Mustafa Kemal
27-11-2006, 11:14 AM
Nurgül Özcan
Bektaşi Şiirinde Sıkça Telmih Edilen Bektaşiler
Bektaşi anlayışının en yaygın işlendiği edebi tür şiirdir. Bektaşi tekkelerinde okunan nefeslerle ilahi bir boyut kazanan bu şiirler, günümüze kadar canlılığını devam ettirerek gelmiştir. Bu anlayışı dile getiren ozanlar, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde ellerinde sazlarıyla zengin örnekler sunmuşlardır. Bektaşiliğe kaynaklık eden bu şiirler aynı zamanda Türk halk edebiyatının en zengin bölümünü oluşturmaktadır.
Bektaşi şiiri, bir takım görüşleri İslam öncesi Türk yaşayışlarına ve inanışlarına dayanan, sonraları Ahmed Yesevi’nin tasavvufi görüşünden etkilenerek Hacı Bektaş Veli ile pirini bulan ve kendine özgü bir anlayışa dönüşen, zaman içinde Türk toplumunun sosyal zenginliği içinde Alevi, Bektaşi, Hurufi, Kalenderi, Kızılbaş, Tahtacı, Batıni vb. heterotoks topluluklardan çıkmış şairlerin çoğunlukla nefes, ilahi, deme, deyiş, taşlama, ağıt vb. gibi genellikle Türklerin milli nazım şekli olan koşma tarzında meydana getirdikleri, çoğunlukla saz eşliğinde dile getirilen şiirlerdir.
Bütün bu özellikleriyle zengin Bektaşi şiiri Türk tasavvuf edebiyatı ile âşık edebiyatı özelliklerinin başarılı bir şekilde yoğrulduğu, anlayışı ve özellikleri bakımından kendine özgü bir şiirdir. Bektaşi şairleri, Bektaşi tarikatı dışında da bir çok şairi etkilemiştir.
Tekke edebiyatının en dikkate şayan kısmı olan Bektaşi edebiyatı, diğer tarikat edebiyatlarından sonra âşık edebiyatını vücuda getirmiştir. Bugünkü âşık edebiyatında Bektaşi fikri ve temayülleri ağır basmaktadır. Âşıkların bir kısmının Halveti, Kadiri, Mevlevi olmalarına rağmen hemen hepsinde Bektaşi ruh ve edası hakimdir. Âşıkların büyük bir kısmının Bektaşi olan Yeniçeriler arasından yetişmeleri de bu hususta çok manidardır.[1]
Bektaşi şiirinde, Bektaşi inancına dair düşünceler ve özel terimlerle bu tarikatın erkânına sıkça yer verilmiştir. Allah-Muhammed-Ali sevgisi yanında Oniki İmam ve tarikatın büyükleri şiirlerde sıkça yer alır.
Esaslarını büyük ölçüde eski Türk şamanizmi ve tasavvuftan alan ve Yunus Emre’den sonra 15. asırdan itibaren kuvvetli şahsiyetlerini yetiştiren Bektaşilik; Ahilik, Abdallık, Hurufilik, Kızılbaşlık, Kalenderilik ve Haydarilikten unsurlar alıp bir halita-fikir meydana getirdi. Bu fikir halitasını terennüm eden şairler, aşk ve muhabbetle Allah-Muhammed-Ali üçlüsüne, Âl-i Abâ'ya, fazlın uluhiyyetine harflerin sırlarına Hacı Bektaş Veli’nin Muhammed ve Ali’den ayrı olmadığına, tarikatın müşkillerine, ayin ve usullerine, Seyyid Gazi, Kızıl Deli Sultan, Balım Sultan gibi Bektaşi büyüklerinin menkıbelerine ve Yezid’in mel’unluğuna dair duygu ve düşünceleri, sade, halkın anlayabileceği bir dille ve umumiyetle hece vezni ile terennüm ettiler.[2]
· Bektaşi şiirinde ismi en çok telmih edilen başta Hz. Ali olmak üzere Oniki İmamlardır.
· Bunların dışında tarikatın piri olarak Hacı Bektaş Veli şiirlerde sıkça anılır.
Bu çalışmamızda bunların dışında kalan Bektaşilerden sıkça telmih edilenleri ele alacağız. Bu şahısların kısa biyografilerin ardından Bektaşi ozanlarınca bu şahısların ele alınışı, şiirlerinden seçilen metinlerle gösterilecektir. Bu şekilde Bektaşi ulularının, şairlerin dünyasında nasıl bir yere sahip olduğu hangi açılardan, hangi özellikleriyle şiirlere konu edildiği örneklenecektir.
