olaylara ilişkin yasal sorumluluğu olmadığını belirtmiştir.
37. Aynı gün, Cumhuriyet Savcısı, Dinçer Yılmaz, Sezgin Engin, Mümtaz Kaya, Hasan Gürgen, Hasan Sel ve Hasan Ersürer’in ölümüne ilişkin soruşturmayı, diğerlerinden ayırmaya karar vermiştir. Buna paralel olarak bu dosya, 1995/6570 olarak numaralandırılmıştır.
38. 10 Temmuz 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, 12 ve 13 Mayıs 1995 tarihleri arasındaki gösterilerde görev yapan yirmi polis hakkında Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’ne iddianame sunmuştur. İddianame, Dilek Şimşek Sevinç, Reis Kopal, Zeynep Poyraz, Fevzi Tunç, Fadime Bingöl, Ali Yıldırım ve Mehmet Gündüz’ün ölümü ile ilgili idi. Cumhuriyet Savcısı, iddianamesinde, görgü tanıklarının ifadesine, sağlık raporlarına, polis ve otopsi raporlarına, video kayıtlarına ve gazete kupürlerine atıfta bulunmuştur. Gazi Mahallesi’ndeki kahvehanelere yapılan saldırının ve yasadışı örgütün provokasyonunun ardından, mahalle sakinlerinin polise karşı direniş gösterdiğini ifade etmiştir. Kalabalık, slogan, taş ve yangın bombaları atarak mahalle karakoluna ilerlemiştir. Gruptan bazı kişiler polislere ateş etmiştir. Kalabalık, Aleviler ve Sünniler arasında nefret yaratmak amacıyla slogan atmıştır. Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, göstericileri dağıtmak amacıyla polis panzerlerinden ateş açıldığını ve bunun sonucunda Mehmet Gündüz’ün vurularak öldürüldüğünü belirtmiştir. Adem Albayrak isimli bir polis, Ali Yıldırım, Dilek Şimşek Sevinç ve Fadime Bingöl’ü vurarak öldürmüştür. Kimliği belirlenemeyen başka bir polis memuru ise, Reis Kopal’ı vurarak öldürmüştür. Adem Albayrak’la birlikte Mehmet Gündoğan, Zeynep Poyraz’ı vurarak öldürmüştür. Cumhuriyet Savcısı, polis memuru Gündoğan ile birlikte, panzerdeki polis memurlarının, Feviz Tunç’u vurarak öldürdüğünü iddia etmiştir. Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun 448. maddesi uyarınca adı geçen polis memurlarının kasten adam öldürmekten yargılanmalarını talep etmiştir.
39.Mukaddes Gündüz (Mehmet Gündüz’ün karısı), Mustafa Tunç (Fevzi Tunç’un babası), Çiçek Yıldırım (Ali Yıldırım’ın annesi), Cemal Poyraz (Zeynep Poyraz’ın babası), Celal Sevinç (Dilek Şimşek Sevinç’in kocası), Ali Şimşek (Dilek Şimşek Sevinç’in babası), Hüseyin Kopal (Reis Kopal’in babası) ve Aslan Bingöl (Fadime Bingöl’ün kocası), işlemlere müdahil olmuştur.
40. 13 Temmuz 1995 tarihinde, Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi güvenlik gerekçesiyle davayı başka bir şehre nakletmeye karar vermiştir; zira davanın görüldüğü yer olayın meydana geldiği yere çok yakın idi. 41. 15 Ağustos 1995 tarihinde Yargıtay, Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını onamış ve davayı İstanbul’a yaklaşık olarak 1000 km uzaklıkta olan Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakletmiştir.
42. 11 Eylül 1995 tarihinde, Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi tensip duruşması yapmıştır. Birkaç mahkemeye, elli görgü tanığının ifadesinin alınması amacıyla istinabe müzekkeresi göndermeye karar vermiştir. Ayrıca, diğer 250 görgü tanığının sözlü ifadesinin alınmasının daha sonraki bir safhada mütalaa edilebileceğine karar vermiştir. Son olarak, Cumhuriyet Savcısı’ndan, olaydan sonra ülkede başka yerlere gönderilmiş olan yirmi polis memurunun mevcut adreslerini bulmasını talep etmiştir. Davanın incelenmesini 15 Kasım 1995 tarihinde kadar ertelemiştir.
43. 15 Kasım 1995 tarihinde, Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi, polis memurlarına yönelik cezai işlem başlatılması için iddianamede İstanbul İl İdare Kurulu’nun izni olmadığı gerekçesiyle yargılamayı durdurmuştur. Dolayısıyla, dava dosyasını Memurin Muhakematı Hakkında Kanun uyarınca İstanbul Valiliği’ne göndermiştir. Başvuranlar, bu kararla ilgili olarak Yargıtay’a itiraz dilekçesi vermişlerdir.
44. 8 Ekim 1996 tarihinde, Yargıtay, Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nin yargılamayı durdurma kararının nihai karar olmadığına ve şu halde,Yargıtay’ın bu temyiz başvurusunu inceleme yetkisinin bulunmadığına karar vermiştir. 15 Ekim 1996 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, bu karara itiraz etmiştir.
45. 17 Aralık 1996 tarihinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Yargıtay’ın, temyiz başvurusunun inceleneceği yetkili merci olmadığını teyit etmiştir. Buna göre, dava dosyası Rize Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
46. 3 Mart 1997 tarihinde, Rize Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın itirazını haklı bulmuş ve Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nin 15 Kasım 1995 tarihli kararına itiraz kararı almıştır. Suçlanan polis memurlarının kovuşturulmasına başlamak için İstanbul İl İdare Kurulu’nun izninin gerekli olmadığına karar vermiştir.
47. 28 Mart 1997 tarihinde, Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Kasım 1995 tarihli kararının geçerli olduğunu ve davalıların yargılanabilmesi için İstanbul İl İdare Kurulu’nun izninin gerekli olduğunu belirtmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın davayı Yargıtay’a intikal ettirmesi hususunda yazılı talimat çıkarılması için dosyayı Adalet Bakanlığı’na göndermeye karar vermiştir. Trabzon Cumhuriyet Savcısı’ndan, dava dosyasını Adalet Bakanlığı’na göndermesi talep edilmiştir.
48. 31 Mart 1997 tarihinde, Trabzon Cumhuriyet Savcısı, görüşleri ile beraber dava dosyasını Adalet Bakanlığı’na göndermiştir; görüşlerinde, konunun Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca halihazırda incelendiğini ve Adalet Bakanlığı’nın yazılı bir talimat çıkarmasının gerekli olmadığını ifade etmiştir.
49. 13 Mayıs 1997 tarihinde, Adalet Bakanlığı, dosyayı Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiş ve Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nin yazılı talimat talebini reddetmiştir.
50. 23 Mayıs 1997 tarihinde, Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi başkanı, mahkemeye polis memurlarının kovuşturulmasından çekileceğine ilişkin kararını bildirdiği iki sayfalık bir yazı sunmuştur. Başkan, yazısında, kendi hayatı güvenlik güçleri tarafından korunmakta iken polis memurlarının yargılanmasında tarafsız ve bağımsız olmasının imkansız olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, polis memurlarının suçlu olmadığı ve Gazi Mahallesi olayının güvenlik güçlerine karşı kasıtlı bir isyan olduğu kanaatindedir.
51. 13 Haziran 1997 tarihinde Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi, yargılamaya başlamış ve tensip duruşması yapmıştır. Yargılamadan çekilen mahkeme başkanının yerine başka bir hakim getirilmiştir.
52. 16 Eylül 1997 tarihinde, Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi davaya ilişkin ilk duruşmayı yapmıştır. Davalılar duruşmaya katılmamış, fakat avukatları tarafından temsil edilmişlerdir. Duruşma esnasında, Mustafa Tunç, Çiçek Yıldırım, Ali Şimşek, Cemal Poyraz ve Aslan Bingöl isimli müdahillerin ifadesi alınmıştır. Müdahillerin tümü, polisin göstericilere karşı gereğin fazla güç kullandığını ve bunun akrabalarının ölümüne sebep olduğunu belirterek şikayetçi olmuşlardır. Kendileri görgü tanığı olmadığından, olay hakkında kesin detaylar verememişlerdir. Ancak, mahkemeden, ölümlerden sorumlu olanların cezalandırılmasını talep etmişlerdir. Aynı gün, mahkeme, Gazi olaylarında yaralanan iki kişinin ifadesi almıştır. Her iki tanık da ifadelerinde, polis tarafından ciddi biçimde dövüldüklerini belirtmişlerdir. Ayrıca, suçlanan polis Adem Albayrak’ın kendilerini döven polis memuru olduğunu belirlemişlerdir. Duruşmanın sonunda, davalılardan sekizinin tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir. Davalıların kalan kısmını bir sonraki duruşmaya çağırmışlardır.
53.17 Kasım 1997 tarihindeki duruşmada, mahkeme, suçlanan on beş polis memurunun ifadelerini almıştır. Davalılar, mahkeme huzurunda şu ifadeleri vermiştir:
devamı var yazının :)
Çalışan kötülük düşünemez, çalışmayan da kötülükten kurtulamaz.
HZ.ALİ
irem1971
30-05-2008, 03:21 AM
Adem Albayrak
“O tarihte, Gaziosmanpaşa İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapmaktaydım. Kahvehanelere yapılan saldırının ardından, diğer polis memurlarıyla birlikte olay yerine çağırıldım. Birimlerden biri benim emrim altındaydı. Olay sırasında, ben sivil kıyafetliydim ve tabancam vardı. Tüfek ya da başka bir ateşli silahım yoktu. Olay yerine vardığımda polis karakolunun önünde toplanmış büyük bir kalabalık gördüm. Bazı göstericiler polislere taş ve yangın bombaları atıyordu. Göstericiler arasında teröristler vardı. Beyaz bir arabayı ateşe verdiler ve yakındaki bir binadan bu arabaya bir gaz tüpü atıldı. Gösteriler yaklaşık olarak dört saat devam etti. Polisler iki panzerle kalabalığı dağıtmaya çalışıyordu. Bir an, göstericiler geriye doğru yürümeye başladı fakat onları takip etmedim. Sürekli olarak polis karakolunun yakınında kaldım. Bazı siviller bina çatılarından polislere ateş etti. Kalabalığa ateş etmedim. Şahsıma yönelik suçlamaları reddediyorum.”
Mehmet Gündoğan
“Gazi Mahallesi’ne geldiğimde büyük bir kalabalık vardı. Göstericiler pankartlar taşıyordu. Polisler onları uyardı ve havaya ateş açtı. Bazı göstericiler polise ateş açtı. Bende tabanca vardı; tüfek yoktu. Fotoğrafta sağ elinde cop, sol elinde silah olan kişini ben olduğumu kabul ediyorum. Ancak, silahın emniyeti kapalıydı. Göstericilere ateş etmedim.”
54. Aynı gün, mahkeme, olayda panzerlerde görev yapan on üç davalının ifadesini almıştır. Suçlanan polislerin tümü kalabalığa ateş açtıklarını reddetmiştir. Olay yerinde 13 Mart 1995 tarihinde üç panzer olduğunu ifade etmişlerdir. Panzerler, kalabalığı dağıtmaya çalışan polislere koruyucu kalkan görevini yapmıştır. Suçlanan polislere göre, kalabalık barıştan yana değildi ve polislere taş ve yangın bombası atmaktaydı. Kalabalığı dağılmaya zorlamak için üç panzere göstericilere doğru ilerlemesi talimatı verilmiştir. Polislerin tümü, tabancalarının olduğunu kabul etmiş ancak, tüfeklerinin olduğunu reddetmiştir.
55. 15 Aralık 1997 tarihinde, mahkeme, kalabalığın barışçıl olmadığını, sloganlar eşliğinde polise taş ve yangın bombası attığını ileri süren diğer iki polis memurunun ifadesini almıştır. Bu polisler, kalabalığa ateş ettiklerini reddetmiş ve gruptan bazı kişilerin polise ateş ettiğini belirtmiştir. Aynı gün, mahkeme, yargılamaya müdahil olan Hüseyin Kopal’ın ve ayrıca altı görgü tanığının ifadelerini almıştır. Anlattıkları şöyle özetlenebilir:
Hüseyin Kopal
“Reis Kopal’ın abisiyim. Olay günü Reis eve gelmeyince endişelendim. Bunun üzerine kendisini aramak için Gazi Mahallesi’ne geldim. Çok kalabalıktı. Çatışma vardı. Göstericiler polise taş atıyordu. Bir duvarın dibinde üç ölü gördüm. Sonra bunların, Fevzi Tunç, Ali Yıldırım ve Sezgin Engin’e ait olduğunu öğrendim. Üniformalı ve sivil polisler, kalabalığa ateş ediyordu. Suçlanan polis memuru Adem Albayrak’ın M5 tüfekle kalabalığa ateş ettiğini gördüm. Abimi aramaya devam ettim. Birkaç dakika sonra Mümtaz Kaya’nın öldürüldüğüne şahit oldum. Lisenin yakınında bir polis tarafından vurulduğunu gördüm. Abimi bulamadan eve döndüm. Gece televizyonda olayları izlerken, abimi gördüm. Göstericiler arasındaydı ve polise taş atıyordu. Daha sonra öğrendik ki, olaylarda vurularak öldürülmüş.”
Şeyho Tunç
“13 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’ne gittim. Polis Karakolu’na yaklaştığım sırada, bir çatışma başladı. Polis memurları, göstericileri hedef almışlardı ve onlara ateş etmekteydiler. Suçlanan polis memuru Adem Albayrak’ın Fevzi Tunç’a ateş ettiğini gördüm. Adem Albayrak, sivil giyinmişti ve tüfek taşımaktaydı.”
Mahmut Türkmen
“Olayın gerçekleştiği tarihte Cemevi’nde çalışmaktaydım. Kahvehanelere yapılan saldırı ardından orada bulunan kişileri sakinleştirmeye çalışmaktaydık. Sabah 4.00 civarında bulunduğumuz binaya bir tank yaklaştı ve etrafa ışık tuttu. Daha sonra silah sesleri duydum. Ateş sırasında Mehmet Gündüz vuruldu ve öldü. Işık nedeniyle, ateşin tanktan mı yoksa başka bir yerden mi gelmiş olduğunu göremedim.”
Erkan Şimşek
“Gazi’de gerçekleşen olay sırasında ölen Dilek Sevinç’in erkek kardeşiyim. Kahvehanelere düzenlenen saldırı ardından, Dilek ve küçük kız kardeşim Dilay’la birlikte, neler olduğunu görmek için polis karakolu civarına gittik. Mehmet Gündoğan isimli bir sivil polis, bana vurmaya başladı. Daha sonra bazı polis memurları, kalabalığa ateş etmeye başladı. Ateş sonucu Dilek vuruldu. Kot pantolon giyen ve tüfek taşıyan bir sivil polis tarafından vuruldu. Daha basından polisin isminin Adem Albayrak olduğunu öğrendim.”
Şahnaz Türkan
“Gazi’de gerçekleşen olay sırasında vurularak ölen Fadime Bingöl’ün komşusuyum. Olayın gerçekleştiği gün, Fadime okula gitmiş olan kızı için üzgündü. Diğer öğrencilerin evlerine dönmekte olduğunu gördüğünde dışarı çıkıp kızını bulmak istedi. Onun yanında gittim. Birlikte, kalabalığa yaklaştık. Eczanenin önüne geldiğimizde Fadime, kalabalık arasında kızını görebilmek için merdivene çıktı. Aniden ateş başladı ve Fadime’nin aşağıya düştüğünü gördüm. Yolun karşı tarafından durmakta olan bir polis memuru tarafından vurulmuştu. Başlık takmış olduğu için polisi teşhis edemedim.”
Songül Bingöl
“Fadime Bingöl yakınımdır. Olayın gerçekleştiği gün, Fadime’nin sabah okula gitmiş olan kızını aramak üzüere dışarı çıktık. Fadime, kızına bakmak için eczanenin önünde merdivene çıktı. Binanın karşı tarafında durmakta olan polis memurları tarafından yüzünden vuruldu.”
Safiye Obalı
“13 Mart 1995 tarihinde sabah 10.00 civarı, yengem Fadime Bingöl’le birlikte Fadime’nin kızını aramaya çıktık. Önce Cemevi’ne gittik ve sonra yürümeye devam ettik. Fadime bir merdiven gördü ve kızını kalabalıkta görebilmek için merdivene tırmandı. O sırada sivil ve üniformalı polisler, kalabalığa ateş etmeye başladı. Fadime, yüzünden vuruldu. Onu kimin vurduğunu göremedim. Yalnızca, kalabalığa ateş etmekte olan polis memurlarını gördüm.”
56. 28 Ocak 1998 tarihinde Mahkeme, dördüncü duruşmasını düzenlemiş ve suçlanmakta olan polis memuru Sedat Özdemir’in ifadesini almıştır. Özdemir, Gazi’deki olayın gerçekleştiği sırada tankların birinde görev yapmakta olduğunu belirtmiştir. Tankların, polis memurlarını kalabalıktan korumak için kalkan olarak kullanılmakta olduğunu açıklamıştır. Tankta bulunan tüm polis memurlarının, tabanca taşımakta olduklarını belirtmiştir.
57. Aynı gün Mahkeme ayrıca Sadık Bakır ve Hıdır Elmas isimli iki görgü tanıdığını verdiği sözlü ifadeyi dinlemiştir. Her iki görgü tanığı da olayların gerçekleştiği sırada Cemevi’nde çalışmaktaydılar. 12 Mart 1995 tarihinde kahvehanelere düzenlenen saldırılar ardından insanların, Cemevi’nin toplanmaya başladıklarını ileri sürmüşlerdir. Sakin bir şekilde binanın önünde bekledikleri sırada, sabah 4.00 sularında bir tank Cemevi’ne yaklaşmış ve ışık tutmuştur. Görgü tanıkları, silah sesleri duyduklarını hatırlamışlardır ve Mehmet Gündüz’ün vurulduğunu ve öldürüldüğünü ve birçok insanın sözkonusu ateş sonucu yaralandığını belirtmişlerdir.
58. 27 Şubat 1998 tarihinde Mahkeme, aşağıda şekilde özetlendiği haliyle görgü tanıklarının ifadelerini dinlemiştir:
Engin Turan
“Olayın gerçekleştiği gece Cemevi’nde beklemekteydim. Sabah 4.00 sularında binaya ışık tutmakta olan bir tank gördüm. Daha sonra tankın arkasından silah sesleri geldiğini duydum. Ateş sırasında birçok kişi vuruldu. Yaralı kişileri hastaneye götürmeye çalıştık. Yaralananlardan biri olay yerinde öldü. Daha sonra isminin Mehmet Gündüz olduğunu öğrendim.”
Fazıl Dural
“Ben gazeteciyim. Haftalık bir dergi için çalışıyorum. Pazar günü Gazi’de gerçekleşen olayları duyduğumda 23.00’da mahalleye gittim. Polis karakolunun karşısında durduğum sırada bir patlama duydum. Daha sonra tankları gördüm. Ateş almış olan bir taksiyi söndürmeye çalışıyorlardı. Sol tarafta tabancaları ile havaya ateş etmekte olan polis memurlarını gördüm. Giydikleri kıyafetlerden, Çevik Kuvvet’ten olduklarını anladım. Bir çok polis memurunun panik içerisinde hareket etmekte olduklarını gördüm. Bir komutan, “Durun yoksa birbirinizi vuracaksınız” diye bağırdı. Yakınlarda bulunan bir binadan yanan bir taksiye bir gaz tüpü atıldı. Araba havaya uçtu. Çocuklar, taş atarak dükkanlara saldırıyorlardı. Ateş bombaları taşıyan insanlar gördüm; yüzlerini örtmüşlerdi. Sanırım, yasadışı bir örgüte mensuptular. Bu ateş bombalarını, tanklara atıyorlardı. Cemevi’nden halkın evine gitmesini söyleyen bir anons yapıldı. Kalabalık sakinleşmeye başlamıştı. Beklemek için yakınlardaki bir kahvehaneye gittim. Bir süre sonra, biri hızla kahvehaneye geldi ve “Saldırmaya başladılar” diye bağırdı. Cemevi’ne gittiğimizde, bir tankın kalabalığın üzerine ışık tutmakta olduğunu gördüm ve tankların arkasından ateş edildi. Birçok insan yaralanmıştı. Mehmet Gündüz olay yerinde hayatını kaybetti.”
Maksut Doğan
“Cemevi’nin yöneticisiyim. Kahvehanelere yapılan saldırıları duyduğumda televizyon izlemekteydim. Duyar duymaz Cemevi’ne koştum. 200-300 kişilik bir grup binamızın ön kısmında toplandı. Belediye başkanı, bu grupla konuşmaktaydı ve onlara evlerine dönmelerini söylüyordu. Halil Kaya’nın cenazesini organize etmeye çalıştığımız sırada, sabah 4.00 sularında iki tank bulunduğumuz binaya yaklaştı. Bir tanesi, binaya ışık tuttu. Önce, iki el silah sesi duydum. Daha sonra ateş devam etti. Cemevi’nin önünde beklemekte olan bir kişi vuruldu ve öldürüldü.”
Nazmi Yükselen
üzgünüm sitede çok uzun yazı kabul etmiyor bende böyle yapabiliyorum umarım yanlışlık yoktur :)
Dostlukta aşırı gitme, kim bilir belki o dostun bir gün düşmanın olur, düşmanlıkta da aşırı gitme, kim bilir belki o düşmanın bir gün dostun olur.
HZ.ALİ
irem1971
30-05-2008, 03:27 AM
Nazmi Yükselen
“Gazi’de gerçekleşen olay sırasında öldürülen Fevzi Tunç, meslektaşımdı. Olay günü, Fevzi’nin Gazi Mahallesi’nde bulunan apartman dairesindeydim. Birlikte futbol maçı izliyorduk. Televizyon izlediğimiz sırada kahvehanelere yapılan saldırıyı duyduk. O gece dışarı çıkmadık. Ertesi sabah 10.00’da dışarı çıktık. Cemevi’ne yaklaştığımız sırada büyük bir kalabalık gördük. Biz, otobüsü yakalamaya çalışıyorduk. Ancak, o anda bir silah sesi duyduk. Birinin yere düştüğünü gördük. Fevzi, ona yardım etmeye gitti. Daha sonra silahlarını bize yönelten iki polis memuru gördüm. Biri üniforma giymekteydi, diğeri isi sivildi. Sivil polis memuru, bir M5 tüfek taşıyordu. İkisi de bize ateş ettiler. Fevzi, 60-70metrelik bir mesafeden vuruldu.”
59. 2 Nisan 1998 tarihinde Mahkeme, hiçbiri olaya görgü tanığı olmamış olan Menevşe Poyraz, Haydar Kopal ve Şaziment Şimşek isimli üç müdahilin ifadelerini dinledi. Hepsi de Mahkeme’den yakınlarının ölümünden sorumlu kişilerin cezalandırılmasını istediler. Aynı gün, Mahkeme Özlem Tunç ve Mahmut Yağız’ın ifadelerini dinledi. Özlem Tunç ifadesinde olayın gerçekleştiği sırada Gazi Mahallesi’nde yaşamakta olduğunu belirtti. Olay günü, kahvehanelere yapılan saldırıları duyduğu sırada evdeydi. Neler olduğunu görmek için annesiyle dışarı çıktı. Polis memurlarının, kalabalığa saldırdığına tanık oldu. Polis tarafından ciddi olarak dövüldü. Fevzi Tunç’un cesedini gördü ve Fadime Bingöl’ün öldürüldüğüne tanık oldu. Fadime’nin yüzünden vurulduğu sırada önünde durmakta olduğunu belirtti. Ancak, tanık Fadime’ye kimin ateş ettiğini görememişti.
61. Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi huzurundaki davalara bakılırken 5 Mart 1998 tarihinde Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcısı, Gazi olayı sırasında Adem Albayrak ve Mehmet Gündoğan’ı öldürdükleri için Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nde iki polis memuru aleyhine bir iddianame sunmuştur. 10 Mart 1998 tarihinde Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi, sözkonusu yargılamaları halen Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi tarafından devam edilen yargılamaya dahil etmeye karar vermiştir. 2 Nisan 1998 tarihli duruşmada Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi, sözkonusu kararı onamıştır. Başvuranlar Veli Kaya ve Mahmut Engin sözkonusu yargılamalarda bulunmuşlardır. 7 Mayıs 1998 tarihinde düzenlenen duruşmada Mahkeme, ifadelerini almıştır. Her iki başvuran da Mahkeme’den oğullarını vuran ve öldüren polis memurlarını bulmalarını istemiştir.
62. 7 Mayıs 1998 tarihinde Mahkeme, Mümtaz Kaya’nın annesi olan Sevgili Kaya’nın ifadesini dinlemiştir:
“13 Mart 1995 tarihinde oğlumla birlikte bir arkadaşımı ziyaret etmek üzere Gazi Mahallesi’ne gittik. Yolda büyük bir grup insan gördük. Ansızın, grup kaçmaya başladı. Oğlum., paniğe kapıldı ve kaçmaya çalıştı. Sivil polis memurları, kaçan gruba ateş etti. Oğlum vuruldu. Mümtaz’ı vuran polis memurunu gördüm. Sivildi ve mont giymişti. Ayrıca, aynı polis memurunun Zeynep Poyraz’a da ateş ettiğini gördüm.”
63. Oğlunu vuran polis memurunu teşhis etmesi istendiğinde Sevgili Kaya, sanıklar arasından Mehmet Gündoğan’ı teşhis etti. Ayrıca, teşhis ettiği kişinin Zeynep Poyraz’ı vuran memurla aynı kişi olduğunu da belirtti.
64. Aynı gün Mahkeme, Nuriye Yıldız’ın ifadesini dinledi. İfadesinde aşağıda kaydedilenleri belirtti:
“Bir yakınımı ziyaret etmek için Gazi Mahallesi’nde bulunuyordum. Pazar günü orada kaldım ve Pazartesi, evime dönmek üzere yola çıktım. Cemevi’nin yakınındaki okula yaklaştığım sırada Mümtaz Kaya ve annesi ile karşılaştım. Birden bir çatışma başladı ve Mümtaz, bir polis memuru tarafından vuruldu. Mümtaz’ı 15 metre uzaklıktan vuran polis memuru sivildi ve bir elinde cop, diğer elinde bir tabanca taşımaktaydı. İnsanlar, polis tarafından kovalanıyorlardı. Ayrıca, iki tane tank gördüm.”
65. Tanıktan Mümtaz’ı vuran polis memurunu teşhis etmesi istendiği zaman Mehmet Gündoğan’ı göstererek Mahkeme huzurunda Mümtaz’ı vuranın Mehmet Gündoğan olduğunu doğrulamıştır.
66. 12 Haziran 1998 tarihindeki dokuzuncu duruşmada Mahkeme, iki görgü tanığının ifadesini almıştır. İfadeleri aşağıda kaydedilen şekilde özetlenebilir:
Muharem Buldukoğlu
“Olaylar başladığı sırada Gazi Mahallesi’nde bulunmaktaydım. Önce tankları, daha sonra tankların arkasına yerleştirilmiş polis memurlarını gördüm. Tankların önünde bekleyen bir grup insan vardı. Ansızın tanklar, kalabalığa doğru ilerlemeye başladı. İnsanlar kaçmaya başladı. Zeynep Poyraz’ın vurulduğunu ve yere düştüğünü gördüm. 50-60 metrelik bir mesafeden vuruldu. Onu kimin vurduğunu görmedim. Zeynep, polislere saldırmıyordu ve yasadışı bir örgüte mensup değildi. Yalnızca polisten kaçmaya çalışıyordu.”
Yalçın Yılmaz
“Olay zamanı Gazi Mahallesi’nde bulunuyordum. Sokaklarda geniş bir insan grubu vardı. Grubun içinde yakınım olan Reis Kopal’ı tanıdım. Reis, polise taşlar atmaktaydı. Polis gruba ateş açtı ve Reis yere düştü. Silah taşıyan iki polis memuru gördüm. Biri üniforma giymekteydi, diğeri sivildi.”
67. Tanıktan Reis Kopal’ı vuran polis memurunu teşhis etmesi istendiğinde, sanıkların arasından Adem Albayrak’ı göstermiştir.
69. 3 Mart 2000 tarihinde Mahkeme, kararını vermiştir. Kararında otopsi raporlarına, balistik raporlara, olay raporlarına, verilen ifadelere, fotoğraflara ve olayın video kayıtlarına dayanan Mahkeme, polis memuru Adem Albayrak’ın Dilek Şimşek Sevinç, Reis Kopal, Fevzi Tunç ve Sezgin Engin’i vurduğunu ve öldürdüğünü tespit etmiştir. Dolayısıyla Albayrak’ı Türk Ceza Kanunu’nun 448. maddesine göre altı yıl sekiz ay hapse mahkum etmiş ve kendisini, dört ay yirmi sekiz gün süreyle kamu hizmetinden men etmiştir. Mahkeme ayrıca polis memuru Mehmet Gündoğan’ı Mümtaz Kaya ve Zeynep Poyraz’ı öldürmekten suçlu bulmuş ve kendisini üç yıl dört ay hapse mahkum ederek Türk Ceza Kanunu’nun 448. maddesine göre iki ay on dört gün süreyle kamu hizmetinden men etmiştir. Kalan on sekiz polis memuru, itham edildikleri suçlardan beraat etmişlerdir.
70. 5 Nisan 2001 tarihinde Temyiz Mahkemesi, beraat ettirilen polis memurları ile ilgili olarak Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını onamıştır. Ancak, Adem Albayrak ve Mehmet Gündoğan’la ilgili olarak ilk derece Mahkemesi’nin kararını feshetmiştir. İlk derece Mahkemesi’nin dava olaylarını tespit edemediği kararını vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi’nin delilleri değerlendirmenin yetersiz olduğu sonucuna varan Temyiz Mahkemesi, kararın sözkonusu kısmını feshetmiştir.
72. 5 Kasım 2001 tarihinde Mahkeme, Temyiz Mahkemesi’nin kararını onamış ve ilk kararını tashih etmiştir. Dolayısıyla, Ağır Ceza Mahkemesi Adem Albayrak’ı, Fevzi Tunç, Reis Kopal ve Dilek Sevinç’i öldürmekten suçlu bulmuş ve beş yıl hapse mahkum etmiştir. Ayrıca Adem Albayrak, üç ay süreyle kamu hizmetinden men edilmiştir. Mahkeme, kendisine yöneltilen diğer suçlardan, Sezgin Engin’in öldürülmesi, beraatine karar vermiştir.
73. Mahkeme, Türk Ceza Kanunu’nun 448. maddesinin aksine Mehmet Gündoğan’ı, Mümtaz Kaya’yı öldürmekten suçlu bulmuştur. Dolayısıyla onu, bir yıl sekiz ay hapse mahkum etmiştir ve üç ay süreyle kamu hizmetinden men etmiştir. Mehmet Gündoğan’ın, kendisine yöneltilen diğer suçlardan, Zeynep Poyraz’ın öldürülmesi, beraatine karar vermiştir. Son olarak, Cezaların İfası Hakkında Kanun’un 6. bölümüne (Kanun no. 647) göre Mahkeme, sanığın kanuna yeniden karşı gelmek eğiliminde olmadığı kanısına vararak Mehmet Gündoğan’ın mahkumiyetini askıya almıştır.
74. 11 Haziran 2002 tarihinde Temyiz Mahkemesi, ilk derece Mahkemesi’nin kararını onamıştır.
75. Dinçer Yılmaz, Hasan Gürgen, Hasan Sel ve Hasan Ersürer’in öldürülmesine ilişkin 1995 senesi Nisan ayında başlatılan soruşturma, halen 1995/6570 saylı dosya hükmünde (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 37) Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcısı denetiminde devam etmektedir. Soruşturma sırasında Cumhuriyet Savcısı, tanıkların sözlü ifadelerini almıştır ve otopsi raporlarını, gösteri sırasında çekilen fotoğrafları ve olayın video kayıtlarını incelemiştir. Ayrıca, Gazi olayları sırasında görevde olan polislerin bir listesini talep etmiş ve tabancaların balistik incelemesini istemiştir. Dinçer Yılmaz’ı öldüren mermi bulunamadığı için hiçbir balistik inceleme gerçekleştirilmemiştir. Hükümet’e göre, yetkili makamlar halen failleri aramaktadır.
yazının devamı var bilmiyorum yazmakla yanlışlık yapmıyotrum umarım :)
Dünyanın en değerli hazinesi öğüttür, ama ondan ucuzu da yoktur.
HZ.ALİ
irem1971
30-05-2008, 03:30 AM
2. Ümraniye olaylarına ilişkin yargılamalar
76. 11 Nisan 1995 tarihinde Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı’na İçişleri Bakanlığı, İstanbul Valisi, İstanbul Emniyet Müdürü ve Ümraniye Semti’nde 15 Mart 1995 tarihli olaylara dahil olan polis memurları aleyhine ihbaratta bulunulmuştur. Polis tarafından uygunsuz silah kullanımı sonucu Hasan Puyan, İsmihan Yüksel, İsmail Baltacı, Genco Demir ve Hakan Çabuk isimli beş kişinin öldürüldüğü ve yirmi kişinin yaralandığı belirtilmiştir. İçişleri Bakanlığı, İstanbul Valisi ve İstanbul Polis Karakolu Müdürü’nün, polislerin eylemlerini kontrol etmemekle ihmalkar davranmış olduğu ileri sürülmüştür. Ayrıca, ölen kişilerin yakınları, polis memurlarının olay yerinden kaçan kişileri de kovaladıklarını ve onlara ateş açtıklarını ileri sürmüştür. Göstericilerin, polise ateş etmediklerini ileri sürmüş ve iddialarını desteklemek için hiçbir polis memurunun, Ümraniye olayı sırasında yaralanmamış veya öldürülmemiş olduğunu belirtmişlerdir.
77. 15 Nisan 1997 tarihinde Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı, Ümraniye olayı sırasında görevde olan 238 polis memuru hakkında cezai takibat açmama kararı almıştır. Polis memurlarının, göstericileri dağıtmak için havaya uyarı ateşleri açmış olduğunu ve ölen kişilerin hayatlarını, Çevik Kuvvet tarafından açılan ateş sonucu yitirmemiş olduğunu belirtmiştir. Kalabalık üzerine ateş açan sivil giyimli kişilerin, sivil polis olduklarını dair iddiaların doğru olduğunu tespit etmek mümkün değildir. Sözkonusu sonuca varırken Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı, görgü tanıklarının ölen kişilerin akrabaları da dahil olmak üzere bir grup kişi hakkında verdikleri ifadeleri gözönüne almıştır. Ümraniye Polis Karakolu’nda çalışmakta olan bir grup polis memuru, ayrıca sorgulanmıştır. Ölen ve yaralanan kişilerin vücutlarından çıkarılan sekiz mermi, 238 sanığın silahlarından çıkarılan mermilerle karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, sözkonusu sekiz merminin sanıkların taşıdığı silahlardan çıkan mermiler olmadığı tespit edilmiştir. Olay yerinin video kayıtları ve çekilen resimler, Cumhuriyet Savcılığı’nın eline geçmiştir, fakat başvuranların yakınlarının ölmeleri ardından gerçekleşen olaylarla ilgili oldukları anlaşılmıştır. Kalabalığa ateş açan göstericileri teşhis etmenin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Cumhuriyet Savcısı ayrıca, polis memurları tarafından havaya açılan ateşin cezai bir suç teşkil etmediğini belirtmiştir. Son olarak, Cumhuriyet Savcısı, henüz diğer yedi polis memuruna ait silahların balistik incelemesi sona ermediği için sözkonusu polis memurlarına ilişkin cezai takibat açılıp açılmayacağına dair kararın daha sonraki bir aşamada verileceğini belirtmiştir.
78. Başvuranlar Sabri Puyan, Hacer Baltacı, Aynur Demir ve Aligül Yüksel karara itiraz etmişlerdir.
79. 13 Kasım 1998 tarihinde Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi, itirazı reddetmiştir.
80. 10 Kasım 1998 tarihinde Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı, 15 Nisan 1997 tarihli kararlarında dayandıkları sebepler nedeniyle, diğer yedi polis memuru hakkında cezai takibat açmama kararı vermiştir.
81. 30 Kasım 1998 tarihinde başvuranlar, 10 Kasım 1998 tarihli takipsizlik kararına itiraz etmişlerdir. İtirazları reddedilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
A. Dahili Mevzuat
1. Anayasal Hükümler ve İdari Yükümlülükler
82. Anayasa’nın 125. maddesi aşağıda kaydedildiği gibidir:
“İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır…
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
83. Sözkonusu hüküm, olağanüstü bir durum veya savaş hallerinde dahi hiçbir kısıtlamaya tabi tutulamaz. Hükmün son gereği, yükümlülüğü kesin ve nesnel bir nitelikte olan ve “sosyal risk” teorisine dayanan idarenin, yaptığı hataların mevcudiyetinin kanıtlanmasını mutlak olarak gerektirmez. Bu nedenle Devlet’in kamu düzeni ve güvenliğini sağlama veya kişinin hayatını ve mülkünü koruma görevini yerine getiremediğinin ileri sürüldüğü durumlarda idare, bilinmeyen veya terörist güçlerin eylemlerinden zarar görmüş kişilerin zararını ödeyebilir.
2. Ceza hukuku ve yargılaması
84. Türk Ceza Kanunu, kasıtsız adam öldürme (452. ve 459. maddeler), kasıtlı adam öldürme (448. madde) ve cinayeti (450. madde) cezayı gerektiren suç olarak görür.
85. Tüm bu suçlar için şikayetler, CMUK’un 151. ve 153. maddeleri uyarınca, Cumhuriyet Savcısı’na veya yerel idari makamlara sunulabilir. Cumhuriyet Savcısı ve polis, kendilerine bildirilen suçları soruşturmakla yükümlüdür ve Cumhuriyet Savcısı, CMUK’un 148. maddesine göre cezai takibat açılıp açılmayacağına karar verir. Şikayetçi, Cumhuriyet Savcısı’nın cezai yargılama başlatmama kararına itiraz edebilir.
3. Polis tarafından ateşli silah kullanılmasına ilişkin mevzuat
86. 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 1934 senesinde düzenlenen ilgili hükümleri, aşağıda kaydedilmiştir:
Madde 16
(a) Nefsini müdafaa etmek,…
(h) Polisin vazifesini yapmasına yalnız veya toplu olarak fiili mukavemette bulunulmuş veya taarruzla mümanaat edilmişse.”
Ek Madde 6 (16 Haziran 1985 tarihli)
“Polis, yakalanması gerekli kişi veya dağıtılması gereken topluluğun direnmesi, saldırıya yeltenmesi veya saldırıda bulunması hallerinde, bu fiilleri etkisiz hale getirmek için zor kullanabilir.
Zor kullanma,direnme ve saldırının mahiyetine ve derecesine göre etkisiz hale getirilecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet, maddi güç ve kanuni şartları gerçekleştiğinde her çeşit silah kullanma yetkilerini ifade eder.
Toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.”
87. Polis Vazife ve Selahiye Nizamnamesi’nin 17. bölümü, aşağıda kaydedilmiştir:
“Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca, polis memurlarının ateşli silah kullanma yetkileri vardır. Ancak, ateşli silah kullanma, tüm diğer yolların etkisiz kaldığı zamanlarla sınırlı olmalıdır. Bu bağlamda, polisin suçlu kişileri en az fiziksel zararla öldürmeyi değil yakalamayı hedeflemesi ve kalabalık yerlerde ateşli silah kullanmaktan kaçınması gerektiği hatırlatılmalıdır.”
A. Uluslararası Yasal Maddeler
88. 1979 senesinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından 690 sayılı karar ile kabul edilen Polis Bildirisi’nin A Bölümü’ne göre, “polis memurları, silah kullanabilme usulleri ve koşullarına ilişkin açık ve kesin talimatlar almalılardır”.
89. Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 6 § 1. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Her insan doğuştan yaşama hakkına sahiptir. Bu hak hukuk tarafından korunur. Hiç kimse yaşama hakkından keyfi olarak yoksun bırakılamaz.”
irem1971
30-05-2008, 03:36 AM
90. Bu bağlamda, İnsan Hakları Komitesi aşağıda kaydedilenleri belirtmiştir (bkz. General Comment no. 6, Madde 6, 16. Bölüm (1982), § 3):
“6 (1). maddenin üçüncü hükmünce öngörülen yaşamdan keyfi olarak mahrum bırakılmaya karşı koruma büyük önem taşımaktadır. Komite, taraf Devletler’in yalnızca ceza gerektiren eylemler sonucu yaşamdan mahrum bırakmayı engellemek ve cezalandırmak için değil, aynı zamanda kendi güvenlik güçlerince keyfi adam öldürmeyi engellemek için de gerekli önlemleri almalıdır. Devlet makamlarınca yaşamdan mahrum bırakılma, ciddiyet arz eden bir meseledir. Bu nedenle, yasa kesin bir biçimde kişinin sözkonusu otoritelerce yaşamdan mahrum bırakılabileceği durumları kontrol etmeli ve sınırlamalıdır.”
91. Güvenlik Güçlerince Kuvvet ve Ateşli Silah Kullanılmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Temel İlkeleri (“BM Kuvvet ve Ateşli Silah İlkeleri”), Suçların Önlenmesi ve Suçlulara Muamele ile İlgili Sekizinci Birleşmiş Milletler Kongresi tarafından 7 Eylül 1990 tarihinde kabul edilmiştir.
İlkelerin 1. paragrafı, Hükümetlerin ve kanun koyan organların, kişilere karşı kuvvet ve silah kullanımı hususunda polis memurları tarafından yapılan düzenlemeleri benimsemeleri ve uygulamaları gerektiğini belirtir. Sözkonusu kural ve düzenlemeleri oluştururken Hükümetler ve kanun koyan organlar, sürekli olarak denetlenen kuvvet ve silah kullanımına ilişkin etik sorunları gözönünde bulundurmalıdır.
2. paragraf uyarınca Hükümetler, mümkün olduğunca geniş bir vasıta dizisi oluşturmakla ve polis memurlarına, gücün ve silahın farklı kullanımına izin verecek farklı tür silah ve mühimmatı temin etmekle yükümlüdür. Bu durum, silah ve mühimmat, kişilerin ölümüne ya da yaralanmasına neden olacak uygulamaların kısıtlanması gözönünde tutularak, uygun durumlarda öldürücü olmayan ehliyetsiz silah oluşturmayı kapsamaktadır. Aynı amaçla, polis memurları için herhangi bir türden silah kullanımı ihtiyacını en aza indirmek amacıyla kalkan, miğfer, kurşun geçirmez yelek ve kurşun geçirmez araç gibi kendini savunma ekipmanı tedariki mümkün olmalıdır.
İlkelerin 5. paragrafında, inter alia, polis memurlarının “suçun ciddiyetine ve başarılması gereken yasal amaca uygun şekilde hareket etmesi” gerektiği belirtilmiştir. 7. paragraf uyarınca, “hükümetler, polis memurları tarafından keyfi ya da hakaret niteliğinde kuvvet ve silah kullanımının, yasaları uyarınca cezayı gerektiren bir suç olarak cezalandırılmasını garanti etmelidir”. 9. paragraf, “polis memurlarının, kendilerini savunma amacı ya da ölüm veya ciddi yaralanma tehlikesine karşı diğerlerini savunma amacı dışında kişilere karşı ateşli silah kullanmaması gerektiğini…Ateşli silahların kasıtlı olarak öldürücü nitelikte kullanımının ancak, hayatı korumak için kaçınılmaz olduğu durumlarda uygulanabileceğini” öngörür. 11. paragrafta (b), ateşli silahlar hususundaki ulusal kurallar ve düzenlemelerin, “ateşli silahların ancak uygun koşullarda ve gereksiz tehlike riskini azaltma amacıyla kullanıldığını garanti etmesi” gerektiği belirtilmiştir.
13 ve 14. paragraflarda, yasadışı toplantılarda güvenliği sağlamak amacıyla aşağıda kaydedilen ilkeler benimsenmiştir:
Paragraf 13
“Yasadışı olan ancak şiddete başvurmayan toplulukların dağıtılmasında, kanun adamları kuvvet kullanmaktan kaçınacak, bunun mümkün olmadığı durumlarda da gerekli asgari derecede kuvvete başvuracaktır.”
