PDA

: Mekânda Bir Kahraman: Seyyid Battal Gazi


Diyar
28-11-2006, 04:02 AM
Adı dilden dile, ünü kuşaktan kuşağa yayılan Seyyid Battal Gazi’nin kimliği, ailesi ve soyu konusunda farklı bilgiler verilmektedir. Azımsanmayacak kadar çok kaynakta ortak görüş olarak benimsenmiş ve yaygınlaşmış olanı şöyle özetlenebilir:
674/680–740 yılları arasında yaşadığı kabul edilen Seyyid Battal Gazi, Malatya Serdarı(komutan) Hüseyin Gazi’nin oğludur. Asıl adının Abdullah ya da Ebu Hüseyin olduğu ileri sürülmektedir ( Boratav, tarihsiz, C.2.344).
Adının Cafer olduğunu benimseyenler ise onun peygamber soyundan geldiğine, atalarının İmam Cafer, İmam Zeynel Abidin yoluyla İmam Hüseyin’e, dolayısıyla da Hz. Ali’ye ulaştığına inanırlar ve seyyidlik unvanını da soy geçmişinin kanıtı olarak gösterirler. Battal1 adının, yiğitliğinin, cesaretinin ifadesi olduğu; gazilik sanının da gazalarda gösterdiği kahramanlıktan dolayı verildiği belirtilmektedir (Tolasa,1977:103).
Çalışkanlığı ve kahramanlığı sayesinde komutanlığa, hatta Misis şehri valiliğine kadar yükselmiştir. Ölüm yeri konusunda da farklı bilgiler verilmekle birlikte, ölüm yerinin, çoğunlukla Afyon yakınları veya bugünkü Seyitgazi olduğu; ölümünün de Akrenion Savaşları sırasına rastladığı ortak görüş hâlindedir.
F.R. Haslok’a göre: “Kahramanın kendisi, Abdullah Ebül Hüseyin el Entakî ismindeki tarihî şahıs olup, el Battal (kahraman) bir övünç unvanıdır. Zamanındaki Arap ve Bizans kaynaklarına göre sekizinci asırda Arapların Bizans seferlerine katılmış ve miladî 740’ta Akroneos (Afyonkarahisar) çarpışmasında yaralanarak, bugün ismini taşıyan tekkenin birkaç mil güneyinde şehit düşmüştür.” (Haslok, 2000,77).
Babası Hüseyin Gazi de bazı kaynaklara göre Bizans’a yapılan bir akında şehit düşmüştür. Makamı, Ankara yakınlarında kendi adıyla anılan Hüseyin Gazi Tepesi’ndedir. Annesi Saide Hatun ve eşi Zeynep Hanım’ın mezarları ise eski Malatya’dadır. Annesi Saide Hatun’un soyunun peygamber sülalesine ulaştığını söyleyenler de vardır. Ancak soy süreğinin babadan geçtiğine inananlar bu bağlantıyı kabul etmezler.
Türk dünyasında olduğu kadar, Arap âleminde ve bazı Hristiyan topluluklarında, daha çok yiğitlik ve kahramanlık sembolü olarak bilinen Seyyid Battal Gazi’nin kişilik özellikleri ise söylenceler ve hakkında yazılanlar sonucunda oluşmuş bir ortak değerlendirmenin ürünüdür. Özellikle Anadolu halkı, onun destanlaşmış kişiliğini ve efsanevî yaşamını gönlünde besleyerek zenginleştirmiş, ayrıca Anadolu Selçukluları ve Osmanlılar eliyle güçlendirerek bugünlere taşımıştır.
Onun destansı yaşamı günümüzde de güzelliği ve etkileyiciliği ile yaşamaktadır. Bu destansı kişiliğin çerçevesini oluşturan değerler; kahramanlık, yiğitlik, dürüstlük, korkusuzluk, inancına adanmışlık ve genelde sevecenlik temeline oturmuş insancıl ilişkiler diye sıralanabilecek örnek kişilik özellikleridir.
Kimlik ve kişilik bilgileri yukarıda özetlenen Seyyid Battal Gazi’nin kültürümüzdeki yerini yeterince anlayabilmek için, onu, “İslamî dönemin Seyyid Battal Gazisi” ve “Türk kültürünün gelişimi sürecindeki Seyyid Battal Gazi” olarak iki ayrı zaman dilimi içinde ele almak daha uygun olur.
Onun yaşadığı yıllar İslamiyet’in yayılma dönemine rastlar. O süreçte inanç nitelikli Emevî Devleti ile Bizans İmparatorluğu komşu durumdadırlar ve değişmeyen stratejilerini oluşturan dinsel bağlantılı yayılmacılığın gereği olarak sürekli çatışma içindedirler. Battal Gazi de bu gelişim içinde İslam ordularının Anadolu seferlerine ve İstanbul kuşatmasına katılmış başarılı bir komutandır. O hâlde söylenecek odur ki; Seyyid Battal Gazi’nin tarih sahnesine çıkışındaki misyonu, İslamiyet’in yayılmasına ve güçlenmesine hizmet edecek bir cihat anlayışı içinde, şehitlik ya da gazilik mertebesine ulaşmaktır, diye özetlenebilir.