Kızıl Deli Sultan
Asıl adı Seyyid Ali’dir. Alevi-Bektaşi pirlerinin büyüklerindendir. Lakabı Kızıl Deli’dir. Çok sayılan ve sevilen bir ermiştir. Yunanistan Dimetoka’da dergâhı vardır. Hacı Bektaş Veli’nin ölümü üzerine postnişin olmuştur. Kosova savaşına katılmıştır.[3]
1. Murad zamanında Yeniçeri ocağının kuruluşunda hazır bulunmuş dua etmiş ve askere ak börk giydirmiştir. [4]
Şiirlerde Kızıl Veli, Kızıl Deli, Seyyid Ali, Seyyid Sultan gibi isimlerle anılan Seyyid Ali’den övgüyle sözedilir:
Biz Urum abdalıyız serdarımız Kızıl Veli
Çeşmimizde şu’le-i envârımız Kızıl Veli
Bülbül-i şeydâ biziz gülzârımız Kızıl Veli
Dinimiz imanımız ikrarımız Kızıl Veli
Nur-ı Ahmed Hayder-i kerrârımız Kızıl Veli
Kanda baksak dem-be-dem dîdârımız Kızıl Veli
Virani Abdal[5]
Tasavvuf geleneğini yansıması olarak bir çok tarikat büyüğünden istendiği gibi Seyyid Kızıl Veli’den manevi yardım istenir:
Ey erenler evliyalar serveri
Himmet eyle bize şah Seyyid Ali
Tarik-i nacinin sensin rehberi
Himmet eyle bize şah Seyyid Ali
Pir Sultan Abdal[6]
Gönül arzu kıldı yüzün görmeye
Kızıl Deli Sultan aman mürüvvet
İster senden bir kılağuz olmağa
Kızıl Deli Sultan aman mürüvvet
Fakir Ednâ[7]
Balım Sultan
Asıl adı Hızır Balı’dır. 1428 yılında doğmuştur. Dimetoka’da Kızıl Deli Sultan Dergâhı’nda yetişmiştir. “1499 yılında II. Bayezid’in çağrısı üzerine İstanbul’a gelir. Padişah’ın buyruğu üzerine Hacı Bektaş Dergâhı’na gelir. 1520 yılında Hacı Bektaş’ta pîr evinde vefat eder. Türbesi Hacı Bektaş Velî tekkesindedir.”[8]
“Balım Sultan’ın vazifesi Anadolu Alevîlerini Şiilik propagandasından korumaktı. Bu suretle Hacı Bektaş dergâhına gelerek pîr postuna oturmuştu. Bektaşilikte yenilikler yapmış, (Mücerret babalık) usulünü ihdas etmiştir. Aynı zamanda Oniki İmam âyini, Oniki çırağ gibi inançları getirmiştir.”[9]
Balım Sultan Bektaşiliği yazılı bir temele oturtmuş, Bektaşiliğin tarikat niteliği kazanmasında büyük hizmetleri olmuştur. Bu yüzden kendisine “Pîr-i Sani” (ikinci pîr) denmiştir.
Bektaşiler Balım Sultan’ın varlığı ile övünürler.