Paragraf 14
“Şiddete başvuran toplulukların dağıtılmasında, kanun adamları, yalnızca daha az tehlikeli araçları kullanmanın mümkün olmadığı durumlarda ve yalnızca gerekli asgari derecede ateşli silahlardan yararlanabilir. Kanun adamları, 9. İlke’de belirtilen şartlar haricinde, bu gibi durumlarda ateşli silah kullanmayacaktır.”
92. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Genel Meclisi tarafından 17 Aralık 1979’da kabul eidlen Kanun Adamları İçin Talimatname’nin 3. maddesi şu şekildedir:
“Kanun adamları yalnızca çok gerekli olduğunda ve görevlinin icrası için gereken ölçüde kuvvet kullanabilir”.
93. Uluslararası Af Örgütü, Aralık 1998’de kanun adamları için on temel insan hakları standardı kabul etmiştir. İlgili standartlar aşağıdadır:
Temel Standart 3
“Kuvvet kullanımına çok gerekli olduğu durumlar haricinde başvurulmamalı ve şartların gerektirdiği asgari oranda kuvvet kullanılmalıdır.”
Temel Standart 4
“Yasadışı olan ancak şiddete başvurmayan toplulukların kontrol edilmesinde kuvvet kullanımından kaçının. Şiddete başvuran toplulukları dağıtırken yalnızca gerekli asgari kuvvete başvurun.”
Temel Standart 5
“Kendinizin ya da başkalarının canını korumak için kaçınılmaz olmadıkça ölümcül kuvvete başvurulmamalıdır.”
HUKUK
I. AİHS’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI
94. Başvuranlar, akrabalarının, 13 ile 15 Mart 1995 tarihleri arasındaki gösterilerde polis memurları tarafından kanun dışı bir şekilde öldürüldüğünden şikayetçi olmuştur. Bu açıdan AİHS’nin aşağıdaki 2. maddesine atıfta bulunmuşlardır:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için;
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”
A. AİHM önündeki iddialar
1. Başvuranlar
KATLİAMLARI ASLA UNUTULMAZ VE UNUTULMAYACAKTIRDA.
TEK SUÇUMUZ DİNİMİZİ İÇİMİZDE TERTEMİZCE YAŞAMAK
HZ.ALİ
irem1971
30-05-2008, 03:42 AM
1. Başvuranlar
95. Başvuranlar, Mart 1995’te Gazi ve Ümraniye ilçelerinde meydana gelen olayların on yedi kişinin ölümüne neden olduğunu iddia etmiştir. Bu insanların tamamı polis tarafından vurularak öldürülmüştür. Başvuranlar polis memurlarının, ya kasten öldürmek amacıyla ya da yaşamlarına saygı duymamaları nedeniyle göstericilere ateş açtığını öne sürmüştür. Her durumda gerekli olandan fazla ve orantısız kuvvet kullanılmıştır.
Başvuranlar ayrıca iki polis memurunun mahkum edilmesi ile sona eren cezai yargılamanın yalnızca dokuz kişinin ölümüne ilişkin olduğunu belirtmişlerdir. Bu açıdan olaylara dair etkili bir soruşturma yapılmadığından şikayetçi olmuşlardır. Özellikle 10 Kasım 1998’de Üsküdar Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen takipsizlik kararına dikkat çekmişlerdir. Başvuranlar ayrıca yerel makamların, davayı İstanbul Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nden Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’ne naklederek adil yargılama haklarını engellediklerini öne sürmüşlerdir. Yetersiz güvenlik tedbirleri nedeniyle başvuranlar yargılama sırasında hayatlarından endişe etmişlerdir.
2. Hükümet
96. Hükümet, başvuranların olaylara ilişkin anlatımına itiraz etmiştir. Yetkili yerel makamların tartışma konusu olaylara ilişkin soruşturmaları uygun şekilde yürüttüğünü vurgulamıştır. Aynı zamanda ölen kişilerin akrabalarına 3713 Sayılı Kanun’un 22. Maddesi uyarınca tazminat ödendiğini belirtmiştir.
97. Hükümet, Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nin, iki polis memurunu Fevzi Tunç, Reis Kopal, Dile Sevinç ve Mümtaz Kaya’yı öldürmekten suçlu bulduğunu ileri sürmüştür. Ağır ceza mahkemesinin, kararını, dava dosyasını ayrıntılı bir şekilde inceledikten sonra, tanık ifadelerine, otopsi raporlarına, tıbbi raporlara, fotoğraflara ve video kayıtlarına dayanarak verdiğini vurgulamıştır.
98. Hükümet, her iki gösteri sırasında kullanılan kuvvetin orantılı ve gerekli olduğunu savunmuştur. Polis memurlarına yangın bombaları ve taşlarla saldıran göstericilerin dağılmaları için önce sözlü olarak uyarıldıklarını, daha sonra basınçlı su ve cop kullanıldığını ve son çare olarak da polis memurlarının havaya uyarı ateşi açtığını belirtmiştir. Hükümet’e göre göstericiler yasadışı bir örgütün üyeleri tarafından kışkırtılmıştır. Olaylar neredeyse iki gün sürdüğünden, halkın emniyetini korumakla görevli olan polis memurları büyük stres ve psikolojik baskı altında kalmıştır. Son olarak Hükümet, ölenlerin vücüdundan çıkartılan kurşunların güvenlik kuvvetlerinin silahlarından elde edilen kurşunlara uymadığını açıkça gösteren balistik raporlarına atıfta bulunmuştur.
B. AİHM’nin değerlendirmesi
99. Bu davada AİHM, sözkonusu dava olaylarının sorumlu Devlet’in başvuranın akrabalarının hayatlarını koruyamadığına ve AİHS’nin 2. maddesi uyarınca sahip olduğu olaya ilişkin yeterli ve etkili soruşturma yürütme şeklindeki usuli yükümlülüğüne uymadığına işaret edip etmediğini belirlemek zorundadır.
100. AİHM, öncelikle, özellikle polisin sırasıyla Gazi ve Ümraniye ilçelerinde meydana gelen iki gösteri sırasındaki davranışları hakkında çelikşkili ifadelerle karşı karşıya olduğunu not eder.
101. Kanıtları değerlendirirken, AİHM “şüpheye yer bırakmayacak” kanıt standardını benimsediğini hatırlar. Bu kanıt, yeterince güçlü, açık ve uyumlu çıkarsamaların ya da olaylara ilişkin yalanmamış, benzer varsayımların bir arada bulunmasından çıkartılabilir (bkz. İrlanda/İngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, Seri A no 25. p. 65, § 161, Avşar/Türkiye, no. 25657/94, § 282, AİHM 2001-VII ve Ülkü Ekinci/Türkiye, no. 27602/95, §§ 141-42, 16 Temmuz 2002).
102. AİHM, yardımcı bir kuruluş işlevine sahip olduğunun ve belirli bir davaya özgü şartlar nedeniyle kaçınılmaz hale gelmedikçe bir ilk derece mahkemesinin görevini üstlenme konusunda dikkatli olması gerektiğinin farkındadır. (örneğin bkz. McKerr/İngiltere (karar), no.28883/95, 4 Nisan 2000). İç yargılamanın yapıldığı hallerde, AİHM’nin görevi, olaylara ilişkin yerel mahkemelerin değerlendirmesi yerine kendi değerlendirmesini kabul etmek değildir ve genel bir kural olarak kendilerine sunulan kanıtları değerlendirmek bu mahkemelerin işidir (bkz. Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, Seri A no. 269, s. 17, § 29). AİHM, yerel mahkemelerin kararlarına bağlı değildir, ancak normal şartlar altında bu mahkemelerin olaylara ilişkin tespitlerinden sapmak için inandırıcı öğelere ihtiyaç duymaktadır (bkz. yukarıda anılan Klaas, s.18, § 30). Yine de AİHS’nin 2. ve 3. maddelerine dayanan iddialar ortaya atıldığında, daha önce belirli yerel yargılamalar ve soruşturmalar yapılmış olsa da, AİHM’nin özellikle kapsamlı bir inceleme yapması gereklidir (bkz. mutatis mutandis, Ribitsch/Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar¸Seri A no. 336, § 32, ve yukarıda anılan Avşar, § 283).
103. Buna göre, AİHM, taraflarca kendisine sunulan mevcut kanıtlara dayanarak karar varmalıdır (bkz. bu konudaki son karar Çaçan/Türkiye, no. 33646/96, § 61, 26 Ekim 2004). Bu nedenle, AİHM, sözkonusu davada sunulan belgesel kanıtların, özellikle de yerel makamlar tarafından yürütülen soruşturmalara ilişkin belgelerin ve tarafların yazılı görüşlerinin ışığında ortaya çıkan hususları inceleyecektir.
1. AİHS’nin 2. Maddesinin esası ışığında Hükümet’in ölümlere ilişkin sorumluluğu
104. 2. maddenin metninden anlaşılacağı gibi belirli şartlar altında polis memurları tarafından ölümcül kuvvet kullanıılmasına izin verilmektedir. Ancak 2. madde, polis memurlarına bir carte blanche vermemektedir. Arzu edilen amaç ile bu amaca ulaşmada kullanılan araçlar arasında bir denge sağlanmasının gereğine işaret etmek bile yersizdir (bkz. Güleç/Türkiye, 27 Temmuz 1998 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions 1998-IV, § 71). Devlet görevlilerince girişilen düzensiz ve keyfi eylemler, insan haklarına gösterilmesi gereken saygı ile uyumsuzdur. Bu, ulusal kanunların polis operasyonlarına izin vermekle kalmayıp, keyfiyete ve kuvvet istismarına karşı yeterli ve etkili önlemlerden oluşan bir sistem çerçevesinde bu operasyonları gereğince düzenlemesi gerektiği anlamına gelmektedir (bkz. Makaratzis/Yunanistan [BD], no. 50385/99, § 57, AİHM 2004; aynı zamanda bkz. İnsan Hakları Komitesi, Genel Yorum no. 6, Madde 6, 16. Oturum (1982), yukarıdaki 90. paragraf).
105. Yukarıda belirtilenler ve 2. maddenin demokratik bir toplum dahilinde sahip olduğu önem göz önüne alındığında, AİHM, bu hükmün ihlal edildiği yönündeki iddiaları yalnızca kuvveti uygulayan Devlet görevlilerinin hareketlerini değil, inceleme konusu olan hareketlerin planlanması ve denetlenmesi de dahil ilgili tüm şartları göz önünde bulundurarak dikkatle incelemek zorundadır (bkz. McCann ve Diğerleri/İngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar, Seri A no. 324, s. 46, § 150). Son anılan bağlamda, ister planlanmış bir operasyon dahilinde ister tehlikeli olduğu düşünülen bir kişinin takibi sırasında, polis memurları görevlerini yerine getirirken denetimsiz bırakılmamalıdır. Bu konuda geliştirilen uluslararası standartlar ışığında, kanun adamlarının hangi kısıtlı şartlar altında kuvvete ve ateşli silahlara başvurabileceğni tanımlayan yasal ve idari bir çerçeve oluşturulmalıdır (örneğin bkz. yukarıdaki 91. paragrafta geçen “BM Kanun Adamları İçin Talimatname”).
106. Bu anlatılanlar ışığında, AİHM’nin, sözkonusu davada yalnızca başvuranların akrabalarına karşı kullanılan ölümcül kuvvetin meşru olup olmadığını değil, operasyonun planlama ve yürütülmesinin göstericilerin hayatlarına yönelik riskleri mümkün olduğunca azaltacak şekilde yapılıp yapılmadığını da incelemesi gerekmektedir.
107. AİHM’ye sunulan kanıtlardan Gazi ve Ümraniye ilçelerindeki gösterilerin barışçıl olmadığı anlaşılmaktadır. Göstericiler sloganlar atmış, polis barikatlarına taş ve yangın bombaları fırlatmış, yakındaki binalara zarar vermiştir. Bu durum ağır ceza mahkemesine çıkan birçok tanık tarafından doğrulanmıştır (bkz. yukarıdaki 53., 54., 55., 58., 60. ve 66. paragraflar). Direnme ve şiddet eylemleriyle karşılaşan polis destek istemiş ve bölgeye üç panzer ile takviye polis kuvvetleri sevkedilmiştir.
108. AİHM, bir ayaklanma ya da isyanın bastırılması amacıyla kuvvet kullanımının 2 § 2 (c) maddesi uyarınca haklı görülebileceğini yineler. Ancak sözkonusu davada başvuranların iddiaları ve Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı, polis memurlarının kalabalığı dağıtmak için göz yaşartıcı bomba, basınçlı su ya da plastik mermi gibi yaşamı daha az tehdit eden yöntemlere başvurmak yerine doğrudan göstericilere ateş ettiğini göstermektedir. Bu bağlamda AİHM, Türk mevzuatının, yalnızca kısıtlı ve özel durumlarda polis memurlarının ateşli silah kullanmasına izin verdiğine dikkat çeker (bkz. yukarıdaki 86-87. paragraflar). Ancak bu ilkenin Gazi ve Ümraniye olaylarında kullanılmadığı anlaşılmaktadır.
109. Hükümet, görüşünde büyük stres ve psikolojik baskı altında olduğukları için polis memurlarının ölümcül kuvvete başvurduğunu ileri sürmüştür (bkz. yukarıdaki 98. paragraf). AİHM, polisin yaşam hakkının korunmasında çok büyük bir rol oynadığını kabul eder. Dolayısıyla tüm parametreleri değerlendirebilmeleri ve operasyonlarını dikkatle düzenleyebilmeleri gereklidir. AİHM’nin kanısınca, Hükümetlerin, polis kuvvetine uluslararası insan hakları ve polis standarlarına uyum amaçlı, etkili bir eğitim verme yükümlülüğü bulunmaktadır. Ayrıca, birçok uluslararası belgede de belirtildiği gibi (diğerlerinin yanı sıra bkz. yukarıdaki 88. paragrafta anılan Avrupa Konseyi Kararı), polise, ateşli silahları nasıl ve hangi şartlar altında kullanabileceğine dair açık ve net talimatlar verilmelidir.
KATLİAMLARI ASLA UNUTULMAZ VE UNUTULMAYACAKTIRDA.
TEK SUÇUMUZ DİNİMİZİ İÇİMİZDE TERTEMİZCE YAŞAMAK
irem1971
30-05-2008, 03:47 AM
110. AİHM, Gazi olaylarının neredeyse iki gün sürdüğüne ve Ümraniye olayının Gazi olaylarından sonraki gün meydana geldiğine dikkat çeker. Dava dosyasından, her iki olayda da görevli polis memurlarına çok geniş hareket serbestisi tanındığı ve polis memurlarının panik ve baskı altında, kendilerine uygun eğitim ve talimatlar verilmiş olsa muhtemelen almayacakları inisiyatifler aldıkları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla AİHM Hükümet’in savını kabul edemez ve açık, merkezi bir komutanın yokluğunun polis memurlarının doğrudan kalabalığa ateş etmesi riskini artıran önemli bir boşluk teşkil ettiği hükmüne varır.
111. Ayrıca kalabalığı dağıtmak için göz yaşartıcı bomba, plastik kurşun, basınçlı su gibi gerekli ekipmanı sağlama görevi her iki
ÇORUM KATLİAMI
Çorum Olayları: "Cami bombalandı" söylentisi
Çorum Şehri yıllar boyu, Anadolu geleneksel mozaik yapısının bir örneği idi. Çorum Halkı, farklı etnik ve kültürel yaşam tarzlarına rağmen, barış içinde yanyana yaşarken, Şehir, 1980 yılı baharı ile birlikte patlamaya hazır bir bomba haline dönüşmüştü. MHP’li Gün Sazak öldürülmüş, yine bir yerlerden düğmeye basılmış, olaylar başlamıştı. O acılı ve zorlu günlerde, olayları birebir yaşamış üç arkadaşımız, bize görgü tanıklığı yaptılar, yaşadıklarını anlattılar Cemal Kelik, olaylarının olduğu 1980 yılında 15 yaşında ortaokul öğrencisiymiş. Olaylardan kısa bir süre sonra da Çorum’dan ayrılmış.
Muzaffer Ergeldi, Çorum Olayları’nda 18 yaşında olan Ergeldi, Olaylar sırasında köyde yaşıyormuş. Bize, ilk gerginliğin Ramazan ayında köylerde başlamasının, önemli bir ayrıntı olduğunu söyledi .
Muharrem Erdem, Olayları Çorum’da yaşamış. Aslen Çorum’un köyünden olan Erdem, Olayların olduğu yıl 38 yaşındaymış ve Merkez’de öğretmenlik yapıyormuş.
Çorum nasıl bir kenti? Olaylardan önce verdiği görüntü nasıldı. Bize biraz anlatır mısınız?
Cemal Kelik; Genelde Kürt, Türk, Alevi, Sünni köyleri karışık ya da yanyana, ama sorunsuz yaşıyorlardı. Herkes birbirine saygılı idi. Alevi Sünni Sorunu gibi bir sorun olmamıştı. O zamanlar sorunlar ‘sağ sol’ meselesinden çıkardı. Çorum ikiye bölünmüştü. Birinci Olaylar’dan sonra, Sünni Vatandaşlar bile evlerini terk etmek zorunda kaldılar.
İkinci Olaylar’la birlikte Çorum’da artık barış ortadan kalmıştı, artık ‘sağ sol’ meselesinin yerini ‘Alevi Sünni’ meselesi almıştı. Olayların başlamasına neden olanların amacı da zaten bu idi ve nitekim bunu da başarmışlardı.
Muharrem Erdem; Çorum Şehri, Ankara ile Samsun arasında yer alır. Sanıyorum o zamanki nüfusu, 100 bin civarında idi. Etnik yapı itibarı ile Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Çerkez karışık bir Şehir’di. Olaylar’dan önce Halklar’ın arasında herhangi bir düşmanlık yoktu. Farklı olmalarına rağmen, herkes birbirine saygılı yaşayıp gidiyordu. Ama olaylardan sonra, herşey değişti. Örneğin Sünni Bölgeleri’nde yaşayan Aleviler göç etmek zorunda kaldılar
Olaylar başladığında nerede idiniz?
Kelik; Olaylar başladığında dışarıda idim. Akşama doğru ‘cami yakılıyor’ diye bir söylenti yayıldı. Zaten Çorum ikiye bölünmüştü. Sağcıların ve solcuların gittikleri okullar bile ayrı idi. Olaylar’dan sonra artık bu iyice arttı. Olaylar’ın başlaması ile birlikte barikatlar kurmak zorunda kaldık.
Ergeldi; Köyde yaşıyordum o sıra ben. Yozgat istikametinden otobüslerle Ülkücüler’i getirip, halka saldırttılar. Birinci Çorum Olaylar’ı çıktıktan sonra, yollar kapatıldı. Yiyecek, çay, sigara sıkıntısı başladı. Halk olarak kendi gücümüzle savunmaya çalıştık kendimizi.
Erdem; Ben Çorum’un içinde idim. Kentte, Polis’e bağlı güçlerin yarattığı gergin bir ortam vardı. Amasya‘daki 1 Mayıs gösterilerilerine gidiyorduk. Polis ve Asker yolu kesti. Polis, bizi bir odaya doldurdu ve dövdü. Halbuki 1 Mayıs yasaldı. Polis’in buna benzer yoğun tahrikleri vardı. Örneğin Polis, Eti Ortaokulu’nda okuyan gençler üzerinde hergün oyunlar oynuyordu. Tahrik edip, olay çıkartıyordu.
Olaylar’dan kısa süre önce Gün Sazak öldürülmüştü. Bu haberle birlikte ortalık iyice gerilmişti. Herkes tedirgindi. ‘Her an olay çıkacak’, diye bekliyorduk artık. Bu yüzden de önlem almaya çalıştık. İyi ki de alınmış bu önlemler. Yoksa çok daha büyük bir katliam yaşanabilirdi. ‘Alaaddin Camii bombalandı’ söylentisi ile başlayan olayların ardından, bir taksi ana caddeden çevreyi tarayarak geçti. Zaten herşey böyle başladı. Bir anda ortalık ana baba gününe döndü ve kaos başladı.
Olaylar sırasında Güvenlik Güçleri’nin ve Polis’in durumu nasıldı?
Kelik; Askerlerle bir problemimiz yoktu. İkinci Olaylar, ‘camii yakıldı’ söylentisi ve bir kaç tane polisin içip, içip sokağa çıkmaları ve havaya silah sıkmaları ile başladı. Olaylar başladıktan sonra evler yakıldı, yakınımızdaki camiiden atılan kurşunlarla arkadaşlarımızı, tanıdıklarımızı öldürdüler.
Asker’le bir sorun olmadı ama Özel Tim ortalığı karıştırıyordu. Sivas’tan Özel Tim getirilmiş. İşte o zaman insanları taramaya başladılar.
Erdem; Bu tahrik tamamen sivil polis tarafından yapıldı. Bizim bölgedeki bütün polis şehir dışına çıkartılmış. Halkın kendisini savunmasından başka alternatif yoktu. İnsanlar birbirleri ile o zamana kadar olmadığı kadar dayanışma içinde davrandı. Çorum halkı, ilerici, demokrat güçlerle elele vererek kendisini savundu. Eğer bu sağlanamasa idi, kayıplar çok daha fazla olurdu. Saldırıların olduğu günlerde, bir geceyarısı, yakındaki tepelerden üzerimize susturucu takılmış silahlarla kurşunlar yağmaya başladı. 20-30 kişi tepelere doğru koşmaya başladık. Tepelere varıp, onları püskürttük. Hemen ardından, ortaya ordu birlikleri çıktı. Çevremizi sardılar. Bizi suçlamaya başladılar. Nerede ise biz kendimizi savunduğumuz için suçlu duruma düşürüldük. Püskürttüğümüz grup, bütün gün Aleviler’in evlerini ateşe verdi. Yangın söndüren araçların önünü polis kesti ve yangın yerine girişlerini engelledi. Asker, yanan evleri sadece seyretti. Düşünün, sayıları onbinlere varan, sürü halinde bir kalabalık, halkın üzerine ‘allah, allah’ sesleri ile saldırıyordu. Böyle bir saldırı gerçekten beklemiyorduk.
KATLİAMLARI ASLA UNUTULMAZ VE UNUTULMAYACAKTIRDA.
TEK SUÇUMUZ DİNİMİZİ İÇİMİZDE TERTEMİZCE YAŞAMAK
irem1971
30-05-2008, 03:56 AM
Kimdi bu saldıranlar?
Erdem; Saldıranlar, dışarıdan da getirilen MHP kökenli ülkücü Güçler’di. ‘Sağ sol’ çatışması havası verdiler önce. Sonra ‘Alevi Sünni’ çatışmasına dönüştürülmeye çalışıldı. Bu süreçte Çorum Halkı iyice siyasileşti.
Kelik; Halk’la bir çatışma yoktu. Polis’le çatılışılırdı. Gerilim artınca Çorum Halkı da Polis’e tavır almaya başladı. Daha önce hiç bir şeye karışmayan, solculara kızan Normal Vatandaş da Polis’e tavır alması gerektiğini anlamıştı. Asıl suçluların kim olduğunu görmüştü Halk.
Ergeldi; Ortada Güvenlik Gücü, diye bir şey yoktu. Asker öylece duruyordu. Ramazan Ayı’nda ilk gerilim başladı. Biz ekmek kavgasında olan insanlardık. İş, ekmek, eğitim istiyorduk. Önce ‘sağ sol’ meselesi ile başlatıldı. Sonra ‘Alevi Sünni’ kavgasına dönüştürüldü, gözümüzün önünde yakınlarımızı kaybettik.
MALATYA KATLİAMI
Malatya Katliamı-1
Malatya Katliamı
Malatya’da meydana gelen olayları değerlendirmeden önce, bu kentin siyasi ve inançsal yapısının bilinmesinde yarar vardır. 1990 genel nüfus sayımına göre Malatya’nın nüfusu 702.055’dir. Kent nüfusunun yüzde 30’unu Alevi, yüzde 70’ini Sünni topluluğu oluşturmaktadır. Alevilerin yoğunlukta olduğu ilçeler Arguvan, Arapgir, Doğanşehir, Akçadağ, Hekimhan’dır. Yeşilyurt ve Darende ilçelerinde ve köylerinde yerleşik Alevilerin sayısı azdır. Pütürge’de ise Alevilerin yerleşik olduğu yalnızca dört köy bulunmaktadır.
Malatya merkezinde Alevilerin yoğun olduğu mahalleler, Başharık, Gürsel, Çavuşoğlu, Özalper (Samanharkı), Çilesiz, Fırat, Küçük Mustafapaşa, Samanlı, Ata, Aşağıbağlar’dır. Diğer mahallelerde az sayıda Alevi yerleşiktir.
Malatya’nın siyasi yapısının zaman dilimi içinde önemli değişimler yaşamış olduğunu görürüz. 1946’da çok partili döneme geçilmiştir. Kurulan siyasi partilerden biri DP’dir. DP halka yapılan baskıların ve yoksulluğun karşısında olduğunu belirterek özgürlüklerin savunuculuğunu yapıyordu. Aleviler, Osmanlı’dan beri horlanmışlar, baskı ve katliamlarla karşılaşmışlardır. DP’nin özgürlük söylemlerine inanan Aleviler, 1950, 1954 ve 1957 yıllarında yapılan milletvekili genel seçimlerinde oylarının yaklaşık olarak yüzde 70’ini DP’ye, kalanını da CHP’ye veriyorlardı. Sünni topluluğunun büyük çoğunluğu (yüzde 70) ise, İsmet İnönü’ye tutkularından dolayı oylarını CHP’ye veriyorlardı. 27 Mayıs 1960 askeri darbesiyle DP kapatıldı. 1961 Anayasası hazırlandı. 1961 Anayasası bazı yenilikler, temel hak ve özgürlüklere ilişkin önemli düzenlemeler içeriyordu. Buna bağlı olarak memurlar örgütlenmeye başladılar. Sivil örgütlerin içinde nicel ve nitel olarak en önemlisi, öğretmenlerin kurduğu TÖS’dü. TÖS’e üye öğretmenlerin tümüne yakını solcu ve demokrattı. Köylerde genellikle TÖS üyesi öğretmenler çalışıyordu. Bu arada, demokrasi ve emek yanlısı TİP’in de yandaşları çoğalıyordu.
1950’li onyıl boyunca DP’ye oy veren Aleviler, bu kez sol partilere yöneldiler. 1965 milletvekili genel seçimlerinde Alevilerin çoğunluğu CHP’ye, bir bölümü de TİP’e oy verdi. Önceki seçimlerde CHP’ye oy veren Sünni topluluğu, bu kez DP’nin devamı olan AP’yi ve diğer sağ partileri desteklemeye yöneldi. Böylece Malatya’da siyasal yapılanmanın üzerinde bulunduğu zemin sürekli değişiyordu.
1973 milletvekili genel seçimlerinde MSP, 29.139; AP, 20.224; MHP, 2.686 ve CHP, 64.442 oy almışlardı. Görüleceği üzere, çalkantılı yılların başlarında, siyasal İslâmcıların ağırlıklı olduğu MSP kentte önemli ölçüde taban oluşturmuştu. Bu siyasal gelişmeler sağ-sol ayrışımını da birlikte getirdi. Sağ siyasi iktidarların (1950’den günümüze sağ partiler iktidardadır) desteğiyle kurulan ve korunarak geliştirilen Komünizmle Mücadele Dernekleri, Ülkü Ocakları, Akıncılar Derneği gibi sağ dernekler güçlenirken; karşıt sol örgütler de oluşuyordu.
Bu ideolojik örgütlenmeler, giderek karşılıklı çatışmalara dönüştü. Sağ örgütler, genellikle dini kullanarak karşıtlarına saldırıyorlardı. Sol örgütler ise, “Demokrasi, eşitlik ve özgürlük” söylemiyle taban oluşturmaya çalışıyorlardı. Siyasal ayrışım körüklendikçe Aleviler sol partilere, özellikle CHP’ye blok halinde oy vermeye yöneldiler. 1977 milletvekili genel seçimlerinde CHP, 99.107; AP, 32.224; MSP, 38.516; MHP, 17.371 oy aldılar. (1)
Bu seçimlerde MHP ve MSP’nin oyları büyük artış göstermiştir. Türkiye genelinde sağ siyasal iktidarlar tarafından körüklenerek geliştirilen ideolojik ayrışımın yoğunlaştığı illerden biri Malatya’dır. Malatya’da Alevi-Sünni ayrışımı yaratmak amacıyla “Mum söndü” tiyatro getirerek Aleviler küçük düşürülmeye çalışıldı. Nitekim Alevilerin bu oyuna tepkileri sert olmuştu. Camilerde de Alevilere yönelik horlayıcı, suçlayıcı vaazlar veriliyordu. “Türk-İslam sentezi” doğrultusunda konferanslar, paneller düzenleniyor, ırk ve inanç ayrılığı körükleniyor, bu ayrımlar üzerinden saldırılar tertiplenmeye çalışılıyordu.
Gelişmelerde, ABD’nin gönderdiği “Barış Gönüllüleri”nin de oldukça önemli etkileri olduğunu belirtmek gerekiyor. ABD, Sosyalist Blok’un gelişmesini kendine yönelik bir tehdit olarak algılamış, bunun karşısında da bazı ülkeleri öncü karakol olarak kullanmayı amaçlamıştı. Türkiye, Sovyetler Birliği’yle karadan ve denizden komşuydu. Bu yüzden, Türkiye ABD için önemli bir ileri karakol işlevi üstlenebilirdi, ancak bunun için Türkiye’nin Sovyet nüfuzuna girmesini önleyecek tedbirler almak gerekmekteydi. Türkiye’deki devrimci gelişmeler ve örgütlenmeler, bu amaçla engellenmeye çalışıldı. Devrimci ve demokrat kitle örgütlerinin karşısında duracak ırkçı-şeriatçı örgütlenmelere yönelindi. Bununla da yetinmeyen ABD, özel yetiştirilmiş uzmanlarını Barış Gönüllüleri adıyla Türkiye’ye göndermeye başladı. Barış Gönüllülerinin, Türkiye’deki feodal, etnik ve mezhepsel (Alevi-Sünni, Kürt-Türk) ayrışımın yoğun olduğu bölgelerde (Doğu, İç ve Güneydoğu Anadolu) çalışması isteniyordu. Her türlü gereksinmeleri karşılanan Barış Gönüllüleri, istenilen bölgelerde görevlendirildiler.
Barış Gönüllüleri, Türkiye’de ne iş yapacaklardı? Gelişlerinin nedeni gerçekten barış için olamazdı, çünkü Türkiye’de o dönem iç savaş yoktu. Eğer barış istiyorlarsa öncelikle kendi ülkelerine baksınlardı. ABD’deki Kızılderililere yönelik baskı ve soykırımına engel olsunlar, kendi ülkelerinde iç barışı sağlasınlar, Vietnam’a ve Kore’ye asker gönderilmesini engellesinlerdi. Elbette, kendi ülkelerindeki olumsuzlukları görmezlikten gelerek Türkiye’de barışı sözümona sağlamaya gelmelerinin altında gizli bir amaç bulunmaktaydı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da feodal yapının halen önemli ölçüde devam ettiğini iyi bilen ABD, bu bölgelerdeki aşiretler, inançsal topluluklar arasındaki çelişkileri saptamaya çalışıyordu. Barış Gönüllülerinin bir bölümü Malatya’da çalışmaya başladı. Öncelikle Alevilerle Sünnilerin iç içe yaşadığı ve yoğunlukta olduğu ilçelerde çalışmayı yeğlemişlerdi. Barış Gönüllülerinin çalışmalarından kuşku duyan Akçadağ’ın köylerinden bir grup (Süleyman Kırteke, Reşoali Erdoğdu, Köse Polat, Teslim Töre ve arkadaşları) ortak bildiriyle tepkilerini duyurmaya çalıştılar, ama tutuklanarak cezaevine konuldular. Malatya Ağır Ceza Mahkemesinde, 1969/158 nolu dosyayla yargılanan bu kişiler, daha sonra beraat ettiler. Malatya'daki gerici ve ırkçı saldırılar, Barış Gönüllülerinin Malatya'da çalıştıkları dönemde başlamıştı. Böylece ideolojik ve inançsal ayrışım saldırıya dönüştü. Aşağıda, bu saldırılardan birkaç örnek, çeşitli boyutlarıyla ele alınacak.
Kemal Abbas Altunkaş olayı (1968)
Kemal Abbas Altunkaş, 27 Mayıs 1960'da Tunceli'de Milli Eğitim Müdürüdür. 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrası Nevşehir'e öğretmen olarak atanır. Bir süre sonra Malatya Turan Emeksiz Lisesine edebiyat öğretmeni olarak gelir. Kemal Abbas, güzel şiir okur, hoş sohbetlidir. Nurculara karşı tepkiseldir ve tepkisini her ortamda çekincesiz göstermektedir. Malatya'da kısa sürede çevre edinir. En yakın arkadaşlarından biri, CHP İl yönetiminde bulunan Turan Akyol'dur.(Daha sonra MSP'den Malatya milletvekili seçildi.) Kemal Abbas, Turan Akyol'un babasına ait Fırat Palas Oteli’nin boş bir odasında özel ders vermeye başlar.
1967-68'de Malatya'da sağ-sol ayrışımı keskinleşmeye, saldırılar yaşanmaya başlar. Kemal Abbas, hem TÖS'ün üyesi, hem Tuncelili ve Alevi kökenlidir. Sağ örgütler, Malatya'da Alevi-Sünni ayrışımını körüklemek için her yöntemi denemektedirler. Kemal Abbas'ı hedefleyen bir plan hazırlanır. Kemal Abbas'ın özel ders verdiği öğrenciler arasında sağ görüşlü, Yakınca kasabasında yoksul ve problemli bir ailenin çocuğu olan Kenan Çırak da bulunmaktadır. Irkçı örgütler çıkar karşılığında Kenan Çırak'ı piyon olarak seçerler. Kamuoyunu etkileyecek olayın senaryosu hazırlanır. 18.01.1968 günü akşamıdır. Kemal Abbas, özel ders verdiği öğrencileri için otele gelir, ders notlarını alarak odasına çıkar. Kenan Çırak da gelmiştir. "Hocam kahve mi, çay mı içersiniz?" diye sorar. Kemal Abbas, "Sade bir kahve ve su getir" yanıtını verir. Tepsi üzerinde kahve ve su gelir. Kemal Abbas, bir yandan kahvesini yudumlamakta, bir yandan da o günün ders konusunu anlatmaktadır. Kahve bitmiştir, Kemal Abbas derin bir dalgınlığın içinde uyur gibidir. Bir süre sonra Kenan Çırak, Kemal Abbas'ın kesik erkeklik organını elinde sallayarak dışarıya fırlamış ve "Bana tecavüz etmek isterken uzvunu kestim..." diye sokakta bağırmaya başlamıştır. Bunun üzerine otel katibi Kemal Abbas'ın bulunduğu odaya girer. Kemal Abbas, somyanın üstünde dalgın dalgın oturmaktadır; yere akan kan pıhtılaşmıştır. Gel gör ki Kemal Abbas, acı duyduğuna ilişkin herhangi bir belirti vermediği gibi, yerinden dahi kıpırdamamıştır.
KATLİAMLARI ASLA UNUTULMAZ VE UNUTULMAYACAKTIRDA.
TEK SUÇUMUZ DİNİMİZİ İÇİMİZDE TERTEMİZCE YAŞAMAK
irem1971
30-05-2008, 03:59 AM
Otel katibi karşılaştığı acılı olayı polise ve ailesine bildirir. Kısa bir süre içinde Kemal Abbas, Kayseri Tıp Fakültesine yetiştirilmek üzere karayoluyla yola çıkarılır. dört saat sonra Kayseri Tıp Fakültesine ulaştırılır. Olayın üzerinden beş saat gibi uzun bir süre geçmiştir. Bunca süreye karşın Kemal Abbas halen baygın ve gelişmelerden habersizdir. İlk müdahale sırasında yapılan tahlil sonuçlarına göre, uyuşturulduğu ve halen uyuşturucunun etkisinin geçmediğini belirten rapor verilir. Kayseri’de, İstanbul'daki Tıp Fakültelerinden birine acilen yetiştirilmesi gerektiği söylendiği için, hemen karayoluyla İstanbul'a hareket edilir. İstanbul'da da, uyuşturulduğuna dair rapor verilir.
Fırat Palas Oteli’nde meydana gelen olaydan 15-20 dakika sonra yüzlerce sağ görüşlü kişi hükümet binasının önünde gösteri yapmaya başlamıştır. Aynı anda, olayın ayrıntılarıyla yer aldığı sağ görüşlü Beydağı Gazetesi de mahallelerde, kahvelerde dağıtılmaktadır. Oysa, Beydağı Gazetesinin matbaasının makinesi eski tip, el dizgilidir. Böyle bir haberin elle dizgisinin yapılması için en azından 5-6 saat zamana gereksinme vardı. Demek ki, hazırlanan senaryonun doğrultusunda haber çok önceden dizilerek hazırlanmıştır.
Sağ örgütler, olayı protesto etmek amacıyla bir miting düzenleme kararı alır. Bu yönde hazırlıklar sürerken; Alevilere ait ev ve işyerlerinin işaretlendiği görülür. Saldırı duyumunu alan Aleviler, güvenlikleri için belirli noktalarda nöbet tutmaya başlar. Malatya'nın cadde ve sokakları insanlarla dolmuştur. En ufak bir kışkırtma ve tartışmanın yüzlerce insanın ölümüne neden olabileceğı bir gerginlik hüküm sürmektedir. Mitingin iptali için, Malatya Valiliğine, Savcıya, Başbakana, Cumhurbaşkanına ve İçişleri Bakanına telgraflar çekilmeye, telefonlar edilmeye başlanır. Şehir merkezinde alınmış olan olağanüstü güvenlik önlemleri de artırılmıştır. Valilik, mitingin güzergahını değiştirerek şehir dışına taşır. Bu gerginlik birkaç gün devam eder.
Malatya'da bu olumsuz gelişmeler olurken; Milli Eğitim Bakanı, Kemal Abbas'ı açığa alır. Kemal Abbas'ın avukatları, açığa alınmanın yanlı bir soruşturmanın sonucu olduğunu ileri sürerek Danıştay'a dava açarlar. Danıştay 5. Dairesi, gerekli belgeleri değerlendirerek E:1969/2553, K:1970/1957 ve 05. 05. 1970'de, olayın tertip olduğunu belirtir ve açığa alınma kararını iptal eder.
Kemal Abbas'ın davası, güvenlik gerekçesiyle Samsun'a nakledilir. Samsun sorgu yargıcı, E:1969/22, K:1969/216 sayılı ve 18. 11.1969 günlü kararıyla olayın komplo olduğuna karar verir. Daha sonra Samsun Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada Kenan Çırak ağır hapis cezasına çarptırılır.
Hekimhan Olayı (1968)
Hekimhan’ın AP’li Belediye Başkanı Ali Akyüz ile AP İlçe Başkanı ve İl Genel Meclisi Üyesi Turan Garipağaoğlu'nun öncülük ettiği sağcı militanlar, 15 Aralık 1968'de Hekimhan Lisesi'nde görevli sol görüşlü öğretmenlere ve öğrencilere "vurun Alevilere, komünistlere" sloganı eşliğinde, cop ve şişelerle saldırırlar. Çok sayıda öğrenci yaralanır. Lisede görevli 13 öğretmen, jandarmanın gözetiminde okuldan alınarak Malatya'ya götürülür. Daha sonra bu öğretmenlerden solcu ve Alevi olanlar kar-kış demeden değişik yerlere sürgün edilirler. Birçok öğrenci de okuldan uzaklaştırılır. (2)
2 Şubat Mitingi (1975)
Devlet destekli ırkçı-şeriatçı örgütlerin mensuplarının, gözlerini kırpmadan karşıtlarını öldürdüğü yıllardı 1970’ler. Bireysel saldırılar ve öldürmeler giderek toplu saldırılara dönüşüyordu. Yoğunlaşan faşist saldırıları kınamak, devlet yetkililerini uyarmak amacıyla Malatya'daki demokratik kitle örgütleri bir araya gelir ve "Faşizmi protesto” adıyla bir miting düzenleme kararı alırlar. Gerekli yasal işlemler tamamlanır ve izin alınır.
2 Şubat 1975 günü İnönü Caddesi’nin üzerinde bulunan Kız Meslek Lisesi'nin önünde on bin kişi toplandı. Yürüyüş sırasında yolda katılanlarla yürüyüşçülerin sayısı 30 bine ulaşmıştı. Yürüyüş halindeki kitle, güzergah üzerindeki binalarda oturanlar tarafından alkışlanıyordu. Disiplinli, sessiz ve çok katılımlı yürüyüş korteji Atatürk Anıtı'nın önüne geldi. Saygı duruşundan sonra dağılınacağı sırada, ortaya Ülkü Ocaklı bir grup çıktı. Tahrik edici slogan ve küfürlerle hakaret etmeye başladılar. Bu sırada emniyet güçleri dağılmakta olan topluluğa copla saldırarak miting alanını savaş alanına dönüştürdüler. 22’si ağır olmak üzere aralarında kadın ve çocukların da olduğu yüzlerce kişi yaralandı. Saldırı sonrası ülkücüler polisleri omuzlarına almış alkışlıyorlardı.
Polislerin saldırısında ağır yaralananlar şu isimlerden oluşuyordu: Aziz Maho (öğretmen); Aziz Takçi (öğretmen), Ali Şahabettin Aktaş (ilköğretim müfettişi), Ramazan Şimşek (öğretmen), Şeyho Kızıldağ (öğretmen), Yusuf Bayram (öğretmen), Hasan Doğan (öğretmen), Hüseyin Nacar (öğretmen), Hasan Sönmez (öğretmen), Hasan Çınar (öğretmen), Hüseyin Gökbulut (öğretmen). Selahattin Toy (halktan), Erdal Bozkurt (halktan), Mustafa İçöz (halktan), Yusuf Akdağ (halktan), Hüseyin Özçelik (halktan), Mustafa Yılmaz (avukat), Mehmet Balarısı (köylü), İlyas Zengin (köylü), Kemal Atalay (köylü), Ali Kaya (köylü). (3)
15-16 Şubat olayları (1975)
TÖB-DER, öğretmenlere yapılan baskıları, sürgünleri ve öğretmenlerin özlük sorunlarını görüşmek amacıyla 15 Şubat 1975'de 57 ilde kapalı salon toplantısı yapılmasını kararlaştırır. Kapalı salon toplantılarının yasal kurallara uygun izinli yapılması da TÖB-DER’ce karara bağlanır. Alınan kararlar, şubelere bildirilir. TÖB-DER Malatya Şubesi, bu karar doğrultusunda valiliğe başvurarak gerekli izni alır. Hazırlıklara başlanır.
Devletin siyasi güçleriyle iyi ilişkiler içinde olan ve her yerde taşeron olarak kullanılan ırkçı-şeriatçı örgütler, TÖB-DER'in toplantılarını engellemek, olay çıkarmak, Alevi-Sünni, Kürt-Türk ayrışımı yaratmak amacıyla planlar hazırlamaya koyulur. Faşistlerin saldırı hazırlıklarıyla ilgili bilgiler ve haberler yaygılaşınca; TÖB-DER Malatya Şubesi yöneticileri, Malatya Barosu Başkanı Turan Fırat, CHP İl Başkanı ve bazı duyarlı kişiler, Vali Sadullah Verel'i ziyaret ederek duyumlarını, kaygılarını iletirler. Vali, "Ben on ayrı kaynaktan bilgi topluyorum. Böyle bir saldırının olacağına dair en ufak bilgi edinmedim. Böyle bir saldırının olması düşünülemez. Devlet güçlüdür, her şeyin üstesinden gelecektir" yanıtını vermiştir. Malatya Valisine ne gibi bilgilerin verildiği bilinmiyordu; ama TÖB-DER toplantısının yapılacağı 15 Şubat günü, faşistlerin kentin belirli semtlerinde toplanmaya başladığı görüldü. Toplananlar bir süre sonra saldırıya geçtiler. Saldırganların bir kolu, Elazığ Caddesi üzerinde bulunan vali konağını sarar. Taşlarla konağın camlarını yerle bir ederler. Valiye ve eşine yakışıksız sözler edilir. Vali Sadullah Verel ve eşi, konağın balkonuna çıkarak ellerinin başparmağını havaya kaldırır ve "Biz de Müslümanız!" diye bağırırlar. Saldırganlar bu “itiraf”la yetinmez ve Vali ile eşinin kelime-i şahadet getirmesini isterler. Bunun üzerine Vali ve eşi "kelime-i şahadet" getirirler, hem de birkaç kez tekrarlayarak...