Nitekim tarihî bilgiler onun Emevîler Dönemi’nde yaşadığını ve ideali uğrunda şehit düştüğünü gösteriyor. Bu durum, ömrü, misyonuna uygun bir sonla noktalanmış bir İslam kahramanıyla karşı karşıya olduğumuzu ortaya çıkarıyor. Kimliği ile ilgili bilgiler bu durumu değiştirmemektedir.
İslamî dönemin Battal Gazisi’ni kısaca böyle tanımladıktan sonra diyebiliriz ki; onun tarih sahnesine çıkışındaki misyonu da zamanla gelişen tarihî olaylar bağlamında, ister istemez bir takım değişikliklere uğramıştır. Kaldı ki onun İslamî dönemde oluşan efsanevî kişiliğinin de zaten onu bugünlere taşımaya yetmeyeceği de bir başka gerçektir. Öyleyse, “Nedir onu yaşatan değerler?” sorusu akla gelmektedir.
Düşünceleri ve ondan kaynaklanan yönlendirici fikirleri mi? İnançsal yorumları, felsefî görüşleri veya tasavvufî yaklaşımları mı? Ne yazık ki Seyyid Battal Gazi’nin şahsında tarih bu sorulara, şimdilik olumlu yanıtlar vermiyor. Ama hâlen halktan biri olan, insanlara verdiği güvenle onların sırlarına, sorunlarına ortak, dileklerinin gerçekleşmesine aracı olan bir başka Seyyid Battal Gazi’den uzun uzadıya söz ediyor.
Demek ki günümüze ulaşan uzun zaman sürecinde boşluk, başka değerle doldurulmuş ve bir dönüşüm yaşanmıştır.
Dönüşümün temelinde Anadolu Selçuklularının bu toprakları yurt edinme politikalarının bulunduğu biliniyor. O dönemde Seyyid Battal Gazi’nin kitlelere vereceği uğraşı gücünün ve başarma istencinin elbette görmezden gelinemeyeceği açıktır. Bunu iyi değerlendiren Anadolu Selçukluları, onun manevî gücünü harekete geçirmek amacıyla külliyenin çekirdeğini oluşturan türbeyi ve mescidi yaptırmışlardır. Böylece Battal Gazi için efsaneden abideleşmeye geçiş dönemi ya da diğer deyişle, “Türk kültürünün gelişimi içindeki Battal Gazi süreci” başlamıştır diyebiliriz. Bu süreçteki bir diğer aşama ise Hacı Bektaş Velî’nin Seyyid Battal Gazi Külliyesi’ni ziyaretiyle başlar. Anadolu Selçuklularının Kösedağ yenilgisini takiben, Babaî Ayaklanması sonrası ve Moğol sömürüsü döneminde gündeme gelen bu ziyaret, aralıklarla ve uzun süreli konaklamalarla devam eder. Bu buluşma vilâyetname’de “… Hacı Bektaş Haydarîsi’yle, torlağıyla, ışığıyla geldi.” sözleriyle anlatılmaktadır (Gölpınarlı, 1992,72).
Vilâyetname, buluşmayı efsanevî bir anlatımla dile getirmektedir. Bu anlatıma göre buluşmanın ana etkenini soy yakınlığının oluşturduğu anlaşılıyor. Nitekim Hacı Bektaş Velî’nin Seyyid Battal Gazi’yi “Esselamü aleyküm ey suyum başı” sözleriyle selamladığı, sandukadan da “Aleyküm selam ey ilim şehri” yanıtının geldiği belirtilmektedir.
Bu bilgiler vilâyetname kaynaklı olarak Evliya Çelebi başta olmak üzere çeşitli yazarlar tarafından da dile getirilmiştir.
Selamlama sözlerinin kurulmak istenen soy yakınlığının ilk belirtileri olduğunu sonraki gelişmeler de açıkça ortaya koyuyor. Yukarda da değinildiği gibi henüz kanıtlanmamış olmakla birlikte, Alevî-Bektaşî kesimince yaygın olarak benimsenmiş soy geçmişi inanışı şöyledir:
Hacı Bektaş Velî’nin On İki İmamlar’dan Musa-i Kazım yoluyla İmam Hüseyin’e ve Hz. Ali’ye, Seyyid Battal Gazi’nin de yine On İki İmamlar’dan Zeynel Abidin ve Cafer-i Sadık yoluyla İmam Hüseyin’e ve Hz.Ali’ye ulaştığı kabul edilmektedir.
Günümüzde belli kesimlerce tartışılmazlığını koruyan bu inanışın, buluşmanın asıl dayanağını oluşturduğu bir gerçektir. Ama bağlantının kısa zamanda inanç alanına kaydığı da bir başka gerçektir. Bu yönelmenin Hacı Bektaş Velî tarafından planlanarak mı yapıldığını ya da Anadolu’nun karışık ortamında olayların kendiliğinden mi o yöne sürüklendiğini bilemiyoruz. Ziyareti takiben Hacı Bektaş Velî’nin külliyede yaptığı ilk işlerden birisi, burada bir Kalenderî zaviyesi açmak olmuştur (Ocak,1992:189).
Hacı Bektaş Velî’nin külliyede açtığı zaviyeye, bu zaviyenin işlevine ve yaşantıya etkilerine ilişkin olarak efsanevî yaklaşımların dışında, Ahmet Yaşar Ocak’ın ve Irene Melikhof’un eserlerinde de ayrıntılı bilgiler verilmektedir (Ocak,1992,97–228), (Melikhof,1998:175,209).
Bunlardan çıkarılan sonuçları aşağıdaki başlıklar altında toplayabiliriz:

