PDA

: Allah’ın Varlığı


Rojaazme
15-09-2006, 09:38 AM
Allah’ın Varlığıhttp://www.alevikonseyi.com/alevi/14/24/34/44/94.html



“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” (Bakara suresi 164. Ayet)

Yukarıdaki ayeti Allah’ı tanımak için sorulan sorulara bir ön cevap niteliğinde verdik. Düşünün ki, her sanat eserinin bir sahibi var. Peki en büyük sanat eseri olan evrenin sahibi kim? Dünyanın, insanın sahibi kim? Yapılan bütün planların planlayıcısı vardır. Peki evrenin, dünyanın ve insanın muazzam güzellikteki planının planlayıcısı kimdir? Bizce bu soruların cevabı açıktır. Ya sizce?

Evrende her şey bir plan program dahilinde yürümektedir. Dünyada da öyle. Yalnız dünyanın dengesini bozan insandır. İnsanın dünyayı neden ve nasıl bozduğunu diğer bölümlerde teferruatlı bir şekilde açıklayacağımız için burada kesiyoruz.

Evet, Allah vardır. Allah tektir. Az buçuk düşünme yetisinde olan birisi bu gerçeği görür. Bazı cahil kimseler, din adına yapılan yanlışları Allah’a mal etmeye çalışıyorlar. Güya böylece Allah’ı inkâra çalışıyorlar. Bunlar saçmadır. İnsanların uydurduğu batıl inançları, hurafeleri Allah’ın yokluğuna delil olarak göstermek saçmalıktır. Bazen saçmalıklar öyle sınır tanımaz hâle geliyor ki, bazı kimseler Allah’ı yukarıda oturan ak sakallı bir dede olarak algılıyorlar. Bunlar gelenekten gelen hurafelerin içselleştirilmesinden başka bir şey değildir. Bizler yer yer bütün bunları açmaya çalışıyoruz. Şimdi tekrar Allah’ın varlığına dönelim. Bilimsel olarak da kanıtlanmıştır ki, evrendeki her şey bir denge durumundadır. Aynı denge dünya ve insan için de geçerlidir. Dünyadaki canlı cansız ne varsa, hepsinin bir manası ve işlevi vardır. İnsan bedeni de öyle. İnsan bedenini oluşturan uzuvların hepsinin bir işlevi vardır. Bütün uzuvlar mükemmel derecede görevlerini yerine getiriyor. Meselâ insanın karaciğeri. Bu organ yığınla görevi yerine getiriyor. Karaciğer; proteinleri, madeni tuzları, şekeri, yağ asitlerini içerisinde barındırıyor. İhtiyacı olan bir organa bunları takviye etmesi için bir sinyal yetiyor. Böbrekler hakeza aynı mükemmellikte çalışıyorlar. Böbrekler bir dakikada bir litre kanı süzüyorlar. İnsanın yapısı mükemmel ötesi. Adeta bir mucize. Burada organların işlevlerini, yapısını uzun uzadıya tartışmak yersiz. Bizce vücudumuz mükemmel bir şekilde dizayn edilip, programlanmıştır. İnsanın her bir hücresinde 2000 (iki bin) kadar kimyevî lâboratuarın faaliyeti gerçekleşmektedir. Çıplak gözle görülmeyen bu cisimde gerçekleşen faaliyetleri öğrendikçe insan adeta dehşete düşüyor. Bilimsel çalışmalar geliştikçe, hücre yapısının detayları öğrenildikçe, insanın mutlak olan Allah’ın varlığına inanmaması mümkün değil. Bazıları bilimsel verileri akıllarınca Allah’ı inkâr etmek için kullanmaya çalışıyorlar. Bu oldukça anlamsız bir çabadır. Çünkü insanoğlunun bildikleri bilmediklerinin çok çok çok altındadır. Felsefi bir tanımla şöyle somutlayabiliriz insanoğlunun bilgisini: “İnsanoğlu neyi biliyor? Bir şey bilmediğini biliyor!”.

