PDA

: Kiblesi Insan Olanlar


Ersin_Zara
12-12-2006, 10:29 AM
Biz Anadolu Alevilerinin inancı binlerce düşünce ırmağının oluşturduğu bir ummandır.

Bu inanç Asya bozkırlarından gelip Mezapotamya ve Anadolu’ya yerleşen Türkmenler’in, yerleşik Kürtler’in, Balkanlar’daki yerleşik halkın ve oraya göçenlerin inancıdır. Bu inancı yaşayan halk katmanları, İslam dininde totaliter şeriat düzeninin muhaliflerini, Hallacı Mansur, Seyit Nesimi, Pir Sultan, Hz. Ali ve taraftarlarını Kerbela şehitlerini ve 12 İmamlar’ın yazgılarının (kaderlerinin) kendi yazgılarına benzediğini görerek onları sevdiler, ibadet ve inançlarının içine koydular ve onların yanında yer aldılar. Yoksa İslam’a öyle hidayet aşkı ile hiç bir zaman bağlanmadılar.



Zulüm katmerlendikçe, korku

insanda din değiştirir

İnancımızın Ulular’ı (Ser çeşme’nin başıdırlar) şeriat kurallarının katılığı karşısında kendi eski inançlarını, kültürlerini bırakmadılar, İslam kurallarının çoğunu kendi inançlarıyla bağdaştırmaya çalışarak, yeni yollar buldular.

Bu inancın taşıyıcıları, İslam’ı yorumlayıcılar, yorumlarından dolayı bu uğurda başını veren bugünkü Ocakzadelerin, Dedelerin, Seydilerin ecdatlarıdır.

Cümlesinin ruhu şad-ı revan olsun.

Onların neslinden gelen ve onlara ikrar verenler, bugün halen onların ismini zikr edip koydukları temel düsturlara sadık kalıyorlar.

Aleviliği Alevi Dedelerimiz’den öğrendik, gördük.

Öyleyse bugünde Alevi Dedeleri aklı başında ayakları yere basan, tutarlı yorumlar yapmalı, çünkü onlara ihtiyaç vardır.

Alevi Dedeleri korkusuz olmalı, ecdatlarının yaşadığı Aleviliği anlatmalı, Alevilerin Pirleri inançlarının haklılığına inandıkları için hep kırıldılar ama dönmediler.

Alevilik kendi başına bir inançtır

Alevi Tanrı’yı evrenin her yerinde gören bir inanca sahiptirler.

Mütevazi ve gayet sade bir şekilde ibadet ve inançlarını bin yıldır ifa eden Aleviler, bugün bir takım Dedeler tarafından bu inanç şeklini sahte incilerle süslemeye çalışıyorlar.

Kendilerinden emin olmayan, Sünni İslam inancı karşısında aşağılık kompleksine kapılan bu Dedeler, Aleviliğin özü gelenek ve göreneklerimizden uzaklaşıyorlar.

Alevilikte ahlaki kurallar dinsel nitelik-lidir. İçerikleri değişmeyen bu kurallar, kutsaldır, evrenseldir, birbirleriyle tutarlı ve süreklidirler.

Eline, Dilene, Beline, İşine, Aşına, Eşine bu ahlakı değerlerin özüne müdahale edilemez, içeriği bozmaya yeltenen Alevi değildir.

Hiç bir sebep ve bahane bu ahlaki değerleri göz ardı edemez, onlar yaşamın her saniyesinde göz önünde bulundurulmalı, çünkü Alevilerin yaşam biçimi budur.

Alevi takkiye yapmaz, yalan söylemez, hile-i şerriyeye sığmaz. Bu durum aynı zamanda Alevilik ile Sünnilik arasındaki en büyük farkı oluşturur. Anadolu Kızılbaş Alevileri’nin Allah’ın gazabından, cehennemin azabından korkusu yoktur. Mürşit ve Pir’inden öğrendiği her söz ve davranışı, hassas bir vicdanın, gelişmiş bir ahlakın ürünüdür.

Anadolu Kızılbaş Aleviliği’ne İslamlığı aşılama girişimleri 1230 yıllarında Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat’la başlar. Cennet ve cehenneme boş vererek, yaradılışı hayranlıkla seyreden, göklerde secde edilecek binlerce şeyin olduğunu bilen ve gören bu inanç sahiplerinin inancına, güçlü imparatorların baskısı, şeyhülislamların fetvası ile İslam hurafeleri doldurulmaya başladılar.

Alevi kültürüne 12 İmam ve Kerbela’nın girişi 1487 yılında şah İsmail Saffevi (Hatayi) iledir.

1826’da İkinci Mahmud’un Alevi Dergah ve Ocakları’nı kapatması, bu Dergahlara Nakşibendi fieyhleri’nin atanması ve son olarak da 12 Eylül 1980 darbesi ile Aleviliği İslam giyisisine sokma çabaları hızlandı.

