:
Şahkulu Sultan Dergahı
biati
27-11-2006, 02:32 AM
ŞAHKULU SULTAN KÜLLİYESİ
Şahkulu Sultan Tekkesi, Şahkulu Baba Tekkesi, Merd-i iman Köy Bektaşi Tekkesi gibi çeşitli isimlerle anılan dergahın yaklaşık 700 yıllık bir geçmişi vardır. Bu gün dergahta yaşayan bir dünya var ise geçmişinde de yaşanılmış bir tarih saklıdır.
TARİHÇE :
Şahkulu Sultan Külliyesinin tarihi bilmeden bu gününü yorumlamak olanaklı değildir. Bizans kralı Andronikos’ un av köşkü, av alanları üzerine kurulu bulunan bugünkü dergahın tarihçesini dört ayırıcı tarihsel dönem içinde incelemek gereklidir ;
1) Ahiler Dönemi : ( 1329 / 1390 ) : 61 yıl
2) Bektaşiler Dönemi : ( 1390 / 1826 ) : 436 yıl
3) Nakşibendiler ve Mehmet Ali Hilmi Dedebaba dönemi ile son dönem Bektaşileri : ( 1842 1907 ) : 65 yıl
4) Cumhuriyet Dönemi : ( 1923 / ...... ) günümüze
Şahkulu’nda Ahiler Dönemi : 61 yıl sürmüştür
Bizans Kralı Andronikos ile yapılan savaşımlar sonucunda Sultan Orhan Gazi, Bizans’ın av köşkü arazisini Ahi Tekkesi olarak kullanıma sundu. Ahi’lik bir Esnaf / Zanaatkarlar örgütüdür, gençler eğitilir, çeşitli meslek dallarında uzman hale getirilirdi. Dergah o dönemde Ahi’lik ile ilgili çalışıyordu. Ahiler Osmanlı’ya yabancı ülkelerden haber sağlarlar, Tekke şeyhleri ise “ Gözcü Baba “ olarak adlandırılırlardı. Ahi Piri Ahi Evran gençlere şu öğütleri verirdi ; Elini açık tut – Sofranı açık tut – Kapını açık tut – Dilini bağlı tut – Gözünü bağlı tut – Belini bağlı tut. İnanç, gelenek görenek yönünden Ahi öğretisinin Bektaşilikten çok farklı yönü yoktur. Ahi’lik Babailik’e, Babailik Bektaşiliğe dönüşmüştür.
Şahkulu’nda Bektaşiler Dönemi : 436 yıl sürmüştür
Yeniçeri Ocağı’nın kurulmasından sonra Ahi Tekkeleri Yıldırım Bayezıt döneminde Bektaşi Tekkelerine dönüştürülmüştür ve Şahkulu Sultan bu dönemde tekkenin başına getirilmiştir. Bu gün de olduğu gibi o dönem de İstanbul un en büyük Bektaşi merkezi olur dergah. Meydanevi, Derviş Hücreleri, Aşevi gibi mekanlar bu Şahkulu döneminde yaptırılır. Bektaşiliğin simgesi olan Elif-i Taç, 12 dilimli Teslim Taşı bu dönem de dergahın çeşitli yerlerine konur ve hemen hemen tüm Bektaşi Dergahlarının ortak simgesi olur. Anadolu’dan gelen Bektaşi Babaları önce bu dergah ta ağırlanır, daha sonra İstanbul a uğurlanarak Yeniçeri Törenleri ne katılırlardı. 1402 yılındaki Timur yenilgisinden sonra bölge yeniden Bizans a terk edildi. İstanbul ve Anadolu da çeşitli katliamlar yapıldı. Bektaşi inancına göre bu şehitler 40 Erenler dir. “ Şahkulu Baba, Sancaktar Baba, Yörük Baba, Balcı Baba, Mansur Baba, Semerci Baba, Mah Baba, Gül Baba, Garipçe Baba, Buhur Baba, Eren Baba, Kartal Baba ...” o devirde yaşayan Bektaşi Babaları nın isimlerinden bazıları idi. Yöredeki bu günkü yerleşim birimleri; “Erenköy – Eren Baba / Göztepe – Gözcü Baba / Kartal – Kartal Baba / Merdiven köy – Merd-i İman Köy ...” isimlerini bu devirlerden almışlardır. Bektaşiler döneminde dergah ta ortak yaşam / kapalı ekonomi örgütleyerek; sebze, meyve bahçeleri, dutluklar, bağlar, arı kovanları, kümesler, ahırlar, el sanatları için atölyeler oluşturulup üretim yapmışlardır. Böylesi bir üretim elbette bugünkü 8.2 dönüm arazi üzerinde değildir. Geçmişte Kartal a kadar uzanan dergah alanları söze konudur. Bu üretim ve çalışma Yeniçeri Ocağı nın kaldırıldığı 1826 yılına kadar sürmüştür. Bu gün Vakfımızın mülkiyetinde bulunan Eyüp de ki “Karyağdı Baba tekkesi” de o dönemde İstanbul da bulunan 15 Bektaşi Tekkesinden birisidir.
Şahkulu’nda Nakşibendiler ve Mehmet Ali Hilmi Dedebaba dönemi ile Son Dönem Bektaşileri Dönemi : 65 yıl sürmüştür
1. Sultan Selim’in Alevi / Bektaşi kıyımından sonra 2. Selim, 3. Murat, 3. Selim dönemlerinde çıkarılan fetvalarla Alevi ve Bektaşiler yok edilmeye çalışılmıştır. Bu arada olaylara tepki gösteren tüm Bektaşi Tekkeleri yerle bir edilmiştir. Ayakta kalanların başına ise Nakşibendi, Mevlevi, Halveti, Kadiri ... şeyhler atanmıştır. Eyüp Karyağdı Baba Tekkesi bu dönem de yıktırılmış, Şahkulu na ise “Nakşi Tekkesi” adı altında yeni işlev verilerek, bir nakşi şeyhi olan Mehmet Ali Hilmi Dedebaba atanmıştır. Nakşiler güya Bektaşileri “Ehl-i sünnet” yapacaklardı. Ancak bilindiği üzere Bektaşilik zamanın tüm baskılarına karşın bu güne kadar devam ede gelmiştir. Bu nedenle de dergahlara atanan nakşi şeyhler, Bektaşiliğin felsefesi – hümanizmi önünde Bektaşi olmuşlardır. Asimile edelim derken asimile olmak Mehmet Ali Hilmi Dedebaba nın da kaderi olmuştur. Dedebaba Bektaşiliğe gönülden bağlanmış, dergahın imarını gerçekleştirmiş, örnek yazın eserleri vermiştir. Divanındaki dörtlükleri “Hünkar Hacı Bektaşi Veli pirimdir” diye bitirir olmuştur. Hilmi Dedebaba 44 yıl dergaha postnişinlik yapmıştır ve dergahın son Dedebaba sı dır. Vakfiyesinde bahsettiği üzere, döneminde tekke yaklaşık 200 dönüm arazi üzerinde dir. Tekke ekonomisi bu dönem de de kendine yeter, kapalı bir ekonomi idi. Sebze, meyve, et vb gereksinimlerini kendileri sağlarlar, dutluklarda ipek böceği yetiştirir, arı kovanlarından bal edinirlerdi.
Şahkulu’nda Cumhuriyet Dönemi : 1923 den günümüze ...
1919 da Erzurum ve Sivas kongrelerinden sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları Hacı Bektaşi Veli Dergahı na giderler. Akabinde dergah bir bildiri yayınlayarak Anadolu da ki tüm Alevi – Bektaşi toplumunun Atatürk’ ün yanında yer almalarını ister, harekete destek olur. 1. Dünya Savaşında İstanbul u işgal eden emperyalist güçlere karşı “Kuvay-ı Milliye” saflarında yer alan Alevi – Bektaşi toplumu ve Şahkulu Dergah ı; subay – erat saklayarak, silah ve cephane deposu olarak destek vererek, cephane ve mühimmat ı Anadolu yakası üzerinden Ankara ya yollayan dergahlardan birisi idi. Gözcü Baba, Buhur Baba vb tekke ve çevreleri bu iş için çalışıyordu. 20 li yıllarda Ulusal Kurtuluş Savaşı kazanıldı, “Cumhuriyet” ilan edildi, saltanat ve halifelik kaldırıldı. Atatürk ün “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz, Türkiye Cumhuriyeti her alanda doğru yolu göstermelidir. Biz uygarlığın Bilim ve Fenninden güç almalıyız ve ona yürüyoruz. Başka bir yol tanımayız” konuşması sonucunda 1925 de çıkarılan bir kanun ile tekke ve zaviyeler kapatıldı, aynı kanun ile şeyhlik, dervişlik, müritlik, falcılık, üfürükçülük, muskacılık gibi çeşitli çağdışı unvan ve faaliyetler yasaklandı. Toplumcu çıkarlar uğruna Alevi ve Bektaşiler Atatürk e destek vererek kendi dergahlarını kendi elleri ile kapattılar. Amaç çağdaş ve uygar olmaktı. Açılacak Cumhuriyet okulları ve Üniversite ler bu boşluğu dolduracak ve büyük ilerlemeler yapılacaktı. Kapanan dergahların bazıları Müze haline geldiler, bir kısmı da kaderine terk edildi. Şahkulu kaderine terk edilenler arasında idi. Daha sonraları Tahsin Efendi denilen bir polis emeklisi bugünkü dergah binalarını özel mülkiyeti gibi kullandı. 1963 yılında çıkan bir yangın sonucu derviş koğuşları bölümü tamamen yandı ve çöktü. Sonrasında bir yerel dernek kurularak onarım girişimi başladı ancak fiyasko ile sonuçlandı. Daha sonra şimdiki Semiha Şakir Huzur Evi ve Çocuk Yuvası dergahın arazisi üzerinde yapılmaya çalışılmış, hatta cami yapma girişimleri olmuştur. 1985 yılında kurulan “Şahkulu Sultan Külliyesini Koruma Onarma Yaşatma Derneği“ restorasyon yapmaya soyunmuş ve mülkiyet sahibi Vakıflar Genel Müdürlüğü ile bir protokol imzalayarak 1987 yılında onarım işine başlamıştır. Devletten ve Vakıflar dan tek kuruş para yardımı almaksızın camianın bağış ve yardımları ile günümüzdeki konumuna ulaşmıştır. Bu gün ise bilindiği üzere kurulan “Şahkulu Sultan Külliyesi Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Araştırma – Eğitim ve Kültür Vakfı” dergahımızda geçmişi yaşatmak / geleneksel değerlere sahip çıkmak adına hizmetlerine devam etmektedir
.
