Diyar
05-12-2006, 12:52 PM
Pir Sultan’ın Kavgasına Katılmak
Alevi düşüncesinde Pir Sultan : Alevi-Bektaşi gelenekselliğini kucaklayan, o temelden beslenerek günümüze uzanan çağdaş bir tavrın, toplumsal ölçekte halk çıkarına/yararına dayalı bir kavganın taşıyıcısı olarak bilince çıkar.
Bu nedenle Pir Sultan’ı söylemek, Pir Sultan’ın kavgasına katılmak, özcesi O’nu yaşamak; genelde insan görüntüsü altında ezilen / sömürülen bireye; özelde, insanlık görüntüsü altında halka / yaratana yönelik bir tapınmaya katılmak; neye sayarlarsa saysınlar sonuçta insan olunduğuna inanmak demektir.
Pir Sultan’ı bireyciliğinden / somut yanından soyup arındırırken insan kendisini de / kendi somut yaşamını da soyar, arındırır. O’nu incelemek / anlamak için yola çıkan kişi önce O’nun sırrı çevresinde döner, sonra da sırrına erer ; artık O’nu savunmakla yetinmez..
O’nu yaşar, O’nun kavgasına katılır.
“Anadolu halkının bağrında açmış kızıl bir güldür Pir Sultan. Kişiliği, özü, sözü, halkla öyle içten içe kaynaşmış ki, nerede kendisinin, nerede halkının dile geldiğini kestiremezsiniz. Halk öldürülen sevgilisini kendi soluğuyla diriltmiş, diline diller, sazına sazlar katıp yaşatmış, ölüsüne dirisinden daha güçlü, daha etkili bir varlık kazandırmış, sönmüş bir canı binbir canla yeniden tutuşturmuş”,
diyor Sabahattin Eyüpoğlu.
İnanç bağlamında Pir Sultan, Tanrı yolunda bir tarikat yolcusudur. Ölmeden evvel ölerek (1) Hakk’a ulaşan ve oradan yeniden Halk’a dönen bir ulu kişidir.
Düşünce bağlamında Pir Sultan, halkın toplumsal tepkisini dile getiren, halkın toplumsal mücadelesine öncülük / önderlik eden, bir insan-ı kamildir.
Halk Pir Sultan’ı benimsedi. O’nu düzene / egemene yönelik kendi memnuniyetsizlik kanalında besleyip büyüttü. Eğer bu benimseme, kucaklama, kaynaşma olmasaydı halk, söylemeyeceği şeyleri O’na söyletmezdi.
Susturulan ya da sesi kısılan halk, kendi kolektif bilincini, Pir Sultan’ın kişiliğinde giydirip kuşattı; O’nun diliyle kendini anlattı; bir bakıma O’nun ağzından kendi söyledi, kendi eyledi. Bunu yaparken bilimsel bir kaygı gütmedi; gönül meşrebine uygun biçimde bilimin engellerine takılmadan; yapılamaz olanlı yapılabilir kılarak özlemini, dileğini dışa vurdu.
Bu yüzden halk, belgelere dayalı olarak tanımlanan tüm Pir Sultanlar’ı söylence zemininde bire indirdi; onları, Pir Sultan geleneği ile kuşattı, bu geleneğin kimliğiyle, söylemiyle donattı. Öyle ki, Pir Sultan’dan neyin / nelerin somut Pir Sultan’a ilişkin, neyin / nelerin topluma ya da söylence dünyasında birlenmiş, kolektif bilincin temsilcisi soyut Pir Sultan’a ilişkin olduğunu bilmek / bulmak olası değildir. Pir Sultan’da olan halkta, halkta olan Pir Sultan’dadır.
Ete kemiğe bürünen Pir Sultan’la, halkın kolektif bilincinin giydirilip kuşattığı Pir Sultan; halkın emek ürününe el koyan, halkın kanıyla beslenen, halkın dinini / kültürünü yadsıyan Osmanlı Sarayı’na karşı başkaldırı kanalında birleşip birlendi.
Ortodoks Sünniliği ideoloji edinmiş Osmanlı egemen sınıfının temsilcisi Hızır Paşa, Pir Sultan’ı asmakla halkı cezalandırmak, sindirmek, kendisine yönelik başkaldırının önüne set çekmek ve sömürü düzeninin sürdürmek; bu başkaldırıya düşünsel yapı oluşturan Aleviliği kökünden kazımak istedi.
