tarık
17-09-2006, 11:10 AM
Anadolu Alevileri, varlıklarını sürdürebilmek için hep savaşmak zorunda kaldılar. Bu nedenle, insancıl dünyalarını savaşımcı bir sembolle sarıp sarmalayarak korumaya çalıştılar. Bu sembol ise, Hz. Ali oldu. Hz. Ali; mücadelenin, yiğitliğin, zulme baş eğmemenin sembolü olarak görüldü. Gerçekten pek yiğit bir er olması, onun hakkında, birçok efsanenin yaratılmasına da neden oldu. Aşağıda, İslamiyet'in yayılması sırasında Hz. Ali'nin mücadelelerinden bazı kesitler yer alıyor.
Hicret'in ikinci yılı (624), Ramazan ayının on yedinci günü başlayan Bedir Savaşı'nda, Müslümanların sancağı Ali'deydi. Savaş başlamadan, Ali geceleyin, müşriklerin bulundukları yerdeki kuyudan su çekip İslam ordusuna getirmişti.
Hz. Ali, bu savaşta tek kişilik ordu gibi çarpıştı. Onun savaştaki yiğitliğini açıklamak için şu tarihi gerçek yeterlidir: Bedir Savaşı'nda Ebu Süfyan'ın oğlu Hanzala (Muaviye'nin kardeşi), Utbe oğlu Velit, Münzir oğlu Abdullah, Amr oğlu Harleme de dahil olmak üzere, öldürülen yetmiş Mekkeli'den 27'si, Hz. Ali tarafından katledilmişti.
Uhut'ta, Hz Ali'nin yaptıkları daha da önemliydi. Uhut Savaşı'nda, müşriklerin sancağı kimin eline geçtiyse Hz. Ali onu öldürmüştü.
Müşrikler, bozguna uğrayınca, Abdullah bin Cübeyr'in kumandası altına verilen ve bir geçiti korumakla görevlendirilip yerlerinden ayrılmamaları emredilen okçular, ganimet hırsına düşerek yerlerinden ayrıldılar. İslam ordusu, Halit bin Velit'in bu geçitten hücumuyla bozulup dağıldı. Abdullah şehit düştü. Hz. Hamza da şehit edildi. Resulüekrem'in yanında Ali ile birkaç kişi kaldı. Peygamberi bırakıp kaçanların arasında Osman ile Ömer de vardı. Ali, Peygamber'e saldıranları öldürmekteydi. O gün tam on altı yara almıştı. Ashabın, tekrar Hz. Muhammet'in yanlarında toplanmaları, Ali'nin sayesinde olmuştu.
Hendek Savaşı'nda, yiğitlikte bir orduya bedel sayılan Abdu Vedd oğlu Amr, Müslümanlardan, kendisiyle savaşacak birisini istemişti. Fakat hiç kimse kendisinde, ona karşı koyacak cesareti bulamadığından, sesini çıkaramamıştı. Ali kalkıp “Ya Resulullah ben gideyim” demişti. Ve çıkıp Amr'ı öldürmüştü.
Hicretin yedinci yılının başlarında, Hayber'e gidildi. Savaşta sancak, Ebubekir'e, ertesi gün Ömer'e verildi; fakat Hayber alınamadı. Hz. Peygamber “Yarın sancağı öyle bir kişiye vereceğim ki o, Allah'ı ve Resul'ünü sever. Allah ve Resul'ü de onu sever, o, kaçmaz, fetehtmedikçe de geri dönmez” dedi.
Peygamber, sabahleyin Hz. Ali'yi çağırdı, sancağı ona teslim etti. Ali o gün, kalenin kapısını söküp savaşta kalkan olarak kullandı ve Hayber fethedildi.
Hz. Muhammet minbere çıkıp bir hayli konuştuktan sonra, “Ebi Talip oğlu Ali nerde?” dedi. Ali koşup, “Buradayım ya Resulallah” dedi. Resulullah, onu kucaklayıp göğsüne bastı, iki gözünün ortasından öptü ve şöyle seslendi: “Ey Müslüman toplumu, bu, benim kardeşimdir, amcamın oğludur, damadımdır. Bu, Allah'ın arslanıdır. Yeryüzünde, düşmanlarıma Allah kılıcıdır. Allah'ın laneti, lanet edenlerin lanetleri, buna kötülük edene olsun. Allah, buna kötülük edenden uzaktır; ben de uzağım. Allah'tan uzak olmayı, benden uzak olmayı seven, Ali'den uzak olsun; burada bulunan, bulunmayana bildirsin.” Peygamber daha sonra “Ya Ali otur! Senin hakkında bunu, Allah buyurdu, Allah tanıttı” dedi.
