Rojaazme
14-12-2006, 10:25 AM
Gerek halk edebiyatımızın, gerekse tarihimizin önemli simalarından birisidir Şah İsmail, Hatai. 13 yaşında hükümdar olmuş, savaşlara katılmış, topraklarına toprak katarak kısa sürede Hindistan sınırına dayanmış, efsaneleşmiş bir isim olmasıyla birlikte yazdığı şiirler ona yeni bir misyon yükleyerek yüzlerce şiirin yazarı Hatai mahlasının sahibi olmuştur. Bütün bunlar 37 yaşa sığdırılmıştır.
Yazdığı şiirleri Anadolu insanının bilincine yerleşmiştir. Bu gün Anadolu Alevi- Bektaşi cem törenlerinde Şah Hatai deyişleri bir inanç ve kültür içinde vazgeçilmez unsur olarak yerleşmiştir.
Gerek ülkemizde, gerek İran-Azerbaycan’da yayımlanan Şah Hatai Divanı ve Anadolu insanının hala ezbere bildikleri bu şiirler gerek dil gerekse içerik bakımından Türk insanına son derece sıcak ve etkili gelmiştir.
Hükümdar Şah İsmail, Ozan Şah Hatai
Genç yaşında hakka yürüyen 37 yıllık bir ömre bu iki kişilik sığar mı? Acaba bu iki kişilikten hangisi Erdebil postunun mirascısı, hangisi Anadolu Türkmenlerinin ozanı?
Yıllarca kafamda bir soru işareti olarak duran bu düşünce bu konuda kafa yormama neden olmuştur.
İki Türk hükümdarı Yavuz Selim ve Şah İsmail arasında geçen Çaldıran Savaşı ve sonuçları günümüz halklarının o döneme göre değerlendirme yapmalarını haklı çıkartmaz. Her olay o günün koşullarına değerlendirilmelidir. Bu günden o zamanı yargılama hakkı bizi daima yanılgıya götürür.1514 tarihinden bu yana çok zaman geçmiş ve çok şey değişmiştir. Amacımız dönemini yargılamak yerine koşulları iyi araştırmamız ve irdelememiz olmalıdır. Elbette o zamana yönelik eleştirilerimiz ve o zamanın değerlendirilmesine yönelik kaygılarımız ve düşüncelerimiz vardır.
Zamanın vakanüvisleri ve tarihçileri elbette taraflı davranacaktır. Amaç o güne bakarak hata yapmamaktır. Ülkemizde her dönem bu konuya yanlı ve yanlış bakılmıştır. İki ülkede mezhepsel farklılıklar olması değerlendirmede en önemli unsur ola gelmiştir.
Safavi devleti de tıpkı İran Selçuklu devleti gibi, tıpkı Akkoyunlu, tıpkı Karakoyunlu devletleri gibi bir Türk devletidir. Ne yazık ki Cumhurbaşkanı forsuna da yansımış 16 Türk devleti arasında yer almamaktadır. Şah İsmail’in şiirleri tamamen Türkçe olarak yazılmış, Yavuz Selim mektuplarında Farsça yazarken, Şah İsmail ona Türkçe karşılık vermiştir.
Cumhuriyetin önemli Tarihçilerinden Faruk Sümer şu tümceyi söylemeden yapamaz. “Şurası muhakkak ki Doğu Anadolu safavi idaresinde kalsaydı bir müddet sonra burada Türkçe’den başka bir dil kullanılmayacaktı” (Oğuzlar, Türkmenler, s.152 AÜ,DTCF, 1972)
Eski başbakanlarımızdan Bülent Ecevit 2000 yılında Hacı Bektaş Veli anma törenlerinde şöyle bir tümce kullandı. “ Şah İsmail’le Yavuz Selim’i barıştıracağız”
Sempozyumun çıkış noktası bu sözlerden esinlenerek başladı. Ecevit ayrıca Şah İsmail’e haksızlık yapıldığını da ima etti. Bunu siyasiler yapabilirler mi? Elbette yapamazlar. Ancak siyasilerin desteğiyle ve tarafsız bir bakış açısıyla mümkün olacağı görüşü bizde ağırlık kazandı. Ve sempozyum projesi böyle başladı. İran, Azerbaycan ve Türkiye toprakları üzerinde kurulmuş Şah İsmail Safavi Devleti bu ilke halklarıyla da ilgilidir. İnternette yayımlanan Şah Hatai Sempozyumunun yapılacağı duyurusu bütün Türkleri ilgilendirdi ve yüzlerce e mail geldi, görüş ve öneriler bildirildi. Konunun Uluslar arası boyutta yapılmasının daha uygun olacağı görüşü ağırlık kazandı. Azerbaycan Milli İlimler Akademisi olaya ortak olma isteğini bildirirken, İsfehan, Tebriz ve Tahran Üniversitelerinden yoğun katılım isteği yapılan işin öneminin ne kadar büyük olduğunu gösterdi.