Çok şükür olsun Allah’a
Bizim Sultân Balım’ız var
Yalan değildir billahi
Din Muhammed ulumuz var
Kul Bayramlı[10]
Müminin Kâbesi gönül evidir
Kudret hazinesi Hakk’ın yeridir
Pîrim cansız duvarları yürütür
Balım Sultan gibi ballarımız var
Derunî Abdal[11]
Balım Sultan, Bektaşi tarikatinin ikinci pîri olarak isim yapmıştır. Bütün Bektaşilere baş olmuştur:
Kazak Ahmet aydur rivayet ettim
Üç yüz altmış eri ziyaret ettim
Baş budur biliniz ki hikayet ettim
Mürsel Dede oğlu Balım Sultan’dır
Kazak Abdal[12]
Ta ezelden bendesi olup etmişim
Yoluna can feda Balım Sultan
Gözüme tutiya ayak toprağın
Çekem kuhl-i cilâ (süme) Balım Sultan
İbrahim[13]
Balım Sultan da bir çok tarikat ulusu gibi kendisinden manevi yardım beklenen bir şahsiyettir:
Çağırdım Hak bir Muhammed Ali
Balım Sultan Hacı Bektaş Velî
Mürüvvet erenler günahkar kulu
Erenler indinde yüzden düşürme
Alioğlu[14]
Balım Sultan gerçek sırr-ı Ali’sin
Mü’minlerin kanadısın kolusun
Pîrim Hünkâr Hacı Bektaş Velî’sin
Cansız duvarları yürüten meded
Kul Hüseyin[15]
Balım Sultan Bektaşi şairleri tarafından çeşitli vesilelerle övülür. Kazak Abdal, Balım Sultan için bir medhiye yazmıştır:
Erenlerin lokmasından yer isen
Gerçek imamların aslı der isen
Dinle pendi sana derim er isen
Mürsel Baba oğlu Sultan Balım’dır
Kazak Abdal[16]
Perişan fetheyle hayra dehanın
Daima zikretsin Hakk’ı zebanın
Eşiğine baş koy Balım Sultan’ın
Hayırlar fetholsun şerler defolsun
Perişan Baba[17]
Abdal Musa
Abdal Musa 13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın başlarında yaşamıştır. “Horasan’dan gelmiş Antalya’nın Elmalı İlçesi, Tekke Köyü’nde dergâhını kurmuştur. Büyük Türk Mutasavvıfı Kaygusuz Abdal’ın şeyhidir. 17. yüzyılda yazılmış 'Abdal Mûsa Velayetnâmesi' bulunmaktadır.”[18]
“Abdal Mûsâ XIV. asırda Garbî Anadolu’da şöhret kazanarak menkıbeleri Osmanlı Devleti’nin ilk devirlerine ve hatta yeniçeriliğin kuruluşuna ait rivayetlerle çok karışmış ve Bektaşi ananesinde eskiden beri mühim bir mevki almış olan erenlerdendir.”[19]
Abdal Musa, “Hacı Bektaş Velî’nin akrabasıdır. Bektaşi ulu ariflerindendir. Elmalı’daki dergâhı Hacı Bektaş dergâhından sonra sayılan dört büyük dergâhtan (asitâne-i Bektaşiyân) biridir. Payesi, sultânlık, Bektâş dergâhındaki hizmet postu ayakçılık, mertebesi abdâllıktır.”[20]
Abdal Musa, Bektaşi tarikatinin ilklerinden olması sebebiyle şiirlerde sıkça yer alır. Kendisine muhabbet beslenir, hürmet duyulur. Şiirlerde bu özellikleriyle anılmaktadır. Abdal Musa’dan da Bektaşiler diğer tarikat ulularından olduğu gibi himmet (manevi yardım) isterler.
Dedem beni muhabbetin çoşturur
Coşturur da yüce dağlar aştırır
Aştırır da Kaygusuz’a düşürür.
Himmeti erişti Abdal Musa'nın
Kul Hüseyin[21]
Derdlilere sensin derman olucu
Zahirde batında Şâh Abdal Musa
Muhammed Ali'nin kadrin bilici
Mürüvvet ma’deni kân Abdal Musa
Kul Şükri[22]
Urûm abdalları gelir dost deyü
Eğnimizde hırka post deyü
Hastaları gelir derman isteyü
Sağlar gelir şahım Abdal Musa’ya
Kaygusuz Abdal[23]
Abdal Musa değişik özellikleri ve sıfatlarıyla Bektaşi şiirlerine konu olmuştur.
Gönülün pasını silici sensin
Hikmetin remzini bilici sensin
Kahredüb alemi kırıcı sensin
Akar kılıcından kan Abdal Musa
Kul Şükri[24]
Cân keşf etti ta olunca dil âgâh
Pîrim Abdal Mûsa istedi nâgâh
Eşiğidir kıblem Kâbe’m eyvallah
Yüz sürüben secdegâha gelmişem
Kalbî[25]
Kaygusuz Abdal’ın şeyhi olan Abdal Musa, özellikle onun şiirlerinde sıkça yer alır ve tabii olarak övülür. Kaygusuz Abdal ayrıca Abdal Musa’yı anlatan şiirler yazmıştır.
