:
Başköylü Hasan Efendi
meminağa
09-12-2006, 07:15 AM
BAŞKÖYLÜ HASAN EFENDİ :
Erzincan / Çayırlı (205) ilçesi yakınlarında adı Başköy (206) olan eski bir yerleşim yeri vardır. Dağları çıplak, etekleri sulak olan bu engebeli ve şirin coğrafyanın günümüzdeki en önemli özelliği köyün girişindeki küçük ve yeni Türbedir. Başköylü Hasan Efendi´nin Türbesi olarak anılan bu mabet, özellikle yazın hergün üzerinde kurbanlarin kesildiği, dileklerin tutulduğu, bir birlerini hiç tanımayan insanların kaynaşmasına vesile olan bir ziyaretgahtır. Genellikle koçlarin kurban edildiği (207), lokmaların dağıtıldığı, niyaz ve dileklerin edildiği türbe köyün girişindeki mezarlığın sol tarafinda küçük bir tepe üzerindedir.
Hasan Efendi, 1 Temmuz 1973 tarihinde Hakka yürüdü. Doğumu Hicri 1312, Miladi 1894 / 95 yıllarıdır. Hakka yürüdüğü tarihde yaşının 80 civarında olduğu görülüyor. Uzun saçları ve sakalı vardı. Saçlari örülü ve başına taktığı Fes´e benzeyen baslığın altında toplanıyordu. Uzun boyu ve davudi bir sesi vardi. Uzun yıllar kendi deyimi ile HALKI AYDINLATMAK ve İKRARINI HATIRLATMAK için yörede ki tüm köy ve kasabaları dolaşmıştır. Kendisine güvenen ve inanan insanların ona verdiği para, eşya, giysi gibi sadakalari hemen yanıbaşında yoksul insanlara dağıtırdı . Bu coğrafyanın Dede´lerinin hepsinden daha tanınmış, saygınlığı, güvenirliliği ve otoritesi bu coğrafyanin ötesine Tunceli´den Sivas´a, Erzurum´dan Tokat´a kadar uzanan bir alana taşmıştır.
Hasan Efendi yöre Dede’lerinin bir çoğunun yaptığı Cem ayininde ATEŞ yalama ve KERAMET gösterme geleneğine itibar etmeyen az sayıda ki Dede´lerden biridir. “Kerameti Yezid´e, Mervan´a gösteriniz ki Hak yolunu görsünler, İnanan insann gösterişe ihtiyacı yoktur" derdi. Ancak buna rağmen söyledikleri ve önerdikleri şeyler her zaman doğru çıkmıstır.
Başköy civarında ki Kureyş Kabilesi Dedelerine yöre halkı Kör Kureyş’ler adını takmıştır, Bu Ocağın talipleri yoktur. Ancak kendileri diğer Ocaklarda olduğu gibi bir başka Ocağa bağlıdırlar. Kendisinin İmam Musa-i Kâzım soyundan geldiği var sayılıyor. Mahmud Hayrani soyundan geldiği sanılan Seyyid Mevali evlatlarından, Seyyid Mustafa Dede´nin torunu, İbrahim Dede´nin oğludur.
1930 lu yıllarda Hasan Efendi bir dönem kendini tamamen ziyaretlere vermiştir. Aylarca dağlarda, çeşitli ziyaretlerde ve mekanlarda insanlardan uzak yaşamıştır. Bu süre içinde ne yiyip-içtiği tam olarak bilinmiyor. Kendisini tanıyanlar koyun sütü ve yoğurdu yiyerek beslendiğini ileri sürmektedirler. Örneğin yörede Ağırgöl (Aygır gölü) denilen ve orada bir yatırın yattığı söylenen dağgölü (krater) havzasında 9 ay yaşamıştır. Gölü ziyarete gidenler kendisini görmekte ve orada yaşadıklarını bilmektedirler. Bu bölgede var olan tüm ziyaretlerde ve türbelerde aylarca, yıllarca kaldığı herkes tarafindan bilinmektedir.
