PDA

: Anadolu Aleviliği


yolcu_58
15-09-2006, 07:24 AM
Anadolu Aleviliği
"Alevilik, Hakk-Muhammed-Ali yolunun Kırklar Meclisinde olgunlaştığı ve Oniki İmamlarla devam eden; İmam Cafer-i Sadık’ın akıl ölçüsünü rehber olarak alan, Horasan erenlerinin himmetleriyle Anadolu’ya gelen Hazret-i Pîr’le ve ulu ozanlarımızın nefesleriyle hayat bulan inancın adıdır. Alevilik inancı, hayatın amacını insanın ham ervahlıktan çıkarak insan-ı kâmil olup özüne dönmek olarak tanımlar. Bunun için de; Mürşid, Pîr ve Rehber huzurunda ikrar verilerek Dört Kapı Kırk Makam aşamasından geçilir. Yeryüzünde çok çeşitli sayıda alevi toplulukları yaşamaktadır. Örneğin iran ırak suriye lubnan gibi yerlerdese aleviler yasamaktadır fakat Alevilik kendi içindede ciddi farklılıklar göstermektedir. İslam diniin özünde lul ile Allah arasina hiçbir kişi ve gücün girmesine izin verilmezken şiilik ve alevilik gibi inançlarda aynen hırıstıyanlik inancında oldugu gibi araya dede ve irandaki gibi ayetullahlar veya buna benzer kişilir vardir bu gibi unsurlar şiilik ve aleviliği ehli sunnet çizgisinden ayırmaktadır.


Anadolu Alevîliği, kimilerine göre islam dışı eski bir inanış, Arap Aleviliği diye de bilinen Nusayrilik ise paralellikler taşısa da farklı bir tarihin ve kültürün ürünüdür. Anadolu aleviliği peygamberin (Muhammed) ölümünden sonra yaşanan birtakım siyasi anlaşmazlıklar neticesinde Ali'yi destekleyen grubun temellerini attığı ve tarih boyunca İran, Irak ve Suriye'de egemen olan Şia (Şiilik) inancının Türk yorumudur. Bu inancın Türkiye'de yerleşmesi büyük oranda 10. ve 11. yüzyıllarda gerçekleşmiştir. İçinde islamla birlikte orta asya Türklerinin inanç sistemi olan Şamanizm'den de öğeler barındırdığı iddia edilir. Alevilik bir başka deyişle, Hacı Bektaş-ı Veli gibi, Anadolu'da yaşayan birtakım Türk tasavvufçuların yaptıkları islami yorumdur. Ana madde :alevi

Rojaazme
06-10-2006, 12:53 PM
Türkler İslamiyet'i IX. ve X. yüzyıllarda tanıdılar. Hayli uzun ve yorucu bir tanışma dönemi yaşadılar. Kanlı, savaşlı, gerilimli, acılı bir tanışma döneminden sonra İslamiyet'i kabul ettiler. Daha doğrusu kabul etmek zorunda kaldılar. Kabul ettiklerinde ise İslam'a mal edilen Arap milliyetçisi unsurlara yer vermediler.Tanıdıkları İslam'ı gözden geçirdiler. Kendi kültürleri ile uyumlu hale getirmeye çalıştılar. İslam'ın bazı özelliklerini kabul ettiler. Bazılarını etmediler.

Bedevi Arap toplumu için konan kurallar, kendileri için yabancıydı. Türkler ve o coğrafyadaki diğer milliyet mensubu halk, İslamiyet'i kabul ederken kendi geçmiş kültürleri ile yeni bir sentez oluşturma yoluna gittiler.

İşte, Anadolu Aleviliğinin orijinalliği, yani başka bir İslam ülkesinde aynısının olmaması bu oluşumdan, tarihi yolculuğu farklı bir kulvardan yapmış olmasından ileri gelmektedir. Anadolu halkı, geçmiş uygarlıklarıyla Horasan üstünden gelen İslam'ı, yeni bir yapılanmaya tabi tuttu ve farklı bir sentez oluştu. İslamiyet'in Anadolu ile tanıması Anadolulaşması gerçekleşince, İslamiyet Anadolu'ca konuşmaya başlayınca, "Haz. Ali, Dede Korkut ve Homeros Dede" Anadolu'da tanışıp bütünleşince Anadolu Aleviliği denen oluşum gerçekleşti.