Aleviler yalnız fiah Hatayi döneminde yaşayabildikleri İslam ögelerinin bir kısmını inançlarında saklı tuttu.

Çünkü fiah Hatayi’nin deyiş ve söylemleri İslam’a ters düşüyor;

“Bunda kibir ile kin olmaz,

Hem sen olup hem ben olmaz,

Adem öldürsen kan olmaz,

Nefes öldürsen kan olur”

Veya

“Küfür her mezhepte küfür,

Küfür bizde iman olur”

dizelerini İslam kesinlikle yasaklar.



Arapça bilmeden Kuran okuyan

Dedeler’in inandırıcılığı

İslam dininin geneldeki tüm anlatım ve ibadet dili Arapça’dır. Ülkemizde Diyanet kanalıyla kendisine bağlı kurumlarda Arapça okunuyor ve okutuluyor.

İslam dini yaşamın bütün inceliklerine sızmayı, ayrıntılarna girmeyi amaçlayan, yaşamın ve ölümün tek egemen gücü olmak isteyen bir inanç kurumudur.

Aleviler yaşadıkları her coğrafyada ibadet dili olarak asla Arapça’ya meyil etmemişler. Dua ve Gülbenkleri’ni, deyiş ve mersiyelerini en iyi konuştukları ana dilleriyle yapmışlardır.

Sahabelerden Selami Farisi ibadet dilinde Farsça’yı kullanmıştır.

Bir kısım Alevi Dedeleri’nin Arapça’yı bilmeleri ve Kuran’ı Arapça okumaları, bir takım ayetleri inancımızda varmış gibi yorum yapmaları inandırıcılıktan uzaktır.

Biz Anadolu Alevileri’nin inancı İslam dininin temel ilkeleriyle bağdaşmaz. İslam olmanın koşullar bellidir. Bu koşullar iki bölümde ele alınır; Birincisi biçimiyle iligili koşullardır ki; oruç, namaz, hac ve zekat, tanıklık sözcükleri (Kelime-i şahadet). İkinci koşullar ise imanla ilgili koşullardır ki; Allah’a, melek-lere, peygamberlere, Kuran’a, son güne (Kıyamet) ve kaza ile kadere inanmadır.

Aleviler ve Alevi Dedeleri kendi inanç ve ibadetlerini İslam’ın kantarına bir koysunlar bakalım! İslam şeriatının onlarla ilgili hükmü hep ölüm olmuştur.

İslam dininde 12 İmam diye bir imamet makamı yoktur ve 12 İmam’a selavat da yoktur. İnanç ve kültürümüzde “olmazsa olmaz” olan Semah, Cem, müzik, içki, saz, güzel sanatlar, resim, Pir, Rehber, Mürşit, insanı tanımlamak, kadın-erkek eşitliği İslam kaide ve kurallarını istediğin kadar taramadan geçir, bunların hiçbirisine rastlamak mümkün değildir.



‘Gayretkeş Dedeler!’

Hal böyle iken, bir kısım “gayretkeş” Dedeler daha da hakiki Müslümanlıktan bahsediyorlar. Kendi ecdadlarının ruhunu incitiyorlar. Anadolu’daki bütün Ocakzadelerin genç ve birikimli çocukları, genç Dedeler bu güzel inancın mirascılarıdır. Atalarından kalan bu öğretiyi korkusuzca ve daha da işleye-rek, çağa uyarlayarak yürüteceklerine yürekten inancım vardır.

* Bu genç Dedeler bağnazlığı ve tutuculuğu bir kenara itip, birikimli ve donanımlı ana-bacıları (kadınlarımızı) bu öğretinin içine aktif görevlere getirmelidirler. Kadın Post’a oturmalı, kadın Semah yürütmeli, kadın Gülbenk okumalı, kadın Kurban kesmeli, kadın nikah kıymalıdır.

* Alevilerdeki ibadet günün koşullarına uyarlanmalı, anlatım ve yorumlar günümüzün Alevi yerleşim birimlerindeki düşkünlük cezaları anlatılıp bu insanlar ürkütülmemeli. O günün koşulları ve toplum ilişkileri çok iyi bir dille anlatılıp, bu gen-çlerin Alevilikten uzaklaşmaları engellenmelidir.

Aleviler kırsal alanlardan metropollere gelip yerleştiler. Bu sayı milyonlarla ifade ediliyor. Küçük yerleşim birimlerindeki ibadet gelenek ve göreneklerini aynı şekilde büyük yerleşim birimlerinde yerine getirmek olanağı yoktur. Alevi Cemleri salonlarda sandalyede oturarak yapılmalı. 12 Hizmetler daha yumuşak bir dille anlatılmalı, şekle değil, bakılmalı. Bugünün koşullarında (şayet hizmet sahipleri tam değilse) bir kaç hizmeti bir kişide yapabilmeli. Cemler kısa tutulmalı ve insanlar usandırılmamalı. Arapça veya eski Arapça veya eski Osmanlıca kelimelerin çok olduğu dualar okunmamalı, ibadet dili gayet sade ve herkesin anlayabileceği şekilde olmalıdır. Lokmalar masalarda yenmelidir.

