PDA

: Pirim Şâh Baba’nın Sinop’a sürgün hayatı;


tuerkay
09-12-2006, 03:02 AM
Pirim Şâh Baba’nın Sinop’a sürgün hayatı;


Bakipir binbir zorlukla yaptığı evi iki katlıydı. Üst katında kendileri oturuyor, alt katında da ahır olarak kullanılıyordu. Evin ön cephesinde tahtadan yapılmış merdivenle geniş bir çardağa giriliyordu. Aynı zamanda sağ tarafta ki küçük odadan ahıra tahta bir merdivenle inilebiliniyordu. Aşağıdan eve doğru geldiğinizde mor sarmaşık çiceklerin, kara üzüm asmalarının olduğu bir bostandan geçiliyordu. Evlerimizin inşa edildiği mekân yüksek bir yerde olduğu için gelen misafirler kanter içinde kalırlardı. Aylardan bir haziran günü Şefkar’den asıl adı seyyid Kemal olan Bakipir’e seyyid Mümin misafir olur.

Seyyid Mümin aynı zamanda büyük dedem Bakipir’in rehberidir. Şâh Baba’da piri olur. Derviş Cemal süreği diğer ocaklara nazaran bir özelliği de kendi içinde elele el Hakk’a şeklinde ikrar ile bağlanmalarıdır. Alevi ocakları içinde bu bakımdan diğer süreklere nazaran özel bir yapısı vardır. Erzincan Zurun’da ki Şâh Baba bütün Derviş Cemal Ocağı mensuplarına ve taliplerine pir ve mürşiddir. Bütün Şeyh Hasanlılar Derviş Cemal talipleridir. Şeyh Hasanlılar da Hace Ahmed Yesevi evlatlarıdır. Pirimiz Şâh Baba Zurun’daki Dergâhı içinde bulunan direkte akan bal ile ün salmıştır.


Bakipir bir akşam vakti iki katlı evinin bostana bakan cephesinde kendi eliyle yaptığı kürsü üzerine kurulmuş etrafı kolaçan ediyordu. Derin bir sessizlik içinde güneşin yavaş yavaş inişini seyrederken Çemizgezek’te aldığı kaçak tütünü piposuna bir miktar koyarak ateşliyor. İki defa cıgaranın dumanını içine çekerek sağ eline gögsüne doğru salınmış ak sakalına getiriyor. Üç defa beyazlamış uzun sakalını avuçlarının içine alarak düzeltti. Bir yandan acı kaçak tütünü ciğerlerine çekerken diğer yandan güneşin yavaş yavaş dağın doruklarından kayboluşunu gözlerini ayıramıyordu.


Bakipir ailemiz içinde son dervişlerdendir diyebilirim. Hayatının büyük bölümünü bazan at üzerinde bazan da yaya olarak bu seyyidin hesaplayamayacağı binlerce kilometre katettiğini yaşlılarımız söylerlerdi. O dönemde yaya olarak İstanbul’a kadar gittiğini ve şikayet üzerine yakalandığını, jandarmalar tarafından Erzurum’a getirilirken yaşlı haliyle eline geçen bir fırsat üzerine yakın bulunan ormana kaçtığını ve izini kaybettirdiğini söylerlerdi. Bir başka zaman bu hikayeyide sizlerle paylaşacağımı söylemek isterim. Bakipir evinde de bir misafir gibi davrandığını hatta bir temuz sıcağında eve geldiğini büyük nenem Zeynep Ana kendisine yanan ocağın yanında döşek serdiğini saatlerce gözlerini başka yere değdirmeden ateşe baktığını büyüklerimiz söylerlerdi. Bunu da ayrıca işleyeceğimi ve her detayına kadar sizlerle paylaşacağımı belirtmek isterim. Büyük nenem Zeynep Ana dedem İmam Hüseyin ve ağabeyleri seyyid Yusuf ve seyyid Cemal üzerinde büyük emekleri olmuştur. Özel hocalar ve zakirler tutarak her alanda dedem ve amcazadelerimin eğitim görmelerini sağlamıştır.

Evin bütün işlerini tek başına üstesinden gelmeye çalışırdı. Fakir anasıydı. Bir seferinde başka bir köyde akraba ziyaretinde dönerken bir kadını üstü başı perişan halde görür üzerinde ki elbiselerini çıkartıp biraz para ile kadına verir. Kendiside sadece don ve gömlekle evin yolunu tutar. Fakir fukarayı koruması ve destek olmasıyla o yörelerde ve Erzincan tarafında hala adına and içilir. İşte bölye bir anasultandı Zeynep Ana.


Neyse biz yine konumuza dönelim. Bakipir misafir gelen yine Derviş Cemal Ocağından rehberine izzet ikramda bulunur ve eksik bırakmamak için bütün aile bireyleri ile seferber olurdu. Allah talibi pirin, rehberin, mürşidin nasibinden, duasından eksik eylemesin.