Beylerimiz elvan gülün üstüne
Ağlar gelir şahım Abdal Mûsa’ya
Urûm abdalları postun eğnine
Bağlar gelir şahım Abdal Musa’ya
Kaygusuz Abdal[26]
Kaygusuz Abdal
Bektaşi Şiirinde Sıkça Telmih Edilen Bektaşiler
Bektaşi anlayışının en yaygın işlendiği edebi tür şiirdir. Bektaşi tekkelerinde okunan nefeslerle ilahi bir boyut kazanan bu şiirler, günümüze kadar canlılığını devam ettirerek gelmiştir. Bu anlayışı dile getiren ozanlar, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde ellerinde sazlarıyla zengin örnekler sunmuşlardır. Bektaşiliğe kaynaklık eden bu şiirler aynı zamanda Türk halk edebiyatının en zengin bölümünü oluşturmaktadır.
Bektaşi şiiri, bir takım görüşleri İslam öncesi Türk yaşayışlarına ve inanışlarına dayanan, sonraları Ahmed Yesevi’nin tasavvufi görüşünden etkilenerek Hacı Bektaş Veli ile pirini bulan ve kendine özgü bir anlayışa dönüşen, zaman içinde Türk toplumunun sosyal zenginliği içinde Alevi, Bektaşi, Hurufi, Kalenderi, Kızılbaş, Tahtacı, Batıni vb. heterotoks topluluklardan çıkmış şairlerin çoğunlukla nefes, ilahi, deme, deyiş, taşlama, ağıt vb. gibi genellikle Türklerin milli nazım şekli olan koşma tarzında meydana getirdikleri, çoğunlukla saz eşliğinde dile getirilen şiirlerdir.
Bütün bu özellikleriyle zengin Bektaşi şiiri Türk tasavvuf edebiyatı ile âşık edebiyatı özelliklerinin başarılı bir şekilde yoğrulduğu, anlayışı ve özellikleri bakımından kendine özgü bir şiirdir. Bektaşi şairleri, Bektaşi tarikatı dışında da bir çok şairi etkilemiştir.
Tekke edebiyatının en dikkate şayan kısmı olan Bektaşi edebiyatı, diğer tarikat edebiyatlarından sonra âşık edebiyatını vücuda getirmiştir. Bugünkü âşık edebiyatında Bektaşi fikri ve temayülleri ağır basmaktadır. Âşıkların bir kısmının Halveti, Kadiri, Mevlevi olmalarına rağmen hemen hepsinde Bektaşi ruh ve edası hakimdir. Âşıkların büyük bir kısmının Bektaşi olan Yeniçeriler arasından yetişmeleri de bu hususta çok manidardır.[1]
Bektaşi şiirinde, Bektaşi inancına dair düşünceler ve özel terimlerle bu tarikatın erkânına sıkça yer verilmiştir. Allah-Muhammed-Ali sevgisi yanında Oniki İmam ve tarikatın büyükleri şiirlerde sıkça yer alır.
Esaslarını büyük ölçüde eski Türk şamanizmi ve tasavvuftan alan ve Yunus Emre’den sonra 15. asırdan itibaren kuvvetli şahsiyetlerini yetiştiren Bektaşilik; Ahilik, Abdallık, Hurufilik, Kızılbaşlık, Kalenderilik ve Haydarilikten unsurlar alıp bir halita-fikir meydana getirdi. Bu fikir halitasını terennüm eden şairler, aşk ve muhabbetle Allah-Muhammed-Ali üçlüsüne, Âl-i Abâ'ya, fazlın uluhiyyetine harflerin sırlarına Hacı Bektaş Veli’nin Muhammed ve Ali’den ayrı olmadığına, tarikatın müşkillerine, ayin ve usullerine, Seyyid Gazi, Kızıl Deli Sultan, Balım Sultan gibi Bektaşi büyüklerinin menkıbelerine ve Yezid’in mel’unluğuna dair duygu ve düşünceleri, sade, halkın anlayabileceği bir dille ve umumiyetle hece vezni ile terennüm ettiler.[2]
· Bektaşi şiirinde ismi en çok telmih edilen başta Hz. Ali olmak üzere Oniki İmamlardır.
· Bunların dışında tarikatın piri olarak Hacı Bektaş Veli şiirlerde sıkça anılır.
Bu çalışmamızda bunların dışında kalan Bektaşilerden sıkça telmih edilenleri ele alacağız. Bu şahısların kısa biyografilerin ardından Bektaşi ozanlarınca bu şahısların ele alınışı, şiirlerinden seçilen metinlerle gösterilecektir. Bu şekilde Bektaşi ulularının, şairlerin dünyasında nasıl bir yere sahip olduğu hangi açılardan, hangi özellikleriyle şiirlere konu edildiği örneklenecektir.
