:
Osmanlı Devleti kendisi gibi düşünmeyenleri hep kıymıştır
astokomlu
29-12-2006, 08:56 AM
Şakir Keçeli Baba
Osmanlı Devleti kendisi gibi düşünmeyenleri hep kıymıştır
Tahtacılar e-posta grubuna yazı yazanların bazıları:
“Osmanlı, kendi halkına (özellikle Türkmenlere) karşı sistemli bir kıyım (jenosid) yapmamıştır. Başta Yavuz olmak üzere öteki sultanlar, devleti İran’a, daha doğrusu Safavîlere karşı korumak ve devleti yaşatmak için, başkaldıranları (asileri) katletmişlerdir.” demekteler.
Eğer siz İslâmiyete, Tanrı sevgisi ve aşkı ile inanıyorsanız; eğer siz İslâmı “Güzel ahlâk” olarak tanımlıyorsanız; emperyalizmin denetimindeki Nurcular, Fetullahçılar ve Süleymancıların husumetlerini çekiyorsunuz demektir. O zaman sizin yaşama, konuşma ve yazma özgürlüğüz yoktur. Çünkü siz “Marksistsiniz”.
Sizin ve sizin gibi düşünenlerin, meydana çıkmaması için, gri propaganda başlamıştır. Bu psikolojik savaşın amacı; Türk ulusal devrimini, Türk aydınlanmacılığını unutturmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yerine Osmanlıyı koymaktır. Özellikle genç beyinler, Osmanlı efsanesi ile afyonlanır ve bu afyonu yutanlar, insanı köleleştiren, köleleşmeyi bırakın robotlaştıran, bazı uydurma tarikatların içine sevk edilir. [1]
Fatih Sultan Mehmet ve onu izleyen Osmanlı yöneticileri, Anadolu İslâmiyetini, Alevîlik / Bektâşîliği özümlemeyi (asimilasyonu), bir devlet politikası haline getirmişlerdir.
Hatta Türklüğü ve Türkiyeliliği yok etmek için, Yavuz Sultan’ın düşündüğü gibi, DEVLETİN RESMİ DİLİNİN ARAPÇA OLMASINA BİLE kalkışmışlardır.[2]
Asimilasyonun (özümlemenin) iki ayağı vardır. Bu ayakları şöyle sıralarız:
· Sistemli propoganda
· Propogandanın etkileyemediklerini katletmek.
Camiler ve medreseler propogandanın önemli üslerinden birileridir. Osmanlı, 1400’den 1923 yılına değin Alevî / Bektâşîleri camiye göndermeyi görev edinmiştir.
Osmanlı'nın bu alışkanlığı, Atatürk’ün Hakk’a yürümesinden sonra da yeniden hortlamıştır. Şu anda, çok hızlı bir şekilde sürmektedir.
Asimilasyoncu politkanın ana üslerinden biri olan DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞINDA GÖREVLİ bir Zât-ı muhterem’in “Büyük düşün adamı ve mutasavvıfı” diye göklere çıkardığı Aziz Mahmud Hüdâî bu konuda, bakınız 17. asırda [3] neler söylüyor :
“… ve her köye Sünnî imam nasboluna. Taülimi-i ilm-i sıbyan (ilim eğitimi alan çocuklar) ve nisvan (kadınlar) ve zikran eyleye. Ve Işık tekyeleri de yoklana ve teftiş oluna Sebbüta’nı ciharyar (Ömer Osman ve Ebûbekir’i kınamak) ve na makul (akla aykırı) vasıflarını ihtiyarı ile terk idüb sünnet ve şeriat üzerine olurlar ise Febbihâ (ne âlâ) ve ilâ ref oluna (yükseltip kalkındırıla). Ve ne münasib ise görüle” Bu taifenin (Alevî/Bektâşîlerin) bazı ahvalin (durumlarının) ve kabayihin (kabahatlarının) Hızır Paşa kulunuz bilur. Tamam istifsar (sorulup anlaşıla) oluna. Bu iki taifenin (topluluğun) kabahati diller ile şerh olunmaz (açıklanamaz). İcmalen ilamdır. Tafsil (ayrıntılı) de olur. Zira duacınız orada babada oldum. O taife ile azim (büyük) kıssamız (hikayelerimiz) olmuştur.” [4]
Aziz Mahmut Hüdâî, tezkeresinde (raporunda) yazdığına göre, ikrar vererek Bektâşî olmuştur. Bektâşî olurken de, “ gördüğünü örteceğine, görmediğini söylemiyeceğine, sırr saklayacağına ilişkin, söz verip, ant içmiştir.
Nerede ve kimin huzurunda ant içmiştir.
“Hakk huzurunda, Muhammed Alî divanı’nda, Erenlerin dâr-ı Mansûr’unda, Hünkâr Hacı Bektâş Velî Meydanı’ında” [5].
Aziz Mahmud, kutsal Meydan (Cem Evi)’da verdiği sözü, içtiği yemini, sadece dünya saltanatı için bozmuştur. Kendisine inananları, “önüne geleni kapan, ardına geleni tepen” Osmanlı'ya ihbar etmiştir.
Bir Bektâşî böyle bir adamdan övgü ile söz eder mi?
- Edemez.
Neden edemez?
- Çünkü verdiği sözü, içtiği andı, verdiği ikrarı inkar eden; nasib aldığı sırada Meydan’da bulunan Yol kardeşlerini, üstelik gerçeğe aykırı olarak, ihbar eden DÜŞKÜN OLUR.
Bektâşîlik / Alevîlik düşkünlerin övülmesini hoş karşılar mı?
- Hayır karşılamaz. Yolun kurallarını ihlal eden, düşkünleri koruyup öven bir Bektâşî düşkün olur.
Bu konuda karar verme yetkisini, aklını peynir ekmekle yememiş Alevî / Bektâşîlerin takdirine bırakıyorum.
Ayraç içinde sunduğum bu bölümden sonra yeniden Osmanlı'ya dönüyorum:
Bektâşîlik / Alevîlik konusunda inceleme yapan bir bölüm yazar, Bektâşîliği Alevîlikten ya da Alevîliği Bektâşîlikten ayırmayı iş edinmişlerdir. Onlara göre Alevîler Osmanlı’nın zulmüne uğramış, Bektâşîler ise uğramamıştır. Hatta Bektâşîler Osmanlı’nın zulmüne ortak olmuşlardır.
Aşağıda, bu görüşün gerçeklerle asla bağdaşmadığını kanıtlayan BAZI belgeler sunulmuştur. Bu belgeler Osmanlı’nın, kıyım yaparken Alevî / Bektâşî ayrımı yapmadığını göstermektedir.
astokomlu
29-12-2006, 08:57 AM
Bu belgeler Osmanlı’nın zalim olduğunu ve zulme karşı olması gereken her Bektâşînin, Osmanlı’yı lanetlemesi gerektiğini de kanıtlamaktadır.
Belgelerin tamamını buraya aktarmamız olanaksızdır. Çünkü bu belgelerin tamamı ciltleri doldurur.
Aşağıdaki belge,1781 Tarihinde Bir Köy Halkının, Bektâşi Tekkesine doldurularak, Toptan Yok Edilmesini Anlatmaktadır:
Olayın geçtiği 1781 tarihinde Osmanlı, İran’la sulh içinde yaşıyordu. Safavi İmparatorluğu tarihe karışmıştı:
"Karahisar mutasarrıfı Kan Yiyici Bekir Paşa zulmüne ve Emre Köyü’nün yakılıp yıkılması ve halkın yok edilmesine dair …..”
