tuerkay
09-12-2006, 03:02 AM
Pirim Şâh Baba’nın Sinop’a sürgün hayatı;
Bakipir binbir zorlukla yaptığı evi iki katlıydı. Üst katında kendileri oturuyor, alt katında da ahır olarak kullanılıyordu. Evin ön cephesinde tahtadan yapılmış merdivenle geniş bir çardağa giriliyordu. Aynı zamanda sağ tarafta ki küçük odadan ahıra tahta bir merdivenle inilebiliniyordu. Aşağıdan eve doğru geldiğinizde mor sarmaşık çiceklerin, kara üzüm asmalarının olduğu bir bostandan geçiliyordu. Evlerimizin inşa edildiği mekân yüksek bir yerde olduğu için gelen misafirler kanter içinde kalırlardı. Aylardan bir haziran günü Şefkar’den asıl adı seyyid Kemal olan Bakipir’e seyyid Mümin misafir olur.
Seyyid Mümin aynı zamanda büyük dedem Bakipir’in rehberidir. Şâh Baba’da piri olur. Derviş Cemal süreği diğer ocaklara nazaran bir özelliği de kendi içinde elele el Hakk’a şeklinde ikrar ile bağlanmalarıdır. Alevi ocakları içinde bu bakımdan diğer süreklere nazaran özel bir yapısı vardır. Erzincan Zurun’da ki Şâh Baba bütün Derviş Cemal Ocağı mensuplarına ve taliplerine pir ve mürşiddir. Bütün Şeyh Hasanlılar Derviş Cemal talipleridir. Şeyh Hasanlılar da Hace Ahmed Yesevi evlatlarıdır. Pirimiz Şâh Baba Zurun’daki Dergâhı içinde bulunan direkte akan bal ile ün salmıştır.
Bakipir bir akşam vakti iki katlı evinin bostana bakan cephesinde kendi eliyle yaptığı kürsü üzerine kurulmuş etrafı kolaçan ediyordu. Derin bir sessizlik içinde güneşin yavaş yavaş inişini seyrederken Çemizgezek’te aldığı kaçak tütünü piposuna bir miktar koyarak ateşliyor. İki defa cıgaranın dumanını içine çekerek sağ eline gögsüne doğru salınmış ak sakalına getiriyor. Üç defa beyazlamış uzun sakalını avuçlarının içine alarak düzeltti. Bir yandan acı kaçak tütünü ciğerlerine çekerken diğer yandan güneşin yavaş yavaş dağın doruklarından kayboluşunu gözlerini ayıramıyordu.
Bakipir ailemiz içinde son dervişlerdendir diyebilirim. Hayatının büyük bölümünü bazan at üzerinde bazan da yaya olarak bu seyyidin hesaplayamayacağı binlerce kilometre katettiğini yaşlılarımız söylerlerdi. O dönemde yaya olarak İstanbul’a kadar gittiğini ve şikayet üzerine yakalandığını, jandarmalar tarafından Erzurum’a getirilirken yaşlı haliyle eline geçen bir fırsat üzerine yakın bulunan ormana kaçtığını ve izini kaybettirdiğini söylerlerdi. Bir başka zaman bu hikayeyide sizlerle paylaşacağımı söylemek isterim. Bakipir evinde de bir misafir gibi davrandığını hatta bir temuz sıcağında eve geldiğini büyük nenem Zeynep Ana kendisine yanan ocağın yanında döşek serdiğini saatlerce gözlerini başka yere değdirmeden ateşe baktığını büyüklerimiz söylerlerdi. Bunu da ayrıca işleyeceğimi ve her detayına kadar sizlerle paylaşacağımı belirtmek isterim. Büyük nenem Zeynep Ana dedem İmam Hüseyin ve ağabeyleri seyyid Yusuf ve seyyid Cemal üzerinde büyük emekleri olmuştur. Özel hocalar ve zakirler tutarak her alanda dedem ve amcazadelerimin eğitim görmelerini sağlamıştır.