Bizim pirlerimiz ve rehbelerimiz ile ilişkilerimiz diğer süreklere göre çok farklıdır. Pir kapısına hizmetimiz yanında hem aramızda aynı babadan gelme bir akrabalık bağımız var hemde ikrar ile bağlandığımız rehberlerimiz ve pirlerimiz Derviş Cemal Ocağındandırlar..

Lokmalar yenip içildikten cem cemaat yapıldıktan sonra ikinci gün Bakipir’den eğer rızasıda olursa kızı Hürü Ana’yı kardeşi seyyid Güzel’e ister. Bakipir kızı Hürü Ana’ya seyyid Güzel’e gönlü olup olmadığını sorar; “siz nasıl uygun görürseniz öyle olsun der” Hürü Ana. Bakipir ”kızımın gönlü seyyid Güzel’e varsa bende verdim gittim” der.

Üçgün üç gece düğün yapılır. Davul zurna eşliğinde halaylar çekilir. Hürü Ana ile seyyid Güzel evlenirler. Bu evlilikten beş kız ve bir erkek çocukları olur. Kızlarının en büyüğü Gülüzar’dır.

Aradan günler, günleri aylar, ayları yıllar takip ederek bir dönem büyük nenem Zeynep Ana kızı büyük halam Hürü Ana’yı ve torunlarını görmek için Şefkar’e gider. Üç ay misafir olur. Ünü fakir anası olarak yayılan Zeynep Ana’yı ziyarete geleni haddi hesabı olmaz. Sadece o köyde değil çevre yerlerde de görmeye gelenler olur. Birgün Şefkar muhtarı seyyid Rıza seyyid Güzel Dede’nin evinde Zeynep Ana ile sohbet etmektedirler. Diğer köylülerde gelmişlerdi.


Birara seyyid Rıza ayağa kalkar Bakipir’in hanımı Zeynep Ana’nın elini öperek; “Gülüzar senin torunundur. Seninde iznin olursa Gülüzar’ı oğlum Mehmed’e gelin olarak istiyorum. Sen hepimizin anasısın. Ne diyorsun Zeynep Ana” der.

Zeynep Ana “ seyyid Rıza sen asil bir ailedensin, eğer torunum Gülüzar’ın gönlü varsa ve rızasıda olursa niye olmasın. Verdim gitti. Ama ben burada iken kızı gelir ister nişanını takarsın”der. Zeynep Ana üç ay Şefkar köyünde kızı Hürü Ana’nın evinde misafir kalır. Ama seyyid Rıza’dan hiç bir haber çıkmaz. Ha bugün gelecekler ha yarın derken Zeynep Ana’nın eve dönüş zamanı gelmişti. Sabahın erken saatlerinde bütün Şefkar halkı Zeynep Ana’yı uğurlamaya gelmişti. Yaşı hayli ilerlemiş haline rağmen yirmibeş yaşındaki bir genç kız gibi üzerinde ki eğerden tutarak ani bir hamle ile kır ata binerek; “ Şefkarlılar ekmeğinizi yedim, suyunuzu içtim. Üç aydır kızımın evinde misafirim. Ben sizden razıyım Hakk’ta sizden razı olsun. Hakkınızı helâl eyleyin. Damadım rayber seyyid Güzel’in bana hediye ettiği bu beş altını kızım Hürü Ana’ya hediye ediyorum. Zira Mercan uzak diyardır. Yaşımda hayli ilerledi. Bir daha buraya gelip gelemeyeceğim belli değil”. Zeynep Ana sağa sola bir bakındı. Gözleri seyyid Rıza’yı aradı ama bulamadı. Bütün Şefkar burada toplanmış ama seyyid Rıza’yı göremiyordu. Tekrar sözüne devam ederek ”Seyyid Rıza benden torunum Gülüzar’ı istedi. Bende ağırlığımı koyarak evet dedim. Aradan üç ay geçti. Ama seyyid Rıza torunumu ne istemeye geldi nede beni uğurlamaya. Seyyid Rıza sözünde durmadı. Zaten olur sözünüde ben vermiştim. Şimdi herkes duysun ki torunum Gülüzar hürdür ve istediğine varma hakkına sahiptir. Seyyid Rıza sözünden durmadığı için bende o sözü beraberimde Mercan’a götürüyorum. Bu böyle bilinsin” der. Atını Mercan dağlarına doğru yönlendirir.