Esat Korkmaz
Alevi düşüncesinde Pir Sultan : Alevi-Bektaşi gelenekselliğini kucaklayan, o temelden beslenerek günümüze uzanan çağdaş bir tavrın, toplumsal ölçekte halk çıkarına/yararına dayalı bir kavganın taşıyıcısı olarak bilince çıkar.
Bu nedenle Pir Sultan’ı söylemek, Pir Sultan’ın kavgasına katılmak, özcesi O’nu yaşamak; genelde insan görüntüsü altında ezilen / sömürülen bireye; özelde, insanlık görüntüsü altında halka / yaratana yönelik bir tapınmaya katılmak; neye sayarlarsa saysınlar sonuçta insan olunduğuna inanmak demektir.
Pir Sultan’ı bireyciliğinden / somut yanından soyup arındırırken insan kendisini de / kendi somut yaşamını da soyar, arındırır. O’nu incelemek / anlamak için yola çıkan kişi önce O’nun sırrı çevresinde döner, sonra da sırrına erer ; artık O’nu savunmakla yetinmez..
O’nu yaşar, O’nun kavgasına katılır.
“Anadolu halkının bağrında açmış kızıl bir güldür Pir Sultan. Kişiliği, özü, sözü, halkla öyle içten içe kaynaşmış ki, nerede kendisinin, nerede halkının dile geldiğini kestiremezsiniz. Halk öldürülen sevgilisini kendi soluğuyla diriltmiş, diline diller, sazına sazlar katıp yaşatmış, ölüsüne dirisinden daha güçlü, daha etkili bir varlık kazandırmış, sönmüş bir canı binbir canla yeniden tutuşturmuş”,
diyor Sabahattin Eyüpoğlu.
İnanç bağlamında Pir Sultan, Tanrı yolunda bir tarikat yolcusudur. Ölmeden evvel ölerek (1) Hakk’a ulaşan ve oradan yeniden Halk’a dönen bir ulu kişidir.
Düşünce bağlamında Pir Sultan, halkın toplumsal tepkisini dile getiren, halkın toplumsal mücadelesine öncülük / önderlik eden, bir insan-ı kamildir.
Halk Pir Sultan’ı benimsedi. O’nu düzene / egemene yönelik kendi memnuniyetsizlik kanalında besleyip büyüttü. Eğer bu benimseme, kucaklama, kaynaşma olmasaydı halk, söylemeyeceği şeyleri O’na söyletmezdi.
Susturulan ya da sesi kısılan halk, kendi kolektif bilincini, Pir Sultan’ın kişiliğinde giydirip kuşattı; O’nun diliyle kendini anlattı; bir bakıma O’nun ağzından kendi söyledi, kendi eyledi. Bunu yaparken bilimsel bir kaygı gütmedi; gönül meşrebine uygun biçimde bilimin engellerine takılmadan; yapılamaz olanlı yapılabilir kılarak özlemini, dileğini dışa vurdu.
Bu yüzden halk, belgelere dayalı olarak tanımlanan tüm Pir Sultanlar’ı söylence zemininde bire indirdi; onları, Pir Sultan geleneği ile kuşattı, bu geleneğin kimliğiyle, söylemiyle donattı. Öyle ki, Pir Sultan’dan neyin / nelerin somut Pir Sultan’a ilişkin, neyin / nelerin topluma ya da söylence dünyasında birlenmiş, kolektif bilincin temsilcisi soyut Pir Sultan’a ilişkin olduğunu bilmek / bulmak olası değildir. Pir Sultan’da olan halkta, halkta olan Pir Sultan’dadır.
Ete kemiğe bürünen Pir Sultan’la, halkın kolektif bilincinin giydirilip kuşattığı Pir Sultan; halkın emek ürününe el koyan, halkın kanıyla beslenen, halkın dinini / kültürünü yadsıyan Osmanlı Sarayı’na karşı başkaldırı kanalında birleşip birlendi.
Ortodoks Sünniliği ideoloji edinmiş Osmanlı egemen sınıfının temsilcisi Hızır Paşa, Pir Sultan’ı asmakla halkı cezalandırmak, sindirmek, kendisine yönelik başkaldırının önüne set çekmek ve sömürü düzeninin sürdürmek; bu başkaldırıya düşünsel yapı oluşturan Aleviliği kökünden kazımak istedi.
Esat Korkmaz