* Dede-Talip ilişkileri geç-mişteki gibi değildir. Dedeler taliplerin yerde sürünerek gelip el etek öpmelerini beklememeli, dedeler illa herkesin bir Müsahibi olmalı dayatmasında bulunmamalı. Modern ve çağdaş bir hukukun istediği ülkelerde yaşıyoruz. Alevi Dedeleri günümüzde her sorun ve problemin Cemlerde çözülemeyeceğinin bilincinde olmalı ve Cemler’i ona göre yürütüp kargaşalıkları önlemeli. Dedeler “domuz eti haramdır, yiyenler Cemler’e giremez” söyleminden uzak durmalıdır. Dedeler genç Taliplerin evliliklerinde yok “Kızını İtalyan’a verdin”, yok “Oğlun Alman kızla evlendi, onun için Cem’e giremezsin” yönünde fetvacı olunmamalı. Dede bu konuda uyarıcı, ailenin mutluluğu neyi gerektiriyorsa, bütün insanları ve inançları kucakladığımızı en iyi bir dil ile Cemler’de işlemeli.

* Alevilerden Hakk’a yürüyen canlara dini hizmeti Camilerin imamı veriyor. Toplumsal baskı öylesine insanları kuşatmış ki, ömrü boyunca Cami’ye gitmemiş, imamın telkinine kulak vermemiş Alevi, Hakk’a yürüyünce yakınları tarafından Camii’nin musalla taşına yatırılıyor. Bütün Alevilerin, özellikle örgütlü olanlarının bu tür durumlarda, duruşlarını değiştirmemeleri lazımdır. Alevi Dedelerini hizmete çağırmalıdırlar, veya bu hizmeti yapan bir Alevi’yi getirmelidirler. Dedelerin bu konuda kendilerini yetkinleştirmeleri lazımdır. Diriye hizmet vermek vermek zordur, ölüye ise kolaydır. Diriden korkulur, ölüden korkulmaz.

* Alevilerin kutsal mekanlardı ve Ocakzadelerin biyografileri anlatılmalı. Herkes Pir’ini, ve bağlı olduğu Ocak’ı bilmeli. Ülkemizin dışında, diğer ülkelerdeki Alevilerin kutsal mekanlar tespit edilip, Dedeler tarafından Talipler’e anlatılmalı. Dedeler dahil bütün Aleviler mevcut Alevi dernek ve kurumlarına üye olmalıdırlar, bir müşkülün olduğu anda da diyaloğun başlatılmasında öncülük etmelidirler.

Anadolu Kızılbaş Alevi Dedeleri ve Bektaşi Dede Babaları bu görkemli inancı oluşturan öğelerin İslam inanışında olmadığını, insanlığı bir arada tutan dinlerin değil, uygarlıkların ve insan saygısına dayanan kültürün olduğunu taliplerine her demde ve her Cem’de anlatırlarsa bu ibadet olur.

Cümlenize aşk-ı niyaz eylerim

Hasan Kılavuz
AABF Dedeler Kurulu Başkanı

Alihanlı
12-12-2006, 11:39 AM
yukarıdaki yazıyı okudum,benim şahsi kanaatım bu yazıda anlatılmak istenen bildiğimiz yaşayan aleviliği islamdan ayırma çabası,olmayan uygulamalrı getirmek,aleviliği ayrı din ilan edip azınlık durumuna sokmak,siyasetle işi olmayan samimi alevilerin kafasını karıştırmak.azınlıklara verilecek olan ödünlerden pay kapmak çabaları.
...

Mustafa Kemal
12-12-2006, 02:19 PM
Biz Anadolu Alevilerinin inancı binlerce düşünce ırmağının oluşturduğu bir ummandır.

Bu inanç Asya bozkırlarından gelip Mezapotamya ve Anadolu’ya yerleşen Türkmenler’in, yerleşik Kürtler’in, Balkanlar’daki yerleşik halkın ve oraya göçenlerin inancıdır. Bu inancı yaşayan halk katmanları, İslam dininde totaliter şeriat düzeninin muhaliflerini, Hallacı Mansur, Seyit Nesimi, Pir Sultan, Hz. Ali ve taraftarlarını Kerbela şehitlerini ve 12 İmamlar’ın yazgılarının (kaderlerinin) kendi yazgılarına benzediğini görerek onları sevdiler, ibadet ve inançlarının içine koydular ve onların yanında yer aldılar. Yoksa İslam’a öyle hidayet aşkı ile hiç bir zaman bağlanmadılar.



