Diyar
05-12-2006, 12:57 PM
Pir Sultan Abdal Anıtı Nasıl Dikildi?
Anımsadığım kadarıyla, 1970 li yılların başlarında Banazlı Öğretmen Gazi Torunun başkanlığında Banaz Turizm ve Tanıtma Derneği ismiyle bir dernek kurulmuştu. Sonrasında Gazi Hocanın başka ile tayin edilmesiyle başkanlığa rahmetli Haydar Aslan getirilmiş, dernek de daha aktif işlere yönelmişti. Siyaset rüzgarlarının oldukça sert estiği, faşist saldırıların da azgınlaştığı bir dönemdi. Derneğimiz toplumun bilinçlenmesi ve sorunlarına sahip çıkması konusunda daha çok sosyal çalışmalar yapıyordu. Bizler de Ankaradan derneğimize yardımcı olmak çabası içindeydik.
Yıl 1978 kış ayları. Ankara Resim Heykel Müzesi Onarımı işinin elektrik ve telefon işlerini yapıyorum. Kültür Bakanlığı adına işin kontrollüğünü yapan teknik heyetin hemen hemen tamamı çağdaş insanlardan oluşuyor. Bu duruma aşağıda açıklayacağım nedenlerle, bu ne güzel bir rastlantı ve ne büyük şans demekle yetiniyorum.
Kontrol amiri Y. Mimar Mustafa Akpolat dürüstlük örneği güzel bir insan. Y. Mimar Kemal Soyer, Kontrol Mühendisi Cihangir Canpolat, Ressam Cahit Koççoban, Gazi Üni. Resim Bölümü Öğrencisi Sadık Öztürk ve diğer dostlar...
Daha çok dinleyici durumunda olduğum sohbetler, tartışmalar...
Bu sohbetlerden biriydi.Cahit hoca nereli olduğumu sordu;
-Banazlıyım dedim
-Nee... Pir Sultanın köyü Banaz mı?
-Evet;
İşte benim büyük bir sevgi ve hayranlıkla bağlandığım insan. Ben onu örnek aldım: Onun şiirlerinden ve yaşamından çok etkilendim diyerek bir de türkü tutturmaz mı?
Sivas ellerinde sazım çalınır
Çamlı beller bölük bölük bölünür.
Yardan ayrılmışım bağrım ezilir.
Güzelim ey, sevdiğim ey ...
Sohbetlerimizde saz da çalıyor, yanık yanık Pir Sultan türküleri-deyişleri okuyordu.
Gerçekten şaşkınlıkla Tokat-Zileli ve Çerkez kökenli olduğunu bildiğim Cahit Hocaya bakıyor, bir yandan hayranlık, biraz da kıskançlıkla onu izliyorum. Durdu: Pir Sultanı tutsak aldılar ve önce Sivas Toprakkale zindanına attılar. Piri, yarinden-yareninden ayırdılar. O acıyla söylediği türkülerden biriydi bu. Bir süre sonra da asarak tatlı canına kıydılar: Kıydılar ona... Bunu biliyor muydun dedi. Muhabbetin de etkisiyle sesi titriyor; Pirin asılma anını sanki yaşıyordu!..
Birkaç deyişi ve klasik söylencesi dışında Pire ait çok şey bildiğim söylenemezdi. Elin Çerkezi Pirin tüm yaşamını biliyor; Banazlı olan ben ise...
Mahcup olmuş, utanmıştım. Yine de; Evet, biraz dedim.
Başladı Pir Sultan Abdalı anlatmaya: Çalıp-çığırmaya...
Kul olayım kalem tutan ellere
Katip arzuhalim yare böyle yaz
Şekerler ezeyim şirin dillere
Katip arzuhalim yare böyle yaz...