Hasan Efendi koyun eti, sütü ve yoğurdu dışında hayvansal gıda almazdı. Sağlığına çok dikkat ederdi. Kaynak sularını bile kaynatır ve öyle içerdi. Kendi nefsini ıslah etmek için zevk ve eğlenceden tamamen elini çekmişti. Alkollü içki, sigara gibi şeylerin kullanılmasına sıcak bakmazdı. İnsan sağlığına zarar verebilecek her şeye karşı çıkar ve kullanılmamasını tavsiye ederdi. (208)
Hasan Efendi kendi ifadesine göre 1937 Dersim Vakasına kadar yöredeki erenlerle ve yatırlarla Dersim olayının KANSIZ sona erdirilmesi için müzakerelere gider. 7 yıl "Kan akmasın / Suçlunun yanında masum ölmesin" diye desdek arar. Ama yatırlar Dersim´in ıslah edilmesi gerektiğini ileri sürerler ve buna karışmayacaklarını bildirirler.
1937 / 38 Dersim Vakası Hasan Efendinin hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Bu olaydan son derece etkilenmiştir. "Kuru´nun yanında YaşÂ´da yandı, Yatırlar seyirci oldu" diyerek bu tarihten sonra her gittiği ziyarete hakaretler yağdırmıştır. "Bu insanlar (209), yüzyıllardır size niyaz ediyorlar. Yalvarıyorlar. Yakarıyorlar. Bizi Zalimin zulmünden koru diyorlar. Siz ise yardımcı olmadınız. O halde ne için varsınız?" diyerek tüm ziyaretlere cephe almış, kendisine engel olmak isteyen kim olmuşsa başına bir türlü bela gelmiştir. Dersim’de gidişatın felaketle sonuçlanacağını ve çözüm arayışlarına ziyaretlerden aradığı desdeği bulmadığını ise şu dizelerle vurgulamaktadır.
Sahipsiz eşkıyaların yaptığı arşa dayandı
Hasani uykuda kalktı uyandı.
1931 de Aşiretleri gördüm
Bunların durumlarını sordum.
Dediler, aç kaldık, susuz kaldık
Dağbe dağ gezip uykusuz kaldık.
Hasani aşiretleri hep gezdim,
Gerçek ziyaretlere name yazdım.
Terbiyesizleri edin terbiye,
İşin sonu gider nereye ?.
Terbiyesizleri terbiye eder mazlumların ahı, zarı
Üzerine tayin ettirdi Celal Bayar´ı.
Cevap vermezseniz Ulu Divan Pirine,
Sizi atacaklar kıyamet yerine.
Mitralyoza dizdi, süngüye taktı,
Kimisini de gaz döküp yaktı.
Hasan Efendi pek çok sohbet ve konuşmalarında Dersim olayına değinir ve bu davanın Ulu Divan´a kalacağını söylerdi. Zalimin ve suçlunun yanında mazlumun yandığını ifade eder ve figan eylerdi. Ancak Dersim olayının faturasını da genelde Atatürk yerine Celal Bayar´a çıkarırdı.
Yavuz İslamları bir birine kattı,
Alevilerin namusunu bir pula sattı.
Yavuz´un elinden kaçanlar çıktı dağlara,
Evleri yok, dağlarda sığındılar mağaralara.
Aç kaldılar, çıplak kaldılar,
Hırsız eşkıya oldular.
alıntı:karacaahmet sitesi
meminağa
09-12-2006, 07:16 AM
Yakın tarihe özgü açık bir Demirel karşıtlığı görülür şiirlerinde. Siyasal politikaları ile merkez sağ siyasal cepheye karşı tavrını oldukça belirgin bir şekilde ortaya dökmüştür.
Demirel’e kuvvet veren büyük pınar,
İşleği, süreği, şeytana ayar.
Lânet olsun Büyük pınar size,
Düşman oldunuz hepimize.
Davayı bir iken iki ettiniz,
Yaralarımıza zehir kattınız.
Şimdi Demirel’dir Alevileri öldüren,
Saidi Nursi´leri şad edip güldüren.
Üzerinde en ciddiyetle durduğu konu İKRAR’dı. Bu deyim halk arasında söz verme, sözleşme anlamında da kullanılır. Ayrıca Kivra ve Musahiplik bağları olanlarda birbirlerine İkrar derler. Bir çok kimse ise bu sözün anlamini Hacı Bektaş Veli´nin EDEP sözcüğü ile eşdeğer görür. Öyle değerlendirir. Pir´ine, Mürşüd´üne, Rehber´ine bağlı olmanın yolu da karşılıklı verilen İkrar sözcüğünden geçmektedir.
Silip pak eyledik, yoktur korkumuz,
Ağır gölü mekan ettik yurdumuz,
Kimselerde yoktur, asla korkumuz,
İkrar, iman olmuş, yolumuz bizim.