Diyar
28-11-2006, 04:05 AM
1. Seyyid Gazi Zaviyesi Kalenderî zaviyelerinin en itibarlısı ve en üst düzeyde olanıydı.
2. Cuma günleri burada, büyük ayinler yapıldığı gibi, her yıl kurban bayramında Hacılar Bayramı adıyla yapılan ve Hacı Bektaş Velî tarafından tesis edildiği bilinen büyük ayine, tüm Kalenderî önderleri ve kalabalık topluluklar katılıyordu.
3. Hacı Bektaş Velî başta olmak üzere tüm Kalenderîler ve diğer önderler, Seyyid Battal Gazi’yi en büyük pir olarak kabul etmişlerdi.
4. Zaviyedeki şeyhe Azam Baba, yılda bir yapılan büyük ayine de Hacc-ı Ekber denirdi.
5. Kalenderî dervişleri kendilerini Seyyid Battal Gazi’nin evladı sayarlar ve sürekli seyahat ederlerdi.
Bu özet bilgiler, Hacı Bektaş Velî - Seyyid Battal Gazi bağlantısının boyutlarını ve inançsal yaşayışa etkisini ortaya koymaktadır. Bağlantının yaşayıştaki yansımaları ise şöyle sıranalabilir:
Bağlantıyla ortaya çıkan yaşantılar 17.yüzyıla kadar Kalenderîlik çerçevesinde, 17.yüzyıldan itibaren de Bektaşî tekkesi kapsamında zaman bağlantılı değişikliklerle devam etmiştir.
Tüm bu yaşantıların merkezinde dokunulmaz saygınlığı ile Seyyid Battal Gazi adı yer alırken, başlatıcısı ve yönlendiricisi olarak da Hacı Bektaş Velî zihinlere ve gönüllere yerleşmiştir.
Bu birliktelik geniş kitleleri yaygın ve sürekli olarak etkilemiş; halk, zaviye ve tekkeler çevresinde ama, kendi yaşayışı içinde her iki ünlüye gönül veren, yürekten bağlanan ve Seyyid Battal Gazi’yi yeni kimliği ile benimseyen büyük bir kitle oluşturmuştur. Bu kitlenin hemen tamamı Alevî-Bektaşî inançlılardan oluşmuştur. Değişim, beraberinde Seyyid Battal Gazi’yi “Alplikten-Erenliğe” giden bir çizgiye oturturken ona, Alevî-Bektaşî kültürü çerçevesinde olağan dışı yeni özelliklerin de izafe edilmesine neden olmuştur.
Zaviyenin, merkezî yönetimle ilişkileri başlangıçta belirgin bir saygınlık içinde yürürken, XVI. yüzyılın başlarından itibaren gelişen siyasî olaylarla bağlantılı olarak zaviye ve merkezî yönetim arasında karşılıklı güven sarsılmış, ilişkilerde de geniş etkili olumsuzluklar meydana gelmiştir. Bu sonuçta yönetimin aşırı kuşkucu ve ön yargılı yaklaşımı kadar, zaviyede veya tekkedeki yapılaşma ve kadrolaşma bozukluğunun, buna bağlı olarak da amaç dışı bir yaşayış biçiminin benimsenmesinin etkisi olduğu da bir tarihsel gerçektir.