Saldırganların eylemlerinde kararlı olduğu görülür. Oradan şehir merkezine doğru yürüyüşe geçerler. Karşılarına çıkan ve solcu bildiklerine ait olan işyerlerini yağmalarlar ve yakıp yıkarlar.
Saldırganların bir kolu, Belediye binasının önüne toplanmıştır. Bu grup, yürüyüşe geçtikleri Fuzuli Caddesi üzerinde bulunan CHP İl binasına, bazı basın organlarının bürolarına ve TÖB-DER binasına saldırırlar. Aynı cadde üstünde karakolu bulunan Toplum Polisi, barikat kurarak saldırının yaygınlaşmasını engellemeye çalışıyordu.
Saldırganların başka bir kolu da, Samanpazarı denilen meydanda toplanarak Cezmi Kartay Caddesi üzerinde bulunan Alevilere ait işyerlerini yağmalamaya, yakmaya yöneldi. Başka bir kol da PTT binasının bulunduğu yöne doğru yürüyüşe geçti. Saldırı ancak akşama doğru askerlerin müdahalesiyle denetim altına alınabildi. Saldırının birinci günü böyle noktalandı.
Saldırı, ikinci gün olan 16 Şubat’ta, daha acımasız ve daha yıkıcıydı. Birinci gün yağmalanan ve yakılan işyerlerinin sahipleri, zararlarını tespit etmeye, kırılan ve yıkılan yerlerini onarmaya çalışıyorlardı. Saldırganlar da yeni bir saldırının hazırlığı için Belediye ve Samanpazarı Meydanında toplanmaya başladılar. Ortalıkta polis görünmüyordu. Toplanan saldırganlar, yine kollara ayrılarak yürüyüşe geçtiler. Önceden belirlenen solcu ve Alevilere ait işyerlerini yakmaya giriştiler. Bir gün önce saldırma imkanı bulamadıkları CHP ve TÖB-DER binasının kapılarını, camlarını ve tüm eşyalarını yerle bir ettiler. Saldırı giderek mala zarar vermekten cana zarar vermeye dönüşüyor, çatışmalar ve yaralamalar görülmeye başlıyordu. İşte ancak o zaman askeri birliklerden yardım istendi. Akşama doğru saldırı güçlükle denetim altına alınabildi. İki günün bilançosu, bir ölü ve 29 ağır olmak üzere 220 yaralıydı. Yaralananların çoğunluğu Alevi ve sol görüşlü işyeri sahipleriydi.
KATLİAMLARI ASLA UNUTULMAZ VE UNUTULMAYACAKTIRDA.
TEK SUÇUMUZ DİNİMİZİ İÇİMİZDE TERTEMİZCE YAŞAMAK
irem1971
30-05-2008, 04:03 AM
Tanıklar anlatıyor:
Hasan Bozkurt (işçi): "Saat 16 sıralarıydı, evime gidiyordum. Cezmi Kartay Caddesinde, karşıdan gelen büyük bir kalabalıkla karşılaştım. ‘Kahrolsun Ecevit, komünist Ecevit, başbuğ Türkeş’ diye bağırıyorlardı. Hızla geldiler, ben de bunların arasında kaldım. Bu sırada karşı bir grup belirdi ve Cezmi Kartay Caddesi, birden bire cehenneme döndü...
Kalabalığın arasında, şimdi burada çiftçilik yapan eski AP Milletvekili Hamit Fendoğlu'nu gördüm. MHP İl Başkanı Şerif Dursun'la birlikteydiler. Kavgalara bunlar da katıldılar. Kalabalıktan bazı kişilerin elinde kurt resmi vardı.
“Ortalık makineli tabancaların sesiyle yankılanıyordu. Çatışmaya başladılar. Caddede korkunç bir kavga başlamıştı. Tabanca mermileri ve taşlar yağıyordu. Sopalar inip kalkıyordu. Bu sırada bir grup, Doğan Palas ve Tüccarlar Klubü Oteli'ne yöneldi. Sahipleri CHP'li olan bu oteller kısa zamanda tamamen tahrip edildi. Bir başka grup da TÖB-DER merkezi ile altında bulunan beş dükkanı aynı şekilde tahrip edip, içeride taş üstünde taş bırakmamışlardı. Beydağı, Halk Postası ve Güneş Gazetelerinin idarehaneleri de aynı akıbete uğradı. Çoğunu tanımıyordum. Ben Malatyalıyım, hemşehrilerimin çoğunu tanırım. En azından aşinalığım vardır. Bu memlekette herkesin birbirine göz aşinalığı vardır. Fakat, hadiseyi çıkaranların çoğunu tanımadım. Bunlar, herhalde Malatyalı değillerdi. Başka yerlerden gelmişlerdi..." (4)
Cafer Erkul (35 yaşlarında gazete satıcısı): “Bildiğiniz gibi benim kulübem İş Bankasının tam önünde, karşımda Ziraat Bankası var; şu kenardaki de Garanti Bankası, PTT binası da karşımda. Emniyetin en çok güvence altında bulundurması gereken bir alan. İşte burada saldırıya uğradım. Ben Malatyasporluyum ve aynı zamanda CHP'liyim. Kulübemde Ecevit'in resimleri ve kitapları vardı ve satıyordum. Saldırıdan önce bana geldiler ve ‘Sen şu kitap ve resimleri satma. Sana istediğin kadar para veririz’ dediler. ‘Ben inancımı parayla satacak adam değilim‘ dedim.
“Nihayet 15. 02. 1975 günü saat 13-14 sıralarında 06 plakalı beyaz bir arabayla Dr. Muhittin Turgut, yanında bulunan birkaç kişiyle geldi. Şu kenarda durdular. Ben de yeni yemek getirtmiştim, daha bir lokmasını ağzıma almadan kulübe taş ve sopalarla sallanmaya başladı. Kafama, sırtıma bıçaklar inip kalkıyordu. Kulübe dar olduğu için çıkamıyordum. Tahrayla kapıları kırarak beni dışarı çıkardılar. Elden ele verdiler. Tam 17 bıçak yemişim. Nasıl kurtulduğumu bilmiyorum. Bir uyandım ki Sigorta Hastanesinde serum veriliyor. Yanımdaki karyolada da anam yatıyordu. Anam benim öldüğümü duyunca kriz geçirmiş ve komaya girmişti.”
-Emniyet’te kimse yok muydu?
-Tek kişi olsaydı onların hepsini yakalardı. Kimse ortalıkta yoktu.
-Zararın ne kadar?
-Biz 4-5 kardeşiz. Çok fakiriz. 28 yıllık emeğimizi bu kulübeye yatırmıştık. Daha o gün 3500 TL borç ederek Tekel’den sigara almıştım ve satıyordum. Şöyle böyle 28-30 bin lira kadar zararım oldu. Oldu değil yok oldum. İnan ki tek çivi dahi bırakmamışlar. Sigara, para, kitap, dergi ne varsa hepsini alıp götürmüşler, yırtmışlar.
Anlamadığım nokta, bunu Müslümanlık adına yapıyorlarmış. Müslümanlıkta böyle talan, hırsızlık var mı ki? Kıbrıs'taki EOKA'cılar dahi bunlardan merhametliydiler. Bunların gözleri dönmüştü, talancıydılar. Bir yanda Müslüman Türkiye diye bağırırlarken, diğer yanda hırsızlık, talan, adam öldürmeye girişiyorlardı.
Ata Yıldırım (50 yaşlarında berber): "Benim dükkanım Fuzuli Caddesinin üzerinde ve Hükümet Binasının arkasındadır. Karşımda ve caddenin öbür kenarında da Toplum Polisinin binası var. Ayrıca dükkanımın önünden bir yol da CHP binasına doğru gider. Yani dört yol ağzındayım.
“Babam imamdı. Ben de uzun süre imamlık yaptım, sonra berber oldum. O saldırıyı görünce her şeyimden utandım. Hiçbir din bu çapulculuğa, tahribe ve ayrıcalıklara müsaade etmez. Bunların yaptıklarının din ve insanlıkla ilgisi yoktu. Gözleri dönmüştü, ne yaptıklarını bilmiyorlardı.
“Dükkanımda oturuyordum. 16. 02. 1975 günü saat 13 sıralarında Belediyenin önünde bir grup saldırgan bağırarak Fuzuli Caddesinden yukarıya doğru (TÖB-DER Lokaline) yürümeye başladılar. Tam Toplum Polisinin binası önüne gelince içlerinde birisi bağırarak ‘Önce şu solcu CHP binasını tahrip edelim, sonra TÖB-DER'e gidelim’ dedi. Ve kalabalık, CHP binasının, Beydağı, Halk Postası ve Güneş Gazetelerinin camlarını kırdıktan sonra geri döndü. Aynı polislerin yanından geçerek TÖB-DER Lokaline doğru gittiler. Bu kalabalık içinde Paşa Camii'nin imamı da vardı. Ve bağırıyordu. Hatta bir jandarma astsubayının, durumu görünce polislere dönerek ‘Utanmıyor musunuz, bu nedir?’ diye bağırdığını duyduk, tabii polisler de duydu. CHP binasıyla Hükümetin arası 29-30 metre bile yok.
“Gördüklerimi Malatya Milletvekillerine anlattım. Halkı tahrik edenlerin başında bazı imamlar geliyordu. Emniyet ve Vali tamamen göz yumuyordu. Yoksa 10-15 polis hepsini dağıtabilirdi.“
Haydar Karagöz (20-25 yaşlarında, gazete satıcısı): “Benim kulübem belediyenin bitişiğindedir. 15 metre yukarımda Toplum Polisinin binası ile 20 metre karşımda Hükümet binası var. Saldırganlar, Belediyenin önünde toplandılar. Yani benim kulübemin bulunduğu yerde toplandılar. Resmi ve sivil polisler buralarda geziniyorlardı. Saldırganlar, ‘Allahuekber, Müslüman Türkiye’ gibi sözler söylüyorlardı. Sanki sinema dağılmıştı. Her biri bir tarafa doğru gitmeyi söylüyorlardı.
“Halbuki 20-30 polis bunları rahatlıkla dağıtabilir ve hatta hepsini Emniyete götürebilirdi. Çünkü çoğunluğu çocuktu.
Adını söylemek istemeyen bir cami imamı: "Kardeşim, siz bir defa görüyorsunuz. Bunlar her gün camilerde bölücü konuşmalar yapıyorlar. Sanki cami değil, bir parti binası. Bunları, Emniyet de, Vali de, öğretmen de ve halk da iyi biliyor, dinliyor. Müslümanlıkta bölücülük yoktur. Talan yoktur. Dükkanın sahibi olmadığı halde tahrip ediyorlar ve mallarını götürüyorlar. Bu hırsızlıktır, zorbalıktır. Elhamdülillah Müslümanlıkta bunlar yasaktır. Affedilmeyen günahlardandır. Sonra Alevi kim, Sünni kim? Hepsi kardeştirler. Cephede birlikte savaşıyorlar, fabrikada birlikte çalışıyorlar, bu ayrım nedir? Çok ayıptır. Dine yakışmaz. Ne bileyim, bu dünyadaki suçu hemen kanun vermelidir. Yoksa memlekete yazıktır. Camilere saldıracaklar demişler. Müslüman yalan söylemez. Düpedüz yalandır. Şimdiye kadar camiye saldırma görmedim. Velev ki saldıracaklarını biliyorlardı, niye Emniyet’e haber vermeden halkı toplayarak saldırganlığa geçmişlerdir. Yalandır kardeşim yalandır...“
Süleyman Efe (Avukat): "Olayı açıklamadan önce derinlemesine incelemek ve değerlendirmek gerekiyor.
“Tarihimizi incelediğimizde görüyoruz ki, ileriye ve halka yönelik her girişim karşısında mutlaka irtica olayının varlığına tanık olmaktayız. Bilindiği gibi, ekonomik, politik, siyasal ve kültürel yönden geri kalmış toplumlarda halkın tüm emeği sömürücülerin ipoteğine girmiştir. Ellerinde yalnız inançları kalmıştır. Bunu da vermemek için canlarını vermektedirler. İşte halkın bu can alıcı noktasını iyi bilen ve değerlendiren sömürücü güçler; halkı bu yönüyle tahrik ediyorlar.
“İlericilere düşen en büyük sorumluluk; halkı, bu etki alanından çıkarmaktır. Bu sorumluluk ödünsüz olarak demokratik yollarla yapılmalıdır.
“Bu açıdan olaya bakıldığında, dinin ne kadar sömürüldüğü, sorumluların kimlerden yana olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. “
15. 02. 1975 günü evde oturuyordum. Evim Turan Emeksiz Caddesi üzerindedir. Dışarıdan gelen bağırtı ve gürültüler duyduk. Çocuklarım pencereye koştular. ‘Baba, baba gel...’ diye heyecanla seslendiler. Pencereye gittim. Çok kalabalık bir grup, önlerinde öğrenci oldukları belli olan çocuklar vardı. Ellerinde değnekler vardı. 'Müslüman Türkiye, Allahuekber, ölüm...' gibi sesler çıkarıyorlardı. Bir şeylerin olduğunu anladım. Yanımda yeğenim İbrahim vardı. Durumu öğrenmek için çarşıya gönderdim. Gitti geldi. Birçok işyerinin tahrip ve talan edildiğini, bir kişinin yaralandığını söyledi.
“O gün TÖB-DER'in kapalı salon toplantısı vardı. 'Acaba öğretmenlere bir şeyler oldu mu?' diye ben de çıktım. Hükümetin arkasından geçerek gitmek istedim. Hükümetin ve belediyenin arası çok kalabalıktı. Bağırıyorlardı. Polis azınlıktaydı. Ses çıkarmıyorlardı. TÖB-DER'e giden yolda polis barikat kurmuştu ve kimseyi bırakmıyordu. Oradan yazıhaneye gittim. Yazıhanem Mecidiye İş Hanının 4. katındaydı. Bitişiğinde Samanpazarı Alanı vardır. Bu alan da hiç tanımadığım insanlarla doluydu. Tekbir getiriyorlardı. Oradan Cezmi Kartay Caddesindeki 50. Yıl Kıraathanesine saldırdılar. Camlarını kırdılar, biraz sonra askeri birlik geldi. Birkaç saldırgan, yanına gittikleri bir üsteğmenin ellerini öptüler. Sonra dağıldılar...
“Daha sonra Tüccarlar Kulübüne gittim. Orada; Malatya Beden Eğitim Bölge Müdürü Osman Çağlar olduğunu öğrendiğim bir kişi, konuşuyor ve olayı anlatıyordu. 'Bir grup kalabalık geldi, burada toplantı varmış dediler. Yok dedim. İçlerinde tanıdığım sakallı ve hacca gitmiş bir şeyh vardı. Kendisine, bu iyi bir şey değildir dedim. O da, hayır, din için her şey yapılır dedi ve geri döndüler. Şehre doğru gittiler. İçlerinde Şerif Dursun da vardı. Biraz ötede topluluğu durdurdu ve 'Ölüme hazır mısınız?' dedi. Onlar da 'evet' diyorlardı. 'Böylece gittiler...' diyorek anlatıyordu...
“Ertesi gün (16.02.1975) TÖB-DER'e gittim. Herkes üzücü olayı anlatıyordu. Bir aralık iki polisin geldiği ve TÖB-DER başkanını emniyete götürdüğünü ve dönüşünde 'Emniyet Müdürünün emniyetini sağlamayacağız, lokalinizi boşaltınız' dediğini anlattı. Öğretmenler dağılarak lokali boşalttılar.
KATLİAMLARI ASLA UNUTULMAZ VE UNUTULMAYACAKTIRDA.
TEK SUÇUMUZ DİNİMİZİ İÇİMİZDE TERTEMİZCE YAŞAMAK
irem1971
30-05-2008, 04:07 AM
“Ben de Cezmi Kartay Caddesindeki 50. Yıl Kıraathanesine gittim. Biraz oturdum. Sonra kıraathanenin alt katındaki Kent Lokantasına inerek yemek yemeye gittim. Dışarıda oldukça kalabalık vardı ve bağırıyorlardı. Lokantada, Turan Emeksiz Lisesi Müdürü de vardı. Kalem şefi Hüseyin Özcan ile Mehmet Guguk ve Ali Zeynel adlarındaki öğretmenler de oradaydılar. Onlar da kalabalığı görünce şaşırdılar. Ali telefonla valiliği aradı ve Valiyi evinde buldu. Durumu anlattı. Vali de 'Bir şey olmaz. Yürüyüş varmış, seyire gelmişler. Tedbir alınmıştır' dedi. Daha sonra saldırı başladı. Camlar, kapılar kırılmaya başlandı. Korkuyla dışarı çıkan işyeri sahiplerinin üstü polisçe aranıyordu. Ben de, 'Ne oluyor, önce olayı yaratanları önleyin' dedim. Bunun üzerine polisler üzerime atılarak coplarla vurmaya başladılar. Bir arabaya koydular. Her tarafım kan ve yara içindeydi. Hastaneye götürdüler. Doktorun yanında da vurmaya başlayınca doktor ve bazı hemşireler engel oldular. Yaralarım sarıldı. Eve döndüm. Kısacası olay, önceden hazırlanmış ve bilinen bir şeydi. Çünkü polis taraf tutuyordu. Ancak askeri birlikler gelince önlenebildi. Olay bir irtica hareketiydi.”
Mehmet Ali Yılmaz (65 yaşlarında, seyyar yumurta satıcısı): "Ben seyyar yumurta satıcısıyım.Geçimimi bununla sağlıyorum. Cezmi Kartay Caddesindeyim. Saldırı başladı. Polis yoktu, olanlar da seyirciydi. Tekbir getiriyorlar, ilahiler okuyorlardı. Saçlı, bıyıklı kimi görseler dövüyorlardı. Bu sırada dükkanların camları kırıldı. Ateş açıldı. Ortalık toz dumana döndü. Saldırganlardan biri bana ateş etti. Sağ kulağımın altından bir kurşun girdi ve dilimin bir kısmını ve takma üst dişlerimi parçalamak suretiyle dışarı çıktı. Ağzım kan içerisindeydi. Bu sırada bir grup beni yakalayarak ‘kelime-i şahadet’ getirmemi istedi. Ben de getirdim. Bıraktılar. Ötede başka bir grup tuttu, yine ‘kelime-i şahadet’ getirmemi istediler. Sonra ‘yanlış okudu’ diyerek dövdüler.” (5)
SİVAS KATLİAMI
Pir Sultan Abdal Şenlikleri
Pir Sultan Abdal, Sivas Yıldızeli İlçesi’ne bağlı Banaz Köyü’nde yaşamıştır. Halkın diliyle ve sazıyla halk kültürünü yaygınlaştıran ve yaşatan bir ozandır. Osmanlı yönetiminin baskı, katliam ve soygununa karşı çıkarak halkı örgütleyen bir halk öncüsüdür. Bu özellikleri ve uğraşları nedeniyle Osmanlı yönetiminin şimşeklerini üstünde toplamış; sonuçta Sivas’ta asılmıştır. Osmanlı yönetimi, Pir Sultan Abdal’ı asmakla da yetinmemiş, deyişlerini, şiirlerini de yasaklamıştır. Tüm baskı ve yasaklara karşın, halk, Pir Sultan Abdal’ı unutmamış; 400 yıldan beri deyişlerini, şiirlerini sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktararak bugünlere getirmiştir.
Banaz Halkı, kendi öncüsü ve piri olan Pir Sultan Abdal’ın ilkelerini ve kültürünü örgütlü olarak yaşatmayı amaçlar. 1976’da Banaz Köyü’nde “Pir Sultan Abdal” adıyla bir dernek kurulur. Derneğin öncülüğünde ve yöre halkının katkıları ve katılımıyla her yıl Pir Sultan Abdal etkinlikleri düzenlenmektedir. Ayrıca Yıldız Dağı’na bakan tepenin üstüne, 8 metre boyunda tunç kaplamalı bir Pir Sultan Abdal heykeli yaptırılır. Ne var ki 12 Eylül 1980 askeri darbesinin yöneticileri, diğer dernekler gibi bu derneği de kapatırlar. Sevenleri, Pir Sultan Abdal’ı yaşatmaya kararlıdır. 1988’de Ankara’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ni kurulur. Eskiden olduğu gibi, Banaz Köyü’nde her yıl Pir Sultan Abdal Etkinlikleri düzenlenmeye de başlanır.
1-4 Temmuz 1993’te, Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin dördüncüsü düzenlenecektir. Bilindiği gibi Pir Sultan Abdal, tüm ezilenlere, demokrasi ve özgürlük yanlısı olan herkese mal olmuş bir simgedir. Pir Sultan’ın bu özelliğinden hareket eden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri, etkinlikleri demokrasi ve özgürlük yanlısı kesimlerin temsilcileriyle ortaklaşa yapma kararı alır ve bu amaçla, çeşitli demokratik kitle örgütlerine, yazarlara, ozanlara, sanatçılara çağrı yaparlar.
Çağrı mektubu şöyledir:
“Sayın Başkan ve Yönetim Kurulunun Değerli Üyeleri; “Önce bir hususun altını sevinerek çizmek gerekiyor. Hepimizin mutlulukla izlediği bir örgütlenme sürecini birlikte yaşıyoruz. Bu süreci başlatma şansının bizlere ve bizim kuşaklarımıza nasip olması, kuşkusuz ayrı bir onur nedeni olarak kabul edilmelidir. Tarih, ulusumuzun ve yaşamsal donanımımız olan kültürümüzün asimile edilerek Araplaştırılmasına ve sonuç olarak da yok edilmesine karşı gösterilen direncin örnekleriyle doludur. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz Atatürk'ün uluslaşma, laikleşme ve çağdaşlaşma çabalarıdır. Bunun yanında Alevi yurttaşların Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde dinsel gericiliğe, din devletine, dinin siyasete ve kişisel çıkarlara alet edilmesine karşı verdiği mücadelenin sayısız örnekleri de tarihi birer gerçek olarak ortadadır. Bunlardan en çarpıcı örnek de PİR SULTAN ABDAL'dır.
“Çağdaş ve ilerici bir yaklaşım örgütlülüğün önemli bir kilometretaşı olan dernek ve vakıflarımızın giderek amacına daha uygun işlevleri üstleneceğine inancımız tamdır. Evrensel yanları bugüne dek fazla yansımayan Alevi kültür ve folklorunun, ulusumuzun tümüne ve insanlığa kazandırılması konusundaki çabalarımızı tarih kuşkusuz tespit edecek ve değerlendirecektir.
“Canlar,
“Bilindiği gibi, Kültür Bakanlığı güzel Anadolumuzun evrensel isimleri adına kültür şenlikleri düzenliyor. Ancak siyasi iktidarın bu kapsamda ünlü düşünür Hacı Bektaş Veli adına düzenlenen şenliklerde Alevi felsefesinin özünü saptırmaya çalıştığını, onu siyasi araç yaptığını hepimiz üzülerek izliyoruz. Bunun en somut ve çarpıcı örneği, ANAP döneminin Ülkücü Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek'tir. Zeybek'in o ünlü konuşmasında, Hacı Bektaş Veli'nin Ahmet Yesevi tarikatına bağlı olduğunu, ondan feyz aldığını kanıtlamak için büyük çaba sarfetiği hâlâ hatırlardadır.
“Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal, Abdal Musa ve benzeri halk önderleri adına düzenlenen şenlikler, bizler için mihenk taşlarıdır. Bu şenlikler, Anadolu kültürünün gün ışığına çıktığı, yaşadığı, ete kemiğe büründüğü, renklendiği, insanları etkilediği ve kitleselleştirdiği devinimlerdir. Bu şenliklerin siyasi amaçla kullanılmasına asla izin vermemeli, onlara sahip çıkmalı ve özünün korunmasına gerekli özeni göstermeliyiz. Bunu sağlamak için de ev sahipliğini biz yapmalıyız, şenlikleri bizler yönetmeliyiz.
“Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri'ne sürekli evsahipliği yapan derneğimizin Yönetim Kurulu, yukarıda bilgilerinize sunulan özet görüşlerden yola çıkarak, farklı bir yol ve yöntemi önermekte, evsahipliğini de bölüşmek istemektedir. Bu şenliklerde kültürümüz, en anlamlı şekilde ortaya konmalı, bizler tarafından dikkatle izlenmeli ve konuklara keyifli bir ortam sunulmalıdır. Basının, TV'nin şenlikleri takip etmesi sağlanmalı ve bu yoldan şenliğe katılamayan yurttaşlarımıza da ulaşılmalıdır. Laiklik ve demokrasi konusundaki çabalarımızın kitleselliğe dönüşmesine ve kamuoyuna mal olmasına bu şenlikler büyük katkı sağlamalıdır. Bu nedenle yazımız ekinde sunulan Şenlik Programı'nda sıralanan etkinliklerin, dernek ve vakıflarımız arasında paylaştırılması düşünülmektedir. Örneğin; bir kuruluşumuz semah ekibi ile katılarak katkıda bulunacaksa, bir başka kuruluşumuz gazetecileri, panelistleri, sanatçıları veya TV ekibini götürmeyi, bunlara araç sağlamayı, konaklama için yer ayırmayı vb... görevleri üstlenerek katılabilirler.
“Sevgili Canlar; “Bu mektubumuz yurtiçi ve yurtdışında olmak üzere yaklaşık olarak elli kuruma gönderilecektir. Pek doğal olarak, özellikle yurtdışındaki kuruluşlarımızın organizasyon içerisinde aktif bir görev almaları ve yerine getirmeleri çok zor görünmektedir. Bu kuruluşlarımızdan bütçeleri ölçüsünde, sembolik de olsa bu organisazyona katkı beklediğimizi belirtmek istiyoruz. Ancak bu kuruluşlarımızın yönetici ve üyeleri, tatillerini şenlik tarihine denk getirir ve konuğumuz olurlarsa, hem şenliğimizi onurlandırırlar, hem de bizi mutlu kılarlar. Şenlik düzenlenmesine aktif veya maddi olarak katkıda bulunacak kuruluşlar, uygun görecekleri bir ismi de tespit ederek Şenlik Komitesi'ne önereceklerdir.
“Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri'ne maddi veya manevi olarak katılmayı düşünenlerin ve “Şenlik Komitesi Üyeleri’nin isimleri, dergimizin 7. sayısında ilan edilecektir.
Önerilerimize olumlu yaklaşım gösteren kuruluşlarımızın değişiklik öneri veya düşünceleri varsa, onları en geç 15 Mayıs 1993 tarihine kadar bize bildirmelerini rica ederiz. 22. 04. 1993
Saygılarımızla...
Rıza AYDOĞMUŞ Murtaza DEMİR
Gen. Bşk. Yrd. Genel Başkan
KATLİAMLARI ASLA UNUTULMAZ VE UNUTULMAYACAKTIRDA.
TEK SUÇUMUZ DİNİMİZİ İÇİMİZDE TERTEMİZCE YAŞAMAK
irem1971
30-05-2008, 04:14 AM
“Derneğin çağrısına çok sayıda örgüt, yüzlerce yazar, ozan, sanatçı, semah ve tiyatro ekibi olumlu yanıt verdi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin yöneticileri, Kültür Bakanlığı’nın ve Sivas Valiliğinin katkılarını da istemişlerdir. Kültür Bakanlığı ve Sivas Valiliği, bu istemi olumlu karşılar ve mali katkı yanında, konaklama ve ağırlama konusunda da katkıda bulunulacağı bildirilir. Hatta, Sivas üst Düzenleme Kurulunda, Kültür Bakanlığı Sivas İl Müdürü Mehmet Talay da yer alır.
30 Haziran 1993 akşamı, ozanlar, yazarlar ve sanatçılardan oluşan yüzlerce kişi otobüslerle Ankara’dan Sivas’a hareket eder. Sivas halkı, konuklarını coşkuyla karşılar.
1 Temmuz gününün programı oldukça yoğundur. Sivas Kültür Merkezi’nin konferans salonu tıklım tıklım dolmuştur. İzleyicilerin çoğunluğu ayaktadır. Salonun içindekiler kadar bir topluluk da dışarıda kalmıştır. Saygı duruşundan sonra, PSAKD’nin Genel Başkanı Murtaza Demir bir açış konuşması yapar. Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in konuşmasından sonra Yazar Aziz Nesin konuşur. Daha sonra sahneye gelen halk oyunları ekibi salonu coşturur.
Öğleden sonra Buruciye Medresesi’nde kitap ve fotoğraf sergilerinin açılışı yapılır. Yazarların imza masalarının önündeki okuyucular onlarca metrelik kuyruklar oluşturmuştur. Halkla yazarlar ve sanatçılar bir aile gibi kaynaşmışlardır.
Saat 17.00’de Kültür Merkezi’nde Hasret Gültekin’ in dinletisinden sonra, “Çağların Pir Sultanlarından Günümüz Pir Sultanlarına“ başlığıyla düzenlenen panel başladı. Yazar - Gazeteci Sami Karaören’in yönettiği panele, Asım Bezirci, Prof. Dr. Afşar Timuçin, Aydın Çubukçu ve Hüseyin Gülkanat panelist olarak katıldılar.
Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin birinci günü, halkın ilgisi ve coşkusuyla noktalandı. Etkinlikleri izleyen Sivaslılar, kent dışından gelenleri evlerine konuk etme yarışına girmişlerdir. Konukların bir kısmı evlere dağılırken, bir kısım konuk da otellerde kalmayı yeğlemiştir.
2 Temmuz günü programı saat 10.00’da başladı. Şenlik ekipleri, bir gün önceki yoğun çalışmanın yorgunluğuna aldırmadan, günün etkinliklerinin daha başarılı ve coşkulu geçmesi için hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyorlardı.
Buruciye Medresesi’ndeki fotoğraf ve kitap sergilerine gösterilen ilgi aynı yoğunlukta sürüyordu. Salonun açılışından çok önce gelmiş insanlar, ellerindeki kitapları imzalatmak ve değerli yazarlarla sohbet edebilmek için heyecanla bekleşiyordu.
Saat 14.00’deki Kültür Merkezi’nde Arif Sağ’ın dinletisinden sonra, “Medya ve Emperyalizm” paneli yapılacaktı. Hasan Uysal’ın yöneteceği panele, Sami Karaören, Raif Türk, Şükrü Günbulut, Mustafa Yalçıner ve Soner Doğan da panelist olarak katılacaktı. Kültür Merkezi’nde 1500 kadar izleyici bulunuyordu.
Bu çalışmalar sürdürülürken, bazı cami önlerinde ve yakınlarında birtakım gruplaşmalar görüldüğü ve bir saldırı olabileceği haberi fısıltı halinde yayılıyordu.
b) Saldırı Başlıyor
PSAKD’nin Sivas’taki etkinliklerine yönelik saldırı, anlık bir tepkinin ürünü değildir. Bu saldırının planlı bir hazırlık süreci sonrası başlatıldığı olaylardan sonra ortaya çıkmıştır. Irkçı-şeriatçı örgütler, Malatya, Kahramanmaraş, Elazığ, Çorum, Tokat, Kayseri gibi çevre illerdeki deneyimli militanlarını Sivas’a taşımışlar ve militanlar, Belediye’nin ve dini vakıfların yurtlarında konuk edilmişlerdir. Bu hazırlıklara ek olarak Sivas halkının dini duygularını tahrik amacıyla bildiri dağıtılmış ve camilerde dar kadrolu toplantılar yapılmıştır.
Saldırı ve katliamdan iki gün önce dağıtılan bildirilerden biri şöyle:
“MÜSLÜMAN KAMUOYUNA
“Bismillâhirrahmânirrahim “Peygamber, mü’minlere kendi canlarından ileridir. Onun hanımları da mü’minlerin analarıdır.” (Ahzâb:6)
“Mü’minlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’ın beytine (Kâbe’ye) ve kitab’ı Kur’an’a alçakça küfredilmekte ve mü’minlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır.
“Dünyanın bazı bölgelerinde şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar. Bunun başını ise satılmış, mürted Salman Rüşdi köpeği çekmektedir.
“Bu şeytanî oyunlara karşı, izzetli ve duyarlı Müslümanlar yiğitçe mücadele ortaya koyarak, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir.
“Bu iğrenç oyunların bir uzantısı olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, mel’un Rüşdi’nin figüranlığına soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde, Kur’an’ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)’in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ) fahişe deme cür’etinde bulunmuştur. Bu olay, dünyanın değişik yerlerinde kâfir devletler tarafından dahi kabul görmezken, basımına müsaade edilmezken, ne yazık ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafından yayımlanmasına izin verilmiş, ayrıca bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarması tarafından coplanmış, kurşunlanmış, bir kısmı da hapishanelere atılmıştır.
“Salman Rüşdi köpeği Müslümanlar’ın çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar’la alay edercesine gezebilmektedir
“Kâfirler şunu iyi bilmeli ki:
“İslâmın Peygamberi’ni ve kitab’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.
“Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.
“Gün, Allah (C.C.)’ın vahyi Kur’an-ı Kerim’e, Allah’ın meleklerine, Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, O’nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür.
“İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.’ ( Nisa:76)
“Galip gelecek olanlar, şüphesiz ki Allah taraftarı olanlardır.
”MÜSLÜMANLAR” 4
Saldırı ve katliam gecesi 1 Temmuz akşamı da başka bir bildiri evlere dağıtılır:
“ Halkımıza Çağrı;
“Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede, İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim tarafından, ‘basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti’ adı altında, Müslümanlar’ın kutsal değerlerine sözlü veya yazılı olarak kimse saldıramaz.
“Biz Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız.
“Müslüman halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslam’ın değer yargılarını alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz.
“ ‘Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O’nun eşleri, onların anneleridir...’ ( Ahzâb Suresi, Ayet: 6)
“ ‘Ve kâfirlerin hesapları varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır. Allah hesabı çabuk görendir.’ ( Enfal Suresi, Ayet : 30)
“ ‘Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır.’ ( Saff Suresi , Ayet:8)
“Not: Bu yazıyı okuyan, Allah rızası için çoğaltarak dağıtsın.
”MÜSLÜMANLAR” 5
Etkinliklerin ikinci günü, Sivas’taki sağ eğilimli yerel basında (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke, Taraf) da halkı tahrik edici başlıklarla bezenmiş haberler çıkmıştı. Tertipçiler, saldırıya geçmek için koşulların yeterince olgunlaştığı kanaatine varırlar. 2 Temmuz günü, camiler tıklım tıklım dolar. Bazı saldırganlar cuma namazını tam bitmemiş olacak ki, bir yanda ellerinde sopalar, bir yanda yarı bırakılmış namazlarını tamamlamak için sağına, soluna selam vererek koşuyorlardı.
2 Temmuz Cuma günü, saat 13.30’da saldırı başlatıldı. Değişik camilerden akın akın insan, şenlik yapılan Kültür Merkezinin önünde toplandılar; taş ve sopalarla Kültür Merkezine saldırdılar.
KATLİAMLARI ASLA UNUTULMAZ VE UNUTULMAYACAKTIRDA.
TEK SUÇUMUZ DİNİMİZİ İÇİMİZDE TERTEMİZCE YAŞAMAK
irem1971
30-05-2008, 04:19 AM
“Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak, Şeriat gelecek, batıl zail olacak“ sloganları atan gruplar, Kültür Merkezi’nde bulunan 1500 kişinin üzerine saldırır. Ancak, etkinlikleri izlemekte olanların direnişleriyle karşılaşan ve sayıca görece az olan saldırganlar, geri çekilmek zorunda kalır. Saldırganlara sürekli olarak yeni katılımlar olmaktadır. Çeşitli camilerden çıkanlar, koşarak saldırganlara katılmaktadır. Kalabalık gruplar, Kültür Merkezi’ne bir kez daha saldırırlar. İzleyiciler ve görevliler bir yandan saldırıya karşı barikat kurarak direniyor; öte yandan da içerideki insanları boşaltmaya ve arabalarla başka yerlere göndermeye çalışıyorlardı. Olay yerinde yeteri sayıda güvenlik gücü yoktu. Olanlar da saldırıyı engelleyecek güçte değillerdi. Kültür Merkezi’nin camları, kapıları ve pencereleri yerle bir edilmişti.
Nihayet, Kültür Merkezi boşaltıldı ve saldırıya uğrayanlar güvenli bölgelere gönderildi. Bu arada, yeni katılımlarla saldırganların sayısı onbine yaklaşmıştı. Gözlerini kan bürümüştü ve dişlerini gıcırdatarak parçalayarak insan arıyorlardı. Saldırgan kitle, isteğine ulaşamamanın verdiği hırsla Kültür Merkezi’nden Valiliğe yöneldi.
Valilik önünde toplanan binlerce saldırgan, “Şerefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek, zulüm bitecek, Yaşaşın şeriat, Muhammed’in ordusu kafirlerin korkusu, Yaşasın Hizbullah, kahrolsun laiklik, şeriat isteriz...” sloganlarıyla binayı taşa tuttular...
Saldırganların bir kolu, yeni dikilen “Halk Ozanları Heykeli”ne yöneldi. Heykeli kazma ve balyozla parçalayarak sürüklemeye başladılar. Bu arada, kimi saldırganların dişlerini heykele geçirmeye çalıştığı görülüyordu. Diğer bir grup da, Kongre Müzesinin yanında bulunan Atatürk heykeline saldırdı, yere düşürdükleri Atatürk heykelini de sürüklemeye başladılar. Saldırganların sayısı giderek 15 bine yaklaşmıştı. Şeriat istemlerini ve sloganlarını haykırarak etkinlik konuklarının kaldığı Madımak Oteli’ne yöneldiler. Otelde, kent dışından gelmiş ve çoğunluğu yazar, ozan ve sanatçı yaklaşık 150 kişi bulunuyordu. Saldırı üzerine, güvenliğin daha kolay sağlanacağı düşüncesiyle otele gelmiş insanlar tedirgin oldular. Otelin önünde az sayıda polis vardı ve saldırganlara, “Dağılın, yapmayın” demekten öte bir müdahalede bulunacak gibi görünmüyorlardı.
Otelde bulunanlar, tehlikenin ayırdında idiler. Telefonla Sivas Valisi’ni, Emniyet Müdürünü ve diğer yetkilileri arayarak önlemlerin artırılmasını istediler. Bununla da yetinmediler, telefonla Ankara’da bulunan Başbakanı, Başbakan Yardımcısını, İçişleri Bakanı’nı, parti liderlerini ve milletvekillerini aradılar. Oteldekiler arasında olan halk ozanı, 1987-1991 dönemi SHP milletvekilli Arif Sağ da, telefon başından ayrılmıyor, Ankara’da SHP milletvekili Cevdet Selvi’yi, Bakan Seyfi Oktay’ı, İstanbul eski belediye başkanı Nurettin Sözen’ i arayarak saldırının korkunçluğunu anlatıyor, bir an önce önlem alınmasını istiyordu. Otelde bulunan Aziz Nesin de Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve Çalışma Bakanı Mehmet Moğoltay’la görüşerek can güvenliklerinin sağlanmasını istedi. Ulaşılan her yetkili, “Korkmayın, her türlü önlem alınmıştır” yanıtını veriyorlardı.
Saldırganların amacını sezinleyen Sivas Valisi Ahmet Karabilgin de saat 14.30’da Başbakanı ve İçişleri Bakanı’nı telefonla arayarak bilgi vermiştir. Saldırının giderek bir katliama dönüşeceğini gören Sivas Valisi, çok tedirgin olur ve Ankara’yla telefon irtibatını hiç kesmez. Saat 14.40’da yeniden İçişleri Bakanı’nı ve müşteşarını arar, saldırının artık bir katliama dönüşmekte olduğunu bildirir. Vali yine de rahatlayamaz. Saat 18.45’te Başbakanı ve İçişleri Bakanı’nı tekrar arar ve mutlaka yardım edilmesi gerektiğini bildirir. Çevre illerden de yardım istenmektedir.
Sivas Valisi’nin bunca çabalarının ve görüşmelerinin sonucu, Tokat Emniyet Müdürlüğü’nden 20 polis; Kayseri Emniyet Müdürlüğü’nden 31 Polis, Jandarma Komutanlığı’ndan 20 Jandarma olmak üzere 71 güvenlik görevlisi gelmiştir. Sivas Tugay Komutanı 6 bin kişilik asker mevcudundan yalnızca 30-40 acemi er göndermiştir. Askerler saldırganların arkasında bir yerde nöbet tutarcasına bekletilir. Bir ara Tugay Komutanı da olay yerine gelir ve sağa sola bir göz attıktan sonra ayrılır.
Otel’de bulunanların Ankara’daki yetkililerle yaptığı telefon görüşmeleri ve önlem istemleri de dikkate alınmamıştır. Bu girişimler ve devletin duyarsızlığı değerlendirildiğinde saldırganların korunduğu tartışması gündeme gelmektedir.
Madımak Oteli’ne sığınmış yüzlerce kişi, pencerelerden saldırganların oteli yakmaya çalıştığını izlemekte, korku içinde beklemektedir. Saldırganlar, can almadan ayrılmayacak gibidir. Karanlık çökmüş, elektrikler de kesilmiştir. Saldırganlardan kimileri, otelin önündeki arabaları ters çevirerek ateşe vermekte, kimisi de bidonlarla benzin taşıyarak otelin içine atmaktadır. Alevler, otelin giriş ve alt katlarını sarmaya başlamıştır. Sivas İtfaiyesi gecikmeli de olsa yangın yerine gelmiş, ancak saldırganlar itfaiyenin çalışmasını engeller. Hortumlar kesilir, arabaların lastiklerinin havası boşaltılır.
Yangın oteli tamamen sarar. 8 saattir kurtarılmayı bekleyenlerin umudu tükenmeye başlamıştır. Artık ölümün çok yakınında olduklarını biliyor ve ondan kurtulmanın yollarını arıyorlardı. Yangın bütün oteli sarmıştır. Cinnet halindeki kalabalık, ölüm haberlerini beklemektedir. Dışarıda gözlerini kan bürümüş katiller, otelden gelen yanmış insan eti kokusunu ciğerlerine çekerken, Ankara’daki bakanlar ve yetkililer de kokteyllerde kadeh kaldırıyorlardı.
4 Temmuz günü, Sivas’ın Madımak Oteli’nde 35 can yakılarak katledilmiştir. 51 kişi de kendi olanaklarıyla ağır yaralarla kurtulabilmişlerdir. Çatıya çıkarak yardım isteyenler arasında Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli de vardı. İtfaiyenin merdivenli arabası otele yaklaştı.
Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli merdivenlerden inerlerken, Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak ile bazı belediye görevlileri saldırıya geçtiler.Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli, itfaiyenin merdivenlerinden aşağıya atıldılar. Başından yaralanan Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli’yi linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar ambulansla değil polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesine götürüldü.