İkrar iman yoldaş olsa ne olur,
Dünya ana cadde olur, yol olur,
İnsan olan talip olur, kul olur,
Hakka giden yoldur, yolumuz bizim.
Hakka doğru giden ikrar, imandır,
Hak ikrar bağında ulu mihmandır.
Ulu divan kurulacak zamandır,
Hakkın divanında davamız bizim.
Hasan Efendinin bazı şiirleri düz mantıkla okunduğunda genellikle anlaşılmaz. Bu şiirlerine yükledigi GİZ´i bir çok insan farklı anlamda yorumlamaktadır.
Şeriatla, tarikattan ikrarın bendini,
İkrarda erkek, dişi yok, tanı kendini.
Marifetle, hakikatta yokla kaydını,
Nefsini öldürene alda gel beri.
Şeriat nikâhtır, erkeği, dişisi hakdır.
Tarikat ikrardır, erkeği dişisi yoktur.
Marifetli, hakikatli diyen yalanci çoktur.
Onlara laneti yapta gel beri.
Şeriatın yolu, tarikata gider,
Tarikatta ikrar imana gider.
Marifette canını Hakka kurban eder.
Hakikatta niyazla, kurbanın alda gel beri.
Dünya malına fazla ehemmiyet vermezdi. Bununla birlikte oldukca tutumlu bir yaşam tarzı vardı. Lüzumsuz masraftan, süs ve lüks yaşam tarzından hoşnut olmazdı. Mertliğe, misafirperverliğe, dayanışmaya çok önem verirdi. Hiç kimseyi dışlamazdı. Varlıklı ailelerin zenginliklerini toplum içinde öne çıkarmasını hiç hoş görmezdi. Mali zenginliğin, gönül zenginliğine hizmet aracı olmasını arzu ederdi.
Hasan Efendi büyük bir yurtseverdi. Ulusal Kurtuluş savaşını desteklediğini ve Atatürk (Dersim olayında sitem etmektedir) devrimlerini onayladığını pek çok şiirinde dile getirmiştir(210). Özelikle Ulusal Kurtuluş Mücadelesi hakkında pek çok şiiri vardır.
İbadet düşmana karşı cephe almaktır,
Düşmanı ülkeden sürüp atmaktır.
Mustafa Kemal düşmanı çıkardı ülkede,
Düşmandan bir eser kalmadı ülkede.
Atatürk kötü mü etti, hey gidi yaramazlar,
Namusunu, vicdanını arayıp soramazlar.
Namazı arayan düşman elinde esir olur,
Olanca kazancını elinden çıkarıp fakir olur.
Haince nankörlük yapmayın Atatürk için,
Sizi düşman esaretinden kurtardı, düşünün.
Mustafa adına Atatürk giydirdiler,
Sırmalı kürkün hayırlı olsun dediler.
Mustafa Kemal gitti Hacı Bektaşa,
Malını has etti Cemal Kardaşa. (211)
Cemal elini vurdu dalına,
Kuvvet verdi, ayağına koluna.
Alınan kuvvetle Rumları aldı, sattı (212)
Sürdü Rumları denize kattı.
Türkiye´nin kızlarını, namusunu düşman aldı,
Düşman ordusuna ateş saldı.
Şimdi Nurcular Ataya lânet okuyorlar,
Yeniden halı, kilim örneği dokuyorlar( 213).
Başköylü Hasan Efendi söz ve şiirlerinde açık bir Emevi şeriatı karşıtıdır. Bunu sohbetlerinde de dile getirirdi. İbadetin şekil ve biçimde olmayıp özde olmasını savunurdu. Buna rağmen Erzincan civarındaki Sünni / Hanefi inancından olan vatandaşlar Hasan Efendiye çok yoğun bir saygı duyarlardı. Hiç kimse onu incitmeyi, onunla tartışmayı göze alamazdı. Bundan kaçınırlardı(214). Tartışdıklarında ilahi bir gücün kendilerini cezalandıracaklarına inanırlardi.
Şeriat namazla, oruçla değil,
Hakkın Cemaline, didarına eğil.
Şeriatın manası şerri at,
Gönlünü Hakkın emri rızasına kat.
Doğru ol, doğru tut emri,
At sırtındaki semeri.(215)
Namaz, oruç, cami sendedir,
Bilirmisin, imam, iman kandadır.