Allah vardır. Yerin ve göğün yaratıcısıdır. İnsanoğlu ondan gelmiştir, ona dönecektir. Bizim açımızdan bunları tartışmanın gereği yok. Kur’an’daki ifadeye göre “düşünenler için çok delil vardır”. İnsanın yapısından tutalım evrene, dünyaya kadar. Canlı cansız ne varsa hepsi birer delil niteliğindedir. Ama maalesef toplumlar, din adına ve dinle inançla en küçük bir alâkası dahi olmayan sebepler yüzünden Allah’ı inkâra kalkışıyorlar. Allah’ı inkâr etmeleri Allah için pek bir şey değiştirmiyor. Ama insanlar için çok önemli. İnançlı insan ile inançsız insan arasında önemli farklılıklar vardır. Şimdi burada genişçe bir parantez açıp, içine yazdıklarımızın altını çizelim. İnançlı insan derken her türlü kötülüğü kendisine meslek edinmiş, kendi dar bilgileri ile yetinen, sürekli olarak geriliği yaşayan, din adına hurafeleri yaşayan, Allah adına insan öldüren, bağnazlık-yobazlık edip çağdaş gelişmeye kendi mezhepsel, tarikatçı yapısından dolayı set koymaya çalışan bir insan tipinden söz etmiyoruz. Biz bu tür kişiyi inançlı olarak göremeyiz. Kendi geriliğini, egoistliğini, eskimiş geleneğini inanç adına birileri dayatırsa, bunu kabul etmemek en doğru tutumdur. Siyasi, ekonomik, toplumsal çıkarı için insanların inançları ile oynandığı için maalesef bir çok kimse inançtan uzaklaşmıştır. Bu tür yobazların yaptıklarını görünce insanlar, Allah’ın varlığı konusunda bile şüpheye düşmüşlerdir. Oysaki bilinmelidir ki, yeryüzünde Allah kimseye benim adıma insan öldürün diye bir görevlendirmede bulunmamıştır. Allah’ın bu tür insanlara ihtiyacı da yoktur. Allah bilinen ve bilinmeyen her şeyden, herkesten ve her yerden üstündür. Tekrar belirtelim ki, insanların yanlışlarından Allah sorumlu değildir. İnsanın insana yaptığı zulümden Allah sorumlu olamaz, bunu insanların kendileri yapıyorlar. Bazı sivri zekâlılar diyor ki, “madem Allah var, öyleyse neden savaşlarda ölen çocuklara müdahale etmiyor?”. İlk başta oldukça mantıklı gelen ve Allah’ı inkâr etmek isteyenlerin sıkça başvurduğu bu ve buna benzer argümanlar, asgari düzeyde bir bilgi olsaydı söylenmezdi. Çünkü Allah insanı topraktan yaratmıştır. Neden toprak? Neden taş, kaya, ağaç, su veya başka bir maddeden değil de topraktan yaratmıştır? Bu oldukça önemlidir. Allah, insanı topraktan yaratmıştır ve ona kendi nefesinden üflemiştir. Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı; insan hem toprak olmaya hem de tanrısal birliğe, gerçeğe ulaşmaya muktedirdir. Yani insan toprak olup aşağılanır da, Allah’ın birliğine de varabilir. (Bazıları burada toprağı kötülediğimizi düşünebilir. Bilinsin ki, bu benzetmeler semboliktir).

İnsan iradesi itibariyle özgürdür. İyiyi de, kötüyü de ayırt edebilecek düzeydedir. Dolayısıyla savaşta masum insanlar ölüyorsa, bunun sorumlusu ve suçlusu insanın kendisidir. Allah insanı özgür bırakmıştır. Yaptığı iyiliklerden de, yanlışlardan da insanın kendisi sorumludur. Bu konuyu ileriki bölümlerde genişçe açacağız. Gelelim tekrar Allah’ın varlığına.

Dedik ya; düşünenler için Allah’ın olmadığı, her şeyin nedensiz, sebepsiz olduğu düşünülemez. Her şey Allah’ın varlığına delildir. Dünyanın güneşle arasındaki mesafe ideal dengededir. Anlaşılır bir anlatımla ifade etmeye çalışırsak; eğer dünya güneşe şu an bulunduğu noktadan biraz daha uzak olsaydı tamamiyle donacaktı ve böylece yaşam olmayacaktı. Eğer dünya güneşe şu anki konumundan daha yakın bir durumda olsaydı yine yaşam olmayacaktı. Çünkü aşırı sıcaklık yaşam olanağını engellerdi. Her halûkârda muazzam bir denge ile karşı karşıyayız. Bu kendiliğinden mi oldu dersiniz? Yoksa belli bir projenin sonucu mu? Karar Sizin!