Zulüm katmerlendikçe, korku

insanda din değiştirir

İnancımızın Ulular’ı (Ser çeşme’nin başıdırlar) şeriat kurallarının katılığı karşısında kendi eski inançlarını, kültürlerini bırakmadılar, İslam kurallarının çoğunu kendi inançlarıyla bağdaştırmaya çalışarak, yeni yollar buldular.

Bu inancın taşıyıcıları, İslam’ı yorumlayıcılar, yorumlarından dolayı bu uğurda başını veren bugünkü Ocakzadelerin, Dedelerin, Seydilerin ecdatlarıdır.

Cümlesinin ruhu şad-ı revan olsun.

Onların neslinden gelen ve onlara ikrar verenler, bugün halen onların ismini zikr edip koydukları temel düsturlara sadık kalıyorlar.

Aleviliği Alevi Dedelerimiz’den öğrendik, gördük.

Öyleyse bugünde Alevi Dedeleri aklı başında ayakları yere basan, tutarlı yorumlar yapmalı, çünkü onlara ihtiyaç vardır.

Alevi Dedeleri korkusuz olmalı, ecdatlarının yaşadığı Aleviliği anlatmalı, Alevilerin Pirleri inançlarının haklılığına inandıkları için hep kırıldılar ama dönmediler.

Alevilik kendi başına bir inançtır

Alevi Tanrı’yı evrenin her yerinde gören bir inanca sahiptirler.

Mütevazi ve gayet sade bir şekilde ibadet ve inançlarını bin yıldır ifa eden Aleviler, bugün bir takım Dedeler tarafından bu inanç şeklini sahte incilerle süslemeye çalışıyorlar.

Kendilerinden emin olmayan, Sünni İslam inancı karşısında aşağılık kompleksine kapılan bu Dedeler, Aleviliğin özü gelenek ve göreneklerimizden uzaklaşıyorlar.



Anadolu Kızılbaş Aleviliği’ne İslamlığı aşılama girişimleri 1230 yıllarında Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat’la başlar. Cennet ve cehenneme boş vererek, yaradılışı hayranlıkla seyreden, göklerde secde edilecek binlerce şeyin olduğunu bilen ve gören bu inanç sahiplerinin inancına, güçlü imparatorların baskısı, şeyhülislamların fetvası ile İslam hurafeleri doldurulmaya başladılar.

Alevi kültürüne 12 İmam ve Kerbela’nın girişi 1487 yılında şah İsmail Saffevi (Hatayi) iledir.

1826’da İkinci Mahmud’un Alevi Dergah ve Ocakları’nı kapatması, bu Dergahlara Nakşibendi fieyhleri’nin atanması ve son olarak da 12 Eylül 1980 darbesi ile Aleviliği İslam giyisisine sokma çabaları hızlandı.

Aleviler yalnız fiah Hatayi döneminde yaşayabildikleri İslam ögelerinin bir kısmını inançlarında saklı tuttu.

Çünkü fiah Hatayi’nin deyiş ve söylemleri İslam’a ters düşüyor;

“Bunda kibir ile kin olmaz,

Hem sen olup hem ben olmaz,

Adem öldürsen kan olmaz,

Nefes öldürsen kan olur”

Veya

“Küfür her mezhepte küfür,

Küfür bizde iman olur”

dizelerini İslam kesinlikle yasaklar.



Arapça bilmeden Kuran okuyan

Dedeler’in inandırıcılığı

İslam dininin geneldeki tüm anlatım ve ibadet dili Arapça’dır. Ülkemizde Diyanet kanalıyla kendisine bağlı kurumlarda Arapça okunuyor ve okutuluyor.

İslam dini yaşamın bütün inceliklerine sızmayı, ayrıntılarna girmeyi amaçlayan, yaşamın ve ölümün tek egemen gücü olmak isteyen bir inanç kurumudur.

Aleviler yaşadıkları her coğrafyada ibadet dili olarak asla Arapça’ya meyil etmemişler. Dua ve Gülbenkleri’ni, deyiş ve mersiyelerini en iyi konuştukları ana dilleriyle yapmışlardır.

Sahabelerden Selami Farisi ibadet dilinde Farsça’yı kullanmıştır.

Bir kısım Alevi Dedeleri’nin Arapça’yı bilmeleri ve Kuran’ı Arapça okumaları, bir takım ayetleri inancımızda varmış gibi yorum yapmaları inandırıcılıktan uzaktır.