(……)
“……Emre köyü’nden önce, 11 yurttaşı Kızılbaşlık, gizli ayın ve şekavetle (eşkıyalıkla) suçlandırarak öldürüp, başlarını İstanbul’a yollamış, bu faciaya dayanamayarak karşı geldiği sanılan halkı çoluk çocuğuyla Emre Tekke’sine kapatıp yaktırmış, mallarını gasb etmiş. Bu hususta sadrıazam ve Kütahya Valisi’nin mektupları” şöyledir:
“1. Çay kasabası sakinlerinden Ali Dede nam (adlı) müfsidi bedmaaş (bozguncu ve kötü huylu) Emre karyesi (köyü) ehalisinden (halkından) dahi evbaş (ayak takımı) kenduye bedaş (arkadaş) edinip davayı batılıyle bazı mazlumini katil ve idam [6] ve ruberuz (her gün) tervici ayin (ibadet etmek) dalalete (sapkınlığa- karanlığa) kıyam eylediği mutevatiren (söylenti- şayia olarak) ihbar olunmaktan naşi (dolayı) defan (sık sık) bilfesat (bozgunculuk) ve tarafı şer’den[7] iyta olunan müraselei şeriyye (şer’i haberleşme) mucibince (gereğince) cümle ittifakı yle şaki-i merkumun ve on bir nefer ( kişi) cezaları avanesinin cezaları tertib ve seri maktuları (kesilmiş başları) Dersaadet’e (İstanbul’a) tesyir olunduğunu (gönderildiğini) havi (kapsayan) bu defa var id olan tahriratınız (yazınız- müzekkereniz) manzur ve mefhumu ma’lumumuz olmuştur. Bu makule (bu tür) hilafı şeriatı gara (yüce şeriata aykırı) şeayırı (şerler- kötülükler) batıla ihzarına içtira eden erbabı dalâletin (Bektâşî Alevîleri kasdediyor) âlemi kevnü fesaddan refi (kötülük dünyasından uzaklaştırılması) vucudi vac ibeden (dinsel gereklilikten) olmaktan naşi (dolayı) zatinizde merkuz olan maddei agâhi [8]ve dirayet iktizasınca sayi ikdamınız hasebiyle şakii merkumun bazarı istihracı tarumar ve vuc udu dalâlet mümadi mahzarı kahr ü kahhar olması vesilei mahz uziyetimiz olmağile bu babda zuhur eden akılane hareketiniz karini pesend olmuştur (çok çok beğenilmiştir). Eşyayı merkumenin canibi miriye zapta şayan ( el koymayı değer) emval v e eşyas ı var ise canibi miri (devlet adına) için zapt v e tahrire mübaderet [9]olmadığı surette keyfiyeti tahrir ve iş’are müsareat eylemeniz için mektup tahrir ve……..ile irsal olunmuştur. İnşallâhu teâla vusulünde (ulaştığında) ber minval muharrer amel ve harekete mübaderet [10]eyleyesiniz………” [11]
Tırnak içinde aktardığımız sözlerin yazarı Edib Âli Bakı, sözlerine şöyle devam etmektedir:
“ Yukarıdaki belge, Bekir Paşa’yı güya iyi bir iş yapmış gibi gösteriyor. Fakat, maksad adam öldürmek ve mal gasp etmek(tir). Aşağıda sadrazam paşanın, Anadolu Valisi Abdi Paşa’ya gönderdiği mektup ispat ediyor. Turunç-zâde Süleyman Ağa (Kıbrıs’ta Süleyman Paşa olarak ölen zat) bu hale, anlaşılan acınmış vaziyeti yukarı makama bildirmiş, fakat iş yine örtbas edilmiş, amma iki asır sonra zavallı yurttaşlara acıyarak, biz bu kirli esrar perdesini yırtıyoruz”. [12]
“2- Bu def’a Karahisar-ı Sahib’de (Afyonkarahisar’da) zuhur eden bası erbabı dalaletin (Sünni olmayanların) hâlâ Karahisar-ı Sahib mutasarrıfı Ebu Bekir Paşa tarafından tertib-i cezalarına ikdam olunmaktan naşi (dolayı) bilcümle (tüm) eşya ve hayvanların paşayı mumaileyh tarafından (adı geçen paşa tarafından) ahz ve zabt olunduğu (el konulduğu) Karahisar’da sakin Turunç oğlu Süleyman Ağa tarafından cenabınıza tahrir olunmakla (yüce kişiliğinize yazılmakla) hususu emzükrun zahire ihracı için bir kıt’a emri âli suduri istidasında olduğunuz bu def’a kethüdanız tarafından varit olan şukkanızda derc ve tasdir olunmuş eşkiyayı merkumenin cümle ittifamıyle üzerlerine varılıp bilmuharebe tartibi cezalarına (savaşarak ceza verilmesine) ikdam ve hatta paşayı mümaileyhin ademlerinden beş- on nefer tüfenci esnayı muharebede idam olunduğu paşayı mümaileyh işar olunmaktan naşi merkum Turunçoğlu’nun bu veçhile nefsaniyeti mahz olunduğundan iştibah olmamakla ifadesi hali seyakta mektebi neveddet tahrir ve irsal olunmuştur………” [13]
Bu satırların yazarı tırnak içinde aktardığım sözlere şunları eklemektedir:
“İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Kütahya şehri’nde zalim diye kaydettiği Anadolu Valisi Abdi Paşa’nın aşağıdaki mektubu esrarlı bir perde arasında işlenen bu faciayı bütün çıplaklığı ile anlatıyor:
Emre Tekke’sine[14] kapatılarak yakılan yurttaşların ve neticede ortadan kalkmış bulunan bir köyün hesabını sormadan ziyade (daha çok) onlardan artakalan hayvanların mal ve eşyanın yağmalanmasında kendisine ayrılacak en büyük hissenin telaşında…”
“İşte Abdi Paşa’nın acele gönderdiği mektup:
“ 3-…… Karahisarı sahib sancağında vaki Emre kariyesi (Emre köyü) sakinlerinden hevaricinden zümrei mülhidin (dinden dönen toplumun) ayini batılanelerini (yani Aynü’l-cem’lerini) alenen icraya (açıkça uygulamaya)[15] cürretlerinden başka, bazı katli nüfus ve gasbi emval güne harekete çesaretle ledilihbar (bu suçlamada bir iftiradır) Karahisar tarafından bila emri âli heder muraselesi ve buyrultu ile üzerlerine mübaşir tayin ve muharebe ve mukatele (katletme) mezburlar Emre Sultan Tekkesi’ne tehassun eylediklerinde (toplandıklarında) İHRAKI BİNNAR (yakılarak öldürme) ve derununda (içinde) RİCAL (erkek) ve NİSVAN (kadın) ve SIBYANLARDAN (çocuklardan) YÜZDEN MÜTECAVİZ (yüzü aşkın) KİMSENİN HELAK OLUNUP (öldürülüp) hayvanat ve eşyaları ahz ve Karahisar tarafına sevk ve tesyir olunduğu bu defa Kütahya’da mütesellimiz tarafından inha olunmakla……
Medinei Kütahya (Kütahya şehri) ‘ya vüsulümüze (ulaşmamıza) değin mezburların hayvanat ve eşyalarından bir hilalleri zayi ve telef (yitirilip yok edilmek) olmamak için muhafazasına mezidi ihtimam (çok özen) ve dikkat ve bir habbesinin (küçük bir parçasının) itlaf (yok etme) ve ihtisabından tevakkı ve mubaat eylemeniz babında divanı Anadolu’dan işbu buyrultu tahrir ve isdar ve irsalolunmuştur. İnşallahü tealâ (Yüce Tanrı’nın izniyle) vusulünde gerektir ki vechi meşruh (açıklandığı gibi) mucibi (gereği) buyrultu ile amel ve hareket ve hilafında (aksine) be gayet tehaşi mümane’at eyleyesiz…. 3 Recep 1196 H. ( 1781 M.” [16]
astokomlu
29-12-2006, 08:59 AM
Kimilerin “atamdır, zalim değildir” dediği Osmanlı budur işte. Bir köy halkının kadın, kız, çoluk, çocuk ayrımı yapılmaksızın, bir mabede doldurularak yakılması, onun kılını bile kıpırdatmamakta, ama taşınır ve taşınmaz malların kaybolmadan Kütahya’ya getirilmesi için azami gayret gösterilmektedir.
Kütahya Valisi, Afyon Mutasarrıfı insan değil mi? Şüphesiz insan… Kur’ân-ı Kerîm’in buyurduğu gibi “hayvandan da kötü insan”…
Ama hayvandan da daha kötü olan bu insanlara, fazla kızmamak gerekir. Çünkü onlar valilik ve mutasarrıflık makamını Osmanlı merkezine rüşvet vererek almışlardır. Kısa süreli olan bu görevlerinde iki şeyi yapmak zorundadırlar:
· Verdikleri rüşveti çıkarmak
· Yaşamları boyunca kendilerini yaşatacak parayı kazanmak. Bu da yetmez, daha üst görevleri alabilmek için büyük rüşvetleri almak…
Sevgili canlar,
Bu ahlâksız düzeni en iyi bizim bilmemiz gerekir. Çünkü bugün politika yapmak isteyenlerin ceplerine yüzlerce milyarı koymaları gerekir. Harcanan milyarların maaşla karşılanması olanaksız olduğuna göre, politikaya devam etmek, yeniden seçilmek için ALİ DİBO MEKANİZMASINI KULLANMAK GEREKİR.
Bektâşî boşuna mı demiş:
- Politika hamamcının tasına benzer, bir cünübün elinden bir başka cünübün eline geçer.
Yüce Atatürk ve Onun eseri olanTürkiye Cumhuriyeti, CÜNÜPLERİ VE CÜNÜPLÜĞÜ TARİHİN ÇÖP SEPETİNE ATAN VE Türk’ü zulümden kurtaran varlıklarımızdır.
Fakîr şu soruya cevap vermekte zorlanıyorum:
- Cumhuriyet düşmanları neden Halk Evleri’ni kapattılar?
Kapatmak zorunda idi çünkü, Halk Evleri Edib Âli Bakılar yetiştiriyorlardı. Halk Evleri’nde aydınlanan bu insanlar, yaşadıkları ilin şeriyye sicillerini inceliyor ve Osmanlı’nın zulmünü genç kuşaklara aktarıyorlardı. Oysa ki Gözü Yaşlı Fetullahların, Cübbeli Ahmetlerin, Aczmendilerin, Saitlerin yaşaması aydınlığa değil karanlık ortamların yaratılmasına bağlıydı. Bunun için Halk Evleri, Köy Enstitüleri kapatıldı. Bunun için Anadilde ibadetin önü kapatıldı. Bunun için öğrencilerin düşünmesi, felsefe dersleri yasaklanarak önlendi. Bunun için Mızraklı İlmihal ZORUNLU Din Kültürü ve Ahlâk bilgisi kitabı oldu ve öğrencilere zorla okutuldu. Bunun için her köşeye bir cami, her sokağa bir imam hatip okulu açıldı.
Alevîlerin güzel bir sözü vardır:
- Yezid’in kurnazı Alî görünür.
“Osmanlı Türk büyüğüdür, Osmanlı sultanlarının hiçbiri vatan haini değildir” diyenler, Sakın Alî görünerek bizi kandırmaya çalışmasınlar?
Biz Yine Osmanlı Zulmünü Belgelerle Anlatmaya Devam Edelim:
Osmanlı, Osmanlı devletini yaratan halkı, yani Türkleri topluca imhayı meslek edinmiştir. Yukarıdaki olay tekil (münferit) bir olay değildir.
Osmanlı vergi kaçağını önlemek amacı ile, sık arazi sayımı (tahrir-i arazi) yapar ve vergi yükümlülerinin tek tek durumlarını saptardı. Osmanlı sultanları tahta geçince ilk iş bu sayımı yapmaktı. Yavuz, babasını öldürerek tahta çıktıktan sonra 1511, 1512, 1513 tarihlerinde Anadolu’da bir sayım yaptırmıştır. Fakîr Erzincan (Kemah) sancağı ile Harput (Elazığ) sancağı sayımlarını incelemiştir.
Diyelim ki Erzincan ve Kemah sancaklarında, 1511 yılında yüzer köy vardır. Eldeki belgelere (sayıma) göre, bu yüz köyün yüzünde de insan yaşamaktadır.
Çaldıran savaşından sonra, 1518 ve 1521 tarihlerinde bu sancaklarda yeniden bir sayım daha yapılmıştır. İlginçtir, 1511 tarihinde insan yaşayan, yani dolu olan yüz köyün YETMİŞ DÖRDÜNDE İNSAN YOKTUR. TAHRİR DEFTERLERİ, BU İKİ İLİN KÖYLERİNİN YÜZDE YETMİŞ DÖRDÜNDE insan yaşamadığını yazmaktadır.
ACABA KÖYLERİN YÜZDE YETMİŞ DÖRTÜNÜN HALKI GÖKYÜZÜNE Mİ UÇMUŞTUR?