Evin bütün işlerini tek başına üstesinden gelmeye çalışırdı. Fakir anasıydı. Bir seferinde başka bir köyde akraba ziyaretinde dönerken bir kadını üstü başı perişan halde görür üzerinde ki elbiselerini çıkartıp biraz para ile kadına verir. Kendiside sadece don ve gömlekle evin yolunu tutar. Fakir fukarayı koruması ve destek olmasıyla o yörelerde ve Erzincan tarafında hala adına and içilir. İşte bölye bir anasultandı Zeynep Ana.
Neyse biz yine konumuza dönelim. Bakipir misafir gelen yine Derviş Cemal Ocağından rehberine izzet ikramda bulunur ve eksik bırakmamak için bütün aile bireyleri ile seferber olurdu. Allah talibi pirin, rehberin, mürşidin nasibinden, duasından eksik eylemesin.
Bizim pirlerimiz ve rehbelerimiz ile ilişkilerimiz diğer süreklere göre çok farklıdır. Pir kapısına hizmetimiz yanında hem aramızda aynı babadan gelme bir akrabalık bağımız var hemde ikrar ile bağlandığımız rehberlerimiz ve pirlerimiz Derviş Cemal Ocağındandırlar..
Lokmalar yenip içildikten cem cemaat yapıldıktan sonra ikinci gün Bakipir’den eğer rızasıda olursa kızı Hürü Ana’yı kardeşi seyyid Güzel’e ister. Bakipir kızı Hürü Ana’ya seyyid Güzel’e gönlü olup olmadığını sorar; “siz nasıl uygun görürseniz öyle olsun der” Hürü Ana. Bakipir ”kızımın gönlü seyyid Güzel’e varsa bende verdim gittim” der.
Üçgün üç gece düğün yapılır. Davul zurna eşliğinde halaylar çekilir. Hürü Ana ile seyyid Güzel evlenirler. Bu evlilikten beş kız ve bir erkek çocukları olur. Kızlarının en büyüğü Gülüzar’dır.
Aradan günler, günleri aylar, ayları yıllar takip ederek bir dönem büyük nenem Zeynep Ana kızı büyük halam Hürü Ana’yı ve torunlarını görmek için Şefkar’e gider. Üç ay misafir olur. Ünü fakir anası olarak yayılan Zeynep Ana’yı ziyarete geleni haddi hesabı olmaz. Sadece o köyde değil çevre yerlerde de görmeye gelenler olur. Birgün Şefkar muhtarı seyyid Rıza seyyid Güzel Dede’nin evinde Zeynep Ana ile sohbet etmektedirler. Diğer köylülerde gelmişlerdi.
Birara seyyid Rıza ayağa kalkar Bakipir’in hanımı Zeynep Ana’nın elini öperek; “Gülüzar senin torunundur. Seninde iznin olursa Gülüzar’ı oğlum Mehmed’e gelin olarak istiyorum. Sen hepimizin anasısın. Ne diyorsun Zeynep Ana” der.
Zeynep Ana “ seyyid Rıza sen asil bir ailedensin, eğer torunum Gülüzar’ın gönlü varsa ve rızasıda olursa niye olmasın. Verdim gitti. Ama ben burada iken kızı gelir ister nişanını takarsın”der. Zeynep Ana üç ay Şefkar köyünde kızı Hürü Ana’nın evinde misafir kalır. Ama seyyid Rıza’dan hiç bir haber çıkmaz. Ha bugün gelecekler ha yarın derken Zeynep Ana’nın eve dönüş zamanı gelmişti. Sabahın erken saatlerinde bütün Şefkar halkı Zeynep Ana’yı uğurlamaya gelmişti. Yaşı hayli ilerlemiş haline rağmen yirmibeş yaşındaki bir genç kız gibi üzerinde ki eğerden tutarak ani bir hamle ile kır ata binerek; “ Şefkarlılar ekmeğinizi yedim, suyunuzu içtim. Üç aydır kızımın evinde misafirim. Ben sizden razıyım Hakk’ta sizden razı olsun. Hakkınızı helâl eyleyin. Damadım rayber seyyid Güzel’in bana hediye ettiği bu beş altını kızım Hürü Ana’ya hediye ediyorum. Zira Mercan uzak diyardır. Yaşımda hayli ilerledi. Bir daha buraya gelip gelemeyeceğim belli değil”. Zeynep Ana sağa sola bir bakındı. Gözleri seyyid Rıza’yı aradı ama bulamadı. Bütün Şefkar burada toplanmış ama seyyid Rıza’yı göremiyordu. Tekrar sözüne devam ederek ”Seyyid Rıza benden torunum Gülüzar’ı istedi. Bende ağırlığımı koyarak evet dedim. Aradan üç ay geçti. Ama seyyid Rıza torunumu ne istemeye geldi nede beni uğurlamaya. Seyyid Rıza sözünde durmadı. Zaten olur sözünüde ben vermiştim. Şimdi herkes duysun ki torunum Gülüzar hürdür ve istediğine varma hakkına sahiptir. Seyyid Rıza sözünden durmadığı için bende o sözü beraberimde Mercan’a götürüyorum. Bu böyle bilinsin” der. Atını Mercan dağlarına doğru yönlendirir.