Başköylü Hasan Efendi, Cem ayininde kadın ve erkek, 7 den 70 e tüm Canların bir bütün olarak orada yerini alması gerektiğine inanır.Özellikle 40 lar Cem´ine çok önem verir. Buraya sadece Taliplerin girmesi gerektiğini ileri sürer. Bir beyanında şöyle demektedir.
“ Sadece Cem evinde değil, her nerede olursa olsun kendi ailesi ve kocalarından başkası haramdır. Cem kapısı Fadime kapısıdır. O kapıya Talip olanlar girer. Başkası giremez. Aralarında erkek - dişi yoktur. Cümlesi birbirine kardeş, bacıdır. …..O kapıdan içeri Hakk var. Hakk, sağı, çürüğü, haklıyı, haksızı ayıracak Ulu divandır. Cem Hakkın evidir.Hakkın evinde yalan, dolan, fuşku, ficur, haset, fesat, kin, kibir, gurur, adavet, kıy, kıybet, dedikodu yoktur. Çünkü o Cem, şek(il)siz, şüphesiz Ulu Yaradanın Hakk kapısır (216). Hasan Efendi, Erzincan ve çevresinde bir efsanedir. Onu yakından tanımayan, toplum üzerindeki etkisini görmeyen sağlıklı değerlendiremez. Hakka yürümesindenden bu yana uzun süre geçmesine rağmen unutulmamasını, ıssız Başköy yollarının gelen ziyaretcilerle dolup taşmasını anlayamaz. Akın akın türbesine koşan bu ziyaretçilerin kimi ona bağlılığını yenilemekte, kimileri de manevi mirasının gelecek nesillere aktarılmasını arzulamaktadırlar. Ancak gerek köy ve gerekse Türbe, sosyal ve siyasal olumsuzlukların pençesinde can çekişen bir kültürün ayakta kalan son kalıntıları olarak Hasan Efendinin ağzından bizlere seslenmektedir.
Millet sizin için yandım tutuştum,
Gerçek erenlerin yurduna düştüm,
Düşmanınıza dost olandan kaçtım,
Yazıyı yazın mezarım kaybolmasın (21
alıntı :karacaahmet sitesi
birdal can
11-12-2006, 01:07 AM
çok güzel bi yazı arkadaşlar...paylaşımın için saolasın...
blackmulberry
06-03-2008, 05:48 AM
Ellerine Saglik
haydar-ali
03-07-2008, 02:59 PM
hasan efendi büyük pinar dan bas ediyor, bu malatyadaki bulunan köydür, ve bu köy izetin doganin in baba dede yurdudur.
izetin doganin babasi demirele oylari kaydirdi diye hasan efendi büyük pinari seytana es görmekdedir.....
haydar-ali
03-07-2008, 03:01 PM
Demirel’e kuvvet veren büyük pınar,
İşleği, süreği, şeytana ayar.
Lânet olsun Büyük pınar size,
Düşman oldunuz hepimize.
Davayı bir iken iki ettiniz,
Yaralarımıza zehir kattınız.
Şimdi Demirel’dir Alevileri öldüren,
Saidi Nursi´leri şad edip güldüren. ................................
bu dizelerde kendi zamanindaki yalnislari desifre ediyor izetin doganda babasi dedesi gibi seytanin isleyinden deyilmi ................
ahura
03-07-2008, 05:53 PM
çok güzel bi yazıydı can.hasan efendi yi 7 yıl yanında kalan sultan özcan dede den bi çok defa dinledim ve kitabundan okudum neden insanların hasan efendiden bu kadar etkilendiğini anlıyorum.onun zamanında yaşasaydım yanına gidip duasını alsaydım sorular sorup aydınlaysaydım diye çok söylenirim..türbesinede 3 yıl önce gitmiştim inşallah bu senede bana ve herkeze gitmek nasip olur
Rojaazme
02-10-2008, 11:05 AM
emeklerinizle var olun tüm canlar...
hakk çümlenizden razı ola..
kanlıbey
02-10-2008, 11:56 AM
Erenler Bahçesinin Gülleri
Bende Başköylü Hasan Efen diden Allah üzerine söylediklerinin bir bölümünü
sizlerle paylaşmak istedim.
Hakka yürüyen Erenin emri rızası ile...