Yaşamını Yitirenler
1) Behçet Sefa AYSAN Şair - Ankara
2) Yeşim ÖZKAN Sanatçı - Ankara
3) Nurcan ŞAHİN Sanatçı - Ankara
4) Muhibe AKARSU Misafir - Ankara
5) Muhlis AKARSU Sanatçı - Ankara
6) Murat GÜNDÜZ Sanatçı - Ankara
7) Handan METİN Sanatçı - Ankara
8) Ahmet ÖZYURT Sanatçı - Ankara
9) Huriye ÖZKAN Sanatçı - Ankara
10) İnci TÜRK Sanatçı - Ankara
11) Özlem ŞAHİN Sanatçı - Ankara
12) Yasemin SİVRİ Sanatçı - Ankara
13) Asuman SİVRİ Sanatçı - Ankara
14) Uğur KAYNAR Şair - Ankara
15) Sehergül ATEŞ Sanatçı - Ankara
16) Gülender AKÇA Sanatçı - Ankara
17) Gülsün KARABABA Sanatçı - Ankara
18) Mehmet ATAY Sanatçı - Ankara
19) Hasret GÜLTEKİN Sanatçı - Sivas
20) Serkan DOĞAN Sanatçı - Ankara
21) Muammer ÇİÇEK Sanatçı - Tokat
22) Belkıs ÇAKIR Sanatçı - Ankara
23) Asaf KOÇAK Karikatürist - Ankara
24) Edibe SULARI AĞBABA Misafir - İsviçre
25) Menekşe KAYA Sanatçı - Ankara
26) Koray KAYA Çoçuk - Ankara
27) Serpil ÇANİK Sanatçı - Ankara
28) Erdal AYRANCI Yönetmen - Ankara
29) Asım BEZİRCİ Yazar - Ankara
30) Sait METİN Sanatçı - Ankara
31) Carina Cuanna THUIJS Misafir - Hollanda
32) Nesimi ÇİMEN Sanatçı - İstanbul
33) Metin ALTIOK Şair, Yazar - Ankara
34) Kenan YILMAZ Otel görevlisi - Sivas
35) Ahmet ÖZTÜRK Otel görevlisi - Sivas
Yaralananlar:
1) Aziz NESİN 27) Oktay SAMUR
2) Lütfiye AYDIN 28) Kadir ARDIÇ
3) Cafer Can AYDIN 29) Ahmet BAYRAM
4) Aydoğan YAVAŞLI 30) Faruk YALÇIN
5) Melahat YAVAŞLI 31)H.İbrahim DARBİÇER
6) Kamber ÇAKIR 32) Ahmet YAPAR
7) Lütfi KALELİ 33) Şaban YILMAZ
8) Serdar DOĞAN 34)Selahattin ÖZASLAN
9) Gülay ŞAHİN 35) Nurettin DARIKA
10) Makbule ÇİMEN 36) Sabri KANGAL
11) Nuray ÖZKAN 37) Birsen GÜNDÜZ
12) Bülent DAYLAŞLI 38) Mustafa GÖKTEKİN
13) Faruk DAYLAŞLI 39) Turan KESER
14) Bedia ATMACA 40) Erkan KILIÇ
15) Şadiye TANIŞ 41) Şükrü GÜLMEZ
16) İnci ŞENER 42) Bilal KALE
17) Nevzat ÇİĞDAMLI 43) Ali SERTAŞ
18) Ünal ALTUNAY 44) Çiğdem GÜLHAN
19) Ali UYGUR 45) Mecit ÜNAL
20) Hasan YILDIRIM 46) Hidayet ÖZDEN
21) A. Turan ONAK 47) Solmaz YILMAZ
22) Mustafa KAYA 48) Zülali BİLGİN
23) Erdal KOÇ 49) Seyit İNAT
24) Rukiye GÜLER 50) Ersin GÜREN
25) Adem ŞAHİN 51) Salim CEBENAY
26) Ercan DEVELİ
Otelden yara almadan kurtulanlar
1) Arif SAĞ 21) Neval OĞAN
2) Yıldız SAĞ 22) Tuncay YILMAZ
3) Murtaza DEMİR 23) Demet IŞIK
4) Ali ÇAĞAN 24) Elif DUMANLI
5) Haydar ÜNAL 25) Murat KILIÇ
6) Yüksel YILDIRIM 26) İclal KARAKUŞ
7) Ali BALKIZ 27) Ertan KARTAL
8) Ali BAŞTUĞ 28) Ali Rıza KOÇYİĞİT
9) Ali DOĞAN 29) Mustafa TÜ
KATLİAMLARI ASLA UNUTULMAZ VE UNUTULMAYACAKTIRDA.
TEK SUÇUMUZ DİNİMİZİ İÇİMİZDE TERTEMİZCE YAŞAMAK
yazının sonu şimdiden herkese çok tşkler umarım yazının bu kadar çok uzun olmasında sakınca yoktur :)
mordema62
30-05-2008, 11:00 AM
Bay Morgan`dan Bay Eden`e (24 Haziran`da alindi)No.361
Ankara-17 Haziran 1937
Efendim,
16 Haziran tarihli 21 No.lu telegrafima referans olarak,simdi Türk basini,Dersim bölgesindeki son askeri operasiyonlari izledigini beyan eden bir gazeteciden gelen bir dizi telgrafi yayinlamaktadir.Iskenderun sorununun tatminkar bir çözüme kavusturuldugu bugünkü ortamda bu telegraflarin üzücü bir özelligi,bütün karisikligin"Güneyden gelen casuslar"tarafindan yaratildigi seklinde üstü kapali bir imayi içeriyor olmalaridir.Bu telegrafin çizdigi tabloda,Türklerin yöneticilik dehasi sayesinde eski yasam tarzlarindan vazgeçip asayis ve düzenin hükum sürdügü yeni bir yasama baslayan bir halkin mutlulugunu bozan bireyler vardir.2.Gazetecinin verdigi bilgilere göre,isyan,hükümeti polis karakollari kurmaktan,silahlari toplamaktan vazgeçmeye çagiran bir asiret ültimatomuyla basladi.Ültimatomdan sonra da Türk kuvvetlerinin üzerine saldirildi ve köprüler yikildi.Böylece acil ve basarili baski tedbirleri gerekli oldu.Asiler su anda kusatma altina alinmistir.5000 ölü ve yarali vermislerdir ve nihai mücadele,görünüse göre Sultanbaba Dagi`nda olacaktir.Gazetecinin ileri sürdügü iddialardan biri de,"daha önce hiçbir zaman teslim olmamis Dersimlilerin,bölgeye ne asker ne de silahla gelen yeni Genel Müfettise neden teslim olduklarini arastiran"ve Türk makamlarina aitmis süsü verilen sahte bir mektup araciligiyla isyan liderlerinin-ki gazeteciye göre bunlarin adlari Hasan Mekki ve Seyit Riza`dir -halki kandirdiklari iddiasidir.
mordema62
30-05-2008, 11:01 AM
Saygilarimla
James Morgan
Disisleri Bakanligi 424/281 Bölüm XXXIII Sayfa.147 No.103
ingliz yetkili bazi asiretlerin devletin Dersim`de yapmak istediklerine karsi çikan bir nota yazdiklarini ve daha sonrada karsi saldiriya geçdiklerini bildirmektedir.
Sir P.loraine`den Bay Eden`e (23 Temmuzda alindi)No.432
Istanbul-16 Temmuz 1937
Efendim,
3.Temmuz tarihli 40 No.lu raporuma referans olarak,yanimda görevli bir personelimin,Dersim bölgesinden yeni dönen ve Bayindirilik Bakanligi`nda çalisan bir müfettisle-kendisinin eski bir dostu oluyor-yaptigi ilginç bir konusmaya size iletmekten seref duyarim.2.Müfettis çarpismalarin hala sürdügünü,General Alpdogan`a ayaklanmayi bastirmasi ve Kizilbaslari pasifize etmeye yönelik idari önlemleri almasi için tam serbestlik tanindigini söyledi.General`in idari önlemleri almasi için tam serbestlik tanindigini söyledi.General`in idari kapasitesini ve basibos,ele avuca sigmaz unsurlari çekip çevirmedeki yetenegi sicak bir sekilde övdü.Müfettisin söyledigine göre;General,geçmiste Kizilbaslara karsi asiri ölçüde siddet gösterildigi,bunun sonucunda da ayaklanmalarin sürüp gittigi kanisindadir ve bu müzmin huzursuzlukta kabahat,büyük ölçüde jandarmanindir.Isyan bölgesini tümüyle isgal etmek için bu yil her hangi bir girisimde bulunulmayacaktir.Birlikler bir hatta kadar-bilirlenmemis-ilerleyecekler ve orada duracaklardir.Bu esnada Kizilbaslari kazanmak ve pasifize etmek için önlemler uygulamaya konacaktir.Gelecek yil isgal tamamlanacak ve ilerde bölgede daha az jandarma,daha fazla düzenli birlik bulundurulacaktir.Birkaç kaçinilmaz istisna disinda,su anda bile daha yumusak yöntemlere duyarlik gösteren Kizilbaslara karsi büyük birmerhametle davranilacaktir.3.Müfettis konusmasina devamla,General`in yol göstericiligi altinda,Milli Egitim ve Bayindirlik Bakanligi yetkililerince Dersim bölgesinin kalkinma ve yeniden insaasina baslandigini söyledi.Kendisi de Kizilbas isçi kullanarak köprüler insa etmekteydi.Mümkün oldugu ölçüde Kizilbas isçi kullaniliyordu,böylece Kizilbaslarin fesatlik yapma firsati kalmiyordu ve Anadolu Türkünden daha zeki,iyi ve istekli isçiler olduklarini kanitliyorlardi.Bu yöntemlerin,gelecek yil,daha fazla kan dökülmeden,bölgenin geri kalan kisminin da pasiflestirilmesini mümkün kilacagi umulmaktadir.4.çarpismalara gelince Müfettisin söyledigine göre,Türk tarafinin kayiplari Kizilbaslarin`dakinden daha agir olmustu.Kizilbaslarin pusu kurup ates açmalari sonucu Türkler büyük kayiplar vermisti.
Saygilarimla
Percy Loraine
(Disisler Bakanligi 424/281 Bölüm XXXIII Sayfa.6 No.7)
Yukaridaki belge bize çok çarpici olarak askeri harekatin 1938`de devam ettirilecegini gösteriyor.Nitekim öylede oldu.Kemalistler Dersim`de çok yönlü bir plani uyguladilar.Türk Müfettisin açikladigi diger bir gerçeklikte Türk asker kayiplarinin çok fazla oldugudur.çünkü Genelkurmay yayinlarinda kendi kayiplari sürekli çok az gösterilmistir.
Sir P.Loraine`den Bay Eden`e (8 Temmuz`da alindi)No.40
Istanbul-Temmuz 1937
Efendim,
Bay Morgan`in 17 Haziran tarihli 361 No.lu raporuna referans olarak,28 Haziran`da Majesteleri`nin Trabzon Konsoloslugu`ndan gelen bir telegrafa göre,Dersim bölgesindeki ayaklanmanin artik tamamiyle bastirilmis oldugunu size bildirmekten seref duyarim.2.Bay Matthews`in güvenilir bir kaynaktan ögrendigine göre,sayisi 500 ile 600 arasinda degisen son asi gurubu da 24 Haziran`da,ya da bu tarih civarinda,Türk yetkililerle teslim olmustur.Hükümet güçlerinin kayiplarinin agir olmadigina inanilmaktadir.Fakat jandarma arasinda ve ayaklanmanin bastirilmasinda önemli bir rol oynayan hava kuvvetlerinde bir hayli kayip oldugu söylenmektedir.Atatürk`ün evlatlik kizlarindan biri ve taninmis bir havaci olan Sabiha Gökçe`nin asilerin güçlü mevzilerinden birini basariyla bombalamis oldugu bildirilince,bu haber,Türk basininda büyük bir cosku yaratti.3.Bay Mathews`a,posta ve telegraf iletisimi aksaksiz devam etmekle birlikte,isyan bölgelerinde sikiyönetimin hüküm sürdügü bildirilmistir.Teslim olan asi liderlerinin çogunun asilacagi beyan edilmistir.4.Mersin`deki ingliz Konsolos Yardimcisi`da,ayaklanmanin bastirildigi ve isyan liderlerinden çogunun teslim oldugu yolunda yerel kamuoyunda bir görüs birligin varoldugunu bildirmektedir.Önde gelen liderlerden biri,Seyit Riza,halen kaçaktir.5.Istanbul basini,Dersim bölgesinde gerçeklestirilecek reform programinin ayrintilarini yayinlamistir.Bu program,jandarma karakollari kurulmasinin yanisira,yollarin,köprülerin,okullarin ve kislalarin da yapimini öngörmektedir.Görünüse göre bir banka sisteminin kurulmasi da önerilmektedir ve Bay Catton yakin bir gelecekte is Bankasinin Dersim bölgesinde bir dizi yeni subeler açacagini ögrenmistir.Basinda ayrica,feodal sistemin lagvedilecegi ve önde gelen Kizilbas liderlerinin Türkiye`nin diger bölgelerine,uzak kesimlerine gönderilecegi yazilmaktadir.
Saygilarimla
Percy Lorayine
(Disisler Bakanligi 424/281,Bölüm XXXIII,Sayfa 132,No.90)
Sir Percy Loranine`den Bay Eden`e (28 Mayis`ta alindi)No.311
Istanbul-23 Mayis 1937
Efendim
Dersim bölgesindeki karisikliklara iliskin 17 Mayis tarihli 293 No.lu ve 22 Mayis tarihli 309 No.lu raporlarima referans olarak.elçiligimizde görevli askeri atesinin konuyla ilgili bir yazisini ilisikte size sunmaktan seref duyarim.2.Binbasi Ross,bana bu yaziyi verirken dayandigi bilgilerin az oldugunu,yazida çizilen genel tablonun dogru bir tablo oldugunu,ancak ayrintili enformasiyon eksikliginden dolayi,bu tablodan çikarilacak sonuçlarin her durumda dogru olamayabilecegini söyledi.3.karisikliklarla ilgili olarak,bir istisna disinda Türk basininin tamamen sessiz kaldigini da eklemeliyim.Tek istisna "Son Telegraf"gazetesiydi,14 Mayis`ta yayinladigi bir makalede,Dogu vilayetlerinde karisiklik oldugunu belirtti.Gazete derhal kapatildi ve ancak epey bir gün geçtikten sonra yayinina tekrar baslayabildi.
Saygilarimla
Percy Loraine
(Disisleri Bakanligi 424/281,Bölüm XXXIII,Sayfa.132 No.89)
"Sir Loraine`den Bay Eden`e (28 Mayis`ta alindi)No.309
Ankara-22 Mayis 1937
Efendim
Dersim bölgesindeki duruma iliskin 17 Mayis tarihli 293 No.lu raporumu gönderdikten sonra,Majesteleri`nin Trabzon`daki Konsoloslugu`nda görevli Konsolos Yardimcisi`ndan bir telegraf daha aldim.15 Mayis tarihli ve telegrafta,kendisine gelen bilgilere göre,sayilarinin 1.500`ün üstünde oldugu söylenen Kizilbas asilerinin Türk kuvvetlerine ciddi kayiplar verdirmeye devam ettigi ve ellerine düsen subaylarin vücutlarini vahsice parçaladiklari söylenmektedir.Bay Falanga`nin ekledigi bir bilgide de,3.000 kisilik bir Türk kuvvetinin Erzincan`da toplandigi ve Diyarbakir`dan uçaklarin getirildigi bildirilmektedir.2.Majestlerinin Mersin`deki Konsolosunun 19 Mayis tarihli raporunda,yerel haberlere göre,hükümet güçlerinin üç Kizilbas köyünü yaktigi ve bir uçak kaybettigi,ayrica Kizilbaslarin bir Türk subayini ve yöreden askere alinan on iki yedegi esir aldigi ve katlettigi bildirilmektedir.
Saygilarimla
Perci Loraine
mordema62
30-05-2008, 11:03 AM
Sir P.Loraine`den bay Eden e (28Mayis`ta alindi)
(No:293) Ankara-17Mayis 1937
Efendim
11 Mayis`ta,majestelerinin Trabzon Konsoloslugu`nda görevli Konsolos Yardimcisindan bir telegraf aldim.Bu telegrafta,iyi haber alan bir kaynaga göre son siralarda Dersim bölgesinde çok ciddi karsikliklar oldugu,bir olayda 10 civarinda subayin ve 50 askerin Kizilbas asilerince öldürüldügü ve duruma hakim olmak üzere birliklerin Erzincan`da yogunlastirildigi bildirilmektedir.2.Dersim bölgesinde yasayan Kizilbas asiretler`iyle ilgili bir rapor,Bay Morgan`ìn 24 Ekim 1934 tarihli 503 No.lu raporuna eklenmisti.Bu bölgenin(simdiki adi Tunceli)yönetimi`yle ilgili alinan önlemler 3 Ocak 1936 tarihli 6 No.lu raporumda anlatilmisti.Bu önlemlerin uygulanmaya konulmasiyla ilgili bilgiler ise,3 Nissan 1936 tarihli 172 No.lu raporumda iletilmisti.Bugünkü duruma bakilirsa,hükümet güçleri en azindan belli bir direnisle karsi karsiyadir ve içisleri Bakaninin Büyük Millet Meclisi`nde sinir bölgelerindeki kosullarla ilgili yaptigi konusma(9 Nisan tarihli 204 No.lu raporumun ekinin 2.sayfasina bakiniz)ve Dr.Aras`in bana yaptigi açiklamalar (ki bunlari Bay Rendel`e 1 Mayis tarihli mektubumda ilettim)söz konusu bölgede her seyin iyi gitmedigini dogrulamaktadir.3.ilgili Genel Müfettisligin basinda bulunan General Abdullah Alpdogan`in eli altinda hazir olarak bulunan birlik,karargahi Erzincan`da bulunan 3.Piyade Tümeni`dir(Yaklasik 2.000 kisilik hazir güç).Genelde,9.Kolordu (Karargahlari Erzurum`dadir)askerlerinden de yararlanabilecegi varsayilmaktadir,ayrica,özel olarak dag savasçilarin için yeristirilmis jandarma birliklerinden de yardim alacaktir.On gün kadar önce,Majesteleri`nin Büyükelçiligi`nde görevli hava atasesi,Hava Kuvvetleri Komutani`nin,acilen Kizilbas bölgelerine gönderilecek uçaklarla ilgilendigi için,bir ingliz firmasinin temsilcisiyle yapacagi görüsmeyi iptal ettigini ögrendi.Majesteleri`nin Mersin`deki Konsolosu`ndan bana gelen telegrafta ise,dogruluk dereceleri bilinememekle birlikte,alinan haberlere göre,Elazig bölgesinde(Elazig,Dersim bölgesinin idari merkezidir)Kizilbaslara karsi halen yirmi bombardiman uçagi kullanilmaktadir.4.Hükümet elindeki güçlere bakilirsa,Türklerin hareketi bastirmada ciddi bir zorlukla karsilasmalari ihtimal disi gözükmektedir.
Saygilarimla
Percy Loraine
119 No`daki kapali Evrak-Yarbay Ross`tan Bay Morgan`a ve 70 yil evel baraj plani
Istanbul-5 Eylül 1938
Efendim,
Görevli ateselerin 31 Agustos`ta Elazig`a yaptiklari ziyaret sirasinda,General Abdullah Alpdogan`in Tunceli bölgesi hakkinda kisa bir konusma yaptigini size bildirmekten seref duyarim.Bildiginiz gibi bu deneyimli subay,iki yildir,elinde tuttugu islevler itibariyla bölgenin hem sivil hem de askeri valisidir ve bölgedeki pasiflestirme tedbirlerinden büyük ölçüde sorumludur,karargahi Elazig`dadir.Yaptigi konusmayi ve Tunceli bölgesiyle ilgili bazi baska bilgileri asagida özetliyorum.
General Abdullah Alpdogan,hem Dicle`nin hem de Firat`in kaynaginin bölgede bulunduguna isaret ederek bu durumun belli bir önem arzettigini söyledi.Yapisi nedeniyle bölge,geçmiste,dogudan göçeden nüfus akimina sahne olmustu.Türklerin kendileri de Asya`dan gelmislerdi ve Türklerle Tunceli`de yasayanlarin kökeni ayniydi.Bu yüzeysel teori sühpesiz,Türklerin ulusal asimilasiyon politikasi için uygun bir kiliftir.
5 Eylül 1938 tarihli raporumda da yazdigim gibi,bu yil yürütülen askeri operasiyonlarin ikinci safhasi,geçen sene yarim kalan bir göreve,Tunceli Kizilbaslar arasinda hala görülebilen isyankar davranislari sindirme görevine ayrilmisti.Bu is için üç kolordu,bazi takviye birlikleri ve yaklasik kirk kadar uçak kullanildi.Ateslere sunulan harita ve fotograflar bölgenin ne denli daglik bir bölge oldugunu ve pasiflestirme görevinin güçlügünü göstermektedir.
Ele geçmis bazi asi liderleri direnis gösterdi,muhtemelen her iki tarafta da kan döküldü ve Agustos ayinda Elazig`da Türk yaralilarinin görüldügü rapor edildi.
Türklerin eylemlerinin oldukça basarili bir sekilde sonuçlandigina inaniyorum.Bir miktar ölü verilmis olabilir.Bazi Kizilbas liderlerin ve muhtemelen Kizilbas sakinlerin küçük bir bölümü Türkiye`nin baska yerlerine gönderildiler ve epey bir miktar silahla da elkondu.(basina göre 12.000 adet)Nüfusun geri kalan kismi yerel garnizonlarin denetimine birakildi ve bu garnizonlar için kritik noktalarda kisla insaasina baslandi.ayrica,iki dag piyade alayindan ve bazi topçu ünitelerinden olusan yeni bir dag tugayi kuruldu ve Mansur (veya Murat)nehrinin kaynaginda konumlandirildi.
Ancak,Tunceli bölgesinin tamamen pasiflestirilmesi,Türk makamlarinin almakta oldugu önlemlerin gelismine baglidir,bölgede küçük çapta yeni karisikliklarin çikmasi ihtimalini tümüyle bir kenara atmiyorum.Türkler su anda 3 miliyon TL`lik bir yapim programina giristiler.Halen iki anayol,ki ikisi de Erzincan`i Elazig`a bagliyor,insaat halindedir.Birisi Tunceli vilayetinin Bati bölümünden,digeri de Dogu bölümünden geçmektedir.çesitli noktalarda bu iki yol yatay olarak birbirine baglanacaktir.Böylece bölgede bir ulasim agi ortaya çikacaktir.Bu ulasim aginin iki ya da üç senede tamamlanmasi beklenmektedir.Su ana kadar,toplam uzunluklari 684 metre olan dokuz adet köprüyle birlikte,420 km.lik yol yapilmistir.basina göre bölgede halen,dokuz kisla,sekiz askeri karakol,bes hükümet binasi ve doksan iki memur lojmani insa edilmistir.Ayrica telefon sistemine de 5.000 km.eklenmistir.Maresal Fevzi çakmak,bana,Mansur(veya Murat)nehrinin kaynaginda bir barajdan muhtemelen hidroelektrik enerjisi de elde edilecegini söyledi.Genel Kurmay Baskan Yardimcisina ve diger Türk subaylarina göre,son derece güzel bir yer olan Tunceli bölgesinin ilerde "ikinci bir isviçre"haline getirilmesi umulmaktadir.Ama bana kalirsa bölgenin erisilmez yapisi ve Türkiye`de seyahat eden yabancilarin karsilastiklari güçlükler,bu rüyanin gerçeklesmesini ciddi bir biçimde engelliyecektir.
Saygilarimla
A.Ross-Askeri Atase
kanlıbey
30-05-2008, 11:41 AM
Sevgili can
Teşekkürler.Emeğinize sağlık.
Ancak neyi anlatmak istediğinizden pekte birşey anladım desen yalan olur.
Mesala buraya verdiğiniz belgelerden çok miktarda kitaplığımda mevcut.
Mesala "Amerikan gizli belgelerinde Dersim."
Fakat siz ne diyorsunuz.
aleviHAK
13-08-2008, 03:28 AM
ölüm döşeğindeyken taaa hataya bile müdahale eden mustafa kemal ,acep nedendirki dersim katliamını müdahale etmedi!!!???
yürüyüş
18-11-2008, 04:29 AM
http://img249.imageshack.us/img249/5304/seyit20riza20newe1gx7.jpg (http://img249.imageshack.us/my.php?image=seyit20riza20newe1gx7.jpg)
DÜNDEN BUGÜNE DERSİM VE 38 KATLİYAMI...!
Durna
23-01-2009, 07:39 PM
öncelikle üyesi olduğum bu forum un ne kadar yararlı bir forum olduğunu gördüm,inşallah ALEVİ gençleri abuk subuk siteleri bırakır bu gibi yerlerden faydalanırlar.paylaşımı yapan canlara teşekkür ederim.benimde daha önce bilmediyim şeylere masar oldum. (bana bir harf öğretenin kırkyıl kölesi olurum hz.ALİ (rav). DERSİMİN DERSİMLİLERİN in çektikleri AŞİKARDIR ÇOK acılar çekmişler. bu konuda sadece aklıma takılan bir şey oldu ,ATATÜRK konusu,ERZİNCANLIYIM ve gittiyim 3-4 CEM EVİNDE HEP ATATÜRK resimleri sözleri var.bir yerde de sanırım kitaptı ATATÜRK TUNCELİDE köprü açılışındayken hatta bu yazıyı yazarken baktım şimdi görsellerden ,buldum,çelişkide kaldığım konu ATATÜRK konusudur.araştıranlardan,bulanlardan yazıp paylaşanlara teşekkür ederim tekrardan
-dost-
23-01-2009, 09:56 PM
Son belgeleri okuyunca hala katliam denmesine bir anlam veremedim. İsyanı çiçek atarak bastıramayız ki.
Türkiye cumhuriyeti daha yeni, yolun başında , bir sürü sorun var ve içerde isyanlar patlak veriyor, ülke yıkıntıların arasından tekrar dirilmeye çalışıyor, yaralı zaten, onca millete karşı savaş vermiş yorgun bir halk ve ne oluyor içerde isyanlar çıkıyor.
Siz olsanız isyanı bastırmak için uğraşmaz mıydınız? Karşılıklı savaş verilmiş, savaş da silahla olur.
Yeni bir devlet kurulmuş daha birşeyler oturmamış, bebek yeni yeni emeklemeye başlamış, ondan hemen kalkıp koşmasını bekleyebilir miyiz?
İnsanlar savaşlarda ölürler, öldürürler bu acı bir gerçektir.
TunceliMunzur
25-05-2009, 10:53 AM
Ne hikmetse Anadoluda 500 yıldır Aleviler kürt bölgeleri içerisinde katledilmiş.
Yavuzla başlayan süreç idirisi bitlisi-ebu suud,kemalpaşazade gibi osmanlıda şeyhislamlık yapmış ve alevi katliam emirlerini vermiş kişilerin kökenlerine bakıldığında kürt oldukları çıkıyor.
Öyledir ki osmanlıda özel mülkiyet olmadığı halde alevi katliamlarında verdikleri destekten dolayı kürt illerinde toprklar kişilere dagıtılmıştır.
Osmanlıda dersimin etnik yapısı önemli değildi.Alevi olması osmanlı için yeterli bir nedendi.
1908 yılında yapılan müdahalede ki içerisinde Dtp genel başkanı ahmet türkün dedesinin kuruculuunda bulundugıu hamidiye alaylarıda vardı.Bu hamidiye alayları ahmet türkün dedesinin öncülüğünde dersimde ve diğer bölgelerde yüzlerce aleviyi katletti.
1938 yılı dersim isyanında ki tam da hatayın anavatana katılıdığı döneme denk geliyor.İngiliz ajanlarının bölgede ciritlerinden seyit rızanın ingiliz hükümetine mektubuna kadar varan olaylar dizisi.Hemen öncesinde 1933 yılında yapılan çagrı ile toplatılan 20 bini aşkın ingiliz yapımı silahlar.
Mustafa Kemal Atatürke yapılan eleştiriler haksızlıktır.
zira Mustafa Kemal 1923-1925 ve 1933 te toplamda üç kez dersime harakat düzenlenmesini engellemiştir.
Hatta seyit rızayı meclise çagırarak çözümün demokratik yollardan olmasını istemiştir.
Seyit rıza dik başlılık ve kybedecegi feodal düzen temsilciliğ nedeniyle meclis teklifine sıcak bakmamıştır.
1927 yılında dönemim elazığ vallisi Cemal Bardakçı Dersim sorunun barışçıl ve akılcıl bir sorunla çözülmesini ve yöre halkının kürtlükle hiçbir alakasının ve bagının bulunmadıgına dair özel bir mektubu Atatürke iletmiştir.
Ancak sonraki vali Alevi düşmanlığını 1937 yılında kusacaktır.
Dersim isyanı bir halk hareketi değildir.Zira isyana seyir rızanın aşireti ile birlikte sadece 4 aşiret katılmıştır.
İsmet inönü kürttür,Celal bayar kürt kökenlidir Bu iki sahıs Tüm alevi düşmanlığını gizlemeden dersime operasyon düzenlenmesi konusunda tüm çabaları sarf etmiştir.
Tunceli genarali hüseyin apdullah alp doğan ki kendisi elazıglı ve kürt kökenlidir tüm alevi düşmanlıgını gizlemeden dersim kırımını gercekleştirmiştir.
İsyan süresince doğu illerinden 6 bini aşkın kürt gencide orduya gönüllü olarak katılmıştır.
Evet ne hikmet değilmi hep doğuda vurulmak.
kanlıbey
25-05-2009, 11:08 AM
Ne hikmetse Anadoluda 500 yıldır Aleviler kürt bölgeleri içerisinde katledilmiş.
Yavuzla başlayan süreç idirisi bitlisi-ebu suud,kemalpaşazade gibi osmanlıda şeyhislamlık yapmış ve alevi katliam emirlerini vermiş kişilerin kökenlerine bakıldığında kürt oldukları çıkıyor.
Öyledir ki osmanlıda özel mülkiyet olmadığı halde alevi katliamlarında verdikleri destekten dolayı kürt illerinde toprklar kişilere dagıtılmıştır.
Osmanlıda dersimin etnik yapısı önemli değildi.Alevi olması osmanlı için yeterli bir nedendi.
1908 yılında yapılan müdahalede ki içerisinde Dtp genel başkanı ahmet türkün dedesinin kuruculuunda bulundugıu hamidiye alaylarıda vardı.Bu hamidiye alayları ahmet türkün dedesinin öncülüğünde dersimde ve diğer bölgelerde yüzlerce aleviyi katletti.
1938 yılı dersim isyanında ki tam da hatayın anavatana katılıdığı döneme denk geliyor.İngiliz ajanlarının bölgede ciritlerinden seyit rızanın ingiliz hükümetine mektubuna kadar varan olaylar dizisi.Hemen öncesinde 1933 yılında yapılan çagrı ile toplatılan 20 bini aşkın ingiliz yapımı silahlar.
Mustafa Kemal Atatürke yapılan eleştiriler haksızlıktır.
zira Mustafa Kemal 1923-1925 ve 1933 te toplamda üç kez dersime harakat düzenlenmesini engellemiştir.
Hatta seyit rızayı meclise çagırarak çözümün demokratik yollardan olmasını istemiştir.
Seyit rıza dik başlılık ve kybedecegi feodal düzen temsilciliğ nedeniyle meclis teklifine sıcak bakmamıştır.
1927 yılında dönemim elazığ vallisi Cemal Bardakçı Dersim sorunun barışçıl ve akılcıl bir sorunla çözülmesini ve yöre halkının kürtlükle hiçbir alakasının ve bagının bulunmadıgına dair özel bir mektubu Atatürke iletmiştir.
Ancak sonraki vali Alevi düşmanlığını 1937 yılında kusacaktır.
Dersim isyanı bir halk hareketi değildir.Zira isyana seyir rızanın aşireti ile birlikte sadece 4 aşiret katılmıştır.
İsmet inönü kürttür,Celal bayar kürt kökenlidir Bu iki sahıs Tüm alevi düşmanlığını gizlemeden dersime operasyon düzenlenmesi konusunda tüm çabaları sarf etmiştir.
Tunceli genarali hüseyin apdullah alp doğan ki kendisi elazıglı ve kürt kökenlidir tüm alevi düşmanlıgını gizlemeden dersim kırımını gercekleştirmiştir.
İsyan süresince doğu illerinden 6 bini aşkın kürt gencide orduya gönüllü olarak katılmıştır.
Evet ne hikmet değilmi hep doğuda vurulmak.
Değerli Dost ...
Öncelikle konulara doğru yaklaştığınız İÇİN çok teşekkür ederim...
İnan olsun kimin hangi etnik gruptan olduğunun sadece eşyaları adı ile çağırmak adında önemi vardır..
Ötesi önemli değildir....
Bu anlamda yazılarınız bir birikimi ifade ediyor..
Yani öze dönüyoruz..
Gerçek Aleviliğe..
"OKUNACAK EN KUTSAL KİTAP İNSANDIR."
okanziya
25-05-2009, 11:13 AM
Alevi olupta Dersim katliyaminda devleti hakli görenler var.Abdullah Alpdogani görevlendiren Atatürkün kendisidir.
$öyle bir düsünün,Atatürkün dersim katliyaminda sonra ölmüs olmasi tesadüf mü degil mi.
Bence degil.....
Geçerken
25-05-2009, 11:18 AM
Belge isterim varmı belgen? Yo katatürk Sunu yaptı yok Atatürk Dersimde şu planı hazırladı..vs
Tabi ki Yok.
Şimdi diyor Alevi olupda devleti haklı gören - ya da Şeyit Rıza'yı haklı görmeyen - ( Ben mesela )
Sorarım size Sosyalist ya da Komünist olup Seyit Rıza'yı destekleyen ve ya haklı görmek de ne oluyor?
kanlıbey
25-05-2009, 11:24 AM
Belge isterim varmı belgen? Yo katatürk Sunu yaptı yok Atatürk Dersimde şu planı hazırladı..vs
Tabi ki Yok.
Şimdi diyor Alevi olupda devleti haklı gören - ya da Şeyit Rıza'yı haklı görmeyen - ( Ben mesela )
Sorarım size Sosyalist ya da Komünist olup Seyit Rıza'yı destekleyen ve ya haklı görmek de ne oluyor?
Değerli Dostum...
Öncelikle Dersim ŞAHI Seyıt Rıza yı anlamak gerek...
Yani öncelikle ALEVİ olmak gerek....
Gerisi Tefarruattır.....
TunceliMunzur
25-05-2009, 11:26 AM
Feodal düzen temsilcisi biri yani seyit rıza savunulamaz zaten.
Ayrıca şunuda belitmek isterim 1938 öncesi dersim iç çatışmaların,aşiret ve arazi çatışmalarının,kan davalarının olduğu bir bölgeydi.
İç huzur yoktu.
Devletin müdahalesi gerekliydi ama katliamlar tamamen devletin içerisinde ki kürt kadroların Alevi düşmanlığından ileri gelmekteydi.
Birde aşiret reislerinin seyit rıza ve diğer üç aşiretin dik başlılığından ve çıkarlarından kaynaklanmaktadır.
dersim isyanı toprak reformunun önünde ki en büyük isyandır.
isyanın ilerici hiç bir yönü yoktur.
Geçerken
25-05-2009, 11:35 AM
Alevi değilim diye ikinci adammı olumdum. Yorumlarım İkinci Plandamı.
Alevi olmayan üye olamıyormu?
bi kaç sözüm olacak size ve yandaşlarınıza ;
Ben senin Sosyalist Yada Komünist olamayacağını söylüyorum. Bu tavrın nedeni ile. Sen bana ne diyorsun.
Atatürk'ün ölümünüde bu işe bağlamak ne demek oluyor?
Sen konuları nasıl ele alıyorsun?
Bana kanıt getir arkadaşım kanıt bıktık bu yalanlardan...
Varmı kanıt'ın? ( Sosyalizm'in değişmezini getir diyorum yani )
Yok olamayacakta hiç bir zaman yıllardır uğraşıyorsunuz bulamıyorsunuz...
Bunuda geçelim sizin propaganda araçlarınızın yalancılıgını iftiracılıgınıda geçelim.
Sana Deminde dedim "Sosyalistmisin/Komunist?" Evetse Nasıl olurda Feodalistleri savunabilirsin? Bunlar bize en çok zarar verenler değilmidir?
Manifestoda bunlar için ne yazar?
Ha Orada ki Savas halini yapılan uygulamaları kınıyorsan ona bir şey diyen yok zaten.
Ama bu işi Propagandaya döküp, Şeyit Rıza'yı Kürt Yapıp ( Bknz Kürtçüler ) Son sözlerini Değiştirip bir yere varamazsınız.
okanziya
25-05-2009, 11:42 AM
Alevi değilim diye ikinci adammı olumdum. Yorumlarım İkinci Plandamı.
Alevi olmayan üye olamıyormu?
bi kaç sözüm olacak size ve yandaşlarınıza ;
Ben senin Sosyalist Yada Komünist olamayacağını söylüyorum. Bu tavrın nedeni ile. Sen bana ne diyorsun.
Atatürk'ün ölümünüde bu işe bağlamak ne demek oluyor?
Sen konuları nasıl ele alıyorsun?
Bana kanıt getir arkadaşım kanıt bıktık bu yalanlardan...
Varmı kanıt'ın? ( Sosyalizm'in değişmezini getir diyorum yani )
Yok olamayacakta hiç bir zaman yıllardır uğraşıyorsunuz bulamıyorsunuz...
Bunuda geçelim sizin propaganda araçlarınızın yalancılıgını iftiracılıgınıda geçelim.
Sana Deminde dedim "Sosyalistmisin/Komunist?" Evetse Nasıl olurda Feodalistleri savunabilirsin? Bunlar bize en çok zarar verenler değilmidir?
Manifestoda bunlar için ne yazar?
Ha Orada ki Savas halini yapılan uygulamaları kınıyorsan ona bir şey diyen yok zaten.
Ama bu işi Propagandaya döküp, Şeyit Rıza'yı Kürt Yapıp ( Bknz Kürtçüler ) Son sözlerini Değiştirip bir yere varamazsınız.
Gecerken sana ne diyeyim simdi
Sen simdi kendini sosyalistmi görüyorsun birde.Sosyalizm senin gibilere kaldiysa vay halimize.Yakinda orduyu hatta ergenekonculari bile destekleme eylemleri yaparsin.
Sosyalist insan kendi devletide olsa devletin yaptigi katliyamlara karsi cikar.
Alman sosyalistleri gibi.
Hitler Polanyali yahudileri katlettiten sonra Will Brand özür dilemistir.
Perseus
25-05-2009, 11:45 AM
Alevi değilim diye ikinci adammı olumdum. Yorumlarım İkinci Plandamı.
Alevi olmayan üye olamıyormu?
bi kaç sözüm olacak size ve yandaşlarınıza ;
Ben senin Sosyalist Yada Komünist olamayacağını söylüyorum. Bu tavrın nedeni ile. Sen bana ne diyorsun.
Atatürk'ün ölümünüde bu işe bağlamak ne demek oluyor?
Sen konuları nasıl ele alıyorsun?
Bana kanıt getir arkadaşım kanıt bıktık bu yalanlardan...
Varmı kanıt'ın? ( Sosyalizm'in değişmezini getir diyorum yani )
Yok olamayacakta hiç bir zaman yıllardır uğraşıyorsunuz bulamıyorsunuz...
Bunuda geçelim sizin propaganda araçlarınızın yalancılıgını iftiracılıgınıda geçelim.
Sana Deminde dedim "Sosyalistmisin/Komunist?" Evetse Nasıl olurda Feodalistleri savunabilirsin? Bunlar bize en çok zarar verenler değilmidir?
Manifestoda bunlar için ne yazar?
Ha Orada ki Savas halini yapılan uygulamaları kınıyorsan ona bir şey diyen yok zaten.
Ama bu işi Propagandaya döküp, Şeyit Rıza'yı Kürt Yapıp ( Bknz Kürtçüler ) Son sözlerini Değiştirip bir yere varamazsınız.
senin de bol keseden saladığın gunleri gördük. önce kendi söylediğin sözleri tezlerle ıspatla daha sonra sağa sola cat..
Devimci ahlakı devrimci anlayışı en son akıl alacağımız kişilerden birisin hergün devrim uğruna baş eğmez yiğitlerden birisini potresini taşıyorsun lakin onların yükü senin omzundan ağır gelir. sen atatürkün resmini taşı ondan başkası sana ulkudaş gözuyle bakmaz...
BerXwedeR
25-05-2009, 11:47 AM
ATATÜRK
Devlet Hava Yollarının
Ankara istasyonunda
Dersim harekatına katılan
uçakları beklerken
22 Mayıs 1937
http://www.tayyareci.com/hvata/ata159a1.jpg
ATATÜRK
Dersim harekatından
dönen uçakları beklerken
22 Mayıs 1937
http://www.tayyareci.com/hvata/ata161b1.jpg
ATATÜRK ve
Dersim harekatından dönen
Sabiha GÖKÇEN
Breguet - XIX önünde.
22 Mayıs 1937
http://www.tayyareci.com/hvata/ata164a1.jpg
: http://www.tayyareci.com/hvata/hvata.htm
şelpe arkadas bir konuda vermişti..
bunlarda dersim katliamında ataturk hasta diyenlere
benden saglıklı...
Geçerken
25-05-2009, 11:51 AM
senin de bol keseden saladığın gunleri gördük. önce kendi söylediğin sözleri tezlerle ıspatla daha sonra sağa sola cat..
Devimci ahlakı devrimci anlayışı en son akıl alacağımız kişilerden birisin hergün devrim uğruna baş eğmez yiğitlerden birisini potresini taşıyorsun lakin onların yükü senin omzundan ağır gelir. sen atatürkün resmini taşı ondan başkası sana ulkudaş gözuyle bakmaz...
Senmiydin tatilde olup ismet paşanın anılarından Krtuluş savasının olmadıgına dair ispat getirecek adam?
Neyse geçelim, Neyi bol keseden atmışım?
Şeyit rıza Devrimcimidir? ( Sosyalist/ Komunist )
İhanet ediyorsun...
Çıkıp bana laf atıyorsun birde.
Az oku evladım oku oku.
Komünizm İlkelerinde Feodalistleri oku. Ne diyor buraya getir.
Bakın kanıt alın size kanıt.
Engels Ağızından...
Sizin ne oldugunuzu anlatan bir KANIT.
Bana bak, Çıkıp biz Sosyalist'iz komunist'iz diyeceksen 1.Bu Feodalistleri savunamazsın 2.Bunlara Devrimci ( Sosyalist Olarak, Bir yandan devrimcidir Burjuvazi eğemenliğinden sonra devrimci olmuşlardır!) diyemezsin. 3. Okuman lazım.
Laflarınada dikkat et ülküdaş..vs
Ben Hiç bir devrimciye laf atmam. Sizin gibi ihanet içinde olanlarlara diyorsanız evet atarım söverimde.
okanziya
25-05-2009, 11:53 AM
şelpe arkadas bir konuda vermişti..
bunlarda dersim katliamında ataturk hasta diyenlere
benden saglıklı...
Benim bildigim tek belge 10 Kasim 1938 (Dersim Katliyami sonrasi)
Geçerken
25-05-2009, 11:54 AM
şelpe arkadas bir konuda vermişti..
bunlarda dersim katliamında ataturk hasta diyenlere
benden saglıklı...
Bunu önceden de tartışdık.
Manevi kızı, ve DÜNYANIN İLK KADIN PİLOT'U.
Gazi Mustafa Kemal'da Cumhuru reis
Bu Kadın Pilot'da Bu Cumhur Baskanının Ülkesinden.
Yani ne bekliyorsun?
Adam'ın işi o orada bulunmak.
Ayrıca bana böyle şaçma kanıt getiirmekde ne oluyor?
Hani Gazi'nin bir sözü? Şunu Yapın bunu yapın?
Yok.
Varsa Yoksa Bu Protokol resmi..
Komik olmayın.
Ayrıca orada bir ayaklanma vardır(tıpkı sex said gibi ingiliz desteği ile) ülkede başı boş değildir.
edit : başbakan demişim
-dost-
25-05-2009, 11:59 AM
Yani Atatürk "sivil halkı öldürün" diye emir mi vermiş arkadaşlar ? Bunu mu söylemek istiyorsunuz?
Geçerken
25-05-2009, 12:00 PM
Sakamı bu sözler ya?
Neyse Ben bu şaçma seylerle kafa patlacak halim yok.
"Bugünkü toplumunun hastalıklarından, bu grup, feodal ve ataerkil toplumun yeniden kurulması gerektiği, çünkü onun bu hastalıklardan uzak olduğu sonucunu çıkartıyor. Bu grubun bütün önerileri, doğrudan ya da dolambaçlı olarak, bu hedefe yöneliktir. Proletaryanın sefaleti karşısındaki bütün yakınlık gösterilerine ve yakınmalara karşın, komünistler, bu gerici sosyalistler grubuna şiddetle karşı koyacaklardır, çünkü
1. bu grup tamamen olanaksız bir şey için uğraşıyor;
2. bu grup, mutlakiyetçi ya da feodal hükümdarlardan, bürokratlardan, askerlerden ve rahiplerden oluşan maiyetleriyle birlikte aristokrasinin, lonca ustalarının ve manüfaktürcülerin egemenliğini; bugünkü toplumun kusurlarından gerçekten de uzak olan, ama peşinden en azından bir o kadar başka kötülük getiren ve ezilen sınıfların bir komünist örgütlerime yoluyla kurtuluşları için umut dahi vermeyen bir toplumu kurmaya çalışıyor;
3. proletarya ne zaman devrimci ve komünist olsa, bu grup, proleterlere karşı burjuvaziyle derhal bağlaşıklık kurarak gerçek niyetlerini her zaman açığa vuruyor." Komünizm İlkeleri, Soru 24 - Engels.
Bununla nokta'yı koyayım, ben yatar.
okanziya
25-05-2009, 12:20 PM
Yani Atatürk "sivil halkı öldürün" diye emir mi vermiş arkadaşlar ? Bunu mu söylemek istiyorsunuz?