Eski Anadolu halkları ve Türkmenler Emeviler'in Arap ırkçılığını ve İslam şovenizmini temel alan yaklaşımından rahatsız olurlar. Çünkü Emeviler, Araplar dışında Müslüman olan toplumlara hor gözle bakarlar. Asıl Müslüman'ın kendileri olduğunu kabul ederler. Kendilerinin birinci sınıf Müslüman, diğer halkların ikinci sınıf Müslüman, "Mevali Müslüman", Arap olmayan Müslüman olduklarını söylerler.

Türkler İslamlığı IX. yüzyılda kabul ederler. Anadolu'ya ise IX. yüzyıldan itibaren çeşitli göçlerle geldikleri bilinir. 1071'de ise, Alparslan komutasındaki Bizans ordusu ile savaşır ve
Türkler "Malazgirt Zaferi" olarak nitelenen savaş ile Doğu Anadolu'ya girerler.

Tabii ki, Türklerden önce Anadolu boş değildi. Anadolu 10 bin yıllık bir tarihe sahiptir. 1071 Anadolu medeniyetleri tarihinde, yakın bir tarih sayılır. Türkler Anadolu'nun son konuklarıdır. Onlardan önce 10.000 yıllık Anadolu medeniyetleri tarihi inkâr edilemez. Çünkü, bu tarih de Anadolu insanlarının tarihidir. Tıpkı Orta Asya gibi, Mezopotamya gibi.

İşte bu göçler ve başka yollarla Anadolu'ya giren İslamiyet, kendisiyle birlikte, Hz. Ali'ye yapılan ve yukarı da sözünü ettiğimiz lik haksızlığı tepki temelinde gelişen geleneği de beraberinde getirir. Bu haksızlık, dediğimiz gibi Anadolu Aleviliğinin oluşmasında ki üç kaynaktan biridir.

Anadolu Aleviliğinin oluşumundaki ikinci etken, Türkistan ve İran gibi Doğu din ve kültürlerinden gelen etkidir. Çünkü göç yolları ile ve diğer yollarla Anadolu'ya gelen Türkmenler ya İlam olmuşlardı ya da İslamiyet'ten önceki çok tanrılı doğu dinlerinin etkisi altında idiler: Bunların birkaçı Şamanizm, Zerdüşt, Buda, Manihaizm ve Hıristiyanlık öncesi çok Tanrılı Doğu dinleri, Taoizm vs.

Doğudan, Türkistan'dan gelen Türkmenlerin kendi kültür miraslarını vs. birlikte getirmemeleri mümkün değildir. Bu izleri bugün bile görüyoruz. Bizdeki tasavvuf inancı ile Buda inancı arasında benzerlik olduğu kuşkusuzdur. Manihaizm ile Alevilik arasındaki inanç benzerlikleri de hemen görülür. Şaman dininden gelen Güneş'e, tapınma vs. bugün Anadolu'da Sünni ve Alevi halk arasında hâlâ yaşıyor. Türklerin Orta Asya ve Maveraünnehir'de İslamiyet'i tanımalarından sonra büyük Türk mutasavvıfı Hace Ahmet Yesevi, tasavvuf inancı yanında İslamiyet'i de kabul eder. Ama tarikatını, tekkesini kapatmaz.

İsmaliyet'te Tanrıdan başka bir varlığa tapınmak yasaktır. Ama Türkmenlerde yüksek tepelere, sulara, ulu ağaçlara, yatırlara kurban kesilir, ip bağlanır, lokma yapılır, ateş yakılır. Ateş yakılan ocaklar kutsal sayılır. Suyu kirletmek günah sayılır vs.

Yani, Türkler İslamiyet'i kabul ederler ama, daha önceki kültür miraslarını, inançlarını terk etmezler. İslamiyet'i benimseseler de, eski inançlarından vazgeçmezler.

İşte Anadolu'ya gelen Türkmenlerin ve diğer halkların getirdikleri inanç sistemleri, ve kültürleri, Anadolu Aleviliğinin ikinci kaynağı oluşturmaktadır.

Nihayet üçüncü kaynak da, Eski Anadolu din, inanç ve kültür mirasıdır. Üzerinde yaşadığımız toprakların 10.000 yıllık tarihi, Anadolu medeniyetleri tarihidir.