Uçmamışsa ne olmuştur?
Fakîr’e sorarsanız bu köylerin halkı ya toptan katledilmiştir, ya da mel’un Yavuz’un korkusundan, devletin ulaşamayacağı dağlara kaçmışlar ve can güvenlikleri olmadıkları için köylerine dönememektedirler.
Şimdi tekrar soruyorum:
Büyük çoğunluğu Türk olan halkı, kadın –kız, çoluk çocuk demeden katleden bir sultan, nasıl oluyor da Türk soylu oluyor?
Fakîr’e göre böyle bir sultan bırakınız Türk olmayı, Âdem soyundan da değildir.
Burada Hz. Alî’nin iki nutkunu aktaracağım:
· Zalime ses çıkartmayanlar dilsiz şeytandır…
· Zulmün iki faili (işleyeni) vardır: Zalim ve zulme ses çıkartmayanlar…
Zulüm bir insanlık suçudur. Zalimi kınamak, hatta direnmek, bir insanlık görevidir. Ama bir insan Bektâşî / Alevî ise, zulmü de zalimi de kınamak zorundadır. Bu kınama Bektâşî / Alevî inancının bir gereğidir. Yolumuzun Teberra kuralı bize bunu emretmektedir.
astokomlu
29-12-2006, 09:00 AM
Osmanlı'nın halkına yönelttiği saldırı, devleti Şah İsmail’e karşı, korumak amacı ile mi yapılmıştır?
Bu soruya da “evet” diye yanıt veremeyiz.
Yargımızı destekleyen yüzlerce örnek verebiliriz. Fakîr burada ilginç bulduğumuz, inanca yönelik saldırılardan, birkaç örnek vereceğiz:
· Bozok beyine, Hüseyinabad (Çorum-Alaca) kazasında, camiler olduğu halde Cuma namazına gitmeyen köylülerin cezalandırılmasına ilişkin 976 H. (1568 M. tarihli belge
· Varna kadısına: Kaligra Hisari’ndaki. Sarı Saltuk zâviyesi Işık Taifesinin Ehl-i sünnetten (Sünni) olup olmadıklarına ilişkin 967 H. (1558 M.) tarihli belge.
· Edirne kadısına: Aşure günlerinde (on Muharremde) Işık Taifesinin sancak kaldırıp kös ve nakkare ile şehirde dolaşmasının önlenmesine ilişkin belge.
· Dinen küfrü icab eder sözler (yani medresenin tanımladığı İslâma aykırı sözler) sarf etmesinden dolayı, hakkında öldürülme buyruğu bulunan Yörüklerin Bursa Zindanı’na alınarak yakılmak suretiyle öldürülmelerine ilişkin, 975 H. (1567 M.) tarihli ferman.
· 1241 H. (1826 M.) tarihli bir fermanda Bektâşîlere yapılacak işlem şu şekilde açıklanmaktadır:
“İrademi beyan ederek, tarafına gönderdim. Heman efendi daimize gösterüb şu Bektâşî fesadının külliyen (toptan) ardı alınması, gayret olunma sı” buyurulmuştur.
· 25 Zilkade 1255 ( Ocak 1840) tarihinde verilen bir kararda şöyle diyor:
“…..Divan-ı hümayuna havale edilen dilekçe hakkında…… 1241 günlü yazıda: İstanbul Karaağaç Tekkesi’nde Derviş Ali, Derviş Hacı Talip, Misafir Süleyman (adamın tek kusuru tekkede konuk olmak), Derviş Hacı Hasan, Dervîş Mehdî, MisafirDerviş Mehmet adındaki kişiler Bektâşîlik Yolu’na saparak şeriata karşı geldikleri, namaz ve orucu terk ettikleri, Rafızîlik Tarikatı’ndan oldukları için ceza olarak uslanıncaya kadar Amasya’ya sürüldükleri” [17] bildirilmektedir.
Aktardığım ferman ya da karar örnekleri Sevgili Dostum Cemâl Şener’in aşağıda künyesi yazılı kitabından alınmıştır. Sayın Şener kitabında, fermanların ya da öteki belgelerin hem aslını ve hem de yeni harflere çevirilerini yayımlamıştır.
Osmanlı'nın ahlâk anlayışı ve ceza adaleti de çok ilginçtir:
27 Za. 979 H (1571 M.) tarihli bir fermanda: “Mehdî-i zaman gelecek diyen… Kulu’nun siyaseti (idam edilmesi)” buyurulmuştur.[18]
Oysaki 12 İmam Yolu’nda olan her Alevî/Bektâşî (eğer cahil veya sahtekâr değilse), 12. İmamın, yani Muhammed Mehdî’nın sırr olduğuna ve bir gün gelerek, insanlığı mutluluğa kavuşturacağına inanmak zorundadır. Bu inanç Alevîlik/Bektâşîliğin olmazsa olmazlarından birisidir.
1571 tarihinde (7 Şaban 1571) verilen bir başka fermanda şunlar vardır:
“Cin çağırıyorum onlardan define haberlerini alıyorum…” diye hileler yaparak, Müslümanları aldatıp ve “cinleri çağırmak için, bakire kızlar gerekir diye nice kızların bekaretini izale edip, yaptığı kötü işlerle meşhur olup, hakkında isnad olan fesadların bazısı tescil olunup gönderildiğini bildirmişsin”
(…)
“Emrim geldikte…..Manisa zindanında bulunan kuyuda ölünceye dek haps edip, sonucunu yazıp bildiresin”[19]
İnananlara inancından dolayı, idam cezası; sahtekârlara da hapis cezası… İşte Osmanlı’nın adalet anlayışı.[20]
İslâm, salt bir din olmayıp insanlığın önünü açan bir uygarlıktır. Hz. Muhammed ise bu uygarlığın önderidir. Bu büyük uygarlığı, emperyalistlerin güdülediği, ağlayarak insanları kandırmayı meslek edinen, Amerikan Bülbülü Fetullah’la ya da İngiltere’nin finanse ettiği VOLKAN GAZETESİ’nin yazarlarından Said-i Kürdî ile sınırlamak, İslâm'a yapılan en büyük kötülüktür.
İslâm uygarlığının yetiştirdiği Tarih İlminin ve Tarihi Materyalizmin babası olan İbni Haldun, Mukaddime adlı eserinde; İslâm İmparatorluklarının içten çökeceğini, bu çöküşün imparatorluğun yapısından kaynaklandığını, imparatorlukların çöküş nedeninin, halkı ile bozuşması ve kendini yaratan halka ihanet etmesi olduğunu, 13-14. yüzyıllarda yazmıştır.[21] Göçebe toplumlar tarafından kurulan Osmanlı İmparatorluğu da, İbni Haldun’un çizdiği akıbete uğramıştır. Bu nedenle bırakınız Osmanlı İmparatorluğu’nu, sarayında Türkçe konuşulmayan Selçuklu İmparatorluğu da Türk Devleti değildir. Alın Karahanlıları, kendi soylarından olan Kınık Türkmenlerinin (Selçukluların) erkeklerinin baş parmaklarını, ok atmasınlar diye kestirmiştir. Okumadan yazmadan bilim adamı olmak Ortaçağda olanaklı idi ama yaşadığımız çağda olanaksızdır. Çünkü bu çağda sadece “ben ulemayım” diyenler değil herkes okuyor ve yazıyor.
Bu konuyu burada kesiyorum. Herkese Aşk-ı niyazlarımı sunarım.
astokomlu
29-12-2006, 09:01 AM
[1] Bu konuda Fakîr’in bir çalışması vardır. Tümü ile Sünnî tarikatların kaynaklarına dayanılarak kaleme alınan bu eser, inşallâh 2007 yılında yayımlanacaktır. Eser, Sünnî tarikatların insanları nasıl robotlaştırdığını anlatmaktadır.
[2] Burada Fakîr’e “Atma kardaş din kardaşıyız” diyenler varsa şu incelemeye bakmalarını salık veririm: Şeyhülislâm Mustafa Sabri, Din ve Milliyet Başlıklı Makale, YARIN GAZETESİ, Sayı: 62, İskeçe 15 Zilkade 1348 ( 15 Nisan 1930)
Yüce Atatürk’ün idamına fetva veren Mustafa Sabri bu makalesinde, Yavuz’un devletin dilini Arapça yapmak istediğini, bu girişime Şeyhulislâm Zembilli Ali’nin karşı çıktığını, bu nedenle resmi dilimizin Arapça olmadığını yazmaktadır.
Makalenin tamamı için 2006 yılında okuyucuya sunacağımız Kur’ân-ı Kerîm (Türkçe- Şiir), Yayına Hazırlayan Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba adlı yapıtın ekinde sunduğumuz Anadilde İbadet risalesine bakınız.
[3] Aziz Mahmud Hüdâî’nin yaşadığı yıllarda Türk-İran savaşları sona ermiştir.
[4] Tezâkir-i Hüdâî, Umumi Kütüb hane, No: 3497’den aktaran: Ahmet Refik, On Altıncı Asırda Rafızîlik ve Bektâşîlik, Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi, İstanbul 1932, s. 12.
[5] Tırnak içinde aktardığım sözler nasib alma (ikrar verme) ve hizmet görme erkânında okunur. Bu nedenle tırnak içinde aktarılmıştır.
[6] Bu satırların yazarı buraya şu notu düşürmüştür: “(bu sözler) haklı görülmek için uydurulmuş olsa gerekir”.
[7] Şer: Tanrı buyruğu, âyet, hadis, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukaha ilkeleri üzerine kurulmuş din yorumu. Fakîr’in deyimi ile medrese İslâmı.
[8] Agâhi: Hazırlıklı, uyanık olmak.
[9] Mübaderet: bir işi yapmaya teşebbüs
[10] Mübaderet: Bir işi yapmaya kalkışmak.
[11] Edib Âli Bakı, Afyonkarahibar’da 16. 17. Asırda Mechul Halk Tarihi, Yeni Matbaa, Afyon 1951, s. 20-21. Osmanlıca Bozuklukları Yazara aittir. aynen aktarıldığını göstermek amacı ile düzeltme (tashih) yapılmamıştır.
[12] Agy, s. 21.