Gel git zaman Kulo Aziz seyyid Güzel ve Hürü Ana’nın güzel kızları Gülüzar’a gönlü düşer. Kendisine vermeyeceklerini bildiği için Gülüzar’ı kaçırır. Akşamın karanlığından faydalanıp izlerini kaybettirirler. Haber bütün Şefkar’a çabuk ulaşır. Köylüler atlarına atlayıp peşlerine düşerlerse nafile bir iz bulamazlar. Sonra duyarlar ki Kulo Aziz Şâh Baba’nın evine sığınmıştır.Aradan iki hafta geçtikten sonra Zurun’dan bir heyet Şefkar köyünde seyyid Güzel’in gidip barış sağlanır. Allah’ın emri yerine getirilir. Ama seyyid Rıza Kulo Aziz’in Şâh Baba’nın evine sığınması ve sonrasında gelip iki tarafı barıştırmasını içine sindirmez. Seyyid Rıza Şefkarlı üzerinde otorite olmasının yanında aynı zamanda köy muhtarıdır. Bu zamandan sonra seyyid Güzel’e rahat vermez. Sabahın erken saatlerinde seyyid Güzel tarlasını sürerken seyyid Rıza taraftarı olan Nizam İsmail’in oğlu Mehmet gelir öküzlerin önünde dikilerek “sen bu tarlayı süremezsin”der. “Oğlum buda nedemektir. Yıllar önce sizden satın almadık mı…. Bu tarla benim ise niye süremeyeyim” der seyyid Güzel. “Tarlayı bırak yoksa sonunu sen bilirsin “deyip çekip gider. Seyyid Güzel’de peşinden “Oğlum benim gibi yaşlıya bu revamı. Siz bize rahat vermezsiniz Allah’ta size rahat vermesin”der. Artık anlamıştır seyyid Rıza’nın kendilerine rahat vermeyeceğini. Bir sabah Şefkar köyünden Bulanık köyüne göç etmeye karar verirler. Uzun bir yolculuktan sonra akşam karanlığında Bulanık köyüne varırlar.

Aradan bir zaman sonra Şefkar köyünün atları çalınır. Seyyid Rıza bunun Şâh Baba ve seyyid Güzel eliyle çalındığı yalanını bütün köye yayar ve inandırırlar. Seyyid Rıza Nizam İsmail ve Abbas Süleyman bunu fırsat bilip jandarmaya bir dilekçe ile ihbar ederler. Yapılan ihbarda Şâh Baba’nın halkı devlete isyana teşfik ettiğini, Dersim’den gelen isyancıları besleyip koruduklarını “Mama Hatun karakolu’nda” şikayette bulunurlar. Bunu üzerine 1935 yılında jandarma Şâh Baba, Nesemi Dede, Mehmet dede, Kulo Ahmed’i tutuklar. Şâh Baba’nın tutuklandığını duyan seyyid Güzel dayanamaz “Pirim tutuklansın bende kaçak gezeyim, olurmu hiç. Pirim nerede ise bende oradayım” der ve jandarmaya teslim olur.

tuerkay
09-12-2006, 03:03 AM
Yukarının ekidir:


Suçsuz olan Şâh Baba ve yanındakiler yaya olarak Sinop’a sürgün edilirler. Sinop şehrine varıldıktan bir hafta sonra da seyyid Güzel ve Kulo Ahmed Bafra’ya sürülür. Hiç biri yeterli derece türkçe bilmiyordu. Şâh Baba ve o çevredikilerin ana dilleri kırmançki dilidir. Sinop ağır ceza mahkemesi tutanaklara bakar ve birde pirlerin durumlarına bakar. Tutanakta Dersim dedeleri olarak geçiyor. “Bunlar dededir” kelimesi Sinop Ağır Ceza Reisinin dikkatinden kaçmıyor. “Bu dilekçeyi Ankara’ya gönderirsem idam fermanınız kesin verilir” diyor. “Alevi Dedelerisiniz, kerâmet sahibisiniz. Benim bir felçli kızım var. Eğer onu iyileştirirseniz, dosyanızı yeniden düzenler size af çıkartırım eğer iyileştiremezseniz bu dosyayı aynen Ankara’ya yollayacağım. Yoksa tutanaklara göre kurtuluşunuz yoktur”der. Şâh Baba çok az türkçe bilir birazda işaret ile anlamaya çalışırlar.

Şâh Baba kabul eder. Alıp reisin evine götürürler. Reis evin önüne nöbetçi askerler bırakarak “eğer kızımı iyileştiremezsen, seni idamdan kimse kurtaramaz. Eğer dedikleri gibi kerâmet sahibi iseniz ve kızımı iyileştirirsen affınızı çıkartır tekrar köyünüze dönersiniz”der.