Gel git zaman Kulo Aziz seyyid Güzel ve Hürü Ana’nın güzel kızları Gülüzar’a gönlü düşer. Kendisine vermeyeceklerini bildiği için Gülüzar’ı kaçırır. Akşamın karanlığından faydalanıp izlerini kaybettirirler. Haber bütün Şefkar’a çabuk ulaşır. Köylüler atlarına atlayıp peşlerine düşerlerse nafile bir iz bulamazlar. Sonra duyarlar ki Kulo Aziz Şâh Baba’nın evine sığınmıştır.Aradan iki hafta geçtikten sonra Zurun’dan bir heyet Şefkar köyünde seyyid Güzel’in gidip barış sağlanır. Allah’ın emri yerine getirilir. Ama seyyid Rıza Kulo Aziz’in Şâh Baba’nın evine sığınması ve sonrasında gelip iki tarafı barıştırmasını içine sindirmez. Seyyid Rıza Şefkarlı üzerinde otorite olmasının yanında aynı zamanda köy muhtarıdır. Bu zamandan sonra seyyid Güzel’e rahat vermez. Sabahın erken saatlerinde seyyid Güzel tarlasını sürerken seyyid Rıza taraftarı olan Nizam İsmail’in oğlu Mehmet gelir öküzlerin önünde dikilerek “sen bu tarlayı süremezsin”der. “Oğlum buda nedemektir. Yıllar önce sizden satın almadık mı…. Bu tarla benim ise niye süremeyeyim” der seyyid Güzel. “Tarlayı bırak yoksa sonunu sen bilirsin “deyip çekip gider. Seyyid Güzel’de peşinden “Oğlum benim gibi yaşlıya bu revamı. Siz bize rahat vermezsiniz Allah’ta size rahat vermesin”der. Artık anlamıştır seyyid Rıza’nın kendilerine rahat vermeyeceğini. Bir sabah Şefkar köyünden Bulanık köyüne göç etmeye karar verirler. Uzun bir yolculuktan sonra akşam karanlığında Bulanık köyüne varırlar.
Aradan bir zaman sonra Şefkar köyünün atları çalınır. Seyyid Rıza bunun Şâh Baba ve seyyid Güzel eliyle çalındığı yalanını bütün köye yayar ve inandırırlar. Seyyid Rıza Nizam İsmail ve Abbas Süleyman bunu fırsat bilip jandarmaya bir dilekçe ile ihbar ederler. Yapılan ihbarda Şâh Baba’nın halkı devlete isyana teşfik ettiğini, Dersim’den gelen isyancıları besleyip koruduklarını “Mama Hatun karakolu’nda” şikayette bulunurlar. Bunu üzerine 1935 yılında jandarma Şâh Baba, Nesemi Dede, Mehmet dede, Kulo Ahmed’i tutuklar. Şâh Baba’nın tutuklandığını duyan seyyid Güzel dayanamaz “Pirim tutuklansın bende kaçak gezeyim, olurmu hiç. Pirim nerede ise bende oradayım” der ve jandarmaya teslim olur.