[13] Agy, s. 22
[14] Bu tekke Bektâşî tekkesidir. Çünkü Osmanlı da Alevîlerin tekkeleri bulunmamaktadır. Tekkeler kutsal bir ibadet yeridir.
[15] Alenen icra sözlerinin bir yalandan ibaret olrduğunu her Bektâşî/Alevî çok rahat bilir. Çünkü Bektâşî/ Alevîler ibadetlerini, Hünkâr’ın “…gece aşk ile ahiret işine” buyruğu gereği gece yaparlar. Bu onların inançlarının bir gereğidir. Bu uygulamaya karşı çıkmak Tanrı’nın “dinde zorlama yoktur”, “senin dinin sana, benim dinim bana” buyruklarına aykırıdır.
[16] Agy, s.22-23.
Yüce Tanrı’nın da adı anılarak yazılan bir ferman İslâmın kutsal aylarından biri olan Recep ayında yazılmıştır. Fakîr bir şeyi anlamakta zorlanıyorum: Evrenlerin Sevgili (Yüce Tanrı) nasıl oluyor da hem mazlumun ve hem de zalimin Allah’ı oluyor? Tanrı mal mülk elde etmek için insanları yakanların Tanrı’sı olamaz…
[17] Yukarıda yıldızla birlikte sunulan belgelerin tamamı için bakınız: Cemal Şener, Osmanlı Belgelerinde Alevîler- Bektâşîler, Karaca Ahmet Sultan Derneği Yayınları, İstanbul 2002. Bu kitapta fermanların aslı ve yeni harflere çevirisi birlikte yayımlanmıştır. Koyu siyah harfler ve ayraç içindeki sözler Fakîr’e aittir.
[18] Ahmet Refik, On altıncı Asırda Rafızîlik ve Bektâşîlik, Sadeleştiren Mehmet Yaman, Kendi Yayını, İstanbul 1994, s. 86.
[19] Agy, s. 87.
[20] Ayrıntılı bilgi için: Şakir Keçeli, Osmanlı Kim Şeriat Ne, Ardıç Yayınları.
Ayrıca Ahmet Refik, Osmalıda Hoca Nüfuzu. Bu kitap İş Bankası Yayınlarından yeniden basılmıştır. Medreseyi belgeleri ile anlatan çok değerli bir yapıttır.
[21] Ayrıntılı bilgi için bakınız: İbn Haldun, Mukaddime 1 ve 2. ciltler, Hazırlayan Süleyman Uludağ, Dergâh Yayınları, İstanbul 2004 (Son baskısının baskı tarihi)
Ayrıca birinci cilt için bakınız: İbn Haldun, Mukaddime, Onur Yayınları.
ağuçan
29-12-2006, 09:08 AM
Yüreğine sağlık can dostu...
Unutulmamalıdır ki Aleviler hiçbir zaman türk, türkmen, kürt yada arap oldukları için zulme maruz kalmamışlardır. Lakin sadece ve sadece inançları, kültürleri, gelenek ve görenekleri, yaşam biçimleri, insanlara ve toplumlara olan felsefi bakış açıları, kısacası alevi oldukları için zulme maruz kalmışlardır... (ve tabiki kendinden olmayana tahammül gösteremeyenlerce...)
manifesto
29-12-2006, 10:27 AM
astakomlu : Eğer siz İslâmiyete, Tanrı sevgisi ve aşkı ile inanıyorsanız; eğer siz İslâmı “Güzel ahlâk” olarak tanımlıyorsanız; emperyalizmin denetimindeki Nurcular, Fetullahçılar ve Süleymancıların husumetlerini çekiyorsunuz demektir. O zaman sizin yaşama, konuşma ve yazma özgürlüğüz yoktur. Çünkü siz “Marksistsiniz”.
Alakasız bir yazı vetesbit olmuş..
Emperyalizme karşı bu millet her devirde mücadeleetmişdir.
İlk emperyalist hareketler Papa II.Urbanın hristiyanların dini inançlarını tahrik ilebaşlattığı HAÇLI seferleri olmuşdur.Bu emperyal hedefler Anadolu topraklarında akim kalmış ve Türkler Selçuklular ve Osmanlılar ile Emperyal Haçlı Seferlerine karşı mücadele etmiş ve Batının Emperyal hedeflerinin ASYA Topraklarına girmesine engel olmuşdur.
Bu engel 20.yy başına kadar sürmüş ancak Osmanlı Cihan devletinin ortadan kalkması ile Asya topraklarının bir muhafız gibi bekleyen Müslüman Türk halkı mağlup edilmiş ve Asya Batının EMPERYAL oyunlarına sahne olmaya başlamışdır.
Sömürgeler Afrikada ve Uzak Asyada Türemeye başlamış zira BATIYI dengeleyen EN BÜYÜK KUVVET ortadan kaldırılmışdı. Bunda harici düşmanların etkisi ile birlikde Dahili münafık ve hainlerinde etkisi olmuşdur.
Şimdi NE NURCULARI emperyalistlerle işbirliği ile itham edebiliriz nede diğerlerini çünkü onlar OSMANLI dan bu güne gelen BATININ kültürel ve siyasal emperyal hedeflerine karşı MİLLİ ve Manevi bir mücadele vermişlerdir.
Tıpkı 50 li 60 lı ve 70 li yıllarda RUSYANIN EMPERYAL oyunu olan MARKSİZM ve Komuniz hareketine karşı Risale-i Nurhareketinin Bir SEDD-İ ÇİN gibi ANADOLU topraklarını koruması ve Bolşevik Baykuşlarının ANADOLUDAKİ oyunlarını boşa çıkarması gibi.Ancak Yakın asya bu direnci gösterememiş ve bir bir KOMUNEL baskı ve TASALLUT altına alınmışlardır.Ta ki 90 lı yıllara kadar o vakit DEMİR PERDE yırtılmış ve ESARET ALTINDAKİ milletler özgürlüklerine VE KİMLİKLERİNE kavuşmuşlardır.
OSMANLI CİHAN DEVLETİ tarihin hiçbir döneminde ne bir kültüre nede bir ırka karşı asimilasyon hareketine girme tenezzülüne bulaşmamışdır.
450 yıl BALKAN coğrafyasına Hükmeden Osmanlı o bölgeyi BARIŞ ve SULH bölgesi haline getirmiş ve hiçbirinin dini inanç ve ÖRFÜNE müdahale etmemişdir.
Büyük CİHAN PADİŞAHI FATİH SULTAN MEHMET in Belrad ve Bosna Hristiyan AHALİSİNE gönderdiği BERAT ve Tarihin ilk dini özgürlük vesikası bugün hala müzede korunmakdadır.Bu Osmanlının DİNİ ve Kültürel Hoşgörüyü İnancından dolayı Kusursuz yerine getirdiğine işaret eden en büyük vesikadır.
Bektâşîlik / Alevîlik düşkünlerin övülmesini hoş karşılar mı?
- Hayır karşılamaz. Yolun kurallarını ihlal eden, düşkünleri koruyup öven bir Bektâşî düşkün olur
Bu düşkünlük meselesi zaten ALEVİLİĞİN en büyük problemlerindendir. Zira her insan yanlış evlilik yapabilir ve bu yanlış evliliğinden dolayı en tabi hakkı olan boşanma selahiyeti MEDENİ hiçbir kabulde insanı SUÇLU yadahatalı yada düşkün ilan edemez. Evlenmek gibi Boşanmak da her insanın TABİ HAKKIDIR.
Kimse kendisine Zulmeden veya kendisini sevgi ve muhabbet beslemeyen bir eş ile EVLİ KALMAK MECBURİYETİNDE değil.
Gerçek İslam ahlakı boşanmış insanları DÜŞKÜN olarak görmeyi bize hoş görmez.
Dul bir kadınında yeniden evlenmesi o insanın sahip olduğu bir hakdır.
Atatürk'ü Türkü zulümeden Kurtaran insan olarak takdim etmek cahiillikdir.
Çünkü İnkilap yıllarında dini ve maneviyatına karşı topyekum saldırıya uğrayan yine bu aziz TÜRK milleti olmuşdur.
Osmanlıyı güya Türkmenlere Zulmediyor olarak görmek TARİH BİLMEZLİKDİR.
Osmanbey zaten bir TÜRK boyu olan KAYI boyuna mensub bir TÜRK idi.
TARİHİN HİÇBİR LİDERİ KENDİ MİLLETİNE KARŞI ASİMİLASYON yapmamışdır.
Bu yapılır olsaydı BAŞKA milletlere yapılırdı.
Yani Osmanlıyı ARAP devleti olarak ilan edilmesi AN MESELESİ sanırım.
Osmanlı İran yani SAFAVİ ilişkileri özellikle Şah İsmailin Anadoludaki EMPERYAL faliyetleri ile gergin döneme girmiş.O dönemde DOĞUDA şia propagandası yapanlara ait vesikalar OSMANLI ARŞİVLERİNDE hala mevcut. DİLEYEN BU ARŞİVLERİ İNCELEYEBİLİR.
Ve KENDİ DEVLETİNE İHANET EDİP ŞİA SAFAVİ devleti ile işbirliği yapanlara verilen cezalar aynı şekilde vesikalar ilegünümüze kadar gelmişdir.
Amerikan Bülbülü Fetullah’la ya da İngiltere’nin finanse ettiği VOLKAN GAZETESİ’nin yazarlarından Said-i Kürdî ile sınırlamak, İslâm'a yapılan en büyük kötülüktür
Gülen ne AMERİKANCIDIR ve nede başka milletçi.
O özbe öz Türk milletinin evladıdır. Ve yaptığı her işinde kendi milletinin menfaatini güdmüşdür.
Müslüman Türk Gençliğinin milli ve manevi değerlere bağlı olarak yetişmesi için müesseseler teşkil etmiş ve dünyada evrensel hoşgörüyü ve küresel barışı tesis edecek nesilleri yetiştirmeyi kendine YOL edinmişdir.
HER meseleyi amerikancı yada değili olarak algılayan zihniyetler bu ayrımı yapamaz.
Bediüzzaman SAİD-İ NURSİ hiçbir zaman SAİD-İ KÜRDİ olmamışdır.Bu lakabı onu KÜRT ayrılıkçısı olarak göstermeye çalışan içteki bozguncular kullanır.
