Rojaazme
12-12-2006, 08:48 AM
Bektaşiler herkesi insan sayarlar. Her insanı eşit görürler. Din farklarını tanımıyorlar. Bektaşilik dinler üstüdür aynı zamanda. Bektaşilikte evrensellik buluyoruz. Bektaşilik bir irfaniyedir. Yani bilinirciliktir. Bilinirciliğin özelliği ise herkesi insan olarak kabul etmek, her dini hoş görmektir. Din, sınıf, ırk farkı yoktur. Herkes eşittir. Ancak şunu da ekleyelim ki Balkan illerinde doğup yaşamış Bektaşiler, bir çok Hrıstiyan motiflerini de benimsemişlerdir.
* Bu konuşma metnini Sn. Irene Melikoff, Dostluk ve Barış ödülünü aldığı yıl Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenlerinde dinleyicilere sunmuştur.
Sayın sevgili dostlar, sizin aranızda olmak benim için bir mutluluk ve şereftir. 1960 senesinde bir yaz gününde ben üç defa Hacı Bektaş'a geldim ve o gün hayatım değişti. O günden beri ben Hacı Bektaş'ı bırakamadım. Sevgili dostlar son zamanlarda nereye baksak dünyanın her köşesinde acımasız olaylar ve kardeş kavgasıyla karşılaşıyoruz. Böylesi acımasız bir ortamda sizlere Bektaşi edebiyatındaki insan sevgisi ve hoşgörüden söz edeceğim. Bunlar zaten her zaman Bektaşiliğin başta gelen tanımları oldu. Zikrettiğimiz kavramlar sufiliğin genel konularıdır. Çünkü insan sevgisi ve evrensellik, Sufiliğin özellikleridir. Bektaşilik her şeyden önce bir halk Sufiliğidir. Nitekim Hünkar Hacı Bektaş Veli bir halk Sufisiydi. Sufilik Anadolu'nun zengin ve kültürel hayatını derinden etkilemiştir. Sufilik sadece şehirlerde değil, Anadolu halkının arasında da yayıldı ve halkın dünyasına derin bir damga vurdu. Anadolu Sufiliğinin doğuşu XIII. yüzyılda oldu. Bu yüzyılda şehirde Mevla’na Celalettin Rumi'nin etkisi sürerken Hacı Bektaş Veli'de vardı. Ayrıca halk Sufileri arasında büyük şair ve evrensel düşünür Yunus Emre'de yaşıyordu. Yunus emre zamanında Bektaşi tarikatı XIV. yüzyılda yani Hacı Bektaş'ın ölümünden sonra Abdal Musa tarafından kurulacaktır. Ancak Bektaşiler Yunus Emre'yi benimsemişlerdir. Yunus'un çok geniş bir alanı var; hem Türk edebiyatında önemli bir yer tutuyor, hem de evrensel edebiyatta hümanist düşünürlerin arasında yer alıyor. Aynı zamanda onu Bektaşi edebiyatından ayıramayız. Bektaşi şairleri Yunus Emre'nin düşüncelerini bu güne kadar sürdürdüler. Söz konusu düşünceleri Bektaşi nefeslerinde buluyoruz. Bektaşi nefesleri insan sevgisi ve hoşgörüsü ile doludur. O nedenle sözlerimize Koca Yunus'un şiirleriyle başlamak doğru olur. Yunus Emre'nin ilahileri aşktan yani tanrısal aşktan esinlenmiştir. Çünkü ilahi aşk insanın en yüksek mertebesidir. Yunus bunu şöyle getiriyor. "Aşkı olmayana din ve iman gerekmez."
Hoşgörü ve insan sevgisinden yoksun olan din değildir, çünkü din ilk önce aşk demektir. Yunus şöyle diyor:
"Bir kez gönül yıktınsa
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil"
Yunus şiddetle kin duysunu ret ediyor.