Biz Anadolu Alevileri’nin inancı İslam dininin temel ilkeleriyle bağdaşmaz. İslam olmanın koşullar bellidir. Bu koşullar iki bölümde ele alınır; Birincisi biçimiyle iligili koşullardır ki; oruç, namaz, hac ve zekat, tanıklık sözcükleri (Kelime-i şahadet). İkinci koşullar ise imanla ilgili koşullardır ki; Allah’a, melek-lere, peygamberlere, Kuran’a, son güne (Kıyamet) ve kaza ile kadere inanmadır. Aleviler ve Alevi Dedeleri kendi inanç ve ibadetlerini İslam’ın kantarına bir koysunlar bakalım! İslam şeriatının onlarla ilgili hükmü hep ölüm olmuştur.

İslam dininde 12 İmam diye bir imamet makamı yoktur ve 12 İmam’a selavat da yoktur. İnanç ve kültürümüzde “olmazsa olmaz” olan Semah, Cem, müzik, içki, saz, güzel sanatlar, resim, Pir, Rehber, Mürşit, insanı tanımlamak, kadın-erkek eşitliği İslam kaide ve kurallarını istediğin kadar taramadan geçir, bunların hiçbirisine rastlamak mümkün değildir.


‘Gayretkeş Dedeler!’

Hal böyle iken, bir kısım “gayretkeş” Dedeler daha da hakiki Müslümanlıktan bahsediyorlar. Kendi ecdadlarının ruhunu incitiyorlar. Anadolu’daki bütün Ocakzadelerin genç ve birikimli çocukları, genç Dedeler bu güzel inancın mirascılarıdır. Atalarından kalan bu öğretiyi korkusuzca ve daha da işleye-rek, çağa uyarlayarak yürüteceklerine yürekten inancım vardır.

* Bu genç Dedeler bağnazlığı ve tutuculuğu bir kenara itip, birikimli ve donanımlı ana-bacıları (kadınlarımızı) bu öğretinin içine aktif görevlere getirmelidirler. Kadın Post’a oturmalı, kadın Semah yürütmeli, kadın Gülbenk okumalı, kadın Kurban kesmeli, kadın nikah kıymalıdır.

* Alevilerdeki ibadet günün koşullarına uyarlanmalı, anlatım ve yorumlar günümüzün Alevi yerleşim birimlerindeki düşkünlük cezaları anlatılıp bu insanlar ürkütülmemeli. O günün koşulları ve toplum ilişkileri çok iyi bir dille anlatılıp, bu gen-çlerin Alevilikten uzaklaşmaları engellenmelidir.

Aleviler kırsal alanlardan metropollere gelip yerleştiler. Bu sayı milyonlarla ifade ediliyor. Küçük yerleşim birimlerindeki ibadet gelenek ve göreneklerini aynı şekilde büyük yerleşim birimlerinde yerine getirmek olanağı yoktur. Alevi Cemleri salonlarda sandalyede oturarak yapılmalı. 12 Hizmetler daha yumuşak bir dille anlatılmalı, şekle değil, bakılmalı. Bugünün koşullarında (şayet hizmet sahipleri tam değilse) bir kaç hizmeti bir kişide yapabilmeli. Cemler kısa tutulmalı ve insanlar usandırılmamalı. Arapça veya eski Arapça veya eski Osmanlıca kelimelerin çok olduğu dualar okunmamalı, ibadet dili gayet sade ve herkesin anlayabileceği şekilde olmalıdır. Lokmalar masalarda yenmelidir.

* Dede-Talip ilişkileri geç-mişteki gibi değildir. Dedeler taliplerin yerde sürünerek gelip el etek öpmelerini beklememeli, dedeler illa herkesin bir Müsahibi olmalı dayatmasında bulunmamalı. Modern ve çağdaş bir hukukun istediği ülkelerde yaşıyoruz. Alevi Dedeleri günümüzde her sorun ve problemin Cemlerde çözülemeyeceğinin bilincinde olmalı ve Cemler’i ona göre yürütüp kargaşalıkları önlemeli. Dedeler “domuz eti haramdır, yiyenler Cemler’e giremez” söyleminden uzak durmalıdır. Dedeler genç Taliplerin evliliklerinde yok “Kızını İtalyan’a verdin”, yok “Oğlun Alman kızla evlendi, onun için Cem’e giremezsin” yönünde fetvacı olunmamalı. Dede bu konuda uyarıcı, ailenin mutluluğu neyi gerektiriyorsa, bütün insanları ve inançları kucakladığımızı en iyi bir dil ile Cemler’de işlemeli.



* Alevilerin kutsal mekanlardı ve Ocakzadelerin biyografileri anlatılmalı. Herkes Pir’ini, ve bağlı olduğu Ocak’ı bilmeli. Ülkemizin dışında, diğer ülkelerdeki Alevilerin kutsal mekanlar tespit edilip, Dedeler tarafından Talipler’e anlatılmalı. Dedeler dahil bütün Aleviler mevcut Alevi dernek ve kurumlarına üye olmalıdırlar, bir müşkülün olduğu anda da diyaloğun başlatılmasında öncülük etmelidirler.