Huneyn Savaşı'nda, pusuya düşürülen İslam ordusu bozulmuş, Peygamber'in yanında yalnız Ali, amcası Abbas ve birkaç yakınından başka kimse kalmamıştı. Daha sonra halife olacaklar da kaçanlar arasındaydı. Hz. Peygamber, kaçanların ardından gür bir sesle, “Gelin bana ey insanlar, Allah'ın Resul'üyüm ben. Abdullah oğlu Muhammet'im ben! Ey razılık ağacının altında beyatleşenler, ey Akabe'de beyatlenenler kaçmayın!” diye seslendi.
Hevazin Kabilesi, tam hücuma kalkarken Hz. Ali, önlerini kesti, kara renkli bayraklarını taşıyan Ebu Cervel'i öldürdü, bayrak yere düştü, saldırganları püskürttü. Peygamber, “Tandır şimdi kızdı” dedi. Hz. Peygamber'in yanında toplanan sahabe hücuma geçti ve müşrikler bozguna uğradılar.
Hicretin dokuzuncu yılı Zilhicce'sinde, Kuran'ın IX. Suresindeki ilk ayetler inince, Hz. Muhammet, bunlardaki emirleri Mekkelilere bildirmek ve Hac etmek üzere Ebubekir'i üç yüz kişiyle Mekke'ye göndermişti. Kafile yoldayken Hz. Ali'yi çağırdı, Ebubekir'e yetişmesini, emirlerini Mekke'ye kendisinin bildirmekle görevli olduğunu söylemesini ve Mekke'ye inip halka bunları bildirmesini söyledi. Ali'yi kendi devesine bindirip gönderdi. Ali, Cuhfe'de Ebubekir'e ulaştı ve Hz. Peygamber'in emirlerini bildirdi. Mekke'ye doğru devam etti. Ebubekir, geri dönüp Medine'ye geldi ve Hz. Muhammet'e “Benim için bir şey mi indi?” diye sordu. Hz. Muhammet, “Allah tarafından, bu emirlerin bizzat benim tarafımdan, ya da benden, Ehlibeytimden olan biri tarafından bildirilmesi emredildi” dedi.
Hicret'in ikinci yılı (624), Ramazan ayının on yedinci günü başlayan Bedir Savaşı'nda, Müslümanların sancağı Ali'deydi. Savaş başlamadan, Ali geceleyin, müşriklerin bulundukları yerdeki kuyudan su çekip İslam ordusuna getirmişti.
Hz. Ali, bu savaşta tek kişilik ordu gibi çarpıştı. Onun savaştaki yiğitliğini açıklamak için şu tarihi gerçek yeterlidir: Bedir Savaşı'nda Ebu Süfyan'ın oğlu Hanzala (Muaviye'nin kardeşi), Utbe oğlu Velit, Münzir oğlu Abdullah, Amr oğlu Harleme de dahil olmak üzere, öldürülen yetmiş Mekkeli'den 27'si, Hz. Ali tarafından katledilmişti.
Uhut'ta, Hz Ali'nin yaptıkları daha da önemliydi. Uhut Savaşı'nda, müşriklerin sancağı kimin eline geçtiyse Hz. Ali onu öldürmüştü.
Müşrikler, bozguna uğrayınca, Abdullah bin Cübeyr'in kumandası altına verilen ve bir geçiti korumakla görevlendirilip yerlerinden ayrılmamaları emredilen okçular, ganimet hırsına düşerek yerlerinden ayrıldılar. İslam ordusu, Halit bin Velit'in bu geçitten hücumuyla bozulup dağıldı. Abdullah şehit düştü. Hz. Hamza da şehit edildi. Resulüekrem'in yanında Ali ile birkaç kişi kaldı. Peygamberi bırakıp kaçanların arasında Osman ile Ömer de vardı. Ali, Peygamber'e saldıranları öldürmekteydi. O gün tam on altı yara almıştı. Ashabın, tekrar Hz. Muhammet'in yanlarında toplanmaları, Ali'nin sayesinde olmuştu.