Şâh Baba kıza bir bakar, yatağın üzerinde uzanmış yatıyor. Yere diz çökerek ellerini dizlerini üstüne koyar ve gözlerini kapatarak bütün gece dua eder. Ağlar, sızlar. Allah’ım nedir bu garip başımıza gelenler. Ya Muhammed ya Âli ya Hünkâr Hace Bektaş Veli, ya Şâh Hatayi, ya seyyid nur-u Derviş Cemal… Bir ara uykuya dalar. Kendini yemyeşil bir ova içinde başını önüne doğru ağlarken bir ses duyar. Bu ses dedesinden başkası değildi. Başını kaldırıp sesin geldiği yöne bir bakınır. Etrafına ışık saçan bir güneş içinde dedesi kendisine “İbrahim’im niye bu kadar kederlisin, kalk kızın koluna gir. Kızı gezdir, korkma iyileşecek. Şâh Baba uyanır ki rüya görmüştür. B-ism-illâl ya Allah! Ya Muhammed ya Âli ya Hatice-i Kübra, ya Fatimetüz -zöhre, ya Oniki İmamlar, ya Hünkâr Hace Bektaş Veli ya Şâh İsmail Hatayi Sultan, ya ceddim seyyid nur-u Derviş Cemal, Bozatlı Hızır sen yetiş imdatımıza deyip kızın yatağından kaldırıp koluna girerek yürütmeye başlar. Reisin kızını sabaha kadar odanın içinde dualar söyleyerek gezdirir. Bütün gece boyunca reis ve hanımı sonucu merak içinde beklerlerken gözlerine uyku girmemişti. Sabah olunca ilk işleri durumu ögrenmek için soluğu kızlarının odasında alırlar. Büyük merak içinde odaya doğru giden reis ve hanımı yatağın üzerinde kızını Şâh Baba ile sohbet ederken görürler. Reis ve hanımı sevinç dolu gözleri ağlamaklı bir şekilde kızına sarılırlar. Allah’ıma bin şükürler olsun ki bu günleride bize gösterdin. Kızları “bana sarılacağınıza bu yaşlı Pir’in ayaklarına gidin . Beni iyileştiren odur. Bütün gece benim için dua etti ve sonra beni odada gezdirdi. Bu yaşlı Pir olmasaydı ne ben iyileşebilirdim ne de siz bu günleri görebilirdiniz” der. Reis ve hanımı Şâh Dede’nin ayaklarına kapanırlar, özür dilerler. Reyis’in hanımı “bu pirlerin affını çıkarmazsan seni boşarım, bunu bilesin” der.

Bu olaydan sonra Ağır Ceza Reisi tutanakları yeniden gözden geçirip düzenler. Aynı yaz döneminde seyyid Güzel ile Kul Ahmed serbest bırakılırlar. Kışın ortasında da Şâh Baba , Seyyid Nesemi ve Seyyid Mehmed serbest bırakılırlar.

Dönüş yolunda Mutu köprüsüne yaklaştıklarında Şâh Baba Seyyid Nesemi’ye “hele bir kalemini ver bana” der. O da “Pir’im sen okuma yazma bilmezsin, neyapacaksın kalemi” der. Şâh Dede “ sen bir ver hele ”der. Seyyid Nesemi cebinden kırık kalemini çıkartıp asıl adı Seyyid İbrahim olan Şâh Baba’ya verir. Şâh Baba şapkasının altında bir küçük defter çıkratıp bir kâğıt yırtar üzerinde iki ucuna bir işaret yapıp suya atar. Gürül gürül akan suyun akışında üzerine iki işaret bıraktığı kağıt parçasının ardından seslenerek ” so.. so (git) so.. hate Kerbelâ (Kerbelâ’ya doğru git) Bizim davamız Kerbelâ’da görülsün” der.

Dört ay sonra 1936 yılında dar-ı faniden dar-ı bakiye ğöç eder. Allah rahmet eylesin. O hazretin himmeti nuru herdaim üzerimizde ışık saçsın.

Yol kirlendi yetiş pirim Şâh Baba


Bir mürşidim vardır iki diyemem

Aydınlık yoldur karanlık edemem

Yedi yıldan tez cemalin göremem

Yol kirlendi yetiş pirim Şâh Baba



İkrarım pirime iki diyemem

Dergâhına varıp yüzüm sürerim

Üryan büryan dârına dururum

Yol kirlendi yetiş pirim Şâh Baba



Hakk’ı bir bilirim iki diyemem

Ben rehberimi Cebrail bilirim

Çaylardan okyanusa akan yoldur

Yol kirlendi yetiş pirim Şâh Baba



Âlemi bir bilir iki diyemem

Bilgisizi kendime baş seçemem

İkrarsıza sıdk-ı mü’min diyemem

Yol kirlendi yetiş pirim Şâh Baba



Yolu bir bilirim iki diyemem

Buralardan alıp başım gidemem

Seyyid Davut eri erden seçemem

Yol kirlendi yetiş ulu Bakipir.



Not: Bu hikaye 2001 yılında yayınlanan sayın Ali Rıza Taşkesen Sultan Seyyid Cemal’den adım adım sürgüne adlı kitabından alınmıştır. Yazı bu seyyid tarafından yeniden düzenlenmiştir. Sizlere sadece bir bölümünü sunuyorum.

Hakk Teâlâ Ali Rıza Taşkesen’den razı olsun.



20-07-2006 perşembe

Davut Sever

tuerkay
09-12-2006, 03:05 AM
Davut SEVER'in yukarıdaki yazısına istinaden KÂZIM BALABAN'dan:


DERVİŞ CEMAL OCAĞI



Değerli Muhabbet Ehline

Seyyit Davut Sever´in sade ve kendine özgü türkçesi ile kaleme aldığı Şah Baba öyküsü Alevi Seyyidlerinin yaşadıkları klasik örneklerden biridir. Seyyidlerin bir yandan çaresizlikleri, diğer yandan zaman zaman imdadına yetişen Ced`lerinin desturlari ile bu inancı bu günlere taşıdıkları bir gercektir.