Çok güzel anlatıyor; sohbeti Pirin şiir ve deyişleriyle süslüyordu. Sonra birden: Yav Murtaza biliyor musun, öğrenciliğimden bu yana hayalimde hep bir şey var: Var mısın, Banazda Pirin anıtını yapalım.Sonra Mustafa ve Cihangire dönerek; yahu ne dersiniz bunu yapabilir miyiz?
Öyle bir içtenlik ve ses tonuyla söylemişti ki, karşı koymak mümkün değildi. Kaldı ki, karşı koyan da yoktu. İrkilmiş, şaşırmış aynı zamanda çok da sevinmiştim.
Arkadaşlar teklifi heyecanla karşıladılar ve olur dediler.
Fakat ben; Anıt nasıl yapılırdı, ne işe yarayacaktı, Banazlılar ne derdi, nasıl finanse edilirdi? Hiçbirini bilmiyordum... Bu kaygılarla bir süre beklediğimi anımsıyorum.
Karşımda bilgisini ve emeğini karşılıksız ortaya koymak isteyen içtenlikli ve özveriye hazır güzel insanlar vardı. İçimdeki sese kulak verdim ve evet, varım dedim. Diğer arkadaşlar da büyük bir içtenlik içinde; emeklerini esirgemeyeceklerini tekrar ettiler.
Proje ve Uygulama:
Teknik eleman olarak, Anıtın sağlamlığı, ayakta durması; yani statik açıdan kendini taşıması için Mühendise, estetik, ölçü, görüntü vb. bakımdan Mimara, projelendirme ve uygulama (yapım) içinde ressam-Heykeltraşa gereksinim vardı. Daha işin başında (sözle de olsa) teknik eleman gereksinimi çözülmüş gibi görünüyordu.
Finans konusunda birçok insan kıt-kanaat bütçelerinden özveride bulunarak destek oldular. Ankarada yaşayan Banazlılar olarak bizler de elimizden geleni yaptık, ancak yeterli görünmüyordu. Bu nedenle çevremizden yardım istemeye koyulduk. İlginç olması nedeniyle bir anımı anlatmak istiyorum.
Sn. Mustafa Timisinin lideri olduğu Birlik Partisinden de yardım istemeye karar verdik ve Cahit Hocayla birlikte Parti Merkezine gittik. Sn. Timisi projeyi çok olumlu buldu ve mutlu olduğunu söyledi. Ancak maddi yardım olanağı yoktu. Konuşmalar sırasında bizi dinleyen genç ve iyi giyimli bir arkadaş söze girerek ben size yardım ederim dedi. Sn. Timisi bizi tanıştırarak; bu bey CHPden ayrılarak partimize katılan Tunceli Milletvekili Sn. Ali Haydar Veziroğlu dedi. Veziroğlu o gün anıt projesine 25 bin lirayla en büyük katkıyı yaptı. İkimiz de çok sevindik. Önümüz açılmış projeyi başlatacak noktaya gelmiştik.
Cahit hoca ekibiyle birlikte Banaza gitti. Aldığımız haberlere göre, Anıt çalışması okul bahçesinde başlatılmıştı. 3 adet örnek maket yapılmış, sergilenmiş ve bunlardan en beğeni kazanan örneğin yapılması kararlaştırılmıştı.
Aldığım bilgilerden, köy muhtarı dahil herkesin büyük bir heyecan ve özveriyle çalışmalara katıldığı şeklindeydi. Banaza gitmeye ve ne olup bittiğini yerinde görmeye karar verdim.
Bir yandan okul bahçesine çamurlar taşınıyor, saman katılıyor, eğri büğrü ağaçlarla anıtın konstüriksiyonu yapılıyor, bir yandan kayalar üzerinde anıtın dikileceği yerin temeli için kazı yapılıyor, diğer yandan da Pir evinin (türbenin) onarımı ve duvar bezemeleri yapılıyordu. Özetle Banazlılar adeta seferber olmuş, Pir Sultanın asılmasından sonraki en büyük devinimi, bu kez de onun ölümsüzleşeceği anıt için yaşıyorlardı. Konuştuğum köylüler; valla çalışıyoruz ama bu kötü ağaçlar ve çamurla heykel olur mu? Diyerek kuşkularını ve bir anlamda da güvensizliklerini belirtiyorlar; buna karşın anıtı da heyecan ve merakla beklediklerini açığa vuruyorlardı.