O Şeyh SAid AYAKLANMASIDA dahi Cumhuriyet Türkiyesinde isyana ve devlete baş kaldırmaya karşı KÜRT aşiretlerine mektublar yazarak bundan vazgeçirmeye çalışmışdır.
Cihan savaşında DOĞUDA kahramanlıklar yapmış Van ve Ahalisini RUS kıyımından Kurtarmış bunakarşılık RUSLARA esir düşmüş sibiryada sürgün yemiş ve Komunist ihtilal hengamında oradan kaçarak yurda dönmüş ve ATATÜRK onu BİZZAT mebusluğaDAVET etmiş ve ATATÜRK döneminde MEBUSLUK yapmış ancak daha sonra YOLUNU SİYASETDEN AYIRARAK kendini NUR hareketine vermiş ve Risale-i Nurları kaleme alarak Müslüman Türk milletine İman Akaid İbadet Kader Mahşer gibi birçok meselenin pek harkulede bir suretde eserlerinde akli ve kalbi açıklamalarını yapmışdır.
Dolayısıyla bu bilgiler ışığında YUKARIDAKİ iddiaların TAMAMININ asılsız ve İFTİRADAN ibaret ibaret olduğunu söyleyebiliriz.
Rojaazme
29-12-2006, 10:34 AM
Fetullah Gülen Kimdir?
"Ermeni olan dedesinin Pasinlerli İbrahim Bey'in hizmetkarlığını yaptığı yıllarda, Rus işgali sırasındaki Ermeni ayaklanmasında İbrahim Bey ve ailesi Ermeni hizmetkarlarının tasallutuna uğrayınca, İbrahim Bey hizmetkarını ve onun ailesinin bir bölümünü öldürür. Ardından, intihar eder. Olaydan sağ kurtulan Fethullah Gülen'in babası, 18-19 yaşlarındayken, İspir'e gelir ve yerleşir.
Fethullah GÜLEN:
Müslüman adı alır ve bir Türk kızı ile evlenir. Gülen'in babasının, 'Öyle bir evlat yetiştiriyorum ki, bunları kendi dinleri ile vuracak' dediği de rivayet olunur." ( E.M.H., 2 Haziran 1999)
Cumhuriyet'ten Deniz Som, 16 Haziran 1999 tarihli "Vaziyet"te, okuyuculardan Veli Yıldırım'ın ağzından şu bilgileri aktarıyor: "ABD'de, Türkiye'deki 'Sızıntı' Dergisi'nin karşılığı olan 'The Fountain' isimli bir dergi var.
Bunu, Washington'daki Truestar şirketi yayımlıyor, editörlerinden ikisinin isimleri, Washington Katolik Üniversitesi'nden Cizvit papazı Sidney Griffith ve Abdülaziz Sachedina. Bunlardan Griffith, bir ara Gülen'i New Jersey'de ziyaret etmiş.
Sachedina ise Tanzanya'da doğmuş; Hindistan, İran ve Kanada'da okumuş; Şiilik davasına hizmet için uzun yıllar ABD, Kanada, Ürdün, Pakistan ve Afrika-Avrupa ülkelerinde dersler vermiş; halen de Virginia Üniversitesi'nde profesör olarak görev yapan bir kişi.
Sachedina, mesaisinin bir bölümünü ABD'deki Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nde (CSIS) 'din, politika ve insan hakları uzmanı' olarak çalışmaya ayırmış; aynı zamanda, 'Mehdilik' konusunda uzman kabul ediliyor ve bu konudaki konferanslarıyla da tanınıyor.
1962'de Georgetown Üniversitesi bünyesinde kurulan CSIS, dünyanın muhtelif ülkeleri ve bölgeleri üzerinde politik-ekonomik araştırmalar yapıyor ve hazırladığı senaryoları ABD yönetimine ve şirketlerine sunuyor. CSIS'in Orta Doğu Masası'ndaki yöneticilerden bir olan Edward R.M.Kane Kahire, Bağdat, Beyrut, Tripoli, Dakar ve Ankara'da CIA görevlisi olarak da çalışmış. Dolayısıyla, CSIS ile CIA arasından bağlantı kurmak mümkün." Som, Yıldırım'ın bilgilerini aktardıktan sonra, şu yorumu yapıyor:
"The Fountain'ın son sayısında 'The Restoration of Balance' (Dengenin Onarımı) başlıklı bir yazı var; yazarı, M.Fethullah Gülen. Yöneticisi olarak İsa Saraç'ın, murahhas aza olarak Cherly Pearson'ın ve genel koordinatör olarak Mustafa K.Sungur'un göründüğü derginin yazı kadrosunda, kimliği açıkça belirtilmemiş bir isim daha bulunuyor:
M.F.Şahin. Bilindiği gibi, Fethullah Gülen, bazı yazılarında Abdülfettah Şahin adını da kullanıyor. Türkiye'de de satılan The Fountain, Internet ortamında da mevcut ve 'İslamiyette yeni bir ses' olarak Gülen'in görüşleri veriliyor. Fethullah Gülen ABD'de 'tedavi oluyormuş' diyorlar, 'entegrasyon tamamlanınca' dönecektir."
Gülen'in, "Sahabe efendilerimize cinnet derecesinde sevgisi vardı" şeklinde tanımladığı babası Ramiz, çocuklarına, Sahabelerle hiç ilgisi olmayan isimler vermiştir: Fethullah, Sıbgatullah ve Mesih.
Gülen'in babasının, oğullarından birine, samimi Müslüman ailelerde rastlanmayan ve ama Yehova Şahitleri'nin propaganda yayınlarında sık sık kullanılan "Mesih" adını vermiş olması dikkat çekicidir. (Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibince hazırlanan Fethullah Gülen Raporu, s.18'e atfen, Star Gazetesi, 14 Haziran 1999)
... Nedendir bilinmez, Fethullah Gülen babasının Alvar Köyü'nden ayrılması ile ilgili olarak "Küçük Dünyam" kitabında hiç bir açıklamada bulunmamaktadır. Oysa bu, son derece ciddi ve açıklama gerektiren bir konudur. Gülen'in suskunluğu akla, "neleri ve niçin gizlediği" sorusunu getirmektedir. (Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibince hazırlanan Fethullah Gülen Raporu, s.20'ye atfen, Star Gazetesi, 14 Haziran 1999)
Cumhuriyet'ten Deniz Som, 22 Haziran 1999 tarihli "Vaziyet"te, okuyuculardan Veli Yıldırım'ın ağzından şu bilgileri aktarıyor: "Türkiye'deki 'Sızıntı' Dergisi'nin ABD'deki karşılığı olan 'The Fountain'ın üst yönetiminde görevli kişilerden biri de İslam-Hıristiyan ilişkileri ve Orta Doğu konularında uzman olan İbrahim M.Abu Rabi. Rabi aynı zamanda, Hartford Üniversitesi'nde 'Mcdonal Center for the Study of Islam and Christians'da görev yapıyor...
Said-i Nursi'nin talebesi olduğu söylenen Vatikan Dinler Arası Enstitüsü'nden Kardinal Thomas Michel ve ABD'deki Georgetown Üniversitesi'nden Barbaba Stowasser, İstanbul'a geldiklerinde Fethullahçıların konuğu olmuşlar.
Gülen'in, Vatikan'da Papa'yı ziyareti sırasında açıkladığı, Şanlı Urfa'da üç dini bir araya getirecek bir okul açma düşüncesinin de ABD'de hazırlanan planlar doğrultusunda değerlendirilmesi gerekiyor. Kurtuluş Savaşı'nda İstanbul'da faaliyet gösteren Misyonerler ile İslamcılar'ın işbirliği incelenirse, günümüzdeki senaryolar daha iyi
kardelencan
29-12-2006, 10:46 AM
Cumhuriyet düşmanları neden Halk Evleri’ni kapattılar?
Kapatmak zorunda idi çünkü, Halk Evleri Edib Âli Bakılar yetiştiriyorlardı. Halk Evleri’nde aydınlanan bu insanlar, yaşadıkları ilin şeriyye sicillerini inceliyor ve Osmanlı’nın zulmünü genç kuşaklara aktarıyorlardı. Oysa ki Gözü Yaşlı Fetullahların, Cübbeli Ahmetlerin, Aczmendilerin, Saitlerin yaşaması aydınlığa değil karanlık ortamların yaratılmasına bağlıydı. Bunun için Halk Evleri, Köy Enstitüleri kapatıldı. Bunun için Anadilde ibadetin önü kapatıldı. Bunun için öğrencilerin düşünmesi, felsefe dersleri yasaklanarak önlendi. Bunun için Mızraklı İlmihal ZORUNLU Din Kültürü ve Ahlâk bilgisi kitabı oldu ve öğrencilere zorla okutuldu.
Bunun için her köşeye bir cami, her sokağa bir imam hatip okulu açıldı.
Alevîlerin güzel bir sözü vardır:
- Yezid’in kurnazı Alî görünür.
“Osmanlı Türk büyüğüdür, Osmanlı sultanlarının hiçbiri vatan haini değildir” diyenler, Sakın Alî görünerek bizi kandırmaya çalışmasınlar?
Osmanlının çocukları değilim kendi adıma ...olmayacağım da....
paylaşım ve bilgiler için saygıyla...teşekkürler...
manifesto
29-12-2006, 10:53 AM
Osmanlının çocukları değilim kendi adıma ...olmayacağım da
Olamazsında...
Osmanlı Evladı ve Torunu olmak senin elde edemeyeceğin bir şey sanırım
Gülenin Ermeni olduğunu iddia EDİP ırkçılık yoluyla saçma sapan karalamalar yapmak iftira ve zulümdür..
Herkez aynada kendi yüzüne baksın..
İnternetden abuk subuk iddiaları gerçekmiş gibi kopyala yapıştır yaparak EMANET zihin ve fikirler ile bir yere varılacağını düşünmek cehaletdir.
İddiaların hepsine cevap verildi..
Karalama işine cevap yetiştirilmez zaten...
Kurtuluş Savaşı'nda İstanbul'da faaliyet gösteren Misyonerler ile İslamcılar'ın işbirliği incelenirse, günümüzdeki senaryolar daha iyi
Kutuluş savaşında ki hainleri ve AMERİKAN mandacılarınıda bizler iyi biliriz..
Halide EDİP ADIVAR ailesinin de neler çevirdiğini iyi biliriz merak etme..