Rojaazme
15-09-2006, 09:42 AM
Allah’a Sığınmak

Bütün yanlışlardan, hatalardan, günahlardan Allah’a sığınırım. Esirgemesi ve rahmeti bol olan Allah’a sığınırım. Bütün kirliliklerden, aşağılık pazarlıklardan, zalimlerden, ihanetlerden, hainlerden, zulümlerden, merhametsizliklerden, sömürüden, adaletsizlikten kaçıp Allah’a sığınırım. Esirgeyen ve bağışlayan Allah’tan dostluğu, güzelliği, sevgiyi, paylaşımı, samimiyeti, kardeşliği, hayırlı işleri dilerim. Zalimin zulmünden, kötünün şerrinden, hainin ihanetinden, kaypağın kalleşliğinden sana sığınırım. Sen esirgeyen ve bağışlayansın. Sen kalplerden geçenleri dahi bilensin. Sen şahdamardan daha yakın olansın.

Günahımla-sevabımla, bütün aczim ve acemiliğimle, çırılçıplak üryan-püryan huzurundayım. Merhameti yalnız senden dilerim. Sen tek ilâhımsın. Herkesi kandırabilirim, kendimi dahi kandırabilirim ama senin huzurunda aczim anlatılmaz. Sen bütün yanlışlarıma, hatalarıma, aczime, günahlarıma rağmen esirgemesi ve koruması sonsuz, sınırsız olan yaratıcımsın. Huzurunda senden hidayet dilerim.

Dünyanın çilesinden, şeytanın hilesinden, zalimin sillesinden sana sığınırım.

İnsan kendi içinde hep yalnızdır. Yalnızlığını bir takım sahte, yanlış şeyle doldurmaya çalışır. Bu kendini kandırmaktan başka bir şey değildir. İnsanın iç yalnızlığı gerçek anlamda hiç bir zaman dolmaz. Yani bir takım maddi hesaplar ve buna dayalı bir yaşam boş bir yaşamdır. Örneğin kişi sanıyor ki; huzuru, mutluluğu parasal olarak güçlendimi elde eder. Bu yanlıştır. İnsanın yığınla kağıtları –ki bu değerli kağıtlara para diyorlar– olsun, insan yine yalnızdır. Bu demek değil ki; insanlara yoksul bir yaşam öneriyoruz. Aksine. Elbette insan maddi olarak rahat etmek zorunda. Fakat unutulmaması gereken, insan nasıl karnını yiyeceklerle dolduruyorsa ve açlığını gideriyorsa, aynı zamanda manevî açlığını da doyurmalıdır. Bunu yaparken de bazılarının düştüğü yobazlığa düşmemelidir. Hurafeleri, boş inançları bir kenara fırlatıp, Allah’a sığınmalıdır. Maddi, manevî bütün açlıkların doyurulduğu, yoksunlukların giderildiği tek yer orasıdır. İnsan sadece bazı anlarda değil, her zaman için Allah’a sığınmalıdır. Öyle gösterişten değil, yapmacık, yüzeysel, biçimsel değil; içten, samimice Allah’a sığınmalıdır. Böylece içindeki kuşkuları giderir, duygu ve düşüncede netleşir, arınır, temizlenir pirüpak olur. Doğrusu bu değil mi? Pirüpak bir yaşam o kadar uzak değil. Bu yaşama giden yollar da sanıldığı gibi tuzak değil. Öyleyse yapılması gerekeni yapalım mı?

srdr_ist
17-09-2006, 10:40 PM
Doğada kendiliğinden var olabilmesi hücre vede sinirleri ile şuanki sistemde bir canlı yaşam içinde olabilmesi ihtimali 10 üzeri 600 dür.

Buda şöyle hesaplanır belli bir sıcaklıkta elektriksel yani yıldırım vede sıcaklım yani yanar dağ gibi bir dağın yakınında olması gerek tabi birde hücreyi oluşturacak emzim vede protein ayrıca glikoz ve daha nice elementler gazların aynı anda orda olası gerek bunların bilimsel bir labaratuvarda yapılan hesaplamada işte sonuç bu şayet labaratuvardaki bu ihtimal olursa doğa bunu 10 üzeri 900 de bir ihtimal olarak yapabilir.

Ne demiş bilir kişi
kimya 14 sırrını bilemeyen hakkın sırrını bilemez.Bu söz imam caferi sadık demiş sanırım.