İsterseniz bu kısa tarihi özeti yaptıktan sonra dergahın giriş kapısından başlayarak fizik mekan içindeki yolculuğumuzu başlatalım :
MİMARİ YAPI :
Kapı : Dergahın giriş kapısı 12 dilimli Teslim Taşı, kapı üzerindeki Elif-i Taç ve kitabesindeki anlamlı sözleri ile bizi karşılamakta ve ziyaretçilerini şöyle içeriye davet etmektedir ;
Dürüst, doğru ol gel bu dergaha aşk ile ibadet et
Nefsini terk ederek mutluluğa gönülden var
Kurtulmak istersen bu zamanın bunalımlarından
Makam-ı Hazret-i Sultan ( makamını ) ziyaret et
Giriş kapısı önündeki “Mah Baba Suyu Çeşmesi” suyunu getirip akıtan Hilmi Dedebaba olmuştur. Yıkıntı halindeki “Yaşlı Çınar” yanındaki genç olan fidelerini gayretle büyütmektedir. Taş duvarların içindeki, kıble taşı depomuzda bulunan “Namazgah” ve yine restorasyonu yapılarak ayağa kaldıracağımız, bu gün olmayan selamlık niteliğindeki “Kır Kahvesi” dönem tarihinin canlı tanıklarıdır.
biati
27-11-2006, 02:43 AM
Meydan Evi :
Tarih yolculuğumuza bugün orijinal hali ile ayakta ve sapasağlam duran “Meydanevi” ile devam edecek olursak, düz çatısı sebze, meyve kurutma alanı olarak kubbeli yapı dergahın en erken dönem yapılarından biridir. Kubbe üzerinde ki alemi, giriş kapısında da olduğu gibi elif-i taç dır. Meydanevi taşlığından hem sema alanına hem de derviş koğuşları ( hücre ) na geçilmektedir. Taşlıkta ki Yalak ve Abdest muslukları Bektaşilikte ki “Telkin Ayini” tabir edilen “İkrar verme” yani tarikata girme töreninde “Talip” in “Rehber” önderliğinde “Üç abdest” olayını olanaklı kılmak için yapılmıştır. Derviş koğuşlarına geçen koridor, dışarıya çıkılmadan meydanevi ne geçişi olanaklı kılmakta dır. Meydan Evi düzgün 12 köşeden ( 12 gen ) oluşmakta dır. 12 köşeli plan ın seçilme nedeni 12 İmam Kültürü ne sıkı sıkıya bağlı olan Bektaşi / Alevi Kültürü dür. Meydanevi nin duvarlarında her duvarda birer adet olmak üzere, toplam 12 pencere, duvarlarda teslim taşı kabartmalı mermer bloklarda 12 imam isimleri eski yazı ile yazılmakta imiş, biz bu gün bu isimleri Türkçe olarak yazdırmayı uygun bulduk. Abdest yalağı üzerindeki mermer lento da da kısmen okunan iki mısra orijinal hali ile durmaktadır. Yazı abdest alma ile ilgilidir. Mekanın nin tam ortasında dairevi, devasa bir granit sütun yükselmektedir. Alt ve üst kaideleri yekpare mermerden oyularak yapılmıştır. Mekanın üzeri ise bu sütun ekseni etrafında 360 derece dönen bir yelpaze tonoz ( kubbe ) ile örtülmüştür. Granit sütun un yer aldığı nokta Bektaşilikte “Dar” / “Dar-ı Mansur” diye adlandırılan “Vahdet-i Vücud” yani yaratıcı ile birleşme makamıdır. İşte bir taşıyıcı elemanın statik işlevi dışında sembolik işlevini de görüyoruz burada. Kutsal addedilen bir nitelik taşımaktadır burada bu sütun. Alt mermer blok üzerindeki 12 mum kabartması “Çerağ” ı sembolize etmektedir. 12 imamın nur’u anlatılmıştır. Tunç tan yapılan sütun bileziği 12 adet sol el den oluşmaktadır. Kandil, şamdan ile aydınlatma sağlanan bu devirde elde taşınan çerağ, kandil, şamdanın mekan aydınlatmasında kullanılması söz konusudur ve bu ellere asılarak ışık sağlanmaktadır. Baş parmakların üzerinde anlamı çözülemeyen, her elde farklı işaretler kazınmıştır. Kubbe altında bulunan mermer sütun başlığı da yine blok mermerden yapılmış olup altı dairevi, üstü 12 gen olan ampir üslubunda sıkça görülen akantus yaprakları ve yumurta dizisi süslemelerle bezenmiştir. Üstte yine 12 gen ikinci bir başlık yer almaktadır. Daha yukarılarda ise, alçıdan yapılmış 12 adet akantus yaprağından oluşan bir nevi taç bulunmaktadır. 5 ve 6. yüzyılların Bizans mimarisinde görülen bir başlık tipini hatırlatmaktadır. Başka hiçbir Bektaşi Dergahında böyle bir başlık yoktur. Büyük bir olasılıkla meydanevi nin inşa edildiği devirlerde böyle bir elemanın mevcut olduğu ve dönemin ustalarını etkilediği bir gerçektir. Çevredeki sütun parçalarının da Bizans döneminden kalma olasılığı vardır. Sütun yukarıda “Havai Fişek” görüntüsü ile yine 12 parçaya ayrılmıştır. Böylece yelpaze tonozun iç yüzeyi de plan ile üst yapı arasında bütünlük sağlamaktadır. Bezemeler geç dönem ilaveleridir. Bektaşilik dışı tarikatlar da da ayin alanının ortasına “Kutup hane” dendiği bilinmektedir “Kutsal yer” anlamı taşır. Bu orta direkli yerleşimi “Göçebe Türkmen” in “Orta Direkli Çadır” ına da benzetmek bir anlamda olanaklıdır.
Aş Evi :
Meydan evinden Aşevi bölümüne direk bağlantılı bir kapı mevcuttur. Bu kuvvetli bir ilişkidir. Kırklar semahı anlatımında “Bir üzüm danesi” ni ezip yiyerek aşka gelen dervişlerin, yaşam ile ibadetin nasıl iç içe geçirdiğinin göstergesidir. Meydan evinin hemen yanı başında yapılmış olan büyük Aşevi, kiler evi, aşçı baba odası, hamam, hela ve çamaşırhane mekanların tören mekanı ile arasında böyle bir “doğrudan ilişki” kurulma nedeni, “ayin-i cem” ler de kurulan “muhabbet sofraları”n da, cem sonunda verilen gülbenklerle yenilip içilmesidir. Yemek pişerken hamam da ısınıyor. Ocak yakınlarında göze çarpan iki küp, derviş koğuşlarının küçük, günlük aşevinden çıkarılmış olup toprağa gömülü halde idiler. Geçmişte bu küpler Buzdolabı işlevi görmekteydi. Aşevinin arkaya açılan kapısı eskilerde bir ekmek ocağına açılmakta idi, henüz restorasyonu gerçekleşmemiştir.
Hamam Evi :
Tarikata girme töreninde üç abdest olayından bahsetmiştik, bu abdestlerden ilk ikisinin boy abdesti ( gusül ) olması da meydan evinin hamam ile olan bağlantısını açıklamaktadır. Aşevi ocağı iki kanal ile hamamın cehennemliğine bağlanmıştır. Böyle yapılma nedeni; yemek ateşinden hamamın da yararlandırılması ilkesidir. Hamam bölümü temizliğin önemini belirtir bir yapıdadır ve üç bölümden oluşmuştur ; cehennemlik / ılıklık / hela. Duvardaki bezemeler son döneme aittir. Kurna sistemi Türk Hamamı özelliği taşımaktadır. Tepe pencereleri aydınlatma, havalandırma, duvar içindeki tüteklik penceresi ise, kandil isini baca sistemi ile dışarı atma amaçlıdır.
Çamaşır Evi :
Dışarıdan girişli ayrı bir bölüm halinde yapılmıştır. Temizlik de dergah yaşamında en önemli unsur olmuştur.