Bazı Tarihçilerin, Osmanlı ve Safavi vakanüvislerinin yanlı anlatımlarının dışında bu iki Türk hükümdarının yaşadıkları olayları, dönemini ve yapılan savaşı ve nedenlerini, tümüyle ortak olan değerlerimizin gerçek yönleriyle ortaya konulması, günümüz bilim dünyasının süzgecinden geçirilerek insanlığa yansız bir biçimde yansıtılması bizleri mutlu edecek hem de tarihimizin ufkuna bir ışık yakacaktı. Sonuçlar düşündüğümüzden daha da iyi oldu. Üç kardeş halkın kaynaşmasına, kültürel bağların ne derece yakın olduğunun bilinmesine, barış ve kardeşlik duygularının daha da pekişmesine olanak sağlayacağında kimsenin kuşkusu olmamıştır.
Türkiye’den 52 üniversiteye davet mektubu gönderilmiş, gelen 72 bildiri özetlerinden 30 bilim adamının bildirisi seçilmiş, İran ve Azerbaycan’dan toplan 18 kişinin katılımı benimsenmiştir.
Burada önemli olanı üç ülkenin ortak değeri olan Şah İsmail 2003 yılında barışın, kardeşliğin ve dostluğun simgesi olarak yeniden karşımıza gelmesidir.
Bu çalışmaların ortaya çıkmasında ve programın hazırlanmasında katkı sağlayan Azerbaycan Milli İlimler Akademisine, Prof. Dr. Fuzuli BAYAT’a, Prof. Dr. Aygün ATTAR’a, Prof. Dr.Kamil Veli NERİMANOĞLU’na, İran’dan Tebriz, Tahran ve İsfehan Üniversitelerine, Prof. Dr. Cevat HEYET’e, İran Ankara Büyükelçisi Frooz DAWLATABADI ve Kültür Müsteşarı Hallac MÜNHERİD’e
Asıl sempozyumun gerçekleşmesi için hiçbir maddi katkıdan kaçınmayan Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan AYGÜN’e, yine maddi desteğini esirgemeyen Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU’ya ve Müsteşarı Prof.Dr. Mustafa İSEN’e, Çankaya Belediye Başkanı Haydar YILMAZ’a ve ayrıca sempozyumun her aşamasında emek veren Dr.Ahmet TAŞGIN, Piri Er ve Aydın DURDU’ya Hüseyin Gazi Vakfı ve Derneği adına teşekkür etmeyi borç biliyorum
Yazdığı şiirleri Anadolu insanının bilincine yerleşmiştir. Bu gün Anadolu Alevi- Bektaşi cem törenlerinde Şah Hatai deyişleri bir inanç ve kültür içinde vazgeçilmez unsur olarak yerleşmiştir.
Gerek ülkemizde, gerek İran-Azerbaycan’da yayımlanan Şah Hatai Divanı ve Anadolu insanının hala ezbere bildikleri bu şiirler gerek dil gerekse içerik bakımından Türk insanına son derece sıcak ve etkili gelmiştir.
Hükümdar Şah İsmail, Ozan Şah Hatai
Genç yaşında hakka yürüyen 37 yıllık bir ömre bu iki kişilik sığar mı? Acaba bu iki kişilikten hangisi Erdebil postunun mirascısı, hangisi Anadolu Türkmenlerinin ozanı?
Yıllarca kafamda bir soru işareti olarak duran bu düşünce bu konuda kafa yormama neden olmuştur.
İki Türk hükümdarı Yavuz Selim ve Şah İsmail arasında geçen Çaldıran Savaşı ve sonuçları günümüz halklarının o döneme göre değerlendirme yapmalarını haklı çıkartmaz. Her olay o günün koşullarına değerlendirilmelidir. Bu günden o zamanı yargılama hakkı bizi daima yanılgıya götürür.1514 tarihinden bu yana çok zaman geçmiş ve çok şey değişmiştir. Amacımız dönemini yargılamak yerine koşulları iyi araştırmamız ve irdelememiz olmalıdır. Elbette o zamana yönelik eleştirilerimiz ve o zamanın değerlendirilmesine yönelik kaygılarımız ve düşüncelerimiz vardır.
Zamanın vakanüvisleri ve tarihçileri elbette taraflı davranacaktır. Amaç o güne bakarak hata yapmamaktır. Ülkemizde her dönem bu konuya yanlı ve yanlış bakılmıştır. İki ülkede mezhepsel farklılıklar olması değerlendirmede en önemli unsur ola gelmiştir.