Sevgilerimkle.

wengesodiri
18-09-2006, 03:53 AM
Düşünün ki, her sanat eserinin bir sahibi var. Peki en büyük sanat eseri olan evrenin sahibi kim? Dünyanın, insanın sahibi kim? Yapılan bütün planların planlayıcısı vardır. Peki evrenin, dünyanın ve insanın muazzam güzellikteki planının planlayıcısı kimdir? Bizce bu soruların cevabı açıktır. Ya sizce?


peki onun sahibi kim... onunu yartıcısı her şeyin bir sebepi varsa onun sebepini söyleyebilirmisin..

polata
18-09-2006, 04:03 AM
Düşünün ki, her sanat eserinin bir sahibi var. Peki en büyük sanat eseri olan evrenin sahibi kim? Dünyanın, insanın sahibi kim? Yapılan bütün planların planlayıcısı vardır. Peki evrenin, dünyanın ve insanın muazzam güzellikteki planının planlayıcısı kimdir? Bizce bu soruların cevabı açıktır. Ya sizce?


peki onun sahibi kim... onunu yartıcısı her şeyin bir sebepi varsa onun sebepini söyleyebilirmisin..
İnsanoğlunun ilk döneminden itibaren kendi kendisine yönelttiği en büyük, en zor ve en cevapsız soru bu olsa.

O soruya da verilen en basit, en kolay cevabın neticesinde din ve inançlar doğmamışmıdır. Önce doğa olayları sonra şekli, biçimi ve gücü sınırlandırılmayan tanrılar ve akabinde gelen tek tanrı inancının bir sonucu ortya çıkan din cevapsız sorunun cevabı olarak kabul edilmiştir.

Rojaazme
25-01-2007, 09:49 AM
İnsanın yığınla kağıtları –ki bu değerli kağıtlara para diyorlar– olsun, insan yine yalnızdır. Bu demek değil ki; insanlara yoksul bir yaşam öneriyoruz. Aksine. Elbette insan maddi olarak rahat etmek zorunda. Fakat unutulmaması gereken, insan nasıl karnını yiyeceklerle dolduruyorsa ve açlığını gideriyorsa, aynı zamanda manevî açlığını da doyurmalıdır. Bunu yaparken de bazılarının düştüğü yobazlığa düşmemelidir. Hurafeleri, boş inançları bir kenara fırlatıp, Allah’a sığınmalıdır. Maddi, manevî bütün açlıkların doyurulduğu, yoksunlukların giderildiği tek yer orasıdır. İnsan sadece bazı anlarda değil, her zaman için Allah’a sığınmalıdır. Öyle gösterişten değil, yapmacık, yüzeysel, biçimsel değil; içten, samimice Allah’a sığınmalıdır. Böylece içindeki kuşkuları giderir, duygu ve düşüncede netleşir, arınır, temizlenir pirüpak olur. Doğrusu bu değil mi? Pirüpak bir yaşam o kadar uzak değil. Bu yaşama giden yollar da sanıldığı gibi tuzak değil. Öyleyse yapılması gerekeni yapalım mı?

kardelencan
25-01-2007, 09:54 AM
Hurafeleri, boş inançları bir kenara fırlatıp, Allah’a sığınmalıdır. Maddi, manevî bütün açlıkların doyurulduğu, yoksunlukların giderildiği tek yer orasıdır. İnsan sadece bazı anlarda değil, her zaman için Allah’a sığınmalıdır. Öyle gösterişten değil, yapmacık, yüzeysel, biçimsel değil; içten, samimice Allah’a sığınmalıdır.............

şu noktada yukarıdaki yazılanlara katılmaktayım,kendi adıma ve ailemin öğretisine inancımla;Hak korkusu değil,sevap,günah değil;Tanrı sevgisi,hoşgörü ile paylaştık herşeyi..

emeğine sağlık sevgili can.

Rojaazme
25-01-2007, 11:45 AM
ey vallah dost..

Bektaşünal
25-01-2007, 11:54 AM
Herkesin görmesi gerektiğine inandığım süper bir yazı Rojaazme can.Emeğine sağlık.

Rojaazme
25-01-2007, 02:18 PM
Herkesin görmesi gerektiğine inandığım süper bir yazı Rojaazme can.Emeğine sağlık. allah allah ey vallah candost..

Alihanlı
02-02-2007, 11:57 AM
Allah vardır ,birdir.
.yukardaki yazıda yazılanlar ve bir sürü açıklanamayan olaylar Allahın varlığının delilleridir.
.konu için sağol.

r.ocak7
03-02-2007, 03:04 AM
tanrının varlığı yada yokluğunu belirleyen ölçüt akılmı iman mı?

aklın olduğu yerde iman ,imanın olduğu yerde akıl yoktur

aklınızla tanrının varlığını belirleyemezsiniz,çünkü tanrı bilginin konusu değildir

yani bilgi,nesnelerin yada onların ilişkilerinin belirlenim alanına yönelik olana aittir,oysa tanrı ne nesne ne de onun doğrudan yada dolaylı ilişkilerinin sonucudur.