Derviş Evi :
Bu gün konferans salonu, toplantı, sohbet odaları olarak kullanılmakta olup kagir yapım tekniğinde yapılmış olan iki katlı bina 1960 lı yıllarda geçirilen bir yangın sonucu tamamen yanmış bir halde idi. Üst ve alt katlarındaki odalar derviş koğuşları idiler. Hücrelerin günlük yemek gereksinimini karşılayan küçük aşevi ocağı alt katta bulunmakta idi. Dergahta iki ocak vardı o dönemlerde. Küçük ocakta günlük, büyük ocak ise daha büyük lokmalar pişerdi. Koğuşlar iki ana ve hazire ye açılan bir tali kapı ile dışarı bağlanmıştır.
Kitap Evi :
Koğuşları meydan evine bağlayan 4 odalı tek katlı hücreler ise bu gün Alevi Bektaşi Araştırma kütüphanesi olarak kullanılmakta olup, önceleri derviş odaları olarak, son dönemde ise Mehmet Ali Hilmi Dedebaba nın çalışma odası idi. Mezarı vasiyeti üzerine bir süre için bu koğuşların birinin zemininde tutulmuştur, daha sonra bu günkü mezarına defnedilmiştir. Çalışma odasının zeminine gömülme arzusu Dedebaba nın dergaha bağlılığının bir kanıtıdır.
Hazire ( Mezarlık ) :
Şahkulu Sultan 1400 lü yıllardan beridir burada dinlenmektedir. Mezarın boyutları inançlı insanların sevgileri nedeniyle her onarımda biraz daha büyümüştür. Diğer mezarlar insan boyutlarındadır. Dergahın Çobanı Musa Baba ve diğer dervişler burada yatmaktadırlar. İnsan ve iş ayrımı yapılmadan çeşitli yıllarda buraya defnedilmiş olan Bektaşi dervişleri burada aynı mekanı paylaşmaya devam etmektedirler. Sonradan geçen yol hazire yi ikiye bölmüştür. Dergah dışında kalan bölümde yeni dönem mezarları da bulunmakta dır.
Köşk :
Dergahın son postnişini Mehmet Ali Hilmi Dedebaba, dergah arazisine, bu gün vakıf toplantılarını yaptığımız, alt katı sağlık ocağı olarak kullanılan; Hilmi Dedebaba köşkünü yaptırmıştır. 1940 yılında çekilen bir fotoğraf temel alınarak yeniden yapılan edilen bu yapı, dedebaba nın misafirlerini ağırlamakta kullanılır, alt katında ise bir ocağı bulunurmuş. Tavan ahşap teknikle yapılmış olup dönemin köy evi bindirme tavanından esinlenilmiştir.
Meydan Çeşmesi :
Hemen köşkün yanında 1980 li yıllarda yapılan onikigen meydan çeşmesi yeni yorumu ve üzerindeki elif-i tacı ile bahçeye bir olgunluk getirmiştir. İçerisinde arıtılarak gelen suyu depolamakta kullanılan paslanmaz çelikten üretilmiş bir su deposu bulunmakta ve dergaha gelen canların susuzluklarını gidermektedir.
Bahçe :
Tekke ekonomisi kapalı, kendine yeter bir ekonomi idi. Sebze meyve gereksinimini çevresindeki bahçelerinden sağlar, et ve sütünü kendisi üretirdi. Büyük dutlukta ipek böceği yetiştirir, ipek üretimi yapar, arı kovanlarından bal edinirlerdi. Dergahın günümüze küçülerek gelen bu bahçesinde, kimi yapı yapılma çabalarına rağmen “Dünyada Cennet” anlayışından yola çıkılarak yaklaşık 8 dönüm olan bu setli bahçede, çardak, havuz düzenlemeleri, Anadolu geleneğindeki “Avlu” sistemine bir öykünmedir.
Yemekhane :
1980 li yıllarda günümüz gereksinimlerinden yola çıkılarak yapılan yeni “Aşevi” eskiden ahır ve yemiş kurutma yeri olarak kullanılan yapı kalıntısı izi üzerine bina edilmiştir. Dışarıdan bakıldığında bu duvar kalıntısı onarılarak bırakılmış, bahçeye bakan bölümüne eklenen Modern Yapı anlayışı ile yeniden yapılmıştır. Bu yeni yapının yüksekliği, içerideki eski yapıların görünmesine engel olmayacak şekilde tutulmuştur. İçeride yaklaşık 500 kişinin yemek yiyebileceği masa düzeni, bodrum katında kesimhanesi, soğuk hava depoları ile modern bir aşevi yapılmıştır.Dışarısında bir kitap satış yeri ve Atatürk köşesi vardır.
Özetleyecek olursak ;
Mimari ile eylem bütünlüğünün bunca yoğun sergilendiği bir yapı daha yoktur. Bektaşi Tekkelerinin diğer tarikat tekkelerinden oldukça faklı bir işlev şemasından kaynaklanan ve dolayısı ile bu tarikatların tekkelerinde karşımıza çıkmayan bu düzenleme “Şahkulu Sultan Külliyesi” ni mekanlar arası ilişkiler açısından ideal bir Bektaşi Tekkesi yapmaktadır. Anadolu Kültür ortamında 12. yüzyıldan itibaren varlığını izleyebildiğimiz muhtemelen orta direkli çadır ve ev tipinden kaynak kökenini bulan ve farklı işlevlere sahip yapılarda karşımıza çıkan biçimli bir gelenek ile Bektaşi felsefesinde ki 12 rakam sembolizmi bir araya gelmiş, Osmanlı üslubunun da eklenmesi ile gerek tekke mimarisi gerek Türk – İslam mimarisi içinde önemli bir yapı ortaya çıkmıştır. Bu yapılar topluluğunu sadece Cem evi – Aş Evi – Tekke olarak yorumlamak kanımızca eksiktir. Sanırım “ Şahkulu Sultan Külliyesi ” demek daha doğru olacaktır.
Burhan GÜVENKAYA / Y. Mimar
www.Sahkulu.org sitesinden alınmıştır
E-Posta: iletisim@sahkulu.org
Sevgiyle...
zuhal
19-12-2006, 09:45 AM
paylaşımın için sağol beni rahatlatan içime huzur veren tek yer diyebilirimm....
orada olmak çok farklı
Bilgilerin için sağolasın sevgili biati.. Zuhal'in söylediklerine bende katılıyorum.. Bizim gibi düşünen birçok kişinin olduğundan da şüphem yok zaten..
Farklı bir atmosferi var dergahın.. insana müthiş huzur veren ve aynı zamanda harika mimarisiyle de ziyaret edenleri kendine hayran bırakan bir yapı.. Ben sık sık ziyaret etmeye çalışıyorum.. özellikle hafta sonları..
Çalışmalar, etkinlikler ve biz alevi gençlerine faydalı olmak adına, bilinçli, inançlı, bilgili ve inancına sahip çıkan bir gençlik olmamız için bütün imkanları sağlayan, emek veren insanlara bir kez daha sonsuz saygı ve sevgilerimi sunuyorum..
Dersimeren
27-06-2007, 10:23 AM
ŞahKulu Dergahında bağlama dersi alıyorum gerçek ten orası çok huzur dolu bir yer bide orası tamamiyle alevilerin yani bizlerin olsaydı daha da güzel olurdu
Alihanlı
27-06-2007, 02:46 PM
fırsat buldukça uğrarım gerçekten çok güzel ve huzurlu bir dergah.
serapkaya
28-06-2007, 06:12 AM
ŞAHKULU SULTAN KÜLLİYESİ
Şahkulu Sultan Tekkesi, Şahkulu Baba Tekkesi, Merd-i iman Köy Bektaşi Tekkesi gibi çeşitli isimlerle anılan dergahın yaklaşık 700 yıllık bir geçmişi vardır. Bu gün dergahta yaşayan bir dünya var ise geçmişinde de yaşanılmış bir tarih saklıdır.
TARİHÇE :
Şahkulu Sultan Külliyesinin tarihi bilmeden bu gününü yorumlamak olanaklı değildir. Bizans kralı Andronikos’ un av köşkü, av alanları üzerine kurulu bulunan bugünkü dergahın tarihçesini dört ayırıcı tarihsel dönem içinde incelemek gereklidir ;
1) Ahiler Dönemi : ( 1329 / 1390 ) : 61 yıl
2) Bektaşiler Dönemi : ( 1390 / 1826 ) : 436 yıl
3) Nakşibendiler ve Mehmet Ali Hilmi Dedebaba dönemi ile son dönem Bektaşileri : ( 1842 1907 ) : 65 yıl
4) Cumhuriyet Dönemi : ( 1923 / ...... ) günümüze
Şahkulu’nda Ahiler Dönemi : 61 yıl sürmüştür
Bizans Kralı Andronikos ile yapılan savaşımlar sonucunda Sultan Orhan Gazi, Bizans’ın av köşkü arazisini Ahi Tekkesi olarak kullanıma sundu. Ahi’lik bir Esnaf / Zanaatkarlar örgütüdür, gençler eğitilir, çeşitli meslek dallarında uzman hale getirilirdi. Dergah o dönemde Ahi’lik ile ilgili çalışıyordu. Ahiler Osmanlı’ya yabancı ülkelerden haber sağlarlar, Tekke şeyhleri ise “ Gözcü Baba “ olarak adlandırılırlardı. Ahi Piri Ahi Evran gençlere şu öğütleri verirdi ; Elini açık tut – Sofranı açık tut – Kapını açık tut – Dilini bağlı tut – Gözünü bağlı tut – Belini bağlı tut. İnanç, gelenek görenek yönünden Ahi öğretisinin Bektaşilikten çok farklı yönü yoktur. Ahi’lik Babailik’e, Babailik Bektaşiliğe dönüşmüştür.