Cahit hocaya güvenimi ve iyi şeyler olacağını söyleyerek, Banazlıları ikna etmeye çalıştım. Cahit hocanın sohbetlerini özlemiş, köye de hazırlıklı gelmiştim. Akşam sohbet dizildi; Cahitin Banazlı dostları tek tek gelmeye başladı. Muhtar, Arap Gozel, Zübükzade İbraam Efendi, Köy Öğretmeni, Sadık hoca,... Dem alınıyor, deyişler söyleniyor, Aşık Nuri ve Cahit Hoca türküler söylüyor, köyde yaşanan ilginç anektodlar anlatılıyordu.
Hoca; başlangıçta işimiz zor görünüyordu. Maketlerin ortaya çıkmasından ve Pir Sultan evinin yanında bulunan türbenin onarımı ile, giriş duvarının bezemesinden sonra güven kazandık ve işimiz kolaylaştı dedi. Hoca ve arkadaşları okul lojmanında kalıyorlardı. Sohbeti de burada sürdürüyorduk. Duvarda kocaman ve rengarenk kınalı bir çörek tam ortasından yine koca bir çiviyle duvara çakılmıştı. Bunu anlayamamış; biraz da saygısızlık olarak görmüştüm. Hoca bu ne? dedim. Hoca gayet sakin; o bir tablo Murtaza dedi. Burada çörekler bile sanatsal...
Ankaraya mutlu döndüm. Birkaç ay sonra tekrar gitmem gerekiyordu. Köye erken varayım: Hocayı, anıtın yapıldığı Ziyaret tepesinde bulayım diyerek, erken hareket ettim. Akşamüzeri saat 16.00 suları, Anıtın altındaki yoldan çalışan ekip görünüyordu. Arabayı oraya bırakıp, tırmandım. Hoca ve arkadaşları görünce çok sevindiler. Anıt aşağı yukarı ortaya çıkmıştı. Normalde sapsarı olan Hoca kapkara olmuş, saç-sakal biribirine karışmıştı. Müthiş bir rüzgar esiyor, derme çatma iskele üzerinde çalışmak, üstelikte sanatsal bir çalışma yapmak oldukça güç görünüyordu. Buna karşın kronik mide ağrısı çeken ve sürekli süte mahkum olan Hoca, süt içmeyi azaltmış, demi arttırmıştı.
Hoş-beş sonrası, kayanın dibine çilingir sofrası kurup, dem almaya başlanmıştık. Meze almayı ihmal etmiştim. Çok üzüldüm: biraz da utandım. Hoşgörülü Hoca durumu fark ederek, yahu dün şuraya biraz soğanla ekmek saklamıştım, tilkiler bulup yemedilerse çıkarayım diyerek, taşları kaldırmaya başladı. Soğan ekmek oradaydı. Ekmek kurumuş, sanki taş olmuştu. Hoca, elimizle kıramadığımız ekmeği taşlarla kırıp herkese eşit bir biçimde dağıttı. Türküleri de katık yapıp, yoksulluğa meydan okuyarak sohbeti sürdürdük. Pir Sultan, Anıtta simgeleşmiş ve yeniden ete-kemiğe bürünmüştü. Ne güzel, ne yiğit insandı Pir Sultan!.. Ve biz Onu ne kadar da çok seviyorduk...
Bunları konuştuk.
Burada sözü Cahit Koççobana bırakalım... (*) ...
Anıt için yer saptayımına geçtik. Orası uzak, köye yakın olmalı, buradan pek görünmez, şurada olabilir,gibi eleştiriler sonunda köyün ortak dağı ziyaret tepesi (Çiçek Dağı) nın dört yerinden birine yapılmasını uygun gördük.