Bakipir binbir zorlukla yaptığı evi iki katlıydı. Üst katında kendileri oturuyor, alt katında da ahır olarak kullanılıyordu. Evin ön cephesinde tahtadan yapılmış merdivenle geniş bir çardağa giriliyordu. Aynı zamanda sağ tarafta ki küçük odadan ahıra tahta bir merdivenle inilebiliniyordu. Aşağıdan eve doğru geldiğinizde mor sarmaşık çiceklerin, kara üzüm asmalarının olduğu bir bostandan geçiliyordu. Evlerimizin inşa edildiği mekân yüksek bir yerde olduğu için gelen misafirler kanter içinde kalırlardı. Aylardan bir haziran günü Şefkar’den asıl adı seyyid Kemal olan Bakipir’e seyyid Mümin misafir olur.
Seyyid Mümin aynı zamanda büyük dedem Bakipir’in rehberidir. Şâh Baba’da piri olur. Derviş Cemal süreği diğer ocaklara nazaran bir özelliği de kendi içinde elele el Hakk’a şeklinde ikrar ile bağlanmalarıdır. Alevi ocakları içinde bu bakımdan diğer süreklere nazaran özel bir yapısı vardır. Erzincan Zurun’da ki Şâh Baba bütün Derviş Cemal Ocağı mensuplarına ve taliplerine pir ve mürşiddir. Bütün Şeyh Hasanlılar Derviş Cemal talipleridir. Şeyh Hasanlılar da Hace Ahmed Yesevi evlatlarıdır. Pirimiz Şâh Baba Zurun’daki Dergâhı içinde bulunan direkte akan bal ile ün salmıştır.
Bakipir bir akşam vakti iki katlı evinin bostana bakan cephesinde kendi eliyle yaptığı kürsü üzerine kurulmuş etrafı kolaçan ediyordu. Derin bir sessizlik içinde güneşin yavaş yavaş inişini seyrederken Çemizgezek’te aldığı kaçak tütünü piposuna bir miktar koyarak ateşliyor. İki defa cıgaranın dumanını içine çekerek sağ eline gögsüne doğru salınmış ak sakalına getiriyor. Üç defa beyazlamış uzun sakalını avuçlarının içine alarak düzeltti. Bir yandan acı kaçak tütünü ciğerlerine çekerken diğer yandan güneşin yavaş yavaş dağın doruklarından kayboluşunu gözlerini ayıramıyordu.
Bakipir ailemiz içinde son dervişlerdendir diyebilirim. Hayatının büyük bölümünü bazan at üzerinde bazan da yaya olarak bu seyyidin hesaplayamayacağı binlerce kilometre katettiğini yaşlılarımız söylerlerdi. O dönemde yaya olarak İstanbul’a kadar gittiğini ve şikayet üzerine yakalandığını, jandarmalar tarafından Erzurum’a getirilirken yaşlı haliyle eline geçen bir fırsat üzerine yakın bulunan ormana kaçtığını ve izini kaybettirdiğini söylerlerdi. Bir başka zaman bu hikayeyide sizlerle paylaşacağımı söylemek isterim. Bakipir evinde de bir misafir gibi davrandığını hatta bir temuz sıcağında eve geldiğini büyük nenem Zeynep Ana kendisine yanan ocağın yanında döşek serdiğini saatlerce gözlerini başka yere değdirmeden ateşe baktığını büyüklerimiz söylerlerdi. Bunu da ayrıca işleyeceğimi ve her detayına kadar sizlerle paylaşacağımı belirtmek isterim. Büyük nenem Zeynep Ana dedem İmam Hüseyin ve ağabeyleri seyyid Yusuf ve seyyid Cemal üzerinde büyük emekleri olmuştur. Özel hocalar ve zakirler tutarak her alanda dedem ve amcazadelerimin eğitim görmelerini sağlamıştır.