Şahkulu’nda Bektaşiler Dönemi : 436 yıl sürmüştür
Yeniçeri Ocağı’nın kurulmasından sonra Ahi Tekkeleri Yıldırım Bayezıt döneminde Bektaşi Tekkelerine dönüştürülmüştür ve Şahkulu Sultan bu dönemde tekkenin başına getirilmiştir. Bu gün de olduğu gibi o dönem de İstanbul un en büyük Bektaşi merkezi olur dergah. Meydanevi, Derviş Hücreleri, Aşevi gibi mekanlar bu Şahkulu döneminde yaptırılır. Bektaşiliğin simgesi olan Elif-i Taç, 12 dilimli Teslim Taşı bu dönem de dergahın çeşitli yerlerine konur ve hemen hemen tüm Bektaşi Dergahlarının ortak simgesi olur. Anadolu’dan gelen Bektaşi Babaları önce bu dergah ta ağırlanır, daha sonra İstanbul a uğurlanarak Yeniçeri Törenleri ne katılırlardı. 1402 yılındaki Timur yenilgisinden sonra bölge yeniden Bizans a terk edildi. İstanbul ve Anadolu da çeşitli katliamlar yapıldı. Bektaşi inancına göre bu şehitler 40 Erenler dir. “ Şahkulu Baba, Sancaktar Baba, Yörük Baba, Balcı Baba, Mansur Baba, Semerci Baba, Mah Baba, Gül Baba, Garipçe Baba, Buhur Baba, Eren Baba, Kartal Baba ...” o devirde yaşayan Bektaşi Babaları nın isimlerinden bazıları idi. Yöredeki bu günkü yerleşim birimleri; “Erenköy – Eren Baba / Göztepe – Gözcü Baba / Kartal – Kartal Baba / Merdiven köy – Merd-i İman Köy ...” isimlerini bu devirlerden almışlardır. Bektaşiler döneminde dergah ta ortak yaşam / kapalı ekonomi örgütleyerek; sebze, meyve bahçeleri, dutluklar, bağlar, arı kovanları, kümesler, ahırlar, el sanatları için atölyeler oluşturulup üretim yapmışlardır. Böylesi bir üretim elbette bugünkü 8.2 dönüm arazi üzerinde değildir. Geçmişte Kartal a kadar uzanan dergah alanları söze konudur. Bu üretim ve çalışma Yeniçeri Ocağı nın kaldırıldığı 1826 yılına kadar sürmüştür. Bu gün Vakfımızın mülkiyetinde bulunan Eyüp de ki “Karyağdı Baba tekkesi” de o dönemde İstanbul da bulunan 15 Bektaşi Tekkesinden birisidir.
Şahkulu’nda Nakşibendiler ve Mehmet Ali Hilmi Dedebaba dönemi ile Son Dönem Bektaşileri Dönemi : 65 yıl sürmüştür
1. Sultan Selim’in Alevi / Bektaşi kıyımından sonra 2. Selim, 3. Murat, 3. Selim dönemlerinde çıkarılan fetvalarla Alevi ve Bektaşiler yok edilmeye çalışılmıştır. Bu arada olaylara tepki gösteren tüm Bektaşi Tekkeleri yerle bir edilmiştir. Ayakta kalanların başına ise Nakşibendi, Mevlevi, Halveti, Kadiri ... şeyhler atanmıştır. Eyüp Karyağdı Baba Tekkesi bu dönem de yıktırılmış, Şahkulu na ise “Nakşi Tekkesi” adı altında yeni işlev verilerek, bir nakşi şeyhi olan Mehmet Ali Hilmi Dedebaba atanmıştır. Nakşiler güya Bektaşileri “Ehl-i sünnet” yapacaklardı. Ancak bilindiği üzere Bektaşilik zamanın tüm baskılarına karşın bu güne kadar devam ede gelmiştir. Bu nedenle de dergahlara atanan nakşi şeyhler, Bektaşiliğin felsefesi – hümanizmi önünde Bektaşi olmuşlardır. Asimile edelim derken asimile olmak Mehmet Ali Hilmi Dedebaba nın da kaderi olmuştur. Dedebaba Bektaşiliğe gönülden bağlanmış, dergahın imarını gerçekleştirmiş, örnek yazın eserleri vermiştir. Divanındaki dörtlükleri “Hünkar Hacı Bektaşi Veli pirimdir” diye bitirir olmuştur. Hilmi Dedebaba 44 yıl dergaha postnişinlik yapmıştır ve dergahın son Dedebaba sı dır. Vakfiyesinde bahsettiği üzere, döneminde tekke yaklaşık 200 dönüm arazi üzerinde dir. Tekke ekonomisi bu dönem de de kendine yeter, kapalı bir ekonomi idi. Sebze, meyve, et vb gereksinimlerini kendileri sağlarlar, dutluklarda ipek böceği yetiştirir, arı kovanlarından bal edinirlerdi.
Şahkulu’nda Cumhuriyet Dönemi : 1923 den günümüze ...
1919 da Erzurum ve Sivas kongrelerinden sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları Hacı Bektaşi Veli Dergahı na giderler. Akabinde dergah bir bildiri yayınlayarak Anadolu da ki tüm Alevi – Bektaşi toplumunun Atatürk’ ün yanında yer almalarını ister, harekete destek olur. 1. Dünya Savaşında İstanbul u işgal eden emperyalist güçlere karşı “Kuvay-ı Milliye” saflarında yer alan Alevi – Bektaşi toplumu ve Şahkulu Dergah ı; subay – erat saklayarak, silah ve cephane deposu olarak destek vererek, cephane ve mühimmat ı Anadolu yakası üzerinden Ankara ya yollayan dergahlardan birisi idi. Gözcü Baba, Buhur Baba vb tekke ve çevreleri bu iş için çalışıyordu. 20 li yıllarda Ulusal Kurtuluş Savaşı kazanıldı, “Cumhuriyet” ilan edildi, saltanat ve halifelik kaldırıldı. Atatürk ün “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz, Türkiye Cumhuriyeti her alanda doğru yolu göstermelidir. Biz uygarlığın Bilim ve Fenninden güç almalıyız ve ona yürüyoruz. Başka bir yol tanımayız” konuşması sonucunda 1925 de çıkarılan bir kanun ile tekke ve zaviyeler kapatıldı, aynı kanun ile şeyhlik, dervişlik, müritlik, falcılık, üfürükçülük, muskacılık gibi çeşitli çağdışı unvan ve faaliyetler yasaklandı. Toplumcu çıkarlar uğruna Alevi ve Bektaşiler Atatürk e destek vererek kendi dergahlarını kendi elleri ile kapattılar. Amaç çağdaş ve uygar olmaktı. Açılacak Cumhuriyet okulları ve Üniversite ler bu boşluğu dolduracak ve büyük ilerlemeler yapılacaktı. Kapanan dergahların bazıları Müze haline geldiler, bir kısmı da kaderine terk edildi. Şahkulu kaderine terk edilenler arasında idi. Daha sonraları Tahsin Efendi denilen bir polis emeklisi bugünkü dergah binalarını özel mülkiyeti gibi kullandı. 1963 yılında çıkan bir yangın sonucu derviş koğuşları bölümü tamamen yandı ve çöktü. Sonrasında bir yerel dernek kurularak onarım girişimi başladı ancak fiyasko ile sonuçlandı. Daha sonra şimdiki Semiha Şakir Huzur Evi ve Çocuk Yuvası dergahın arazisi üzerinde yapılmaya çalışılmış, hatta cami yapma girişimleri olmuştur. 1985 yılında kurulan “Şahkulu Sultan Külliyesini Koruma Onarma Yaşatma Derneği“ restorasyon yapmaya soyunmuş ve mülkiyet sahibi Vakıflar Genel Müdürlüğü ile bir protokol imzalayarak 1987 yılında onarım işine başlamıştır. Devletten ve Vakıflar dan tek kuruş para yardımı almaksızın camianın bağış ve yardımları ile günümüzdeki konumuna ulaşmıştır. Bu gün ise bilindiği üzere kurulan “Şahkulu Sultan Külliyesi Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Araştırma – Eğitim ve Kültür Vakfı” dergahımızda geçmişi yaşatmak / geleneksel değerlere sahip çıkmak adına hizmetlerine devam etmektedir
.
İsterseniz bu kısa tarihi özeti yaptıktan sonra dergahın giriş kapısından başlayarak fizik mekan içindeki yolculuğumuzu başlatalım :
MİMARİ YAPI :
Kapı : Dergahın giriş kapısı 12 dilimli Teslim Taşı, kapı üzerindeki Elif-i Taç ve kitabesindeki anlamlı sözleri ile bizi karşılamakta ve ziyaretçilerini şöyle içeriye davet etmektedir ;
Dürüst, doğru ol gel bu dergaha aşk ile ibadet et
Nefsini terk ederek mutluluğa gönülden var
Kurtulmak istersen bu zamanın bunalımlarından
Makam-ı Hazret-i Sultan ( makamını ) ziyaret et
Giriş kapısı önündeki “Mah Baba Suyu Çeşmesi” suyunu getirip akıtan Hilmi Dedebaba olmuştur. Yıkıntı halindeki “Yaşlı Çınar” yanındaki genç olan fidelerini gayretle büyütmektedir. Taş duvarların içindeki, kıble taşı depomuzda bulunan “Namazgah” ve yine restorasyonu yapılarak ayağa kaldıracağımız, bu gün olmayan selamlık niteliğindeki “Kır Kahvesi” dönem tarihinin canlı tanıklarıdır.