Anadolu'da 1200 yıllarında oluşan ve Anadolu dışında birçok kültürün izlerini taşıyan Anadolu Aleviliğinin, 10.000 yıllık Anadolu medeniyetleri tarihinden bir şey almadığını söylemek mümkün değildir.

Nitekim, bugün Anadolu Aleviliğinde gördüğümüz birçok inancın izlerini çok Tanrılı Anadolu dinlerinde, hatta Hıristiyanlıkta görüyoruz.

Bektaşiliğin kurucusu sayılan, Hacı Bektaş Veli ve Kadıncık Ana arasındaki ilişki, İsa-Tanrı ve Meryem Ana arasındaki ilişkiyi anımsatmıyor mu?

Cem ayinlerinde kutsal sayılan ve azı yörelerde "dem" kabul edilen şarabın Hıristiyanlarda da kutsal sayılıp kilisedeki ayin sonunda ekmeğin ona batırılıp yenmesi, Noel'de Haz. İsa ruhuna şarap içilmesi arasında bir ilişki kurulamaz mı?

Gene; Haz. İsa ve 12 havarisi, Haz. Ali ve 12 İmamlar olayı rast gele bir benzerlik midir acaba? Üstelik bunlara benzer daha yüzlerce örnek verebiliriz.

Örneğin, şarabın Orta Anadolu'da kurulmuş Frigoya, Lidya medeniyetlerinde olduğu gibi, aynı bölgede gelişen Bektaşilikte de kutsal olmasına ne demeli?

Bunlardan, Anadolu Alevilerinin büyük çoğunluğunun, Müslümanlığı sonradan benimsemiş Anadolu halkları olduğu sonucu çıkmaktadır. Bunların Müslümanlığa, Bektaşiliğe eski inançlarını da taşımaları çok doğaldır. Doğan Avcıoğlu bu gelişmeyi şöyle izah ediyor:

"Hacı Bektaş ve Halifeleri, İslami çerçevede Anadolu Hıristiyanlarının inançlarıyla, Orta Asya geleneklerini bağdaştırarak, Ortodoks İslam'a uzak düşen göçebeleri ve köylüleri saflarına toplarlar".

Alevilik olayına salt dinsel bir bölünme olarak bakmamak lazım. O bir yanı ile dinsel olmaktan çok toplumsaldır. Ama salt toplumsal siyasal bir akım olarak ele almak da yeterli değildir. Çünkü güçlü bir dinsel yanı da vardır.

İslamiyet içinde hilafet meselesindeki haksızlığa ilk karşı koyanlar Ali yanlısı Araplar oldu. Bu karşı koyuş İslamiyet'le birlikte yayıldı. İran'a gitti, Şiilik oluştu. Pakistan'da bu kaynaktan beslenen İsmail iye mezhebi hâlâ yaşıyor. Afganistan'da Şii veya İslamiyet içindeki bu akım Mısır'da Fatımi devletini doğurdu ve Fatımilik hala da yaşıyor. Şiilik günümüzde gerek İran'da Humeyni önderliğinde, gerekse bazı Ortadoğu ve Arap ülkelerinde yaşıyor. Ama Anadolu Aleviliğinin adı geçen bu Şia akımlarla Haz. Ali ve Ehlibeytine olan saygı ve sevgi dışında ortak bir yanı yoktur.

Anadolu Aleviliği bir yaşam biçimidir. Anadolu'da Alevilik kendine özgü bir kültür olayıdır. Bir kimlik meselesidir. O dinsel olmaktan çok, ırksal olmaktan çok toplumsal bir akımdır. Adeta bir hayat felsefesidir.

Anadolu Aleviliği, Ali ve Ehlibeyt sevgisini, insan sevgisini, kardeşliği, hakça bölüşümü, eşitliği, özgürlüğü her türlü toplumsal haksızlığa karşı olmayı kendine erdem edinmiş bir dünya görüşüdür.

Bugün çağdaş demokratik teorilerin aradığı erdemleri, Alevilik 700 yıldan beri Anadolu'da her türlü bağnazlığı karşı yılmadan mücadele vererek sürdürmektedir.

Alevilik bu özelliğini, yaşadığı tarihsel-toplumsal sürece borçludur.