Rojaazme
29-12-2006, 11:01 AM
Olamazsında...
Osmanlı Evladı ve Torunu olmak senin elde edemeyeceğin bir şey sanırım
Gülenin Ermeni olduğunu iddia EDİP ırkçılık yoluyla saçma sapan karalamalar yapmak iftira ve zulümdür..
Herkez aynada kendi yüzüne baksın..
İnternetden abuk subuk iddiaları gerçekmiş gibi kopyala yapıştır yaparak EMANET zihin ve fikirler ile bir yere varılacağını düşünmek cehaletdir.
İddiaların hepsine cevap verildi..
Karalama işine cevap yetiştirilmez zaten...
Kutuluş savaşında ki hainleri ve AMERİKAN mandacılarınıda bizler iyi biliriz..
Halide EDİP ADIVAR ailesinin de neler çevirdiğini iyi biliriz merak etme..
kimsenin osmanlı olmayada niyedi yok l kendini bilmeyen bir toplumdu saten kendi çikarları için vatanın topraklarını satan sevki sefa için yapmadıgı kalmayan tarihin yüz karalarıdır.....
fettullah gülenini kim oldugu sadece internet sitelerinde bilinmiyordu kimse burda apdal degil birak kim oldugunu soyunu sopunu biliyoruz ermenidir bunu neden hemen türk tür diye savunuyorsun...
şimdide amarikanın bir numaralı bahis ajanıdır ama sen şimdi bunada yok dersin....
akdardıgım yazıda gerçeklerdir sayın manifesto.....
kardelencan
29-12-2006, 11:05 AM
sayın manifesto...........
sizinle tartışma yaratmak değil amacım..Osmanlının evladı değilim...özgürce bunu söyleyebilyorsam...
ATATÜRK'ÜN SAYESİNDEDİR...ATATÜRK'ÜN NESLİYİM..................
manifesto
29-12-2006, 11:09 AM
şimdide amarikanın bir numaralı bahis ajanıdır ama sen şimdi bunada yok dersin....
:)
Çok komik gülüyorum sadece..
Nur hareketi daha ABD ortdoğuda yok iken de vardı şimdi de var..
Ama senin bu konulara yabancı olduğun belli..
Beslendiğin zehirli kaynaklar senin zihninide zehirlemiş ve doldurmuş hepsi bu..
DEDESİ Yahudi Hamamı olan ÇEVİK Bir'i Türk görüp alkışlayanlar sizler değilmisiniz..
Gülen Ermeni olsa ne yazar? ?
Mehmet Akif DE bir ARNAVUT değilmiydi?
Yada Atatürk ün Makedonya Göçmeni olduğunu bilmiyorsun sanırım..
Hoş Ermeni de olmuş olsa AİNESİ işidir kişinin HEPSİ bu..
Ama sen onun kim olduğu ile ilgilenmiyorsun MAKSAT karalamak..
Çamur at izi kalsın bütün gayretin bundan ibaret..
Müslüman Türk Milleti onu bağrına basmış sen yürü Arkadan biz varız demiş zaten sen vesenin gibi birkaç kişi farklı düşünmüş çok önemi yok..
ZİHİNLERİNİN TAMAMINI AMERİKANIN işgal ettiği insanlara anlatacak söz de yok.. Onlar hayatlarını tepkiye adamış kendilerine ait bir yol hareket eylem ve icraatları da yokdur..
Rojaazme
29-12-2006, 11:14 AM
:)
Çok komik gülüyorum sadece..
Nur hareketi daha ABD ortdoğuda yok iken de vardı şimdi de var..
Ama senin bu konulara yabancı olduğun belli..
Beslendiğin zehirli kaynaklar senin zihninide zehirlemiş ve doldurmuş hepsi bu..
DEDESİ Yahudi Hamamı olan ÇEVİK Bir'i Türk görüp alkışlayanlar sizler değilmisiniz..
Gülen Ermeni olsa ne yazar? ?
Mehmet Akif DE bir ARNAVUT değilmiydi?
Yada Atatürk ün Makedonya Göçmeni olduğunu bilmiyorsun sanırım..
Hoş Ermeni de olmuş olsa AİNESİ işidir kişinin HEPSİ bu..
Ama sen onun kim olduğu ile ilgilenmiyorsun MAKSAT karalamak..
Çamur at izi kalsın bütün gayretin bundan ibaret..
Müslüman Türk Milleti onu bağrına basmış sen yürü Arkadan biz varız demiş zaten sen vesenin gibi birkaç kişi farklı düşünmüş çok önemi yok..
ZİHİNLERİNİN TAMAMINI AMERİKANIN işgal ettiği insanlara anlatacak söz de yok.. Onlar hayatlarını tepkiye adamış kendilerine ait bir yol hareket eylem ve icraatları da yokdur..
kimse bagrına bazmadı basanlarda iki yüzlü olanlardır vatançı görunen ama vatanı parçalamak için her şeyi yapanlardır bugun doğudaki parmagınız bile aşikar devlet içindeki kirli işleriniz aşikar ...
bugun bile vatanın topraklarını satanlar sizlersiniz tıpki osmanlılar gib satın bakalım gün döner nasılsa bunların hesabını verecekler nasılsa....
çamur atmakda sizlerin ustune yok manifesto biz camur atmayı bilmeyiz biz gerçekleri bilir gerçekleri yazarız sizin gibi nurcuların gizli kapaklı oyunlarını bilmeyiz....
Bugün sizlere, amansız hastalığı(!) nedeniyle, ABD’de uzun yıllardır acılar içerisinde(!) yaşamakta olan Fetullah Gülen hakkında, birçok kişinin bildiğini tahmin ettiğimiz ama bilmeyenlerin öğrenmesinin yararı yanında, bilenlerin yeniden anımsamasında fayda olduğunu düşündüğümüz kimi önemli bilgi aktarımlarında bulunacağız. Bilmiş olsak dahi, gerçeğin göz ardı edilmemesi açısından sık sık kamuoyuna sunulması gereken bilgiler.
Bilginin kaynağı; “Neden Oy Kullanmıyorum?” adlı kitap. Yazarı Mehmet Ali Şadoğlu. Ulu önder’e karşı önyargılı ve saplantılar içerisinde, Atatürk karşıtı bir yazar ( yazarın aymazlığına başka bir zaman ayrıntılı olarak değineceğiz). Kitap 2006 Nisan ayında Uno Yayınlarından çıktı.
Buyurun kitabın 49 ve 50. Sayfalarında yazılanları birlikte okuyalım.
“Fettullah Gülen, cemaatinin kendisini gizleyip, ekonomik vurgunlarını rahatça sürdürebilmesi için, 28 Şubat’tan sonra aldığı kararlar dehşet vericidir. Söz konusu kararlarla ilgili dikkat çeken fevkalede vahim konu, İslami her değerden vazgeçtiği halde, bir tek ‘para’ dan vazgeçemediği ve böyle bir sinsiliğe tarih boyunca rastlanmadığıdır.
1- Evlerde bulunan Risale-i Nur Küllüyatları kaldırılacak. Herkes bu eserleri sivil olan akrabalarının yanına götürecek.
2- Evlerden Hocaefendi’nin kaleme almış olduğu eserler kaldırılacak. Kuran-ı Kerim’den başka hiçbir dini kitap kalmayacak.
3- Evlerin giriş kısmına, hatta dış kapı açıldığında görülebilecek yerlere Atatürk fotoğrafları asılacak. Odalarda, 10. Yıl Nutku ve İstiklal Marşı duvarlarda olacak.
4- Evlerde görünür yerlerde Nutuk gibi kitaplar bulunacak.
5- İşyerine giderken, Sabah, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazeteler alınıp götürülecek ve işyerinde herkesin görebileceği yerlere bu gazeteler konulacak.
6- Zaman gazetesi, Aksiyon, Sızıntı gibi dergilere başka isimler altında abone olunacak. Dergi ve gazete ücretleri yatırılacak. Fakat kesinlikle ev adresi verilmeyecek. Bu yayınlar evde bulunmayacak.
7- Telefonlar istihbarat birimleri tarafından dinlendiğinden, telefonlarda kesinlikle dini konuşmalar yapılmayacak. Selam verilmeyecek. Hatta hayırlı sabahlar bile denilmeyecek. İyi günler, günaydın türü konuşmalar yapılacak.
8- Telefonda hizmetler hakkında konuşmalar yapılmayacak. Hiçbir elamanın ismi zikredilmeyecek. Adres verilmeyecek. Sohbet yapılacak evler hakkında konuşulmayacak.
9- Eğer herhangi bir evde buluşma olacak ise telefonlarda kodlu konuşulacak. Mesela ‘Bu akşam maçı nerede seyrediyorsunuz.
10-Cuma namazlarına üst üste üç hafta gidilmeyebilir. Bu nedenle birimlerde bulunan elamanlar elemanlar üç gruba ayrılacak. Her hafta bir grup gizlice Cuma namazına gidecek. Diğer iki grup birimlerinde kalacak. Birim amirlerinin önünde bulunarak dikkat çekilmeyecek. Hatta mümkünse Cuma vaktinde, Polis Evi’nde birim amirleri de çağrılarak yemekler tertiplenecek. Kurum içerisinde bulunan halı sahalarda yine birim amirleriyle maç yapılacak.
11- Kesinlikle hiçbir vakit namazı işyerinde kılınmayacak. Cem edilecek. Yatsı namazında evde topluca kılınacak.
12- Çöp kutularından boş bira kutuları ve içki şişeleri toplanacak. Evlerde çöpler dışarıya konduğunda bu şişelerden ve kutulardan birkaç tanesi çöpün görünen kısımlarına konulacak.
13- İşyerinde kendi cemaatimizden başka bir grubun ya da başka bir cemaatinin başı derde girdiğinde kesinlikle yardım edilmeyecek. Hatta görmemezlikten gelinecek.
14- İşyerinde lehimizde ve aleyhimizde cereyan edecek tüm konular anında bağlı olunan imama bildirilecek.
15- Önceden hanımlarının başları açık olup sonradan kapananlar, eşlerinin başını açacak. Eşinin başını açan her eleman eşiyle beraber birim amirlerinin görebileceği yerlere gidecek.