Anımsadığım kadarıyla, 1970 li yılların başlarında Banazlı Öğretmen Gazi Torunun başkanlığında Banaz Turizm ve Tanıtma Derneği ismiyle bir dernek kurulmuştu. Sonrasında Gazi Hocanın başka ile tayin edilmesiyle başkanlığa rahmetli Haydar Aslan getirilmiş, dernek de daha aktif işlere yönelmişti. Siyaset rüzgarlarının oldukça sert estiği, faşist saldırıların da azgınlaştığı bir dönemdi. Derneğimiz toplumun bilinçlenmesi ve sorunlarına sahip çıkması konusunda daha çok sosyal çalışmalar yapıyordu. Bizler de Ankaradan derneğimize yardımcı olmak çabası içindeydik.
Yıl 1978 kış ayları. Ankara Resim Heykel Müzesi Onarımı işinin elektrik ve telefon işlerini yapıyorum. Kültür Bakanlığı adına işin kontrollüğünü yapan teknik heyetin hemen hemen tamamı çağdaş insanlardan oluşuyor. Bu duruma aşağıda açıklayacağım nedenlerle, bu ne güzel bir rastlantı ve ne büyük şans demekle yetiniyorum.
Kontrol amiri Y. Mimar Mustafa Akpolat dürüstlük örneği güzel bir insan. Y. Mimar Kemal Soyer, Kontrol Mühendisi Cihangir Canpolat, Ressam Cahit Koççoban, Gazi Üni. Resim Bölümü Öğrencisi Sadık Öztürk ve diğer dostlar...
Daha çok dinleyici durumunda olduğum sohbetler, tartışmalar...
Bu sohbetlerden biriydi.Cahit hoca nereli olduğumu sordu;
-Banazlıyım dedim
-Nee... Pir Sultanın köyü Banaz mı?
-Evet;
İşte benim büyük bir sevgi ve hayranlıkla bağlandığım insan. Ben onu örnek aldım: Onun şiirlerinden ve yaşamından çok etkilendim diyerek bir de türkü tutturmaz mı?
Sivas ellerinde sazım çalınır
Çamlı beller bölük bölük bölünür.
Yardan ayrılmışım bağrım ezilir.
Güzelim ey, sevdiğim ey ...
Sohbetlerimizde saz da çalıyor, yanık yanık Pir Sultan türküleri-deyişleri okuyordu.
Gerçekten şaşkınlıkla Tokat-Zileli ve Çerkez kökenli olduğunu bildiğim Cahit Hocaya bakıyor, bir yandan hayranlık, biraz da kıskançlıkla onu izliyorum. Durdu: Pir Sultanı tutsak aldılar ve önce Sivas Toprakkale zindanına attılar. Piri, yarinden-yareninden ayırdılar. O acıyla söylediği türkülerden biriydi bu. Bir süre sonra da asarak tatlı canına kıydılar: Kıydılar ona... Bunu biliyor muydun dedi. Muhabbetin de etkisiyle sesi titriyor; Pirin asılma anını sanki yaşıyordu!..
Birkaç deyişi ve klasik söylencesi dışında Pire ait çok şey bildiğim söylenemezdi. Elin Çerkezi Pirin tüm yaşamını biliyor; Banazlı olan ben ise...
Mahcup olmuş, utanmıştım. Yine de; Evet, biraz dedim.
Başladı Pir Sultan Abdalı anlatmaya: Çalıp-çığırmaya...
Kul olayım kalem tutan ellere
Katip arzuhalim yare böyle yaz
Şekerler ezeyim şirin dillere
Katip arzuhalim yare böyle yaz...
Çok güzel anlatıyor; sohbeti Pirin şiir ve deyişleriyle süslüyordu. Sonra birden: Yav Murtaza biliyor musun, öğrenciliğimden bu yana hayalimde hep bir şey var: Var mısın, Banazda Pirin anıtını yapalım.Sonra Mustafa ve Cihangire dönerek; yahu ne dersiniz bunu yapabilir miyiz?