Bağlantı, toplumsal açıdan da önemli ve yararlı sonuçlar geçirmiştir. Her şeyden önce Türkmen Alevîsi ağırlıklı olmak üzere yörede yeni yerleşimler olmuştur. Çeşitli kaynaklarda yer alan bu oluşumun günümüze kadar ulaşan somut belirtileri de vardır. Nitekim, Seyyid Battal Gazi Külliyesi’nin yakın çevresinde Sücaaddin-i Velî, Üryan Baba, Melikgazi gibi yeni zaviyeler kurulmuştur. Bunların dışında, yörede tekke ya da yatır olarak nitelendirilen ve baba veya dede unvanlarıyla anılan kutsallaştırılmış yerler de dikkat çekecek kadar çoktur. Bunların hemen tamamı Alevî-Bektaşî köylerinde veya onların yakınlarındadır. Bu çerçevede Karaman Tekke, Arap Dede Tekkesi, Elsim Tekke, Gaip Erenleri Tekkesi ilk akla gelenleridir. Yine, Eskişehir ili sınırları içinde yer alan Alevî-Bektaşî köylerinin büyük çoğunluğunun Seyyid Battal Gazi Külliyesi’ne yakın yerlerde kurulmuş olmaları da bağlantının günümüze yansımış bir diğer sonucudur.


Bu değişim sürecinde Battal Gazi de kazandığı Seyyidlik unvanıyla, saygınlığını daha da arttıran bir kimlikle benimsenirken, en büyük pir göreviyle de kendisini yüzyıllara taşıyacak bir işlevselliğin sahibi olmuştur. Bu değerlerin çevresinde ortaya çıkan yeni oluşumlarla o, bir yandan ermişliğini pekiştirirken, öte yandan da külliyesiyle birlikte kalıcılığını ve ününü güçlendirmiştir. Ama unutulmamalıdır ki bunların hiçbirini o, ne istemiştir ne de onun bilgisi vardır. Bütün bunlar Arapların sahip çıkmadığı bir yüce insanın Anadolulaştırılması evrelerinin getirdiği sonuçlardır.
Hacı Bektaş Velî’nin başlattığı ve yön verdiği bu gelişim, çok yönlü olarak yüzyıllar boyu varlığını ve etkisini sürdürmüştür. Gelişim kendi içinde bazı acıları ve sıkıntıları içermesine karşın, kültürümüzü ve inanç dünyamızı zenginleştiren öğeleriyle de yararlı sonuçlar vermiştir. Bunun örneklerini halk edebiyatımızda da görebiliriz. Sunacağımız birkaç kısa örnek, bir fikir vermeye yetecektir sanırım.


Pir Mehmet Dede’nin aşağıdaki dörtlüğü, Battal Gazi’nin söz konusu bağlantı sonucu benimsenen kimliğini anlatmaya yetmiyor mu?


“Seyyid Battal Gazi, pirim Ali’dir,
On İki İmam nesli gerçek velîdir,
On sekiz bin âlem ismi doludur,
Seyyid Battal Gazi Efendim medet.”


Yine İlhamî Dede’nin bir nefesinden alınmış aşağıdaki bölüm de bağlantının kapsamını anlamlı bir şekilde dile getirmektedir:

“Kutb-ı Âlem Hacı Bektaş-ı Velî,
Sultan Şücaaddin Mürüvvet Ali,
Hacım, Abdal Musa, Şah Kızıl Deli,
Ta ezel kalu belîden dimişim ben de belî,
Eşiğine kıla geldim niyazı,
Efendim, Sultanım Battal-ı Gazi.”


Yine Hacı Bektaş Velî ardılı ünlü Bektaşî dervişi ve Alevî ozanı Abdal Musa’nın da aşağıdaki dörtlüğünden etkilenmemek mümkün mü?

“Battal Gazi, Hacı Bektaş geldiler,
Sarı Saltık Urum ele saldılar,
Çok şükür dertlere derman buldular,
Tavafın kabuldür Abdal dediler.”