"Biz kimseye kin tutmayız
Kamu alem birdir bize"
Belirttiğimiz gibi Bektaşi edebiyatında Yunus Emre'nin etkisi derindir. Hatta Yunus Bektaşi edebiyatının kurucusu sayılabilir. Çünkü şairler Yunus'un tecrübesini bu güne dek yaşatmışlardır.
Bektaşiliğin en eski şairlerinden biri Kaygusuz Abdal'dır. kaygusuz Abdal, Abdal Musa'nın mürididir. Abdal Musa tarihçi Aşık Paşazade'ye göre Sultan Orhan zamanında yaşamış ve onun fetihlerine katılmıştır. İlk Bektaşi tarikatının kurucusu Abdal Musa olmuştur. Türbesi Antalya'ya bağlı Elmalı Tekke köyündedir. Kaygusuz Abdal'ın şiirleri biraz daha kuşkucu olmakla beraber genellikle Yunus'unkinden farklı değildir. Örneğin Yunus şöyle diyor:
"Dervişlik hırka ile taç değil
Gönlün derviş eyleyen, hırkaya muhtaç değil"
Kaygusuz Abdal'a atfedilen bir şiirde ayın düşünceyi buluyoruz. Ancak şair ayrıca Tanrı sevgisini dile getiriyor.
"Dervişlik hırkada taç da değildir
İsilik ottadır sacda değil
Hakkı ister isen ademde iste
Irak’ta Mekke'de Hacda değildir
Bir kardeşin hatırını yıkma
Eğilip kıldığın secde değildir
Aşk ile öle gör Kaygusuz Abdal
Aşk ölmezsen güç de değildir"
Aynı düşünceleri daha önce Yunusun şiirinde gördük. Bunlar Sufiliğin felsefesidir.
Bazen bu mısralar Hacı Bektaşa atfediliyor. Unutmayalım ki ilahiler ve nefesler kulaktan kulağa iletiliyordu. O yüzden aynı şiir bir kaç kişiye mal edilebiliyordu. Ancak zikrettiğimiz şiirde son mısrada Kaygusuz'un açıkça anılmaktadır. "Aşk ile öle gör Kaygusuz Abdal" diyor.
Bektaşiler herkesi insan sayarlar. Her insanı eşit görürler. Din farklarını tanımıyorlar. Bektaşilik dinler üstüdür aynı zamanda. Bektaşilikte evrensellik buluyoruz. Bektaşilik bir irfaniyedir. Yani bilinirciliktir. Bilinirciliğin özelliği ise herkesi insan olarak kabul etmek, her dini hoş görmektir. Din, sınıf, ırk farkı yoktur. Herkes eşittir. Ancak şunu da ekleyelim ki Balkan illerinde doğup yaşamış Bektaşiler, bir çok Hrıstiyan motiflerini de benimsemişlerdir. Aynı şekilde Doğu Anadolu'da yaşayan Bektaşilerde de İran dinlerinin etkisini görüyoruz. Örneğin eski İranlıların yılbaşı bayramı olan Nevruzu kutluyorlar. Bosna'da ve başka Balkan yörelerinde Bektaşilik çok yaygın idi. Bir çok Bektaşi şairi Bosnalı lakabını taşıyordu. Onların şiirlerinde Hrıstiyan motifleri yaygın idi. Örneğin XVI. yüzyılda Balkanlarda yaşamış olan Kanberi İncil'de İtalya adı ile Ali'ye işaret edildiğini söyler:
"O Ali'dir Pişüva-yi evliyavü enbiya
Anın içün dedi İsa İncil'inde İlyas"
Balkan ve Bosna'dan gelen Bektaşi dünyasında çok yerde İsa'ya yer veriliyor. Özellikle çarmıha gerilmiş İsa'dır bu. Örnek olarak Beyhani'nin çok bilinen bir nefesini zikir edebiliriz.
"Kerbela çölleri kızılkan oldu
Şah Hüseyin için dünya ağladı
Feryadımız çıktı arş-ü alaya
Topraklar inledi sema ağladı
Beyhani'yem bizi esma'dan sorun
Çarmıha gerilmiş İsa'dan sorun
Bin bir kelam veren imra'dan sorun
Hem Musa, hem Tursina ağladı".