16- Önceden hanımlarının başları kapalı olsa dahi önemli yerlerde çalışanlar mutlaka hanımlarının başlarını açacaklar.
17- Akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri hafta sonunda (cemaatin) dershanelere gönderilmeyecek.
18- Tüm öğrenciler pastane ve lokal gibi yerlerde buluşacak.
19- Tüm akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri mutlaka bilgisayar kursuna gidecek.
20- Kurban bayramlarında hiçbir elaman kurban kesmeyecek. Deri toplama işine girmeyecek. Fakat tam bir kurban parası imama verilecek ve bu para hizmete aktarılacak. Hizmetten bu elamanlara sadece bir but gönderilecek. Böylece deri toplama işi olmayacak. Herkes kurban kesmiş olacak. Çevreye kurban kesmedik denecek.
21- İşyerinde ve çevrede laiklik ve Atatürkçülüğü öven konuşmalara iştirak edilecek. Dini öven gruplardan uzak durulacak
22- Son alınan duyumlarda MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde çalışan tüm amir sınıfı personelin adreslerini tespit etmiş ve bu amirlerin evlerine giderek bir adres sorma bahanesiyle kapılar çalınıp hanımlarının kapalı olup olmadıklarını tespit etmektedir. Bu nedenle evlerde kadınlar başı açık duracak ve kapı çalındığında başlar açık olarak kapılar açılacaktır.”
İşte böyle sevgili okurlar. “Askerden gelecek tepkilere karşı sırtımızı Amerika’ya dayamalıyız” diyen Fetullah Gülen’in fetvaları böyle.
Büyükanıt Paşa’nın, Genelkurmay Başkanlığı görevini teslim alırken, tören konuşması sırasında altını çize çize, ülkemizdeki ciddi irtica tehlikesinden söz etmesi boşuna mıydı
işde gerçek yüzünüz bunlar sizin
kardelencan
29-12-2006, 11:15 AM
Şu anda bulunduğumuz ülke Türkiye Cumhuriyeti...Hala neyi anlatmaya çalışıyorsunuz...Ne Osmanlısı..ne başkası....Bırakın artık....hep geriden takip ediyoruz ülke olarak her şeyi..
eller ayda..biz yaya.....
kardelencan
29-12-2006, 11:25 AM
sevgili Rojaazme....
büyük bir keyifle ve ilgiyle şimdiki yazdıklarınızı takip ediyorum.vazgeçmiyorsunuz ve bilgilendirmelerinize saygıyla birlikte,öğrenilecek konular olarak bakıyorum...
Hızır sizi korusun...İyi ki varsınız...sevgiyle..kardelencan
sercan
29-12-2006, 01:55 PM
kimse bagrına bazmadı basanlarda iki yüzlü olanlardır vatançı görunen ama vatanı parçalamak için her şeyi yapanlardır bugun doğudaki parmagınız bile aşikar devlet içindeki kirli işleriniz aşikar ...
bugun bile vatanın topraklarını satanlar sizlersiniz tıpki osmanlılar gib satın bakalım gün döner nasılsa bunların hesabını verecekler nasılsa....
çamur atmakda sizlerin ustune yok manifesto biz camur atmayı bilmeyiz biz gerçekleri bilir gerçekleri yazarız sizin gibi nurcuların gizli kapaklı oyunlarını bilmeyiz....
Bugün sizlere, amansız hastalığı(!) nedeniyle, ABD’de uzun yıllardır acılar içerisinde(!) yaşamakta olan Fetullah Gülen hakkında, birçok kişinin bildiğini tahmin ettiğimiz ama bilmeyenlerin öğrenmesinin yararı yanında, bilenlerin yeniden anımsamasında fayda olduğunu düşündüğümüz kimi önemli bilgi aktarımlarında bulunacağız. Bilmiş olsak dahi, gerçeğin göz ardı edilmemesi açısından sık sık kamuoyuna sunulması gereken bilgiler.
Bilginin kaynağı; “Neden Oy Kullanmıyorum?” adlı kitap. Yazarı Mehmet Ali Şadoğlu. Ulu önder’e karşı önyargılı ve saplantılar içerisinde, Atatürk karşıtı bir yazar ( yazarın aymazlığına başka bir zaman ayrıntılı olarak değineceğiz). Kitap 2006 Nisan ayında Uno Yayınlarından çıktı.
Buyurun kitabın 49 ve 50. Sayfalarında yazılanları birlikte okuyalım.
“Fettullah Gülen, cemaatinin kendisini gizleyip, ekonomik vurgunlarını rahatça sürdürebilmesi için, 28 Şubat’tan sonra aldığı kararlar dehşet vericidir. Söz konusu kararlarla ilgili dikkat çeken fevkalede vahim konu, İslami her değerden vazgeçtiği halde, bir tek ‘para’ dan vazgeçemediği ve böyle bir sinsiliğe tarih boyunca rastlanmadığıdır.
1- Evlerde bulunan Risale-i Nur Küllüyatları kaldırılacak. Herkes bu eserleri sivil olan akrabalarının yanına götürecek.
2- Evlerden Hocaefendi’nin kaleme almış olduğu eserler kaldırılacak. Kuran-ı Kerim’den başka hiçbir dini kitap kalmayacak.
3- Evlerin giriş kısmına, hatta dış kapı açıldığında görülebilecek yerlere Atatürk fotoğrafları asılacak. Odalarda, 10. Yıl Nutku ve İstiklal Marşı duvarlarda olacak.
4- Evlerde görünür yerlerde Nutuk gibi kitaplar bulunacak.
5- İşyerine giderken, Sabah, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazeteler alınıp götürülecek ve işyerinde herkesin görebileceği yerlere bu gazeteler konulacak.
6- Zaman gazetesi, Aksiyon, Sızıntı gibi dergilere başka isimler altında abone olunacak. Dergi ve gazete ücretleri yatırılacak. Fakat kesinlikle ev adresi verilmeyecek. Bu yayınlar evde bulunmayacak.
7- Telefonlar istihbarat birimleri tarafından dinlendiğinden, telefonlarda kesinlikle dini konuşmalar yapılmayacak. Selam verilmeyecek. Hatta hayırlı sabahlar bile denilmeyecek. İyi günler, günaydın türü konuşmalar yapılacak.
8- Telefonda hizmetler hakkında konuşmalar yapılmayacak. Hiçbir elamanın ismi zikredilmeyecek. Adres verilmeyecek. Sohbet yapılacak evler hakkında konuşulmayacak.
9- Eğer herhangi bir evde buluşma olacak ise telefonlarda kodlu konuşulacak. Mesela ‘Bu akşam maçı nerede seyrediyorsunuz.
10-Cuma namazlarına üst üste üç hafta gidilmeyebilir. Bu nedenle birimlerde bulunan elamanlar elemanlar üç gruba ayrılacak. Her hafta bir grup gizlice Cuma namazına gidecek. Diğer iki grup birimlerinde kalacak. Birim amirlerinin önünde bulunarak dikkat çekilmeyecek. Hatta mümkünse Cuma vaktinde, Polis Evi’nde birim amirleri de çağrılarak yemekler tertiplenecek. Kurum içerisinde bulunan halı sahalarda yine birim amirleriyle maç yapılacak.
11- Kesinlikle hiçbir vakit namazı işyerinde kılınmayacak. Cem edilecek. Yatsı namazında evde topluca kılınacak.
12- Çöp kutularından boş bira kutuları ve içki şişeleri toplanacak. Evlerde çöpler dışarıya konduğunda bu şişelerden ve kutulardan birkaç tanesi çöpün görünen kısımlarına konulacak.
13- İşyerinde kendi cemaatimizden başka bir grubun ya da başka bir cemaatinin başı derde girdiğinde kesinlikle yardım edilmeyecek. Hatta görmemezlikten gelinecek.
14- İşyerinde lehimizde ve aleyhimizde cereyan edecek tüm konular anında bağlı olunan imama bildirilecek.
15- Önceden hanımlarının başları açık olup sonradan kapananlar, eşlerinin başını açacak. Eşinin başını açan her eleman eşiyle beraber birim amirlerinin görebileceği yerlere gidecek.
16- Önceden hanımlarının başları kapalı olsa dahi önemli yerlerde çalışanlar mutlaka hanımlarının başlarını açacaklar.
17- Akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri hafta sonunda (cemaatin) dershanelere gönderilmeyecek.
18- Tüm öğrenciler pastane ve lokal gibi yerlerde buluşacak.
19- Tüm akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri mutlaka bilgisayar kursuna gidecek.
20- Kurban bayramlarında hiçbir elaman kurban kesmeyecek. Deri toplama işine girmeyecek. Fakat tam bir kurban parası imama verilecek ve bu para hizmete aktarılacak. Hizmetten bu elamanlara sadece bir but gönderilecek. Böylece deri toplama işi olmayacak. Herkes kurban kesmiş olacak. Çevreye kurban kesmedik denecek.
21- İşyerinde ve çevrede laiklik ve Atatürkçülüğü öven konuşmalara iştirak edilecek. Dini öven gruplardan uzak durulacak
22- Son alınan duyumlarda MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde çalışan tüm amir sınıfı personelin adreslerini tespit etmiş ve bu amirlerin evlerine giderek bir adres sorma bahanesiyle kapılar çalınıp hanımlarının kapalı olup olmadıklarını tespit etmektedir. Bu nedenle evlerde kadınlar başı açık duracak ve kapı çalındığında başlar açık olarak kapılar açılacaktır.”
İşte böyle sevgili okurlar. “Askerden gelecek tepkilere karşı sırtımızı Amerika’ya dayamalıyız” diyen Fetullah Gülen’in fetvaları böyle.