Evin bütün işlerini tek başına üstesinden gelmeye çalışırdı. Fakir anasıydı. Bir seferinde başka bir köyde akraba ziyaretinde dönerken bir kadını üstü başı perişan halde görür üzerinde ki elbiselerini çıkartıp biraz para ile kadına verir. Kendiside sadece don ve gömlekle evin yolunu tutar. Fakir fukarayı koruması ve destek olmasıyla o yörelerde ve Erzincan tarafında hala adına and içilir. İşte bölye bir anasultandı Zeynep Ana.
Neyse biz yine konumuza dönelim. Bakipir misafir gelen yine Derviş Cemal Ocağından rehberine izzet ikramda bulunur ve eksik bırakmamak için bütün aile bireyleri ile seferber olurdu. Allah talibi pirin, rehberin, mürşidin nasibinden, duasından eksik eylemesin.
Bizim pirlerimiz ve rehbelerimiz ile ilişkilerimiz diğer süreklere göre çok farklıdır. Pir kapısına hizmetimiz yanında hem aramızda aynı babadan gelme bir akrabalık bağımız var hemde ikrar ile bağlandığımız rehberlerimiz ve pirlerimiz Derviş Cemal Ocağındandırlar..
Lokmalar yenip içildikten cem cemaat yapıldıktan sonra ikinci gün Bakipir’den eğer rızasıda olursa kızı Hürü Ana’yı kardeşi seyyid Güzel’e ister. Bakipir kızı Hürü Ana’ya seyyid Güzel’e gönlü olup olmadığını sorar; “siz nasıl uygun görürseniz öyle olsun der” Hürü Ana. Bakipir ”kızımın gönlü seyyid Güzel’e varsa bende verdim gittim” der.
Üçgün üç gece düğün yapılır. Davul zurna eşliğinde halaylar çekilir. Hürü Ana ile seyyid Güzel evlenirler. Bu evlilikten beş kız ve bir erkek çocukları olur. Kızlarının en büyüğü Gülüzar’dır.
Aradan günler, günleri aylar, ayları yıllar takip ederek bir dönem büyük nenem Zeynep Ana kızı büyük halam Hürü Ana’yı ve torunlarını görmek için Şefkar’e gider. Üç ay misafir olur. Ünü fakir anası olarak yayılan Zeynep Ana’yı ziyarete geleni haddi hesabı olmaz. Sadece o köyde değil çevre yerlerde de görmeye gelenler olur. Birgün Şefkar muhtarı seyyid Rıza seyyid Güzel Dede’nin evinde Zeynep Ana ile sohbet etmektedirler. Diğer köylülerde gelmişlerdi.
Birara seyyid Rıza ayağa kalkar Bakipir’in hanımı Zeynep Ana’nın elini öperek; “Gülüzar senin torunundur. Seninde iznin olursa Gülüzar’ı oğlum Mehmed’e gelin olarak istiyorum. Sen hepimizin anasısın. Ne diyorsun Zeynep Ana” der.
Zeynep Ana “ seyyid Rıza sen asil bir ailedensin, eğer torunum Gülüzar’ın gönlü varsa ve rızasıda olursa niye olmasın. Verdim gitti. Ama ben burada iken kızı gelir ister nişanını takarsın”der. Zeynep Ana üç ay Şefkar köyünde kızı Hürü Ana’nın evinde misafir kalır. Ama seyyid Rıza’dan hiç bir haber çıkmaz. Ha bugün gelecekler ha yarın derken Zeynep Ana’nın eve dönüş zamanı gelmişti. Sabahın erken saatlerinde bütün Şefkar halkı Zeynep Ana’yı uğurlamaya gelmişti. Yaşı hayli ilerlemiş haline rağmen yirmibeş yaşındaki bir genç kız gibi üzerinde ki eğerden tutarak ani bir hamle ile kır ata binerek; “ Şefkarlılar ekmeğinizi yedim, suyunuzu içtim. Üç aydır kızımın evinde misafirim. Ben sizden razıyım Hakk’ta sizden razı olsun. Hakkınızı helâl eyleyin. Damadım rayber seyyid Güzel’in bana hediye ettiği bu beş altını kızım Hürü Ana’ya hediye ediyorum. Zira Mercan uzak diyardır. Yaşımda hayli ilerledi. Bir daha buraya gelip gelemeyeceğim belli değil”. Zeynep Ana sağa sola bir bakındı. Gözleri seyyid Rıza’yı aradı ama bulamadı. Bütün Şefkar burada toplanmış ama seyyid Rıza’yı göremiyordu. Tekrar sözüne devam ederek ”Seyyid Rıza benden torunum Gülüzar’ı istedi. Bende ağırlığımı koyarak evet dedim. Aradan üç ay geçti. Ama seyyid Rıza torunumu ne istemeye geldi nede beni uğurlamaya. Seyyid Rıza sözünde durmadı. Zaten olur sözünüde ben vermiştim. Şimdi herkes duysun ki torunum Gülüzar hürdür ve istediğine varma hakkına sahiptir. Seyyid Rıza sözünden durmadığı için bende o sözü beraberimde Mercan’a götürüyorum. Bu böyle bilinsin” der. Atını Mercan dağlarına doğru yönlendirir.