Öyle bir içtenlik ve ses tonuyla söylemişti ki, karşı koymak mümkün değildi. Kaldı ki, karşı koyan da yoktu. İrkilmiş, şaşırmış aynı zamanda çok da sevinmiştim.
Arkadaşlar teklifi heyecanla karşıladılar ve olur dediler.
Fakat ben; Anıt nasıl yapılırdı, ne işe yarayacaktı, Banazlılar ne derdi, nasıl finanse edilirdi? Hiçbirini bilmiyordum... Bu kaygılarla bir süre beklediğimi anımsıyorum.
Karşımda bilgisini ve emeğini karşılıksız ortaya koymak isteyen içtenlikli ve özveriye hazır güzel insanlar vardı. İçimdeki sese kulak verdim ve evet, varım dedim. Diğer arkadaşlar da büyük bir içtenlik içinde; emeklerini esirgemeyeceklerini tekrar ettiler.
Proje ve Uygulama:
Teknik eleman olarak, Anıtın sağlamlığı, ayakta durması; yani statik açıdan kendini taşıması için Mühendise, estetik, ölçü, görüntü vb. bakımdan Mimara, projelendirme ve uygulama (yapım) içinde ressam-Heykeltraşa gereksinim vardı. Daha işin başında (sözle de olsa) teknik eleman gereksinimi çözülmüş gibi görünüyordu.
Finans konusunda birçok insan kıt-kanaat bütçelerinden özveride bulunarak destek oldular. Ankarada yaşayan Banazlılar olarak bizler de elimizden geleni yaptık, ancak yeterli görünmüyordu. Bu nedenle çevremizden yardım istemeye koyulduk. İlginç olması nedeniyle bir anımı anlatmak istiyorum.
Sn. Mustafa Timisinin lideri olduğu Birlik Partisinden de yardım istemeye karar verdik ve Cahit Hocayla birlikte Parti Merkezine gittik. Sn. Timisi projeyi çok olumlu buldu ve mutlu olduğunu söyledi. Ancak maddi yardım olanağı yoktu. Konuşmalar sırasında bizi dinleyen genç ve iyi giyimli bir arkadaş söze girerek ben size yardım ederim dedi. Sn. Timisi bizi tanıştırarak; bu bey CHPden ayrılarak partimize katılan Tunceli Milletvekili Sn. Ali Haydar Veziroğlu dedi. Veziroğlu o gün anıt projesine 25 bin lirayla en büyük katkıyı yaptı. İkimiz de çok sevindik. Önümüz açılmış projeyi başlatacak noktaya gelmiştik.
Cahit hoca ekibiyle birlikte Banaza gitti. Aldığımız haberlere göre, Anıt çalışması okul bahçesinde başlatılmıştı. 3 adet örnek maket yapılmış, sergilenmiş ve bunlardan en beğeni kazanan örneğin yapılması kararlaştırılmıştı.
Aldığım bilgilerden, köy muhtarı dahil herkesin büyük bir heyecan ve özveriyle çalışmalara katıldığı şeklindeydi. Banaza gitmeye ve ne olup bittiğini yerinde görmeye karar verdim.
Bir yandan okul bahçesine çamurlar taşınıyor, saman katılıyor, eğri büğrü ağaçlarla anıtın konstüriksiyonu yapılıyor, bir yandan kayalar üzerinde anıtın dikileceği yerin temeli için kazı yapılıyor, diğer yandan da Pir evinin (türbenin) onarımı ve duvar bezemeleri yapılıyordu. Özetle Banazlılar adeta seferber olmuş, Pir Sultanın asılmasından sonraki en büyük devinimi, bu kez de onun ölümsüzleşeceği anıt için yaşıyorlardı. Konuştuğum köylüler; valla çalışıyoruz ama bu kötü ağaçlar ve çamurla heykel olur mu? Diyerek kuşkularını ve bir anlamda da güvensizliklerini belirtiyorlar; buna karşın anıtı da heyecan ve merakla beklediklerini açığa vuruyorlardı.