Safavi devleti de tıpkı İran Selçuklu devleti gibi, tıpkı Akkoyunlu, tıpkı Karakoyunlu devletleri gibi bir Türk devletidir. Ne yazık ki Cumhurbaşkanı forsuna da yansımış 16 Türk devleti arasında yer almamaktadır. Şah İsmail’in şiirleri tamamen Türkçe olarak yazılmış, Yavuz Selim mektuplarında Farsça yazarken, Şah İsmail ona Türkçe karşılık vermiştir.
Cumhuriyetin önemli Tarihçilerinden Faruk Sümer şu tümceyi söylemeden yapamaz. “Şurası muhakkak ki Doğu Anadolu safavi idaresinde kalsaydı bir müddet sonra burada Türkçe’den başka bir dil kullanılmayacaktı” (Oğuzlar, Türkmenler, s.152 AÜ,DTCF, 1972)
Eski başbakanlarımızdan Bülent Ecevit 2000 yılında Hacı Bektaş Veli anma törenlerinde şöyle bir tümce kullandı. “ Şah İsmail’le Yavuz Selim’i barıştıracağız”
Sempozyumun çıkış noktası bu sözlerden esinlenerek başladı. Ecevit ayrıca Şah İsmail’e haksızlık yapıldığını da ima etti. Bunu siyasiler yapabilirler mi? Elbette yapamazlar. Ancak siyasilerin desteğiyle ve tarafsız bir bakış açısıyla mümkün olacağı görüşü bizde ağırlık kazandı. Ve sempozyum projesi böyle başladı. İran, Azerbaycan ve Türkiye toprakları üzerinde kurulmuş Şah İsmail Safavi Devleti bu ilke halklarıyla da ilgilidir. İnternette yayımlanan Şah Hatai Sempozyumunun yapılacağı duyurusu bütün Türkleri ilgilendirdi ve yüzlerce e mail geldi, görüş ve öneriler bildirildi. Konunun Uluslar arası boyutta yapılmasının daha uygun olacağı görüşü ağırlık kazandı. Azerbaycan Milli İlimler Akademisi olaya ortak olma isteğini bildirirken, İsfehan, Tebriz ve Tahran Üniversitelerinden yoğun katılım isteği yapılan işin öneminin ne kadar büyük olduğunu gösterdi.
Bazı Tarihçilerin, Osmanlı ve Safavi vakanüvislerinin yanlı anlatımlarının dışında bu iki Türk hükümdarının yaşadıkları olayları, dönemini ve yapılan savaşı ve nedenlerini, tümüyle ortak olan değerlerimizin gerçek yönleriyle ortaya konulması, günümüz bilim dünyasının süzgecinden geçirilerek insanlığa yansız bir biçimde yansıtılması bizleri mutlu edecek hem de tarihimizin ufkuna bir ışık yakacaktı. Sonuçlar düşündüğümüzden daha da iyi oldu. Üç kardeş halkın kaynaşmasına, kültürel bağların ne derece yakın olduğunun bilinmesine, barış ve kardeşlik duygularının daha da pekişmesine olanak sağlayacağında kimsenin kuşkusu olmamıştır.
Türkiye’den 52 üniversiteye davet mektubu gönderilmiş, gelen 72 bildiri özetlerinden 30 bilim adamının bildirisi seçilmiş, İran ve Azerbaycan’dan toplan 18 kişinin katılımı benimsenmiştir.
Burada önemli olanı üç ülkenin ortak değeri olan Şah İsmail 2003 yılında barışın, kardeşliğin ve dostluğun simgesi olarak yeniden karşımıza gelmesidir.
Bu çalışmaların ortaya çıkmasında ve programın hazırlanmasında katkı sağlayan Azerbaycan Milli İlimler Akademisine, Prof. Dr. Fuzuli BAYAT’a, Prof. Dr. Aygün ATTAR’a, Prof. Dr.Kamil Veli NERİMANOĞLU’na, İran’dan Tebriz, Tahran ve İsfehan Üniversitelerine, Prof. Dr. Cevat HEYET’e, İran Ankara Büyükelçisi Frooz DAWLATABADI ve Kültür Müsteşarı Hallac MÜNHERİD’e
Asıl sempozyumun gerçekleşmesi için hiçbir maddi katkıdan kaçınmayan Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan AYGÜN’e, yine maddi desteğini esirgemeyen Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU’ya ve Müsteşarı Prof.Dr. Mustafa İSEN’e, Çankaya Belediye Başkanı Haydar YILMAZ’a ve ayrıca sempozyumun her aşamasında emek veren Dr.Ahmet TAŞGIN, Piri Er ve Aydın DURDU’ya Hüseyin Gazi Vakfı ve Derneği adına teşekkür etmeyi borç biliyorum