Şah kulu dergahına uzun süredir gidemiyorum.. buradaki arkadaşlarla hemfikir olduğuma çok sevindim orada insan Huzur buluyorr...
serapkaya
28-06-2007, 06:12 AM
Şahkulu Dergahına uzun süredir gidemiyorum.. buradaki arkadaşlarla hemfikir olduğuma çok sevindim orada insan Huzur buluyorr...
biati
28-06-2007, 09:03 PM
ŞahKulu Dergahında bağlama dersi alıyorum gerçek ten orası çok huzur dolu bir yer bide orası tamamiyle alevilerin yani bizlerin olsaydı daha da güzel olurdu
Sevgili Dersimeren;
Bir gün mutlaka o da olacaktır, bundan şüphen olmasın!
Dergahın halkın dergahı olması kadar Alevi toplumuna yakışır bir talep olamaz.
Umuyoruz ki bir iki kişinin keyfine kalmış Dergahımız ısrarla mücadele edenler sayesinde halkla bütünleşecektir.
Bu konuda Pir Sultan vari "Dönen Dönsün Ben Dönmezem" kararlılığı ve bir Alevi gencine yakışır seviyeyle mücadele edenlerin önünde saygıyla eğiliyorum.
Sevgiyle...
Sidalyaren
28-06-2007, 09:42 PM
Şahkulunu Cok Duydum Ve Cok Güzwl Biryer Oldugunu İyi Biliyorum..Hatta Ordaki Büyük Agaca Kadar Anlattılar Ama Birtürlü Nasip Olmadı Gelmek...En Kısa Zamanda Sözüm Olsun Gelicem Biati Can..O Güzelliği Benimde Görmem Gerek..
biati
29-06-2007, 12:38 AM
Şahkulunu Cok Duydum Ve Cok Güzwl Biryer Oldugunu İyi Biliyorum..Hatta Ordaki Büyük Agaca Kadar Anlattılar Ama Birtürlü Nasip Olmadı Gelmek...En Kısa Zamanda Sözüm Olsun Gelicem Biati Can..O Güzelliği Benimde Görmem Gerek..
Sevgili Sidal;
Bekleriz elbette, başımızın üzerinde yerin var her zaman.
Sevgiyle...
Dergahımızı ziyaret eden canlar sevgili biati'nin rehberliğinden ve o güzel misafirperverliğinden de faydalanabilirler.. :)
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 10:26 PM
http://img13.imageshack.us/img13/6496/56727994.jpg
Şahkulu'nu Herkes Bilir mi ?
Önce Şahkulu kim ? Onu anlatayım. Bunlar 14 kadar öncü, hak yolcusu. Sultan Orhan zamanında, bugünkü Hacıbektaş'ın yerinde, o zaman Sulucakarahüyük diye anılan yerden, Hünkar Hacı Bektaş Veli'den iletilerini alıp, yola düşen öncüler yani .. İstanbul'a kadar sokulup orda dergahlarını açmışlar. Çoğunun adının sonuna "san" olarak "baba" ekleniyor. Örneğin Gözcü Baba, Eren Baba, Kartal Baba. Kondukları yerde, Hacı Bektaş Veli yolunda çevrelerini aydınlatmaya, bilim ışığı, hak hukuk sevgisi, saygısı yaymaya başladılar. Ne kadar ilginç; o yerler sonradan bu öncülerin alçakgönüllü adlarıyla anıldı: Gözcübaba'nın yeri Göztepe, Erenbaba'nın yeri Erenköy, öbürü Kartal .. On dört kadar dergah hepsi : Nurbaba, Bağrıaçıkbaba da bunlardan.
Şahkulu dergahı İçerenköy'de, Merdivenköy denilen küçük bir yerdeydi. İçanadolu'dan kervan kalkardı. Kim bilir kaç günde İstanbul'a ulaşır, insanlar Merdivenköy'deki dergaha konar, yıkanır, dinlenir, kente içeri temiz pak girerdi. Danışmanları, görüşmeleri olurdu. Belki alışveriş ederlerdi. Kaç gün kaldılarsa, yeniden yıkanır, paklanır, yüreklerini yükleyip geldikleri yere doğru yola düşerlerdi. Aşevi, cemevi, hamam, yatakevi, hayvanlar için ahır; gereksinmeyi karşılayacak her şeyleri vardı.
Şahkulu dergahı kırk dönüm toprak üstüne kurulmuştu. O zamanlar Merdivenköy pek ünlüydü. Ama öyle bir köy bugün yok artık. Hiçbir sanat estetiği, mimarlık kaygısı taşımayan eciş bücüş, gündüz kondu yapılar köyü silip süpürmüş. Kırk dönümlük yeri de, o yanından bu yanından kırparak, yutarak yedi dönüme indirmişler. İmam Hatip Lisesi yapmışlar, onun öğrencilerine yurt yapmışlar. Cami yapmışlar. Yaşlılar evi yapmışlar. Birazını belediye başkanı Dalan, birazını da ondan önce gelen kırpmış. Eski dil ile tam "evladiyelik" türden güzelim yapılar daracık bir alana sıkışıp kalmış. Zamanla onarımlar görmüş ya, gene de eskimiş. Girişe yakın yerde kim bilir kimin diktiği çok yaşlı bir çatal çınar var, o da kurumalık olmuş. Onun yanındaki namazgah yıkılmış, çeşme sönmüş.
Bu yazıyı niçin yazıyorum? Sünni kökenli iki mimar. Emel Güvenkaya ile Burhan Güvenkaya bir olmuş, tam altı yıl emek vererek Alevi yurttaşların bugün cemevi olarak, özellikler hafta sonlarında doldurup taşırdığı bu dergahı onarmışlar. Ücret olarak beş kuruş almayıp, paradan çok değerli, para ne ki, elinin kiri demezler mi; bir dünya Alevi kardeşin gönlünü kazanmışlar. Onlar gibi yüce gönüllü bir insan olan bahçe mimarı Hülya Döşer de eli kolu sıvayıp, kalan dört dönümlük bahçeyi düzene sokmuş. Şimdi sanki bir körler ülkesine dönüşen çirkin dünya ortasında, ona karşıt bir güzellik adası gibi insanların akın akın gelip gördüğü, cem izlediği, semah, saz, söz şöleni dinlediği, sanat yapıtı bir külliye olmuş. Duvarlarında Türkçe olarak 12 imamın adının yazıldığı 12 pencereli cemevi gerçekten görümlük bir yapıt. Yanı başındaki yönetim kurulu odasında Hazreti Ali ile Atatürk'ün resimleri yan yana asılı. Aşevinde yemek yeyip karnını doyuranın sayısı belirsiz. Adağı olanların kestiği kurbanlar orda kalıyor. Pirinç getiren, çay, şeker getiren çok. Malatya'dan, Sivas'tan, Erzincan'dan, Çorum'dan gelmiş insanlar, bahçede ağaçlar altına, gezebilir banklara oturup söyleşiyor. Görevliler zembilde çay gezdiriyor. İsteyen istediği kadar alıp içiyor, ödeme yok.
Bu güzelliği duyduğum zaman telefon edip görmeye geleceğimi bildirdim. Bana yanıt veren Muharrem Taşdemir rica etti: "Hafta sonu gelmeyin, ilgilenemeyiz; hafta içi günlerden birinde gelin, konuşalım, anlatalım!"
Gene de hatırımız için bir cem gösterdiler, saz çaldılar, semah oynadılar. Yemeklerini yedik, çaylarını içtik. Arada dert yandılar; tam onlar cem yaparken yakındaki cami sesdağıltanını açıp ezana başlarmış. Bir gün de bunlar açacak olmuş; hani rahatsız edilmek nedir, görsünler diye; kapıya polis gelmiş.
Bir de şu dünyaya destan olan güzelliğe bakın: Pazarcık köylerini gezerken duymuştum, Sünni köyüne yapılan camiye yakındaki Alevi köyünün halkı kağnılarını koşup taş çekerek, kum çekerek yardıma gelmişti.
Alevilik, Sünnilik iş midir a canım; iş insanlıktır. Benim neyi sevdiğimi, kimi alkışladığımı anlıyorsunuz değil mi? Örneğin şu mimarların yaptığı aydınca örnek! Varolsun hoşgörüyü, sevgiyi çağaltanlar. İnsanları etnik, ya da dinsel saplantılara koşullandıranlar kahrolsun! Kaplumbağalardan daha az yaşadığımız bu dünyada sahip olduğumuz zaman, ancak dostluğa yetecek kadardır; niçin onu hasımlığa, düşmanlığa ziyan ediyor, ettiriyoruz ?