Rojaazme
21-03-2007, 01:40 PM
http://www.karacaahmet.com/arastirma.asp?id=6


Anadolu, hangi ulustan, hangi ırktan, hangi inançtan olursa olsun bütün insanlara, bütün ermişlere, bütün dervilere, bütün uluslara kapılarını açmış, onlara derin sevgi, saygı göstermiş insanların yurdudur.

Anadolu, bilinen en eski çağlardan bugüne uzanan bir uygarlıklar zinciridir. Bir kültür mozaiğidir.

Tarihçilerin ve arkeologların verdikleri bilgilere göre, Anadolu’nun 10.000 yıllık bir tarihi var. Anadolu uygarlıkları, bir yaratmalar bütünü, emekler toplamıdır.(33)

Anadolu’nun tarihi, Anadolu insanının tarihidir. Anadolu insanı ile Anadolu tarihi bir bütündür. Biri olmadan diğeri düşünülemez. biri anlaşılmadan, öteki anlaşılamaz, açıklanamaz.

Bu bütünlük, bilinen en eski geçmişten günümüze kadar sürüp gitmektedir.

Anadolu insanı, başkalarından aldığına kendi özelliklerini de katmış, yoğurmuş yeni bir öz ve biçim vermiştir.

Çok tanrılı, tek tanrılı bütün dinler Anadolu’da buluşmuş, karışmış, kaynaşmış yeni bir inanç, yeni bir düşünce olarak tarih sahnesine çıkmıştır.

En son tek tanrılı din olan İslamlık bile burada, doğduğu ülkedeki gibi algılanmamış, Anadolu toprağına ekilince farklılaşmış, yeni bir içerik kazanmıştır. Anadolu Müslümanlığı, kendine has özellikler taşıyan bir içerikle ortaya çıkmıştır.

Anadolu medeniyetlerine şöyle bir göz atarsak şu başlıklara rastlıyoruz:Hitit Öncesi, Hititler (Etiler), Hurriler Frigyalılar, Lidyalılar, Likyalılar, Karyalılar, Urartular, Anzaranlar, Suriler, Sümer, Akad, Babil, Asur ile Helenistik Çağ, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar ve Türkler...

Anadolu’da Doğu ve Batı inançları çağlar boyu birbirine o kadar çok karışmış ve kaynaşmıştır ki hangi inancın kaynak olduğu, hangisinin kaynaktan çıktığı kesin olarak söylenemez.

Örneğin, Aleviliğin en önemli ilkesi olan, “Eline, Beline, Diline...” sahip olma inancı, Budha dininde de, Maniheizm’de de görülmektedir.

Gene Tasavvuftaki ölümsüzlük, Hint düşüncesi Nirvana’nın varlığında ölümsüzlük olarak yaşıyor.

Alevilerdeki Cem ayininin kaynağı bakın nerelerde görüyoruz: Dionysos, Eski Anadolu’da, Cem ise, İran’da şarabın bulucusudur. Eski Yunan’da Şarap Tanrısı Dionysos’un törenlerinde ayinlerde şarap içilir. Alevi Cem’lerinde de tören sırasında şarap içilir. Halbuki Müslümanlıkta içki yasaktır.

Hıristiyanlıktaki “Baba Allah, Oğul Allah, Ruh Allah” ya da Allah, Rahman, Rahim biçimindeki üçleme inancı Anadolu’da Alevilikte; Allah, Muhammed, Ali üçlemesi olarak görülmektedir.

Eski Yunan’daki rakamlara verilen kutsal anlam (üçler, beşler, yediler, kırklar v.s.) Alevilikte de aynen görülüyor.

Güneş, çok tanrılı dinlerde özellikle Zerdüşt dininde çok anlamlıdır. Aynı inanç, Şamanizmde de var. Anadolu Alevileri de güneş doğunca oturup dua ederler.

1937’de Meksika büyükelçimiz olan Tahsin Mayatepek, Meksika yerlileri üstüne yaptığı incelemelerle ilgili olarak M. Kemal’e gönderdiği raporda Maya ve İnka medeniyetlerinde görülen birçok öğenin aynen İslam dininde de görüldüğünü belirtmektedir.

Üstelik, İnka ve Maya medeniyetlerine ait Güneş kültü, İslamiyetin doğuşundan 10.500 yıl önceye dayanmaktadır.