Bu nefeste dinler üstü bir duygulanışı görüyoruz. Gerçektendin sınırları aşılmış, evrensellik boyutlarına erişilmiştir. Son olarak adı bilinmeyen bir şairin nefesini okuyacağım. Bunu merhum Feyzullah Çınar'dan duydum. Şair adı bilinmemekle beraber okumuş ve yüzyılımızda yaşamış olsa gerek. Şair körü körüne inanışı kınıyor. Tanrısal aşkını ilan ediyor. Aynı zamanda merhamet duygusu o kadar kuvvetli ki hayvanların kurban edilmelerine karşı çıkıyor:
"Ezel bade-i aş kile mestiz.
Yerimiz meyhane mescit gerekmez.
Saki kevser kandık elestiz
Kuranı natıka sahip gerekmez
Cennet irfandan remzini bildik.
Bari bismillahtan dersimizi aldık
Cemali dil deryasını kar gördük
Cennette huri gılman gerekmez."
(Dinleyicilerden birisi konuşmaya müdahale ederek bu nefesin İbreti'ye ait olduğunu söyledi.)
-İrene Melikoff: Teşekkür ederim. O zaman siz bana İbreti hakkında bilgi vereceksiniz.
-Dinleyici: Hükümetten korktuğu için şiirlerini yayımlayamadı.
-İrene Melikoff: Siz bana onun ne zaman yaşadığını bildireceksiniz çok kuvvetli bir nefes.
(Sayın Melikoff Nefes'i okumaya devam etti.)
Bize lazım değil, müftü fetvası
Ehli aşk olmanın aşinası
Ademi hor görüp olmayız asi
İnsandan er eden şeytan gerekmez
Anarız mevlayı her anımızda
Allah aşikardır seyrenımızda
Türk dili okunur irfanımızda
Arabi farisi lisan gerekmez.
Gitmişiz cananın asi tanesine
Sıdk ile sarıldık dost zamanına
Canlar baş koymuşuz aşk meydanına
Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez
İbreti Allah seni etmesin izzetli
Anlamak istersen ilm ile hikmeti
Ehli harabata eyle hizmeti
Aşktan başka din ve iman gerekmez."
* Bu konuşma metninin Sn. Irena Melikoff, bu yılki Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenlerinde dinleyicilere sunmuştur.
* Bu konuşma metnini Sn. Irene Melikoff, Dostluk ve Barış ödülünü aldığı yıl Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenlerinde dinleyicilere sunmuştur.
Sayın sevgili dostlar, sizin aranızda olmak benim için bir mutluluk ve şereftir. 1960 senesinde bir yaz gününde ben üç defa Hacı Bektaş'a geldim ve o gün hayatım değişti. O günden beri ben Hacı Bektaş'ı bırakamadım. Sevgili dostlar son zamanlarda nereye baksak dünyanın her köşesinde acımasız olaylar ve kardeş kavgasıyla karşılaşıyoruz. Böylesi acımasız bir ortamda sizlere Bektaşi edebiyatındaki insan sevgisi ve hoşgörüden söz edeceğim. Bunlar zaten her zaman Bektaşiliğin başta gelen tanımları oldu. Zikrettiğimiz kavramlar sufiliğin genel konularıdır. Çünkü insan sevgisi ve evrensellik, Sufiliğin özellikleridir. Bektaşilik her şeyden önce bir halk Sufiliğidir. Nitekim Hünkar Hacı Bektaş Veli bir halk Sufisiydi. Sufilik Anadolu'nun zengin ve kültürel hayatını derinden etkilemiştir. Sufilik sadece şehirlerde değil, Anadolu halkının arasında da yayıldı ve halkın