Fakir Baykurt - Evrensel Gazetesi - 22.10.1996
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 10:32 PM
http://img13.imageshack.us/img13/5109/merdivenky.jpg
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 10:36 PM
http://img13.imageshack.us/img13/1959/10kasm03cumhuriyetgazet.jpg
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 10:40 PM
http://img13.imageshack.us/img13/4899/denizsom.jpg
Şahkulu Sultan'la Semah
İstanbul'a ilk gelen merd-i iman, yani mert imanlı erenlerden adını alan Merdivenköy'deki Bektaşi tekkesi
Şahkulu Sultan'la semah
Ankara Asfaltı denilen karayolunun Acıbadem'den Kartal'a kadar olan kısmını yok sayın. Yok saydığınız yolun iki yanından ufuk çizgisine kadar uzanan tüm yapıları; evleri, apartmanları, fabrikaları, sanayi sitelerini, galerileri, imalathaneleri, hastaneleri, alışveriş merkezlerini, ne varsa hepsini kaldırın. Geriye bayırlar, çayırlar; toprak ve ağaçlar kalsın. İşte bu alan Bizans'ın avlağıydı. Belki birkaç av köşkü ile manastır vardı.
Tarihçilerin yazdığına göre 29 Haziran 1329'da Bizans İmparatoru III. Andronikos Paleologos , Maltepe'de Osmanlı Beyi Orhan 'la tutuştuğu savaştan yenik çıkınca işte bu alana ahiler geliyor.
Ahilerin savaşçı dervişleri, bugün Ankara Asfaltı'ndan Göztepe'ye sapılan ve Merdivenköy denilen yere ve bir ihtimal buradaki Bizans av köşklerinden birine yerleşiyor.
Kırk erenlerden
Bunlar sayıları 40 olmasa da kırk erenlerdi: Adını Göztepe'ye veren Gözcü Baba , adını Erenköy'e veren Eren Baba , adını Kartal'a veren Kartal Baba ve adlarını bir yerlerde bırakmayan Mansur Baba, Mah Baba, Sancaktar Baba, Yörük Baba, Balcı Baba, Gül Baba, Buhur Baba, Garipçe Baba... Ve Şahkulu Sultan.
Bunlar ''merd-i iman'', yani mert imanlı insanlardı ve böylece yerleştikleri yer ''merd-i iman'' dan ''Merdivenköy'' oluyor. 1390'da da Merdivenköy'deki ahi tekkesinin yerini Şahkulu Sultan'ın kurduğu Bektaşi tekkesi alıyor. Ancak bu sırada tarih biraz karışıyor... Çünkü, 1402'deki Ankara Savaşı'da yenilen Osmanlı'nın ''fetret'' e girmesiyle Bizans, ahilerin eline geçen yerleri geri alıyor. Geri almakla kalmıyor, işte o sıra yaşları 100 olması gereken kırk erenleri şehit ediyor.
Efsanelerle gerçeğin birbirine girdiği yıllardan geriye kalan bir gerçek varsa o da İstanbul'un Anadolu yakasına gelen ilk Türklerin Alevi-Bektaşi olduğu... Ve Bektaşilerin bir süre sonra Bizans'tan geri aldıkları Şahkulu tekkesinde 1826 yılına kadar kaldıkları. 1826'da Sultan II. Mahmut, Bektaşiliği yasaklayıp tekkelerini yıktırırken yıktırmadıklarını da Nakşibendilere veriyor. 1843'te Şahkulu'na bir Nakşi olarak gelen Mehmet Ali Hilmi ise inancını değiştirip Bektaşi oluyor ve 1907'de bir ''dedebaba'' olarak yaşama gözlerini kapatıyor.
Sakız ağacı
Kurtuluş Savaşı'nda tüm Bektaşiler gibi Şahkulu'ndakiler de Mustafa Kemal Paşa 'nın yanında duruyor. 1925'te tekkeler, dergâhlar, zaviyeler kapatılırken Bektaşiler, Cumhuriyetin aydınlık ışığı için Şahkulu Sultan Tekkesi'ni de kendi elleriyle kapatıyor.
1980'lere gelindiğinde, geriye harabesi kalan tekke Alevilerin kurduğu bir dernek tarafından onarılıyor ve 1994 yılında Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Araştırma Eğitim ve Kültür Vakfı'na tahsis ediliyor; Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı'yla da hem cemevi hem de bir kültür merkezi olarak kullanılmaya başlanıyor.
Şahkulu Sultan'ın, Karaca Ahmet Sultan gibi, Erikli Baba gibi efsanelere konu olan bir kerameti bulunmuyor. Yaşamına ilişkin ayrıntı da bilinmiyor. Geride bıraktığı tek kanıt; tekkenin bahçesindeki dört metre eninde, altı metre uzunluğunda mezarı, en az dört metrelik yekpare sütundan mezar taşı ve mezarının yanı başında gövdesini iki-üç kişinin ancak kucaklayabileceği sakız ağacı. Şahkulu Sultan tekkesini 700 yıl öncesine götüren kanıt ise semahhanenin kubbesini taşıyan Bizans'tan devşirme granit sütun ve çerağların konduğu mermer sütun parçaları.
Bektaşilerin semahhane ya da meydanevi dedikleri ve bugün Alevilerin cemevi olarak kullandıkları ''ayin salonu'' 12 imama dayanılarak onikigen plan üzerine oturtulmuş. Kubbesi basık. Kubbeyi ortadaki granit sütun ''orta direk'' ya da ''dar ağacı'' taşıyor. Ortadaki sütun aynı zamanda yaşam ağacını temsil ediyor. Semahhane bu yapısıyla bir çadırı andırıyor. Asya'nın ortalarına doğru gittiğinizde Şamanlar, böyle bir çadırın içinde ayinini yaparken ortadaki direkten göğe çıkıyor ya da yerin altına iniyor... Ortadaki sütunun uç noktasından çıkan 12 kollu motif kubbeyi bir ağacın dalları üzerine oturtmuş oluyor.
12 mermerde 12 imam
Granit sütunun alt ve üst kısımlarında beyaz mermerler bulunuyor. Üstteki mermerin kenarlarına akantus ağacının yaprakları işlenmiş. Alttaki mermere ise 12 çerağ motifi yapılmış. Küçük pencerelerle bölünmüş duvarlara yerleştirilmiş 12 mermer plakanın her birinde 12 imamdan birinin adı; Ali, Hasan, Hüseyin, Zeynel Abidin, Muhammet Bakır, Caferi Sadık, Musa Kazım, Ali Rıza, Muhammet Taki, Ali Yülnaki, Hasan Al-Askeri ve Muhammet Mehdi yazıyor. Arap abecesi ile yazılan adlar zamanla silindiği için 12 imamın adı Türk abecesi ile yazılmış. Plakaların dört köşesini, 12 köşeli yıldızıyla ''teslim taşı'' süslüyor. Semahhaneye girilen kapının hemen sağında ise üç musluklu bir yalak duruyor; Bektaşiliğe kabul edilen burada ''ikrar aptesi'' alıyor. Boy aptesi ise arkadaki küçük hamamda alınıyor. Hamam, iki ocaklı aşevine açılıyor. Aşevinden bir kapıyla semahhaneye de geçiliyor. Semahhane bir koridorla dervişlerin hücrelerinin bulunduğu yapıya bağlanıyor. Bektaşi tekkesindeki yaşam, birbirinin içine geçmiş üç küçük mekânda sürüyor.
Bahçe ise geniş... Sekiz dönüm kadar... Ne var ki Şahkulu Sultan'ın arazisi bir zamanlar Kartal'a kadar uzanıyordu... Kala kala bu kadarı kalmış ve üstelik tarihi yapı, yüksek apartman bloklarının arasında sıkışıp kalmış. 1980'lerde burnunun dibine ve dahi yol olması gereken alana tecavüz edilerek huzurevi için bir cami yaptırılmış... Hoşgörüsüzlüğün en somut örneği.
Bekçisiz değil!
Bir zamanlar tekkenin kapısında ''Bu bir garip konak ki dostlar / Kimsenin malı değil, bekçisiz de değil'' yazıyormuş... Bekçisiz olmadığı, yıllar sonra bir cemevi ve kültür merkezi olarak hayat bulmasından belli. Tekkenin ''elif-i tac'' lı cümle kapısındaki kitabede ise Mehmet Ali Hilmi Dedebaba'nın yazdırdığı şu dörtlük duruyor:
''Gelip bu dergâha dosdoğru aşk ile ibadet kıl / Nefsini terk ederek mutluluğa gönülden eriş / Kurtulmak istiyorsan bu zamanın bunalımından / Makamı hazreti Şahkulu Sultan'ı ziyaret kıl.''
Her dönem bir bunalım var demek ki... O halde... Ankara Asfaltı'nı tekrar yerine koyalım... Yolun iki yanına beton yapıları dikelim... Çayır, çimen, ağaç, toprak bırakmayalım... Kendi zamanımızın bunalımı ile baş başa kalalım... Nasıl olsa Şahkulu Sultan, ''merd-i iman köy'' de, gövdesini iki-üç kişinin ancak kucaklayabileceği sakız ağacının yanında yatıyor; fazla bunalırsak ziyaretine gideriz; ''Hele bir yol sefa geldin'' diyecektir bize de. Semahhanedeki sütunun çevresinde adabını bilmesek de şöyle bir dönünce bulutlara doğru dağılacaktır sıkıntılarımız...