Seyyit Davut Sever’in Şefkar diye adlandırdığı köy Erzincan / Çayırlı’ya bağlı yeni adı ile Tosunlar köyüdür. Bu köy bir birinden ayrı 2 mahalleden oluşur ve halk arasında ayrı ayrı Şefkarlar olarak adlandırılır. Ancak Muhtarlıkları aynıdır. Köyde genellikle 2 ayrı kabile yaşar. Bir kabile benim de mensubu olduğum Balaban aşiretinin / Hasanlar kolu, diğeri ise Derviş Cemal ocağı mensuplarıdırlar.

Seyyit Davut Sever’in Zurun dediği ve eski tarihi İpek yolu üzerinde bulunan köy Derviş Cemallerin merkezi sayılır. Gene tarihi İpek yolu üzerinde bulunan ve çok eski bir yerleşim yari olan Elmalı köyü güzergahı üzerindedir. Köy eski tarihi İpek yolu üzerinde olduğu için çok eski ve pek çok önemli öykülere mekan olmuştur. Burada Derviş Cemallerin Şeyh dedikleri bir makamları vardır. Derviş Cemal Ocağı içerisinde en etkin mekan bırasıdır. Bundan bir kaç yıl önce Derviş Cemaller ve talipleri artık neredeyse kimsenin yaşamadığı bu köyde bir Cem evi inşaa ettiler ve her yıl belirli bir günde burada toplanarak birlikte Cem yaparlar. Bölgeden ayrılıp batıya büyük kentlere veya Avrupa’ya yerleşen Derviş Cemaller izine geldiklerinde genellikle burayı ziyaret ederek kudsi değerlerine bağlılıklarını yenilerler. Gene bu bölgede olan ve Elmalı / Bulmuş / Şengül (eski adı ile Kırdaşi Kaçağı) köyleri arasında ve tarihi İpek yolu üzerinde bir yatır vardır.

Bu yatıra Derviş Cemal yatırı denir. Önceleri etrafı sade duvarla örülü ve bakımsız olan bu yer son yıllarda taliplerin ilgileri ile üstü kapalı bir Türbe ve kurban kesim yeri, yemekhane gibi kabinlerle desdeklenerek ilgi odağı oldu.

Derviş Cemal ziyareti olarak anılan bu yerin etrafında genişçe bir mezarlık oluşmuş ve yöreden pek çok kişi Hakka yürüdüklerinde naaşlarının oraya defn edilmelerini vasiyet etmişlerdir.

Bu kabirde Derviş Cemal isimli ulu bir zat yatmaktadır. Bu zatın Derviş Cemal ocağına ismini veren Derviş mi olduğu, yoksa Cemal adında bir Derviş mi olduğunu Derviş Cemal ocağı Seyyitleri dahil kimse karar verememektedir. Veya net cevap verememektedirler.

Halk arasında çok konuşulan ve bir birine çok benzeyen yüzlerce örneğe göre ya bazı Perşembe akşamları burada bir ışık (nur / mum) yanmaktadır veya burada bulunan zat çeşitli insanların kılıklarına girerek insanlara değişik değişik kerametler göstermektedir.

Her yıl Derviş Cemal kabrini yörede oturan köylüler ziyaret ederek kurban keser veya dilek tutarlar. Kabrin yanındaki ardıça benzeyen bodur ağaçta rengarenk yüzlerce dilek bezleri asılıdır. Çocuğu olmayanlar, gurbetteki yakınına özlem duyan ve sağlıkla kavuşmasını dileyenler, askerdeki oğlunun sağ salim gelmesi için dua edenler, Bereket isteyenler, sağlık vaya şifa dileyenler veya gönlü bir kıza düşüp murat bekleyenler buraya dilek bezlerini asarlar.

Yörede ki halkın inancına göre de bu dilekler gerçekleşmektedir. Bu mekanın tarihi İpek yolu üzerinde bulunuşu dolayısı ile diğer Alevi Türbelerinden farklı olarak dileklerde bir farklılık göze çarpmaktadır. Bu farklılık şudur. Kabri ziyaret edenler tarafından Kabrin bitişiğine ve dilek ağacının yanına, gelip geçen yolcu belki acıkmıştır diye halk arasında lokma dediğimiz bir parça yiyecek bırakılır. Veya küçük meblağda para lokma niyetine bırakılır.

Ben şahsen defalarca hem buradan yiyecek lokma almış ve bırakmışımdır. Aynı şekilde defalarca hem küçük çapta parayı lokma niyetine oraya bırakmış veya oradan almışımdır.

Oradan lokma almak için kişinin yoksul veya aç olması değil, gelen kısmet bilinerek alınır.