Büyükanıt Paşa’nın, Genelkurmay Başkanlığı görevini teslim alırken, tören konuşması sırasında altını çize çize, ülkemizdeki ciddi irtica tehlikesinden söz etmesi boşuna mıydı
işde gerçek yüzünüz bunlar sizin
sadece pes diyorum can
yani bir insan bu kadar karalanır ya
el insaf ya
benim anlamadığım bu kadar güzel bir insancıl hümanist bir görüş olan
aleviler nasıl olurda bu kadar bir insanı kötüler yada grubu
şu yazdıklarına bir bak ya
kimin için neleri savunuyorsunuz
28 şubatı mı savunuyorsunuz anlamadım
ya da birilerinin durmadan temcid pilavı gibi
ortay attığı irtica haberlerini çıkaranları mı
ondan sonra başkasının yazısını alıyorsun
altına da imzanı atıyprsun
siz busunuz diye
pes kardeş daha ne diim
biraz da sen yazsan senin fikirlerini öğrensek ii olmaz mı
kaldı ki fettullah hocanın yaptığını şu devlet yapamadı ya
ama bunlardan bi habersin herhalde
başını kuma gömmeyip bi etrafınızdan soruşturursanız görürüsünüz
türki cumhuriyetlerinde yaptıklarını
uzak doğu da japonya da yaptıklarını
ayrıca oradaki halkın türk dostluğunu
ama nafile dimi
boşuna yazıyorum
ne diim
sadece saygılar...
Rojaazme
29-12-2006, 02:11 PM
sadece pes diyorum can
yani bir insan bu kadar karalanır ya
el insaf ya
benim anlamadığım bu kadar güzel bir insancıl hümanist bir görüş olan
aleviler nasıl olurda bu kadar bir insanı kötüler yada grubu
şu yazdıklarına bir bak ya
kimin için neleri savunuyorsunuz
28 şubatı mı savunuyorsunuz anlamadım
ya da birilerinin durmadan temcid pilavı gibi
ortay attığı irtica haberlerini çıkaranları mı
ondan sonra başkasının yazısını alıyorsun
altına da imzanı atıyprsun
siz busunuz diye
pes kardeş daha ne diim
biraz da sen yazsan senin fikirlerini öğrensek ii olmaz mı
kaldı ki fettullah hocanın yaptığını şu devlet yapamadı ya
ama bunlardan bi habersin herhalde
başını kuma gömmeyip bi etrafınızdan soruşturursanız görürüsünüz
türki cumhuriyetlerinde yaptıklarını
uzak doğu da japonya da yaptıklarını
ayrıca oradaki halkın türk dostluğunu
ama nafile dimi
boşuna yazıyorum
ne diim
sadece saygılar... başımız kumda olsaydı bunça şeyler yazılmazdı demekki birilerinin kafası kunda degil kumda kafası olanlar gerçekleri göremez yada görmezden gelir.....
fettullah güleni anlatmaya gerek bile yok onça yaptıkları sadece gurubundakilerin ulkeler arasında rahatca gidip gelmesi çin bir araçtır türkiye için iyi şeyler yapmış beh yani daha neler ..
allahım ya hala birileri kalkıp savunuçu oluyorya şasıyorum nasıl bukadar vurdum duymaz olursunuz nasıl çevrenizdekileri görmezden gelirsiniz...
en mantıklı bir soru ya neden yapıyor bunları vatan aşkı içinmi yok islamiyet içinmi yok ne için yapıyor ha ajanlık için olmasın türkiyenin topraklarını kendi törörist elebaşlarına satırmak içinmi ne için...
şimdi diyeceksinizki butun avrupa ülkelerinde okul yaptırdı be kardeşim bu vatanda okullar devlet yaptırıyor neden bu vatana sahip çıkmadınız ....
şimdi amerikada ajanlar tarafından korunuyorsun nedeni ne yoksa gunuy doğudaki kaynaklar için olmasın....
aklınızı başınıza toplayın yazdıgım yazacagım aktaracagım her çümleyide günlerce araştırıp aktarıp yazıyorum.....
tek kelimeyle fettullah gulen ermenidir ve verdigi tüm çalişmalar bu yöndeki oluşumdadır uzerindeki maskede islam maskesidir.....
"Ermeni olan dedesinin Pasinlerli İbrahim Bey'in hizmetkarlığını yaptığı yıllarda, Rus işgali sırasındaki Ermeni ayaklanmasında İbrahim Bey ve ailesi Ermeni hizmetkarlarının tasallutuna uğrayınca, İbrahim Bey hizmetkarını ve onun ailesinin bir bölümünü öldürür. Ardından, intihar eder. Olaydan sağ kurtulan Fethullah Gülen'in babası, 18-19 yaşlarındayken, İspir'e gelir ve yerleşir. ..
daha vazla söze gerek yok siz dilediginz gibi görmekde sevmekde özgürsünüz ben yada birileri sevmek zorunda degiller ..........
44akarsu44
03-01-2007, 01:10 AM
700 yillik emperyalist tarihi boyunca,Yunan,Bulgar,Arap,Laz,Gürcü,Rus balkan halklarin topraklarini isgal etmekle, cocuklarina kadinlarina el koymakla, millyonlarcasini katletmekle kalmadi en büyük zulmü Türkmenlere karsi sergiledi isgal ettigi Türkmen beyliklerinin kanlariyla büyüdü, Kürtlerle ele ele verip yüz binlerce Kizilbasi katletti.
1960-1974 Dis gücler,yüzlerce yildir bir arada yasayan Türk ve Yunan halkini, milliyetcilik ve stratejik cikarlar adina birbirine düsürüp parcaladilar.
28 Ekim 1914 Daha fazla özgürlük söylemiyle ikdidari ele geciren Enver ve talat ittihat ve Terakkisi, Rus sehirlerini bombalayarak Anadolu halkini 1.Dünya Savasina soktu. Katiler 1915te Sarikamista 90.000ini soguktan dondurarak,
253000ini Canakkalede ve 400.000i hastaliktan olmak üzere 1.050.000 Mehmetcigin yasamini yitirmesine neden olmustur.
1915: Hainler,Türk-Kürt-Laz-Zaza-Ermeni halkini birbirine kaldirdilar. Milliyetci ve dinci katiller, karsilikli olarak toplam 1.5 million sivili katletti.
Milyonlarca masum Ermeni-Türk-Rum sivil yurdundan koparilip atildi.
1844-1915: Osmanlilarin örgütledigi Kürtler ve Araplar, güneydogunda yüz binlerce Asur-Süryani katledildi,yüz binlercesini yurdundan koparip atti.
Bu sadece 1830-1915 Osmanli Imparatorlugu 600 yillik bir gecmisleri de vardir gecmislerinine cok inmek istemiyorum....
72 millete ayni gözle bakmiyan bizden degildir
44akarsu44
03-01-2007, 01:53 AM
Şu anda bulunduğumuz ülke Türkiye Cumhuriyeti...Hala neyi anlatmaya çalışıyorsunuz...Ne Osmanlısı..ne başkası....Bırakın artık....hep geriden takip ediyoruz ülke olarak her şeyi..
eller ayda..biz yaya.....
Sana soruyorum Atatürkün Türkiye Cumhuriyeti Ordusu 1968 lerde neler yapti 1980 lerde neler yapti..........yaptiklarida bir Katliamdan bir farki yoktu özgürlükcü düsünceymis nerde özgürlükcü düsünce? bos laflar....bulundugumuzun yada memleketimiz orasi oldugunu biliyoruz ama 800 yillik Türk tarihnde siyasetinden sözde demokrasisinden hic faydalanmadik tam tersine avrupada ISCIYIZ Cumhuriyetin negativ taraflaranina birazda bakalim ne dersiniz...?
*Türküce*
05-05-2008, 05:14 AM
Kerbelada Yezid,Osmanlıda Yavuz, Sivasda Yobaz..tarih Aleviliğin katliamlarıyla dolu..tüylerimizi ürperten , bu insanlık dışı eylemleri belgeleriyle aktardığın için teşekkürler hakan..
Lanet olsun yezide..ve onun soyuna..!
umutçiçeği
05-05-2008, 05:25 AM
yıllarca acılar cekmıs bır halkın cocuklarıyız .. zından mapus dar agacı HZ. HÜSYİNDEN 37 cana kadar sivasa kadar yakıldık yıkıldık ama yılmadık ...
birileri bizden bizim inancimizdan korkuyor birileri cıkarlarına ters geldıgı ıcın bızden korkuyor halkı aydınlatıcagımız ıcın onlara ılım ırfan adalet egitim guzel ahlakla tanıstıracagımız ıcın korkuyor ...
dun 73 kısı ıle yezide meydan okuyan HZ. HÜSEYİN.. BUGUN MILYONLARCA NICE YEZIDE MEYDAN OKUYAN ALEVİ GENCLERİ
yezid yıkamadı yavuz kıyamadı sıvas yakamadı acıttı ama durdurmadı ..
ınanclar yureklerde dır ve unutmayın kı yurekte ruhla bırdır can gıder ama yurek ve ruh gıtmez onlar hep sızınledır...
kıyımlara asımılasyonlara hayır
isyan_atesi4268
05-05-2008, 05:31 AM
Katılıyorum sevgili can sana.Osman'lı kendisi gibi düşünmeyenleri,tehlikeli görüdklerini hep katletmiştir.Bu katliama en çok uğrayanlardan biriside benimde mensubu olduğum Avşar Türkmenleri'dir.
kanlıbey
06-05-2008, 12:03 AM
Değerli Can
Olaya bakışın için teşekkürler.
Ayrıca bende Avşar Türkmenlerindenim.
FERMAN PADİŞAHINSA DAĞLAR BİZİMDİR.
ÖLEN ÖLÜR KALAN SAĞLAR BİZİMDİR.
kanlıbey
06-05-2008, 02:20 AM
Sevgili canlar
Üç büyük devrimcinin katledilmesini lanetliyorum,kınıyorum.
Anılarını canlı tutmak için bir çok can onların isimlerini çocuklarımıza verdik. 6 mayıs 1997 yılında doğan oğluma DENİZ adını koyduk.
Denizlere layık olmaya çalışıyorum.
Anıları önünde saygıyla eğilirim.
irem1971
06-05-2008, 02:34 AM
belgeleriyle aktardığın için teşekkürler can dostlar
Umutyeli
08-05-2008, 04:14 PM
can emegine yüregine saglık paylaşımın için cok tskler eyvallah can
kenancan
08-05-2008, 04:44 PM
Osmanli hanedanligi, ne ümmet toplumu olmayi basarabilmis, ne de devlet olmayi basrmis, sanati ve bilimi yok sayan, halkin ana dilini 600 yil yasaklayan, arapcayi resmi dil olarak kullanan,ne yaptigi, ne oldugu belirsiz bir ganimet düskünü gurup olusturmus, etniklere ve mezheplere yapmadigini birakmamistir.
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.