Hendek Savaşı'nda, yiğitlikte bir orduya bedel sayılan Abdu Vedd oğlu Amr, Müslümanlardan, kendisiyle savaşacak birisini istemişti. Fakat hiç kimse kendisinde, ona karşı koyacak cesareti bulamadığından, sesini çıkaramamıştı. Ali kalkıp “Ya Resulullah ben gideyim” demişti. Ve çıkıp Amr'ı öldürmüştü.
Hicretin yedinci yılının başlarında, Hayber'e gidildi. Savaşta sancak, Ebubekir'e, ertesi gün Ömer'e verildi; fakat Hayber alınamadı. Hz. Peygamber “Yarın sancağı öyle bir kişiye vereceğim ki o, Allah'ı ve Resul'ünü sever. Allah ve Resul'ü de onu sever, o, kaçmaz, fetehtmedikçe de geri dönmez” dedi.
Peygamber, sabahleyin Hz. Ali'yi çağırdı, sancağı ona teslim etti. Ali o gün, kalenin kapısını söküp savaşta kalkan olarak kullandı ve Hayber fethedildi.
Hz. Muhammet minbere çıkıp bir hayli konuştuktan sonra, “Ebi Talip oğlu Ali nerde?” dedi. Ali koşup, “Buradayım ya Resulallah” dedi. Resulullah, onu kucaklayıp göğsüne bastı, iki gözünün ortasından öptü ve şöyle seslendi: “Ey Müslüman toplumu, bu, benim kardeşimdir, amcamın oğludur, damadımdır. Bu, Allah'ın arslanıdır. Yeryüzünde, düşmanlarıma Allah kılıcıdır. Allah'ın laneti, lanet edenlerin lanetleri, buna kötülük edene olsun. Allah, buna kötülük edenden uzaktır; ben de uzağım. Allah'tan uzak olmayı, benden uzak olmayı seven, Ali'den uzak olsun; burada bulunan, bulunmayana bildirsin.” Peygamber daha sonra “Ya Ali otur! Senin hakkında bunu, Allah buyurdu, Allah tanıttı” dedi.
Huneyn Savaşı'nda, pusuya düşürülen İslam ordusu bozulmuş, Peygamber'in yanında yalnız Ali, amcası Abbas ve birkaç yakınından başka kimse kalmamıştı. Daha sonra halife olacaklar da kaçanlar arasındaydı. Hz. Peygamber, kaçanların ardından gür bir sesle, “Gelin bana ey insanlar, Allah'ın Resul'üyüm ben. Abdullah oğlu Muhammet'im ben! Ey razılık ağacının altında beyatleşenler, ey Akabe'de beyatlenenler kaçmayın!” diye seslendi.
Hevazin Kabilesi, tam hücuma kalkarken Hz. Ali, önlerini kesti, kara renkli bayraklarını taşıyan Ebu Cervel'i öldürdü, bayrak yere düştü, saldırganları püskürttü. Peygamber, “Tandır şimdi kızdı” dedi. Hz. Peygamber'in yanında toplanan sahabe hücuma geçti ve müşrikler bozguna uğradılar.
Hicretin dokuzuncu yılı Zilhicce'sinde, Kuran'ın IX. Suresindeki ilk ayetler inince, Hz. Muhammet, bunlardaki emirleri Mekkelilere bildirmek ve Hac etmek üzere Ebubekir'i üç yüz kişiyle Mekke'ye göndermişti. Kafile yoldayken Hz. Ali'yi çağırdı, Ebubekir'e yetişmesini, emirlerini Mekke'ye kendisinin bildirmekle görevli olduğunu söylemesini ve Mekke'ye inip halka bunları bildirmesini söyledi. Ali'yi kendi devesine bindirip gönderdi. Ali, Cuhfe'de Ebubekir'e ulaştı ve Hz. Peygamber'in emirlerini bildirdi. Mekke'ye doğru devam etti. Ebubekir, geri dönüp Medine'ye geldi ve Hz. Muhammet'e “Benim için bir şey mi indi?” diye sordu. Hz. Muhammet, “Allah tarafından, bu emirlerin bizzat benim tarafımdan, ya da benden, Ehlibeytimden olan biri tarafından bildirilmesi emredildi” dedi.