Deniz SOM - Cumhuriyet 29.12.2003
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 10:47 PM
Hepinize hoşgeldiniz diyerek açılış konuşmama başlamak istiyorum ;
Bugün burada toplanmamızın nedeni Vakfımız’ın 2005 yılına ilişkin olağan “Mütevelli Heyet Genel Kurulu” toplantısıdır.
Geçmişten günümüze Anadolu’daki toplumsal yaşamın, siyasetinin, ekonomisinin sorgulandığı ve belirlendiği yerlerden birisi olan, şu an içinde bulunduğumuz “700 yıllık ışık yuvası” ŞAHKULU SULTAN DERGAHI’nda, dünyadaki günümüz gelişmelerini ve Türkiye’nin bu yeni dünya düzenindeki konumunu sorgulamadan, günümüz ve içinde bulunduğumuz sorunları anlamak ve çözümlemek olanaksızdır. Bu nedenle, yüzyılımızın ve ülkemizin sorunlarını kısaca saptamaya ve anlatmaya çalışacağım;
Amerika Birleşik Devletleri’ nin “Globalizm” adı altında tüm dünya “Mazlum Ulusları” na karşı yutturmaya çalıştığı; “Tek Kutuplu Azgın Kapitalizm” in, emperyalist, baskıcı, yokedici “Büyük Amerikan İmparatorluğu” hayallerinden başka birşey değildir. Günümüz dünya siyasetini kirleten, ekonomisini alaşağı eden ve özgürlüklerini, amerikan yerlisi halkların katliamları ile dolu olan 150-200 yıllık tarihinde gizlendiğini sanan ABD kökenli “Emperyalizm“ ve mazlum uluslar içerisindeki “İşbirlikçiler”i dir.
Dünya Ticaret Merkezi’nin İkiz kuleler’ini, yarattığı ve beslediği gizli örgütler marifeti ile yıkılmasını bahane ederek, Ortadoğu üzerinde sinsice planlanan “seri cinayetler” in ve “Yeni Ortadoğu” projelerini hayata geçirmeye çalışan “Yeni Sömürgeci Düzen”, Irak’ ı “Ulusların kendi kaderlerini belirleme” haklarından uzaklaştırarak ve Türkmen, Kürt, Süryani, Keldani gibi alt etnik kimlikleri ön plana çıkararak, böl, parçala, yönet politikaları ile katliamlar yaparak emperyalist amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmaktadır.
Danimarka’ da “Karikatür Krizi” çıkarılarak, ülkemizde de “Siyasi İslamcılar” ca tetiklenen dinler arası savaşımın yaratılmaya çalışıldığı, Trabzon’ da işlenen cinayet, göreceksiniz, başka bahaneler de yaratılarak, İran – Suriye ... gibi Ortadoğu ülkelerine de yayılarak devam edecektir. En sonu, içinde Türkiye’ nin de olduğu, “Bağımsızlığını Kaybetmiş”, üst kimliklerini unutarak, ulus olma bütünlüğünü yitirmiş, ilkel, etnik topluluklar, bir avuç sömürgecinin ekmeğine yağ sürecektir. Emperyalizmin ve sırıtan, “sözde” demokrasi maskesinin arkasında, “Yeni Ortadoğu Projesi”nin temelinde bu oyunlar yatmaktadır.
Ülkemizde ise gündemde tutulmaya çabalanan “Sabun Köpüğü” sorunlar, türban – başörtüsü kaşımaları, “Lan terbiyesizlik yapma, hadi ananı da al git buradan” ruh hali ile vatandaşın ısyanını küfürle yanıtlayan, cahil politikacılar, kirlenmiş siyasi ortam, yaşanan ekonomik kriz, sevgisiz, değerlerini yitirmiş bir toplum yapısı, bizi toparlanmaya değil tersine çözülmeye götürmektedir. AB’ den umulan kurtuluş çareleri, dış yardımlarla ayakta tutulmaya çalışılan üretimsiz ekonomi, yaratılan kavram kargaşaları, üst kimliklerin alt kimliklerle parçalanmaya çalışma çabaları, saygısızca yapılan azınlık - çoğunluk tanımlamaları, “Cumhuriyet İlkeleri” nin, bireyin özgürlüğünden yola çıkan toplumsal özgürlüğü yerine “Ümmet”, cumhuriyet yasaları yerine “Şeri Yasalar” ile programlı olarak değiştirilmeye çalışılması çabaları, kadrolaşma ... bizleri bekleyen ciddi tehlikelerdir.
Roma’da Spartaküs, Osmanlı’da Şeyh Bedreddin, Torlak Kemal, Börklüce Mustafa, Mustafa Kemal’lerle başlayan toplumcu, halkçı, ulusçu “İsyan Ateşi”, ancak, Hacı Bektaş Veli’ nin “Hümanizm” inden, Gandhi’nin, Hüseyin’in sabırlı, “Barışçıl Direniş”inden, Nazım’ ın “Vatansever”liğinden, Deniz’lerin “Devrimci”liklerinden, gerçek milliyetçiliklerinden ve Alevi Bektaşi Toplumunun – Türkiye Aydını’nın sabırlı, devrimci, milliyetçi, ulusçu, toparlayıcı, birleştirici duygularından beslenebilmektedir.
Bu gün Latin Amerika ülkelerinden Venezuela’da Hugo Chavez önderliğinde başlayan Emperyalizm karşıtı, Bolivar’cı hareket, dalga dalga bütün Güney Amerika ülkelerine ve dünyaya yayılıyor.
Venezuela’nın Simon Bolivar’ı bizim Mustafa Kemal Atatürk’ümüz ile özdeşleştirilebilinir. Alevi Bektaşi düşüncesinde de Mustafa Kemal Atatürk hep baş köşeye oturtulmuştur. 12 İmam’ın Mehdi’ si sayılmıştır. “Cumhuriyet” kavramı ilk kez Hacı Bektaş Makamı’nda telaffuz edilmiştir. Hacı Bektaş ve Alevi Bektaşilerin desteğinin “Kurtuluş Savaşı”nda çok önemli bir yeri vardır. Mazlum ulusların kurtuluşlarının yolları onların tarihlerinde gizlidir.
Bizim de bugüne değin içine düştüğümüz, sürüklenmeye çalıştığımız sorunlarımızın çözümü yakın tarihimizde, verdiğimiz “Anadolu Halklarının Varolma Savaşımı”nın içinde saklıdır. Ülkemizde 1950’li yıllardan sonra başlayan bu “Karşı Devrimci” hareket malesef yükselerek ilerlemektedir. Kurtuluş, günceli doğru yorumlamamızda, bizde, ellerimizde ve biribirimize sıkıca sarılmamızdadır ...
Bu duygu ve düşüncelerle oturumu açıyor, sizleri “Türkiye Cumhuriyeti’mizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK ve tam bağımsızlık uğrunda canlarını verenler için” 1 dk lık saygı duruşuna davet ediyorum ... saygılarımla ...
Şah.Vak.Yön.Kr.Üyesi – Bşk.Yrd.sı – Müt.Hey.Üyesi – Y. Mim.B.G.
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 10:54 PM
11. MADDEYE ÖNERGE :
Alım – Satım komisyonu Üyelerinin seçimi maddesine :
AŞAĞIDA SÖZÜ EDİLEN KOMİSYONLARIN KURULMASI YA DA YENİDEN YAPILANDIRILMASI’NIN GÖRÜŞÜLMESİ ÖNERİLMİŞTİR;
. ŞAHKULU GÖNÜLLÜLERİ KOMİSYONU KURULARAK, VAKFA GÖNÜLDEN BAĞLI SINIRSIZ SAYIDA GÖNÜLLÜ DESTEĞİ SAĞLANMALIDIR,
. KADIN KOMİSYONU İŞLEVİNİ YENİDEN KAZANMALI, ÇALIŞMALARINA KOMİSYON BAŞKANIN İNSİYATİFİNDE BAŞLAMALIDIR,
. GENÇLİK KOMİSYONU İŞLEVİNİ YENİDEN KAZANMALI, VAROLAN ÇALIŞMALARINA KOMİSYON BAŞKANIN İNSİYATİFİNDE DEVAM ETMELİDİR,
. ÇOCUK KOMİSYONU KURULARAK, 18 YAŞ ALTI GENÇLERİMİZİN ŞİMDİDEN SORUMLULUK SAHİBİ OLMALARI VE GENÇLİK KOMİSYONUNA BU HAMURDAN “İNSAN” YETİŞTİRİLMESİ SAĞLANMALIDIR.
HER KOMİSYON KENDİ İÇİNDE “ÖZERK” OLMALIDIR. VAROLAN VE YENİDEN YAPILANACAK OLAN KOMİSYONLARA “ÖZERKLİK” SAĞLANMASI ÖNERİLMİŞTİR ;
KOMİSYONLARIN GÖREV TANIMLARI, “YÖNETİM KURULU” TARAFINDAN, KOMİSYON BAŞKANLARININ ÖNERİLERİYLE YAPILMALI, GÜNÜN KOŞULLARINA UYGUN HALE GETİRİLMESİ VE DİNAMİK OLMASININ SAĞLANMASI ÖNERİLMİŞTİR.
TÜM KOMİSYONLARIN “YÖNETİM KURULU” RUTİN TOPLANTILARINA BİR ÜYE İLE KATILIMLARININ SAĞLANMASI ÖNERİLMİŞTİR.