Anadolu Kızılbaş Alevi Dedeleri ve Bektaşi Dede Babaları bu görkemli inancı oluşturan öğelerin İslam inanışında olmadığını, insanlığı bir arada tutan dinlerin değil, uygarlıkların ve insan saygısına dayanan kültürün olduğunu taliplerine her demde ve her Cem’de anlatırlarsa bu ibadet olur.

Cümlenize aşk-ı niyaz eylerim

Hasan Kılavuz
AABF Dedeler Kurulu Başkanı

Altını çizdiğim cümlelerden başlayayım.
1.)İnsan neden bir dine inanır?Ailesi hangi dine mensupsa çocukta o dini benimser ve o dini seçer.Bu bir çevreden etileşim sonucunda olur.Alevilik Anadolu'ya nasıl geldi sorusuna cevap Horosan erenleri tarafından getirilmişyit.Yerleşik halk ne islam'ı bilirdi,ne de Aleviliği bilirdi.Hatta Türkler Anadolu'ya gelmeden Kürt grupları Şafii mezhebini seçmişlerdi.Bu konuda Hasan Kılavuz tarihi bazı hatalar yapmaktadır.
Hasan Kılavuz İslam dinini Sünni,Şafii,Şii grupların anladığı İslam'ı gerçek islam gibi göstererek bizim dedelerin veya babaların korkudan İslam'ı seçtiklerini anlatmak istediğini yazmış.Bu konuda büyük bir yanılgıya düşer.Bir kişi Alevi olabilmesi için
-Tevhit inancına sahip olması gerekir
-Nübüvvet İ kabul etmeli
-Edep sahibi olmalıdır.

Mustafa Kemal
12-12-2006, 02:20 PM
Bu üç öğe Zaten Kuran dayanaklıdır.Kelime-i Şahadet Künt-i Kenz'de Belii dememizi işaret eder.Kılavuz efendi bunu bilmemesi kuşku yaratmaktadır.
Kur'an-ı Kerim'de yapılan ibadetlerin dayanağı vardır.
Dede Cem boyunca Kur’ân-ı Kerim’den şu ayetleri okur:
A’raf suresi 23. ayetini, Tevbe Suresi: 119. ayeti, Dedenin pir postu serilirken Ahzap Suresi 56. ayeti, Elif darına dururken Ayetel Kürsü(Bakara 255),Çerağ yakıldıktan sonra ise Nur Suresi 35. Ayet okunur. Tercüman Kurbanı var ise Saffat Suresi’nin 103 ve 107. ayetlerini okur.

Hasan Kılavuz bir yanılgıya da burda düşmüştür.Hallac-ı Mansur'un En'el Hakk kavarmı günümüzde moda oldu.Bu kelime tasavvufi bir konudur.Bu konuda günümüz insanı hakk benim diyorsa bilsin ki kendisi zır cahildir.Sebebi o dur ki Alevilikte 4 kapı 40 makamı çinemek olur.Hakikate ermeyen bir insan "Hakk Benim"kelimesini ağzına bile almamalıdır.Hakk sensen marmara denizini dört bölüme ayır:D
Günümüzde gelisen insanoğlu geçmişteki nesillerine göre daha zekidir.Bunu gören bir takım insanlar geçmişteki erkânnameleri bir tarafa itip yeni akımlar ortaya atmıştır.Örnek olarak Bektaşilikteki bir çok tasavvuf kavramını Alevilikte olduğunu söyleyip,diğer taraftan Bektaşiliği kabul etmemek onların tezini tamamne çürütmektedir.
Yunus Emre mürşidim Kur'an'dır derken İslam'ın kitabı Kur'andan bahsetmektedir.Demek ki Taptuk Emre İslam'ı Alevinin anlayacağı şekilde anlatmıştır Yunus Emere'ye.Hacı Bektaş Veli dervişlerine Kur'an'ı en iyi şekilde öğretmiştir.
Yine Hacı Bektaş Dergahı'ndan nasipli Pir Sultan Abdal ise şu dizeleri kullanmıştır:
Muhammed dinidir bizim dinimiz
Kuranı Kerimdir hem rehberimiz
On iki İmam meydanında serimiz
Biz şehidiz serdarımız Alidir
PİR SULTAN ABDAL

2.)Alevilik kendi başına bir inanç sorusuna ise fakirin cevabı hayırdır.EĞer farklı bir inanç dersek o zaman peygamberi olmalıdır.Peygamberi Hz.Muhammed ise o zaman Alevilerin dini İslamiyet oluyor.Özellikle bir şeyin altını çizmek lazım.Alevilik İslam'ın türk ekolüdür.Hatta İslam'ın en güzel yüzüdür.