"Bütün dünya alimlerine soruyorum.Evrenin sonsuz boşluğunda ve dünyanın sıfır kuruluşundan evvel,daha evrende (su,toprak,ateş,rüzgar) var olmadan mevcut görünen cümle canlı,cansız eşya yaratılmadan evvel,ana baba yolu açılmadan kendi kendini yaratan zar varmıdır.?Var,yok sorusuna elbetteki fikir muhakemesi karar verebilir.Bazıları Allah vardır diyorlar.Peki varsa nedir,neye benzer.? Alacağınız cevap:Bu adamla konuşmak suçtur,günahtır.Bu adam dinsiz imansızdır:diye insanın sözünü boğazına tıkarlar ,oradaki cemaati insanın üzerine kışkırtmaya kalkarlar...."
"....Eğer Allah var ise mutlak bir kalıbıda vardır.Zaten .....'ben Vacübul Vücudum' demiyormu.? O halde görmek için gözü,duymak için kulağı,emretmek için ağzı yokmudur.?"
"Şu halde aynen bir insanı kamilin göreceği bileceği şeyler tamamen kendisinden mevcuttur."
"Evet ,İnsan Hak,hak İnsandır.."
Devam etmek umuduyla.
Gerçeğin demine Hü.
haydar-ali
20-08-2009, 03:20 PM
ALLAH İLE KULLARIN HİKÂYESİ
Haklı haksız kimse meydana çıkar
Haksız olan kıyamet kuyusuna akar
Bakın hikâyenin öncesine sonuna
Allah Şeytanı almıştır yanına
Dünyanın iki kapısı handır
Kullar bu dünyada mihmandır
Evvelki kapıda Allah oturur
Şeytani nefse uyanı cehenneme götürür
Hikâyemize durmadan başlayalım
Hakk'ı Hakk'a, nâhakı nâhaka yaslayalım
Bir varmış, bir yokmuş
Allah Allah diyen çokmuş.
Allah kullardan habersizdir
Kul da edepsiz hayasızdır.
Kul Allah'ın emrini tutmamış
Allah da emrini tutturamamış.
Emir meydanda kalmış sahipsizdir
Kullara sahip olmayan imansızdır.
Koyun çobansız olmaz
Emir sahipsiz olmaz.
Sahipsizlerin sahibinin adı
Yoktur işin lezzeti tadı.
Hikâyedir bunun adı
Söyledikçe çıkar lezzeti tadı.
Hikâyeyi dinleyip haklamazsa
Verdiği emire sahip gkmazsa.
Hikâyeyi can kulağıyla dinlesin
Ah çeksin yüreğinden inlesin.
Dünya eşkıyadır sebebini soran yok
Sebebe taraftar olan gayet çok.
Taraftarlanna vermiş cenneti
Eşkıyalara vermiş kahrı minneti.
Emrinde olanlardan cenneti almış
Emirsizleri kendi cennetine salmış.
Alınan cennet evladı ayalleridir
Verilen cennet düş hayalleridir.
Verilen cennet ham hayal olur
Herkes ettiğini elbette bulur.
Kimseye kuyu eşme düşersin
Arkana bakmadan kaçar gidersin.
Sahipsiz kalan emrini tut
Gönlünü tutulan emre kat.
Namusa vicdana sahip ol
Emirde bulursun selametli yol.
Ernri tut, emre asker ol
Allah'a kavuşur, emir doğru yol.
Habersizdir haberi yok emirden
Pehlivanın tutarlar kemerinden.
Allah'tan sebeplerden korkma
Davayı gör davadan başkasına bakma.
Namus vicdan gösterir doğru yol
Cenneti namus vicdanında bul.
Cennet dediğin kız, evladı ayalindir
Bu cennetten başkası ham hayalindir.
Hayalin sonu yoktur
Evveli de sonu da boktur.
Ulu Divan elbette kurulur
Sebeplerden sorgu sual sorulur.
O divan sorgu sualsiz olmaz
Hiç kimse kimseden darılmaz.
Allah'tır sebep olanların başı
Hile fırıldakla dönüyor işi.
Baş ne ise leşi de odur
Ulu Divan'da verilen karar budur.
Sebepler başın yakasından tutsun
Baş nerede ise leş de oraya varsın.
Baş leşten, leş de baştan ayrılmaz
Kimse kimseden küsüp de darılmaz.
İlciyi birbirine düşman etmiş boğuşturur
İlci tarafa da kuvvet vermiş dövüştürür.