dünyasına derin bir damga vurdu. Anadolu Sufiliğinin doğuşu XIII. yüzyılda oldu. Bu yüzyılda şehirde Mevla’na Celalettin Rumi'nin etkisi sürerken Hacı Bektaş Veli'de vardı. Ayrıca halk Sufileri arasında büyük şair ve evrensel düşünür Yunus Emre'de yaşıyordu. Yunus emre zamanında Bektaşi tarikatı XIV. yüzyılda yani Hacı Bektaş'ın ölümünden sonra Abdal Musa tarafından kurulacaktır. Ancak Bektaşiler Yunus Emre'yi benimsemişlerdir. Yunus'un çok geniş bir alanı var; hem Türk edebiyatında önemli bir yer tutuyor, hem de evrensel edebiyatta hümanist düşünürlerin arasında yer alıyor. Aynı zamanda onu Bektaşi edebiyatından ayıramayız. Bektaşi şairleri Yunus Emre'nin düşüncelerini bu güne kadar sürdürdüler. Söz konusu düşünceleri Bektaşi nefeslerinde buluyoruz. Bektaşi nefesleri insan sevgisi ve hoşgörüsü ile doludur. O nedenle sözlerimize Koca Yunus'un şiirleriyle başlamak doğru olur. Yunus Emre'nin ilahileri aşktan yani tanrısal aşktan esinlenmiştir. Çünkü ilahi aşk insanın en yüksek mertebesidir. Yunus bunu şöyle getiriyor. "Aşkı olmayana din ve iman gerekmez."
Hoşgörü ve insan sevgisinden yoksun olan din değildir, çünkü din ilk önce aşk demektir. Yunus şöyle diyor:
"Bir kez gönül yıktınsa
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil"
Yunus şiddetle kin duysunu ret ediyor.
"Biz kimseye kin tutmayız
Kamu alem birdir bize"
Belirttiğimiz gibi Bektaşi edebiyatında Yunus Emre'nin etkisi derindir. Hatta Yunus Bektaşi edebiyatının kurucusu sayılabilir. Çünkü şairler Yunus'un tecrübesini bu güne dek yaşatmışlardır.
Bektaşiliğin en eski şairlerinden biri Kaygusuz Abdal'dır. kaygusuz Abdal, Abdal Musa'nın mürididir. Abdal Musa tarihçi Aşık Paşazade'ye göre Sultan Orhan zamanında yaşamış ve onun fetihlerine katılmıştır. İlk Bektaşi tarikatının kurucusu Abdal Musa olmuştur. Türbesi Antalya'ya bağlı Elmalı Tekke köyündedir. Kaygusuz Abdal'ın şiirleri biraz daha kuşkucu olmakla beraber genellikle Yunus'unkinden farklı değildir. Örneğin Yunus şöyle diyor:
"Dervişlik hırka ile taç değil
Gönlün derviş eyleyen, hırkaya muhtaç değil"
Kaygusuz Abdal'a atfedilen bir şiirde ayın düşünceyi buluyoruz. Ancak şair ayrıca Tanrı sevgisini dile getiriyor.
"Dervişlik hırkada taç da değildir
İsilik ottadır sacda değil
Hakkı ister isen ademde iste
Irak’ta Mekke'de Hacda değildir
Bir kardeşin hatırını yıkma
Eğilip kıldığın secde değildir
Aşk ile öle gör Kaygusuz Abdal
Aşk ölmezsen güç de değildir"
Aynı düşünceleri daha önce Yunusun şiirinde gördük. Bunlar Sufiliğin felsefesidir.
Bazen bu mısralar Hacı Bektaşa atfediliyor. Unutmayalım ki ilahiler ve nefesler kulaktan kulağa iletiliyordu. O yüzden aynı şiir bir kaç kişiye mal edilebiliyordu. Ancak zikrettiğimiz şiirde son mısrada Kaygusuz'un açıkça anılmaktadır. "Aşk ile öle gör Kaygusuz Abdal" diyor.