Hacı Bektaş Veli ise;
“Ey derviş bil ki, oruç üç derecedir. Birincisi halk(avam) derecesi, ikincisi seçkinlerin(havas) derecesi ve üçüncüsü ise seçkinlerin seçkinleri derecesidir. Birinci derece orucu, karnı ve cinsel organları orucu bozan şeylerden korumaktır. İkinci derece orucu, gözü namahreme bakmaktan, kulağı uygun olmayan sözleri duymaktan ve dili konuşmaktan korumaktır. Üçüncü derece orucu ise peygamberlere ve evliyâlara mahsustur ki, bunlar gönlü Hakk’tan gayri şeyden korurlar. Nitekim Hz. Ali “dünya bir gündür ve orada bizim için oruç vardır”.Demek ki, onun bütün ömrü oruç tutmakla geçmiştir”

“Namaz, oruç, haç ve zekât gibi ibadetlerin sonu yoktur. Salâtın sonu ilâhi olgunluk; zekâtın sonu gönlü Hakk’ın sevgisine yer vermektir. Orucun sonu Hakk da zenginleşerek yaratılış unsurlarından uzak durmaktır. Bu nedenle Yüce Allah kutsal kelâmlarından birinde şöyle buyuyor: “Oruç benim içindir ve ben onu mükâfatlandırırım” Makalat-ı Gaybiyye

3.) Anadolu Kızılbaş Aleviliği’ne İslamlığı aşılama girişimleri 1230 yıllarında Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat’la başlar.

İnsan tarihi bu kadar mı çarpıtır veya bilgisiz olur.1230 daha Anadolu'ya göçler devam etmektedir ve Anadolu'da nufusun büyük çoğunluğu Şamanist Türkler ve Hırıstiyan tebaaya aittir.Sebebine gelince anadolu'ya yapılan göçler henüz bitmemiştir.Hatta Alaattin Keykubat Baba Mansur'a,Hacı Kureyşe Dersim'de yer verdiği bilinmektedir.Soy secereleri bu dönemde kayıt edilmeye başlar.
Hacı Bektaş Veli ile Anadolu halkı İslam dinine geçmiştir.Anadolu halkı Alevilikle tanışmaya başlamıştır.Babailer Aleviliğin yeşermesinde katkıda bulunmuştur.
Hasan Kılavuz Tarih konusunda fakirden zayıf not almıştır.

B]Alevi kültürüne 12 İmam ve Kerbela’nın girişi 1487 yılında şah İsmail Saffevi (Hatayi) iledir. [/B]

Bu konuda yine yanılmıştır.Sebebi açık ve net olarak Hacı Bektaş Dergahı'ndaki hat sanatları delil olarak gösterilebilir.Ayrıca Yunus Emre,Abdal Musa,Kaygusuz Abdal,Otman Baba,Kızıldeli Sultan nefesleri ve vilayetnameleri örnek olarak gösterebiliriz.Bir konuda kendini halı çıkartıyor.O dönemde daha çok duvaz-ı imam yazılması onu haklı çıkartmaz.Yavuz-İsmail arasındaki siyasi mücadele hiçbir zaman Alevilikle alakalı değildir.Doğrudan siyasi bir savaştır.Arada kalan Alevi köylüsü bu çekişme yüzünden canından ve toprağından olmuştur.

1826’da İkinci Mahmud’un Alevi Dergah ve Ocakları’nı kapatması, bu Dergahlara Nakşibendi fieyhleri’nin atanması ve son olarak da 12 Eylül 1980 darbesi ile Aleviliği İslam giyisisine sokma çabaları hızlandı.
bu tarihte Alevi tekkeleri ve dergahları kapatılmamıştır,Bektaşi dergahları kapatılmıştır.Bektaşi dergahları da daha çok büyük Osmanlı kentlerinde toplanmıştır.Bektaşi dervişleri ve babaları sürgüne gönderilmiştir.Yerlerine gelen Nakşi şeyhleri ise kısa süre sonra Bektaşi olmuştur.Bu tarihte yapılan kapatmalar Bektaşiliği sona erdirmemiş,sadece ekonomik olarak zayıflatmıştır.
12 eylül ihtilali Aleviliğe en büyük zararı vermiştir.Alevi köylerine camii yapılması en büyük zulümdür.Hatta Alevi inancına zarar verecek akımların(Ateistlik,şiilik,sünnilik) Alevi toplumuna empoze edilmiştir.Burada Hasan Kılavuz sünni islam'dan bahsetmiş olsa gerek.