Kanunsuzdur kanunun icrası yoktur
ismini aleme bildirmiş ismi Haklc'tır.
Hakk olan arar hakkı bulur
Haksız olanlara düşman olur.
Hem haklıya kuvvet veriyor hem haksıza
Bir balcın adaleti, namusu yok vicdansıza.
Bir evde bir ülkede iki baş olur mu?
Hem Şeytan hem de Rahman doğru mu?
İlci başın biri Havva biri Naciye ana
Bunların hangisi dost olmuştur sana.
Havva ana sürgündür Tauz'un emrindedir
Naciye ana emirledir, Allah'ın emridir.
Emrini götürdün emirsize kul ettin
Doğru yolunu bırakıp eğriye gittin.
Tauz'u, Âdem ile Havva'yı sen doğurdun
Âdem'i balçıktan, Tauz'u ateşten yoğurdun.
Bunların ilcisinin de aslı da birdir
Tauz Âdem ile Havva'da gizli sırdır.
Havva'nın vardır ilci kocası
Biri gündüzdür biri de gecesi.
Havva veledi zina doğurdu
Tauz'un mayasıyla yoğurdu.
İspatı Havva'dan doğan Habil ile Kabil
Emrine düşman oldular hem de gafil.
Dünyada dökülen kan bunlardan geldi
Böylece kan tohumu dünyaya ekildi.
Doğru yolun Havva'dan doğanlar mıdır?
Naciye'yi Havva'ya boğduran mıdır?
Doğru yolun bunlardan hangisidir?
Bu bir hile fırıldak işidir.
Hile ile fırıldağı çeviren
Dostlukla Naciye'yi deviren.
Şifi Âdem'in üzerine yazdın
Naciye'yi Âdem'e hileyle karı düzdün.
Tek olarak dünyaya geleni göster
Tek gelenlere şahit ispat ister.
Naci, Naciye'nin eşidir
Biri erkek, biri dişidir.
Naci, Naciye Hakk'ın doğru yoludur
Naci neden Havva'nın kuludur?
Doğru yol Naciye ananın yoludur
Yalan yol da Havva'nın yoludur.
Yer gök yok iken bu yollar vardı
Biri zulümat biri de nur idi.
Zulümat yolu hayır şer Allah yoludur
Nur yolu ikrar iman Hakk'ın yoludur.
Hakk kanun emrini icra eden hakimdir
Allah kanunsuz mukadderata mahkumdur.
Allah hükümdardır hayır, şer üzerine
Hakk ikrar imanla bağlıdır pirine.
Amentu de okunur hayır şer Allah'tır
Allah'ın ispatı Amentü billah'tır.
Yalan yol hayır şer mukadderat yoludur
Doğru yol emirle gelen Hakk'ın kuludur.
Mukadderatta yazılmış bozulmaz
Bozulanlar artık deftere yazılmaz.
Hakim kanun emriyle mukadderatı bozar
Kanunun emri ne yolda ise onu yazar.
Allah kanunun nerede, kimdir hakimin
Nerede kaldı Kuran'ın hükmün.
Âdem oğulları olmuş eşkıya
Ordu kurup giderler baskıya.
Allah'tır eşkıyaların başı
Hile fırıldakla dönüyor işi.
Fırıldağı çevirdikçe Şeytan'ı kalkar
Milletleri birbirine düşman eder yakar.
Allah'ın emriyle Şeytan dönüyor
insanları yakıp da yandırıyor.
Sanmayın Şeytan Allah'tan sürgündür
Allah ile birlikte toylu düğündür.
Bu bir hilebaz fırıldak desise*
Yazdıklarımdan alın doğru hisse.
Bu fırıldak Güruhu Naciye için
Uyanın, uykudan gözlerinizi açın.
Allah'ın emrine, sözüne inanmayın
Sakın inanıp da kanmayın.
Allah'tır milletleri birbirine katan
Ateş vererek kül edip yakan.
Bunlar iradeyi cüziyeye tabidir
Mukadderat ile takdirin hesabıdır.
İradeyi cüziye Allah'ın elinde
Yazılmış zulümatta, lanet gölünde.
İradeyi cüziyeyi kulların eline vermiş
Bahçesinde biten güllerini dermiş.
İradeyi cüziye yularsız gemsizdir
Derdi belası yoktur, gamsızdır.