Gel git zaman Kulo Aziz seyyid Güzel ve Hürü Ana’nın güzel kızları Gülüzar’a gönlü düşer. Kendisine vermeyeceklerini bildiği için Gülüzar’ı kaçırır. Akşamın karanlığından faydalanıp izlerini kaybettirirler. Haber bütün Şefkar’a çabuk ulaşır. Köylüler atlarına atlayıp peşlerine düşerlerse nafile bir iz bulamazlar. Sonra duyarlar ki Kulo Aziz Şâh Baba’nın evine sığınmıştır.Aradan iki hafta geçtikten sonra Zurun’dan bir heyet Şefkar köyünde seyyid Güzel’in gidip barış sağlanır. Allah’ın emri yerine getirilir. Ama seyyid Rıza Kulo Aziz’in Şâh Baba’nın evine sığınması ve sonrasında gelip iki tarafı barıştırmasını içine sindirmez. Seyyid Rıza Şefkarlı üzerinde otorite olmasının yanında aynı zamanda köy muhtarıdır. Bu zamandan sonra seyyid Güzel’e rahat vermez. Sabahın erken saatlerinde seyyid Güzel tarlasını sürerken seyyid Rıza taraftarı olan Nizam İsmail’in oğlu Mehmet gelir öküzlerin önünde dikilerek “sen bu tarlayı süremezsin”der. “Oğlum buda nedemektir. Yıllar önce sizden satın almadık mı…. Bu tarla benim ise niye süremeyeyim” der seyyid Güzel. “Tarlayı bırak yoksa sonunu sen bilirsin “deyip çekip gider. Seyyid Güzel’de peşinden “Oğlum benim gibi yaşlıya bu revamı. Siz bize rahat vermezsiniz Allah’ta size rahat vermesin”der. Artık anlamıştır seyyid Rıza’nın kendilerine rahat vermeyeceğini. Bir sabah Şefkar köyünden Bulanık köyüne göç etmeye karar verirler. Uzun bir yolculuktan sonra akşam karanlığında Bulanık köyüne varırlar.
Aradan bir zaman sonra Şefkar köyünün atları çalınır. Seyyid Rıza bunun Şâh Baba ve seyyid Güzel eliyle çalındığı yalanını bütün köye yayar ve inandırırlar. Seyyid Rıza Nizam İsmail ve Abbas Süleyman bunu fırsat bilip jandarmaya bir dilekçe ile ihbar ederler. Yapılan ihbarda Şâh Baba’nın halkı devlete isyana teşfik ettiğini, Dersim’den gelen isyancıları besleyip koruduklarını “Mama Hatun karakolu’nda” şikayette bulunurlar. Bunu üzerine 1935 yılında jandarma Şâh Baba, Nesemi Dede, Mehmet dede, Kulo Ahmed’i tutuklar. Şâh Baba’nın tutuklandığını duyan seyyid Güzel dayanamaz “Pirim tutuklansın bende kaçak gezeyim, olurmu hiç. Pirim nerede ise bende oradayım” der ve jandarmaya teslim olur.