4.)hasan kılavuz efendi yazdığı yazı tamamen siyasi içeriklidir.
Zaten Bacılar cem'de üst düzey görev alıyorlar.Zakirlik yapan arkadaşlarım var.
yeni yetişen Alevi dedeleri Kur'an-ı Kerim ve Tasavvufu iyi bilmelidir.Aksi halde kendi önlerini bile görmekte zorluk çekeceklerdir.Bunun dışında erkânname iyi uygulanmalıdır.
-Eski inançmış,biz bunu uygulamayalım,cemleri kısa tutup dışarda dedikodu edilim gibi bir davranışta bulunulmamalıdır.Ayrıca 3 farz,7 sünnet eğer tam uygulanmaz ise Alevi olamanın ne ayrıcalığı kalabilir ki!
-müsahiplik kavramı ortadan kaldırılırsa,düşkünlük gibi bir hukuk kuralı uygulanmaz ise Alevi cemlerine neden ihtiyaç duyalım?
-Herkes Pir’ini, ve bağlı olduğu Ocak’ı bilmeli. gibi bir söz aynı futbol takımı tutmak gibi oluyor.Bilinmesi gereken yoldur.Kişi Mürşidini seçmede özgürdür.Bağlı Ocağı bilmez ise ne olacak?

Hasan kılavuz gibi dedelere ancak şu nefes iyi gider?

Zinhar Kötü Kelam Söylemeyesin

Arzulayıp Hakk demine gelince
Gönülde kin kibir eylemiyesin
Hakikatın kubbesine girince
Zinhar kötü kelam söylemeyesin

Evliya cemidir sayılmaz hatır
Eğer isterlerse bir kelam yetir
Ağır ol sakin ol postunda otur
Her yerde ataklık eylemeyesin

Yeğlicelik edip gerine bakma
Delil çağrılırken gerine bakma
Aşnan musahibin odlara yakma
Yükünü günahla toplamayasın

Sen seni gör elin aybını görme
Tarikat ateştir tamuya girme
Sen de bu anlığın kimseye deme
Bu sözlerim garaz anlamayasın

Pîr Sultan Abdal'ım mana bilemez
Kibrine yedirip haber alamaz
Kılavuzsuz giden yolu bulamaz
Bulunmaz yolda yol aramayasın

levilee
12-12-2006, 09:25 PM
bu gibi kişilere dede demek bile doğru değil bence
bektaşilere burun kıvırıyorlar
bedri doyan dedebabanın yaptığı çalışmaların onda birini hangisi yapmış
genel geçer işin özüne vakıf olmadan yapılan yorumlardan yazılardan öte ne yaptınız onu burda bizde yapıyoruz,sen dedeysen benden ileri olacaksın bana yol göstereceksin eserler üreteceksin otur postunda ahkam kes onu herhangi biride yapabilir,islam dininde 12 imam yokmuş be hey cahil sen nasıl dede oldun,islam hakkında ne biliyorsun sen,sana evlad-ı resulsun diye dede diyolar red ve inkar ediyorsan kullanma o sıfatı çekil bir kenara....

kolacik
13-12-2006, 12:24 AM
yukarıdaki yazıyı okudum,benim şahsi kanaatım bu yazıda anlatılmak istenen bildiğimiz yaşayan aleviliği islamdan ayırma çabası,olmayan uygulamalrı getirmek,aleviliği ayrı din ilan edip azınlık durumuna sokmak,siyasetle işi olmayan samimi alevilerin kafasını karıştırmak.azınlıklara verilecek olan ödünlerden pay kapmak çabaları.
...

çok güzel söylemişsin.
bunların amacı budur. onun için saçmalıklarını çok kolay çürütülecek belgeler mevcuttur.
mesela bazı değişlere takılıp kalıyorlar, cımbızla söz seçip tezlerine ekliyorlar. halbuki bizim edebiyatımızda taşlama, mistik taşlama vardır. burada sünnilerin saçmalıkları ve bize atılan iftiralara alaycı veya sert bir şekilde cevap verilir. mesela bakın kaygusuz abdal sofuların allah tasvirini nasıl yıkmış(ezberimden yazıyorum, kitap diğer evimde bazı hatalar olabilir)

yücelerden yüce gördüm
ne yücesin koca tanrı
alem okur kelamullah
sen okursun hece tanrı

kıldan bir köprü yapmışsın
mümün kulların geçsin diye
hele ben şöyle durayım
yiğidisen sen geç tanrı

...........

er olanın bir lağabı vardır
falan oğlu falan derler
anan baban yoktur
hemen benzersin pice tanrı

..........

kaygusuz der yaradan
cümleyi yoktan var eden
kaldır perdeyi aradan
kaynaşalım koca tanrı
(kaygusuz abdal)

canlar!
eğer son kıtayı yazmasam herkes alevilerin allaha ters düştüğünü islamiyeti hiçe saydığını düşünürdü ama son kıtada kaygusuz sünni allah inancını ve putlaştırılmış/korkutulmuş allah inancını eleştirdiğini allah ile birleşmek gerektiğini sezdiriyor.
onların bu tür eserlerle oynayıp kanıt teşkil etmeye çalışmaları anlamsızdır.
bu ab nin aleviler üzerindeki isteğidir. onlara bu isteklerini fonları ve maaşları ile yaptırmaktadır.