Allah'ın yuları gemi kendi elinde
Kurtulmaz dünyanın afatı selinde.
Dünyanın afatı seli kendi gazabıdır
Kullarına verdiği türlü türlü azabıdır.
Sağı, çürüğü katmış birbirine
Geçmiş olmaz yaramazların yerine.
Allah kanunsuzdur, kanunu yoktur
Kullarına verdiği ezayı cefası çoktur.
Temyiz mahkemesi kurulursa
Bir gün sorgu suali sorulursa.
Sorulan sorguda hazırlasın cevabını
Hakim görüyor Allah'ın hesabını.
Allah'ın ikrardan korkusu yoktur
Onun için kullann azgınlığı çoktur.
Kanundur insanları korkutan
Uyandınr insanı derin uykudan.
Eşilen kuyuya düşenlerin, düşürtenlerin hesabını
Çağırırlar Allah'ın tayin etmiş olduğu kasabını.
Allah'ın yoktur korkusu kimseden
Okuyup almamış kanunun dersinden.
Allah'tır cümle kulları boğuşturan
Milletleri düşman edip dövüştüren.
Şeytan'ı vasıta etmiş kendine
İyice aşina olduk işleğine işine.
Allah ile kulların arasına kimse giremez
Haklı olan davasından kimse vazgeçemez.
Bu davalar hakimin divanında görülür
Sebep olanlardan bunların hesabı sorulur.
Sebebin sebebi olan meydana çıkar
Yeri narı cehennem kuyusuna akar.
Muhammed'e Ebu Cehil'in eştiği kuyudur
Eşenler kendi büyüklerinin buyruğudur.
Kuyu eşersen kendine eşersin
Eştiğin kuyuya kendin düşersin.
Allah'ın eştiği mukadderat kuyusudur
Ebu Cehil'in eştiği kuyunun yoludur.
Sorarlarsa kasaba bu emri kimden aldın?
Allah'ın emriyle özümü bu işleğe saldım.
Bensiz Allah kimseden hesap soramaz
Bensiz hiçbir yere gidip varamaz.
Allah ile özümüz sözümüz birdir
Allah kalbimde gizli bir sırdır.
Allah'ın sırnna kimse eremez
Benden başkası Allah'ı göremez.
Doğru söz budur doğruyu söylerim
Daima yükümü Allah'tan paylanm.
Anlamayana meydandadır sözüm
Anlayana meydandadır yüküm.
Allah'ın yarattığı kasap kuludur
Habil ile Kabil'in kurulu yoludur.
Bu yol Havva anadan doğmuştur
Üzerlerine lanet yağmuru yağmıştır.
Allah'tan gelen iki yol bunlardır
Biri Havva biri Naciye analardır.
Naciye ana ile gelen koyun yoludur
Havva ana ile gelen kasap yoludur.
Kasaplar koyunları kesip asmışlar
Yol üzerine kuyuları açmışlar.
Allah'tır bunları birbirine düşman eyleyen
Her iki tarafın da dillerinden söyleyen.
Koyunlann davası Allah'tan görülür
Hakimin divanından sorgular sorulur.
Sorgulan soran hakim Hakk'tır
Hakk olan hakime şek şüphe yoktur.
Dünyayı elma gibi tutmuş elinde
Ordusu, kuvveti her dem dilinde.
Yoka yok der yok olur
Vara var der var olur.
Yok yoktan yaratılan yok kuludur
Vardan gelen ikrar iman kuludur.
Vardan gelen Hakk'ın emrinin yoludur
Yoktan gelen Tauz'u Meleğin kuludur.
İnsanlığın ispatıdır bu dünyaya gelenlerin
Hakk'ın emrini tutmayan kuyu eşenlerin.
Dost düşman kimdir herkes bilsin
Tedbirini alıp Hakk'ın divanına varsın.
Düşman Allah'tır dost kanundur
Kanunu icra etmeyen deli cunundur.
Allah kanunu icra etseydi dost olurdu
Emeği zay olmazdı kendini bulurdu.
Nebileri, evliyaları kendine taraf etmiş
Dünyada olanları alıp birbirine katmış.
Bu hesapların cümlesi Allah'tan sorulur
Bir gün gelir elbet halcimin divanı kurulur.
Şeytan'ı kendine vasıta etmiş
Kötülüklerin olmasına meydan vermiş.
Şeytan'a dur deseydi durmaz mıydı?
Yerinde taş olup kurumaz mıydı?