Burada ulu bir zatın yattığını Başköylü Hasan Efendi de teyit etmiştir. Bir gün aile büyüklerimize ve komşularımıza nasihatte bulurken şöyle der.

’’ Doğru olun ve doğru durun. Hakkın rızasına hile katmayın. Siz doğru durduğunuz ve her türlü yalan, dolan, hile, kin ve fesattan uzak durduğunuz müddetçe ‚Güneyde Şengül (1), Kuzeyde Derviş Cemal, doğu da İkrarın sahibi ve Batı da Hakk sizinle beraber olur. O zaman Haso’da (2) sizinle beraberdir. Yok doğru durmaz ve Hakkın rızasına hile katarsanız, onların hepsi sizden yüz çevirirler’’

Bu söylemden hareketle Derviş Cemal’in ulu bir zat olduğu Başköylü Hasan Efendi tarafından da onaylanmış oluyor.

Derviş Cemal yatırına yaklaşık 8 km. Uzakta tarihi İpek yolu üzerinde Dedemlerin ve babamın doğduğu köy olan Elmalı (3) köyü vardır. Bu köyden Kırdaşi aşiretine mensup ve ismi Kazim olan, kabilesinin lakabı ile halk arasında kendisine Veroz Kazim diye hitap edilen biri yaşamaktadır.(4). Veroz Kazim çok itikatlı biridir. Münübüsü ile her köye geliş ve gidişinde Derviş Cemal yatırında durur ve tavaf ederek (rükü etmek / niyazda bulunmak) ziyarete saygı ve sevgisini belirtmektedir. Ve bu durum yıllarca böyle devam eder. Bir gün (muhtemelen 1978 yılı) Veroz Kazim köye dönmektedir ve ziyarette bulunmaz.

Daha sonra bizzat kendisinin köylülere anlattıklarına göre yüzünü ziyarete dönerek aynen şöyle demiştir.

‚’’Derviş Cemal, ben her zaman seni ziyaret ediyorum. Minübüsümü durdurarak iniyor ve sana niyaz da bulunuyorum. Başkaları bunu da yapmıyor. Ama işleri gene de iyi gidiyor. Demek sen de bir şey yok. Bundan sonra ben de seni ziyaret etmeyeceğim (niyaz da bulunmayacağım’’

Veroz Kazım aynı günü bir kaç saat sonra eşi ve çocuğu ile tekrar minübüsüne binerek bir yerlere gitmek üzere köyden çıkar. Derviş Cemal ziyaretine sadece 3 km mesafe kala, Çülli denilen mıntıka da çok engebeli ve virazlı bir yerde minübüsü devrilir ve tam 3 takla atarak yuvarlanır ve tekrar kendi tekerleri üzerinde durur. 1 yaşındaki kızı camdan dışarı fırlar. Veroz Kazim ve hanımı dua ve yakarışlar içinde arabadan inerler. Arabalarında kırık ayna dışında en ufak bir çizik bile yoktur. Ne kendilerinde, ne de camdan fırlayan bebeklerinin burnu bile kanamamıştır. Minübüsleri öyle bir yerde durmuştur ki, 3 takla atan bir arabanın orada durması imkansız gibi görünmenin ötesinde yarım metre daha gitse % 45 eğimi olan ve yaklaşık 1 km devam eden bir uçuruma sürüklenecektir.

Veroz Kazım dualar ve yakarışlarla az önce Derviş Cemal ziyareti hakkında söylediği sözleri anımsar ve büyük pişmanlık duyar. ’’Ben hamlık (Ham ervah) ettim ama Derviş Cemal kemalet gösterdi ve gene de beni ailece korudu. Lal olaydım da bu hamlığı etmeyeydim’’ diyerek dövünür.

Bu minübüsün devrildiği yeri ben de merak edip gördüm. Devrildiği yerin bir kaç yüz metre ilerisinde Babamın bir çayırı var. Burası Elmalı güzergahında en engebeli yerdir. İnsanın gerçekten inanası gelmiyor. Minübüs burada 3 takla atacak ve aşağı uçmayacak.

Üstelik sadece bir aynası kırılmış ve en ufak bir çizik bile yok. Kimsenin burnu dahi kanamamış.

Veroz Kazım bu olaydan sonra bir kurban alır ve ziyaretin başında icra eder. Yakararak özrünü sunar. Olayı ve yaşadığını her gördüğü insana anlatarak Derviş Cemal’in özrüne sığınır. O günden sonra da her gidiş ve gelişte, önceleri yaptığı gibi lokma ve ziyaretini eksiltmez buradan.

Kıssadan hisse. Anadolu Aleviliği böyle ve birbirine benzeyen binlerce yaşanmış öykü ile doludur.



Muhabbetlerimle

Kazım Balaban / 25 Temmuz 2006 / Viyana



Dip Notlar :

1. Şengül burada bir dağın adıdır ve üstlerinde Şengül adlı bir Kadın Evliyanın kabri vardır. Başköylü Hasan Efendinin Dersim olayları sonrası bozuşmadığı 3 büyük evliyadan /ziyaretten biridir.