Mayatepek, raporunda, secdeyi, namazı, ezanı, orucu, ölülerin yıkanmasını, sünneti, yağmur duasını, Kabe’yi ziyareti, Mevlevi ayinlerini anımsatan ayinlerin Maya ve İnka medeniyetlerinde İslamiyetten çok önce varolduğunu belgelerle kanıtlıyor.(34)

Gene Anadolu’da görülen, Güneş’in, Ay’ın dağların, yüksek tepelerin, suyun, ateşin, eşiğin kutsal sayılması Şamanizmden gelmiştir.

Şamanlığa giriş töreninde de, aynen Alevilikteki ikrar ayininde olduğu gibi kurbanlar kesilir, içki içilip, sazlar çalınır, dans (semah) edilir.

Zaten, Anadolu deyimi de Bizans kökenlidir. Anadolu’ya Türkiye adını ilk kez Haçlılar verir. Eskiden kentlerdeki Türk ileri gelenleri kendilerine Rumi derlermiş.(35)

Türkler, Müslümanlığı Emeviler döneminde kabul eder. Emeviler Türklere görülmemiş derecede zulüm yaparlar. Müslümanlığı kabul etmeyen yüzlerce Türkü ağaçlara asarlar. Türkçe konuşanların dillerini keserler, Türk illerini yağma ederler. Araplar, Türk illerine halifenin bahçesi adını verirler.(36)

Anadolu tarihçileri, Türklerin, XI. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya göçler yolu ile geldiklerini yazarlar. Türkler bu sırada gerek kültür, gerek dinsel açıdan heterojen bir toplumdur. Batıni eğilimlerin güçlü olduğu, tasavvufa açık bir yapıları vardır.

Bu göçler sırasında, çeşitli tarikatlere bağlı çeşitli milliyetlere mensup şeyhler ve dervişler de akın akın Anadolu’ya gelirler, yerleşirler ve tekkelerini açarlar. Arkasından da inançlarını yaymaya başlarlar.

İşte, Hacı Bektaş-ı Veli’den önce Anadolu’da görülen Alevi potansiyel; bu şeyhlerin, dervişlerin çabası ile meydana gelmiş olabilir.

Çünkü, Hacı Bektaş-ı Veli’den önce Selçuklu yönetiminin haksızlıklarına karşı ardı arkası kesilmeyen başkaldırılar olmuştur. Bir Babai İsyanı yaşanmıştır. Hacı Bektaş-ı Veli, Anadolu’ya bu olaylardan sonra gelmiştir. Tarih olarak da tahminen Babai İsyanı sonrası, yani 1240 yıllarında.

Rojaazme
21-03-2007, 01:46 PM
ANADOLU ALEVİLİĞİ


Araştırmada şu ana kadar yazılanlardan hareketle Anadolu’da meydana gelen Alevilik Olayı’nı tek kaynakta izah etmek mümkün görülmüyor.

Ana halkalarda toplarsak, Anadolu Aleviliği’nin üç kaynağından söz edilebilir: Birincisi, İslamiyet içindeki hilafet meselesinde ortaya çıkan olaylardır. Hz. Ali’nin, Hz. Muhammed’in ölümünden sonra, halefi olduğu halde halife seçilmemesi, İslamiyeti daha sonra benimsemiş Türkler arasında da derin izler bırakmıştır. Bu meseleyi mümkün mertebe açık bir şekilde, hem de çoğunlukla Sünni kaynaklardan aldığım bilgilerle okuyucuya vermeye çalıştım. Buradaki haksızlık çok açık. Hz. Ali, Hz. Peygamber’in en yakını ve kendisi ile birlikte Müslüman olan Hz. Hatice’den sonra Müslüman olan kişi. Hz. Peygamber sağlığında çeşitli hadislerinde ve çeşitli toplantılarda hatta Veda Haccında, halifesi olarak Hz. Ali’yi düşündüğünü açıkça ortaya koymuştur.

Buna rağmen Hz. Peygamber’in cenazesi kaldırılmadan, Ebubekir, Osman ve Ömer hilafet meselesini bir oldu bittiye getirerek çözüyorlar.

Ama aslında çözemiyorlar. Bu sorunun tam 1300 yıldır bir ihtilaf kaynağı olarak sürmesinden de bellidir.

Çünkü, halife olmak dini açıdan çok, elde edilen toplumsal güç açısından önemlidir. Bu çerçevede gündeme gelen aslında iktidar meselesidir ve Hz. Ali’nin temsil ettiği kesim ilk raundda iktidarı kaybeder.