İşlerini Şeytan'a gördürüyorsun
Şeytan'a yol verip yürütüyorsun.
Allahsız daldan yaprak yere düşmez
Ne insan ne de kuş dağları aşmaz.
Âdemler yürüyüp adım atamaz
Alışveriş edip bir şey satamaz.
Âdem oğullannı sensin yürüten
Al yeşil renklere bürüten.
Sensiz hiçbir şey olamaz
Yürüyüp bir yere menzil aiamaz.
Hükümdarlann işine karışılmaz
Hükümleri elinden kolayca alınmaz
Ulu Divan kurulursa hükümsüz kalırsın
Çok rica minnet eder de yalvarırsın.
Senin kurduğun dünyayı sana verirler
Zulümatta kalırsın ay, güneşi alırlar.
Yarattıklarınla cirit oynarsınız
Sen ettin diye birbirinize laf atarsınız.
Mazlumların ahû zarı elbet sizden sorulacak
Hakk sahibi, dava sahibi hakkını sizden alacak.
işte Kuran işte İncil
Yazdıklannı oku olma hecil.
Allah sen gönderdin bu kitapian
Hakimin divanında görülür hesaplan.
Okursan kendini edersin berat
Hızır'ın bindiği bozatlı kırat.
Allah'ı hem hazır, hem de nazır eden
Darda, sıkıntıda kalanlara yardım eden.
Niçin esir ettin, darda bıraktın, ağlattın
Sana sığınanlara yas İle karalar bağlattın.
Zalimlerin eline verdin, astırıp kestirdin
Başlannı kestirip mızraklara astırdın.
Kadınları üryan edip şehirleri gezdirdin
Emrinde olan Ehlibeyti bu kadar ezdirdin.
Ali'nin kırdıklannın kıssasını aldırdın
Ali'ye Zülfikâr'ı verdin, kollarını bağladın.
Ahiretteki cennetinle aldattın
Zindanlarda çürütüp ipte sallattın.
Mazlumlara verdiğin ikrar nerede kaldı
İkrarın kaybolup zulümata mı daldı?
hasan sani
kanlıbey
23-08-2009, 09:53 AM
Can erenler
Başköylü Hasan efendi de Kuran-ı natıktır..
Anısı ve öğretisi önünde saygı ile eğilirirm..
Ruhu şad olsun..
ŞAH HÜSEYİNLE OMUZ OMUZA OLSUN..
Aşk ile..
zazakizi
25-08-2009, 05:24 AM
Başköylü Hasan Efendinin yorumuna göre:
“1) Üçler nedir? Üçler vücut, can ve ruh dur. Can, kan demektir. İnsanın kan dolaşımını anlatmaktadır. Ruh ise irade ( istenç) demektir. Vücuda iyi bakılırsa, doğru beslenirse kan temiz olur. Ruha, bilince de doğru bilgi verilirse irde ( istenç) ruh, da düzgün olur.
2. Beşler nedir? Beşlerin dördü dünya, biri insanla ilgilidir. Dört element ateş, rüzgar, su ve topraktır. Ateş ile rüzgar bir su ile toprakta birdir. Aslında dördü de bir toprağa girmektir ve birdir. Beşincisi ise candır. Can üçlerin toplamıdır. Vücut kan ve irade toplamına can denir, yani insandır.
Yediler nedir? En önemlisi yedilerdir. Yediler olmaz is kırklar olmaz. Yediler dünyaya ait olan döret ve insana ait olan üçten meydana gelmektedir. Dört ateş, rüzgar, su ve topraktır. Üç ise can, canan ve çobandır.
Çoban çocuktur. Gelecektir, can erkek canan kadındır. Can ve canan bir gömleğe girerler, bir olurlar. Birleşmede çoban, yani çocuk olur. Çoban olmaz ise soy sürmez. Meydan boş kalır . Altı olursa insan soyu tükenir.”
zazakizi
25-08-2009, 05:32 AM
AMA: Hasan Efendinin diye gösterilen bazi kaynaklar sakincalidir.
Derviscemal
25-08-2009, 10:55 AM
Sevgili Dostlar,
Başköylü Pirim Hasan Efendi (Hasani Sani) Beşlerden biridir. Ölürse ten ölür canlar ölesi değildir.
Bu nedenle bilmeden etmeden ezbere yazılardan dolayı konu kapanmıştır.
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.