Bağlantının günümüz yaşayışına yansıyan görüntülerinden bazı örnekleri de şöyle sıralayabiliriz:
Öncelikle Alevî-Bektaşî inançlıların Hacı Bektaş Velî ve Seyyid Battal Gazi merkezli olarak külliyeye bağlılıkları ve saygınlıkları günümüzde de etkin biçimde sürmektedir. Her fırsatta bireysel ve toplu ziyaretlerde bulunma, adak ve dilek kurbanı geleneklerini Seyyid Battal Gazi’nin huzurunda gerçekleştirme uygulaması, yoğunlaşarak devam etmektedir. Ayrıca her yıl belirli zamanlarda yerine getirilen Abdal Musa, Şücaaddin Velî, Karaca Ahmet Sultan, Şahkulu günlerine katılan topluluklar, kalabalık gruplar hâlinde Seyyid Battal Gazi’ye uğrarlar, türbeyi ziyaret ederek kurbanlarını kesip niyazlarını yaparlar ve bazen de semah gösterileriyle konukluğu tamamlarlar. Onlar, uğradıkları ya da geldikleri yerlerden derledikleri iletileri, Battal Gazi’ye sunan, ondan edindiklerini de Hacı Bektaş Velî’ye ulaştıran gönül yoldaşlarıdır sanki.
Seyyid Battal Gazi Külliyesi’nde yaşatılan ritüellerin hemen tamamı, Alevî-Bektaşî kültürü ürünleridir. Örneğin:


a) Yakın yıllara kadar varlığını korumuş Muharrem Kurbanı ve aşure dağıtımı geleneği, yaygınlığı olan bir uygulamadır. Günümüzde bu uygulama genelde adak kurbanı ve lokma dağıtımı çerçevesinde yürütülmeye çalışılmaktadır.


b) Hacı Bektaş Velî’ye ait olduğuna inanılan ve kutsallığı dolayısıyla niyaz edilen diş ve parmak izleri yeri de günümüzde kutsanmaktadır.


Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama, hangisi olursa olsun tüm niyazlar ve ziyaretler; Alevî-Bektaşî kültünün değişmez görüntüleri olan ve eşikten başlayarak menziline kadar diz üstü ulaşma ve Allah, Muhammet, Ali üçlemesiyle niyazı tamamlama ve arkasını dönmeden ziyaretten ayrılma biçiminde yerine getirilmektedir.
Seyyid Battal Gazi’nin huzuruna gelenler ve ondan destek bekleyenler çoğu kez onunla iç içedirler. Onlar duygu dünyalarının inanmışlığı ve teslimiyeti içinde, onunla sessizce konuşup dertleşirler. Sıkıntılarından kurtulmak için onun yardımını dilerler. Herkes onun yanında umutları ve özlemleriyle baş başadır.
Bu buluşmalarda Seyyid Battal Gazi ve yakınları, yüzyılların gerisinden gelen bir saygın suskunlukla gençler için; özlemlerinin, sevgilerinin, geleceğe dönük başarı girişimlerinin gerçekleşmesi dileğini ilettikleri bir sırdaştır. Analar için; ailenin dirlik düzeninin sürmesi, sıkıntıların bitmesi, askerdeki ya da gurbetteki yavrusunun tez elden sağ salim dönmesi isteğini söyledikleri bir güven kaynağıdır. Yaşlılar içinse; yakınları adına sağlık, başarı ve kazasız belasız bir hayat yanında, kendileri için namerde muhtaç olmadan kaçınılmaz sona ulaşma özlemlerini fısıldadıkları bir umut tazeleme makamıdır.
Buraya kadar açıklananlara, yazılanlara bakınca anlıyoruz ki; başlangıçtakinden çok farklı bir Seyyid Battal Gazi ile karşı karşıyayız. Yapılanlar, yaşananlar onun İslam mücahitliği ve halk kahramanlığı kimliğinin çok ötesine geçmiş yaşantılar ve değerlendirmelerdir. Görülüyor ki halkla bir bütünleşme, kaynaşma ve yaşayışın bir parçası olma söz konusudur. Halkımız değişen zaman içinde önce söylencelere bağlı olarak; sonra da kendi değerlendirmeleri çerçevesinde, Seyyid Battal Gazi’ye yeni kimlikler ve olağanüstü özellikler izafe ederek onu, yakınlarını, külliyesini, inancının ve yaşamının bir parçası durumuna getirmiş; onları kültürüne katmıştır. Ya da bir başka biçimde diyebiliriz ki; “Türk kültürünün gelişimi sürecindeki Seyyid Battal Gazi”, “İslamî dönemin Seyyid Battal Gazisi’ni “ çok aşmıştır. Artık Bizans’ı, Kostan’ı sarsan; atı Devzadeh Aşkar’la surlardan uçan Battal pek gündemde değildir. O şimdi, sonsuz ve anlamlı sessizliğinde kendisine uygun görülen renkli kimliği ve seçkin kişiliği, ermişliği ile algılanmaktadır

ALINTIDIR