İslamiyet, böylece birçok dinde olduğu gibi daha baştan amacından farklı bir uygulama içine sokulur.

Hz. Muhammed’in yerine kimin geçeceği sorunu daha serin kanlı, katılımcı bir tarzda çözülebilecekken, işin içine hırs girer ve iş çığrından çıkar; ideal İslami amaçlar yerini saray entrikalarına bırakır.

Yanlış atılan bu adım, yapılan bu ilk haksız uygulama suya atılan ilk taşın yol açtığı dalgalar gibi İslamiyetin yayılması ile birlikte yayılır. Bu dalgalar Anadolu toprağına da ulaşır. Anadolu’da yaşayan eski halklar ve Türkler İslamiyet ile Emeviler döneminde tanışırlar. Eski Anadolu halkları ve Türkmenler Emeviler’in Arap ırkçılığını ve İslam şövenizmini temel alan yaklaşımından rahatsız olurlar. Çünkü Emeviler, Araplar dışında Müslüman olan toplumlara hor gözle bakarlar. Asıl Müslümanın kendileri olduğunu kabul ederler. Kendilerinin 1. sınıf Müslüman diğer halkların 2. sınıf Müslüman, “Mevali Müslüman” Arap olmayan Müslüman olduklarını söylerler.

Türkler İslamlığı IX. yüzyılda kabul ederler. Anadolu’ya ise, XI. yüzyıldan itibaren çeşitli göçlerle geldikleri bilinir. 1071’de ise, Alpaslan komutasındaki Türk ordusu ile Romen Diogen komutasındaki Bizans ordusu savaşır ve Türkler “Malazgirt Zaferi” olarak nitelenen savaş ile Doğu Anadolu’ya girerler.

Tabii ki, Türklerden önce Anadolu boş değildi. Anadolu 10 bin yıllık bir tarih esahiptir. 1071 Anadolu Medeniyetleri tarihinde, yakın bir tarih sayılır. Türkler Anadolu’nun son konuklarıdır. Onlardan önce 10.000 yıllık Anadolu medeniyetleri inkar edilemez. Çünkü bu tarih de Anadolu insanlarının tarihidir. Tıpkı Orta Asya gibi, Mezopotamya gibi.

İşte bu göçler ve başka kanallarla Anadolu’ya giren İslamiyet, kendisiyle birlikte, Hz. ali’ye yapılan ve yukarıda sözünü ettiğimiz ilk haksızlığı da beraberinde getirir. Bu haksızlık, dediğimiz gibi Anadolu Aleviliğinin oluşmasındaki üç kaynaktan biridir. Şimdi diğer kaynaklara geçebiliriz.

Anadolu Aleviliğinin oluşumundaki ikinci etken, bence, Türkistan ve İran gibi doğu din ve kültürlerinden gelen etkidir. Çünkü, göç yolları ile ve diğer yollarla Anadolu’ya gelen Türkmenler ya İslam olmuşlardı ya da İslamiyetten önceki çok tanrılı doğu dinlerinin etkisi altında idiler:Şamanizm, Zerdüşt, Budha, Maniheizm, Hıristiyanlık öncesi çok tanrılı doğu dinleri, Taoizm v.s.

Doğudan, Türkistan’dan gelen Türkmenlerin kendi kültür miraslarını vs. birlikte getirmemeleri mümkün değildir. Bu izleri bugün bile görüyoruz. Bizdeki tasavvuf inancı ile Budha inancı arasında benzerlik olduğu kuşkusuzdur. Maniheizm ile Alevilik arasındaki inanç benzerlikleri de hemen görülür. Şaman dininden gelen Güneş’e, Ay’a, yüksek tepelere, suya, ateşe tapınma vs. bugün Anadolu’da Sünni ve Alevi halk arasında hala yaşıyor.

Türklerin Orta Asya ve Maveraünnehir’de İslamiyeti tanımalarından sonra büyük Türk mutasavvıfı Hoca Ahmet Yasevi tasavvuf inancı yanında İslamiyeti de kabul eder. Ama tarikatını, tekkesini kapatmaz. Sadece Cami’yi kabul eder, diğerlerini benimsemez.