2. Başköylü Hasan Efendi kendisi için Haso veya Heso lakabını kullanırdı.Bazen espri yaparak Zazaca dilinde Ayı (Hes) anlamını da çağrıştıran bir hitabı kullanırdı kendisi için. Ben onun kendisi hakkında böyle basite indirgenmiş bir kavramı kullanmasını Aleviliğin Turaplık (mütevazilik) verisine bağlıyorum.

3. Bu köye Halk arasında Cibice Elmalı denir. Karacaoğlan ve Kerem ile Aslı öykülerinde burada yakılmış türküler vardır. Kerem, annesi tarafından Erzurum’a götürülen Aslı’yı ararken burada dere de çamaşır veya yün yıkayan kadın / kızlara dönerek bir türkü yakar ve Aslı’yı görüp, görmediklerini sorar. Karacaoğlan’ın ise ‚’’Pınar başında gördüğüm, İlle mavili, mavili’’ türküsünü burada gördüğü bir güzele yaktığını yöre halkı söylemektedir. Bu köyde eskiden Ermeniler de otururdu ve 1914 / 1915 Ermeni olayları sonrası, köydeki Ermenilerin başına bir bela gelmemeleri için köyün en ileri geleni olan Dedemin ağabeyi Yusuf ağa ve gene yakın akrabamız olan dünürü Kamer Ağa ile birlikte 2 oda dolusu Ermeniyi evlerinde sünnet ettirerek ’’Müslüman oldular’’ denilerek korumaya alınırlar. Olayların yatışması sonrası köydeki tüm Ermeniler topluca Ermenistan’a göç ederler. Kimsesi olmadığı için göç kabilesi ile gitmesi sorun olan bir Ermeni bayan ise Dedemin diğer ağabeyinin oğlu olan Rüstem ağa ile evlendirilir. Bu bayandan hiç çocuk olmaz ve Rüstem ağa, eşi hayatta olduğu sürece evlenmez. Eşinin 1948 yılında Hakka yürümesi sonrası muhtemelen 1954 yılında Rüstem ağa yeniden evlenir.

4. Kırdaşiler yörede bir aşiretin adıdır. Elmalı köyünün yarısından fazlası Kırdaşi aşiretindendirler. Veroz ise Elmalı’lı Kırdaşiler içinde bir kabilenin ismidir ve lakap buradan gelmedir. Bu köyde 1983 yılında ben Tunceli’li bir öğretmen ile birlikte yeni bir okul yaptım. Ancak köy süratli bir şekilde sürekli göç verdi ve 1989 yılında tamamen boşaldı. Köyün boşalması tamamen ekonomik nedenlerledir ve köylü Türkiye’nin batı ve güney şehirlerine dağıldı.

astokomlu
19-11-2007, 08:27 AM
Zurun'da kabri bulunan Şeyho Dedenin mekanın niyaz olmak bana nasip oldu.. Allah bizleri bu ulu zatların yardımından mahrum etmesin..

Musa Demir'in girişimleri ile Zurun'da birde cem evi yapılmıştır..

emeklerinize sağlık..

MeLekk
19-11-2007, 09:37 PM
allah allah can emegine saglık:)

<Yaren>
19-11-2007, 10:12 PM
emeğine sağlık can sağolasın

aliyimaleviyim
20-11-2007, 03:32 AM
pir imam Hüseyin cumlenızın yardımcısı olsun

levilee
20-11-2007, 06:57 AM
emeğinize sağlık...

cayirlisefkar
15-12-2007, 09:28 AM
lütfen olayları çarpıtmayalım.her eline kalem alan yazar olamaz.yazarlık ciddi bir iştir.tarihi saptırmakla yazarlık olmaz.

Umutyeli
04-03-2008, 12:46 PM
emegine saglik imam ali yoldaşin olsun

sefkarli
06-06-2008, 08:44 AM
Ali Rıza Taşkesen`nin Sultan Seyyid Cemal’den adım adım sürgüne adlı kitabından- "YALAN ve YANLIS yAZILANLAR"
Slm.Doslar ben bu siteyi taniyali yeni oldu,baktigim kadariyla cok basarili olmus konular cok genis tutulmus, hemen hemen herkesin isdedigini bulmasi mümkün, her konuya yer verilmis,onun icin yapanlarin eline saglik.