Sonunda anlayan birini bulduk.Evet aynen öyle demis.Hatta Dersimin ismini önce Kalan sonrada Tunceli yapmi$tir.Zaten ölüm yili ile dersim katliyamin yapildigi yilin ayni olmasi tesadüf degildi.
Dersim demek ulularin yeri demek evliyalar ocagi demektir.
Dersimin feryadi kemalide aldi beraberinde uzak yerlere götürdü.
bulesikes
25-05-2009, 12:31 PM
.......yapilan S.O.Y.K.I.R.I.M'dir........
http://www.gencalevilerharekati.eu/images/Seyit_Riza.jpg
bulesikes
25-05-2009, 12:35 PM
bakiyorumda PIR dusmanlari gene toplanmis.
okanziya
25-05-2009, 12:37 PM
.......yapilan S.O.Y.K.I.R.I.M'dir........
http://www.gencalevilerharekati.eu/images/Seyit_Riza.jpg
SOYKIRIM insanlik sucudur.Gerci türklerin tarihi SOYKIRIMLARDAN gecilmez osmanlidan bu yana.:mad:
Kendi soyda$larini bile (yavuzun tükmen katliyami) katletmekten kacinmami$lardir.
$imdi bu Dersim katliyaminda devleti hakli görenler acaba Yavuzu da hakli görüyorlar mi?
($imdi sizi öyle bir kö$eye SIKI$TIRDIM ki kacacak yer bile bulamazsiniz)
bulesikes
25-05-2009, 12:41 PM
GERÇEKLER
Bu şahıslar Dersim Katliamı yaşanırken Devletin en üst mercilerinde görevliydiler yoruma acik.
1.Mustafa Kemal Atatürk
2.Ismet Inönü
3.Celal Bayar
4.Maraşal Fevzi Çakmak
bulesikes
25-05-2009, 12:49 PM
http://img398.imageshack.us/img398/3909/halvorikq8.jpg
-dost-
25-05-2009, 12:49 PM
Peki böyle olmuşsa bu gün ne yapılması gerekiyor. Diyelim ki Atatürkün özel bir garezi vardı o yörede yaşayanlara, gidin orayı dümdüz edin hepsini öldürün dedi ne olacak şimdi?
Atatürkün soykırım yapma gibi bir isteği olsa kim canlı çıkabilirdi oradan?
bulesikes
25-05-2009, 01:07 PM
ben sizelere bizim dilde bir bilmece sorayim.
Ciyede mi esto, her ca vineno, vere cime hu nevineno.
(Bir seyim var, her yeri goruyor, kendi onunu goremiyor.)
Kandemir
25-05-2009, 01:32 PM
Komünist Enternasyonel Komintern Belgeleri'nde Dersim olayı.
29 Temmuz 1937 tarihli Komintern’in yayın organı “Rundschau” şöyle yazıyor:
“İki ayı aşkın bir zamandan beri Ankara Hükümeti, Dersim bölgesindeki Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasını bastırmakla uğraşıyor. Feodal unsurlar, Kemalist parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen, bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesindeki barınmayı başarmışlardır. Bu bölgeye geçtiğimiz yıl TUNCELİ adı verilmiştir. Dersim’in hakim katmanları, yürürlükteki yasalara rağmen, kendi yasadışı ayrıcalıklarını koruyabilmişlerdir... Dersim’de devlet otoritesi sadece kağıt üzerine kalıyordu. Feodal aşiret reisleri her fırsatta devleti hiçe sayarlardı...
Bugün, Kemalist Hükümet’in enerjik reformları yüzünden kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz bir direnişi ile karşı karşıya bulunuyoruz.” (Komintern Belgeleri’nde Kürt Sorunu, Kemalizm, Erdal Yeşil, Tohum Yayınları, s. 185, İstanbul)
(Dipnot: Komintern (http://tr.wikipedia.org/wiki/Komintern) Vladimir Lenin tarafından kurulmuştur)
bulesikes
25-05-2009, 01:44 PM
Soykırımın ortaklarını da unutmamamız gerekiyor.
Baş ortak Türk komunistleridir.
Türk Komunistleri Dersim Soykırımını büyük bir şevkle desteklemişlerdir.
Zamanın kapitalist ülkeleri sessizce izlerken, Komuntern, „Kemalist rejim gericiliği boğuyor“ diye politik destek vermişdir.
Alevi_İpar_24
25-05-2009, 01:55 PM
Çukur ağıtından bir parça şöyledir:
Celal Bayar amo
Esmo ma rê meymano
Non sola ma neweno
Ma de xayın nia dano
Vano, zerrê mı terseno
Zalım az ma ra nêverdano
Kerdime top, berdime verê Kertê Mazgerdi
Ardi, verva ma ağır makiney qurmis kerdi
( Türkçe açıklaması )
Celal Bayar gelmiş bize,Misafir, ekmeğimiz ile tuzumuz yemiyor korkuyorum , bizden kimseyi az bırakmıyor bizi, Mazgirtte bir tümseğin önüne götürdü bizleri ağır makinalar ile öldürdüler ..
Başbakan Celal Bayar, 29-30 Haziran 38‘de TBMM’de yaptığı konuşmada “ordularımız pek yakın zamanda...Dersim mıntıkasının sakinlerini tamamen kaldıracak ve bu meseleyi esasından kesecektir“ der.
bulesikes
25-05-2009, 02:00 PM
Bunu önceden de tartışdık.
Manevi kızı, ve DÜNYANIN İLK KADIN PİLOT'U.
Gazi Mustafa Kemal'da Cumhuru reis
Bu Kadın Pilot'da Bu Cumhur Baskanının Ülkesinden.
Yani ne bekliyorsun?
Adam'ın işi o orada bulunmak.
Ayrıca bana böyle şaçma kanıt getiirmekde ne oluyor?
Hani Gazi'nin bir sözü? Şunu Yapın bunu yapın?Yok.
Varsa Yoksa Bu Protokol resmi..
Komik olmayın.
Ayrıca orada bir ayaklanma vardır(tıpkı sex said gibi ingiliz desteği ile) ülkede başı boş değildir.
edit : başbakan demişim
memnuniyetle.........
------------------------Tunceli Kanunu -------------------------
Kanun 1935’in sonunda meclise sunulmuş, 36’nın başında kabul edilmiştir.
Atatürk mecliste yaptığı konuşmada, „Dersim bir yaradır, bu yara kesilip atılmalıdır“ demişti.
Bu cümle soykırımın en kısa şekilde formule edilmesidir.
ZeRiKaN_24
25-05-2009, 02:01 PM
Başbakan Celal Bayar, 29-30 Haziran 38‘de TBMM’de yaptığı konuşmada “ordularımız pek yakın zamanda...Dersim mıntıkasının sakinlerini tamamen kaldıracak ve bu meseleyi esasından kesecektir“ der.
ilk Meclis toplantısında açılış konuşması yapan Mustafa Kemal Atatürk meclis üyelerine “Dahili işlerimizden en mühim bir safha varsa o da Dersim meselesidir. Dahilde bulunan iş, bu yarayı, bu korkunç çıbanı, ortadan temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil kararların alınması için hükümete tam ve geniş yetki verilmelidir''
okanziya
25-05-2009, 02:06 PM
Çukur ağıtından bir parça şöyledir:
Celal Bayar amo
Esmo ma rê meymano
Non sola ma neweno
Ma de xayın nia dano
Vano, zerrê mı terseno
Zalım az ma ra nêverdano
Kerdime top, berdime verê Kertê Mazgerdi
Ardi, verva ma ağır makiney qurmis kerdi
( Türkçe açıklaması )
Celal Bayar gelmiş bize,Misafir, ekmeğimiz ile tuzumuz yemiyor korkuyorum , bizden kimseyi az bırakmıyor bizi, Mazgirtte bir tümseğin önüne götürdü bizleri ağır makinalar ile öldürdüler ..
Başbakan Celal Bayar, 29-30 Haziran 38‘de TBMM’de yaptığı konuşmada “ordularımız pek yakın zamanda...Dersim mıntıkasının sakinlerini tamamen kaldıracak ve bu meseleyi esasından kesecektir“ der.
Ipar eger suclu Celal Bayar diyorsan o zaman 10 kasim 1938 de ölen Atatürk degilde Celal Bayar olurdu.58 yasinda bir insan durduk yere niye ölsün ki.
$unu unutmayin
Dersim Evliyalar diyaridir.
Bu dünya evliyalarin yüzü hürmetine dönüyor.
onlar kimi ne zaman nasil yok edeceklerini iyi bilirler.
Alevi_İpar_24
25-05-2009, 02:54 PM
Ipar eger suclu Celal Bayar diyorsan o zaman 10 kasim 1938 de ölen Atatürk degilde Celal Bayar olurdu.58 yasinda bir insan durduk yere niye ölsün ki.
$unu unutmayin
Dersim Evliyalar diyaridir.
Bu dünya evliyalarin yüzü hürmetine dönüyor.
onlar kimi ne zaman nasil yok edeceklerini iyi bilirler.
İsmet İnönü 90 yaşına kadar yaşadı ve şeker hastasıydı ona kimsenin gücü yetmedi, ne yazıkki kötüler uzun yaşar.
Evliyalar yüzünden dönüyorda Neden Durdurmadılar onca kişi öldü o zaman o Ölenlerdemi kötü idi
Ecel ile Nasıl bir bağlantı kurdun anlamadım.
Av.A.Guvercin
25-05-2009, 03:37 PM
Soykırımın ortaklarını da unutmamamız gerekiyor.
Baş ortak Türk komunistleridir.
Türk Komunistleri Dersim Soykırımını büyük bir şevkle desteklemişlerdir.
Zamanın kapitalist ülkeleri sessizce izlerken, Komuntern, „Kemalist rejim gericiliği boğuyor“ diye politik destek vermişdir.
Boyle bir soylevi ilk defa duyuyorum.
Turk komunistleri Dersim Soykirimini buyuk bir sevkle desteklemislerdir oyle mi;
Yzzinin hitabet sekli gercekten dusundurucu,
Turk komunistleri
Peki bu yaziyi yazan Sayin Bulesikes siz nesiniz aslen ve nerelisiniz, bir de sizi anlayalim. Bu bir dersimlinin agzindan bu gune kadar cikan bir laf olmadi.
Dersimli olmadiginiz belli oluyor.
bulesikes
25-05-2009, 04:25 PM
Boyle bir soylevi ilk defa duyuyorum.
Turk komunistleri Dersim Soykirimini buyuk bir sevkle desteklemislerdir oyle mi;
Yzzinin hitabet sekli gercekten dusundurucu,
Turk komunistleri
Peki bu yaziyi yazan Sayin Bulesikes siz nesiniz aslen ve nerelisiniz, bir de sizi anlayalim. Bu bir dersimlinin agzindan bu gune kadar cikan bir laf olmadi.
Dersimli olmadiginiz belli oluyor.
olabilir Insan her seyi bilmek zorunda degil.
acin tarihi okuyun,komunterin o dönem tavri bellidir,
öyle,ayrica bu formdada yeterinden fazlalar.
----evet---
yeteri kadar Dersimli tanimiyor olabilirsiniz mesala...........
cemdurna62
25-05-2009, 07:03 PM
atatürk hasta diyenler manevi kızı sabiha gökçen dersim'i bombalarken cok sevdiginiz atatürk rozet takmıştır hasta haliyle
Geçerken
25-05-2009, 09:29 PM
Kendini Komünist sosyalistmi sanıyorsunda Türk Komün e laf atıyorsun?
Bu Gerici ve Feodalistleri birde savunuyor adam..
Yan Provakasyoncu ve Komunızm Sosyalizmle alakası olmadıgını kendı kendıne itiraf ediyorsun.
Siz bu olayı sadece Propaganda için kulanırsınız.
Orada Zazalara yönelik bir soykırımda olmamıştır. Çıkıp soykırım diyebilecek kadarda Yüzsüzler.
-dost-
25-05-2009, 10:21 PM
Eşim Tuncelili soykırım diye bir iddiaları yok. Atatürkü de seviyorlar. Hatta Atatürkten emir geldiğini ve askeri durdurduğunu söylüyorlar.
Ararat
25-05-2009, 10:41 PM
Kendini Komünist sosyalistmi sanıyorsunda Türk Komün e laf atıyorsun?
Bu Gerici ve Feodalistleri birde savunuyor adam..
Yan Provakasyoncu ve Komunızm Sosyalizmle alakası olmadıgını kendı kendıne itiraf ediyorsun.
Siz bu olayı sadece Propaganda için kulanırsınız.
Orada Zazalara yönelik bir soykırımda olmamıştır. Çıkıp soykırım diyebilecek kadarda Yüzsüzler.
yine atıp tutuyorsun..komünter nedir bilgin varmı? komünterin milli mücadele döneminde yapılan olaylarda burjuvazi tarafında saf göstermiştir.az bucuj kitap okuyan bunu bilir.yukarıdaki arkadaşın 'türk komünistleri' tabiride yanlıştır.komünistin türkü lazı kürdü olmaz zaten böyle bir ırk ayrımını redetmiştir..
bazılarını feodalizmi savunudğunu onlardan beslendiğini söylüyorsunda kurtuluş savaşı sırasında feodal toprak ağalarından destek alanda mustafa kemal değilmiydi?mademki feodalizme karşısın onada karşı durunki samimiyetiniz ortaya cıksın.hem feodalizmden besleneceksin hemde feodalizme karşı cıkacaksın buna kadir inanır bile inanmaz..
Geçerken
25-05-2009, 10:53 PM
Ben Kemalist değilim bunu her yazımın basında yazmama gerek varmı?
Mustafa Kemal Bunları tabi ki kulandı iyikide kulandı.
Vaktiyle Bu gerici Şıhcıların Ankara Meclisinde Bizzat Mustafa Kemal'inde Katıldıgı Oylamada Müzik Dersini İlahi ders olarak değiştirmesine bile ses çıkarmadı.
Bu gericilerin yani sizin desteklediğiniz kişilerin vaktiyle ordudan bozguncuları ile 30 bin adam kaçırdıgınıda biliyosunuzdur ( Şeyit Rıza Demiyorum Feodalistleri diyorum ) Musul Kerkuk için Gazi Mustafa Kemal Ordu kurdugunda İngiliz Emperyalizm'i ile işbiliği yaparak Sex Said denen Satılmışında ayaklanma yaptıgını biliyorsunuz.
Türk Komunistleri Tabirini ben atmadım arkadaş Şoven duyuları pekiştirmek için Türklerin Soykırımcı oldugunu idda etikden sonra Türk Komünistlerinede bir güzel verip veriştirdi.
Toparlamak gerekirse, Gazi Mustafa Kemal Kuracagı Cumhuriyet ve Anti Emperyalist Ülke için Gericileri kulanmıştır, İşi bittikden sonra bunları söküp atmıştır. Bizim yapmamış gerekense bu Gericilere siddetle karşı durmak. Sizin yapmanız gerekende Provakasyon ihanet ve Propaganda için bunları kulanmaya devam etmenizdir.
Ayrıca "az buçuk okuyanda" Sizin nasıl ihanet içinde olduunuz bilir.
Ararat
25-05-2009, 10:58 PM
Ben Kemalist değilim bunu her yazımın basında yazmama gerek varmı?
Mustafa Kemal Bunları tabi ki kulandı iyikide kulandı.
Vaktiyle Bu gerici Şıhcıların Ankara Meclisinde Bizzat Mustafa Kemal'inde Katıldıgı Oylamada Müzik Dersini İlahi ders olarak değiştirmesine bile ses çıkarmadı.
Bu gericilerin yani sizin desteklediğiniz kişilerin vaktiyle ordudan bozguncuları ile 30 in adam kaçırdıgınıda biliyosunuzdur ( Şeyit Rıza Demiyorum Feodalistleri diyorum ) Musul Kerkuk için Gazi Mustafa Kemal Ordu kurdugunda İngiliz Emperyalizm'i ile işbiliği yaparak Sex Said denen Satışmışında ayaklanma yaptıgını biliyorsunuz.
Türk Komunistleri Tabirini ben atmadım arkadaş Şoven duyuları pekiştirmek için Türklerin Soykırımcı oldugunu idda etikden sonra Türk Komünistlerinede bir güzel verip veriştirdi.
Toparlamak gerekirse, Gazi Mustafa Kemal Kuracagı Cumhuriyet ve Anti Emperyalist Ülke için Gericileri kulanmıştır, İşi bittikden sonra bunları söküp atmıştır. Bizim yapmamış gerekense bu Gericilere siddetle karşı durmak. Sizin yapmanız gerekende Provakasyon ihanet ve Propaganda için bunları kulanmaya devam etmenizdir.
kullan at politikası izlendiyse neden halen bu ülkede burjuva demokratik devrim olmamıştır? neden toprak devrimi gerçekleşememiştir.mademki feodal toprak ağalarının miladı dolmuş ve kullanıp atılmış neden devamı yok?
sizlerin gericilikten kastınız sadece dinmidir?
bir insanın gerici olup olmadıgını sınıfsal mücadeledeki yer alışına göre belirlersin..din=gericilik dersen yanlış yerden başlamış olursun..ezilen halkların mücadelesinde engel olan kim olursa olsun gericidir statükocudur..dincileri gerici yaparken kendi savunduugnuz egemen ideolojiyi oturup bir düşünün.
Geçerken
25-05-2009, 11:07 PM
:)
Hani derlerdi ya Gazi "Mustafa Kemal Diktatör" bizde cevap verirdik, Madem Diktatör ya Diktatör ne demek bilmiyorsunuz ya da Mustafa Kemal'in Yalvarmasına rağmen İsmet paşa'ya Toprak Reformun'u meclisden geçiremediğini bilmiyorsunuz...
Toprak Reformu Meclis'den geçememiştir. İsmet Paşa ilede Araları Gazi'nin bozulmuştur.
Feodal ağaların devamı yok?
Gericilikten kastımız nedir.
Gericilikten Kastımız Feodalistlerin Burjuva Devrimden sonra Devrimci olması ( sizin gözünüzde bunların ilerici görünmesi doğaldır) ve Tıpkı Burjuvazi gii vaktinde Magna Cartadan beri ilerici gözükerek devrimden sonra gerileyecek(politila) olduklarındandır.
Feodalizm'i anlatacak değiliz değilmi? Benim Gericilikten Kastımda "Din" Değildir.
Ararat
25-05-2009, 11:13 PM
:)
Hani derlerdi ya Gazi "Mustafa Kemal Diktatör" bizde cevap verirdik, Madem Diktatör ya Diktatör ne demek bilmiyorsunuz ya da Mustafa Kemal'in Yalvarmasına rağmen İsmet paşa'ya Toprak Reformun'u meclisden geçiremediğini bilmiyorsunuz...
Toprak Reformu Meclis'den geçememiştir. İsmet Paşa ilede Araları Gazi'nin bozulmuştur.
Feodal ağaların devamı yok?
Gericilikten kastımız nedir.
Gericilikten Kastımız Feodalistlerin Burjuva Devrimden sonra Devrimci olması ( sizin gözünüzde bunların ilerici görünmesi doğaldır) ve Tıpkı Burjuvazi gii vaktinde Magna Cartadan beri ilerici gözükerek devrimden sonra gerileyecek(politila) olduklarındandır.
Feodalizm'i anlatacak değiliz değilmi? Benim Gericilikten Kastımda "Din" Değildir.
diktatör nedir?:) yalvarmışmış:) hadi be cocukmu kandırıyorsun.yalvarmışmışta meclisten toprak reformu geçmemişmiş..
feoldaizm burjuva demokratik devrimi ile devrimci olmazlar zaten feodalizm üstünde devrimi gerçekleştiren burjuvadır burda tek devrimci özellik taşıyan kesim vardır oda burjuvazidir..burjuva demokratik devriminden sonra gericileşen feodalizm değil,feodalizm üzerinde demokratik devrim gerçekleştiren burjuvazidir..
Geçerken
25-05-2009, 11:59 PM
:)
Şimdi hangi bilgisizliğe cevap vereyim?
Bak. bunları tartıştıgımıza inanamıyorum ya :) Magna Cartadan beri Burjuva Devrimcidir, Burjuva Devriminden sonra ise Yani Sistemini ve pisliğini oturtuktan sonra gerici oladugu ortaya çıkar, Aynı şekilde Burjuvanın devrim'inden sonra Hükmü sönen bu Gericilerde şimdi devrimci oldu. Yani Devrimcilikleri o Engels'in dediği gibi gericiliğikleri içindir. Onun İçin Gerici Sosyalist yada devrimciler deriz.
Hayla Burjuva Ve Devrimcilik diyor ülleyimmi ağlayayımmı?
Hey allahım...
Toprak Reformuna gelince, Az oku seni çocuk gibi kandırmasınlar oku oku.
Göze girmeyi evirip çevirmeyi de bırak evlat oku...
Atatürk'ün Toprak reformu konuşmaları, İdeallerini, Meclisle girdiği munakaşaları oku. Bununlada yetinmeBüyük 29-32 Krizinide araştır. Çok yolun var.
"Toprak yasasının bir sonuca eriştirilmesini TBMM'nin üstün çabalarından beklerim. Her Türk çiftçi ailesinin geçineceği ve çalışacağı toprağa sahip olması kesinkes lazımdır." Gazi Mustafa Kemal
Ararat
26-05-2009, 03:11 AM
:)
Şimdi hangi bilgisizliğe cevap vereyim?
Bak. bunları tartıştıgımıza inanamıyorum ya :) Magna Cartadan beri Burjuva Devrimcidir, Burjuva Devriminden sonra ise Yani Sistemini ve pisliğini oturtuktan sonra gerici oladugu ortaya çıkar, Aynı şekilde Burjuvanın devrim'inden sonra Hükmü sönen bu Gericilerde şimdi devrimci oldu. Yani Devrimcilikleri o Engels'in dediği gibi gericiliğikleri içindir. Onun İçin Gerici Sosyalist yada devrimciler deriz.
Hayla Burjuva Ve Devrimcilik diyor ülleyimmi ağlayayımmı?
Hey allahım...
Toprak Reformuna gelince, Az oku seni çocuk gibi kandırmasınlar oku oku.
Göze girmeyi evirip çevirmeyi de bırak evlat oku...
Atatürk'ün Toprak reformu konuşmaları, İdeallerini, Meclisle girdiği munakaşaları oku. Bununlada yetinmeBüyük 29-32 Krizinide araştır. Çok yolun var.
"Toprak yasasının bir sonuca eriştirilmesini TBMM'nin üstün çabalarından beklerim. Her Türk çiftçi ailesinin geçineceği ve çalışacağı toprağa sahip olması kesinkes lazımdır." Gazi Mustafa Kemal
hangi bilgisizliğme cevap verdin? verebildiğinimi sanıyorsun dostum sen hiç bir şey söylemiyorsunki iki şey biliyorsun her yerde aynı şeyi irdeliyorsun veya bir yerlerde kopyalıyorsun..
tam bir reformist revizyonist devrimci modeli..sizin içine düştüğünüz durum tamda budur karşı devrim cehpesi...
benim anlamdıgım istediği yasayı meclisten geçirebilen atatürk söz konusu toprak reformu olunca niye bu kadar zorlanıyor?.
bir kere türkçeyi kullanmayı öğren kurduğun cümlelerde özne yok devrikk cümleler gerçekten yazdıklarını anlayamıyorum cünkü anlamsız cümleler kuruyorsun..ve böylece cok şey söylediğini sanıyorsun..ayrıca evlat gibi tabirler
san yakışan bir tabir..
bu ülkede toprak devrimi olmuşmu olmamışmı ne olacaktıd yapacaklardıydıda yalvarmışta mşıta müşle kervan yürümüyor..toprak devrimi yapamazdın cünkü feodal toprak ağaların söz vermiştin..ki milli mücadele döneminde henüz mustafa kemal düzenli ordu ile mücadeleye girmediği dönemlerde zaten aşiret ağaları toprak ağaları düşmanla çatışıyordu..bunları düzenli ordu safların katarak pasifize edilmiştir..
ulusal burjuva demokratik devriminden bahsedebilmek için eskiye dair hiç bir şeyi kalmaması gerek.oysaki yeni kurulan devlet osmanlının sosyo ekonomik koşullarında köklü değişiklik getirememiştir..bak altını ciziyorum burjuva demokratik devrim..
yeni kurulan devletin osmanlıdan az feodal bağları oldugunu söyleyebilirmisin?
bir kere burjuva demokrtik devriminin oldugu bir ülkede ordu hiç bir şeye karışamaz oysaki osmanlı ve devamı olan devlette ordu her şeyin üstündedir.bizler buna silahların gölgesinde demokratikçilik oynamak diyoruz..
sen ve senin gibi düzen devrimcilerinin yaptıgı budur..
o ilk pragrafta magna cartadalı yorumunu hiç anlamadım anlatım bozuklukları nedeniyle..herhalde şunu demek istiyorsun burjuvazi feodalizme karşı devrimcidir proleteryaya karşı karşı devrimcidir..anlatmak istediğin bu değilse zaten yanlış yoldasın..
gericilikleri devrimciliklerinde saklıdır ve sizler bunlara gerici sosyalist yada devrimciler diyormuşssunuz kendinizi ne güzelde tarif etmişsiniz..sizlerde sosyalizmin içine sızmış revizyonistler olarak aynı kefeye koymamızda bir sakınca göremiyorum..sizlerin feodalizmden koptuğunuzu söyleyemeyiz..çünkü yaptığınız küşük burjuva devrimciliği.
mademki devrimci diyalektikte teori ve pratik birbirini tutması gerek,teorinizi ve PRATİĞinizi görelim,revizyoncular sizi.
TunceliMunzur
26-05-2009, 03:14 AM
.......yapilan S.O.Y.K.I.R.I.M'dir........
http://www.gencalevilerharekati.eu/images/Seyit_Riza.jpg
Öncelikle Soykırım nedir ne anlama geliyor onu öğren gel.
Soykırım bir ırkı yada toplumu sistematik bir biçimde yok etmedir.
Dersimde soykırım değil katliam yapılmıştır.Ama öyle söylenenin ve abartının alıp gittigi bir 80 bin kişi değil 6 bin kişinin öldüğü söylenebilir.
Ararat
26-05-2009, 03:18 AM
Öncelikle Soykırım nedir ne anlama geliyor onu öğren gel.
Soykırım bir ırkı yada toplumu sistematik bir biçimde yok etmedir.
Dersimde soykırım değil katliam yapılmıştır.Ama öyle söylenenin ve abartının alıp gittigi bir 80 bin kişi değil 6 bin kişinin öldüğü söylenebilir.
:) 6 bin kişi cok değilmi?
ben 1000 kişi biliyordum demekki yanlış biliyorum..
TunceliMunzur
26-05-2009, 03:33 AM
SOYKIRIM insanlik sucudur.Gerci türklerin tarihi SOYKIRIMLARDAN gecilmez osmanlidan bu yana.:mad:
Kendi soyda$larini bile (yavuzun tükmen katliyami) katletmekten kacinmami$lardir.
$imdi bu Dersim katliyaminda devleti hakli görenler acaba Yavuzu da hakli görüyorlar mi?
($imdi sizi öyle bir kö$eye SIKI$TIRDIM ki kacacak yer bile bulamazsiniz)
Kimi köşeye sıkıştırıyorsun.Hangi bilğinle sıkıştırıyorsun?
Bakalım skıştırabilmişmisin.?
Türk ulusunun tarihi soykırımdan geçilmez demişsin.
Ön yargıların ve Türk düşmanlığın hmen ortaya çıkmış.
Osmanlı devleti ilk kurulduğu dönemde Alevi-Bektaşi Türklerin egemen olduğu bir devletti.
Fatih Sultan Mehmetten sonra devlete egemen olan devşirme sistem ile devlet Türkmen Alevi geleneginden hızla uzaklaşıp devşirme sistemin ve onların eğemen çıkarlarına hizmet edecek olan şerata ve araplaşmaya doğru hızla ilerlemiştir.Devşirme sistemin sarayda ki uzantısı Zagabos paşa Türkmen ve Türk unsurları saraydan temizletmek için Fatihin aklına girecek ve Türk ailelerin sarayada son temsilcisi olan Çandarlı Halil paşayı öldürtecek ve bu dönemden sonra sarayada Türk olmak suç sayılacak,Türkçe yasaklanacak,Türk kültürü terslenecek,Türklük aşağılanacak ve yerine arap unsurları ve şeriatçı yapı hakim lmaya başlayacaktır.
Kısacası Osmanlı yavuz döneminde aşırı Türk ve Alevi düşmanı bir konuma gelecektir.(Erdoğan Aydın Fetih ve gerçekler kitabını okuyablirisiniz)
Yavuz Selim Trabzonda yetiştigi dönemde ünlü yetiştiricisi idrisi bitilsidir kendisi kürt kökenlidir.Yavuz selim küçüklükten itibaren bu şahıs Yavuzu Alevi ve Türk düşmanı olarak yetiştirip kendi zehrini yavuz üzerinden kusturtacaktır.
Yavuz tahta geçtiğinde aklı başından alınmış ne yaptığını bilmyen devşirme ve kürt kadroların etkisiyle tüm seferlerini Türk ve Türkmen halk üzerine yapmıştır.
Öyle bir hırs ve zihniyet yüklenmiştir ki yavuza Mecibadık savaşını kaybeden Memlük Türk devleti ordusunu takibe devam etmiş sina çölünü geçmiş ikinci bir darbeyi ridaniye savaşında vurarak 100 binlerce Türkü katletmiştir.
Çaldıran seferine giderken İdrisi bitlisi ve çevresinin fişlettirdigi 40 bin Alevi Türkmeni katletmekten çekinmemiş ve bu katliamda yardıncı olan kürt aşiretelerine toprak dağıtmıştır.Güneydoğuda ki feodal düzen bu döenmde bu olaylarla başlamıştır.
Sonraki Tüm Alevi katliamlarında Osmanlı devleti hep kürtlerle işbirliği yapmıştır.
TunceliMunzur
26-05-2009, 03:38 AM
:) 6 bin kişi cok değilmi?
ben 1000 kişi biliyordum demekki yanlış biliyorum..
Tabiki çok sadece olayları abartmayın.
Elbette ki katliam yapıldı.
Bizde tasvip etmiyoruz yaşananları ama birileri Celal Bayar İsmet inönü,Tunceli genarali H.Abdullah alp doğan gibi devlet içerisinde ki kürt kadroları,İsyanı bastırmak için orduya gönüllü katılan 6 bini aşkın kürt gencini,1925'te yaşanan sehyt sait artıklarının zararlı çalışmalarını,ingiliz ajnalarını es geçip direkt Atatürke yükleniyor.
illegal
26-05-2009, 05:23 AM
Eşim Tuncelili soykırım diye bir iddiaları yok. Atatürkü de seviyorlar. Hatta Atatürkten emir geldiğini ve askeri durdurduğunu söylüyorlar.
bu gercekten cok komik
ama ben buna gülmeyecegim sinirlenmiyecegimde
illegal
26-05-2009, 05:28 AM
Tabiki çok sadece olayları abartmayın.
Elbette ki katliam yapıldı.
Bizde tasvip etmiyoruz yaşananları ama birileri Celal Bayar İsmet inönü,Tunceli genarali H.Abdullah alp doğan gibi devlet içerisinde ki kürt kadroları,İsyanı bastırmak için orduya gönüllü katılan 6 bini aşkın kürt gencini,1925'te yaşanan sehyt sait artıklarının zararlı çalışmalarını,ingiliz ajnalarını es geçip direkt Atatürke yükleniyor.
EFENDI efendi
ha celal han ismo
ortada yüzbinlerce kürt zaza alevisinin katleden bir anlayis bir ideoloji vardir
sen hangi gazeli okuyorsun bize
sivas katliamini kim yapti on binlerce yobazmi yapti yoksa dönemin zihniyetine anlayisina ideolojisine baglilik yemini edenlermi eger on binlerce yobaz yapti dersen birdaha böyle konulara burnunu sokma derim
BÖYLE DENGESIZ ce tutarsizca seyler yazmayin sizin yüzünüzden herseferinde utanc abidesi olmaktan biktim
-dost-
26-05-2009, 05:55 AM
bu gercekten cok komik
ama ben buna gülmeyecegim sinirlenmiyecegimde
Neden gülecek ya da sinirleneceksiniz ki? Onların düşüncesi de böyle ne var? Soykırım vardır diyenler kadar soykırım olmadığını söyleyenler de düşüncelerini rahatlıkla söyleyebilmeli değil mi?
illegal
26-05-2009, 06:01 AM
Eşim Tuncelili soykırım diye bir iddiaları yok. Atatürkü de seviyorlar. Hatta Atatürkten emir geldiğini ve askeri durdurduğunu söylüyorlar.
IDDIAA
ve
Neden gülecek ya da sinirleneceksiniz ki? Onların düşüncesi de böyle ne var? Soykırım vardır diyenler kadar soykırım olmadığını söyleyenler de düşüncelerini rahatlıkla söyleyebilmeli değil mi?
düsünce
buda enteresan
topigin ana basligi katliamdir
devamla kirim yazilmis
yani kirdirilmis bir halk var ordata
erzincanin dogdugum bir köy zamaninda zaza alevileri ile ermeniler ic ice yasarlarmis cumhuriyette birlikte gelen katliamlar ve sürgünlerden o köyde nasibini almis kimi zazalar kendilerini türk gösterip saklanmak zorunda kalmis kimileride direnis sonucu katledilmisler ermenilerden söz etmiycem onlarin akibetini herkes biliyor
bugün bu katliam ve kirimlari yapan zihniyetin veletleri bizim köy icin bir ara kizilbas lar diyorlardi simdilerdeyse kizilderi liler diyorlar
simdi gidip bu zihniyeti o köyden kovmak YADA atmak
BILMEM ANLATABILIYORMUYUM
muhacirkomlu
26-05-2009, 07:01 AM
bilgilendirmeleriniz için hepinize teşekkür
Geçerken
26-05-2009, 09:25 AM
hangi bilgisizliğme cevap verdin? verebildiğinimi sanıyorsun dostum sen hiç bir şey söylemiyorsunki iki şey biliyorsun her yerde aynı şeyi irdeliyorsun veya bir yerlerde kopyalıyorsun..
tam bir reformist revizyonist devrimci modeli..sizin içine düştüğünüz durum tamda budur karşı devrim cehpesi...
benim anlamdıgım istediği yasayı meclisten geçirebilen atatürk söz konusu toprak reformu olunca niye bu kadar zorlanıyor?.
bir kere türkçeyi kullanmayı öğren kurduğun cümlelerde özne yok devrikk cümleler gerçekten yazdıklarını anlayamıyorum cünkü anlamsız cümleler kuruyorsun..ve böylece cok şey söylediğini sanıyorsun..ayrıca evlat gibi tabirler
san yakışan bir tabir..
bu ülkede toprak devrimi olmuşmu olmamışmı ne olacaktıd yapacaklardıydıda yalvarmışta mşıta müşle kervan yürümüyor..toprak devrimi yapamazdın cünkü feodal toprak ağaların söz vermiştin..ki milli mücadele döneminde henüz mustafa kemal düzenli ordu ile mücadeleye girmediği dönemlerde zaten aşiret ağaları toprak ağaları düşmanla çatışıyordu..bunları düzenli ordu safların katarak pasifize edilmiştir..
ulusal burjuva demokratik devriminden bahsedebilmek için eskiye dair hiç bir şeyi kalmaması gerek.oysaki yeni kurulan devlet osmanlının sosyo ekonomik koşullarında köklü değişiklik getirememiştir..bak altını ciziyorum burjuva demokratik devrim..
yeni kurulan devletin osmanlıdan az feodal bağları oldugunu söyleyebilirmisin?
bir kere burjuva demokrtik devriminin oldugu bir ülkede ordu hiç bir şeye karışamaz oysaki osmanlı ve devamı olan devlette ordu her şeyin üstündedir.bizler buna silahların gölgesinde demokratikçilik oynamak diyoruz..
sen ve senin gibi düzen devrimcilerinin yaptıgı budur..
o ilk pragrafta magna cartadalı yorumunu hiç anlamadım anlatım bozuklukları nedeniyle..herhalde şunu demek istiyorsun burjuvazi feodalizme karşı devrimcidir proleteryaya karşı karşı devrimcidir..anlatmak istediğin bu değilse zaten yanlış yoldasın..
gericilikleri devrimciliklerinde saklıdır ve sizler bunlara gerici sosyalist yada devrimciler diyormuşssunuz kendinizi ne güzelde tarif etmişsiniz..sizlerde sosyalizmin içine sızmış revizyonistler olarak aynı kefeye koymamızda bir sakınca göremiyorum..sizlerin feodalizmden koptuğunuzu söyleyemeyiz..çünkü yaptığınız küşük burjuva devrimciliği.
mademki devrimci diyalektikte teori ve pratik birbirini tutması gerek,teorinizi ve PRATİĞinizi görelim,revizyoncular sizi.
"hangi bilgisizliğme cevap verdin? verebildiğinimi sanıyorsun dostum sen hiç bir şey söylemiyorsunki iki şey biliyorsun her yerde aynı şeyi irdeliyorsun veya bir yerlerde kopyalıyorsun."
Nereden kopyalayadım?
Neyi kopyaladım?
Ben siz değilim....
Her zaman aynı şeyi yaparsanız aynı şeyleri söylerim.
Sizin Sosyalist geçindiğinizi, Propaganda için bu olayları kulandıgınızı söylüyorum.
Bana karşılık veremiyorsunuz çünkü olay budur.
Önce Kürt Ayaklanmasına çektiniz, Adam'ın son sözünü değiştirme gibi alçaklığada düşmüştü bi kaçları...
Şimdide Kafanızdan soykırım diye provakasyonunuzu devam etiiyorsun..
Yoksa bu Feodalistleri neden savunuyorsun, her defasında kakalıyorsun? Komunıst Sosyalistsen?
Tamam Şeyit Rıza Yası küçültülerek idam edildi, Bunu bende diyorum orada öldürdüler, öldüler... Acılar yaşandı onu bende dile getiriyorum ama siz ha bire bu konuyu pişirip pişirip önümüze etiriyorsun..
Maden Bu provakasyon değil, 512 bin küsür osmanlıyı ermeni öldürdü( Osmanlı arşivleri ile sabittir) neden bunu önümüze etirmiyorsunuz?
Çeçenistanda olanları? Türkistanlıların Çinler karşında Asilmasyona ve sürüme ugramalarını...vs
Neden iç dile getirmiyorsunuzda bu bizim karşımızda olmamız gerekenleri her defasında önder görüp önüze sürüyorsunuz?
Bakıyorum Hepinizin Şeyit Rıza avatarı var...
"tam bir reformist revizyonist devrimci modeli..sizin içine düştüğünüz durum tamda budur karşı devrim cehpesi..."
:) Gülerim sadece, Revizyonistmişim...
Size Manifestodan getiriyorum adam bana revizyonist diyor...
İşte sizin opurtunistlerin yaptıgıda bu İdeolohiniz ile olamaz, Anca ortalıı karıştırıp tek bir şeye kitlenip bizim Türkiye Devrimizi engellemek..
Yalanmı?
Değil.. Yoksa çıkar diğer olaylarıda dile getirirsin...
"benim anlamdıgım istediği yasayı meclisten geçirebilen atatürk söz konusu toprak reformu olunca niye bu kadar zorlanıyor?."
Sana diyorum ya okuman lazım diye.
Az oku ögren...
Zerre bilgin yok konuda.. Anca Birilerini karalamak için konusursun.
Sana ülkemizin tarihini anlatacak değilim, Atatürk'ün otoritesinin ne zaman zayıflayıp gittiğini anlatacak değilim az oku...
32 den sonra Meclise hakim değildir Atatürk Reformuda meclisden geçirmiş 29-32 arasında hani Amerikanın insanlara toprak kazdırıp kapatırdıgı dönemlerde geri çekilmiştir...
Atatürk buna sinirlenmiştir. İsmet paşa ile bunun için münakasaya girmiş ve araları bozulmuştr..
Az araştır Toprak Refomu ile ilgili meclis Zbıtlarını..
Araştır Araştırda bize sana bir şey ögretecek durumda bırakma...
"bir kere türkçeyi kullanmayı öğren kurduğun cümlelerde özne yok devrikk cümleler gerçekten yazdıklarını anlayamıyorum cünkü anlamsız cümleler kuruyorsun..ve böylece cok şey söylediğini sanıyorsun..ayrıca evlat gibi tabirler
san yakışan bir tabir.."
Sana ne anlayan anlar...
"bu ülkede toprak devrimi olmuşmu olmamışmı ne olacaktıd yapacaklardıydıda yalvarmışta mşıta müşle kervan yürümüyor..toprak devrimi yapamazdın cünkü feodal toprak ağaların söz vermiştin..ki milli mücadele döneminde henüz mustafa kemal düzenli ordu ile mücadeleye girmediği dönemlerde zaten aşiret ağaları toprak ağaları düşmanla çatışıyordu..bunları düzenli ordu safların katarak pasifize edilmiştir.."
Konu cahilliği buradadır.
Zamanı geldimi Koçgiri katliami zamanı geldimi onlar düşmanla savasıyordu zamanı geldimi Kurtuluş Savası olmadı zamanı geldimi - dtp gibi - bizde kurtuluş savasındaydık..
Kaypakca siyaset işte una denir...
Yukarda anlatım Toprak Reformunu Dünya krizi tabi sen nereden ilecekzsin? Senin işin ancak ortaya laf atmak...
Toprak ağaları derken Köylülerim savasıyordu..
Al oku Şu Cılgın TÜrkleri Hepsi belgeli konular oku okuda az imren...
Musul Kerkük nasıl gitti o toprak ağaları yüzünden onuda araştır hani şu satılmış sex Said yüzünden.
Ayrıca Ordu her zaman mücadelediydi. Ağalarınız Fetva salıp Kemal'in askerini vurdugu zamanlardada, Onlar dinsiz yaftası vuruldugundada, ordudan tam 30 BİN ASKER KAÇIRTIKLARINDADA, Delibaş mehmetlerinizin dönemlerindede, Said Molla dönemlerindede..
Kuvayı milliye vardır bilirmisin? Felah örğütü vardır bilirmisin? Demirci Akıncılarımızı bilirmisin? Ta Gandiden Muhammed ali cinahın yardım etiği dönemlerde çıkan AĞALARINIZIN İNGİLİZLER KISKIRTMASI İLE İsyan yaptıklarını bilirmisin?
Bİlirsin... bilirsin...
"ulusal burjuva demokratik devriminden bahsedebilmek için eskiye dair hiç bir şeyi kalmaması gerek.oysaki yeni kurulan devlet osmanlının sosyo ekonomik koşullarında köklü değişiklik getirememiştir..bak altını ciziyorum burjuva demokratik devrim.."
BU Sözüe bir şey diyemem Burjuva Devrimi diyor adam hayla..
"yeni kurulan devletin osmanlıdan az feodal bağları oldugunu söyleyebilirmisin?
bir kere burjuva demokrtik devriminin oldugu bir ülkede ordu hiç bir şeye karışamaz oysaki osmanlı ve devamı olan devlette ordu her şeyin üstündedir.bizler buna silahların gölgesinde demokratikçilik oynamak diyoruz..
sen ve senin gibi düzen devrimcilerinin yaptıgı budur.."
Mustafa Kemal Atatürk ÖTERİTE Kurmuştur.
Yalan Söylecek Değilim Sex Said'ide Sertce Bastırtmıştır Musul Ve Kerkuk'u Almak için İçin Ordu Kurdugunda bu Satılmışların Ayaklanması sonucu..
Evet Muhaletide bastırmıştır...
Yoksa Devrim yapamazdı.. Daha ordunun yarısının Hurefeler yüzünden kaçtıgı ülkeden okuma yazma oranı yerlerde sürünen bir Ülkeden bahsediyoruz...
Kayppakkaycılarda derler Osmanlı Düzenini devam etirmiştir diye :) Allah akıl fikir versin.
"o ilk pragrafta magna cartadalı yorumunu hiç anlamadım anlatım bozuklukları nedeniyle..herhalde şunu demek istiyorsun burjuvazi feodalizme karşı devrimcidir proleteryaya karşı karşı devrimcidir..anlatmak istediğin bu değilse zaten yanlış yoldasın.."
Gülemem artık aglamam gerek...
Burjuvazi devrimcidir? Devrimciydi...
Feodalizm Devrimcidir... Marx-Engels dediği ibi GERİCİ DEVRİMCİLERDİR. Burjuvazi Düzenlerini yıktıktan sonra..
Satılmışlardır bize karşı nietlerini her zaman belli ederler tıpkı sex said'in yaptığı gibi işbirliği ile...