Halbuki İslamiyet’te Tanrı’dan başka bir varlığa tapınmak yasaktır. Bu, puta tapmaya girer.

Ama Türkmenlerde yüksek tepelere, sulara, ulu ağaçlara, yatırlara kurban kesilir, ip bağlanır, lokma yapılır, ateş yakılır. Ateş yakılan ocaklar kutsal sayılır. Suyu kirletmek günah sayılır vs.s.

Yani, Türkler İslamiyeti kabul ederler ama, daha önceki kültür miraslarını, inançlarını terk etmezler. İslamiyeti enimseseler de eski inançlarından vazgeçmezler.

İşte Anadolu’ya gelen Türkmenler’in ve diğer halkların getirdikleri inanç sistemleri ve kültürleri de, kanımca Anadolu Aleviliğinin ikinci kaynağını oluşturmaktadır.

Nihayet üçüncü kaynak da, Eski Anadolu din, inanç ve kültür mirasıdır. Üzerinde yaşadığımız toprakların 10.000 yıllık tarihi, Anadolu medeniyetleri tarihidir.

Anadolu’da 1200 yıllarında oluşan ve Anadolu dışında birçok kültürün ve dinin izlerini taşıyan Anadolu Aleviliğinin, 10.000 yıllık Anadolu medeniyetleri tarihinden bir şey almadığını söylemek mümkün değildir.

Nitekim, bugün Anadolu Aleviliği’nde gördüğümüz birçok inancın izlerini çok tanrılı Anadolu dinlerinde, hatta Hıristiyanlıkta görüyoruz.

Bektaşiliğin kurucusu sayılan, Hacı Bektaş-ı Veli ve Kadıncı Ana arasındaki ilişki, İsa-Tanrı ve Meryem Ana arasındaki ilişkiyi anımsatmıyor mu?

Cem ayinlerinde kutsal sayılan ve “dem” kabul edilen şarabın Hıristiyanlar’da da kutsal sayılıp kilisedeki ayin sonunda ekmeğin ona batırılıp yenmesi ve Noel’de Hz. İsa ruhuna şarap içilmesi arasında bir ilişki kurulamaz mı?

Gene; Hz. İsa ve 12 havarisi, Hz. Ali ve 12 İmamlar olayı rastgele bir benzerlik midir acaba?Üstelik bunlara benzer daha yüzlerce örnek verilebilir.

Örneğin, şarabın Orta Anadolu’da kurulmuş Frigya, Lidya medeniyetlerinde olduğu gibi, aynı bölgede gelişen Bektaşilik’te de kutsal olmasına ne demeli?

Bunlardan Anadolu Alevileri’nin büyük çoğunluğunun, Müslümanlığı sonradan benimsemiş Anadolu halkları olduğu sonucu çıkmaktadır. Bunların Müslümanlığa ve Bektaşiliğe eski inançlarnı da taşımaları çok doğaldır. Aleviliği Anadolulaştıran en büyük etmen de budur.

Doğan Avcıoğlu bu gelişmeyi şöyle izah ediyor:

“Hacı Bektaş ve halifeleri, İslami çerçevede, Anadolu Hıristiyanlarının inançlarıyla, Orta Asya geleneklerini bağdaştırarak, Ortodoks İslama uzak düşen göçebeleri ve köylüleri saflarına toplarlar.”(45)

Alevilik olayına salt dinsel bir bölünme gözü ile bakmamak lazım. O bir yanı ile dinsel olmaktan çok toplumsaldır. Ama salt toplumsal siyasalbir akım olarak ele almak da yeterli değildir. Çünkü güçlü bir dinsel yanı da vardır.

İslamiyet içinde hilafet meselesindeki haksızlığa ilk karşı koyanlar Araplar oldu. Bu karşı koyuş islamiyetle birlikte yayıldı. İran’a gitti, Şiilik oluştu. Pakistan’da bu kaynaktan beslenen İsmailiye Mezhebi hala yaşıyor. Afganistan’da Şii veya İsmailiye Mezhebi hayli yaygındır. İslamiyet içindeki bu akım Mısır’da Fatımi devletini doğurdu. Ve hala da günümüzde gerek İran’da Humeyni önderliğinde, gerekse Ortadoğu ve Arap ülkelerinde yaşıyor. Ama bunların hiçbiri Anadolu Aleviliği ile aynı şeyi ifade etmez. Anadolu Aleviliğinin adı geçen bu Şia akımlarla Hz. Ali ve Ehlibeytine olan saygı ve sevgi dışında ortak bir yanı yoktur.