Degerli dostlar,hepinizin`de bildigi gibi,Alevilik üzerine gecmisten günümüze kadar olan sürecte, herkes kendi arastirmasi dogrultusunda,belli kaynaklara,belgelere,dayanarak ve kendi yorumunuda katarak,pek cok sey yazip,cizmistir ve halada yaziliyor vede yazilmaya devam edecektir olmasi gerekende bu zaten.Yanliz illeki birseyler yazacam diye, Tarihi ve Insanlari yaniltma pahasini,sirf birilerine yaranmak, yada kompleksli birilerinin,hazir yazmaya merakli birilerini bulmusken (ne versen yazacak olan tiplerden) ve bu insanlarinda sirf biryerlere gelebilmek ugruna Insanlarin sirtina basarak, belden asagi vurarak,"YALAN,YANLIS,herseyi yazan (Tipki "Ali Riza taskesen" gibi)

Degerli Dostlar, konuyu daha iyi anlamaniz acisindan sizlere kisa bir bilgi vermek istiyorum.Ben Sefkarli Seyit Riza`nin Torunuyum.(ali Riza taskesen`nin kitabinda bahsettigi Sefikar ve Syit Rira) Seyit Riza Yigit, Mert,Sözünün eri,o dönemlerde Insanlari bir arada tutmanin cok zor oldugu,kaus`un hic eksik olmadigi (Calistirmaya iytiyaci oldugundan digil, yemek bulamadiklari icin Evin`de cok Insan Beslemistir)dönemlerde bunu basarmis birisidir. Muhakkakki kendi istemi disinda, gelisen kendisininde birseyler yapmak isteyipte,yapamadigi tatsiz olaylarda illeki olmustur.

Ali Riza tasdemirin Sefkardaki Sehit Riza ile Zeynep Ana `nin arasindaki gecen konusmalari ve Säh Baba`yi sikayet etme bölümü tamamen yanlis aktarilmistir vede YALANDIR. „Sadece Sefkardaki bölümü kastediyorum“
Degerli Doslar, yasi itibariyla o günleri yasamamis orda bulunmamis birisinin, birileri hakkinda yazi yazmasi mümkün degeildir,bu ancak söyle mümkün olabilir,arastirilir,o tarihi yasiyan insanlarla konusulur,belgeler toplanir, en son bu bilgilerden tamamen emin olunduktan ,birilerini zan altinda birakilmiyacak sekilde,sonra oturulup yazilir.Aksi taktirde,bu tür girisimler Aleviler arasinda Düsmanlik,yaratmak,Alevileri birbirine düsürmekten baska bir ise yaramaz ve bunun sonuclarida cok tehlikeli olabilir.

Degerli dostlar sizlere soruyorum, Ata erkil bir Toplumdan gelen,Erkeklerin birinci derecede söz sahibi oldugu bir dönemde, Seyit Riza kalkiyor Gülüzari, Gülüzarin Dedesi, Babasi varken, ,Gülüzarin Anne Annesinden istiyor,soruyorum sizlere bu sizlere mantikli geliyormu.Anadolunun hemen hemen her yerinde birileri birilerini ogluna veya kizina birilerini yari saka yari ciddi almak isterler.
Ama olay burda anlatildigi gibi kesinlikle degildir,bir cok kisiye sordum,yasi itibariyla o günleri yasiyanlarin hic biri bu anlitanlarin dogru oldugunu kesinlikle teyit etmediler, yani yalan ve yanlis yazilmis.

2. olay Atlarin calinmasi,Seyit Riza`nin Säh Baba`yi sikayet etmesi olayi,.
Atlarin calinisi,bu isi yapanin Zuruna siginmasi veya orda oturmasi dogru.Yalan ve Yanlis olan Seyit Riza degil, Atlari calinan kisi veya kisiler, sikayetlerinde israrli olmuslardir.
Seyit Riza bir seyi defalarca tekrarlar sakin,sakin olaki Dayim Säh Baba`yi sikayet etmeyin ve bunu defalarca tekrarlar( cünkü Atlari calinanlar bunu yapanin Zurunda olmasi ve Säh Baba`ya siginmasindan dolayi bu isi Säh Baba`nin dolayli desdeklegini düsündüklerini ve bunuda sesli bir sekilde dile getirdikleri icin, "Seyit Riza böyle bir aciklama geregi duyar")fakat sikayette gidenler buna ragmen,sikayette gidenler Säh Baba`nin isminide verirler.

Degerli Dostlar böyle seyler olmus olsaydi Säh Baba`nin cocuklari Sefkardan Kiz alip,Sefkara Kiz verirlermiydi.Säh baba`larla cok eskiye dayanan Dede,Baba Dostlugumuz vardir ve bu Dostluk böyle devam edecektir.Bizim acimizdan tamamen böyle ama eminimki onlar acisindanda böyledir ve bununda böyle oldugundan kesinlikle hic süpem yoktur.
(Not:Disburg Alevi sitesine Musa Demir adina yolladigim e-mail Ali Riza taskesen icindi o dönemler adini ve soyadini bilmedigim icin ve orda yasadigini düsünerek, Musa Demir`e yolladim, ona ve onun sahsina kesinlikle degil,cünkü duydugum kadariyla,yanlis anlasilmis buna bir acikik getirmek istedim)

Ali Riza taskesen, YALAN ve YANLIS seyler yazarak, Insanlari zan altinda birakmistir,Insanlari ve Tarihi yaniltigi icin cikip ÖZÜR diliyecektir.

Cemal Akbaba