Kızıl Deli Sultan
Asıl adı Seyyid Ali’dir. Alevi-Bektaşi pirlerinin büyüklerindendir. Lakabı Kızıl Deli’dir. Çok sayılan ve sevilen bir ermiştir. Yunanistan Dimetoka’da dergâhı vardır. Hacı Bektaş Veli’nin ölümü üzerine postnişin olmuştur. Kosova savaşına katılmıştır.[3]
1. Murad zamanında Yeniçeri ocağının kuruluşunda hazır bulunmuş dua etmiş ve askere ak börk giydirmiştir. [4]
Şiirlerde Kızıl Veli, Kızıl Deli, Seyyid Ali, Seyyid Sultan gibi isimlerle anılan Seyyid Ali’den övgüyle sözedilir:
Biz Urum abdalıyız serdarımız Kızıl Veli
Çeşmimizde şu’le-i envârımız Kızıl Veli
Bülbül-i şeydâ biziz gülzârımız Kızıl Veli
Dinimiz imanımız ikrarımız Kızıl Veli
Nur-ı Ahmed Hayder-i kerrârımız Kızıl Veli
Kanda baksak dem-be-dem dîdârımız Kızıl Veli
Virani Abdal[5]
Tasavvuf geleneğini yansıması olarak bir çok tarikat büyüğünden istendiği gibi Seyyid Kızıl Veli’den manevi yardım istenir:
Ey erenler evliyalar serveri
Himmet eyle bize şah Seyyid Ali
Tarik-i nacinin sensin rehberi
Himmet eyle bize şah Seyyid Ali
Pir Sultan Abdal[6]
Gönül arzu kıldı yüzün görmeye
Kızıl Deli Sultan aman mürüvvet
İster senden bir kılağuz olmağa
Kızıl Deli Sultan aman mürüvvet
Fakir Ednâ[7]
Balım Sultan
Asıl adı Hızır Balı’dır. 1428 yılında doğmuştur. Dimetoka’da Kızıl Deli Sultan Dergâhı’nda yetişmiştir. “1499 yılında II. Bayezid’in çağrısı üzerine İstanbul’a gelir. Padişah’ın buyruğu üzerine Hacı Bektaş Dergâhı’na gelir. 1520 yılında Hacı Bektaş’ta pîr evinde vefat eder. Türbesi Hacı Bektaş Velî tekkesindedir.”[8]
“Balım Sultan’ın vazifesi Anadolu Alevîlerini Şiilik propagandasından korumaktı. Bu suretle Hacı Bektaş dergâhına gelerek pîr postuna oturmuştu. Bektaşilikte yenilikler yapmış, (Mücerret babalık) usulünü ihdas etmiştir. Aynı zamanda Oniki İmam âyini, Oniki çırağ gibi inançları getirmiştir.”[9]
Balım Sultan Bektaşiliği yazılı bir temele oturtmuş, Bektaşiliğin tarikat niteliği kazanmasında büyük hizmetleri olmuştur. Bu yüzden kendisine “Pîr-i Sani” (ikinci pîr) denmiştir.
Bektaşiler Balım Sultan’ın varlığı ile övünürler.