Sakamı yapıyorsun, Bİlerekmi yapıyorsun anlamış değilim...
"gericilikleri devrimciliklerinde saklıdır ve sizler bunlara gerici sosyalist yada devrimciler diyormuşssunuz kendinizi ne güzelde tarif etmişsiniz..sizlerde sosyalizmin içine sızmış revizyonistler olarak aynı kefeye koymamızda bir sakınca göremiyorum..sizlerin feodalizmden koptuğunuzu söyleyemeyiz..çünkü yaptığınız küşük burjuva devrimciliği.
mademki devrimci diyalektikte teori ve pratik birbirini tutması gerek,teorinizi ve PRATİĞinizi görelim,revizyoncular sizi"
Tek tek yanıt verdiğim için artık (şaçmalıga) yazacak bir şey bulamıyorum...
Açıkca söylüyorum Feodalistlerdir, siz destekliyorsunuz,pişip pişip önumuze getiriyorsunuz, Önder görüyorsunuz, Ama ne hacet bir türkistanlılın yaşadıklarından bahsetmiyorsunuz ya da çeçenin..
Ya adam Feodalistleri savunuyor çıkmış bana revizyonist,Küçük-Burjuva devrimcisi diyor... Zamanında Mahir'e de bunu derlerdi...
okanziya
26-05-2009, 09:52 AM
Kimi köşeye sıkıştırıyorsun.Hangi bilğinle sıkıştırıyorsun?
Bakalım skıştırabilmişmisin.?
Türk ulusunun tarihi soykırımdan geçilmez demişsin.
Ön yargıların ve Türk düşmanlığın hmen ortaya çıkmış.
Osmanlı devleti ilk kurulduğu dönemde Alevi-Bektaşi Türklerin egemen olduğu bir devletti.
Fatih Sultan Mehmetten sonra devlete egemen olan devşirme sistem ile devlet Türkmen Alevi geleneginden hızla uzaklaşıp devşirme sistemin ve onların eğemen çıkarlarına hizmet edecek olan şerata ve araplaşmaya doğru hızla ilerlemiştir.Devşirme sistemin sarayda ki uzantısı Zagabos paşa Türkmen ve Türk unsurları saraydan temizletmek için Fatihin aklına girecek ve Türk ailelerin sarayada son temsilcisi olan Çandarlı Halil paşayı öldürtecek ve bu dönemden sonra sarayada Türk olmak suç sayılacak,Türkçe yasaklanacak,Türk kültürü terslenecek,Türklük aşağılanacak ve yerine arap unsurları ve şeriatçı yapı hakim lmaya başlayacaktır.
Kısacası Osmanlı yavuz döneminde aşırı Türk ve Alevi düşmanı bir konuma gelecektir.(Erdoğan Aydın Fetih ve gerçekler kitabını okuyablirisiniz)
Yavuz Selim Trabzonda yetiştigi dönemde ünlü yetiştiricisi idrisi bitilsidir kendisi kürt kökenlidir.Yavuz selim küçüklükten itibaren bu şahıs Yavuzu Alevi ve Türk düşmanı olarak yetiştirip kendi zehrini yavuz üzerinden kusturtacaktır.
Yavuz tahta geçtiğinde aklı başından alınmış ne yaptığını bilmyen devşirme ve kürt kadroların etkisiyle tüm seferlerini Türk ve Türkmen halk üzerine yapmıştır.
Öyle bir hırs ve zihniyet yüklenmiştir ki yavuza Mecibadık savaşını kaybeden Memlük Türk devleti ordusunu takibe devam etmiş sina çölünü geçmiş ikinci bir darbeyi ridaniye savaşında vurarak 100 binlerce Türkü katletmiştir.
Çaldıran seferine giderken İdrisi bitlisi ve çevresinin fişlettirdigi 40 bin Alevi Türkmeni katletmekten çekinmemiş ve bu katliamda yardıncı olan kürt aşiretelerine toprak dağıtmıştır.Güneydoğuda ki feodal düzen bu döenmde bu olaylarla başlamıştır.
Sonraki Tüm Alevi katliamlarında Osmanlı devleti hep kürtlerle işbirliği yapmıştır.
Biz bu hikayeleri cok dinledik sen hala bunlarlami kendini avutuyorsun.Türkmen alevileri yavuzun katlettigini ben adamlarin kendilerinden bile duydum yavuzdan nefret ederler sen kalkmissin simdide utanmadan yavuzu savunuyorsun.
iDRISI BITLISI KIMIN EMIR ERIYDI:
Nasilki abdullah alpdogan kemalden emir aldiysa idrisi bitliside yavuzdan almistir.
bak sana bir belirleme daha yapayim.
Yavuz ile kemalin ölümleri yaptiklari katliyamlardan sonra olmustur dikkatini cekerim.Sende bunlari savunursan Munzur senide onlarin yanina gönderir ben bile kurtaramam seni BUrsali.
Geçerken
26-05-2009, 09:56 AM
Tür adı altında Katledilmedi
İçinizdeki Sovenizm'i dökmeniz için güzel oluyor bu muhabetler..
Türkçü değildir Sultan Selim, İslamcıdır, Osmanlıda Türkler ön planda da değildir, Araplar ön plandadır. İslam ön plandadır. Türkçe bile yazmıyor adam Hem öldürtükleride türktür, Yani Türkçe yazan Halis türk olan Şah İsmail müritleri.
Size cevap vermeye bile gerek görüyorum adam'ın lafıan bak onu yaptılar onlar için öldüler..
Hurafeciler şıhlar gibi :) Ciddiyim okurken Gülüyorum :)
bulesikes
27-05-2009, 01:45 AM
Kendini Komünist sosyalistmi sanıyorsunda Türk Komün e laf atıyorsun?
Bu Gerici ve Feodalistleri birde savunuyor adam..
Yan Provakasyoncu ve Komunızm Sosyalizmle alakası olmadıgını kendı kendıne itiraf ediyorsun.
Siz bu olayı sadece Propaganda için kulanırsınız.
Orada Zazalara yönelik bir soykırımda olmamıştır. Çıkıp soykırım diyebilecek kadarda Yüzsüzler.
acin eski Kominter belgelerini bir okuma zahmeti gösterin,ona göre gelin tartisalim.
aslinda bana yüzsüz diyen anlayis,Erdogan kadar da olamiyor.
kemalist_eren
27-05-2009, 01:48 AM
Kemalist Devlet ve Kemalist Ordu hiç bir halka katliam yapmamıştır.
Ortada bir isyan vardır ve bu isyan istenmeyerekde olsa zorunlu olarak bastırılmak zorunda kalınmıştır.
Ordaki insanların alevi oldukları için katledildiklerini söylemek bir art niyetliliktir.
S-e-r-k-a-n
27-05-2009, 01:51 AM
Kemalist Devlet ve Kemalist Ordu hiç bir halka katliam yapmamıştır.
Ortada bir isyan vardır ve bu isyan istenmeyerekde olsa zorunlu olarak bastırılmak zorunda kalınmıştır.
Ordaki insanların alevi oldukları için katledildiklerini söylemek bir art niyetliliktir.isyan istenmeyerekte olsa! bastırılıp insanlar kurşuna dizilmişse, bombalanmışsa; yakalananlar hayvan gibi boyunlarından kelepçelenmişse ve kalanlarda yurtlarından sürgün edilmişse nasıl oluyorda bu katliam olmuyor?
sevgili eren,
neye katliam denir?
kemalist_eren
27-05-2009, 01:52 AM
isyan istenmeyerekte olsa! bastırılıp insanlar kurşuna dizilmişse, bombalanmışsa; yakalananlar hayvan gibi boyunlarından kelepçelenmişse ve kalanlarda yurtlarından sürgün edilmişse nasıl oluyorda bu katliam olmuyor?
sevgili eren,
neye katliam denir?
Bu olayları bende onaylamıyorum elbette.Ancak bir isyan vardır Devlete baş kaldırma vardır ve bu istenmeyerek yapılmıştır.Mecburi olarak yapılmıştır demek istiyorum...
Bu üzücü olayları onaylamıyorum.
bulesikes
27-05-2009, 01:55 AM
Eşim Tuncelili soykırım diye bir iddiaları yok. Atatürkü de seviyorlar. Hatta Atatürkten emir geldiğini ve askeri durdurduğunu söylüyorlar.
lafa bakin esim Tuncelili(DERSIM) soykirim iddaliri yok,oh ne rahat bir yaklasim.
ne yapalim yani esinizin olmayablilr.
mesala benim esimde sivasli,sivasta katliam diye bir iddalarida yok.aslinda alevieride cok seviyorlar!!!!!
sizden ricam eger konu hakkinda yazili belge ve bilginiz varsa gelin tartisalim.
yoksa gerisi .......dir
saygilar
masjaron
28-05-2009, 12:42 PM
Dersim içimizde hiç dinmeyecek acıdır. Dersim in katillerini savunacak
karşımda babam olsa , dinlemem
düşmanımdır.
Qerejdax
28-05-2009, 02:58 PM
Eskiler anlatırlar,Dersim'de savasırmıstırlar ve benim köylülerimdir,Kürttürler,hiç bilmedikleri bir cografyaya insan öldürmeye götürülmüşlerdir,anlatırlar,anlatırlar,Dersim'i anlatırlar,savaşı anlatırlar,ne zaman ki söz yaptıklarına gelir,susarlar,kadınlar derler,çocuklar derler,susarlar,koca koca adamlar ağlarlar,tüm köylülerinin içinde ağlarlar,torunlarının,çocuklarının önünde ağlarlar,susarlar...
-dost-
28-05-2009, 04:22 PM
Eskiler anlatırlar,Dersim'de savasırmıstırlar ve benim köylülerimdir,Kürttürler,hiç bilmedikleri bir cografyaya insan öldürmeye götürülmüşlerdir,anlatırlar,anlatırlar,Dersim'i anlatırlar,savaşı anlatırlar,ne zaman ki söz yaptıklarına gelir,susarlar,kadınlar derler,çocuklar derler,susarlar,koca koca adamlar ağlarlar,tüm köylülerinin içinde ağlarlar,torunlarının,çocuklarının önünde ağlarlar,susarlar...
Bu gün sizi de götürseler bir isyanı bastırmaya en fazla vurursunuz değil mi? Kadınların karınlarını neden deşmiş köylüleriniz?
Çatışma ortamındaysanız iki seçeneğiniz vardır ya öldürürsünüz ya da ölürsünüz. Eğer birileri öldürmekten başka şeyler yapmışsa biraz düşünmekte fayda var.
S-e-r-k-a-n
29-05-2009, 03:59 AM
Kadınların karınlarını neden deşmiş köylüleriniz?
sevgili dost,
neyi savunursak savunalım yeter ki dürüst olalım. istersek katliamın gerekliliğine istersek bunun yanlışlığına inanalım. ama yalan etik durmaz.
Dersim köylüleri kadınların karınlarını deşmemiştir bu yalanı da devletin resmi yayın organları bile kullanmamışken sizin nereden duyduğunuzuda anlamış değilim. böyle bir şey olsaydı devlet bunun propagandasını yapardı zaten.
aslında karınları deşilen hep aleviler olmuştur. devlet Maraş'ta kadınların karınlarını deşmiştir!
-dost-
29-05-2009, 04:42 AM
sevgili dost,
neyi savunursak savunalım yeter ki dürüst olalım. istersek katliamın gerekliliğine istersek bunun yanlışlığına inanalım. ama yalan etik durmaz.
Dersim köylüleri kadınların karınlarını deşmemiştir bu yalanı da devletin resmi yayın organları bile kullanmamışken sizin nereden duyduğunuzuda anlamış değilim. böyle bir şey olsaydı devlet bunun propagandasını yapardı zaten.
aslında karınları deşilen hep aleviler olmuştur. devlet Maraş'ta kadınların karınlarını deşmiştir!
Sevgili arkadaşım yalana neden başvurayım, arkadaşın yalan söylemediğini düşünüyorsunuz da benim yalan söylediğime nasıl bu kadar kolay ikna oldunuz?
Arkadaşın köylüleri, hiç bilmedikleri topraklara götürülmüşler ya ;)
(Arkadaşın köylüleri alevi değil şafi.)
Dersim alevileri kadınların karınlarını deşmemişler zaten. Kadınlarının karınları deşilmiş.
Bunu Tuncelili biri söyledi, uydurmuyorum. Dersim isyanında bazı kadınların karınlarını deşilmiş.Çocuklara zarar verilmiş.
Madem birşey olmamıştı neden katliam deniyor ki? Katliam denmesinde bence kadın ve çocuklara yapılanlar rol oynuyor. Yoksa erkek erkeğe savaşa katliam denmez.
Yoksa yarın öbür gün, pekaka terör örgütünü katliama uğrayan masumlar olarak mı yazacak tarih?
Bakın o zamanda yaşamıyoruz , madem bir iddia var, madem o iddia dedelerden duyduklarıyla belgeleniyor, o halde , ben de babasından duymuş bir dersimlinin ağlamaklı yüz ifadesiyle "ama kadınları, çocukları bile kesmişler" dediğini kanıt olarak gösterebilirim.
Amaç toprak mıydı, nefret miydi bilinmez ama bir şekilde kadınına çocuğuna varana kadar hiç acımayan bazı insanlar oraya gitmişler.
Ve hiç bir cumhurbaşkanı kadınların karınlarını deşin diye emir vermez.
İsyanı bastırın der, gerisi askerlere kalmıştır.
Orantısız güç mü kullanıldı bu tartışılabilir ama Atatürke sövüp saymak için bahane olarak görülmesin bu konu.
Bu gün hala kadınlar, çocuklar öldürülüyor ne yazık ki.
Irakta çocuklara demokrasi getirme adı altında tecavüz eden asker Buşun emriyle mi bunu yapıyordu? Bütün askerler aynı şeyleri yapmıyor değil mi. O halde ortada kişisel bir tercih var.
Savaş bu, nereden bakarsanız bakın insan hayatına kastediliyor ve insanoğlunun ne kadar vahşi bir yaratık olduğunu gözler önüne seriyor.
Vahşiliğimizi bir tek adamın üstüne atıp sıyrılamayız.
Qerejdax
29-05-2009, 04:45 AM
Bu gün sizi de götürseler bir isyanı bastırmaya en fazla vurursunuz değil mi? Kadınların karınlarını neden deşmiş köylüleriniz?
Çatışma ortamındaysanız iki seçeneğiniz vardır ya öldürürsünüz ya da ölürsünüz. Eğer birileri öldürmekten başka şeyler yapmışsa biraz düşünmekte fayda var.
Siz neyi tartısıyorsunuz anlamıs degilim.Köylülerim savasa asker olarak götürülmüşler,komutanları ne emir verdiyse yapmıslar.Sadece anlatılanlar bu degil,bir köylümüzün anlattıgını aktarayım,bir birlik asker olarak arazide kalmıslar uzun sure ve yiyecek hiçbirşey bulamıyorlarmıs,bir yere gelmişler,bir ot bitiyormus burada,tum askerler gunlerce suren aclıktan oturu bu ota saldırmıslar,karınlarını doyurabilmek için.Köylümüz diger askerlere yemeyin bu öt öldürücüdür demiş ama hiçbiri dinlememiş ve gercekten de otu yedikten sonra tum askerler ölmüş,birlikte sadece köylümüz kalmıs.
Ben köylülerimizin orada anlattıklarını yazdım ve ortada bir mubalaa da yok.Yasanmıs seyleri reddetmenin de manası yok.
Dediginiz gibi catısma ortamında taraflar birbirlerinin canına kast ederler ama cocuk ve kadın öldürmek ne oluyor?İsyan güçleri yenildikten sonra tum koyleri talan edip insanları kursuna dizmek,sürgüne göndermek ne oluyor?Dersim'de yasanan soykırımdır ve bunun aynısı Zilan'da da yasanmıstır Şex Said İsyanından sonra Bingöl ve civarında da yasanmıstır.
Artık tarihle yuzlesmenin zamanı geliyor ve bu önlenemez biçimde tum toplumun önüne gelecektir.Eger bu toplum gercekten tarihi ile yuzleşir ve barısırsa bu ulkede Kürt sorunu diye bir meselenin kalacagını da sanmıyorum.
-dost-
29-05-2009, 05:24 AM
Geçmişe gitmeye gerek yok, dağlarda karşılıklı birbirini öldürüyor gencecik çocuklar.
Ben ayrımcı bölücü bir zihniyetle yetişmedim ki Anadolunun heryerinde yaşayan insanları kendime akraba bildim.
Herkes böyle düşünseydi zaten bu gün ülke böyle karışık olmazdı. İnsanlar mutlu yaşarlardı. Ben kardeşlerimi hatalarıyla sevdim.
Büyüdüm görüyorum ki kardeş bildiklerim beni düşman biliyor. Kin güdüyor. Onlar cellatları olacak insanları kardeş sanıyorlar .
Oyun ne de güzel oynanıyor, 100 - 150 yıllık planlar yapanlar ağızlarının sularını akıtıyor zevkle.
"Zamanında birlik olup direndiniz ama,sabrederiz, böyle araya fitne fesat sokarız, istediğimizi alırız" diyorlardır.
Salakmışız biz demekki "etle tırnak misali " sözümüz hayalden ibaretmiş. Kardeşlik kocaman bir masalmış öyle mi. Gerçekleri görmemizi engellemek için söylenmiş sözlermiydi.
İnanmak istemiyorum bu kopukluğa, bu ayrışmaya.
Keşke gidip gezebilsem karış karış yurdumu, bütün insanlarla konuşabilsem, gerçekleri öğrenebilsem.
Herkes kan davası mı güdüyor bilebilsem.
Qerejdax
29-05-2009, 05:29 AM
Evet bizler de çocukken kardeşçe büyütüldük ama sokakta Kürt oldugumuzu söyleyemezdik korkudan.O kadar mükemmel bir kardeşliğimiz vardı ki kardeşlerim kendi anne babalarının dillerinde konuşurlarken ben anamın bizler okulda zorluk çekmeyelim diye ögrendigi çat pat Türkçe ve karmakarışık,asimile edilmiş,paramparça edilmiş bir Kürtçe arasında gidip geliyorduk evin içinde.O kadar harika kardeşler olmuştuk ki ben kendi anadilimi hiç konuşamaz halde iken kardeşimin dilini ondan iyi ögrenmiş hale gelmiştim.
Tabi bu 100-150 yıllık planı kardeşim yapmadı ama ya isteyerek ya da istemeyerek bu planın uygulayıcısı oldu,benim dilimi yok etti.İşte böyle bir kardeşlik hikayesiydi bizimki,sanırım ikiz kardeşlik olacak...
Geçerken
29-05-2009, 06:14 AM
Dersim ayaklanması ile Kürtlerin ne alakası var?
Kürt ayaklanması değil, Ayaklanmacılar kürt değil nasıl geldi yine konu bu provakasyoncuların doğmalarına?
masjaron
21-10-2009, 02:57 AM
Dersim ayaklanması ile Kürtlerin ne alakası var?
Kürt ayaklanması değil, Ayaklanmacılar kürt değil nasıl geldi yine konu bu provakasyoncuların doğmalarına?
heh işte mıstocuların iki yüzü burda orttaya çıkıyor. dersim kürt isyanıdır diyen mıstocular işlerine geldimi alevi isyanıdır yada bu geçerken gibi hainlerde feodal ağa isyanıdır der. *** çıkana kadar dersim kürttü , *** çıktı dört bir yandan dersim teorileri üretildi.
Geçerken diyabakır türkmen ilidir denirken resmi evraklarda dersim kürt sancağıdır deniliyordu. sizin devletinizde siizin gibi işte.
paniel
21-10-2009, 03:45 AM
Alevi kürt kardeşlerimize Zorla isyan ettirildi.Kediyi odaya kapatıp odunu bastılar kedi canını kurtarmak için tırmığı attı . Zaten bu bekleniyordu.Ama Neden böyle bir muammeleye maruz kaldılar? Çelebi Cemalettin efendi savunması diye bir kitap okumuştum.Bu kitapta Dersimin Alevi kürtlerinin I Cihan savaşında Cemalattin efendiye asker vermedikleri,Kürdistan kurmak istedikleri,Yenilen Osmanlı askerini Geri çekilişlerde vurup silahlarını aldıklarını söylüyor Cemalettin efendi?Ama Cemalettin efendinin akrabaları bu kitabı onaylamıyorlar. Araştırılıp aydınlatılması gerekir. Kendimizden kaçamayız. Devlet asla intikam almamalıdır. Hele hele masum halktan.Selamlar.
asikasım
22-10-2009, 04:49 AM
Dersimde yaşanan Aşevi katliamında 80 bin kişi katledilmiştir. Tek suçları Alevi olmaktır.
Dersim bir Kürt ayaklanması değil, Alevileri yapılan baskının su yüzüne çıkmasıdır. SeyitRızamız, bir kürt milatını değil, Alevi piridir. Tek suçu baskı altındaki dersim halkını savunmaktır.
Seyit Rızayı, Seyh Sait vari bir Kürt ayaklanmacısı olarak göstermek cahillik olur.
Ama ne hikmetse sistem, Seyit rızayı bir kürt ayaklamacısı olarak göstermiş, ve hain ilan etmiştir.
Dersim bir Alevi katliamı ve tarihin en acı verici olayıdır.
Aşağıdaki videoyu izlemenizi dilerim..
http://video.google.com/videosearch?sourceid=navclient&rlz=1T4ADBF_en___TR332&q=dersim+katliam%C4%B1+belgeseli&um=1&ie=UTF-8&ei=7QLPSszcM6bCmgOi4KCUAw&sa=X&oi=video_result_group&ct=title&resnum=1&ved=0CA0QqwQwAA#
captive_62
22-10-2009, 05:01 AM
peki siz seh said ile seyit rıza arasında gecen konusmayı bilyormusun.. seh said ayaklanması sırasında seyit rızadan ne istemiş ve nasil davranmıs.. sofrasına oturdugunda ekmeğini yemişmi, yememişmi bunu bir arastirın.. sonra gel kürt oldukları için de...
dersim halkı..
kendi basına bir cumhuriyet oldugu için böle bir katliyama ugradı... kürt oldukları için değil..
yıl 1924 veya 1925 te olmuş bu anlatacağım olay şeyh sait olaylarından önce...
dersimin 20. yy'nin başlarındaki önderidir; bundan ötürü doğudaki diğer aşiret reislerinden de birer birer imza toplayarak yeni kurulacak kürt devletine destek isteyen şeyh sait, kendisini ziyarete gelir. seyit rıza, şeyh sait geleceği için hazırlıklarını yapar; şanlı bir karşılama komitesi hazırlar. şeyh sait, dersime varıp seyit rıza ile karşılaştığında seyit rıza işaret verir:
-kesilsin koyunlar!
koyunlar birer birer kesilmeye başlar; ve şeyh sait dayanamayarak:
-rızo aga, iznin varsa bizim koyunları bizim adamlar kesebilir mi?
seyit rıza ses etmez; seyit rıza'nın da onayını alan şeyh sait, adamlarına koyunları kestirir. ertesi gün olur, vakit gitme vaktidir şeyh sait için! gitmeden tunceli'ye geliş ziyaretlerini açıklar:
"sebebi ziyaretimiz bellidir; senden kürdistan bölgesi için destek istiyoruz ağam."
seyit rıza, tereddüt dahi etmeden şu cevabı verir:
"sen o desteği dün kendi adamlarına kestirdin sait!"
şeyh sait'in seyit rıza'nın adamlarının kestiği eti yememeleri ve kendi adamlarına koyunları kestirmesinin nedeni: şeyh sait'in şafi, seyit rıza'nın ise alevi olmasıdır. şafilere göre alevilerin kestiği et yenilmez. sonuç olarak şeyh sait ve adamları bekledikleri desteği alamadan giderler.
SEYiT RIZA:Onlar Alevilerin kanını içseler doymazlar demiştir.
1925 şeyh sait olayları sırasında dersim tarafsız kalır...
asikasım
22-10-2009, 06:41 AM
Bırakın bu saçmalıkları, yok et kesmişte yememişlerde... Palavra..
Seyh Saitin ile Seyit Rıza arasında bağ yoktur, bırakın yan yana gelmeyi, adamları bile yanyana gelmemiştir..
Seyit Rızanın sekreteri Doktor Nuri Dersimidir. onun yazılarında bile böyle saçma bir diyalog yoktur, yok et kesmişlerde yememişler... Birtaz araştırın, taraştırın ondan sonra yazın...
Dersim tarihini bilmeden, seyit Rıza pirimizi Şafi Kürtler ile aynı kefeye koyan zihniyeti kınıyorum. Seyit Rıza ve Dersim halkı asla ayaklanmamıştı. Kolluk kuvvetlerinin tecavüzlerine uğradılar. Tecavüzler oldu..
Bunun üzerine Seyit Rıza ve halk direndi, ama binlerce kişilik Türk Ordusu Dersimi ezip geçti..
Sözde Dersimdeki ayaklanma bastırılmıştı, sözde Kürt Aşeviler ayaklanmıştı.. Ne ayaklanması!!!!!!!!!!
Ortada bir ayaklanma yoktu, bile bile halk bir kırımdan geçirildi..
Şimdide birileri buradan kalmış saçma sapan bilgiler yazıyor! Ey saçmalayanlar siz dersimde bulundunuz mu? Büyüklerinizden bu katliamda kalanlar varmıydı?
Benim ailem bunu yaşadı! Dedlerimin köyüne 1937 de yapılan bir karakol olmuş. Bu karakolun komutanı ağanın karaına tecavüz etmeye kalkıyor, ağada çekip vuruyor ve dağa kaçıyor. Ve bune benzer bir çok olay yaşanıyor. 36 yılında İsmet İnönünün Dersim raporunda şunlar geçer; bu halkın TC devletinden haberi yok, giremediğimiz bu topraklara varlığımızı hissettirmeliyiz, okul, sağlık ocağı, karakol, yol yapalım....
İşte bu rapor ile dersime yol, sağlık ocağı, okul ve karakollar yapıldı.. ama zamanla tüm bunların dersimi asimile etmek için yapıldığı ortaya çıktı..
İşte dersim halkı tecavüzlere uğrayınca baş kaldırdı.. Ama asla DEVLET KURALIM diye ayaklanmadılar...
38 de ise dersimin altından giren ordu üstünden çıktı.. Gariban köylüleri kurşuna dizdiler..
Tek suçları Alevi olmaktı..........................
masjaron
22-10-2009, 06:50 AM
Yalanlarınıza Seyit Rıza nın Ağdat taki evinde dalganan bayrak iyi cevaptır.
cileh
23-10-2009, 04:47 AM
seyit rıza kürt tür ve dersim katlıamı kürt alevilerı yapılan bır soykırımdır yapan da suan ewremızde resmı ne yazık kı
Bu forumda henüz yeni olmama rağmen okuduklarım beni hayrete düşürmektedir. Sanki forum alevi formu değilde aşırı türkçü ırkçı bir forummuş görüntüsü sergilenmektedir. Resmi ideolojinin dışına çıkmadan türklük kutsanarak alevi katliamlarının üstü örtülmeye çalışılırcasına katliamlar masumlaştırılmaktadır. Şahsım bir alevi olmamama rağmen aleviler üzerinde oynanan oyunlar ve yaşatılan katliamları tarihi birer utanç verici jenosid olarak görmekteyim ama alevi formu olan bu forumda alevilikten fazla türklüğün işlendiğini görmek üzücü bir durumdur. Bir gecede 40 bin aleviyi (herkimkih bir rafızi öldürürseh bi izni taala cennete hasıl olur ) diyen ve 40 bin kişiyi katleden Yavuz hırsızı bile kutsanır yüceltir bir durum mevcuttur bu forumda. Dersim katliamı kürt alevi kesim üzerinde uygulanmış bir katliam olmasına rağmen kürtten tek kelimeye raslanmaması ayrıca düşündürücüdür. Hele yazısının altına (Ne mutlu türküm diyene) ibaresini koyan yazarın bir faşistten öte bir şey olmadığı kanısına vardım. Haksızda sayılmam. Dersim katliamını anlatan yazıda katliam görüntüleri yerine gülücükler saçan dersimlilerin resimlerine yer verilmesi gösteriyorki bu forum aslında bir alevi formu değilde alevilere yapılan zulmü örtbas ederek türkülüğü şirin göstererek türkçü propoganda yapan bir forum olduğudur. Sadece yazık olmuş. Eğerki bu formu aleviler yönetiyorsa çok yazık olmuş seyyi rızanın kemikleri sızlıyordur. Şayet forum alevi formu adı altında kurulupta alevilere yapılan zulmü örtbas ederek aleviliğide yozlaştıran türkçü birileri tarafından kurulduysa kuranlara yazıklar olsun derim
Daglıdede
19-11-2009, 09:56 AM
Bu forumda henüz yeni olmama rağmen okuduklarım beni hayrete düşürmektedir. Sanki forum alevi formu değilde aşırı türkçü ırkçı bir forummuş görüntüsü sergilenmektedir. Resmi ideolojinin dışına çıkmadan türklük kutsanarak alevi katliamlarının üstü örtülmeye çalışılırcasına katliamlar masumlaştırılmaktadır. Şahsım bir alevi olmamama rağmen aleviler üzerinde oynanan oyunlar ve yaşatılan katliamları tarihi birer utanç verici jenosid olarak görmekteyim ama alevi formu olan bu forumda alevilikten fazla türklüğün işlendiğini görmek üzücü bir durumdur. Bir gecede 40 bin aleviyi (herkimkih bir rafızi öldürürseh bi izni taala cennete hasıl olur ) diyen ve 40 bin kişiyi katleden Yavuz hırsızı bile kutsanır yüceltir bir durum mevcuttur bu forumda. Dersim katliamı kürt alevi kesim üzerinde uygulanmış bir katliam olmasına rağmen kürtten tek kelimeye raslanmaması ayrıca düşündürücüdür. Hele yazısının altına (Ne mutlu türküm diyene) ibaresini koyan yazarın bir faşistten öte bir şey olmadığı kanısına vardım. Haksızda sayılmam. Dersim katliamını anlatan yazıda katliam görüntüleri yerine gülücükler saçan dersimlilerin resimlerine yer verilmesi gösteriyorki bu forum aslında bir alevi formu değilde alevilere yapılan zulmü örtbas ederek türkülüğü şirin göstererek türkçü propoganda yapan bir forum olduğudur. Sadece yazık olmuş. Eğerki bu formu aleviler yönetiyorsa çok yazık olmuş seyyi rızanın kemikleri sızlıyordur. Şayet forum alevi formu adı altında kurulupta alevilere yapılan zulmü örtbas ederek aleviliğide yozlaştıran türkçü birileri tarafından kurulduysa kuranlara yazıklar olsun derim
dostum önce hoşgeldin
yazını okudum ve önyargılı gördüm alevi sitesi degil türkçü sitesi demişisin bu kanıya nerden vardın evet burası bir paylaşım sitesi burada her kesim insan var yani çok sesli bir site bak sen bile buradasın alevi olmamana rağmen biz sanada kucak açarız bu herkese kucak açarız anlamına gelmez ırkçılar milliyetçiler bizden uzaklar ve uzak olacaktır
seyit rızanın kemikleri sızlar demişsin sen hiç merak etme pirsultanların şıh bedrettinlerin seyit rızaların mahirlerin denizlerin gözü arkada bırakılmaz
sen rahat ol
kemalist_eren
19-11-2009, 09:57 AM
Bu forumda henüz yeni olmama rağmen okuduklarım beni hayrete düşürmektedir. Sanki forum alevi formu değilde aşırı türkçü ırkçı bir forummuş görüntüsü sergilenmektedir. Resmi ideolojinin dışına çıkmadan türklük kutsanarak alevi katliamlarının üstü örtülmeye çalışılırcasına katliamlar masumlaştırılmaktadır. Şahsım bir alevi olmamama rağmen aleviler üzerinde oynanan oyunlar ve yaşatılan katliamları tarihi birer utanç verici jenosid olarak görmekteyim ama alevi formu olan bu forumda alevilikten fazla türklüğün işlendiğini görmek üzücü bir durumdur. Bir gecede 40 bin aleviyi (herkimkih bir rafızi öldürürseh bi izni taala cennete hasıl olur ) diyen ve 40 bin kişiyi katleden Yavuz hırsızı bile kutsanır yüceltir bir durum mevcuttur bu forumda. Dersim katliamı kürt alevi kesim üzerinde uygulanmış bir katliam olmasına rağmen kürtten tek kelimeye raslanmaması ayrıca düşündürücüdür. Hele yazısının altına (Ne mutlu türküm diyene) ibaresini koyan yazarın bir faşistten öte bir şey olmadığı kanısına vardım. Haksızda sayılmam. Dersim katliamını anlatan yazıda katliam görüntüleri yerine gülücükler saçan dersimlilerin resimlerine yer verilmesi gösteriyorki bu forum aslında bir alevi formu değilde alevilere yapılan zulmü örtbas ederek türkülüğü şirin göstererek türkçü propoganda yapan bir forum olduğudur. Sadece yazık olmuş. Eğerki bu formu aleviler yönetiyorsa çok yazık olmuş seyyi rızanın kemikleri sızlıyordur. Şayet forum alevi formu adı altında kurulupta alevilere yapılan zulmü örtbas ederek aleviliğide yozlaştıran türkçü birileri tarafından kurulduysa kuranlara yazıklar olsun derim
Türklük neden bu kadar rahatsız etti sizi ? Türk alevilerdenmi rahatsızsınız ?
Ayrıca Türklüğün şirin gösterilmeye ihtiyacı yoktur çünkü Türklük bir onurdur şereftir....
Ne mutluki Türküm ve Ne mutluki Atatürkçüyüm !
Daglıdede
19-11-2009, 10:06 AM
Türklük neden bu kadar rahatsız etti sizi ? Türk alevilerdenmi rahatsızsınız ?
Ayrıca Türklüğün şirin gösterilmeye ihtiyacı yoktur çünkü Türklük bir onurdur şereftir....
Ne mutluki Türküm ve Ne mutluki Atatürkçüyüm !
senin yüzünden hepimizin adı ırkçıya çıkıyor kardeşim kes şu büyük türkçülüğü
kemalist_eren
19-11-2009, 10:13 AM
senin yüzünden hepimizin adı ırkçıya çıkıyor kardeşim kes şu büyük türkçülüğü
Ben Türkçülük yapmıyorum fakat o kişi öyle bir yazı yazmışki sanki Alevi katliamlarını Türkler yapmış...
Ne Mutlu Türküm Ne Mutluki Atatürkçüyüm dedim bu sözler neden bu kadar rahatsız ediyor insanları ?
Daglıdede
19-11-2009, 10:19 AM
Ben Türkçülük yapmıyorum fakat o kişi öyle bir yazı yazmışki sanki Alevi katliamlarını Türkler yapmış...
benim türk alevi olmama hiç kimse dil uzatmadı uzatamazda kendinle beni aynı kefeye koyma benim haklarımı ben savunurum
Geçerken
19-11-2009, 10:49 AM
Türkçülüğe karşı gelenlere kızıyorsan sende Kürtçülüğe karşı gelmeyeceksin.
Diyar
19-11-2009, 10:51 AM
Sayin kemalist_eren can Konun basligi ile sizin vermis oldugunuz yaniti bagdastiramadim.
Konu ile ilgili yorumlar yazin lütfen.
Sürekli Türklügünüz ve Atatürkcülügünüzle gurur duydugunuzu yazip insanlari kiskirtiyorsunuz.
Biraz daha dikkatli olmanizi rica ediyorum
Brusk
19-11-2009, 12:22 PM
Ben Türkçülük yapmıyorum fakat o kişi öyle bir yazı yazmışki sanki Alevi katliamlarını Türkler yapmış...
Ne Mutlu Türküm Ne Mutluki Atatürkçüyüm dedim bu sözler neden bu kadar rahatsız ediyor insanları ?
Atatürkün arkasına saklanıpta Dersim katlıamını İnkar edemessın.
Brusk
19-11-2009, 01:50 PM
-7893147585919394185
Kazım Balaban
21-11-2009, 02:54 PM
Onur Öymen sünni..
Şeyh Sait şafi..
İkiside Alevi düşmanı. İtirazı ola aksini ispat etsin.
Kazım Balaban
21-11-2009, 02:57 PM
[QUOTE=Kazım Balaban;
Onur Öymen sünni..
Şeyh Sait şafi..
.[/QUOTE]
Dgerli Hakan Can
Yukarıda ki açıklamayı senin Dersimle ilgili diğer bir mesajindan kopyaladım.
Yazında Şeyh Sait'i ''Şafii'' olarak nitelemişsin.
Bu doğru değil.
şeyh Sait Hınıslı ve Hanefi mezhebinden bir Nakşibendi Şeyhidir. Ayrıca kendisi aslen Alevi kökenli bir Aileden gelip Hamidiye Alayları döneminde Sünnileşmiş bir Kürttür.
Bilginize sunarım
selamlar
Kazım Balaban
Mustafa Kemal
22-11-2009, 12:14 AM
Dgerli Hakan Can
Yukarıda ki açıklamayı senin Dersimle ilgili diğer bir mesajindan kopyaladım.
Yazında Şeyh Sait'i ''Şafii'' olarak nitelemişsin.
Bu doğru değil.
şeyh Sait Hınıslı ve Hanefi mezhebinden bir Nakşibendi Şeyhidir. Ayrıca kendisi aslen Alevi kökenli bir Aileden gelip Hamidiye Alayları döneminde Sünnileşmiş bir Kürttür.
Bilginize sunarım
selamlar
Kazım Balaban
Sayın Kazım Balaban,
Şeyh Sait Alevi kökenli ise artık fakir de ALEVİ değildir.Bir bakmışsınız Abdullah Öcalan,,Yavuz Selim,Kuyucu Murat Paşa,Ebu Suud Efendi,Asala,Menemen'de ki katiller,Sİvas'ta insan yakan yobazların da kökenin de Alevilik çıkartılırsa hiç şaşmam artık.
Seyit Rıza'dan destek istemeye gittiğinde "Alevi'nin kestiği yenmez" sözlerini Şeyh Sait söyledi.Savunduğu fikirlerde bir Alevi yapmazdı.
Asıl konuya dönecek olursak;
Tunceli'de resmi rakama göre 13.600 insan hayatını kaybetti.Bir kişinin bile öldürülmesini kabul edilemez.Ama Alptogan Paşaya verilmiş geniş yetkiler, arkasındaki İsmet İnönü ve Celal Bayar desteği ile sivil halkın suçu olmadan isyancı olarak adlandırılması herkesi üzmüştür.Burada Atatürk suçludur diyenler ve sunmuş olduğunuz belgeselde Dersim'de bulunan bazı aşiretlerin Seyit Rıza'ya destek verenleri öldürmesi de bir başka incelenmesi gereken konudur.Seyit Rıza'nın,Veteriner Nur Dersimi'nin kalem aldığı ingilizlerden yardım talebi de dikkatle incelenmeli.Eğer Seyit Rıza kürt halkı için mücadele ettiğini söylediğinde neden Diyarbakır,Urfa,Van,Hakkari,Şırnak,Bitlis,Siirt gibi illerdeki Kürt halkı destek vermedi?Açıklaması basittir.Saidi Nursi'nin Dersim veya Aleviler için düşüncesini kendi kitaplarında açıklamıştır.Kürt hareketi demek Dersim'de çıkan isyanlarla bir bağı olduğuna inanmıyorum.Dersim'de yaşanan olayların Devletin Tunceli'deki yöneticileriyle halk arasındaki sorunlardan kaynaklanmıştır.Celali isyanları Alevi Hareketi diyemeyiz.Çünkü sosyo ekonomik sorunlardan dolayı çıkmıştır.Olayları salt siyaset penceresinden değilde sosyo-ekonomik analiz-sentez yöntemiyle irdelenirse daha akılcı cevaplar bulunacaktır.
Geçmişte yaşanan olaylar bugün insanlara acı hatıralar bıraksa da asıl olan o acılarla kin beslemek değil,Tunceli'ye sahip çıkmaktır. İktisadi kalkınma sürecini tamamlayamamış bir il her zaman geri kalır.Bunun için Tunceli'de ekonomik kalkınma öncelikli konu olmalıdır.Fakir bir Tunceli, siyasilerce sömürülecektir.Siyasiler sorunları çözmez.Sorunları çözecek olan sivil toplum örgütleridir.
çatkaleliler
22-11-2009, 09:35 AM
1937-38 Dersim direnişi Kemalist devletin Dersim’i işgal ve dağıtma girişimine karşı bir savunma savaşı olarak patlak verdi.
Direnişe öngelen 1928, 29 ve 31 yıllarında Dersimliler’den birkaç kez silahlarını teslim etmeleri ve başta Alişer olmak üzere Dersim’e sığınmış Koçkiri savaşçılarını iade etmeleri istenir. Bu ısrarlı tehditler ve saldırı hazırlıkları karşısında 1932‘de Dersim’de bir kıpırdanma görülür. Karakollar ve nahiye merkezleri basılır.
25 Aralık 1935‘te Tunceli Kanunu çıkarılır. Bu kanunla birlikte Dersim’in adı Tunceli olarak değiştirilir. Hemen sonra daha önce Birinci Genel Müfettişlik kapsamında bulunan Elazığ, Tunceli, Erzincan ve Bingöl’ü içeren Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kurulur (6 Ocak 1936). Bu genel valiliğin başına Dersim Valisi ve Kumandanı sıfatıyla Abdullah Alpdoğan atanır. Elazığ’da İstiklal Mahkemesi adı verilen bir askeri mahkeme kurulur. Bu mahkeme özel olarak Dersim için teşkil edilir. Tunceli Kanunu’nun geçerlik alanı sadece Dördüncü Genel Valilik kapsamına giren illerle sınırlı kalmaz. Sivas, Malatya, Erzurum ve Gümüşhane illeri de bu kanunun geçerlik alanına dahil edilirler. Böylece Tunceli Kanunu merkezi Dersim olmak üzere Kızılbaşlarla yerleşik tüm sahayı kapsamına alır. Dersim, bu kanunla “Yasak Bölge“ ilan edilir. Ülkeye giriş çıkışlar özel izne tabi tutulur.
Alpdoğan, 1936‘da Dersim’in Amutka, Pulur, Karaoğlan, Sin, Haydaran, Danzig ve Burnak gibi stratejik merkezlerinde askeri kışlalar ve karakollar inşaa ettirmeye başlar. Bu merkezlerden biri de eskiden Mazgirt’e bağlı olan Mamikan (Mameki) köyüdür. Bu köy adı Tunceli olarak değiştirilen Dersim’in yönetim merkezi olarak seçilir.
Demenan aşireti ile bazı Nazımiye aşiretleri kendi bölgelerinde yapımı başlatılan karakollara baskınlar düzenlemeye başlarlar. Çatışma böyle başlar (1936).
Seyit Rıza, askeri vali Alpdoğan’dan tekrar tekrar Tunceli Kanunu’nun iptalini (olağanüstü rejimin lağvını) ve Dersim’in ulusal haklarının tanınmasını talep eder. Alpdoğan’ın buna yanıtı işgalci orduları Dersim’e sürmek olur. Diyarbakır’dan kalkan uçaklar Dersim’e bomba yağdırır. Çatışmalar her tarafa yayılır. Kışın gelmesiyle zorunlu olarak kesilen çatışmalar 1937‘de tekrar başlar.
Kemalist devletin Dersim’e dönük bir stratejisi ve programı vardı. Amacı Dersim‘i kesin şekilde ilhak etmek ve insansızlaştırmaktı. Hazırlıklar çok yönlüydü ve Musul ve Hatay gibi sorunlar nedeniyle bir-iki kez ertelenmek zorunda kalınan Dersim harekatı ancak 1937 yılında başlayabildi.
Kemalist rejimin direnişe öngelen ve bir plana göre yürütülen bu hazırlık süreci gözardı edilirse Dersim direnişinin gerçek nedenleri anlaşılamaz.
İki yıla yayılan bu direnişi işgale öngelen hazırlık evresi dışta tutulursa Türk askeri harekatının evrimine bağlı olarak üç aşamaya ayırarak irdelemek gerekir.