Burhan GÜVENKAYA
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:03 PM
http://img13.imageshack.us/img13/5953/000032.jpg
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:05 PM
http://img13.imageshack.us/img13/8141/000030.jpg
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:08 PM
http://img13.imageshack.us/img13/6204/000029.jpg
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:13 PM
http://img13.imageshack.us/img13/3609/000026y.jpg
Giriş Kapısındaki Kitabe :
Dürüst, doğru ol gel bu dergaha aşk ile ibadet et
Nefsini terk ederek mutluluğa gönülden var
Kurtulmak istersen bu zamanın bunalımlarından
Makam-ı Hazret-i Sultan'ı ziyaret et
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:15 PM
http://img13.imageshack.us/img13/6983/000027.jpg
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:26 PM
http://img13.imageshack.us/img13/8880/000074.jpg
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:32 PM
http://img13.imageshack.us/img13/8251/000099.jpg
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:35 PM
http://img6.imageshack.us/img6/3601/000108.jpg
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:41 PM
http://img6.imageshack.us/img6/1582/000069.jpg
mursaloğlu
09-03-2009, 11:42 PM
Ben hep Şahkulu dergahına giderim. kurbanımı adağım ya hacıbektaşı veliye adarım yada şahkulu sultana.
ben ilk rahatsız olduğumda. kızlarım bir birinden habersiz. iyileşmem umuduyla dualar etmişler ve şah kulu dergahına kurban adamışlar. 2008 kurban bayramından 15 gün önce adağı oradan satın alıp dergaha teslim edip geldik.
Makbuz karşılığı alıyorlar temiz bir kesim hanede. dednin duaları eşliğinde kesim işi uygulanıyor.
16 ŞUBAT2009 günü eşim bir adak adamış evin önünde konu komşuya dağıtmak üzere. bu defa yine şahkulu dergahının içinde satılan kurbanlardan aldık ve yine orada kestirdik. adağımızı yerine getirdik.
Ben her zaman şahkuluna giderim. niyazımı yaparım denk gelirse adak ve ya kurbandan da tadarım. cemlere girerim.
Aile efradım da gerek yalnız gerek toplu olarak bu ulu dergahı ziyaret eder ve ellerinden geldiğince destek veririler.
Şash kulu derneği İstanbuldaki bir çok Alevi dergahı içinde görevini yerine getiren bir yer. gidince göreceksiniz kapıdan içeri girince sizleri güzel bir ortam karşılar tanımadığınız halde hiçte size yabancı gelmeyen insanlarla karşılaşacaksınız.
Kim nereden gelirse gelsin fark etmiyor.
munzurema
09-03-2009, 11:42 PM
Öncelikle palaşımlar için teşekkürler. Dergahın tarihi bilgilerini paylaştıkları için.
Dergahın atmosferini anlatmaya gerek yok zaten canlarında dediği gibi huzur ve maneviyat mekanı orası. İçinde itikat olan her can için aynı diye düşünüyorum.
Şunu anlamak çok zor olmasa gerek diğer kurumlar,dernek ve cemevlerimizde olduğu gibi Şahkulu dergahınıda gerek kendi bünyesinde gerek gençliği gerekse yönetimle sorunları var. Anladığım kadarıyla ve burdaki paylaşımlardan sadece. Şahkulunda gerçekten çok büyük bi rant çarkı var ve bu çarka çomak sokmak isteyen (aslında düzeltmeye çalışan yada gerçekten birşeyler yapmak isteyen ) gençlik var. her halukarda sorun olmaması muhtemel durum.
Baslangiçta çok güzel amaçlarla başlayan kurumsallaşma çabalarının bir noktadan sonra çıkar çalışmalarına dönmesinin bir örneği daha, çok faklı bir durum değil açıkcası. İşin güzel yanı sadece tüm kurum ve derneklerdeki bu yönelişe karşı gençliğin sessiz kalmaması tepkileri dile getirmesi ,olumlu tek taraf bu. 1993 ten sonra hızla açılan kurumsallaşmaya dogru giden alevi örgütlenmeleri ,hızla artan cemevlerinin ve onları sahiplenen gençliklerle başladı, Şimdi hangi durumdayız O ilk zamanlarda çok güzel hedeflerle yola çıkılan dernekler rant çarklarına dönüşmüş yönetimlerin elinde amaçlardan sapmış kimi yerde ticarethaneye dönüsmüş ,yani anlayacağınız inancı,itikatı ticarete ve siyasete alet eden rant sağlanan mekanlara dönüşmüş halde. devamını yazacaktım ama bidahaki sefere.. işlerimden dolayı yazamıyorum.
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:43 PM
http://img6.imageshack.us/img6/7663/000068.jpg
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:47 PM
http://img6.imageshack.us/img6/4528/000042.jpg
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:50 PM
http://img6.imageshack.us/img6/6929/000038.jpg
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:51 PM
http://img6.imageshack.us/img6/745/000039.jpg
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:55 PM
http://img6.imageshack.us/img6/2848/000040.jpg
BurhanGuvenkaya
09-03-2009, 11:58 PM
http://img6.imageshack.us/img6/3883/000045.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 12:00 AM
http://img6.imageshack.us/img6/6770/000046.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 12:03 AM
http://img6.imageshack.us/img6/8219/000043.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 12:06 AM
http://img5.imageshack.us/img5/2180/000048.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 12:08 AM
http://img5.imageshack.us/img5/23/000056i.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 12:50 AM
http://img19.imageshack.us/img19/9541/000054.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 12:52 AM
http://img19.imageshack.us/img19/4302/000051.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 01:03 AM
http://img19.imageshack.us/img19/6460/000052.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 01:05 AM
http://img19.imageshack.us/img19/4538/000053.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 01:13 AM
http://img19.imageshack.us/img19/5285/000102.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 01:14 AM
http://img19.imageshack.us/img19/5391/000103.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 01:20 AM
http://img21.imageshack.us/img21/2397/000105.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 01:21 AM
http://img21.imageshack.us/img21/2226/000106.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 01:23 AM
http://img21.imageshack.us/img21/2121/000107.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 01:38 AM
http://img27.imageshack.us/img27/5702/000077.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 01:47 AM
http://img26.imageshack.us/img26/3599/000071.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 01:56 AM
http://img26.imageshack.us/img26/1992/000076.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 01:58 AM
http://img26.imageshack.us/img26/3868/000091.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:04 AM
http://img26.imageshack.us/img26/5313/000070.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:06 AM
http://img26.imageshack.us/img26/3761/000075.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:08 AM
http://img26.imageshack.us/img26/3360/000078.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:10 AM
http://img26.imageshack.us/img26/2433/000079.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:24 AM
http://img17.imageshack.us/img17/6458/000087.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:28 AM
http://img17.imageshack.us/img17/1634/000088.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:29 AM
http://img17.imageshack.us/img17/2209/000085.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:31 AM
http://img17.imageshack.us/img17/4784/000082.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:34 AM
http://img17.imageshack.us/img17/9083/000101.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:35 AM
http://img17.imageshack.us/img17/6924/000098.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:36 AM
http://img17.imageshack.us/img17/9076/000096.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:41 AM
http://img17.imageshack.us/img17/9216/000081.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:43 AM
http://img17.imageshack.us/img17/6799/000090.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:44 AM
http://img17.imageshack.us/img17/4480/000089.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:49 AM
http://img17.imageshack.us/img17/4343/dsc03857io2.jpg
kardelencan
10-03-2009, 02:53 AM
http://img26.imageshack.us/img26/3761/000075.jpg
Hala Şahkulu'nu görememiş ve orada bulunamamış olmak büyük bir eksiklik olsa da(ruhen,fikren,huzuru bulma noktasındaki elbette) bir gün mutlaka diyorum..
Bu kadar güzel kitapları birarada bulmak ayrıca çok da zor.
Şarkıdaki gibi''Orda bir Şahkulu var uzakta o Şahkulu Sultan Dergahı bizimdir;gitmesek de kalmasak da...''
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 02:53 AM
http://img17.imageshack.us/img17/4444/000008.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:00 AM
http://img7.imageshack.us/img7/1681/000003u.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:04 AM
http://img7.imageshack.us/img7/8905/000095.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:08 AM
http://img7.imageshack.us/img7/5855/000094.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:09 AM
http://img7.imageshack.us/img7/7126/000093.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:11 AM
http://img7.imageshack.us/img7/332/000092.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:23 AM
http://img7.imageshack.us/img7/8069/000009n.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:24 AM
http://img7.imageshack.us/img7/4397/000010.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:25 AM
http://img7.imageshack.us/img7/149/000011i.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:27 AM
http://img7.imageshack.us/img7/4865/000012t.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:28 AM
http://img7.imageshack.us/img7/1329/000013.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:30 AM
http://img7.imageshack.us/img7/7093/000014.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:35 AM
http://img244.imageshack.us/img244/9822/000058.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:37 AM
http://img244.imageshack.us/img244/4193/000059.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:38 AM
http://img244.imageshack.us/img244/677/000063.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:39 AM
http://img244.imageshack.us/img244/9858/000064.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:46 AM
http://img244.imageshack.us/img244/889/000066.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:48 AM
http://img244.imageshack.us/img244/5395/000062.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:49 AM
http://img244.imageshack.us/img244/3513/000067.jpg
BurhanGuvenkaya
10-03-2009, 03:51 AM
http://img244.imageshack.us/img244/5729/000061.jpg
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.