eğer imanla tanrıya yaklaşacaksanız bir diyeceğim yok çünkü iman göreceli öznel ve itikate dayalıdır yani aklın alamadığı belirleyemediği yerden sonra devreye girer

ancak iman da tanrının varlığının kanıtı değildir,sadece inanırsınız ,subjektif bir yaklaşımdan öteye geçmez

tanrıyı belirlerken sonlu bir varlık olan insan ve onun sınırlı aklıyla hareket ediyorsunuz

oysa tanrı sizin deyiminzle sonsuz ve tüm sonlu olanı kuşatan ise ki öyle olmak durumunda, sınırlı bir varlık olan insanın sonsuz sınırsız bir varlık olan tanrının bilgisine sahip olması sadece çelişki değil hiçbir mantıksal gerekçede sunulamaz ki yok

şöyle düşünelim ben tanrının bilgisine sahip isem sonsuz olanın bilgisine sahibim demektir, sonsuzun bilgisine sahip isem evrenin yada tüm varlığın bilgisine de sahibim,oysaki insan için böyle bir iddiada bulunmak sanırım sizede komik gelecektir.

filozoflar tanrının varlığının kanıtları için

ontolojik,kozmolojik,ereksel kanıtlar sunmuştur

ancak tanrının yokluğuna dair kanıtlarda yine ontolojik(varlık alanı)kozmolojik,ereksel(gaye amaçlılık) olarak sunulmuştur.

sonuç tanrının varlığı ya da yokluğuna dair kanıtlar eşit değerdedir bir sonuç elde edilemez.

konunun başında ifade ettiğim gibi tanrı bilginin konusu değidir,imanla akıl edemezsiniz tıpkı akılla iman edilemeyeceği gibi

değerli arkadaşlarımız tanrıyı daha çok nedensellik,zorunluluk,ve evrenin amaçsız olamayacağını,hiçbir varlığın nedensiz olamayacağı,dünyada ki düzen ve tertipten hareketle tanrının varlığını kanıtlamaya çalışmışlar,ya da körü körüne bir imanla kanıtlamaya çalışmışlar

evrenin boyutlarını bilmiyorsunuz,dünyadaki denge ve düzenin yargısından hareketle tanrının varlığına nasıl gidersiniz,evrende bir kaosun olmadığını çelişki ve zıtlıkların olmadığını nerden biliyorsunuz.

kaldı ki dünyadan da bir düzenden bahsetmek saflıktan ibarettir,biz dünyanın yada evrenin,neden sonuç ilişkilerinin zıtlıkların savaşımı sonucu olduğunu biliyoruz yani bilimsel olarakta kanıtlanmıştır.

bir başka nokta tanrıyı insansal özellikleri ona yükleyerekten tanımlıyoruz(antropomorfizm),bir bilgenin deyimiyle atlar konuşabilseydi onlarda tanrılarını at şeklinde ifade edeceklerdi.

dikkat ederseniz,bağışlayıcı olması,herşeyi bilme edimine sahip olması,kızması nefret etmesi,istekleri,cezaları,herşey insansal koşullarda değerlendirilmiş.sanki tanrı şuurlu akıllı,zeki,duygusal v.b

oysa tanrı yada tüm evrenin ana nedeni şuursuz bir madde de olabilir,bu olasılığı gözardı etmek subjektif düşünmemize yol açıyor.

sonuç olarak tanrının varlığı ya da yokluğu bilginin konusu değil imanın konusudur,her türlü iddia temelsiz ve sonuçsuz kalacaktır.ve insanlara bu konuda temellendirmeler yapmak komik olur diye düşünüyorum.bu konuyla ilgili insanları düşünebiliyorsan ya da idrak edemiyorsan gibi ifadelerle tanrının varlığı yada yokluğu hakkında yargılamak doğru değildir.

iman ederek varlığına inanan insanlar için söyliyecek hiçbirşeyimiz yok ve saygı duyuyorum,ancak ne zamanki akılla bunu temellendirmeye kalkarlarsa söyliyeceğimiz çok şey olur,çelişki bataklığından kurtuluşları da olamaz zaten,bunu sadece inanan insanlar için değil inanmayan insanlar için de söylüyorum aynı gerkçelerle

sevgiler saygılar

Snoop
03-02-2007, 03:25 AM
Biz Hala Yasıyorsak Allah(c.c.) nin bize armaganıdır.

Rojaazme
19-10-2008, 12:17 AM
hakk muhammet ali çümlemizi koruya göz ede..

allah allah ey vallah