Çok şükür olsun Allah’a
Bizim Sultân Balım’ız var
Yalan değildir billahi
Din Muhammed ulumuz var
Kul Bayramlı[10]
Müminin Kâbesi gönül evidir
Kudret hazinesi Hakk’ın yeridir
Pîrim cansız duvarları yürütür
Balım Sultan gibi ballarımız var
Derunî Abdal[11]
Balım Sultan, Bektaşi tarikatinin ikinci pîri olarak isim yapmıştır. Bütün Bektaşilere baş olmuştur:
Kazak Ahmet aydur rivayet ettim
Üç yüz altmış eri ziyaret ettim
Baş budur biliniz ki hikayet ettim
Mürsel Dede oğlu Balım Sultan’dır
Kazak Abdal[12]
Ta ezelden bendesi olup etmişim
Yoluna can feda Balım Sultan
Gözüme tutiya ayak toprağın
Çekem kuhl-i cilâ (süme) Balım Sultan
İbrahim[13]
Balım Sultan da bir çok tarikat ulusu gibi kendisinden manevi yardım beklenen bir şahsiyettir:
Çağırdım Hak bir Muhammed Ali
Balım Sultan Hacı Bektaş Velî
Mürüvvet erenler günahkar kulu
Erenler indinde yüzden düşürme
Alioğlu[14]
Balım Sultan gerçek sırr-ı Ali’sin
Mü’minlerin kanadısın kolusun
Pîrim Hünkâr Hacı Bektaş Velî’sin
Cansız duvarları yürüten meded
Kul Hüseyin[15]
Balım Sultan Bektaşi şairleri tarafından çeşitli vesilelerle övülür. Kazak Abdal, Balım Sultan için bir medhiye yazmıştır:
Erenlerin lokmasından yer isen
Gerçek imamların aslı der isen
Dinle pendi sana derim er isen
Mürsel Baba oğlu Sultan Balım’dır
Kazak Abdal[16]
Perişan fetheyle hayra dehanın
Daima zikretsin Hakk’ı zebanın
Eşiğine baş koy Balım Sultan’ın
Hayırlar fetholsun şerler defolsun
Perişan Baba[17]
Abdal Musa
Abdal Musa 13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın başlarında yaşamıştır. “Horasan’dan gelmiş Antalya’nın Elmalı İlçesi, Tekke Köyü’nde dergâhını kurmuştur. Büyük Türk Mutasavvıfı Kaygusuz Abdal’ın şeyhidir. 17. yüzyılda yazılmış 'Abdal Mûsa Velayetnâmesi' bulunmaktadır.”[18]
“Abdal Mûsâ XIV. asırda Garbî Anadolu’da şöhret kazanarak menkıbeleri Osmanlı Devleti’nin ilk devirlerine ve hatta yeniçeriliğin kuruluşuna ait rivayetlerle çok karışmış ve Bektaşi ananesinde eskiden beri mühim bir mevki almış olan erenlerdendir.”[19]
Abdal Musa, “Hacı Bektaş Velî’nin akrabasıdır. Bektaşi ulu ariflerindendir. Elmalı’daki dergâhı Hacı Bektaş dergâhından sonra sayılan dört büyük dergâhtan (asitâne-i Bektaşiyân) biridir. Payesi, sultânlık, Bektâş dergâhındaki hizmet postu ayakçılık, mertebesi abdâllıktır.”[20]
Abdal Musa, Bektaşi tarikatinin ilklerinden olması sebebiyle şiirlerde sıkça yer alır. Kendisine muhabbet beslenir, hürmet duyulur. Şiirlerde bu özellikleriyle anılmaktadır. Abdal Musa’dan da Bektaşiler diğer tarikat ulularından olduğu gibi himmet (manevi yardım) isterler.
Dedem beni muhabbetin çoşturur
Coşturur da yüce dağlar aştırır
Aştırır da Kaygusuz’a düşürür.
Himmeti erişti Abdal Musa'nın
Kul Hüseyin[21]
Derdlilere sensin derman olucu
Zahirde batında Şâh Abdal Musa
Muhammed Ali'nin kadrin bilici
Mürüvvet ma’deni kân Abdal Musa
Kul Şükri[22]
Urûm abdalları gelir dost deyü
Eğnimizde hırka post deyü
Hastaları gelir derman isteyü
Sağlar gelir şahım Abdal Musa’ya
Kaygusuz Abdal[23]
Abdal Musa değişik özellikleri ve sıfatlarıyla Bektaşi şiirlerine konu olmuştur.
Gönülün pasını silici sensin
Hikmetin remzini bilici sensin
Kahredüb alemi kırıcı sensin
Akar kılıcından kan Abdal Musa
Kul Şükri[24]
Cân keşf etti ta olunca dil âgâh
Pîrim Abdal Mûsa istedi nâgâh
Eşiğidir kıblem Kâbe’m eyvallah
Yüz sürüben secdegâha gelmişem
Kalbî[25]
Kaygusuz Abdal’ın şeyhi olan Abdal Musa, özellikle onun şiirlerinde sıkça yer alır ve tabii olarak övülür. Kaygusuz Abdal ayrıca Abdal Musa’yı anlatan şiirler yazmıştır.
Beylerimiz elvan gülün üstüne
Ağlar gelir şahım Abdal Mûsa’ya
Urûm abdalları postun eğnine
Bağlar gelir şahım Abdal Musa’ya
Kaygusuz Abdal[26]
Kaygusuz Abdal