Anadolu Aleviliği bir yaşam biçimidir. Anadolu’da Alevilik bir kültür olayıdır. Bir kimlik meselesidir. O dinsel olmaktan çok, ırksal olmaktan çok, toplumsal bir akımdır. Bir hayat felsefesidir.

Anadolu Aleviliği, Ali ve Ehlibeyt sevgisini, insan sevgisini, kardeşliği, hakça bölüşümü, eşitliği, her türlü toplumsal haksızlığa karşı olmayı kendine ilke edinmiş bir dünya görüşüdür.

Bugün çağdaş demokratik teorilerin aradığı erdemleri Alevilik 700 yıldan beri Anadolu’da her türlü bağnazlığa karşı yılmadan mücadele vererek sürdürmektedir.

Doğuşta toplumsal temelli, ama dinsel bir muhalefet olan Şia hareketi, Anadolu’da toplumsal yanı ağır basan, bir yaşam felsefesine bir siyasal muhalefet hareketine dönüşmüştür.

Alevilik bu özelliğini, yaşadığı tarihsel-toplumsal sürece borçludur.

kardelencan
21-03-2007, 02:10 PM
Anadolu Aleviliği bir yaşam biçimidir. Anadolu’da Alevilik bir kültür olayıdır. Bir kimlik meselesidir. O dinsel olmaktan çok, ırksal olmaktan çok, toplumsal bir akımdır. Bir hayat felsefesidir.

Anadolu Aleviliği, Ali ve Ehlibeyt sevgisini, insan sevgisini, kardeşliği, hakça bölüşümü, eşitliği, her türlü toplumsal haksızlığa karşı olmayı kendine ilke edinmiş bir dünya görüşüdür.

Rojaazme
21-03-2007, 11:51 PM
ey vallah kardelencan

Rojaazme
22-03-2007, 12:20 PM
Anadolu, hangi ulustan, hangi ırktan, hangi inançtan olursa olsun bütün insanlara, bütün ermişlere, bütün dervilere, bütün uluslara kapılarını açmış, onlara derin sevgi, saygı göstermiş insanların yurdudur.

Anadolu, bilinen en eski çağlardan bugüne uzanan bir uygarlıklar zinciridir. Bir kültür mozaiğidir.

Tarihçilerin ve arkeologların verdikleri bilgilere göre, Anadolu’nun 10.000 yıllık bir tarihi var. Anadolu uygarlıkları, bir yaratmalar bütünü, emekler toplamıdır.(33)

Anadolu’nun tarihi, Anadolu insanının tarihidir. Anadolu insanı ile Anadolu tarihi bir bütündür. Biri olmadan diğeri düşünülemez. biri anlaşılmadan, öteki anlaşılamaz, açıklanamaz.

Bu bütünlük, bilinen en eski geçmişten günümüze kadar sürüp gitmektedir.

Anadolu insanı, başkalarından aldığına kendi özelliklerini de katmış, yoğurmuş yeni bir öz ve biçim vermiştir.

Çok tanrılı, tek tanrılı bütün dinler Anadolu’da buluşmuş, karışmış, kaynaşmış yeni bir inanç, yeni bir düşünce olarak tarih sahnesine çıkmıştır.

En son tek tanrılı din olan İslamlık bile burada, doğduğu ülkedeki gibi algılanmamış, Anadolu toprağına ekilince farklılaşmış, yeni bir içerik kazanmıştır. Anadolu Müslümanlığı, kendine has özellikler taşıyan bir içerikle ortaya çıkmıştır.

Anadolu medeniyetlerine şöyle bir göz atarsak şu başlıklara rastlıyoruz:Hitit Öncesi, Hititler (Etiler), Hurriler Frigyalılar, Lidyalılar, Likyalılar, Karyalılar, Urartular, Anzaranlar, Suriler, Sümer, Akad, Babil, Asur ile Helenistik Çağ, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar ve Türkler...

Anadolu’da Doğu ve Batı inançları çağlar boyu birbirine o kadar çok karışmış ve kaynaşmıştır ki hangi inancın kaynak olduğu, hangisinin kaynaktan çıktığı kesin olarak söylenemez