Cahit hocaya güvenimi ve iyi şeyler olacağını söyleyerek, Banazlıları ikna etmeye çalıştım. Cahit hocanın sohbetlerini özlemiş, köye de hazırlıklı gelmiştim. Akşam sohbet dizildi; Cahitin Banazlı dostları tek tek gelmeye başladı. Muhtar, Arap Gozel, Zübükzade İbraam Efendi, Köy Öğretmeni, Sadık hoca,... Dem alınıyor, deyişler söyleniyor, Aşık Nuri ve Cahit Hoca türküler söylüyor, köyde yaşanan ilginç anektodlar anlatılıyordu.
Hoca; başlangıçta işimiz zor görünüyordu. Maketlerin ortaya çıkmasından ve Pir Sultan evinin yanında bulunan türbenin onarımı ile, giriş duvarının bezemesinden sonra güven kazandık ve işimiz kolaylaştı dedi. Hoca ve arkadaşları okul lojmanında kalıyorlardı. Sohbeti de burada sürdürüyorduk. Duvarda kocaman ve rengarenk kınalı bir çörek tam ortasından yine koca bir çiviyle duvara çakılmıştı. Bunu anlayamamış; biraz da saygısızlık olarak görmüştüm. Hoca bu ne? dedim. Hoca gayet sakin; o bir tablo Murtaza dedi. Burada çörekler bile sanatsal...
Ankaraya mutlu döndüm. Birkaç ay sonra tekrar gitmem gerekiyordu. Köye erken varayım: Hocayı, anıtın yapıldığı Ziyaret tepesinde bulayım diyerek, erken hareket ettim. Akşamüzeri saat 16.00 suları, Anıtın altındaki yoldan çalışan ekip görünüyordu. Arabayı oraya bırakıp, tırmandım. Hoca ve arkadaşları görünce çok sevindiler. Anıt aşağı yukarı ortaya çıkmıştı. Normalde sapsarı olan Hoca kapkara olmuş, saç-sakal biribirine karışmıştı. Müthiş bir rüzgar esiyor, derme çatma iskele üzerinde çalışmak, üstelikte sanatsal bir çalışma yapmak oldukça güç görünüyordu. Buna karşın kronik mide ağrısı çeken ve sürekli süte mahkum olan Hoca, süt içmeyi azaltmış, demi arttırmıştı.
Hoş-beş sonrası, kayanın dibine çilingir sofrası kurup, dem almaya başlanmıştık. Meze almayı ihmal etmiştim. Çok üzüldüm: biraz da utandım. Hoşgörülü Hoca durumu fark ederek, yahu dün şuraya biraz soğanla ekmek saklamıştım, tilkiler bulup yemedilerse çıkarayım diyerek, taşları kaldırmaya başladı. Soğan ekmek oradaydı. Ekmek kurumuş, sanki taş olmuştu. Hoca, elimizle kıramadığımız ekmeği taşlarla kırıp herkese eşit bir biçimde dağıttı. Türküleri de katık yapıp, yoksulluğa meydan okuyarak sohbeti sürdürdük. Pir Sultan, Anıtta simgeleşmiş ve yeniden ete-kemiğe bürünmüştü. Ne güzel, ne yiğit insandı Pir Sultan!.. Ve biz Onu ne kadar da çok seviyorduk...
Bunları konuştuk.
Burada sözü Cahit Koççobana bırakalım... (*) ...
Anıt için yer saptayımına geçtik. Orası uzak, köye yakın olmalı, buradan pek görünmez, şurada olabilir,gibi eleştiriler sonunda köyün ortak dağı ziyaret tepesi (Çiçek Dağı) nın dört yerinden birine yapılmasını uygun gördük.