İŞGAL SÜRECİ
Kahmut köprüsünün yakıldığı 20/22 Mart 1937‘den Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği 15 Kasım 1937‘ye kadarki süredir. Bu süreç kendi içinde 20/22 Mart-19 Mayıs, 19 Mayıs-26/28 Ağustos, 26/28 Ağustos-5/15 Eylül ve 15 Ekim-15 Kasım şeklinde bölünebilir. Dersim aşiretleri direnme yanlıları, tarafsızlar ve devletle işbirliği yapanlar (milislik yapanlar) olmak üzere üçe bölünmüştür. Bava, Alişer ve Sahan suikastleri ile Seyit Rıza’nın idamı bu zaman dilimindeki dönemeçlerdir. Seyit Rıza’nın oğlu Bava’nın öldürülmesini (Mart sonudur) takiben yedi kadar aşiret kendi aralarında bir ittifak oluşturup topluca direniş kararı alırlar. Ama bu aşiretlerin sadece birkaçı (Bahtiyar, Yukarı Abbas, Demenan ve Haydaran) bu karara sonuna kadar bağlı kalır. Alınan karara göre her aşiret kendi bölgesini savunacaktır. Yusufanlılar’ın yeminlerini bozarak bu kararı uygulamayışları Türk ordusunun 19 Mayıs günü Kırmızı Dağ hattına dek ilerlemesine yolaçar. Bu ani ve beklenmedik durum direnişin kaderi üzerinde büyük rol oynar. Sivil halk kitlesel halde Kutu ve Kalan derelerine sığınır. Alişer’in öldürüldüğü 9 Temmuz’dan sonra asker hemen her dağın zirvesini ve her vadiyi işgal eder. Bu tarihten Sahan’ın öldürüldüğü 28 Ağustos’a kadar geçen sürede sığınaklarda sivil halktan binlerce kişi katledilir. 28 Ağustos günü Sahan’ın öldürülmesi (Bahtiyar direnişinin kırılması), 1937 direnişinin sonunu işaretler. Tarafsız aşiretler arasına çekilerek onları direnişe çağıran Seyit Rıza sonuç alamaz. Sonraki gelişmeler konusunda farklı versiyonlar mevcut. Ya teslim olmak ya da görüşmeler yapmak üzere gittiği Erzincan’da yakalanıp diğer tutukluların bulunduğu Elazığ‘a götürülür (5/15 Eylül). 15 Ekim-15 Kasım arası yargılamalar ve idamlar tarafından belirlenir.
SOYKIRIM SÜRECİ
11/12 Haziran 1938‘den 10 Ağustos 1938‘e kadardır. 1938 yılı olayları “yasak bölgeler“ olarak ilan edilen İç Dersim’in neredeyse tümü (Kutudere-Kırmızı Dağ-Sin ve Halvori kuzeyindeki Haçılı Dere hattından Mercan Dağları eteklerindeki Karacakale’ye kadarki bölge) ile Koçan aşiretlerinin bölgesini (Ali Boğazı ve çevresi) boşaltma girişiminin yapıldığı 11/12 Haziran’da başlar. Bu durum 1937 direnişine katılmamış olan adı geçen iki bölgede yerleşik Kör Abbas, Bal, Keçel ve Koçan gibi aşiretlerin çetin bir direnişine yolaçar. Bu direnişler özellikle 22 Haziran’dan itibaren toplu kırımlar yoluyla bastırılır. Bu peryodun (1938 yılının) en önemli olayı adını Dersim’in Laçin aşiretinden alan ünlü Laç Deresi’nde cereyan eder. Laç Deresi’ndeki çarpışmaların en şiddetlisi ise 19-24 Temmuz arasına rastlar.
çatkaleliler
22-11-2009, 09:37 AM
SÜRGÜN SÜRECİ
10 Ağustos 1938‘den 31 Ağustos 1938‘e kadardır. Bu aralıkta boşaltılmış bulunan bölge halkı ile diğer bölgelerden ayıklanıp toplananlar Batı Anadolu’ya önceden saptanmış yerlere nakledilir.
İki yıla yayılan süreç içinde bazı anlar ayıklanabilir.
1937 yılının kırım zamanı özellikle Alişer’in öldürüldüğü 9 Temmuz ile Sahan’ın öldürüldüğü 28 Ağustos arasına rastlar. Bu aralıktaki en kanlı olaylar 17-18 Ağustos günlerinde Bahtiyar bölgesindeki çarpışmalarda yaşanır. Seyit Rıza’nın pek çok yakını da bu çarpışmada yaşamını yitirir.
1938 yılının kırım zamanı ise 22-28 Haziran arasında (boşaltılmak istenen Kalan bölgesinde Baltalı-kürekli muharebe), 19-24 Temmuz arasında (Laç Deresi’nde) ve 15 Ağustos’ta (Xeç baskını ve Xeç-Zımek toplu kırımı) yeralır.
Katliamın zirvesi 1938 yılının işaret ettiğimiz peryodlarıdır.
Ama 1937‘deki 17-18 Ağustos tarihi de kritik bir tarihtir.
Sonuç olarak, Dersim soykırımını anmak için bir tarih önermek gerekirse akla ilk gelenler 22-28 Haziran, 19-24 Temmuz ve 15 veya 17-18 Ağustos tarihleri olmaktadır.
1920’lerin sonları ve 30’lu yılların başlarına ilişkin raporlar, 1937-38 soykırımına öngelen dönemde Dersim’in işgalini tamamlamak ve ülkeyi insansızlaştırmak amacıyla TC devletinin yapmakta olduğu çok yönlü hazırlığın ayrıntılı bir resmini verirler. Dersim aşiretleri, herbirinin sayı ve silah gücü, karşılıklı ilişkileri ve çelişkileri konusunda ayrıntılı bilgilerin yeraldığı Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim adlı kitabı da bu hazırlığın bir parçasıdır. Bu kitap kaynak olarak MAH Raporu ve Birinci Umumi Müfettişlik (1927/8-35) raporlarına dayanıyor.
MAH (Milli Amele Hizmeti), 1927’de kurulmuş Türk istihbarat teşkilatıdır. 1965 yılında adı MİT olarak değiştirilmiştir.
Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim adlı kitabında dönemin İç İşleri Bakanı Şükrü Kaya’nın Başbakanlığa verdiği 18. 11. 1931 tarihli raporunun Ek bölümü Lahika başlığı altında olduğu gibi verilmektedir. Bu Ek, daha o tarihte (1931), hazırlığı yapılan saldırının başarısını takiben Dersim’de kimlerin nerelere sürgün ve iskan edileceğine ilişkin olarak Başbakanlığa sunulmuş bir plandır.
Burada yaklaşık doksan aşiretten 347 önde gelen ailenin (3470 kişi) Batı’ya ve Trakya’ya sürgünü, bunlardan 72 ailenin Tekirdağ’a, 38 ailenin Edirne’ye, 56 ailenin Kırklareli’ne, 65 ailenin Balıkesir’e, 73 ailenin Manisa’ya ve 34 ailenin de İzmir’e iskanı öneriliyor. Nakliye masrafı ve güzargahı bile saptanmış (Bk. JUK’un Dersim kitabı, s. 83-121, 1932).
1938 katliamı Kemalist yönetim tarafından, başta Mustafa Kemal olmak üzere Türk devletinin kurucuları tarafından önceden planlanıp gerçekleştirildi.
Bu kırımın önceden planlanan bilinçli bir stratejinin sonucu olduğunun kanıtları 19. yüzyıl sonlarından beri hazırlanan Dersim Raporları’nda, Türk istihbarat teşkilatı MAH’ın ve askeri müfettişliklerin raporlarında, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın raporunda, Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim adlı yayınında, Meclis konuşmaları ve dönemin Türk basınında yeralan haber ve yazılarda apaçık sergilenmektedirler.
Bu belgeler üzerinde çalışılarak hazırlanacak bir dosya ile Dersim soykırımının içyüzü uluslararası kamuoyuna kolaylıkla anlatılabilir. Belli başlı dillere çevrilmesi gerekecek olan bu dosyaya ek olarak Dersim’de herkesçe bilinen toplu mezarları tek tek görüntüleyen ve 37-38 kırımına tanık olan yaşlı kuşağın ve 38 sürgünlerinin öyküsünü kaydeden bir belgesel de düşünmek gerekecektir.
Olayın anlaşılmayacak bir tarafı yoktur.
Osmanlı ve Türk yönetimleri kendi otoritelerini zor kullanarak Dersim’e taşımak istemiş, hatta mümkünse Dersim’i haritadan büsbütün silmek istemiş, Dersim ise buna karşı direnmiştir.
İşte Devlet-Dersim çatışmasının kökeninde yatan budur
Merkezi otoritenin zora başvurması ve askeri seferleri doğal olarak kendisini savunmak zorunda kalan Dersimli’nin direnişiyle karşılaştı.
Bu şekilde başlayan Devlet-Dersim çatışması 1938 soykırımına dek devam etti.
Dersim davası işte bu süreçte gündeme oturdu ve yabancı bir gücün işgal ve imha girişimlerine karşı birbirini izleyen kendisini savunma amaçlı bir seri direniş içinde, özellikle 1916 veya 1918 yılı sonrasında giderek ulusçu ifadeler kazandı.
İşte benim Dersim direnişleri çağı dediğim bu evrededir ki Dersim kavramı Dersim-Kızılbaş halkının ve onun özgürlük sorununun ortak ve genel adına dönüştü.
Dersim, 1938’de bir soykırımla ve toplu sürgünlerle düşürüldü ve adı da daha 1936 yılından itibaren Tunceli olarak değiştirilip başında askeri sömürge valileri olan olağanüstü bir rejimle yönetilmeye başlandı. 1938 Eylül’üne gelindiğinde toplu direniş bastırılmış, bütün Dersim TC hükümeti tarafından 10 yıl için (1938-48) “Yasak Bölge“ ilan edilmiştir.
Bu 10 yıllık programa dördüncü harekat denebilir Bu zaman zarfında yoğun bir Türkleştirme programı uygulanır. Resmi ağızlar Dersim meselesinin bittiğini ilan ederse de dağlara sığınanların oluşturduğu gerilla birimlerinin (yerel dilde Qol) mücadelesi 1946 affına dek sürer.
1923-46, Doğu’nun kolonileştirilmesi, elkonan zenginliklerinin Batı’ya taşınarak 1950‘lerden itibarenki sınai gelişme için ilkel sermaye birikiminin sağlandığı dönemidir. Türk devletinin temelleri de bu aynı süreçte atıldı.
Tanzimat döneminde başlatılan ve 1930‘lu yıllarda sürdürülen Dersim Raporları serisinde TC devletinin Dersim’i sömürgeleştirme, Türkleştirme ve dağıtma politikası açıkça görülebilir.
Örneğin 1930‘ların başında hazırlanmış bir raporda (Büyük Erkanı Harp Reisi’nin Mütalaaları) Dersim’de “Yüksek idare memurlarına adeta koloni idarelerindeki selahiyet verilmeli“, “Dersim evvela koloni (sömürge) gibi nazarı itibara alınmalı“ (akt. Dersim, T.C. Dahiliye vekaleti Jandarma Umum Kumandanlığı, s. 218-19) şeklinde ifadelere rastlanmaktadır.
1923-46 arasında işgal ve siyasi ilhak, 1950 sonrasında ise ekonomik ilhak gerçekleştirildi. Böylece Dersim ve Kürdistan zor yoluyla TC yönetimi ve pazarına entegre edildiler.
Tunceli Kanunu, Genel Valilik, Yasak Bölge uygulamalarının 1948/49‘larda artık sona erdiği düşünülürse de, işgal (işgalin kendisi zor ve terördür) ve başka biçimler altında olağanüstü rejim biçimi halen devam etmektedir. Dersimli yaklaşık yetmiş yıldır şu ya da bu biçim altında askeri-faşizan olağanüstü rejimlerle yönetilmektedir.
Son olarak bir noktaya daha işaret etmeliyim.
Dersim’de karşı karşıya gelenler vahşi kapitalist ve sömürgeci bir uygarlık ile Morgan’ın deyişiyle Eski Toplum (Komünal Toplum)’du. Dersim’in yakın çevresi bir derebeylik rejimi ile kuşatılmıştı. Bu doğru. Ama iç kesimlerde, yani eski ve esas Dersim’de, asker, polis, yasa, mahkeme tanımayan, kısaca devlet nedir bilmeyen bir sosyal örgütlenme mevcuttu. Toplumun hücresi yerel dilde ezvete adı verilen Dersim gensiydi. Yönetim biçimi, değerleri, hukuku tamamen farklıydı. 1938’de bir soykırımla sona erdirilen cemi, cemaati, kendine özgü hukuku ile bu Dersim Komünü’ydü. Başka deyişle bir ilkel demokrasi ya da sosyalizmdi. Yıkılan Dersim gensi ve ona dayalı Dersim Komünü’nün incelenmesi önemli bir konudur. Şimdilik diyeceğim, sonraki Dersimli kuşakların kitlesel halde sosyalizme yönelişinde Türk Solu’ndan önce, kendileri farkında olmasalar bile içinden çıktıkları bu toplumun, önceki kuşaklar tarafından kendilerine aktarılan geleneğin önemli rol oynadığıdır.
1937-38 KATLİAMININ KRONOLOJİSİ
25 Aralık 1935
Tunceli Kanunu çıkarıldı ve Dersim adı Tunceli olarak değiştirildi.
6 Ocak 1936
Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kuruldu ve başına sömürge valisi yetkileriyle General Abdullah Alpdoğan atandı. Dersim’de stratejik merkezlerde kışla ve karakol inşaasına başlandı. Ardından gelen karakol baskınlarının nedeni işgal ve soykırım hazırlıklarını önlemekti.
çatkaleliler
22-11-2009, 09:38 AM
1937 YILI OLAYLARI (İSMET İNÖNÜ'NÜN BAŞBAKANLIĞI DÖNEMİ)
20/22 Mart 1937 (Kahmut Olayı)
1936‘da başlatılıp kış nedeniyle ara verilen kışla-karakol inşaası 1937 Mart’ında devam ettirilince, kesintiye uğrayan direniş de Karakol baskınları tarzında yeniden başladı. S. Rıza’nın köyü ve çevresi bombalandı. Türk askeri kaynakları ve Dersim’in hafızasının kaydettiği 1937 yılının ilk olayı 20-21 veya 21-22 Mart 1937 gecesi saat 11‘de Pah-Kahmut bucaklarını bağlayan Harçik Suyu üzerindeki tahta köprünün Demenanlılar ve Haydaranlılar tarafından yakılması ve civardaki karakola baskındır. Naşit Uluğ’a göre Dersimli büyük eylemleri genellikle 22 Mart sabahı başlatır, çünkü bu tarih güneşe tapılan devirlerden kalma bir inanç gereği kutsaldır, ilkbaharın da başlangıcıdır. Onun sözünü ettiği Dersim takvimindeki Newe Marti olmalıdır.
26-27 Mart veya 26 Nisan 1937
Seyit Rıza’nın oğlu Bıra İbrahim (Bava), babası adına askeri harekatın durdurulmasını talep etmek üzere gittiği Hozat dönüşünde Kırğan köyü Deşt’te misafir olduğu evde uyurken öldürülür. M. Nuri, bu siyasi cinayeti Alpdoğan’ın adamı Binbaşı Şevket’in adamlarının örgütlediğini yazar.
Aşağıdaki mısralar bu cinayet üzerine yapılan bir Dersim ağıtından alınmadır:
Ax de Babo Babo
Kamo merdena to rê sa bo
Mı va, yanê Babaê mı sono Xozatê vêsae
Ma rê cêno pilina na Kırmanci
S. Rıza, misilleme olarak Kırğan aşiretinin merkezi Sin bucağını ve karakolunu basar. Ordu, Kırğan aşireti eşliğinde saldırıya geçer. Böylece S. Rıza ve aşireti ile Bahtiyar aşireti de başlamış bulunan çatışmalara katılırlar. Çatışmalar fiilen toplu bir direnişe dönüşür. Aşiretler arasında genel bir birlik kurulamaz. Sadece Yukarı Abbas, Bahtiyar, Ferhad, Karabal, Yusufan, Demenan ve Haydaranlar’dan oluşan toplam 7 kadar aşiret kendi aralarında direniş için ittifak kurup Halvori-Vank civarında yemin ederler ve topluca direnişe geçerler. Alpdoğan, aşiretler arasında birleşmeleri engellemek, direniş kararı alan S. Rıza liderliğindeki yedi aşireti tecrit etmek için çabalar. Bu amaçla söylentisi dolaşan boşaltma ve sürgün kararını yalanlamaya, saklı tutmaya özen gösterir. Ajanları dolayımıyla aşiretlerarası kavgaları körükler, direnişin önderlerini ortadan kaldırmak için çalışır. S. Rıza ile bir toprak meselesi yüzünden anşlaşmazlığı bulunan yeğeni Rehberi ve çetesini kendisiyle işbirliğine ikna edip kullanır. Rehber, verilen görevleri yerine getirdikten sonra onu da öldürtür.
Nisan 1937
Askeri birliklere baskınlar. Direniş sürüyor.
1-3 Mayıs
Mazgirt’e ve Mazgirt Köprüsü’ndeki birliklere saldırı. Sabiha Gökçe’nin de katıldığı 15 uçaklık bir filo Zel, Kırmızı Dağ, Yukarı Bor (Keçizeken) çevrelerini bombalar.
8 Mayıs
Genelkurmay, Dördüncü Genel Valiliğe 8 Mayıs’ta genel tenkili (Bor/Kırmızı Dağ-Sin-Karaoğlan hattına ulaşacak hücüm harekatını) başlatması emrini iletir.
19 Mayıs
Yukardaki emir üzerine 25. Alay Kırmızı Dağ zirvesini bir saldırıyla işgal eder, tespit edilen Nazımiye-Kırmızı Dağ-Sin-Karaoğlan hattına ulaşır. Bu saldırı için 19 Mayıs gününün seçilmiş olması dikkat çekmektedir. Bu saldırının başarısı Yusufanlılar‘ın ittifak yeminini bozup direnmeyişlerine, dahası orduya destek olmalarına bağlanmaktadır. Bu ani ilerleme savaş alanındaki sivil halkın Kalan ve Kutu derelerindeki sığınaklara yerleştirilmesine neden olur. Aşiretlerin çoğu tarafsız, bir bölümü devletten yanadır. Direnenler küçük bir azınlıktır. Üstelik ittifakçıların bir bölümü saf değişmiştir.
26 Mayıs
Bahtiyar köylerine ordu baskını ve bu bölgede önceden boşaltıldığı görülen Resikan, Gözerek, Varuşlar, Çökerek ve Çat köylerinin yakılması.
Mayıs Sonu ve Haziran Başı
Haydaran, Demenan ve Yusufanlılar’dan bazıları teslim olur.
18 Haziran
Başbakan İnönü Elazığ’a gelerek sürmekte olan harekatı görüşür.
22 Haziran
Ordu birlikleri Zel, Bokir, Sıncık, Aziz Abdal dağlarını işgal ederler. Dersimli her dağ zirvesi, her bir vadi için, kısacası ülkesinin her karış toprağı için çetin bir direniş sergilerse de işgal ordusunun 19 Mayıs’ta ulaştığı hattı daha da içerilere (kuzeye) taşımasını engelleyemez. Direnişçi köyler yakılır, sürülere elkonulur.
Haziran veya Temmuz
Asker Tujik Dağı’nı işgal eder. Bu dağın eteğindeki İksor Vadisi’nde sığınaklarda bulunan çoğu kadın ve çocuk sivil halktan binlerce kişiyi imhaeder. Mağaraların girişi betonla kapatılarak veya ağzında ateş yakıp içine boğucu duman verilerek binlerce sivil yokedilir. Bu sırada can havliyle dışarı fırlayanlar vurulur. Kısacası İksor vadisinde tam bir katliam olur.
9 Temmuz 1937
Dersim ulusal hareketinin S. Rıza’dan sonraki en önemli önderi Alişer, eşi Zarife’yle birlikte Rehber ve çetesi tarafından öldürülür. Sekiz-dokuz kişilik bu çeteye Hıde Pırço (Pırço’nun oğlu Hıdır) da katılır. Alişer ve eşinin kesik başları Elazığ’daki “Dersim Fatihi“ Abdullah Alpdoğan‘a yollanır.
17-18 Ağustos
Bahtiyar mıntıkasında (Tokmakbaba-Titenik-Sarıoğlan üçgeninde) çetin çarpışmalar. S. Rıza’nın ikinci eşi, büyük oğlu Şeyh Hasan, üç torunu ve bin kişilik kuvveti bu çarpışmada katledilirler. Bazı kaynaklar bu çatışmaların Koçan mıntıkasında yaşandığını söylerse de bu doğru görünmüyor.
28 Ağustos
Bu sıralarda direnişe S. Rıza ve Sahan önderlik etmekteydiler. S. Rıza Bahtiyarlılar arasında bulunuyordu. Direnişçi 6 aşiret reisinden yakalanmamış olan sadece bu ikiliydi ve Alpdoğan onların peşindeydi. 28 Ağustos günü direnişin önemli bir önderi olan Bahtiyarlı Sahan, General Alpdoğan tarafından satın alınan üvey kardeşi Pırço oğlu Hıdır tarafından uyurken öldürülür. Gövdesinden ayrılan başı Hozat’taki Türk kumandanına teslim edilir. Rehber’in çetesinden olan hain Hıdır, Hozat dönüşünde Sahan’ın kardeşi veya amcasıoğlu tarafından öldürülür.
Aşağıdaki mısralar Şahan üzerine olan Dersim ağıtından alınmadır.
Ule biye biye
Lemınê biye
Sahan Ağaê mı ke merdo, nêmerdo (şiyo, nêşiyo)
Şikiyo thılsımê Kırmanciye
Bu ağıt olayların seyrini doğru ifade etmektedir. Çünkü Bahtiyar direnişinin kırılması (ardından Bahtiyar kırımı yapılır) anlamına gelen Sahan’ın öldürülüşü, gerçekten de Dersim direnişinin sonu olur. Sağ kalan Bahtiyar direnişçileri S. Rıza’nın aşireti Yukarı Abbas kuvvetlerine katılırlar. Fakat Sahan öldürülünce yalnız kalan Seyit Rıza, direnişe çağırdığı tarafsız aşiretlerden bir şey çıkmayınca çok geçmeden yakalanır ya da bir versiyona göre teslim olur.
5-13/15 Eylül
S. Rıza Erzincan’a giderken veya gittiğinde yakalanır. Bir söylentiye göre yakalandığında komşu illere kaçmaya çalışıyordu. Bir diğerine göre kaçma girişimi yoktur. Kendi kararıyla Erzincan jandarmasına teslim olmuştur. Bir başka yoruma göre Erzincan valisi aracılığıyla görüşmeye çağrıldığı Erzincan’da beraberindekilerle birlikte tutuklanır. Bazı yaşlılara göre gittiği Pülümür yöresinde ihbar edilip yakalatılmış ya da bu ihbar üzerine gidip teslim olmuştur. Kaynaklarda Eylül’ün 5‘inde veya 10‘unda yakalandığı yazılıdır. Seyit Rıza’nın yakalandığı haberini 13-14-15 Eylül tarihli Tan, Kurun, Ulus gibi gazeteler vermektedir. Yakalanışına ilişkin ilk haber 13 Eylül tarihli gazetelerde çıkar. Türk basını ve yetkilileri ondan “Dersim’in en ileri ve son sergerdesi“ diye sözederler. Seyit Rıza’nın yakalanması üzerine Mustafa Kemal, İsmet İnönü, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve 3. Ordu Müfettişi Kazım Orbay Abdullah Alpdoğan’a bu başarısı nedeniyle kutlama mesajları gönderir, bunu Alpdoğan’ın tarihi bir başarısı olarak tanımlarlar.
Ekim ayı ortaları
S. Rıza Erzincan’dan Elazığ’a götürülüp orda toplanmış bulunan diğer Dersimli esirlerle birlikte (toplam 58 kişi oldukları anlaşılıyor) askeri mahkemede Dersim’i isyana teşvikten ve bu isyana katılmaktan dolayı yargılanır.
15 Kasım
Ekim ayı ortasında başlayan sözde yargılama 15 Kasım’da biter. 14 kişi beraat eder. Seyit Rıza da dahil 7 kişi idama, 37 kişi ağır hapis cezalarına mahkum edilir. 15 Kasım’da Seyit Rıza (1860/62-1937) ve diğer altı kişi Elazığ Buğday Meydanı’nda şafakla birlikte infaz edilirler. Bu altı kişi, S. Rıza’nın oğlu Resik Hüseyin, Kamer Ağa’nın oğlu Yusufanlı Fındık, Şeyhan reisi Usê Seydi, Demenan reisi Cebrail veya oğlu, Kureşanlı Hasan ve Haydaranlı Kamer Ağa’dırlar. Seyit Rıza’yı bizzat götüren ve infazları izleyen İhsan Sabri Çağlayangil’in aktardığına göre Seyit Rıza’nın son sözleri şunlardı:
Ewladê Kerbelayme
Bêxetayme
Aybo, zulmo, cinayeto.
Kente girmeye cesaret edemeyen Mustafa Kemal, bu sırada Elazığ garında infazların bitmesini beklemektedir.
Bu idamlarala birlikte 1937 yılı direnişi sona erer.
Zamanın Başbakanı İsmet İnönü (İso Ker), Seyit Rıza ve beraberindekilerin idamı üzerine verdiği demeçte, “Dersim meselesini ortadan kaldırdık...Dersim müşkilesinden kurtulduk“ derken, Cumhuriyet gazetesi başyazarı Yunus Nadi, “Tarihe Gömülen Dersim’e Dair“ başlıklı 18 Kasım 1937 tarihli yazısında, “Senelerden beri adına Dersim denilen mesele tarihin ummanına katılmış ve ebeddiyen ölmüştür“ demektedir.
çatkaleliler
22-11-2009, 09:40 AM
1938 YILI OLAYLARI (CELAL BAYAR'IN BAŞBAKANLIĞI DÖNEMİ)
2 Ocak
Dördüncü Genel Valiliğin Munzur-Merho-Mercan dereleri arasındaki bölgeyi ve Kalan Deresi havzasını boşaltma kararı ve bu kararı uygulama girişimi. Bunun üzerine Ovacık’tan gelen yedi jandarma devletin o tarihe kadar gizli tutulan asıl amacını ve 1937 direnişine katılmamış olmakla yaptıkları vahim yanlışı yeni farkeden Kör Abbas, Keçel ve Bal aşiretlerinden direnişçiler tarafından Mansul Uşağı Köyü’nde öldürülürler. Ardından Mercan Karakolu basılır. Bu sırada iki asker daha öldürülür. 1938 Ocağının başında sıranın kendilerine geldiğini anlayan adı geçen bölge aşiretleri ittifak halinde direnme kararı alırlar. “Askeri içimize sokmayalım, silahlanalım, ittifak yapmazsak hepimizi tek tek kıracaklar“ diyerek direnişe geçerler. 1937‘deki Kahmut Köprüsü baskını nasıl kasıtlı olarak birinci askeri harekatın sebebi gibi gösterildiyse, Mansul Uşağı Olayı da bazı kaynaklar tarafından 1938‘deki İkinci harekatın nedeni gibi sunulmaya çalışıldı. Her iki olay da TC ordusu tarafından birer bahane gibi kullanıldılar. 1938‘deki ikinci harekat çevre illerden orduların aktarılması ve diğer hazırlıklar nedeniyle, daha da önemlisi dış dünyanın tepkisini çekmeyecek daha uygun bir fırsatın kollanması sebebiyle ancak 11-12 Haziran’da başlar.
11-12 Haziran
İkinci harekatın (1938 harekatı) başlangıcı. Her taraftan Dersim’e giren TC orduları Kalan-Merho-Mercan vadilerindeki halkı boşaltmayı amaçlar. Burası, Buyer Bava-Mahmunut Gediği-Birman Gediği-Keller Komu-Katır Tepe-Koçgölbaşı-Badikan-Karasakal noktaları arasındaki bölgedir. Yani Munzur-Mercan dağlarının hemen dibindeki İç Dersim’in en kuzey bölgesidir. Zel ve Kırmızı dağlar hattının kuzeyi de harekatın kapsamına alınır. Kısacası 38 harekatının asıl hedefi Asıl/Eski Dersim‘dir, Kalman Ocağı’dır. Böylece yerinden yurdundan edilmek istenen İç Dersimli bir ölüm dirim savaşına girişir.
19-22 Haziran
Boşaltılmak istenen diğer bölge Ali Boğazı ve çevresidir. 19-22 haziran günlerinde bu bölgede oturan Koçan grubu aşiretleri (Koç, Şam, Resik) de direnişe geçerler. 19 Haziran’da Amutka Karakolu kuşatılır ve çevredeki Türk birliklerine saldırılır. Çarpışmalar 22 Haziran’a dek sürer. 22 Haziran’da Koçan aşiretleri Ali Boğazı’na sığınmak zorunda kalırlar. Uçak filoları Ali Boğazı’na bomba yağdırır.
Ali Boğazı’ndaki çarpışmalarla ilişkili bir Dersim deyişinde şöyle denir:
Tornê Merwani koto zıdê ma
Hawt bedelo fetelino, az ve azê ma dıma
Ma ve Mervani ra jüvini kerdo Ali Boğaji
Bıraenê, pêrodê, ma pêrodime
Hefê huyê hawt bedeli bıcêrime
Bu deyişte Dersim hududu Kızılbaşlığın hududu olarak tarif edilir. Sivas ve Erzurum da Dersim’e dahil gösterilir. Dersim’in devletle kavgası kuşaktan kuşağa süren bir kavga olarak, Kerbala’nın devamı ve Yezit’le kavga gibi tarif edilmektedir.
Kureyşanlılar’ın Şeyhan kabilesi ile Yukarı Abbas aşireti Koçanlılar’ı desteklemek için direnişe geçerler. Böylece direniş doğusu ve batısıyla tüm Dersim’e yayılır.
24-30 Haziran
24 Haziran günü İç Dersim’deki Dolu Baba (Tujik) işgal edilir. Ordunun köylerini ateşe verip halkını boşaltmaya çalıştığı Kırgat, Boduk, Midrik, Mitgel, Hotar, Ariki, Tenkali, Meraş, Keçeler köyleri ve Hikü mezrasının silahsız sivil halkı balta ve küreğe sarılır. Baltalı kürekli bu muharebe 28 Haziran’da kanla bastırılır. 29 Haziran’da Karasakal zirvesi işgal edilir. Reşat Hallı’nın verdiği rakkama göre 11-12 Haziran’dan 29 Haziran’a kadar tam 60 köy boşaltılır ve yakılır. Köyler ve ormanlar ateşe verilir, hayvanları dahil halkın nesi varsa “ganimet“ (ganimet, düşmandan ele geçirilen mala denir) olarak gaspedilir, sivil halk ve direnişçiler kurşuna dizilmek veya batıya sürülmek üzere “esir“ (düşmanın ele geçirdiği insanlar) edilip belirli noktalarda toplanır.
Başbakan Celal Bayar, 29-30 Haziran 38‘de TBMM’de yaptığı konuşmada “ordularımız pek yakın zamanda...Dersim mıntıkasının sakinlerini tamamen kaldıracak ve bu meseleyi esasından kesecektir“ der.
Çukur ağıtından bir parça şöyledir:
Celal Bayar amo
Esmo ma rê meymano
Non sola ma neweno
Ma de xayın nia dano
Vano, zerrê mı terseno
Zalım az ma ra nêverdano
Kerdime top, berdime verê Kertê Mazgerdi
Ardi, verva ma ağır makiney qurmis kerdi
Temmuz
2 Temmuz‘da asker Ahpanos, İksor ve Tujik dağına hücum eder. Çetin bir muharebenin sonucunda Tujik zirvesi işgal edilir. Kaçış yolları kapatılıp bir uçak filosu eşliğinde tek çıkış yolu olarak kasıtlı şekilde açık bırakılan Kalan Deresi’nde kırım yapılır. Devletin “haydut“ diye sözettiği 3 direnişçi kendilerini uçurumdan atarlar. 14-16 Temmuz’da Kalan ve Demenan direnişçilerinin imhasına çalışılır. Mağaralar ayrı ayrı abluka edilir. Kalan Deresi ve Demenan mıntıkası kasıp kavrulur. Ardından İç Dersim’de 1938‘deki zorlu muharebelerin ağıtlara konu olan en ünlüsü, Laç Deresi (Dere Laçinu) muharebesi olur. Laç Vadisi’ndeki çarpışmaların en şiddetlisi 19-24 Temmuz günleri arasında yeralır. Dersim’in en namlı silahşörleri Laç’ta birlikte dövüşür ve yarım asırdan çoktur dilden dile dolaşan bir destan yaratırlar.
De, halo halo
Halê ma yamano
Ordiyê Tırki gurlağ amo
Dormê ma qapano
Pırode bıra, pırode
Na qewğa aşirun niya
Merebê Dêsımi (Kırmanciye) u zalımanê Tırkano
TC ordusunun hedefi direnişin son sığınağı olan Laç Deresi’ni ele geçirmekti. Üç dört koldan kuşatılan Laç Deresi inatla direnir. Sonunda direniş kırılırsa da sade halk arasında direnişçilerin intikamlarını fazlasıyla aldıkları inancı yaygındır: “Ma hefe xo quret, hefe tayine ki serra quret“.
Halk, direnişçilerin tüfeklerinin arkasında yiğitçe düştükleri için onur duymaktadır: Mordem uyo ke pe tıfonge hode bımıro!
Direniş kırıldıktan sonra vadinin tabanındaki mağaralar ve kayalıklar kuşatılır. Top ve makinalı ateşi ve tahrip kalıpları atılarak bu mağaralar içindekilerle birlikte imha edilir. Dışarı fırlayanlar vahşice öldürülür. Kimisi kendisini Munzur Suyu‘na atarak intihar eder. 19-24 Temmuz arasındaki çarpışmalarda Laç’ta 216 direnişçi katledilir. Kırık Mağara’da dinamitle imha edilmekten korkan ve R. Hallı’ya göre aralarında Demenan’ın en önemli kolbaşılarından Hese Gewe ile Demenan reisi Cebrail Ağa’nın oğlu Hüseyin’in de bulunduğu 42 direnişçi teslim olur.
Ardından 27-30 Temmuz günleri arasında Mameki ve Erzincan tugayları ile Haydaran bölgesine yönelinir. Vartinik, Göldağı, Zel Dağı, Hengırvan, Zağge, Aşağı Rabat, Kutu Deresi girişi, Kerenko, Karasakal ve Buyer Bava’yı kapsayan tüm bölge kuşatılır.
1-10 Ağustos
Kuşatılan Haydaran bölgesindeki tüm direnişçiler mağaralarda sıkıştırılır. 100‘den çok direnişçi öldürülür. 2-3 Ağustos’ta mağara ve kaya kovukları aranır. Çok sayıda direnişçi ve hayvan imha edilir. Hayvanlar ve eşyalar müsadere edilir. Direnişçi köyler yakılır.
Ardından sıra genel bir taramaya gelir.
10-31 Ağustos (“Üçüncü Askeri Harekat“)
Bu harekat toplama, toplu halde kurşuna dizme ve 1931‘de İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın raporunda planlanan Batıya toplu sürgünün hayata geçiriliş safhasıdır. Bu tarihler arasında Dersim’in her tarafında aynı anda başlatılan ve amacı “girilmemiş hiç bir yer bırakmamak“ olan genel bir operasyon yapılarak ‘yasak bölgeler‘in içinden ve dışından en az 5-7 bin kişinin (aşiret reisleri, kolbaşılar, seyitler ve aileleri) batı illerine nakli ve iskanı başlatılır. Dördüncü Genel Müfettişliğin önerisi ve içişleri Bakanı’nın onayı ile yerleşime yasaklanan, sürgün ve iskanı kararlaştırılan bölgeler iki adettir: 1-Kutudere-Kırmızıdağ-Haçılıdere hattından Mercan dağları eteğindeki Karacakale’ye kadarki bölge, 2-Ali Boğazı ve çevresi, yani Koçan bölgesi.
Bu sırada her yanda terör estirilir. 12 Ağustos’ta bir uçak filosu Ali Boğazı’nı bombalar. 13 Ağustos’ta Kırmızı Dağ çevresindeki çatışmalarda 300 direnişçi öldürülür. Aynı gün Ali Boğazı ve Tağar Deresi tabanındaki harekatta komlar yakılır, hayvan sürüleri gaspedilir. 14 Ağustos’ta 83 Demenanlı ve Haydaranlı direnişçi öldürülür. 15 Ağustos’ta Laç Deresi tabanında yeni bir tarama yapılarak 281 Demenanlı ve Haydaranlı öldürülür. Batıya nakledilmek üzere toplanan Yusufanlılar’ın 149‘u imha edilir. 15 Ağustos’ta Zımeq ve çevresinde çok sayıda direnişçi (“asi“) imha edilip köyleri yakılır. Batıya sürülmek üzere insan avına çıkan 41. Tümen Deşt yöresindeki köylerde direnişle karşılaşır. Direndikleri ve direnişçilere yataklık ettikleri gerekçesiyle Zımek/Zımbık, Xeç, Kirnik ve Bornak köylerinden 395 kişi öldürülür. Şıxmamed aşiretinin merkezi Hiç (Xeçe) köyüne bir gece baskını yapılarak top-mitralyöz ateşi ve süngüyle toplu kırım yapılır. Hiç ve Zımek toplu kırımı işte bu sırada, 15 Ağustos günü yapılmıştır. Yine 15 Ağustos günü Çukur ve Pah civarındaki taramada çok sayıda Haydaranlı imha edilir. 31 Ağustos’ta yeni bir tarama hareketiyle esir edilmiş olan binlerce kişi kafileler halinde Batıda saptanan yerlere sevkedilirler. Hozat’a getirilen Karaca seyitleri ve halkı makinalı tüfeklerle katledilir. Sanırım Sarı Saltıklı Seyit Seyfi Dede de bu olayda öldürülür. Böylece 31 Ağustos’ta askeri harekat tamamlanır.
(Kaynak: SEYFİ CENGİZ, DERSİM VE ZAZA TARİHİ - SÖZLÜ GELENEK VE TARİHSEL GERÇEK, V. BÖLÜM)
TunceliMunzur
22-11-2009, 10:33 AM
Yapılan katliam onaylanamaz.
devlet icerisinde ki alevi dusmanı kurt kadrolar ve orduya gonulluş katılan 6 bini askın safi kurt asker bu katlımın hesabını verecektır.
feodal düzen isaynını savunanan sosyalistlerde dunyanın en tuhaf sosyalistı olsa gerek.
çatkaleliler
22-11-2009, 10:37 AM
feodal düzen isaynını savunanan sosyalistlerde dunyanın en tuhaf sosyalistı olsa gerek.
biz SEYİT RIZA yı direnişin ve onurun simgesi olarak görüyoruz... katleden ister şafi olsun ister laz olsun elbet hesabı sorulacak bu af elbette kıyamete kalmaz!!!
insan sütü emmiş biri kesinlikle masum insanların kafasını kesmez karnın kesmez!!
öldürmeninde bir adabı var!!
bu katliamı babam bile yapsa ona da karşı hıncım kas katı olurdu!!!
çatkaleliler
22-11-2009, 10:40 AM
Yapılan katliam onaylanamaz.
devlet icerisinde ki alevi dusmanı kurt kadrolar ve orduya gonulluş katılan 6 bini askın safi kurt asker bu katlımın hesabını verecektır.
feodal düzen isaynını savunanan sosyalistlerde dunyanın en tuhaf sosyalistı olsa gerek.
pardon siz dersimli miydiniz?
Son olarak bir noktaya daha işaret etmeliyim.
Dersim’de karşı karşıya gelenler vahşi kapitalist ve sömürgeci bir uygarlık ile Morgan’ın deyişiyle Eski Toplum (Komünal Toplum)’du. Dersim’in yakın çevresi bir derebeylik rejimi ile kuşatılmıştı. Bu doğru. Ama iç kesimlerde, yani eski ve esas Dersim’de, asker, polis, yasa, mahkeme tanımayan, kısaca devlet nedir bilmeyen bir sosyal örgütlenme mevcuttu. Toplumun hücresi yerel dilde ezvete adı verilen Dersim gensiydi. Yönetim biçimi, değerleri, hukuku tamamen farklıydı. 1938’de bir soykırımla sona erdirilen cemi, cemaati, kendine özgü hukuku ile bu Dersim Komünü’ydü. Başka deyişle bir ilkel demokrasi ya da sosyalizmdi. Yıkılan Dersim gensi ve ona dayalı Dersim Komünü’nün incelenmesi önemli bir konudur. Şimdilik diyeceğim, sonraki Dersimli kuşakların kitlesel halde sosyalizme yönelişinde Türk Solu’ndan önce, kendileri farkında olmasalar bile içinden çıktıkları bu toplumun, önceki kuşaklar tarafından kendilerine aktarılan geleneğin önemli rol oynadığıdır.
ZeRiKaN_24
22-11-2009, 11:12 AM
Yapılan katliam onaylanamaz.
devlet icerisinde ki alevi dusmanı kurt kadrolar ve orduya gonulluş katılan 6 bini askın safi kurt asker bu katlımın hesabını verecektır.
Çakma Dersimli,
O dönemin iktidarı olan partiden hesap sorsana!
Zihniyete bak yahu!
Anlayışa bak yahu! Askerlerden hesap sorcakmış.
Zeka küpü(!) arkadaş,askerleri oraya gönderen zihniyeti sorgulasana
Varmı yüzün?
Katliam sırasında GenelKurmay başkanı kimdi?
Fevzi Çakmak...
Peki Fevzi çakmak Kürtmü? Şafimi? Nedir?
Dönemin iktidar partisini söylesene.
Irk konusuna girme zararlı çıkarsın.
TunceliMunzur
22-11-2009, 11:19 AM
Çakma Dersimli,
O dönemin iktidarı olan chp'den hesap sorsana!
Zihniyete bak yahu!
Anlayışa bak yahu! Askerlerden hesap sorcakmış.
Zeka küpü(!) arkadaş,askerleri oraya gönderen zihniyeti sorgulasana
Varmı yüzün?
Katliam sırasında GenelKurmay başkanı kimdi?
Fevzi Çakmak...
Peki Fevzi çakmak Kürtmü? Şafimi? Nedir?
Dönemin iktidar partisini söylesene.
Irk konusuna girme zararlı çıkarsın.
sen niye sormuıyorsun.
bu ülkedeki sedat bucaklardan hesap sorda goreyim senin komunistligini.
TunceliMunzur
22-11-2009, 11:22 AM
pardon siz dersimli miydiniz?
dersim komüni mü.
arkadasım dersimde ne komunu.
1938 oncesini bilmeden konusma.
asıret catısmalarının yogun yasandıgı bolgede sen hangı komunden bahsedıyorsun.
yoksulluk hat safhada.
yagma talan adam oldurmeler hat safhada.
bilemeden orandan uydurma.
ZeRiKaN_24
22-11-2009, 11:27 AM
sen niye sormuıyorsun.
bu ülkedeki sedat bucaklardan hesap sorda goreyim senin komunistligini.
Sedat Bucaklardan önce senin gibi içimizdeki truva atlarından hesap sormamız lazım.
Katliam sırasındaki zihniyeti, iktidar partisini söylede görelim senin kemalistliğini.
çatkaleliler
22-11-2009, 11:30 AM
dersim komüni mü.
arkadasım dersimde ne komunu.
1938 oncesini bilmeden konusma.
asıret catısmalarının yogun yasandıgı bolgede sen hangı komunden bahsedıyorsun.
yoksulluk hat safhada.
yagma talan adam oldurmeler hat safhada.
bilemeden orandan uydurma.
çapulcu arkadaşım, ben atmıyorum..
kaynak gösterdim senin gibi gdo ürünlerini stalin çıkardı diye , sivasda madımak katliamında dtpliler yaşlı bir teyzeye saldırdı diye idaalarda bulunmuyorum...
yazdığım yazınınaltına kaynağı eklemişim..
ince bir gönsderme yapmak istiyen sensin!!!
sosyalistler patrona halil isyanını , baba ishak isyanınıyönetimlere kaldırılmış onurlu bütünb isyanları simge olarak görürler...
Dersim osmanlı dan tc uzanana dönemde özerk yaşamış bir yerdir..
sizin gibi seyit rıza ingiliz uşağıdır demiyoruz..
son olarak faşistlik sizin kanınızda var!!
TunceliMunzur
22-11-2009, 11:31 AM
Sedat Bucaklardan önce senin gibi içimizdeki truva atlarından hesap sormamız lazım.