Bektaşiler herkesi insan sayarlar. Her insanı eşit görürler. Din farklarını tanımıyorlar. Bektaşilik dinler üstüdür aynı zamanda. Bektaşilikte evrensellik buluyoruz. Bektaşilik bir irfaniyedir. Yani bilinirciliktir. Bilinirciliğin özelliği ise herkesi insan olarak kabul etmek, her dini hoş görmektir. Din, sınıf, ırk farkı yoktur. Herkes eşittir. Ancak şunu da ekleyelim ki Balkan illerinde doğup yaşamış Bektaşiler, bir çok Hrıstiyan motiflerini de benimsemişlerdir. Aynı şekilde Doğu Anadolu'da yaşayan Bektaşilerde de İran dinlerinin etkisini görüyoruz. Örneğin eski İranlıların yılbaşı bayramı olan Nevruzu kutluyorlar. Bosna'da ve başka Balkan yörelerinde Bektaşilik çok yaygın idi. Bir çok Bektaşi şairi Bosnalı lakabını taşıyordu. Onların şiirlerinde Hrıstiyan motifleri yaygın idi. Örneğin XVI. yüzyılda Balkanlarda yaşamış olan Kanberi İncil'de İtalya adı ile Ali'ye işaret edildiğini söyler:
"O Ali'dir Pişüva-yi evliyavü enbiya
Anın içün dedi İsa İncil'inde İlyas"
Balkan ve Bosna'dan gelen Bektaşi dünyasında çok yerde İsa'ya yer veriliyor. Özellikle çarmıha gerilmiş İsa'dır bu. Örnek olarak Beyhani'nin çok bilinen bir nefesini zikir edebiliriz.
"Kerbela çölleri kızılkan oldu
Şah Hüseyin için dünya ağladı
Feryadımız çıktı arş-ü alaya
Topraklar inledi sema ağladı
Beyhani'yem bizi esma'dan sorun
Çarmıha gerilmiş İsa'dan sorun
Bin bir kelam veren imra'dan sorun
Hem Musa, hem Tursina ağladı".
Bu nefeste dinler üstü bir duygulanışı görüyoruz. Gerçektendin sınırları aşılmış, evrensellik boyutlarına erişilmiştir. Son olarak adı bilinmeyen bir şairin nefesini okuyacağım. Bunu merhum Feyzullah Çınar'dan duydum. Şair adı bilinmemekle beraber okumuş ve yüzyılımızda yaşamış olsa gerek. Şair körü körüne inanışı kınıyor. Tanrısal aşkını ilan ediyor. Aynı zamanda merhamet duygusu o kadar kuvvetli ki hayvanların kurban edilmelerine karşı çıkıyor:
"Ezel bade-i aş kile mestiz.
Yerimiz meyhane mescit gerekmez.
Saki kevser kandık elestiz
Kuranı natıka sahip gerekmez
Cennet irfandan remzini bildik.
Bari bismillahtan dersimizi aldık
Cemali dil deryasını kar gördük
Cennette huri gılman gerekmez."
(Dinleyicilerden birisi konuşmaya müdahale ederek bu nefesin İbreti'ye ait olduğunu söyledi.)
-İrene Melikoff: Teşekkür ederim. O zaman siz bana İbreti hakkında bilgi vereceksiniz.
-Dinleyici: Hükümetten korktuğu için şiirlerini yayımlayamadı.
-İrene Melikoff: Siz bana onun ne zaman yaşadığını bildireceksiniz çok kuvvetli bir nefes.
(Sayın Melikoff Nefes'i okumaya devam etti.)
Bize lazım değil, müftü fetvası
Ehli aşk olmanın aşinası
Ademi hor görüp olmayız asi
İnsandan er eden şeytan gerekmez
Anarız mevlayı her anımızda
Allah aşikardır seyrenımızda
Türk dili okunur irfanımızda
Arabi farisi lisan gerekmez.
Gitmişiz cananın asi tanesine
Sıdk ile sarıldık dost zamanına
Canlar baş koymuşuz aşk meydanına
Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez
İbreti Allah seni etmesin izzetli
Anlamak istersen ilm ile hikmeti
Ehli harabata eyle hizmeti
Aşktan başka din ve iman gerekmez."
* Bu konuşma metninin Sn. Irena Melikoff, bu yılki Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenlerinde dinleyicilere sunmuştur.