Katliam sırasındaki zihniyeti, iktidar partisini söylede görelim senin kemalistliğini.
kürt kadroları inkar edecek kadar kürtcusun.
geleneksel dusmanı ınkar edıyorsun.
devsırme osmanlının alevi katliamlarında hep icbirlikcisi kürtler olmustur.
dersim katliamında gene kürt kadrolar on planda.
emniyet genel muduru.
ismet inonu.
tunceli generali alp dogan.
elazıg valisi.
alayı kurt orduya katılan 6 bin kürt gonullusu.
TunceliMunzur
22-11-2009, 11:33 AM
çapulcu arkadaşım, ben atmıyorum..
kaynak gösterdim senin gibi gdo ürünlerini stalin çıkardı diye , sivasda madımak katliamında dtpliler yaşlı bir teyzeye saldırdı diye idaalarda bulunmuyorum...
yazdığım yazınınaltına kaynağı eklemişim..
ince bir gönsderme yapmak istiyen sensin!!!
sosyalistler patrona halil isyanını , baba ishak isyanınıyönetimlere kaldırılmış onurlu bütünb isyanları simge olarak görürler...
Dersim osmanlı dan tc uzanana dönemde özerk yaşamış bir yerdir..
sizin gibi seyit rıza ingiliz uşağıdır demiyoruz..
son olarak faşistlik sizin kanınızda var!!
arkadasım onca asıret catısmasının yadsandıgı yerde ne komunu.
kaldıkı isyana 53 asıretten sadece 4 asıret katılmıstır.
bizim pülümur asıretleri katılamamıstır.
pulumur tarafında her hangı bir catısma cıkmamıstır.
çatkaleliler
22-11-2009, 11:37 AM
arkadasım onca asıret catısmasının yadsandıgı yerde ne komunu.
kaldıkı isyana 53 asıretten sadece 4 asıret katılmıstır.
bizim pülümur asıretleri katılamamıstır.
pulumur tarafında her hangı bir catısma cıkmamıstır.
yaz o zaman 53 aşiretin adını altını doldurda senin demokrat olduğunu anlayım...
yazmıyorsan bile link ver!!!
gerçi seyit rıza ya ingiliz uşağı diyen birinden ne beklersin!!
TunceliMunzur
22-11-2009, 11:41 AM
yaz o zaman 53 aşiretin adını altını doldurda senin demokrat olduğunu anlayım...
yazmıyorsan bile link ver!!!
gerçi seyit rıza ya ingiliz uşağı diyen birinden ne beklersin!!
ben kendi yaslılarımdan dinledim.
seyit rızayı sevmezler.
benim icin onemi yoktur dersimde ki agaların.
turkiye egemenleri ve dersim egemenleri arasında ki mucadelede zararı masum halk gormustur.
zaten seyit rıza da bu durumu sonradan fark etmistır.
ZeRiKaN_24
22-11-2009, 11:43 AM
kürt kadroları inkar edecek kadar kürtcusun.
geleneksel dusmanı ınkar edıyorsun.
devsırme osmanlının alevi katliamlarında hep icbirlikcisi kürtler olmustur.
dersim katliamında gene kürt kadrolar on planda.
emniyet genel muduru.
ismet inonu.
tunceli generali alp dogan.
elazıg valisi.
alayı kurt orduya katılan 6 bin kürt gonullusu.
Sen bu katliamından sonra ırk-i yorumlar yapacak kadar ırkçısın, Kafatasçısın.
Sorduğum sorulara cevap ver
Hiç o yana bu yana kıvırma
Dersim ile ilgili raporları hazırlayıp Mustafa Kemal'e veren Genelkurmay başkanı F.çakmaktamı Kürt?
Aynı şekilde 1931 senesinde rapor hazırlayan İçişleri bakanı Şükrü Kaya'damı Kürt?
Dönemin iktidar partisi?
İskan yasasını çıkaran zihniyeti?
çatkaleliler
22-11-2009, 11:44 AM
ben kendi yaslılarımdan dinledim.
seyit rızayı sevmezler.
benim icin onemi yoktur dersimde ki agaların.
turkiye egemenleri ve dersim egemenleri arasında ki mucadelede zararı masum halk gormustur.
zaten seyit rıza da bu durumu sonradan fark etmistır.
sevmiyor diye karalaman mı lazım(?)
seyit rıza nın ceddşne baktıpında eceliyle ölen çok az kişiyi bulursun!!
bu mu ağalık bedel ödemek ne zamandan beri egemenlik oluyor!!
TunceliMunzur
22-11-2009, 11:46 AM
Sen bu katliamın altından ırk-i yorumlar yapacak kadar ırkçısın, Kafatasçısın.
Sorduğum sorulara cevap ver
Hiç o yana bu yana kıvırma
Dersim ile ilgili raporları hazırlayıp Mustafa Kemal'e veren Genelkurmay başkanı F.çakmaktamı Kürt?
Aynı şekilde 1931 senesinde rapor hazırlayan İçişleri bakanı Şükrü Kaya'damı Kürt?
Dönemin iktidar partisi?
İskan yasasını çıkaran zihniyeti?
hadi türk egemenleri tuncelide ki alevi asiretleri kürt olarak gormuslerdır.
ben katliamı ınkar etmıyorum ama kürt kadroların bu katliamda yogun sekilde yer aldıgını sizlerde inkar ediyorsunuz
ZeRiKaN_24
22-11-2009, 11:52 AM
hadi türk egemenleri tuncelide ki alevi asiretleri kürt olarak gormuslerdır.
ben katliamı ınkar etmıyorum ama kürt kadroların bu katliamda yogun sekilde yer aldıgını sizlerde inkar ediyorsunuz
Kürt kadrolarının yer alması, O Kürt kadrolarını oraya yollayanların zihniyetini, ideolojisini inkar etmeyi gerektirmez.
çatkaleliler
22-11-2009, 11:58 AM
alayı kurt orduya katılan 6 bin kürt gonullusu.
bu büyük olan yazını da kanıtlar mısın?
modlarım adminlerim..
asılsız yazılara niye tolerans gösteriyorsunuz!!
kaynak belirtmesinii niye istemiyorsunuz!!!
6 binmiş.. öyle birşwey olsa patlak verir..
mcmontre
22-11-2009, 12:03 PM
Dersimin %90 zazaca konuşur Kürtlükle ne alakası var.TC de sadece kürtlemi alevi konuyu sapıtmayalım.Tüm dünyada oldugu gibi devrim çocuklarını yer ve öylede olmuştur.
illegal
22-11-2009, 01:23 PM
Dersimin %90 zazaca konuşur Kürtlükle ne alakası var.TC de sadece kürtlemi alevi konuyu sapıtmayalım.Tüm dünyada oldugu gibi devrim çocuklarını yer ve öylede olmuştur.
KEMALIST rejim kemalistleri ÖYLE bir sarmiski örümcek agi bile bu kadar korkunc olamaz
KEMALIST REJIM türkiyede sadece iki halkin varligini biliyorlar TÜRK KÜRT
zazalari ermenileri lazlari vs vs bilmiyorlar
zazalarin dili türkcenin disinda oldugu icin pek arastirma zahmetinde bulunmayan kemalistler saniyorlarki zazalar SADECE KÜRT VE SADECE ALEVI DEGIL oysaki dersim ve cevresinde türk anlayisla zazaca DERSIMIN anlayisinda ise kirmanc ve kirmanciki TOPLULUGUN inanci aleviliktir dili ise kirmancikidir
zazalarin geneli alevi ve kirmanc olmadiklari icin biz dersimliler olarak kendimizi kirmanc kabul etmissiz
keza KEMALIST ANLAYIS zazacayi yada kirmanciki dilini kürt diline benzettikleri icin
dersimde direnis yapan ve alcakca kirima karsi kendini siper eden tüm dersimliyi kürt yapmis yani o anlayisa kalirsa dersimde alevi yok safii kürtler var onlarda rejim düsmanidir topluca imha edilmeli
AMA bilmiyorlarki evdeki hesap carsiya uymaz
70 YILDIR dersimle ilgili resmi bir muhatab cikip hatali hatasiz kücük bir aciklama yapmadi son bir kac gün önce resmi ideoloji dersim kirimini onaylar nitelikte aciklamalar yaptiktan sonra
hersey yavas yavas gün yüzüne cikmaya basladi
simdi bu ideoloji cikip dersim kirimi ile ilgili hakli bir aciklama yapsin
biz bu yüzden dersimi cumhuriyet haritasina ekledik
yada DERSIMDE yapilanlar BIR INSANLIK sucudur savas ihlalidir DIYEBILECEK cesaretleri varsa cikip kamouyunu bilgilendirsin
HEP BASKALARI gidip arsivleri kurcaliyor
illegal
22-11-2009, 01:40 PM
ben kendi yaslılarımdan dinledim.
seyit rızayı sevmezler.
benim icin onemi yoktur dersimde ki agaların.
turkiye egemenleri ve dersim egemenleri arasında ki mucadelede zararı masum halk gormustur.
zaten seyit rıza da bu durumu sonradan fark etmistır.
halen hakaret ediyorsunuz
daha ne diyimki sizlere
kemalizm ilacini beyninize enjekte edenler yan etkileri hususunda sizi aydinlatmamislar ya ona yaniyorum ben
Kazım Balaban
23-11-2009, 05:23 AM
Sayın Kazım Balaban,
Şeyh Sait Alevi kökenli ise artık fakir de ALEVİ değildir.Bir bakmışsınız Abdullah Öcalan,,Yavuz Selim,Kuyucu Murat Paşa,Ebu Suud Efendi,Asala,Menemen'de ki katiller,Sİvas'ta insan yakan yobazların da kökenin de Alevilik çıkartılırsa hiç şaşmam artık.
Seyit Rıza'dan destek istemeye gittiğinde "Alevi'nin kestiği yenmez" sözlerini Şeyh Sait söyledi.Savunduğu fikirlerde bir Alevi yapmazdı.
Asıl konuya dönecek olursak;
Tunceli'de resmi rakama göre 13.600 insan hayatını kaybetti.Bir kişinin bile öldürülmesini kabul edilemez.Ama Alptogan Paşaya verilmiş geniş yetkiler, arkasındaki İsmet İnönü ve Celal Bayar desteği ile sivil halkın suçu olmadan isyancı olarak adlandırılması herkesi üzmüştür.Burada Atatürk suçludur diyenler ve sunmuş olduğunuz belgeselde Dersim'de bulunan bazı aşiretlerin Seyit Rıza'ya destek verenleri öldürmesi de bir başka incelenmesi gereken konudur.Seyit Rıza'nın,Veteriner Nur Dersimi'nin kalem aldığı ingilizlerden yardım talebi de dikkatle incelenmeli.Eğer Seyit Rıza kürt halkı için mücadele ettiğini söylediğinde neden Diyarbakır,Urfa,Van,Hakkari,Şırnak,Bitlis,Siirt gibi illerdeki Kürt halkı destek vermedi?Açıklaması basittir.Saidi Nursi'nin Dersim veya Aleviler için düşüncesini kendi kitaplarında açıklamıştır.Kürt hareketi demek Dersim'de çıkan isyanlarla bir bağı olduğuna inanmıyorum.Dersim'de yaşanan olayların Devletin Tunceli'deki yöneticileriyle halk arasındaki sorunlardan kaynaklanmıştır.Celali isyanları Alevi Hareketi diyemeyiz.Çünkü sosyo ekonomik sorunlardan dolayı çıkmıştır.Olayları salt siyaset penceresinden değilde sosyo-ekonomik analiz-sentez yöntemiyle irdelenirse daha akılcı cevaplar bulunacaktır.
Geçmişte yaşanan olaylar bugün insanlara acı hatıralar bıraksa da asıl olan o acılarla kin beslemek değil,Tunceli'ye sahip çıkmaktır. İktisadi kalkınma sürecini tamamlayamamış bir il her zaman geri kalır.Bunun için Tunceli'de ekonomik kalkınma öncelikli konu olmalıdır.Fakir bir Tunceli, siyasilerce sömürülecektir.Siyasiler sorunları çözmez.Sorunları çözecek olan sivil toplum örgütleridir.
Değerli Arkadaşım
ben Şeyh Sait de Alevidir demiyorum. Yazdığımı doğru okuyunuz. Alevi olan ailesi Hamidiye Alayları döneminde Sünnileştiler diyorum.
Tarih okunmadan ve belli bir bilgiye sahip olmadan yapılacak yorumlar insanı yanıltabilir.
Ben Erzincan'lıyım. Yani Türkiye'nin en güzel şehrinden (Çünkü sonu CAN ile biten tek şehir)))))
Bizim Erzincan'a yakın pek çok köy önceden Aleviydi. Bu köylerde oturanların çoğu Areanlı / Areyanlı aşiretine mensuplar. Bunlar Hamidiye Alayları döneminde topluca bir kaç köy Sünnileştiler. Ve Hanefi inancına geçtiler. Ve şimdi biz Türk ve Sünniyiz diyorlar.
Geride kalan Alevi Eranlıların çoğu ise Ulus tanımı yapmaktan ziyade biz Aleviyiz diyorlar.
Haritaya bakınız.
Erzurum, Bingöl, Erzincan, Yozgat, Diyarbakır, Kırşehir, Elazığ, Dersim ve pek çok daha diğer illerde Sünni / Hanefi olanlar daha önceden Aleviydiler. Bunların bir kısmı elbette Kürttür. Kürt olanların bir kısmı (Elazığ, Malatya, Erzincan vs.) bölgelerinde baskın etkin kökeni sahiplendiler. yani sadece dinsel değil aynı zamanda etnik olarak da asimile oldular. Yada saf değiştirdiler.
Örneğin Erzincandakiler ''Biz öz be öz Türküz'' diyorlar. uzak akrabaları da bir kısmı biz ''Aleviyiz'' diyor, diğer bir kısmı da biz Kürt Aleviyiz diyorlar. Bunlara son yıllarda ''Biz ne Türk, ne Kürdüz, Biz Zazayız'' diyenler de eklendi.
Etimolojik araştırmaları tarihçilere bırakalım. geçmiş, artık geçmişte kalmıştır. Ancak geçmişden alınacak dersler doğru analiz edilirse geleceğimize ışık tutabilir.
Alevi Türkmenlerin Orta ve Doğu Anadolu'da asimilasyonu Yavuz'dan günümüze aralıksız devam etmesine rağmen bu konuda 3 önemli asimile dalgası görürüz. Bu dalgalarda devlet adeta bütün gücü ile bölgeye yüklenmiştir.
1. Dalga Kürt Şeyhi Molla İdris ile Yavuz Selim zamanında,.. Bunu artık bilmeyen kalmadı. Güneydoğu ağırlıklı olmak üzere tüm Anadoluda,
2. Dalga Kuyucu Murat paşa döneminde, Bu dalga çok güneylere inmeden Torosların kuzeyi ile orta ve doğu Anadoluyu kapsadı.
3. Dalga Kürt aşiretlerin desteği ile Hamidiye Alayları döneminde. Bu dalga genelde doğu ve güneydoğu Anadoluda etkin oldu.
Ortada 1826 vakai Hayriye dönemini, 4. Murat'ı, Toros bölgesi gezgin Türkmen aşiretlere yapılanlar bu kadar güçlü dalgalar değildir.
Haritaya bakınız. Bu bölgede nerede Hanefi Kürt veya Türk varsa bilin ki eskiden bunlar Aleviydi.
Bunlar maalesef tarihin gerçekleri... insanoğlu artık bu çağdışı asimilasyonlardan vaz geçip onları olduğu gibi kabul etme uygarlığını kabul edebilmeli.
Selamlar
K.balaban
emir88
23-11-2009, 05:54 AM
Erzincandakiler ''Biz öz be öz Türküz'' diyorlar. uzak akrabaları da bir kısmı biz ''Aleviyiz'' diyor, diğer bir kısmı da biz Kürt Aleviyiz diyorlar. Bunlara son yıllarda ''Biz ne Türk, ne Kürdüz, Biz Zazayız'' diyenler de eklendi.
Etimolojik araştırmaları tarihçilere bırakalım. geçmiş, artık geçmişte kalmıştır. Ancak geçmişden alınacak dersler doğru analiz edilirse geleceğimize ışık tutabilir.
Etimolojik araştırmaları hangi tarihçilere bırakalım hocam? Sadece ve sadece 2-3 tane isim benzerliğinden yola çıkarak koskoca Lolan/Lolo Aşiretini ''Kuzey Çin/Doğu Türkistan kökenli Türkmen Lolan oymağı'' yapan Burhan Kocadağ gibilerine bırakırsak tabi yukarda saydığınız durumlar oluşur.
Daglıdede
22-02-2010, 11:07 AM
güncelleme
al-i aba
22-02-2010, 09:43 PM
KEMALIST rejim kemalistleri ÖYLE bir sarmiski örümcek agi bile bu kadar korkunc olamaz
KEMALIST REJIM türkiyede sadece iki halkin varligini biliyorlar TÜRK KÜRT
zazalari ermenileri lazlari vs vs bilmiyorlar
zazalarin dili türkcenin disinda oldugu icin pek arastirma zahmetinde bulunmayan kemalistler saniyorlarki zazalar SADECE KÜRT VE SADECE ALEVI DEGIL oysaki dersim ve cevresinde türk anlayisla zazaca DERSIMIN anlayisinda ise kirmanc ve kirmanciki TOPLULUGUN inanci aleviliktir dili ise kirmancikidir
zazalarin geneli alevi ve kirmanc olmadiklari icin biz dersimliler olarak kendimizi kirmanc kabul etmissiz
keza KEMALIST ANLAYIS zazacayi yada kirmanciki dilini kürt diline benzettikleri icin
dersimde direnis yapan ve alcakca kirima karsi kendini siper eden tüm dersimliyi kürt yapmis yani o anlayisa kalirsa dersimde alevi yok safii kürtler var onlarda rejim düsmanidir topluca imha edilmeli
AMA bilmiyorlarki evdeki hesap carsiya uymaz
70 YILDIR dersimle ilgili resmi bir muhatab cikip hatali hatasiz kücük bir aciklama yapmadi son bir kac gün önce resmi ideoloji dersim kirimini onaylar nitelikte aciklamalar yaptiktan sonra
hersey yavas yavas gün yüzüne cikmaya basladi
simdi bu ideoloji cikip dersim kirimi ile ilgili hakli bir aciklama yapsin
biz bu yüzden dersimi cumhuriyet haritasina ekledik
yada DERSIMDE yapilanlar BIR INSANLIK sucudur savas ihlalidir DIYEBILECEK cesaretleri varsa cikip kamouyunu bilgilendirsin
HEP BASKALARI gidip arsivleri kurcaliyor
bak güzel kardeşim, ben zaza değilim,türkmenim, aleviyim, alevi olduğum içinde
dersim halkını çok severim, dağında taşında yatan erenlere kurban olurum...
bu konu forumda sık sık tartışılıyor, sebebide sanırım türkiyenin sıcak günde
mi,açılım komedisi ve onur öymen denen kendini bilmezin içimizi acıtan densizli
ğidir, dersimde devlet silahlı bir gruba müdahale edeyim derken malesef masum
insanların öldürülmelerine sebep olmuştur, bu doğru, yapılan zulmün devlet tara
fından kabulü,dersim halkından kamuoyu ve dünyanın gözü önünde özür dilemek
katliamda hayatını kaybedenlerin yakınlarına,torunlarına yüklü tazminat ödemek
ilk yapılması gerekenlerdir,devamında dersime giren askeri güçlerin halka yönele
rek katliam yapmasının arkasındaki gerçek sorumlular mutlaka gün ışığına çıkarıl
malıdır ki vicdanlar rahatlasın, acılar bir nebze olsun dinsin...
bunun gibi maraş,çorum ve madımak katliamlarıda aynı şekilde aydınlatılmalı
dır, dersime dönersek;
atatürkün o günkü şartlarda olayların gidişatına tam hakim olmasının pek de
mümkün olduğunu sanmıyorum, bu olay üzerinden atatürk karşıtlığı yapmak, ma
lum terör örgütünün ağzıyla konuşmak kimseye birşey kazandırmaz, bir kere der
sim alevisi kürt değildir, zazadır, kürtçü terör örgütünün dersim üzerinden bölü
cü propaganda yapması çok çirkindir, aleviler artık dersime her anlamda sahip
çıkmalı ve kürt faşistlerini dersimden çıkarmalıdır...
kürtlerin aleviliği tartışmalıdır, bir tane bile anadoluda kürt alevi ocağı ve de
desi yoktur, var diyen söylesin,ispatlasın, kürtlerden aleviler varsa eğer, bunlar
kürtler içinde azınlık bir gruptur, kürtlerin inançsal kimliği % 95 civarında şafiidir
buna rağmen bu sitede birileri sanki kürtlerin hepsi aleviymiş gibi yazılar yazıyor
oysa kürtlerin tamamına yakını şafiidir ve alevi katliamlarında hep başroldeler,na
sıl olurda aleviyim diyen bir can kürtçü faşistlerin peşine takılır,anlamak mümkün
değildir...türk,kürt,zaza olmak insani bir durumdur,fakat ideolojik hesaplarla bü
tün gerçekleri ters yüz etmek esas faşistliktir, kürt halkınında en büyük düşma
nı kendi içlerinden çıkan emperyalist uşağı kürt faşistleridir...
gezgin1881
22-02-2010, 10:01 PM
Merhaba canlar
Dersim isyanının alevi talepleri veya alevilik sorunlarıyla hiçbir ilgisi yoktur.
İsyanı cıkaranlar sonuclarını düşünenemislerdir ve malesef bircok canımız ölmüstür. Bu canların günahı isyanı cıkaranların olsun.
İsyana tüm dersim asiretlerinin katıldıgı yalandır arastırılınca görülür. o bölgedeki bircok alevi asireti bu isyana katılmamıstır.
Saygılarımla
al-i aba
22-02-2010, 11:56 PM
Merhaba canlar
Dersim isyanının alevi talepleri veya alevilik sorunlarıyla hiçbir ilgisi yoktur.
İsyanı cıkaranlar sonuclarını düşünenemislerdir ve malesef bircok canımız ölmüstür. Bu canların günahı isyanı cıkaranların olsun.
İsyana tüm dersim asiretlerinin katıldıgı yalandır arastırılınca görülür. o bölgedeki bircok alevi asireti bu isyana katılmamıstır.
Saygılarımla
doğrudur, 90 küsür aşiretin sadece 3-4 tanesi silahlı ayaklanmaya katılmıştır,pe
ki ne diye bu 3-4 tanesi ayaklanmışta diğerleri katılmamış? burası garip değilmi
dir?
celal abbas
23-02-2010, 01:28 AM
'' kürt '' kelimesini bölücükle eşdeğer görenlerden,
alevi kürtlerin aleviliklerinden şüphe duyanlardan
dersim katliamını faşist kafalarıyla savunanlardan
aleviliği türk etnik kimliği içine sıkıştırmaya çalışanlardan
birlik beraberlik söylemi altında kendi etnik kimliği dışındakileri dışlayanlardan
nefret ediyorum...
Deman
23-02-2010, 01:44 AM
'' kürt '' kelimesini bölücükle eşdeğer görenlerden,
alevi kürtlerin aleviliklerinden şüphe duyanlardan
dersim katliamını faşist kafalarıyla savunanlardan
aleviliği türk etnik kimliği içine sıkıştırmaya çalışanlardan
birlik beraberlik söylemi altında kendi etnik kimliği dışındakileri dışlayanlardan
nefret ediyorum...
Aynen katilip, müsaadenle altina imzami atiyorum, celal abbas can:)
al-i aba
23-02-2010, 01:56 AM
'' kürt '' kelimesini bölücükle eşdeğer görenlerden,
alevi kürtlerin aleviliklerinden şüphe duyanlardan
dersim katliamını faşist kafalarıyla savunanlardan
aleviliği türk etnik kimliği içine sıkıştırmaya çalışanlardan
birlik beraberlik söylemi altında kendi etnik kimliği dışındakileri dışlayanlardan
nefret ediyorum...
bende aleviliği kürtlük sanan, hatta dersimi kürt yapan, aslında anadolu aleviliği
nin tarihini bile bilmeyen, kompleksli, kürtçü faşistlerden nefret ediyorum(kürtler
den değil), ama senin gibilerin derdi dersim falan değil, sen cumhuriyetle hesap
laşmak isteyenlerin sözcüsüsün sadece...acıyorum size..
öyle nickini celal abbas yapmakla iş bitmiyor,önce genel kültürünü artır,tari
hi araştır,alevi nedir,nerden gelmiş,inancı,kültürü nedir, sonra da kürt nedir,na
sıl kültürü vardır, türk nedir,kültürü nedir bunları öğren önce...çıkıpta kürtçü fa
şoların aklıyla yazıp çizme buralarda...biz kürt alevi az da olsa vardır dedik,inkar
etmedik, alevilerin içinde kürtlerin olmasından rahatsızlık duymayız,ancak sen ve senin gibilerin aleviliğin ana gövdesi olan türk ve türkmen kimliğinden rahat
sızlığınızın sebebi nedir?ülkenin bütünlüğü ile , bayrak ile derdiniz nedir? bunu da
açıkla yüreklice öğrenelim...ben dersimde halka yapılanın katliam olduğunu,dev
letin bununla yüzleşmesi ve yaşananları telafi etmesi gerektiğini yazdım, dersim
de yaşananları onaylamadığımı ifade ettim,sen hala faşist damgası vurup bizi katliamcılıkla itham ediyosun,ne diyeyim,
gezgin1881
23-02-2010, 02:00 AM
Merhaba can
yazına bir alevi dedesi olarak aynen katılıyorum ve imzamı atıyorum
saygılarımla
celal abbas
23-02-2010, 02:17 AM
öncelikle alttaki mesajın tamamını üstünüze alınıp cevab verdiğiniz için teşekür ederim..ben tamamında sizi kastetmiyordum ama siz tümünü üstünüze alınıp cevabladığınıza göre ben eksik düşünmüşüm..siz o mesajın tamamını hakediyorsunuz...
'' kürt '' kelimesini bölücükle eşdeğer görenlerden,
alevi kürtlerin aleviliklerinden şüphe duyanlardan
dersim katliamını faşist kafalarıyla savunanlardan
aleviliği türk etnik kimliği içine sıkıştırmaya çalışanlardan
birlik beraberlik söylemi altında kendi etnik kimliği dışındakileri dışlayanlardan
nefret ediyorum......
sonrasında...
bende aleviliği kürtlük sanan, hatta dersimi kürt yapan, aslında anadolu aleviliği
nin tarihini bile bilmeyen, kompleksli, kürtçü faşistlerden nefret ediyorum...
bu söylemi üzerime almıyorum...beni ilgilendiren bir durum değil...ben aleviliği kürtlükle eşdeğer görmüyorum..hatta yazdığım mesajların çoğunda aleviliği bir etnik kimliğin içine hapsetmeye çalışanlara karşı savunularım var...
sonra yine..
senin gibilerin derdi dersim falan değil, sen cumhuriyetle hesap
laşmak isteyenlerin sözcüsüsün sadece...acıyorum size
...
:) bişey demiycem bu sözünüze...sizle benim aramdaki hükmü allah versin...
öyle nickini celal abbas yapmakla iş bitmiyor,önce genel kültürünü artır,tari
hi araştır,alevi nedir,nerden gelmiş,inancı,kültürü nedir, sonra da kürt nedir,na
sıl kültürü vardır, türk nedir,kültürü nedir bunları öğren önce...çıkıpta kürtçü fa
şoların aklıyla yazıp çizme buralarda
nickimi kerbela şehidi ceddim Celal Abbas dan aldım..bununla ilgili bir daha kesinlikle yorum yapmayın...
sonrasında bulunduğu bölgede kutsal kabul edilen bir aileden geliyorum..yazılı kaynaklara her ne kadar ilerleyen yaşımda ulaşmışsamda sözlü geleneklerini bana kadar getirebilme onuru yaşamış büyüklerimden alevilikle ilgili bilmem gerekenleri öğrendiğimi düşünüyorum...
başka bir başlık altında sorduğunuz soruya bölücü olmadığım cevabını vermeme rağmen hala neyin peşindesiniz?
türk ve türkmen kimliğinden rahatsızlığınızın sebebi nedir?
türk ve türkmen kimliğinden rahatsız değilim..görmek istediğiniz gibi baktığınız için bu konuda ne yazarsam yazayım sizin için bişey ifade etmiyecek ama yinede söyleyim..aleviliği herhangi bir etnik kimliğin içine hapsedilmesine karşıyım..kabul edersiniz etmezsiniz bunu en çok türk ve türkmen etnik kimliğinden olan alevi canlarımız yapıyor doğal olarakda benim eleştirilerim genelde onlara oluyor...
dostlukla..[/B]
Deman
23-02-2010, 02:33 AM
Sevgili Canlar!
Alevilik Aleviliktir, ne islamin ici nede disidir!!!
Alevilik Aleviliktir, ne türktür, ne kürttür nede arapdir!!!
Alevilik cünkü 72 milleti BIR gören bir inanc sistemidir, bir YOL dur!!!
Alevilik Yolunu bir herhangi bir millete dayandirmak, emevilerin yaptiginin esdegeridir!!!
Dersim de bir KATLIAM yapilmistir, hatta soykirim tesebbüsünde bulunulmustur!!!
Bu katliamin planlarini yapanlar vede uyguluyanlar olmustur!!!
Hepsine LANET olsun!!!
Ne mutlu" INSAN" olana!!!
gezgin1881
23-02-2010, 02:55 AM
halen hakaret ediyorsunuz
daha ne diyimki sizlere
kemalizm ilacini beyninize enjekte edenler yan etkileri hususunda sizi aydinlatmamislar ya ona yaniyorum ben
Merhaba canlar
Öncelikle kemalizim bizim hem kalbimizde hem beynimizdedir
Alevilerin kalbindende bunu sökmeye kimsenin gücü yetmez.
Bence actıgım şu forumu okuyunda alevilerin kalbindeki Atatürk ve cumhuriyet sevgisini resimlerle bir görün
http://www.alevileriz.biz/showthread.php?p=820540#post820540
Saygılarımla
al-i aba
23-02-2010, 03:14 AM
celal abbas can, ben senin aileni bilemem kutsal mı değil mi? herkesin ailesi kutsaldır,
biz aleviliği hiçbir ırka mal etmedik, anadoluda yaşayan bütün halklardan az
ya da çok alevi vardır dedik,anlaştık mı? aleviliğin baskın kültürü ve kimliği türk
mendir dedik, bu yalan mı? değil...peki sorun nedir? kürtlerden elbet alevi vardır
dedik,ancak kürtlerinde belirgin özelliği şafiiliktir dedik,bu da yalan değil, şimdi
bütün aleviler sana göre kürtlerin peşine takılmak zorundamı? dersimde katliam yapıldı demekten dilimizde tüy bitti, yine biz faşist olduk...git bakalım diyarbakı
ra,bitlise,şırnağa vd...seni alevi olarak kabul edip hoşgeren bir tane şafii kürt bul ben senden özür dileyeceğim...
ayrıca kutsal bir ailedensen(dede olduğunumu ima ediyorsun), şunu bilmen gerekir; anadolu alevi ocaklarında kürt kökenli bir tane bile ocak yoktur, bu da
yalan mı?gerçekleri söylemek faşistlikmidir? ancak dersim katliamını bahane ede
rek,zazaca konuşan alevileri bölücü ırkçı kürt hareketinin peşine takmak isteyen
şer odaklarının oyununa gelmeyelim diyoruz, umarız meramımızı anlatabilmişizdir
artık, saygılarda bizden size...
Sinan24
23-02-2010, 03:19 AM
Gezgin1881 Açtığın konuda şu anda kilitli koçgiri katliamını da eklemişsin senin ve senin gibi düşünenlerin tabiriyle(isyan) diyorsun?
Peki isyan eden halk neden cani topal osman' ın adamlarının köylere gidip sizi askere alacağız demesiyle imranlı' da toplanıyor isyan eden halk karşı tarafı dinler mi hiç?
Yazdıkların artık nerden kopyala yapıştır yapmışsan hepsi yalan isyan yoktu koçgiri olaylarında tek taraflı katliam vardı topal osman' ı burda aklamaya kalkma kimse inanmaz.
Batıni
23-02-2010, 03:27 AM
ayrıca kutsal bir ailedensen(dede olduğunumu ima ediyorsun), şunu bilmen gerekir; anadolu alevi ocaklarında kürt kökenli bir tane bile ocak yoktur, bu da
Kesinlikle doğrudur..Bende Kureyşanlıyım secereler nettir. Horasan Erenleri olduğumuz ve Türkmen oldumuz. Tartışma götürmez bu ocakzadelerin kürtlükle bağlantıları..
celal abbas
23-02-2010, 03:30 AM
celal abbas can, ben senin aileni bilemem kutsal mı değil mi? herkesin ailesi kutsaldır,
biz aleviliği hiçbir ırka mal etmedik, anadoluda yaşayan bütün halklardan az
ya da çok alevi vardır dedik,anlaştık mı? aleviliğin baskın kültürü ve kimliği türk
mendir dedik, bu yalan mı? değil...peki sorun nedir? kürtlerden elbet alevi vardır
dedik,ancak kürtlerinde belirgin özelliği şafiiliktir dedik,bu da yalan değil, şimdi
bütün aleviler sana göre kürtlerin peşine takılmak zorundamı? dersimde katliam yapıldı demekten dilimizde tüy bitti, yine biz faşist olduk..
buraya kadar olan kısıma cevab vermeme gerek yok..zira bu cevabı gerekli hale getiren yazdığım ilk mesajın tümüne sahip çıkmanız...ben tamamında sizi kastetmemiştim..tümünü sahiplendiniz..dolayısıyla sizin size vereceğiniz cevabı olan sorular bunlar......
ocakların kökenine bakarsanız varlık nedenleri olan soy itibariyle kökeni türk olan ocakta yoktur...zira ocak kültünü devam ettiren ailelerin hepsi evladı resül olduklarını iddia eder..hem önemli olan bu değil ki...
alevi inancında hangi etnik kimliğin ağır bastığından çok farklı etnik yapılardan olmamıza rağmen bir üst kimlikte kendimizi ifade edebiliyor oluşumuzla ilgilenelim istiyorum...yani aleviliğimizle...
dersim katliamını daha yeni yeni kabul eden ve bu kabulu yine kendi çıkarlarıyla ifade den bir sisteme karşı çok önceden beri katliamı yaşıyanların yanlarında olanları bölücülükle itham etmemeli....
bizim derdimiz katliamı savunup farklı etnik yapıya sahip oldukları için dersimlileri dışlayanlarla..
bazı noktalarda artık özeleştiri yapılması gerekiyorsa yapılsın ve katliam savunuculuğundan avzgeçilsin istiyoruz..
özcesi derdimiz bu...
celal abbas
23-02-2010, 03:31 AM
Kesinlikle doğrudur..Bende Kureyşanlıyım secereler nettir. Horasan Erenleri olduğumuz ve Türkmen oldumuz. Tertışma götürmez bu ocakzadelerin kürtlükle bağlantıları..
bir önceki mesajda yazdım ama yineleyim..secereniz varsa ki benim var..kime dayanıyor?
horasanlı bir türk emire mi..arap Hz. Aliye mi..
türklükle bağlantınızı açıklarsanız sevinirim..
Serpan
23-02-2010, 03:39 AM
celal abbas can, ben senin aileni bilemem kutsal mı değil mi? herkesin ailesi kutsaldır,
biz aleviliği hiçbir ırka mal etmedik, anadoluda yaşayan bütün halklardan az
ya da çok alevi vardır dedik,anlaştık mı? aleviliğin baskın kültürü ve kimliği türk
mendir dedik, bu yalan mı? değil...peki sorun nedir? kürtlerden elbet alevi vardır
dedik,ancak kürtlerinde belirgin özelliği şafiiliktir dedik,bu da yalan değil, şimdi
bütün aleviler sana göre kürtlerin peşine takılmak zorundamı? dersimde katliam yapıldı demekten dilimizde tüy bitti, yine biz faşist olduk...git bakalım diyarbakı
ra,bitlise,şırnağa vd...seni alevi olarak kabul edip hoşgeren bir tane şafii kürt bul ben senden özür dileyeceğim...
ayrıca kutsal bir ailedensen(dede olduğunumu ima ediyorsun), şunu bilmen gerekir; anadolu alevi ocaklarında kürt kökenli bir tane bile ocak yoktur, bu da
yalan mı?gerçekleri söylemek faşistlikmidir? ancak dersim katliamını bahane ede
rek,zazaca konuşan alevileri bölücü ırkçı kürt hareketinin peşine takmak isteyen
şer odaklarının oyununa gelmeyelim diyoruz, umarız meramımızı anlatabilmişizdir
artık, saygılarda bizden size...
sevgili can aliaba bu yazdiklariniza katilmamak olmaz yalniz sanki yazimlarinizda bir irkcilik var gibi ima etmissiniz yoksa hapsi dogru sevgili celalabbas canda belki bundan dolayi gonderinize ters dusmusdur zira bende oyle tum dunya alevilerini seviyor ve kendi ailemden biliyrum soz SAFIELRE gelince dogrudur aleviler onlardan cok cekti zamaninda ama bunlar geride kaldi simdiki tum generasyonlar daha iyi ve ilimli birde tum kurt olanlar *** li olacak diye bir sart yok cunku baska siyasi parti yok turkiyede kurtlere hitap edecek turk solunuda bitirdiler bu yuzden hepsi tek guc *** yi goruyor ve arkasindalar buda devletin ve fasist evrenin yarattigi politikalar eskiden hepsi solcu olan kurtler simdi otomatikman *** li oldular saygilar
al-i aba
23-02-2010, 09:05 PM
Gezgin1881 Açtığın konuda şu anda kilitli koçgiri katliamını da eklemişsin senin ve senin gibi düşünenlerin tabiriyle(isyan) diyorsun?
Peki isyan eden halk neden cani topal osman' ın adamlarının köylere gidip sizi askere alacağız demesiyle imranlı' da toplanıyor isyan eden halk karşı tarafı dinler mi hiç?
Yazdıkların artık nerden kopyala yapıştır yapmışsan hepsi yalan isyan yoktu koçgiri olaylarında tek taraflı katliam vardı topal osman' ı burda aklamaya kalkma kimse inanmaz.
zaten ne oluyorsa arada kalan masum insanlarımıza oluyor, bu olayda yine ob
jektif olmalıyız; alişer ve yandaşları ülke kurtuluş savaşı verirken bir kürdistan
sevdasına düşüp silahlı ayaklanmaya giriştiler, ayaklanma bastırılırken bölgeye
gelen topal osman denen zorba halkı katletmiştir, bu katilin yaptıklarının savunu
lacak bir tarafı olamaz...olayın dersimle benzerlikleri çoktur...
koçgiride isyan yoktu diyenlerde kusura kalmasınlar, gerçekleri söylemiyorlar,
alişerin yaptığının haklı bir tarafı yoktur, ülke dört bir yandan işgal altında,sen
de kürdistan sevdasına düşüp iç isyan çıkaracaksın ve haklı olacaksın,yok öyle
yağma, yani canlar durup dururken hiçbirşey olmuyor...ama halka yapılan katli
amı anlamak mümkün değil...
al-i aba
23-02-2010, 09:37 PM
buraya kadar olan kısıma cevab vermeme gerek yok..zira bu cevabı gerekli hale getiren yazdığım ilk mesajın tümüne sahip çıkmanız...ben tamamında sizi kastetmemiştim..tümünü sahiplendiniz..dolayısıyla sizin size vereceğiniz cevabı olan sorular bunlar......
ocakların kökenine bakarsanız varlık nedenleri olan soy itibariyle kökeni türk olan ocakta yoktur...zira ocak kültünü devam ettiren ailelerin hepsi evladı resül olduklarını iddia eder..hem önemli olan bu değil ki...
alevi inancında hangi etnik kimliğin ağır bastığından çok farklı etnik yapılardan olmamıza rağmen bir üst kimlikte kendimizi ifade edebiliyor oluşumuzla ilgilenelim istiyorum...yani aleviliğimizle...
dersim katliamını daha yeni yeni kabul eden ve bu kabulu yine kendi çıkarlarıyla ifade den bir sisteme karşı çok önceden beri katliamı yaşıyanların yanlarında olanları bölücülükle itham etmemeli....
bizim derdimiz katliamı savunup farklı etnik yapıya sahip oldukları için dersimlileri dışlayanlarla..
bazı noktalarda artık özeleştiri yapılması gerekiyorsa yapılsın ve katliam savunuculuğundan avzgeçilsin istiyoruz..
özcesi derdimiz bu...
şimdi bu konuda şöyle söylenebilir; ehlibeyt neslinden gelen seyyidler abbasile
rin baskılarından kaçıp uzaklaşmak için horasan-maveraünnehir bölgelerine gidip
buralarda yerleşmişlerdir,türklerle evlilikler yapmışlar ve soylarını horasanda de
vam ettirmişlerdir, bu evliliklerden doğanların nesli de zamanla çoğalmış,türk dili
ve kültürüyle yoğrulmuşlardır, bir iki kuşak sonra bunların artık kültürel olarak
araplıkla bir ilgisi yoktur, türkleşmişlerdir, bugün alevi dedeleri bunların neslinden
dir, örn;Hünkar imam Musa Kazım neslindendir,ama aynı zamanda türkmen değil
midir? türkçe konuşmuştur, anadoludaki göçebe alevi türkmenleri etrafına topla
mıştır...
bize göre alevi alevidir, kimliğimiz önce alevi kimliğidir, bu yol hakka giden bir yoldur, yola ikrara verip talip olan her can etnik kökeni ne olursa olsun alevi
dir,burada etnik köken üzerinden alevileri ayrıştırmak isteyenlere karşı tek vü
cut olmalıyız derim...
katliamı savunmak asla kabul edilemez,daha dün akşam evde dersim dört dağ içinde türküsünü üst üste birkaç kez dinledim,her seferinde içimi tarifsiz bir
hüzün kapladı...canlar biz olup biteni canlı olarak yaşamadık,ancak yaşayanları
dinledim, soykırım gibi bir zulüm bu olup bitenler,dersimi dışlayan ALEVİ OLAMAZ
ancak bize göre bu olayı istismar eden kürtçü faşistlerde dersime zarar ve
riyorlar,eğer aleviler kızılbaşlar dersime sahip çıkacaksak bu her anlamda olmalı
dır,bölücü terör yandaşlarına da prim verilmemelidir, saygılar...
gezgin1881
23-02-2010, 11:08 PM
şimdi bu konuda şöyle söylenebilir; ehlibeyt neslinden gelen seyyidler abbasile
rin baskılarından kaçıp uzaklaşmak için horasan-maveraünnehir bölgelerine gidip
buralarda yerleşmişlerdir,türklerle evlilikler yapmışlar ve soylarını horasanda de
vam ettirmişlerdir, bu evliliklerden doğanların nesli de zamanla çoğalmış,türk dili
ve kültürüyle yoğrulmuşlardır, bir iki kuşak sonra bunların artık kültürel olarak
araplıkla bir ilgisi yoktur, türkleşmişlerdir, bugün alevi dedeleri bunların neslinden
dir, örn;Hünkar imam Musa Kazım neslindendir,ama aynı zamanda türkmen değil
midir? türkçe konuşmuştur, anadoludaki göçebe alevi türkmenleri etrafına topla
mıştır...
bize göre alevi alevidir, kimliğimiz önce alevi kimliğidir, bu yol hakka giden bir yoldur, yola ikrara verip talip olan her can etnik kökeni ne olursa olsun alevi
dir,burada etnik köken üzerinden alevileri ayrıştırmak isteyenlere karşı tek vü
cut olmalıyız derim...
katliamı savunmak asla kabul edilemez,daha dün akşam evde dersim dört dağ içinde türküsünü üst üste birkaç kez dinledim,her seferinde içimi tarifsiz bir
hüzün kapladı...canlar biz olup biteni canlı olarak yaşamadık,ancak yaşayanları
dinledim, soykırım gibi bir zulüm bu olup bitenler,dersimi dışlayan ALEVİ OLAMAZ
ancak bize göre bu olayı istismar eden kürtçü faşistlerde dersime zarar ve
riyorlar,eğer aleviler kızılbaşlar dersime sahip çıkacaksak bu her anlamda olmalı
dır,bölücü terör yandaşlarına da prim verilmemelidir, saygılar...
Merhaba can
yazdıklarınıza aynen imzamı atıyorum Malesef kürtçü faşistler dersimi kendi anlayışları cercevesinde sunarak alevileri bölmeye calısıyorlar.
Bizler alevi dedeleri olarak ve o bölgenin insanları olarakta buna herzaman karsı duracagımızı bildiririz
saygılarımla
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.